Libya: Felaketin devasa boyutlarının sebebi altyapının on yıllardır ihmali

Libyalı yetkililer, sel felaketinin sorumlularının ortaya çıkarılması için soruşturma yapılmasını talep ediyor

Derne'de arama kurtarma çalışmalarına katılan Türk yardım ekipleri. (AP)
Derne'de arama kurtarma çalışmalarına katılan Türk yardım ekipleri. (AP)
TT

Libya: Felaketin devasa boyutlarının sebebi altyapının on yıllardır ihmali

Derne'de arama kurtarma çalışmalarına katılan Türk yardım ekipleri. (AP)
Derne'de arama kurtarma çalışmalarına katılan Türk yardım ekipleri. (AP)

Libyalı yetkililer, ülkenin modern tarihindeki en kötü doğal felakette insanların ihmalinin olup olmadığının ve binlerce kişinin ölümüne sebebiyet verip vermediklerinin belirlenmesi için soruşturma çağrısında bulundu.

Daniel Kasırgası'ndan kaynaklanan sel, geçtiğimiz Pazar (10 Eylül) akşamı barajları tahrip etti, suyun şehrin ortasından geçen nehre akmasına neden oldu ve içinde uyuyan ailelerle birlikte binaları denize sürükledi.

Yetkililer tarafından açıklanan verilere göre binlerce ölünün olduğu felakette binlerce kişi de kayıp.

Derne Belediye Başkanı Abdulmunim el-Gaysi, şehirdeki ölümlerin hasarın boyutuna bağlı olarak 18 bin ile 20 bin arasında olabileceğini ifade ediyor.

Şarku’l Avsat’ın Reuters'tan aktardığına göre el-Gaysi, şehrin cesetleri balçık yığınlarından çıkarmak ve denizden toplamak için uzman ekiplere ihtiyacı olduğunu söyledi. El-Gaysi ayrıca enkaz altında ve sularda çok sayıda cesedin bulunması nedeniyle salgın hastalık endişesini dile getirdi.

(foto altı) Derne kentindeki enkazların arasında hayatta kalanları ve cesetleri arayan bir gönüllü. (AFP)
Derne kentindeki enkazların arasında hayatta kalanları ve cesetleri arayan bir gönüllü. (AFP)

Dünya Meteoroloji Örgütü (WMO), 10 yılı aşkın süredir istikrarsızlık yaşayan Libya erken uyarı verebilecek etkin bir meteoroloji kurumuna sahip olsaydı büyük can kaybının önlenebileceğini açıkladı.

WMO Genel Sekreteri Petteri Taalas, Cenevre'de gazetecilere yaptığı açıklamada, “Eğer Libya’da normal işleyen bir meteoroloji kurumu olsaydı, uyarıda bulunabilirlerdi. Acil durum yönetimi yetkilileri insanları tahliye edebilirdi. Böylece insan kayıplarının çoğunu önleyebilirdik” dedi.

Diğer yandan bazı yorumcular, geçen yıl bir su bilimi uzmanı tarafından yayınlanan ve şehrin sel karşısında ne kadar kırılgan olduğunu ve onu koruyan barajların acil bakımının yapılması gerektiğini açıklayan akademik bir araştırma makalesi de dahil olmak üzere daha önce yayınlanan uyarılara dikkat çekti.

Libya Başkanlık Konseyi Başkanı Muhammed el-Menfi, X platformunda (eski adıyla Twitter) konseyin Başsavcı'dan felaketi soruşturmasını istediğini söyledi.

El-Menfi, eylemleri veya eylemsizlikleri barajın çökmesine neden olanların ve yardımları aksatan herkesin sorumlu tutulması gerektiğini ekledi.

Libya'nın doğusunda faaliyet gösteren Libya hükümetinin Sivil Havacılık Bakanı Hişam Ebu Şekivat, yetkililerin kurtarma operasyonlarını kolaylaştırmak için bugün (cuma) şehri askeri bölge ilan etmelerinin mümkün olduğunu, bunun da gazeteciler dahil tüm sivillerin bölgeye girişinin engellenmesi anlamına geleceğini söyledi.

52 yaşındaki şoför Usame el-Hasadi, felaketin meydana gelmesinden bu yana karısını ve beş çocuğunu arıyor.

Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığına göre el-Hasadi ağlayarak şunları söyledi: “Onları aramak için tüm hastanelere ve okullara yürüyerek gittim ama sonuç alamadım.”

Fırtınanın vurduğu gece çalışan el-Hasadi, eşinin telefonunu defalarca aradığını ve kapalı olduğunu dile getirerek, “Babamın ailesinden de en az 50 kişi kayıp veya ölmüş” dedi.

Şehrin eteklerinde bir tuğla fabrikasında çalışan 24 yaşındaki Sudanlı işçi Veliyyüddin Muhammed Âdem ise kasırga sırasında kükreyen su sesiyle uyandı ve şehir merkezine doğru koştuğunda şehrin harap olduğunu gördü.

Dokuz işçi arkadaşının kayıp olduğunu ve yaklaşık 15 kişinin de ailelerini kaybettiğini ifade eden Âdem, “Sel, onları vadiden denize doğru sürükledi. Allah onlara rahmet etsin ve onları Cennetine koysun” dedi.

Uluslararası yardımlar

Türkiye, Mısır, Tunus, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Katar'dan kurtarma ekipleri geldi. Türkiye iki sahra hastanesi kurmak için ekipman taşıyan bir gemi gönderdi.

İtalya, enkazla dolu Derne Limanı’nın neredeyse kullanılamaz hale gelmesi nedeniyle yüklerini boşaltmada zorluk çeken iki askeri geminin yanı sıra, malzeme yüklü üç uçak ve kurtarma ekibi gönderdi.

(foto altı) Derne kentinde selin yol açtığı yıkımın ardından enkaz üstünde oturan bir adam. (AFP)
Derne kentinde selin yol açtığı yıkımın ardından enkaz üstünde oturan bir adam. (AFP)

Yedi milyonluk nüfusa sahip, merkezi bir hükümeti olmayan ve diktatör Muammer Kaddafi’nin koltuğunu kaybettiği 2011 Devrimi’den bu yana zaman zaman iç savaşların çıktığı Libya'da, kurtarma operasyonları siyasi bölünme nedeniyle zorluklarla karşı karşıya. Kaddafi döneminde yatırım yapılmayan zayıf altyapının 2011 sonrasındaki istikrarsızlık döneminde kaderine terk edilmesi felaketin boyutlarının devasa şekilde katlanmasına neden oldu. 

Uluslararası alanda tanınan Libya Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) ülkenin batısındaki Trablus kentinde bulunuyor. Doğuda ise Halife Hafter liderliğindeki Libya Ulusal Ordusu (LUO) tarafından kontrol edilen paralel bir hükümet faaliyet gösteriyor. Özellikle Derne, Hafter'in kontrolüne geçmeden önce bir noktada DEAŞ'ın da aralarında bulunduğu art arda gelen terör örgütlerinin kontrolüne geçmesi nedeniyle bir kaos ortamına sahne oldu.

Yıkımın boyutu Derne'nin yukarısındaki yüksek bölgelerden açıkça görülüyor. Nüfusun yoğun olduğu şehir merkezi, çamurla dolu geniş, düz bir hilal haline geldi. Geriye kalan tek şey moloz yığınları ve bir zamanlar şehri koruyan barajın yerindeki yıpranmış yol.

Evleri süpürüp sürükleyen sel nedeniyle giysiler, oyuncak bebekler, mobilyalar, ayakkabılar ve diğer eşyalar sahile saçıldı. Köklerinden sökülmüş ağaçlar ve yüzlerce hurda olmuş arabanın kapladığı sokaklar çamurla kaplandı.

41 yaşındaki Mühendis Muhammad Muhsin Bucemile Şarku’l Avsat’a şunları söyledi: “Ben eşimle birlikte hayatta kaldım ama kız kardeşimi kaybettim. Kız kardeşim yıkımın çoğunun yaşandığı şehir merkezinde yaşıyordu. Kocasının ve oğlunun cenazelerini bulup defnettik ama onun cesedine henüz ulaşamadık.”



İsrail bayrağının Ali et-Tahir Tepeleri'nde göndere çekilmesi stratejik bölgeyi yeniden gündeme taşıdı

İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Nabatiye el-Fevka kasabasını hedef alan hava saldırısının ardından yükselen dumanlar (AFP)
İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Nabatiye el-Fevka kasabasını hedef alan hava saldırısının ardından yükselen dumanlar (AFP)
TT

İsrail bayrağının Ali et-Tahir Tepeleri'nde göndere çekilmesi stratejik bölgeyi yeniden gündeme taşıdı

İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Nabatiye el-Fevka kasabasını hedef alan hava saldırısının ardından yükselen dumanlar (AFP)
İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Nabatiye el-Fevka kasabasını hedef alan hava saldırısının ardından yükselen dumanlar (AFP)

İsrail bayrağının bugün Ali et-Tahir Tepeleri'ndeki bir noktaya çekildiğini gösteren görüntüler, Güney Lübnan'ın en önemli stratejik bölgelerinden birini yeniden gündeme taşıdı. Nebatiye ve Kefr Tebnit kentlerine hâkim konumdaki, Şakif Kalesi ile karşılıklı ateş desteği sağlayan tepe, jeostratejik bir düğüm noktası olarak öne çıkıyor. Görüntüler, İsrail'in bölgeyi tamamen kontrol altına alıp almadığı yönünde tartışmalara yol açarken, askeri uzmanlar tepenin bir noktasına ulaşmanın tüm dağın askeri kontrolünün sağlandığı anlamına gelmediğini vurguluyor. İstisnai konumu nedeniyle Ali et-Tahir Tepeleri, müzakerelerde de en önemli anlaşmazlık başlıklarından biri olmayı sürdürüyor.

Bu gelişmeler, sahadaki gerilimin arttığı bir dönemde yaşandı. İsrail'e ait insansız hava araçları (İHHA), Bint Cubeyl ilçesine bağlı Hadatha beldesine çok sayıda ses bombası attı. İsrail savaş uçakları ise Bekaa bölgesi üzerinden alçak irtifada uçarak Baalbek kentine kadar ilerledi. Lübnan Ulusal Haber Ajansı, İsrail ordusunun Batı sektörde bazı köylerde zırhlı devriyeler düzenlediğini, devriyeler sırasında yoğun ateş açıldığını ve aynı zamanda İsrail İHA'larının Beyrut'un güney banliyösü üzerinde uçuşlarını sürdürdüğünü bildirdi.

 Lübnan'da dolaşan bir fotoğrafta, Ali el-Tahir tepesine dikilen İsrail bayrağıLübnan'da dolaşan bir fotoğrafta, Ali el-Tahir tepesine dikilen İsrail bayrağı

Bayrak dikilmesi kontrol anlamına gelmiyor

İsrail, 26 Haziran'da Ali et-Tahir'i kontrol altına aldığını açıklamış, Hizbullah ise bu iddiayı reddederek, bölgenin hâlâ direniş güçlerinin kontrolünde olduğunu savunmuştu.

Emekli Tuğgeneral Basem Yasin, Şarku'l Avsat'a yaptığı açıklamada, Ali et-Tahir Tepeleri'nin Güney Lübnan'ın en önemli coğrafi ve askeri düğüm noktalarından biri olduğunu belirtti. Yasin, "Bölge Kefr Tebnit'ten Kefr Rumman'a kadar uzanıyor, Nebatiye'ye giden bütün yolları ve kentin çevresini kontrol ediyor. Şakif Kalesi'nin tam karşısında yer alıyor ve iki bölgeyi yalnızca Kefr Tebnit ayırıyor. Bu nedenle Şakif'in karşısında stratejik bir blok oluşturuyor" ifadelerini kullandı.

Yasin, İsrail'in 2000 yılına kadar Ali et-Tahir, Debşa ve Cebel et-Tahra tepelerinde üç askeri üs bulundurduğunu belirterek, İsrail'in bölgeyi yeniden kontrol altına alma çabasının bu nedenle şaşırtıcı olmadığını söyledi.

Yaklaşık 1,5 kilometre uzunluğundaki Ali et-Tahir Dağı'nın Kefr Rumman Ovası, İklim et-Tuffah bölgesi ile Refi', Safi ve Seced dağlarına kadar geniş bir alanı gözetlediğini ifade eden Yasin, bunun bölgeye önemli bir taktik ve stratejik değer kazandırdığını kaydetti.

Lübnan'ın güneyindeki Ali et-Tahir ve el-Dabşa tepelerinde bombalamanın etkileri,(Ulusal Haber Ajansı)Lübnan'ın güneyindeki Ali et-Tahir ve el-Dabşa tepelerinde bombalamanın etkileri,(Ulusal Haber Ajansı)

Yasin, İsrail güçlerinin tepenin bazı noktalarına ulaşmasının bölgenin tamamını kontrol ettikleri anlamına gelmediğini belirterek, "Bir İHA'nın belirli bir noktaya ulaşması ya da tek bir noktaya bayrak dikilmesi, askeri anlamda bölgenin kontrol altına alındığını veya işgal edildiğini göstermez" ifadelerini kullandı.

Ali et-Tahir'de yer altında bir tesis bulunduğuna ilişkin iddiaları da değerlendiren Yasin, böyle bir tesisin varlığı hâlinde son iki yılda bölgenin yüzlerce hava saldırısına maruz kalmasının nedenini açıklayabileceğini söyledi. İsrail'in tesiste hâlen Hizbullah mensuplarının bulunduğunu öne sürdüğünü belirten Yasin, "Bu nedenle bölgeyi tamamen kontrol altına almaya çalışıyor. Çünkü bu mesele yalnızca hava saldırılarıyla çözülemez; tesisin içine girilmesi ve sahada kontrol sağlanması gerekir" dedi.

Karşılıklı ateş desteği sağlayan tepeler ağı

Emekli Kurmay Tuğgeneral Fadi Davud ise Ali et-Tahir'in Şakif Tepesi için kritik bir destek noktası olduğunu söyledi. Davud, "Her iki mevzi de hem görsel gözetleme hem de ateş desteği bakımından birbirini tamamlıyor. Böylece çevredeki geniş alan üzerinde kontrol sağlanabiliyor" diye konuştu.

Davud, Ali et-Tahir'in tek bir zirveden ibaret olmadığını, kuzeyden güneye uzanan Ali et-Tahir, Debşa ve Rayet et-Tahir olmak üzere üç ana tepeden oluşan Cebel et-Tahra silsilesinin bir parçası olduğunu ifade etti. En yüksek noktanın güney kesimde bulunduğunu belirten Davud, üç tepenin tek bir coğrafi ve askeri bütün oluşturduğunu söyledi.

Bölgenin doğrudan Kefr Tebnit ve Nebatiye'ye hâkim olduğunu, ayrıca Kefr Rumman çevresini de etkilediğini kaydeden Davud, İsrail yerleşimlerinin esas olarak Şakif ve Bafur tepelerinden gözetlendiğini, Ali et-Tahir'in ise aynı tepe hattı içinde Bafur'u koruyup desteklediğini belirtti.

Lübnan'ın güneyindeki Ali Tahir ormanının bombalanması sonucu yükselen duman bulutları (Ulusal Haber Ajansı)

Lübnan'ın güneyindeki Ali Tahir ormanının bombalanması sonucu yükselen duman bulutları (Ulusal Haber Ajansı)

Davud, bölgede yer altı tesisleri bulunduğuna ilişkin yıllardır çeşitli iddiaların gündeme geldiğini ancak bunların doğrulanmadığını belirterek, "Dağın altında büyük tesisler ve operasyon odaları bulunduğu, ayrıca burada İranlı uzmanlar, subaylar veya önemli askeri unsurların görev yaptığı yönünde bilgiler dolaşıyor. Ancak bunlar doğrulanmış bilgiler değil" dedi.

Operasyonel açıdan bölgenin önemine de değinen Davud, Dar Mimas ekseninden ilerleyen birliklerin önce Şakif Kalesi ve Arnun'a ulaştığını, buradan da doğuda Ali et-Tahir'e, batıda ise Nebatiye ve Kefr Tebnit'e yöneldiğini belirtti. Davud, bu nedenle Ali et-Tahir'in kontrolünün bölgeye ulaşan yollar üzerinde hâkimiyet ve geniş bir alanın gözetlenmesi açısından kritik önemde olduğunu ifade etti.

Müzakerelerin düğüm noktası

Şarku'l Avsat'ın edindiği bilgilere göre, İsrail'in çekilmesine ilişkin müzakereler başladığında ilk aşamada çekilmenin Kefr Tebnit ve tarihi Şakif Kalesi bölgesinden başlaması önerildi. Amaç, İsrail güçlerini Nebatiye'nin hemen dışından uzaklaştırmaktı. Ancak İsrail'in Ali et-Tahir Tepeleri'ne ulaşma konusundaki ısrarı nedeniyle bölge müzakerelerin temel anlaşmazlık konusu hâline geldi.

ABD'nin arabuluculuğunda, İsrail ordusunun Litani Nehri'nin güneyine çekilmesi karşılığında Lübnan ordusunun bölgeye konuşlanmasını öngören bir öneri hazırlandı ve bu plan arabulucular aracılığıyla Hizbullah'a iletildi.

Edinilen bilgilere göre İsrail öneriyi kabul etti. Ancak Lübnan ordusunun yer altındaki tesise girmeden konuşlanmasını öngören ilk taslak Hizbullah tarafından reddedildi ve plan başarısız oldu. Bunun üzerine müzakereler Zotra el-Garbiyye, Frun ve Ganduriye bölgelerinde deneme uygulaması yapılmasına yönelirken, Ali et-Tahir herhangi bir anlaşmanın dışında kaldı.

Eski işgal mevzisinden yeni çatışma eksenine

Ali et-Tahir Tepesi, Litani Nehri'nin kuzeyinde, Kefr Tebnit ile Nebatiye el-Fevka beldeleri arasında, deniz seviyesinden yaklaşık 600 metre yüksekte yer alıyor. Bölge, Ali et-Tahir, Debşa ve Ras et-Tahra tepelerinden oluşan bir silsilenin parçası.

Son savaş sırasında İsrail'in bölgeye ilerleyişi, Şakif Kalesi'nin kontrol altına alınmasının ardından Litani Nehri çevresinden açılan iki ayrı eksen üzerinden Ali et-Tahir'e doğru devam etti. Bu güzergâh, arazi yapısı sayesinde Nebatiye'ye uzanan yolların denetlenmesine imkân sağlıyor.

Ali et-Tahir'in önemi yalnızca mevcut askeri operasyonlardan kaynaklanmıyor. Bölge, İsrail'in 2000 yılına kadar Güney Lübnan'daki işgal döneminde sınır hattındaki en önemli askeri üs ve tahkimatlarından biri olarak kullanılmış, İsrail'in çekilmesinin ardından ise Hizbullah'ın stratejik hedeflerinden biri hâline gelmişti.


Hamas hükümetini feshederken, Şaas tek bir otorite çağrısında bulundu

Filistinliler, Gazze kentinin güneybatısındaki Tel el-Heva Mahallesi'nde Daghmuş ailesine ait evi hedef alan İsrail hava saldırısında hayatını kaybeden Muhammed Daghmuş ile eşi için dün cenaze töreni düzenledi. (DPA)
Filistinliler, Gazze kentinin güneybatısındaki Tel el-Heva Mahallesi'nde Daghmuş ailesine ait evi hedef alan İsrail hava saldırısında hayatını kaybeden Muhammed Daghmuş ile eşi için dün cenaze töreni düzenledi. (DPA)
TT

Hamas hükümetini feshederken, Şaas tek bir otorite çağrısında bulundu

Filistinliler, Gazze kentinin güneybatısındaki Tel el-Heva Mahallesi'nde Daghmuş ailesine ait evi hedef alan İsrail hava saldırısında hayatını kaybeden Muhammed Daghmuş ile eşi için dün cenaze töreni düzenledi. (DPA)
Filistinliler, Gazze kentinin güneybatısındaki Tel el-Heva Mahallesi'nde Daghmuş ailesine ait evi hedef alan İsrail hava saldırısında hayatını kaybeden Muhammed Daghmuş ile eşi için dün cenaze töreni düzenledi. (DPA)

Hamas, yaklaşık yirmi yıldır Gazze Şeridi'nin yönetiminde fiili hükümet işlevi gören "Hükümet Acil Durum Komitesi"ni feshettiğini açıkladı.

Gazze'de düzenlenen basın toplantısında konuşan Acil Durum Komitesi Başkanı Muhammed el-Ferra, görevinden istifa ettiğini duyurdu. Hamas'ın bu adımla, Gazze'nin yönetiminin geçen ocak ayında "Barış Konseyi" tarafından oluşturulan ve "Gazze Ulusal Yönetim Komitesi" ya da "Teknokratlar Komitesi" olarak bilinen yapıya devredilmesini kolaylaştırmayı hedeflediği belirtiliyor.

Gazze Ulusal Yönetim Komitesi Başkanı Ali Şaas ise yayımladığı açıklamada, komitenin gerekli imkân ve koşulların sağlanması hâlinde ulusal sorumluluklarını üstlenmeye tamamen hazır olduğunu ifade etti.

Şaas, komitenin başarılı şekilde görev yapabilmesi için temel şartların; "tek bir otoritenin, açık hukuki referansa sahip tek bir yasal düzenin ve bu otoriteye bağlı tek bir silahlı gücün varlığı" olduğunu vurguladı.

Öte yandan Şarku'l Avsat, pazar günü Hamas kaynaklarına dayandırdığı özel haberinde, hareketin hükümet komitesini feshetmeyi planladığını ve kararın açıklanacağı tarihi önceden duyurmuştu.


Sudan'da altın madeninde meydana gelen çökme sonucu 15 kişi hayatını kaybetti

Sudan'ın Nil Nehri Eyaletindeki el-Ubeydiye bölgesindeki yerel bir madenden altın işçileri çıkıyor (Reuters)
Sudan'ın Nil Nehri Eyaletindeki el-Ubeydiye bölgesindeki yerel bir madenden altın işçileri çıkıyor (Reuters)
TT

Sudan'da altın madeninde meydana gelen çökme sonucu 15 kişi hayatını kaybetti

Sudan'ın Nil Nehri Eyaletindeki el-Ubeydiye bölgesindeki yerel bir madenden altın işçileri çıkıyor (Reuters)
Sudan'ın Nil Nehri Eyaletindeki el-Ubeydiye bölgesindeki yerel bir madenden altın işçileri çıkıyor (Reuters)

Sudan'da daha önce güvenlik gerekçesiyle kapatılan bir altın madeninde meydana gelen kısmi göçükte 15 işçi hayatını kaybetti. Olayı, Sudan Maden Kaynakları Şirketi tarafından dün açıklandı.

Şirketten yapılan açıklamada, Mısır sınırına yakın Vadi Halfa bölgesindeki Muhammed Tevfik madenine, teknik incelemeler sonucunda tehlikeli olduğu gerekçesiyle kapatılmış olmasına rağmen bazı işçilerin girdiği belirtildi. Açıklamada, madenin bir bölümünün çökmesi sonucu 15 işçinin hayatını kaybettiği, bir işçinin ise yaralandığı ifade edildi.

Şirket, madenlerin kapatılmasına ilişkin kararların yalnızca ayrıntılı teknik ve mühendislik değerlendirmelerinin ardından alındığını vurgulayarak, bu kararların temel amacının can güvenliğini sağlamak ve kazaları önlemek olduğunu belirtti.

Sudan'da Nisan 2023'te ordu ile Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) arasında başlayan iç savaşın ardından, her iki tarafın savaş finansmanında altın sektörü önemli gelir kaynağı hâline geldi. Bu süreçte taraflar ayrıca dış aktörlerden de destek alıyor.

Savaş, zaten kırılgan olan Sudan ekonomisine ağır darbe vururken, geniş kesimlerin geçim kaynaklarını kaybetmesine neden oldu. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre bu durum, çok sayıda kişinin yüksek risk taşıyan altın madenciliğine yönelmesine yol açtı.

Ülkede çıkarılan altının büyük bölümü, ruhsatsız sahalarda veya ekonomik ömrünü tamamlamış madenlerde ilkel yöntemlerle gerçekleştirilen madencilik faaliyetlerinden elde ediliyor.

Bu tür madenlerde yeterli iş güvenliği önlemlerinin bulunmaması ve son derece tehlikeli kimyasalların kullanılması, çevredeki bölgelerde sağlık sorunlarının yaygınlaşmasına neden oluyor.

Afrika'nın yüzölçümü bakımından üçüncü büyük ülkesi olan Sudan, kıtanın önde gelen altın üreticileri arasında yer alıyor.