Putin, Batı’nın düşmanlarını etrafında mı topluyor?

Putin ve Kim, Vladivostok’taki görüşmede (Reuters)
Putin ve Kim, Vladivostok’taki görüşmede (Reuters)
TT

Putin, Batı’nın düşmanlarını etrafında mı topluyor?

Putin ve Kim, Vladivostok’taki görüşmede (Reuters)
Putin ve Kim, Vladivostok’taki görüşmede (Reuters)

ABD’li siyasi analist Marc Champion, Kuzey Kore Devlet Başkanı Kim Jong-un’un kişiliği ve eylemlerinin tuhaf görünmesine rağmen, Rusya’ya yaptığı ziyaretin, Ukrayna’nın çıkarına ters düştüğü için hafife alınamayacağına dikkat çekti.

Şarku’l Avsat’ın Bloomberg’ten aktardığı analize göre, Champion, ‘Putin, Batı’nın düşmanlarını etrafında topluyor’ başlıklı makalesinde Kim’in Rusya ziyaretine değindi.

Champion makalesine, “Açıkça söylemek gerekirse, bu Ukrayna için kötü. Çünkü Vladimir Putin’in işgale devam edebilmesini sağlamaya yardımcı olacak. Rus askerlerinin Ukrayna’nın karşı saldırısı sırasında silah kıtlığından şikayet ettiği bir dönemde, Kim’in tedarik etmesi gereken geniş bir Sovyet uyumlu mühimmat stoğu var” ifadeleriyle başladı.

Analize göre, Rusya ve Kuzey Kore, çarşamba günü iki lider arasında gerçekleşen görüşmelerin ayrıntılarını vermedi.

Ancak ABD istihbaratına göre Kim, Rusya’ya Ukrayna’da kullanması için geçen yıl bazı top mermileri gönderdi ve şimdi masada daha büyük şeylerin olduğu açık görünüyor.

Putin bir soruya yanıt olarak, toplantı için yer seçiminin (Rusya’nın uzak doğusundaki Amur bölgesindeki Vostochny Kozmodromu) Kim’in zorlu uydu programı konusunda yardım alacağı anlamına geldiğini vurguladı.

Champion makalesine şu ifadelerle devam etti:

Elbette, Ukrayna üçüncü taraflardan da silah alıyor. Ancak bir işgal için silah sağlamanın, bir ülkenin kendisini savunması için silah sağlamakla aynı şey olduğunu söylemek yanlış. Kim, ‘kötü’ bir hegemon ve düşman olan ABD’ye karşı ‘stratejik’ bir ittifak kurmak için orada olduğunu açıkça belirtti.

Analize göre, Brookings Enstitüsü’nün kıdemli araştırmacılarından Constanze Stelzenmuller’in yakın tarihli bir makalesinde, “Ukrayna’dan alınacak ders, Batı’nın eşit büyüklükte bir düşmanı olmadan 30 yıldır devam etme durumunu artık sona erdirmesi oldu” denildi.

Elbette, ABD ve Avrupa’nın karşı karşıya kaldığı düşman ve rakip devletlerin yanı sıra uluslararası teröristler ve sözde ‘haydut’ ülkeler, özellikle de Kim’in Kuzey Kore’si vardı. Ancak Batı’ya karşı çalışan stratejik bir düşman yoktu.

Şimdi Rusya, benzer düşüncelere sahip uluslardan oluşan çok çeşitli bir grubu kendi davasına çekiyor.

Kremlin’in, 2015 gibi yakın bir tarihte nükleer yakıt ve nükleer silah olduğundan şüphelenilen programını askıya alması için baskı yapmak amacıyla mesafeli tuttuğu İran da bu kapsamdaki bir diğer ülke.

Rusya, hem İran hem de Kuzey Kore’nin kendi geniş arka bahçesinde istikrarı bozan etkiler yarattığını, kullanılabilir nükleer cephanelikler inşa etmeleri durumunda durumun daha da kötüleşebileceğini anlamıştı. Ancak bu, Putin’in Ukrayna’yı işgal etmesinden ve işler ters gitmeden önceydi.

Champion'un makalesi şöyle devam etti:

Artık bu ülkeler, Putin’in ihtiyaç duyduğu top mermilerine ve insansız hava araçlarına sahip ve bunları elde etmek için ne gerekiyorsa yapacak. Bu, onlara kendi güvenlik öncelikleri konusunda yardımcı olmak anlamına gelecektir. Putin, savaşın başlamasından bu yana ilk yurt dışı seyahatini İran’a yaparak Tahran’da dini lider Ayetullah Hamaney’i ziyaret etti. Bunu savunma ve sanayi heyetleri takip etti. Bunun sonuçları sadece Avrupa’da değil, Asya ve Ortadoğu’da da hissedilecek. Çünkü Rusya, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi üyesi, büyük bir nükleer güç. Ayrıca Kuzey Kore ve İran gibi ülkelerde bulunmayan Vostochny Kozmodromu gibi kaynaklara sahip. ABD öncülüğündeki ekonomik yaptırımlar da bunu değiştirmedi.

Analize göre, Rusya için bu türden yeterince dost ülke varken, ‘haydut devlet’ fikrinin anlamı kalmayabilir.

Bu ülkeler, elbette çekici olmayan ve nispeten zayıf, ancak önemli ölçüde zarar verebilecek bir blok haline gelecekler.

Rusya, yoluna çıkan Batı yanlısı liderlerin yakın olduğu ülkelerdeki darbeleri himaye ederek  Afrika’da da sıkı bir şekilde asker topluyor.

Champion makalesine şu değerlendirmeyle devam etti:

Bu henüz Soğuk Savaş değil ya da en azından hatırladığımız bir Soğuk Savaş değil. Rusya da eski Sovyetler Birliği değil. Putin Kim’e, Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti’ni devlet olarak ilk tanıyanın da 1950’lerde Kuzey Kore’nin ABD destekli Güney Kore’ye karşı ‘bağımsızlık savaşına’ destek verenin de Rusya olduğunu anımsattı.”

Rusya’nın izolasyondan kurtulma çabasının dünyayı etkileyeceğine dikkat çeken Champion, “Bu, Putin’in küçümsediği kurallara dayalı uluslararası düzeni baltalayacak” diye yazdı.

Analize göre, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Rusya merkezli Global Affairs dergisinin son sayısında, “Tıpkı Soğuk Savaş yıllarında olduğu gibi, insanlık bir zamanlar tehlikeli ve hatta belki şimdi daha da tehlikeli bir çizgiye yaklaştı” diye yazdı.

Champion, “Putin ve Lavrov’un söylediklerinin çoğu alaycı bir şekilde dile getirilmiş ve doğru değil. Ancak yine de onların söylediklerini daha ciddiye almamız gerekiyor. Bu, özellikle Avrupa için daha fazla stratejik düşünme ve daha fazla savunma anlamına gelecektir” değerlendirmesinde bulunuyor.

Champion makalesinde, Kiev’de askeri analist olan Mykola Bielieskov’a, Ukrayna’nın karşı saldırısının bir yıpratma savaşına dönüşmesi, Putin’in daha fazla seferberlik emri vermesi ve Kim’den cephane almasıyla birlikte tüm bunların ne anlama gelebileceğini sorduğunu yazdı.

 Ukrayna Devlet Başkanlığına bağlı Kiev Ulusal Stratejik Araştırmalar Enstitüsü’nde araştırmacı olan Bielieskov ise beklediğinden daha iyimser bir yanıt vererek şunları söylemiş:

Karşı saldırının ilerleyişi ve Rusya ile hesaplaşma konusunda büyük bir karamsarlık ve kötümserliğin olduğu temmuz ayına kıyasla, doğru yönde bir değişiklik görüyorum.

Bielieskov, Ukrayna’ya verilen uluslararası desteği izleyen Almanya merkezli Kiel Dünya Ekonomisi Enstitüsü’nün yakın tarihli bir raporuna atıfta bulunarak, “Politika yapıcıların çoğu artık uzun bir savaş olacağına ve Ukrayna’yı uzun süre desteklemenin, NATO ülkelerinin çıkarına olduğuna inanıyor” demiş.

Enstitü raporunda, Avrupa’nın yaz boyunca Ukrayna’ya ve savunmasına yönelik taahhütlerini iki katına çıkararak, ABD’den daha fazla katkıda bulunduğuna dikkat çekmişti.

Bielieskov yaptığı değerlendirmeyi şu ifadelerle sürdürdü:

Batılı liderler, Ukrayna’ya ‘uygunsuz’ bir çözümü kabul etmesi için baskı yapmak amacıyla desteğini çekerse durum korkunç olur. Ancak bu uzun sürmez. Rusya saldırmak ve zulmetmek için geri döner. Ukrayna’yı desteklemeye devam eden ABD ve Avrupa’daki seçmen çoğunlukları, bir kez daha hükümetlerinden işleri tersine çevirmeye yardım etmelerini talep edebilir.

Desteğin geri çekileceğini düşünmediğini söyleyen Bielieskov, “Politika yapıcılar artık Rusya’nın Ukrayna’daki herhangi bir askeri zaferinin güvenliklerini tehdit edeceğinin farkındalar” diye ekledi.



Rusya'da 15 yaşındaki saldırgan dehşet saçtı: Nazi sembolü çizdi

Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
TT

Rusya'da 15 yaşındaki saldırgan dehşet saçtı: Nazi sembolü çizdi

Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)

Rusya'nın Başkurdistan Cumhuriyeti'nde cumartesi günü bir üniversite yurdunda bir gencin bıçaklı saldırı dizisi sonucu en az 6 kişi yaralandı. Yaralananlar arasında öğrenciler de var.

Haberlere göre bıçak taşıdığı belirtilen 15 yaşındaki çocuk, cumartesi günü Ufa'daki Devlet Tıp Üniversitesi'nin yurduna girip öğrencilere saldırmaya başladı. Gencin milliyetçi sloganlar attığı ve Nazi sembolü çizdiği bildirildi.

Rusya İçişleri Bakanlığı Sözcüsü Tümgeneral Irina Volk, RTVI haber sitesine yaptığı açıklamada, "Saldırgan gözaltına alınmaya direndi ve bu sırada iki polis memuru bıçaklandı. Ayrıca şüpheli kendine de zarar verdi" dedi. Şüpheli, ağır yaralı halde yerel bir çocuk hastanesine kaldırıldı.

Moskova'nın yaklaşık 1200 km doğusundaki Ufa'daki yetkililer, olayla ilgili üst düzey soruşturma başlattı. Saldırıda yaralanan en az 4 kişi hastaneye kaldırıldı ve birinin durumunun kritik olduğu düşünülüyor. Yaralananlar arasında Hintli öğrenciler de bulunuyor.

Moskova'daki Hindistan Büyükelçiliği, "Ufa'da talihsiz bir saldırı yaşandı. Aralarında 4 Hintli öğrencinin de bulunduğu birçok kişi yaralandı" açıklamasını yaptı.

Büyükelçilik, yetkililerle temas halinde olduğunu ve "Kazan'daki konsolosluktan yetkililerin yaralı öğrencilere yardım etmek üzere Ufa'ya hareket ettiğini" belirtti.

Görgü tanıkları, kaotik anları "her yer kan içindeydi" diyerek anlattı. Ren TV, yaralıların ambulanslarla hastaneye taşındığını gösteren görüntüleri yayımladı.

Yerel Baza kanalına göre, şüpheli yasaklı bir neo-Nazi örgütüne mensuptu. Economic Times'a göre Rusya'daki üniversitelerde 30 binden fazla Hintli öğrencinin eğitim gördüğü tahmin ediliyor.

Independent Türkçe


New START anlaşmasının sona ermesinin ardından büyük nükleer güçler arasındaki gerilim tırmanıyor

Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
TT

New START anlaşmasının sona ermesinin ardından büyük nükleer güçler arasındaki gerilim tırmanıyor

Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)

Rusya ve ABD arasında her iki ülkedeki nükleer silahları sınırlandırmak için imzalanan New START anlaşmasının bu hafta sona ermesinden bu yana, dünyanın önde gelen nükleer güçleri arasındaki gerilim tırmanıyor. Washington, gelecekteki herhangi bir anlaşmaya Pekin'i de dahil etmek isterken, Moskova ise Paris ve Londra'nın nükleer silahlanma konusunda yapılacak çok taraflı müzakerelere katılmasını talep ediyor. İki nükleer güç New START anlaşmasının kısıtlamalarından kurtulduğundan, uzmanlar her iki tarafın da taviz vermeden kazanç elde etmeye çalışacağı yeni bir silahlanma yarışından endişe duyuyor.

Çin'in belirsiz tutumu

Çin, nükleer silahların yayılmasını sınırlamak için yeni bir antlaşma müzakerelerine katılma fikrini reddetti. Batılı bir diplomat, Pekin'in iki büyük nükleer güce yetişmenin ne kadar zor olacağı konusunda ‘kasıtlı olarak belirsiz’ kalmayı tercih ettiğini söyledi. Çin'in toplamda yaklaşık 600 nükleer savaş başlığı var. Bu sayı, ABD ve Rusya'nın şu anda sahip olduğu toplam bin 700 savaş başlığından çok daha az ve iki büyük nükleer gücün cephaneliklerindeki toplam nükleer savaş başlığı sayısından da çok daha az. Ancak çoğu gözlemci, Çin'in nükleer savaş başlığı üretimini artırdığı konusunda hemfikir. ABD'nin tahminlerine göre bu sayı 2030 yılına kadar bine, 2035 yılına kadar ise bin 500'e ulaşabilir.

Eski ABD Stratejik Komutanlığı (STRATCOM) Komutanı emekli Amiral Charles A. Richard, ABD Senatosu Silahlı Kuvvetler Komitesi'nde verdiği ifadesinde, Çin'in yeteneklerinin ‘istihbarat topluluğunun raporlarından’ daha yüksek tahmin edilmesini istedi. Emekli Amiral, bu rakamın gerçeklere daha yakın olması için ‘iki veya üç katına çıkarılması gerektiğini’ de sözlerine ekledi.

Öte yandan Singapur Ulusal Üniversitesi'nden Siyaset Bilimci Ja Ian Chong, Çin'in bu konudaki şeffaflık eksikliğinin birçok soruna yol açtığını savundu.

Fransız Haber Ajansı AFP’ye konuşan Ja Ian Chong, “Bu şeffaflık eksikliği ve gizlilik, yanlış hesaplama riskini artırıyor” dedi.

Siyaset Bilimci, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bazı analistler, Pekin'in gerçek kapasitesini gizlemeye çalıştığına inanıyor. Bu, nükleer silahlarını koruyabilir ve potansiyel düşmanlarının karşı önlemler geliştirmesini engellemede belirli bir avantaj sağlayabilir.”

Çin'in nükleer kapasitesini ulusal güvenlik için gerekli minimum düzeyde tuttuğunu ısrarla savunduğunu belirten Chong, “Ancak bu iddiayı bağımsız olarak doğrulamanın bir yolu yok” ifadelerini kullandı.

Sıcak hat... Ancak Çin'in durumu farklı

Rusya ile ABD arasında 1962 yılında neredeyse bir savaşın patlak vermesine yol açan Küba Füze Krizi'nden bir yıl sonra, iki ülkenin liderleri, olası benzer bir acil durumda hızlı bir şekilde iletişim kurabilmeleri için bir sıcak hat (kırmızı telefon) kurdular, ancak Çin'in durumu farklı.

ABD Senatosu komitesine “Rusya ve ABD'nin Soğuk Savaş sırasında öğrendiği şey, bu kadar büyük yıkıcı güce sahip sistemleri sorumlu bir şekilde yönetmekti” diyen emekli Amiral Richard, “Çin'in ise aynı dersleri alıp almadığını bilmiyoruz” diye ekledi.

Diğer taraftan Londra merkezli Chatham House'da araştırmacı olan Georgia Cole, “Çin'in nükleer silahları sınırlamayı amaçlayan görüşmelere katılmakta isteksiz olmasının nedenlerinden biri, diğer iki büyük gücün çok gerisinde kalmasıdır” yorumunda bulundu.

Trump'ın Pekin'in müzakere masasında olmasını istediğini söyleyen Georgia Cole, ancak ‘Çin, Washington ve Moskova ile eşit düzeye gelmedikçe resmi nükleer silah azaltma görüşmelerine katılmayacağını ısrarla vurguladığı için bunun şu anda olası olmadığını’ belirtti.

Rusya'nın manevrası

Rusya ise, ABD'nin Çin'in katılımında ısrarcı tutumuna karşılık olarak, BM Güvenlik Konseyi (BMGK) üyesi olan Avrupa’daki iki nükleer güç olan İngiltere ve Fransa'dan da aynı şeyi talep etti. Rusya'nın Cenevre'deki BM Ofisi Daimi Temsilcisi Gennady Gatilov geçtiğimiz cuma günü yaptığı açıklamada, ülkesinin katılım isteğinin ‘ABD'nin NATO'daki askeri müttefikleri’ olan İngiltere ve Fransa'nın katılımına bağlı olduğunu söyledi.

Bu arada Fransa Uluslararası İlişkiler Enstitüsü'nün güvenlik uzmanı Elouaz Fayeh'e göre iki Avrupa ülkesinin toplam nükleer savaş başlığı sayısı 500'den az, ancak Rusya, hepsini Batılı güçler olarak görerek, bunların ABD ile aynı ‘kefeye’ konulmasını istiyor.

Fayeh, bunun iki ülkeyi ‘iki süper gücün pazarlık kozu’ haline getireceğini ve Fransa'nın bunu sık sık reddettiğini belirtti. Nükleer tehditler

Washington'da, New START anlaşmasının eski ABD baş müzakerecisi Rose Gottemoeller, ABD Senato Komitesi’ne verdiği ifadede Pekin'in gelecekteki nükleer müzakerelere katılmasının gerekliliğini vurguladı. Gottemoeller, Pekin'in nükleer tehditler konusunda ABD ile diyalog başlatmanın yollarını bulmaya büyük ilgi gösterdiğini” düşündüğünü söyledi.

Dolayısıyla Pekin silah kontrolü ile ilgili görüşmelere katılmayı reddetse bile, bu tehlikeler ele alınmalı. Silah cephanelerinin ABD’ninkinden çok daha küçük olduğunu belirten Gottemoeller, buna karşın füzelerin ateşlenmeden önceden bildirilmesinin ve acil hat düzenlemeleri gibi hususların, nükleer silahları müzakere masasına getirme ve modernizasyon programlarında yapılanlara dair bu düzeyde bir belirsizliğin sürdürülmemesi konusunda bir diyalog başlatmak için önemli araçlar olduğunu açıkladı.

Gottemoeller, bunun ‘niyetlerini öğrenmek için onlarla konuşmak’ şeklindeki başlıca ve en önemli hedef olması gerektiğinin de altını çizdi.


İran Cumhurbaşkanı: ABD ile görüşmeler ‘ileriye doğru bir adım’

Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
TT

İran Cumhurbaşkanı: ABD ile görüşmeler ‘ileriye doğru bir adım’

Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan bugün yaptığı açıklamada, cuma günü ABD ile gerçekleştirilen görüşmelerin ‘ileriye doğru bir adım’ olduğunu belirtti. Pezeşkiyan, Tahran’ın herhangi bir tehdide tolerans göstermeyeceğini vurguladı. Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ise ülkesinin uranyum zenginleştirme konusundaki kararlılığını yineleyerek, Tahran’ın ABD’nin müzakereleri sürdürme konusundaki ciddiyetine ilişkin ‘şüpheleri’ olduğunu açıkladı.

Pezeşkiyan, X platformunda yaptığı paylaşımda, “Bölgedeki dost ülkelerin yürüttüğü takip çabaları sayesinde gerçekleşen İran-ABD görüşmeleri, ileriye doğru bir adım teşkil etti” ifadesini kullandı.

Pezeşkiyan, görüşmelerin her zaman barışçıl çözümler bulma stratejisinin bir parçası olduğunu belirterek, nükleer konusundaki yaklaşımlarının Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması’nda açıkça yer alan haklara dayandığını söyledi. Pezeşkiyan, İran halkının her zaman saygıya saygıyla karşılık verdiğini ancak güç diline hiçbir şekilde tolerans göstermediğini kaydetti.

Arakçi bugün yaptığı açıklamada, Tahran’ın uranyum zenginleştirme konusunda kararlı olduğunu ve savaşla tehdit edilse dahi bu tutumundan geri adım atmayacağını söyledi. Arakçi, hiçbir tarafın İran’a ne yapması gerektiğini dikte etme hakkına sahip olmadığını vurguladı.

Arakçi, Tahran’da düzenlenen Ulusal Dış Politika ve Dış İlişkiler Tarihi Konferansı’nda yaptığı konuşmada, “Görüşmeler, İran’ın haklarına saygı duyulup bu haklar tanındığında sonuç verir. Tahran dayatmaları kabul etmez” dedi.

Arakçi, hiçbir tarafın İran’dan uranyum zenginleştirmeyi sıfırlamasını talep etme hakkı olmadığını belirterek, buna karşın Tahran’ın nükleer programına ilişkin her türlü soruya yanıt vermeye hazır olduğunu ifade etti.

Diplomasi ve müzakerelerin temel yol olduğunu belirten Arakçi, “İran hiçbir dayatmayı kabul etmez. Çözümün tek yolu müzakerelerdir. İran’ın hakları sabittir. Bugün hedefimiz, İran halkının çıkarlarını korumaktır” diye konuştu.

Arakçi, bazı taraflarda ‘bize saldırdıklarında teslim olacağımız’ yönünde bir kanaat bulunduğunu belirterek, “Bu asla gerçekleşmez. Biz diplomasinin de savaşın da (her ne kadar savaşı istemesek de) ehliyiz” uyarısında bulundu.

Arakçi, daha sonra düzenlenen bir basın toplantısında, “Karşı tarafın uranyum zenginleştirme konusunu kabul etmesi gerektiğini, bunun müzakerelerin temeli olduğunu” söyledi. Arakçi, görüşmelerin devamının ‘karşı tarafın ciddiyetine bağlı’ olduğunu belirterek, Tahran’ın barışçıl nükleer enerji hakkından asla geri adım atmayacağını vurguladı.

Arakçi, “İran’a yeni yaptırımların uygulanması ve bazı askerî hamleler, karşı tarafın ciddiyeti ve gerçek müzakerelere hazır olup olmadığı konusunda şüpheler uyandırıyor” dedi. Ayrıca, Tahran’ın ‘tüm göstergeleri değerlendireceğini ve müzakerelerin sürdürülüp sürdürülmeyeceğine karar vereceğini’ ifade etti.

Arakçi, karşı tarafla dolaylı görüşmelerin olumlu sonuç elde etmeye engel teşkil etmediğini belirterek, müzakerelerin yalnızca nükleer dosya çerçevesinde yürütüleceğini, İran’ın füze programının hiçbir zaman görüşmelerin ana konusu olmadığını söyledi.

Yeni müzakere turunun tarihi henüz belirlenmedi; bu konuda Umman Dışişleri Bakanı ile istişare edileceği kaydedildi.

İran ve ABD, cuma günü Umman’da nükleer görüşmeler gerçekleştirdi. Arakçi, bu önemli müzakerelerin başarısızlığının Ortadoğu'da yeni bir savaşı tetikleyebileceğine dair endişelerin artması üzerine, görüşmelerin iyi bir başlangıç olduğunu ve devam edeceğini söyledi.

Arakçi, Umman’ın başkenti Maskat’ta yapılan görüşmelerin ardından, “Tehditlerden ve baskılardan vazgeçilmesi, herhangi bir diyalog için şarttır. Tahran yalnızca kendi nükleer konusunu görüşür… ABD ile başka bir konuyu tartışmayacağız” dedi.

Taraflar, uzun süredir devam eden Tahran-Batı nükleer anlaşmazlığının çözümü için diplomasiyi yeni bir şansa kavuşturma konusunda istekli olduklarını ifade ederken, ABD Dışişleri Bakanı Marko Rubio, çarşamba günü yaptığı açıklamada, Washington’un görüşmelerin nükleer programın yanı sıra balistik füze programı, İran’ın bölgede silahlı gruplara verdiği destek ve ‘kendi halkıyla ilişkisi’ konularını da kapsamasını istediğini söyledi.

İranlı yetkililer ise defalarca, bölgedeki en büyük füze stoklarından birine sahip olan ülkenin füze konusunu müzakerelerde gündeme getirmeyeceklerini belirtti. Daha önce, Tahran’ın uranyum zenginleştirme hakkının tanınmasını talep ettiği açıklanmıştı.

Washington açısından ise İran içinde yürütülen uranyum zenginleştirme faaliyetleri, potansiyel olarak nükleer silah üretimine yol açabilecek bir süreç olarak görülüyor. Tahran ise uzun süredir nükleer yakıtın silah amaçlı kullanılmasına dair herhangi bir niyetinin bulunmadığını yineliyor.