Rusya ve Sudan: Porselen dükkânındaki ‘hırslı boğa’

Geçtiğimiz 15 Nisan’da Hartum’a yönelik saldırının ve de savaşın patlak vermesinden bu yana Afrika’da yaşanan bu gelişmelerin bölgesel ve uluslararası manzarayla bağlantısına dair hararetli konuşmalar sürüyor

Fotoğraf: Sebastien Thibault
Fotoğraf: Sebastien Thibault
TT

Rusya ve Sudan: Porselen dükkânındaki ‘hırslı boğa’

Fotoğraf: Sebastien Thibault
Fotoğraf: Sebastien Thibault

Emced Ferid Tayyib

Sudan’da geçtiğimiz 15 Nisan’da Korgeneral Abdulfettah el-Burhan liderliğindeki ordu ile Hamideti lakaplı Korgeneral Muhammed Hamdan Dagalo liderliğindeki Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) arasında savaş çıkmasından bu yana bu savaşın bölgesel ve uluslararası siyasi manzarayla bağlantısına dair hararetli konuşmalar yapılmaya devam ediyor. Bu bağlamda en çok gündeme getirilen ve en belirsiz dosya, Rusya’nın Sudan’daki varlığı ve oradaki savaşın tarafları ile ilişkisinin boyutu.

Bu meseleye dair söylentiler ve tartışmalar, Rus askerî Wagner grubunun kurucusu Yevgeniy Prigojin’in Sudan’daki savaşın patlak vermesinden birkaç gün sonra yaptığı açıklamanın ardından artış göstermişti. Prigojin bu açıklamada kendisini çatışmanın iki tarafı arasında bir arabulucu olarak ortaya attı ve Hartum’da barışın sağlanması için her ikisiyle de olan iyi ilişkilerinden faydalanılmasını teklif etti. Bu açıklama CNN kanalının, Wagner’in, HDK’nin silahlandırılması ve komşu Libya’dan karadan havaya füzelerle takviye edilmesi işinde parmağı olduğuna dair duyurusuyla aynı zamana denk geldi. Kanal bu duyurusunu uydu görüntüleriyle de teyit etti. Wagner’in kurucusu da Moskova yakınlarında öldürülmeden birkaç gün önce Afrika’da Hamideti’nin elçileriyle bir araya gelmişti.

Rusya’nın tarihî nüfuzu

Bu savaşı ele alırken Rusya’nın Sudan’da resmi ve gayri resmi olarak artan nüfuzunun gidişatını izlemek gerekiyor. 2015 yılından itibaren dikkat çekici bir şekilde artmaya başlayan bu nüfuz 2017 yılında, devrik Cumhurbaşkanı Ömer el-Beşir’in Rusya’yı ziyaret edip Soçi şehrinde Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’le buluşmasıyla zirveye ulaştı.

Bu buluşmada Beşir, onun nitelemesiyle ABD’nin kendi rejimine yönelik düşmanlığıyla başa çıkmak için Rusya’dan doğrudan himaye talep etti. Ayrıca Putin’e, Rusya’nın Afrika’ya ve Kızıldeniz’e açılan bir kapısı olarak Sudan’ın kullanılmasını teklif etti. Nihayetinde Kızıldeniz’in Sudan kıyısında Rus güçlerine ait lojistik bir deniz üssünün inşa edilmesi üzerinde anlaşmaya varıldı.

Rusya’nın Beşir rejimine verdiği destek giderek arttı. Ocak 2019’da yani Beşir’in devrilmesinden birkaç hafta önce Rusya Dışişleri Bakanlığı sözcüsü, Wagner’in Sudan’daki varlığını ve rejime olan desteğini itiraf etmişti

Rusya’nın Beşir rejimine verdiği destek giderek arttı. Ocak 2019’da yani Beşir’in devrilmesinden birkaç hafta önce Rusya Dışişleri Bakanlığı sözcüsü, Wagner’in Sudan’daki varlığını ve rejime olan desteğini itiraf etmişti. Konuya ilişkin açıklamada şu ifadeler yer alıyordu:

“Rusya Devleti kurumlarıyla hiçbir bağlantısı olmayan Rus özel güvenlik şirketleri, halihazırda Sudan’da faaliyet gösteriyor. Bu şirketlerin görevi, Sudan Cumhuriyeti’ndeki askerî kadroları ve kolluk güçlerini eğitmekten ibarettir.”

Daha sonra Rusya, Nisan 2019’da Beşir rejimini deviren Sudan devriminin eğilimlerinden duyduğu memnuniyetsizliği gizlemedi ve Sudan’da ordu ve güvenlik kurumlarındaki etkinliğini geri kazanmak için sabırla çalışmaya devam etti. Şu an savaşan Burhan ile Hamideti’ye bağlı güçlerin 25 Ekim 2021’de geçiş hükümetine karşı yaptığı askerî darbeyle de bu hedefine ulaştı.

Prigojin’in hayal kırıklığı

Örneğin Rusya Federasyonu Anayasal Mevzuat Komitesi Başkanı Andrei Klishas, Beşir’in Nisan 2019’de devrilmesini ‘şiddet yoluyla ve anayasaya aykırı bir iktidar değişimi’ şeklinde niteledi. Bilindiği üzere Wagner grubu, devrim sırasında Beşir rejimine destek sunmuştu. Daha sonra sızdırılan gizli raporlara göre Prigojin, Beşir’in göstericilere karşı son derece temkinli tutumundan duyduğu hayal kırıklığını dile getirdi ve bu durumu Beşir’in, Rusya’nın kitlesel protestoları kontrol altına almak için ‘küçük ama kabul edilebilir can kayıplarına’ razı olmanın gerekliliğine dair tavsiyesine kulak vermemesine bağladı.   

Rusya, Ağustos 2019’da siviller ile askerlerin geçiş aşaması üzerine vardıkları ortaklık anlaşmasını memnuniyetle karşıladı. Ama yine de Rusya’nın orduya desteği durmadı.

Wagner’in Beşir rejimi için hazırladığı sızdırılmış bir belgede Aralık Devrimi’ne karşı mücadele kapsamında; rejimi devirme çağrısına ilişkin hukuki kavramın genişletilmesi, izinsiz toplantılar düzenlemeye ve bunlara katılmaya yönelik cezanın ağırlaştırılması, muhalifler hakkında yurtdışına casusluk yapma suçlamalarının yayılması, bağımsız medya organlarına baskı uygulanması, rejim yanlısı söylemi yaymak üzere medyanın sahte bilgi kaynaklarıyla doldurulması, resmî hükümet kutlamalarını aynı yerde gerçekleştirmek suretiyle protesto ve gösteri noktalarının işgal edilmesi, duyurulan gösterilerden bir gün önce ana koordinatörlerin ve protesto liderlerinin tutuklanması gibi öneriler yer alıyor.

Bu öneriler, Beşir’i kurtarmak için işe yaramasa da 25 Ekim Darbesi iktidarı, bu önerileri benimseyerek harfiyen uyguladı. Wagner’le olan güvenlik iş birliğinin Ekim 2021’den sonra sıkı bir şekilde devam etmesi ya da yeniden tesis edilmesi de bunun göstergesi.

Önce ordu

Beşir’in düşmesinden sonra ve geçiş döneminin başlamasından önce siviller ile ordu arasında yaklaşık dört ay devam eden müzakere sürecinde Rusya, Sudan’da askerî otoriter bir yönetimin kurulması yönündeki eğilimleri desteklemeyi sürdürdü. Örneğin Rusya, BM Güvenlik Konseyi’nin onlarca göstericinin rejim güçleri tarafından öldürüldüğü 3 Haziran 2019 kıyımını kınamasına engel oldu. Söz konusu kıyım, iktidarın sivillere devredilmesi çağrısında bulunmak için ordu karargâhı önünde devam eden barışçıl oturma eyleminin dağıtılması esnasında yaşanmıştı. Rusya’nın BM Elçisi Yardımcısı Dmitry Polyanskiy, BM’nin önerilen karar taslağını ‘dengesiz’ şeklinde niteledi.

fvrbe
23 Kasım 2017’de Soçi’deki buluşmada Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin (solda) eski Sudan Cumhurbaşkanı Ömer el-Beşir ile tokalaşırken (AFP)

Bundan iki gün sonra Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Mihail Bogdanov, kendi deyimiyle Sudan’a yönelik dış müdahaleleri kınadı. Daha sonra Rusya, Ağustos 2019’da siviller ile askerlerin geçiş aşaması üzerine vardıkları ortaklık anlaşmasını memnuniyetle karşıladı. Ama yine de Rusya’nın orduya verdiği destek durmadı. BM Güvenlik Konseyi’nde, sivil Başbakan Abdullah Hamdok’un talebi üzerine BM Sudan’da Entegre Geçiş Yardım Misyonu (UNITAMS) kurulması için yapılan istişareler sırasında Rusya, bu misyonun kurulması kararında, Hamduk’un ilgili talebi için 27 Ocak 2020’de BM Genel Sekreteri’ne gönderdiği mektuba herhangi bir atfın yapılmasını istemedi. Zira Moskova, talep edilen misyonun daha güçlü bir şekilde yetkilendirilmesi üzerine düşünmek için Güvenlik Konseyi’ne daha geniş bir siyasi alan tanıyan mektuba itiraz eden askerî bileşenin tutumunu benimsiyordu. Ordunun uzlaşmazlığı ve hem Rusya’nın hem de Çin’in Güvenlik Konseyi’nde ordunun tutumunu desteklemesi sonucunda, 27 Mayıs 2020 tarihinde Güvenlik Konseyi kayıtlarına Document S/2020/77 etiketiyle geçen ilk mektup geri çekildi ve böylece BM Güvenlik Konseyi’nin 3 Haziran 2020’de UNITAMS misyonunun kurulmasına ilişkin 2524 (2020) sayılı kararının çıkarılmasının yolu açıldı.

Basında çıkan haberlere göre Al Sulaj ve Mereo Gold adlı iki şirket, Wagner’e yönelik yaptırımlardan kaçınmak için mal varlıklarının mülkiyetini HDK’ye ait muhtemel bağlantılarla değiştiriyordu

Misyonun yetkisi makul düzeyde yeterliydi. Yine de ilk mektubun beklentilerini karşılayamadı. Bunun ardından Rusya, bu makama aday kişinin Sudan ordusunun desteğine sahip olması gerektiğini öne sürerek yeni misyon için başkan seçimini onaylamayı birkaç ay boyunca geciktirdi. Bu da UNITAMS’ın kurulmasından sonra yedi aylık ve misyonun henüz başkanı tayin edilmeden önce Sudan’da etkin bir şekilde konuşlandırılmaya başlamasından sonra da üç aylık bir zaman boşluğuna yol açtı.   

Altın ve Sovyet bayrağı

O zamandan 25 Ekim 2021 darbesine kadar olan dönemde Rusya, Sudan’daki nüfuzunu ve ittifaklarını yeniden tesis etmek için sıkı bir şekilde çabaladı. Bu çabanın çeşitli biçimleri vardı, ama en belirgin olanı, altın arama alanından HDK ile yapılan ekonomik iş birliğiydi. Son yıllarda HDK ile Wagner arasında altın arama faaliyeti için kurulan ortaklıklar, Rusya Merkez Bankası’nda büyük altın rezervlerinin oluşmasına katkı sağladı. Bu, Ukrayna’daki savaşın sonuçlarıyla yüzleşmesi bağlamında Moskova için oldukça önemli bir şey. Nitekim 2021 yılında Suriye’deki Lazkiye Havalimanı yoluyla Sudan’dan Rusya’ya, oradan da Rusya Federasyonu’ndaki Chkalovsky Hava Üssü’ne altın kaçırmak için yaklaşık 16 Rus seferi gerçekleşti. Bu uçuşlar, Rus Silahlı Kuvvetleri’ne ait kimlik numaralarıyla kayıtlı uçaklarla yapıldı. Sudan’da yoğun bir korumayla çevrelenen ortak maden sahalarının üzerinde eski Sovyetler Birliği’ne ait eski bir bayrak dalgalanıyor. Ayrıca basında çıkan haberlere göre Al Sulaj ve Meroe Gold adlı iki şirket, Wagner’e yönelik yaptırımlardan kaçınmak için mal varlıklarının mülkiyetini HDK’nin muhtemel bağlantılarıyla değiştiriyordu.

Bunun yanı sıra Wagner grubunun M-Invest adıyla bilinen yatırım kolu da Meroe Gold üzerinde kontrol sahibi. Şirketin 2017 yılında Sudan Şirketler Genel Sicil Memuru tarafından verilen tescil belgesine göre M-Invest, şirket hisselerinin yüzde 99’una sahip ve üç üyeden oluşan yönetim kuruluna da Rusya vatandaşı Mikhail Potepkin (M-Invest’in Bölge Müdürü) başkanlık ediyor. Geri kalan yüzde 1’lik hisse ise şirketin yönetim kurulunun diğer iki üyesi olan bir Sudan vatandaşı ile Michael Litvinov adlı bir Rusya vatandaşı üzerine kayıtlı.

Meroe Gold’un yabancı yatırım şirketlerinin kaydı ve işletimi alanında karmaşık Sudan bürokrasisini devrik Beşir rejimindeki en üst makamların bu şirkete sağladığı sürekli kolaylıklar sayesinde olağanüstü bir hızla aşması dikkat çekici. Nitekim 12 Ağustos 2018’de Sudan Cumhurbaşkanlığı İşleri Bakanı Fazl Abdullah Fazl, Maden Bakanı Muhammed Ahmed Ali’ye Beşir’in, altın atıklarını işlemesi için Meroe Gold şirketine ruhsat verilmesi yönündeki talimatını bildirdi. Halbuki yabancı şirketlerin bu sektörde faaliyet göstermesi yasaktı. Söz konusu talimat, Sudan hükümetinin Sudan’ın doğusundaki Cubeyt (Gebeit) bölgesinde yer alan imtiyaz bloğundaki (A3) yüzde 30’luk hissesinden feragat edilmesini de içeriyordu. Meroe Gold’a ayrıca, Güney Kordofan, Nil Nehri ve Kızıldeniz eyaletlerindeki altın atıklarını işleme izninin yanı sıra, Kızıldeniz’deki R570 bloğu ile Nil Nehri eyaletinde yer alan Abu Hamad’daki 28 bloğunda da altın arama hakkı verildi.

Beşir’in, cumhurbaşkanlığının son zamanlarında Sudan hükümetinin Kızıldeniz eyaletindeki altın madenciliği sektöründe sahip olduğu hisselerin şirkete devredilmesini emrettiğini de bilhassa belirtelim. Bilindiği üzere Meroe Gold, başka alanlarda çalışmak için kendisine bağlı birkaç şirketi kaydettirerek faaliyet alanını genişletti. Meroe Tarımsal ve Hayvani Üretim (12 Ağustos 2018), Meroe Bitkisel Yağ Üretimi (2 Aralık 2018) ve Meroe Maden Atıklarını İşleme (19 Şubat 2019) söz konusu şirketler arasında yer alıyor.

Hamideti’nin rolü

Bu noktada Meroe Gold’un kurulmasından önce Rus şirketlerinin altın arama alanında Sudan hükümetiyle ortak projelere girdiğini belirtmekte fayda var. Rusya uzun bir zamandır gözlerini Sudan’ın altın kaynaklarına dikmişti. Temmuz 2015’in sonlarında Beşir’in de katıldığı bir törende altın madenciliği için Siberian şirketine Kızıldeniz ve Nil Nehri eyaletlerinde imtiyaz sözü verdi. Sudan Maden Bakanı Ahmed Sadık el-Keruri, şirketin bu iki yerde 1,70 trilyon dolar piyasa değerinde 46 bin ton altın rezervi keşfettiğini duyurdu. Söz konusu şirketle yapılan sözleşmeye göre bu değerin yüzde 25’i şirkette kalacak, geri kalanı da Sudan hükümetine bırakılacaktı. Siyasi tüketim için kullanılan bu rakamlar, uzmanlar ve halk tarafından geniş çapta bir sorgulama konusu oldu, bu da Beşir hükümetini daha sonra bu rakamlardan vazgeçmek zorunda bıraktı.

Bundan önce 2013 yılında Rus şirketi Kosh, Sudan’da maden arama faaliyetleri için kaydedilmiş ve kendisine Kızıldeniz’deki 30 bloğunda altın arama hakkı verilmişti. 2014 yılında hükümetle ortak bir proje çerçevesinde Kosh, 2016 yılına kadar yıllık yaklaşık 200 bin metrik ton altın atığını işlemek için Al İttihad Altın İşleme Tesisi’ni kurdu.   

Beşir’in devrilmesinden sonra Hamideti, Sahil bölgesindeki Rus varlığını ve kontrolünü pekiştirmeyi hedefleyen Wagner grubuyla ekonomik ve siyasi ittifakını güçlendirmek için Darfur bölgesindeki artan nüfuzunu kullandı

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla dergisinden aktardığına göre Kosh, HDK Komutanı Hamideti’nin ailesinin sahip olduğu ve başkanlığını yardımcısı ve kardeşi Abdurrahim’in yaptığı Al Junaid şirketinin ana ortağı olarak faaliyet yürütüyor. Temmuz 2017’de bu Rus şirketi, Kızıldeniz’deki 30 bloğunda kendisine verilen ruhsatın yanı sıra 14 yeni blokta altın aramak için Al Junaid şirketiyle ortak olduklarını duyurmuştu.

Daha sonra devrik Cumhurbaşkanı Ömer el-Beşir’in 2017’deki Rusya ziyareti sırasında, Rus şirketi Kosh’a Sudan’da altın arama faaliyetleri için belirtilmemiş sayıda ek blok verilmesine ilişkin bir anlaşma imzalandı. Rusya Başbakanı Dmitri Medvedev ile yapılan ortak açıklamada bu duruma, bu şirketin Rusya için Sudan’da sahip olduğu stratejik önemini yansıtacak şekilde işaret edildi. Aynı açıklamada Wagner’e bağlı M-Invest grubuna da benzer arama hakları verildiği duyuruldu. Kosh sözcüsü tarafından yapılan açıklamada şirketin Al Junaid şirketiyle olan ortaklığının, Al Junaid’in ‘yerel yetkililer ve polisle anlaşmasını ve aynı şekilde arama bölgelerinden mayınların temizlenmesi için uzman askerî birimlerle çalışmasını’ içerdiğine işaret edildi. Bu, HDK birimlerinin yerel sakinlerin kendi bölgelerindeki arama faaliyetlerinin çevresel ve ekonomik etkilerine karşı yaptığı protestoları kontrol altına almak için birkaç defa gönderilmesine bir kılıf oluşturdu.

Sudan’ın ötesinde

Beşir’in devrilmesinden sonra Hamideti, Sahil bölgesindeki Rus varlığını ve kontrolünü pekiştirmeyi hedefleyen Wagner grubuyla ekonomik ve siyasi ittifakını güçlendirmek için Darfur bölgesindeki artan nüfuzunu kullandı. Kosh ile Al Junaid gruplarının ortak faaliyetleri, Sudan’ın yanı sıra Nijer, Mali, Çad, Orta Afrika ve Libya’yı da kapsıyordu. Nisan 2019’da yani Beşir’in devrilmesinden birkaç gün sonra HDK’nin ikinci adamı Abdurrahim Hamdan Dagolo, beraberinde Savunma Bakanlığı Genel Sekreteri Cemal Ömer ile Moskova’ya gitti ve burada Rusya Savunma Bakan Yardımcısı Alexander Fomin ile bir araya geldi. Hedef, askerî bileşenin her iki tarafının da Rusya ile daha önce yapılan anlaşmalara bağlılığı konusunda güvence vermekti. O zamandan sonra Moskova, Sudan’daki nüfuzunu geri kazanmak, askerî bileşeni takviye etmek ve bu bileşenin iktidarı ele geçirip sivilleri devirmeye dönük darbeci eğilimlerini beslemek için sabırla çalıştı ve Ekim 2021 darbesiyle de hedefe ulaşıldı.

Buna ek olarak Rusya, askerî bileşeni desteklemek amacıyla Sudan kamuoyunu yanıltmaya çalıştı. 25 Ekim darbesinden önce Facebook, Sudan’ı hedef alan ve Sudan kamuoyunu yanıltmak, askerleri desteklemek, sivillerin imajını çarpıtmak ve ordunun iktidara el koyması için çağrıda bulunmak üzere faaliyet yürüten iki sahte sayfa ağını (2,8 milyondan fazla takipçiye sahip yaklaşık bin 100 sayfa) kapattığını açıkladı. Bu ağların Rusya ve özellikle de Rusya İnternet Araştırmaları Ajansı (IRA) ile bağlantılı olduğu öğrenildi.

Aynı şekilde Wagner de Sudanlıların gözünde Rusya’nın imajını düzeltmek için büyük çaba sarf etti. Mesela Nisan 2021’in ortalarında grup, başkentin banliyölerindeki yardıma muhtaç ailelere gıda malzemeleri dağıtmak için kampanyalar düzenledi. Bununla beraber üzerinde ‘Rusya’dan Sevgilerle’ ve ‘Yevgeniy Prigojin’den Bir Hediye’ yazılı Rus bayrakları da dağıtıldı. Bu kampanyanın görselleri de sosyal medya platformlarında sistematik olarak ve geniş çapta yayıldı.

Mart 2022’de birkaç Afrika ülkesiyle birlikte Sudan, BM Genel Kurulu’nun Rusya’nın Ukrayna’yı işgalini kınayan ve Rus güçlerinin buradan geri çekilmesini isteyen kararının lehine oy kullanmaktan kaçındı

Ekim 2021’deki darbenin başarılı olmasından sonra darbe lideri Abdülfettah el-Burhan’ın medya karşısına ilk kez Rus Sputnik kanalında çıkması şaşırtıcı değildi. Burhan bu röportajda, Rusya’nın Kızıldeniz kıyısında bir deniz üssü inşa etmesi için yapılan ve sivil Başbakan Abdullah Hamdok hükümeti tarafından dondurulmuş olan anlaşmanın yürütülmesi konusundaki kararlılığını teyit etti.

Daha sonra 23 Şubat 2022’de yani Rusya’nın Ukrayna’yı işgale başlamasından bir gün önce darbe liderinin yardımcısı Hamideti, Moskova’yı ziyaret etti ve Rusya’nın Ukrayna’ya müdahalesini desteklediğini duyurarak, “Tüm dünyanın, Rusya’nın halkını savunma hakkına sahip olduğunu anlaması gerektiğini” ifade etti. Sekiz gün süren bu ziyaretten döndükten hemen sonra da Hamideti, Kızıldeniz’in Sudan kıyısında Rusya’ya ait deniz üssü inşası planlarını desteklediğini açıkladı.

Bu, bilhassa Burhan’ın Batı ile yakınlaşma ve hükümetine uluslararası desteği yeniden sağlama çabası bağlamında Rusya’ya olan desteği açıklamaktan kaçınmasından sonra, Burhan ile Hamideti arasında Moskova’yı etkilemeye yönelik bir rekabet gibi göründü. Bu, Hamideti’nin, Rus deniz üssünün kurulmasını desteklemek suretiyle Rusya ile olan ilişkisini pekiştirmesine imkân tanıdı.

Stratejik bir üs

Bu noktada söz konusu üs ile Moskova’nın Suriye’nin Tartus limanında inşa ettiği üssün, Rusya’nın bölgesel sınırları dışında sahip olduğu tek iki deniz üssü olması kayda değer. Bilindiği üzere bu üssün hem Babülmendep Boğazı’na hem de Süveyş Kanalı’na yakın olması, Rusya’ya küresel petrol ihracatını izleme konusunda belirgin bir ayrıcalık ve geniş çaplı bir uluslararası çatışma çıkması halinde bu ihracata müdahale etme imkânı tanıyor. Dahası bu üs, Rusya’nın Kızıldeniz’deki varlığını tesis ediyor ve Doğu Akdeniz’deki varlığını güçlendiriyor.

Rusya Devlet Başkanı, lojistik görevler için bir kara ekibinin yanı sıra nükleer enerjiyle çalışan dört savaş gemisini içerecek şekilde bu üssün inşaatının Kasım 2020’de başlatılması talimatını vermişti. Ancak Abdullah Hamdok başkanlığındaki geçiş hükümeti, Batı’yla ilişkilerini iyileştirme çabalarının bir parçası olarak Nisan 2021’de üssün inşasına ilişkin anlaşmayı dondurdu. Ardından 25 Ekim darbesinden sonra üsse dair görüşmeler yeniden başladı ki bu, Rusya’nın bu darbeye destek verdiğinin kanıtlarından biriydi. Ayrıca Mart 2022’de birkaç Afrika ülkesiyle birlikte Sudan, BM Genel Kurulu’nun Rusya’nın Ukrayna’yı işgalini kınayan ve Rus güçlerinin buradan geri çekilmesini isteyen kararının lehine oy kullanmaktan kaçındı.

Rusya yanlısı İslamcılar

Askerî bileşen, darbeden sonra Rusya ile ilişkilerini pekiştirmeye devam etti. Bu doğrultuda 3 Ağustos 2022’de Dışişleri Bakanlığı Vekili Defullah el-Hac Ali, Beşir döneminde oluşturulmuş olan Sudan Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı ile Rusya Federasyonu Dışişleri Bakanlığı Arasında Siyasi İstişare Komitesi’nin onuncu oturumuna katılmak üzere Rusya’ya gitti. Daha sonra, yine Beşir döneminde oluşturulan Rusya-Sudan Hükümet Komisyonu’nu canlandırmak için 15 Ağustos’ta Sudanlı resmî bir heyet Moskova’yı ziyaret etti. Bu ortak toplantılar, iki ülke arasında madencilik, petrol arama ve enerji gibi çeşitli alanlardaki ekonomik iş birliğinin güçlendirilmesiyle sonuçlandı. Darbeci hükümetin, Burhan ile Hamideti’nin sivil hükümete darbesinden sonra dış yardımların durdurulmasının sonucunda 4,4 milyar dolara varan ekonomik kayıpları telafi etmek için Moskova’ya yönelme kararı aldığı açıkça görülüyordu. Bu Moskova’yla yakınlaşma yönelimi, İslamcı kadroların kitleler halinde bilhassa Dışişleri Bakanlığı’ndaki kamu hizmetine dönmesiyle aynı zamana denk geldi. Nitekim Ocak 2022’den bu yana 102 İslamcı kadro, diplomaside yeniden görevlendirildi. Bu diplomatlar, Batı’ya karşı Rusya’yı ve Çin’i destekleme konusunda idmanlıydı.

Aynı şekilde geçen yılın başlarında BM Sudan misyonunun görev süresinin uzatılmasına dair müzakereler esnasında Rusya ve Çin, darbe hükümetinin, misyonun görev süresinin, yetki kapsamında özlü bir değişiklik olmadan teknik olarak uzatılması yönündeki tutumunu destekledi. 25 Ekim darbesinden sonra misyonun yetki süresinin yenilenmesine dair ilk öneri, askerî darbeyi ve güvenlik güçleri tarafından barışçıl göstericilere karşı uygulanan şiddeti kınıyordu. Aynı şekilde Darfur’daki şiddet eylemlerinin yinelendiğine dikkat çekerek, darbenin sebep olduğu krizi bitirecek siyasi bir süreç çağrısında da bulundu.

Rusya’nın askerî yönetime verdiği destek, bir kez daha kararın ilk versiyonunun bozulmasına yol açtı ve bu da Haziran 2022’de Güvenlik Konseyi’nin 2022 tarihli 2636 sayılı kararının çıkarılmasına sebep oldu. Bu kararda misyonun yetki tanımında, Sudan sahasındaki değişikliklere daha etkili karşılık vermesini sağlayacak köklü bir değişiklik yer almıyordu.

wdfed
Fotoğraf: Sebastien Thibault

Buna ek olarak Güvenlik Konseyi, 15 Şubat 2022’de görüş birliğiyle 2620 sayılı kararı benimsedi. Bu karar, 2005 yılındaki 1591 sayılı kararla oluşturulan Sudan Yaptırımları Komisyonu’na bağlı uzman ekibinin görev süresini 12 Mart 2023’e uzatıyordu. 2005 tarihli 1591 sayılı karar, BM’ye kararlarını uygulamak için silahsız (Madde 41) ve silahlı (Madde 42) tüm tedbirleri kullanma imkânı tanıyan, BM Sözleşmesi’nin 7’inci Bölümü kapsamında alınmıştı. Darfur çatışmasıyla ilgili olarak etkin taraflara silah ve yolculuk yasağı ve mal varlıklarının dondurulması gibi yaptırımlar uygulandı. Ayrıca Güvenlik Konseyi’ne düzenli olarak rapor veren ve yaptırım uygulanacak kişi ve tarafları belirleyen bir uzman ekibi de oluşturuldu. Bu listede şu an, Sudan Silahlı Kuvvetleri Batı Askerî Bölgesi Eski Komutanı Tümgeneral Cafer Muhammed el-Hasan (Bu makama daha sonra şu anki Genelkurmay Başkanı Abdulfettah el-Burhan geldi) gibi subaylar ve Cancavid lideri Şeyh Musa Hilal yer alıyor.

Bu Güvenlik Konseyi komitesi, Darfur bölgesinde barışı ve istikrarı engelleyen kişi ve oluşumlara yönelik tedbirleri uygulamaya devam etmek için bir uzman ekibi tarafından da destekleniyor.

Rusya, 2620 sayılı kararda öngörülen yaptırımların hafifletilip silah yasağıyla sınırlanması için Güvenlik Konseyi koridorlarında yoğun bir kampanya yürütüyor. Aynı şekilde bu kararın, sivil hükümetin geri getirilmesi gerekliliğine dair herhangi bir işareti içermesine dair tüm girişimleri de engelledi

Bununla birlikte Rusya, Şubat 2022’de bu uzman ekibin görev süresinin uzatılmasına dair görüşmeler esnasında Güvenlik Konseyi’nin bu yaptırımların kaldırılması için bir zaman kriteri benimsemesi konusunda ısrar etti. Ayrıca Moskova, yenileme kararına ilişkin metinde Ekim 2021 darbesine ya da Sudan’daki BM siyasi misyonuna dair herhangi bir atıf yapılmasına da karşı çıktı. Böylece Rusya, 2022 tarihli 2620 sayılı karar için belirlediği hedeflerine bir kez daha ulaşmayı başardı: Darbe veya misyonun adı anılmaksızın komisyonun görev süresi bir yıl uzatıldı ve yaptırım kriterlerinin belirlenmesi için nihai tarih olarak 31 Ağustos 2022 belirlendi.  

Her ne pahasına olursa olsun himaye

O zamandan beri Rusya, 2620 sayılı kararda öngörülen yaptırımların hafifletilip silah yasağıyla sınırlanması için Güvenlik Konseyi koridorlarında yoğun bir kampanya yürütüyor. Aynı şekilde bu kararın, sivil hükümetin geri getirilmesi gerekliliğine dair herhangi bir işareti içermesine dair tüm girişimleri de engelledi.

Bu, Ekim 2021’den beri Darfur’da artan şiddet dalgasına bakıldığında son derece ilginç görülüyor. Ancak Rusya’nın, şu anki savaşta Darfur’un farklı bölgelerinde ve özellikle de Batı Darfur vilayetinde tecavüzler, suçlar ve ihlaller gerçekleştiren HDK başta olmak üzere askerî müttefiklerini ve onların iktidarını ne pahasına olursa olsun koruma niyetlerini de ortaya koyuyor. Bu durum, Uluslararası Ceza Mahkemesi’ni bu konu hakkında yeni bir uluslararası soruşturma başlatmaya sevk etti.

Ana savaş noktalarından biri sayılan Hartum Uluslararası Havalimanı’na yakın el-Amarat mahallesinin merkezinde yer alan Rusya Büyükelçiliği, Sudan başkentinde faaliyetlerine devam eden tek büyükelçilik

Rusya ile Sudan arasındaki bu karşılıklı yakınlaşma, şu anki savaşın öncesinde Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un Şubat 2023’te gerçekleştirdiği Hartum ziyaretiyle taçlanmıştı. Hartum, Lavrov’un bu yılın başında Mali ve Moritanya’yı da içine alan Afrika turunun bir durağıydı. Lavrov bu ziyarette, Hamideti ile Burhan arasında var olan ve bu yılın başlarında HDK ile ordu arasındaki çatışma patlak vermeden önce sarsılmaya başlayan darbe ittifakını korumaya çalıştı. Pratikte iki taraf arasındaki gerginlik, Wagner ile HDK arasındaki ittifaka bel bağlayan Rusya’nın bölgedeki varlığını ve çıkarlarını da etkilemeye başladı. Hartum’da Lavrov açıkça, Wagner’in faaliyetlerini ve Afrika’daki varlığını savunarak, ‘terör tehdidi’ karşısında ‘bölgedeki durumun istikrarına katkı sağlayan’ rolünü övdü.

Rus Bakan ayrıca, Wagner güçlerinin egemenlik sahibi hükümetlerin talebi üzerine konuşlandırıldığına işaret etti. Bu, sadece Orta Afrika Cumhuriyeti’ndeki varlığını gerekçelendirmek için değil, aynı zamanda Hamideti’nin, güçlerinin resmî olması yönündeki talebini de desteklemek içindi. Lavrov, Moskova’nın Sudan’da faaliyet gösteren Rus madencilik şirketlerine sağlanan rahatlatıcı koşullara dair takdirini ifade etmeyi de ihmal etmedi. Ayrıca Sudan’ın Kızıldeniz kıyısında Rus askerî deniz üssü kurulmasına ilişkin anlaşmanın geçerli olduğunun da altını çizdi.

Gelgelelim Lavrov’un ziyaretinden birkaç hafta sonra Sudan’daki darbeci iki müttefik arasında patlak veren savaş, Rusya’nın Sudan’daki stratejisinin başarısızlığını ilan eder gibiydi. Bununla birlikte Rusya’nın iki taraf üzerinde de etkinliği sürüyor. Ana çatışma noktalarından biri sayılan Hartum Uluslararası Havalimanı’na yakın el-Amarat mahallesinin merkezinde yer alan Rusya Büyükelçiliği, Sudan başkentinde faaliyetlerine devam eden tek büyükelçilik olma özelliğini koruyor. Öte yandan son dönemde yaşanan Wagner isyanı, Rusya’nın büyük ölçüde istikrarsızlık kuşağı oluşturmaya ve demokratik sivil dönüşümün taleplerine karşı askerî ve paramiliter aktörleri desteklemeye dayanan Afrika stratejisine ilişkin hesaplarını karmaşık hale getirdi. Rusya şu an Sudan’daki savaşın tüm taraflarıyla hatlarını açık tutuyor.

* Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden tercüme edilmiştir.



Irak’ta Maliki’nin adaylığını veto eden ABD’den İran’a sert mesaj

Irak’ta Koordinasyon Çerçevesi İttifakı, çekincelere rağmen Nuri el-Maliki’yi başbakan adayı gösterdi (AP)
Irak’ta Koordinasyon Çerçevesi İttifakı, çekincelere rağmen Nuri el-Maliki’yi başbakan adayı gösterdi (AP)
TT

Irak’ta Maliki’nin adaylığını veto eden ABD’den İran’a sert mesaj

Irak’ta Koordinasyon Çerçevesi İttifakı, çekincelere rağmen Nuri el-Maliki’yi başbakan adayı gösterdi (AP)
Irak’ta Koordinasyon Çerçevesi İttifakı, çekincelere rağmen Nuri el-Maliki’yi başbakan adayı gösterdi (AP)

Irak’ta yeni hükümetin kurulmasına ilişkin süreç, Nuri el-Maliki’nin başbakanlığa aday gösterilmesinin ardından Washington’dan gelen itirazlarla kilitlenme riskiyle karşı karşıya kaldı. ABD’nin, “ülkedeki İran nüfuzunu zayıflatmayan” bir hükümetin kurulmasına karşı çıktığı yönündeki mesajları, Maliki’nin görevden dışlanmasına yol açabilecek bir krize işaret ediyor. Washington, mevcut seçeneklerin Tahran’ın olası bir savaşı önleyecek bir anlaşmayı reddetmesi anlamına geldiğini değerlendiriyor.

Şarku’l Avsat, ABD’nin Koordinasyon Çerçevesi’nin pazartesi akşamı yaptığı toplantıya sunulan ve Washington’un başbakan ile diğer kilit görevler için izlenen aday belirleme mekanizmalarına itirazını içeren mesajın metnine ulaştı. Bu gelişme, Maliki’nin iki gün önce mecliste en fazla sandalyeye sahip blok tarafından başbakanlığa aday gösterilmesinin ardından yaşandı.

frgtyu7ı8
Maliki, Kasım 2025’teki son parlamento seçimleri sırasında bir sandık merkezinde (AFP)

Bir kaynak, “Koordinasyon Çerçevesi” içindeki önde gelen bir liderin pazartesi günü şafak vakti sürpriz bir ABD telefonu aldığını, görüşmede Washington’un hükümet kurma süreçlerinde İran’ın süregelen hâkimiyetine itirazının iletildiğini söyledi. Maliki liderliğindeki Kanun Devleti koalisyonundan üst düzey bir isim de ABD mesajının adaylığı sarstığını ve üçüncü dönem yolunu son derece zorlaştırdığını kabul etti.

Daha önce, ülkedeki en büyük Şii ittifak olan Koordinasyon Çerçevesi’nin, Maliki’nin adaylığı açıklanmadan önce ABD’den itiraz sinyalleri alıp almadığı ya da Washington’un tutumunun, İran’ın dini lideri Ali Hamaney’in adaylığı “onayladığı” yönündeki haberlerden sonra mı değiştiği tartışma konusuydu.

Ne oldu?

26 Ocak 2026 sabahı, bir Şii siyasi lider ABD’den aranarak, Koordinasyon Çerçevesi’nin İran’ın onayladığı bir hükümet kurma çağrısının yerel ve bölgesel çekinceleri gözetmediği, Irak’ta İran nüfuzunun süreceğine dair şüpheleri güçlendirdiği ve ülkeyi riskler ile yaptırımlara açık hâle getirdiği mesajını aldı. Mesajda, “Bunu kötü niyetli bir kontrol altındaki hükümet olarak değerlendiririz ve onunla çalışmama hakkımız vardır” denildi.

Geçici hükümetin başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani’nin de ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’dan benzer bir telefon aldığı, Rubio’nun İran’ın kontrolündeki bir hükümetin Irak’ın çıkarlarını önceliklendiremeyeceği ve ülkeyi bölgesel çatışmalardan uzak tutamayacağı uyarısında bulunduğu aktarıldı.

İkinci dönem için siyasi ve idari nüfuzunu seferber eden Sudani’nin, sonunda Maliki lehine geri adım attığı ve onu “en güçlü isim” olarak savunduğu, ancak bu feragat karşılığındaki anlaşmanın hâlâ netleşmediği belirtiliyor.

ABD’nin diplomatik baskısı pazartesi akşamı daha da arttı. ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack, Kürdistan Demokrat Partisi lideri Mesud Barzani’ye, “İran tarafından dayatılan bir hükümetin, Iraklıların ya da Suriyelilerin beklentileri ve ABD ile etkili bir ortaklık açısından başarılı olamayacağını” iletti.

Barrack’ın Irak ve Suriye halklarına atfı, Maliki’nin Şam’daki değişime yönelik tutumunu hatırlatıyor. Maliki, uzun süre Beşar Esad rejiminin güçlü bir siyasi müttefiki olmuştu.

frgthyu
Kürt lider Mesud Barzani, Cumartesi günü Erbil’in Salahaddin Mahallesi’ndeki Birmam’da ABD’nin Ankara Büyükelçisi Thomas Barrack’la bir araya geldi (Kürdistan Demokrat Partisi)

Barrack-Barzani görüşmesinin ardından, bugün (salı) yapılması planlanan cumhurbaşkanı seçimi oturumunun ertelendiği açıklandı. Yaygın kanaate göre, Maliki’ye itiraz, Barzani’nin desteklediği bir cumhurbaşkanının seçilmesini de içeren bir uzlaşmayı durdurdu.

Kürt kaynaklar, oturumun Barzani’ye iletilen ABD mesajı sonrası Kürtlerin talebiyle ertelendiğini, Maliki’nin başbakanlığını garanti eden bir anlaşmayla cumhurbaşkanı seçmenin ABD’yi karşıya almak anlamına geleceğini söyledi. Aynı kaynaklar, Barzani’nin iki ay önce Maliki ile hükümet kurma konusunda uzlaştığı yönündeki iddiaların ardından geri attığını ifade etti.

Sert toplantı

26 Ocak akşamı Koordinasyon Çerçevesi, İslami Fazilet Partisi’nin merkezinde toplandı. Şii lider, ABD mesajının içeriğini ittifak üyelerine aktardı. Toplantıda, Maliki’nin adaylığının gözden geçirilmesini isteyenlerle itirazları görmezden gelip süreci sürdürmek isteyenler arasında bölünme yaşandı.

İttifak içinde, yerel, bölgesel ve uluslararası aktörlerden gelen mesajlara dair şüpheler artarken, yapı giderek “gevşek ve dağınık” bir blok olarak tasvir edilmeye başlandı. Karşılıklı güvensizlik ve suçlama atmosferi toplantıya damga vurdu. Bir katılımcının “Hiçbir dış tarafın itirazını dinlemeyeceğiz. Bu aşamada güçlü bir Maliki’ye ihtiyaç var” demesiyle tartışmanın büyüdüğü ve kavgaya dönüştüğü aktarıldı.

Maliki’yi nasıl hatırlıyoruz?

Toplantıda okunan mesaja göre ABD yönetimi, Iraklı liderlerin ülkeyi çatışmalardan uzak tutma yönündeki taahhüdünü destekliyor. Başbakan ve diğer kilit isimlerin seçimi Irak’ın egemen bir kararı olsa da Washington, gelecek hükümete ilişkin kendi egemen kararlarını çıkarları doğrultusunda alacağını vurguluyor.

Mesajda, ABD’nin önceliğinin bireysel isimlerden ziyade çıkarlar olduğu vurgulanıyor. Washington’a göre, güçlü bir ABD-Irak ortaklığı için İran destekli milisleri etkisiz hâle getiren, tehlikeli silahları devlet kontrolüne alan ve ABD tarafından terör örgütü kabul edilen grupları hükümete katmayan bir yönetim gerekiyor. Böyle bir hükümet, iki taraf için karşılıklı fayda sağlayabilir.

Irak’ın tüm toplumsal bileşenlerini kapsayan bir hükümet kurulması, bölgesel ortaklarla açılım politikasının sürdürülmesi ve mezhepsel kutuplaşma ile bölgesel gerilimlerin yaşandığı geçmiş dönemlere dönülmemesi çağrısı yapılıyor.

Mesajda ayrıca, Maliki’nin adaylığının Washington ve bölgede olumsuz hatırlanan önceki dönemleri geri getirebileceği uyarısı yer alıyor. Bu, Irak’ın ABD ile karşılıklı faydaya dayalı bir ortaklık içinde istikrar, refah ve güvenlik arayışında olduğu bir dönemde dile getiriliyor.

ABD kaynaklarından mesajın doğrulanması mümkün olmazken, Koordinasyon Çerçevesi’nden bir yetkili bunun “ABD yönetiminden gelen yeni ve kesin bir tutum” olarak aktarıldığını söyledi. Kanun Devleti ittifakından bir isim ise Maliki’nin adaylığının “artık çalışmayabileceğini” belirterek, “Dün üçüncü dönem ihtimalinin üzerine bir tavan çöktü” dedi.

xdfvgthy
Irak Parlamentosu, Salı günü yapılması planlanan cumhurbaşkanı seçim oturumunu gerçekleştiremedi (AFP)

Öte yandan Kanun Devleti koalisyonu sözcüsü Akil el-Fetlevi, ABD’nin Maliki’nin adaylığından memnun olduğunu ve grupları kontrol edebileceğini savundu. Maliki’ye yakın isimler de görevlendirme şansının kaybedildiği iddialarını reddetti.

Maliki nasıl geçti?

Kaynaklar, cumartesi günü Maliki’nin adaylığının ilan edildiği “Koordinasyon Çerçevesi” toplantısında, bazı Avrupa ve Arap ülkelerinden, bölgesel istikrarı güçlendirmeyebilecek “sorunlu seçeneklere” yönelik çekincelerin iletildiğini aktardı. Toplantıda bir üyenin “Ne zamandan beri bölgesel ve uluslararası görüşleri dinlemeyi seviyorsunuz?” dediği kaydedildi.

Adaylık açıklanmadan önce, çerçevenin ikinci kademesinden iki isim Tahran’a giderek orada yaşayan üst düzey bir liderle birlikte İranlı yetkililerle görüştü. Hamaney’in adaylığı gerçekten destekleyip desteklemediğini sordular ve “Anlaşmanızı memnuniyetle karşılıyoruz. Devam edin ve hızlanın. Zaman yok” yanıtını aldılar.

ABD’nin itirazının, İran’ın hükümet kurma sürecine doğrudan müdahalesi görünür hâle gelmeden önce Maliki’nin ismine yönelik olmadığı değerlendiriliyor. Bir Batılı diplomat, Hamaney’in Maliki seçeneğini onayladığının açıklanmasının Washington’u rahatsız ettiğini ve bu nedenle son saatlerde baskının artırıldığını söyledi.

Diplomata göre Maliki’nin adaylığı, ABD’nin İran’ı kendi şartlarıyla bir anlaşmaya zorlamak istediği bir dönemde geldi. Washington’un isimlerle genel bir sorunu yoktu; ancak bu aşamada İran’a yakın, tartışmalı bir hükümetin, bölgesel gerilimin tırmanabileceği hassas bir anda kabul edilemez olduğu düşünülüyor.

Diplomat, ABD hamlelerini, Tahran’a siyasi bağlılığını açıkça ilan eden bir Irak hükümetini engelleme, Şii güçleri daha az kışkırtıcı bir uzlaşmaya zorlama ve İran’a “müzakere ederken nüfuzunu genişletme” mesajı verme çabası olarak yorumladı.


Gazze’de silahlı çeteler Hamas’ın güvenlik baskısı altında taktik değiştiriyor

Hamas’ın askeri kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları’na mensup savaşçılar, Han Yunus’ta – 20 Şubat 2025 (DPA)
Hamas’ın askeri kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları’na mensup savaşçılar, Han Yunus’ta – 20 Şubat 2025 (DPA)
TT

Gazze’de silahlı çeteler Hamas’ın güvenlik baskısı altında taktik değiştiriyor

Hamas’ın askeri kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları’na mensup savaşçılar, Han Yunus’ta – 20 Şubat 2025 (DPA)
Hamas’ın askeri kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları’na mensup savaşçılar, Han Yunus’ta – 20 Şubat 2025 (DPA)

Gazze Şeridi’nde ortaya çıkan silahlı çeteler, son dönemde örgütlenme ve operasyonel taktiklerini değiştirerek “Hamas” yönetimini güvenlik açısından zorlamaya başladı. İlk aşamada dağınık ve etkisiz yapılar olarak görülen bu gruplar, özellikle son bir ayda gerçekleştirdikleri suikastlarla dikkat çekti.

Başlangıçta dağınık hareket eden çeteler zamanla organize oldular

İlk aşamada “Hamas” yönetimini zorlayabilecek bir güç olarak görülen silahlı çeteler, ilerleyen süreçte beklentilerin gerisinde kaldı. Dağınık yapıları ve sürdürülebilir bir örgütlenme kuramamaları, bu grupların etkisini zayıflattı.

sdfrg
Gazze’de “Hamas” karşıtı silahlı bir gruba liderlik eden Filistinli Yaser Ebu Şebab (Yedioth Ahronoth tarafından yayımlanan fotoğraf)

En fazla ün kazanan yapı, daha önce Hamas yönetimi tarafından adli suçlar nedeniyle tutuklu bulunan Yaser Ebu Şebab’ın liderliğini yaptığı çeteydi. Ebu Şebab, Ekim 2023’te savaşın başlamasıyla serbest kaldıktan sonra, akrabaları ve yakın çevresiyle birlikte insani yardımların yağmalanmasında rol aldı ve Refah’ın doğusunda, İsrail kontrolündeki bölgelerde silahlı bir grup kurdu.

İsrail’in bir süre Ebu Şebab çetesini Hamas’a karşı alternatif bir güç olarak değerlendirdiği, Kerem Ebu Salim Sınır Kapısı’ndan gelen yardımların yağmalanması ve Hamas karşıtı ailelerle yaşanan silahlı gerilimlerde bu grubu dolaylı olarak kullandığı belirtiliyor.

dfrt
Husam el-Esdal (fotoğrafta ortada), Gazze Şeridi’nde çekildiği belirtilen, tarihsiz bir karede silahlı grubunun üyeleriyle birlikte; fotoğraf Facebook’ta yayımlandı (Esdal’ın Facebook sayfası)

Hamas ise her seferinde bu girişimlere sert şekilde karşılık verdi. Çatışmalarda her iki taraftan da kayıplar yaşanırken, özellikle çetelerle iş birliği yaptığı iddia edilen bazı aileler ağır bedeller ödedi. Ateşkes sonrasında Hamasın daha da güçlenerek bazı aşiret ve ailelere yönelik operasyonlar düzenlediği, bunun da İsrail’le iş birliği yapanlara yönelik caydırıcı bir mesaj olarak görüldüğü ifade ediliyor.

Yeni çeteler, yeni yöntemler

Bu süreçte Gazze’nin farklı bölgelerinde başka silahlı çeteler de ortaya çıktı. Güney Han Yunus’ta Husam el-Esdal, Gazze kentinin doğusunda Rami Halis, kuzeyde Eşref el-Mansi ve en son olarak Han Yunus’un kuzeydoğusunda Şevki Ebu Nasira’nın liderliğinde gruplar kuruldu. Bu yapılar kendilerini “terörle mücadele güçleri” veya “halk güçleri” gibi adlarla tanımladı.

sdfvgth
Hamas’a bağlı İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları, Gazze’nin güneyindeki Refah’ta (Arşiv – Reuters)

Yaser Ebu Şebab’ın Refah’ın doğusunda ailevi bir anlaşmazlığı çözmeye çalışırken öldürülmesinin ardından, grubun fiili liderliğini yardımcısı Gassan ed-Dehini üstlendi. Ancak Ebu Şebab çetesinin etkisi, liderinin öldürülmesiyle birlikte büyük ölçüde azaldı. Bazı üyeleri Hamas tarafından düzenlenen pusularda öldürüldü ya da yakalandı.

gthyyju
Husam el-Esdal (WAFA)

Son dönemde özellikle Rami Halis’in liderliğindeki çetenin taktik değişikliğine gittiği belirtiliyor. Bu grubun, Şucaiyye ve Tuffah mahallelerinde “sarı hat” olarak bilinen bölgeye yaklaşan sivillere ateş açtığı ve bir konut alanını İsrail talebiyle boşalttığı bildirildi. Bu gelişme, çetelerin daha tehlikeli bir aşamaya geçtiği şeklinde yorumlandı.

Suikastlar alarm zillerini çaldırdı

Son bir ay içinde iki Hamas güvenlik yetkilisinin evlerinin yakınında öldürülmesi, dengeleri değiştirdi. İlk suikast 14 Aralık 2025’te Orta Gazze’deki Megazi Mülteci Kampı’nda, İç Güvenlik Teşkilatı mensubu Ahmed Zemzem’e yönelik gerçekleştirildi. İkinci suikast ise 12 Ocak’ta Han Yunus’ta, Hamas hükümetine bağlı istihbarat müdürü Mahmud el-Esdal’ın öldürülmesiyle yaşandı.

dfgt
Gazze’de Hamas mensubu savaşçılar (Arşiv – Reuters)

Saha kaynaklarına göre bu iki saldırı, Şevki Ebu Nasira ve Husam el-Esdal’ın liderliğindeki gruplar tarafından, uzun süreli takiplerin ardından gerçekleştirildi. Operasyonlarda susturucu takılı tabancalar ve vücuda monte edilmiş küçük kameralar kullanıldığı, bunun da İsrail desteğine işaret ettiği ifade ediliyor.

Aynı kaynaklar, bu çetelerin ilk kez İsrail yapımı yeni silahlar, hatta tanksavar mühimmatları temin ettiğini belirtiyor. Daha önce bu düzeyde bir silah desteği, diğer çetelere verilmemişti.

İsrail’le bağlar ve güvenlik kaygısı

Saha bilgilerine göre Ebu Nasira ve Husam el-Esdal, geçmişte Filistin Yönetimi güvenlik aygıtlarında üst düzey görevlerde bulundu. El-Esdal’ın İsrail istihbarat servisleri tarafından eğitildiği ve 2018’de Malezya’da “İzzeddin el-Kassam Tugayları” mensubu mühendis Fadi el-Batş’ın suikastında rol aldığı iddia ediliyor.

dcfrgty
Gazze kentinde bir bölgeyi koruyan Hamas mensubu iki silahlı kişi (Arşiv – AFP)

Bu iki ismin sahip olduğu güvenlik ve istihbarat tecrübesinin, özellikle Hamasın yeni kadroları arasından eleman devşirmelerini kolaylaştırdığı belirtiliyor.

Hamas alarmda

Yaşanan gelişmeler, Hamasın güvenlik alarm seviyesini yükseltmesine yol açtı. Hareket, lider kadrosu ve güvenlik mensuplarına yönelik yeni talimatlar yayımlayarak, günlük hareket güzergâhlarının değiştirilmesini, kişisel güvenliğin artırılmasını ve cep telefonu kullanımının sınırlandırılmasını istedi.

cdfgt
Gazze kentindeki bir caddede Hamas’a bağlı polis unsurları, 1 Ekim 2025 (Reuters)

Hamas kaynakları, İsrail’in istihbarat faaliyetlerini yoğunlaştırdığı bir dönemde, bu silahlı çetelerin yeni suikastlar düzenleyebileceği endişesiyle önlemlerin sıkılaştırıldığını vurguluyor.


Aden, güvenlik, temizlik ve kapsamlı organizasyon kampanyalarıyla sivil yaşamın yeniden tesis edilmesini teşvik ediyor

Aden'deki diplomatik bölgenin ulusal güvenlik güçlerine devri (X)
Aden'deki diplomatik bölgenin ulusal güvenlik güçlerine devri (X)
TT

Aden, güvenlik, temizlik ve kapsamlı organizasyon kampanyalarıyla sivil yaşamın yeniden tesis edilmesini teşvik ediyor

Aden'deki diplomatik bölgenin ulusal güvenlik güçlerine devri (X)
Aden'deki diplomatik bölgenin ulusal güvenlik güçlerine devri (X)

Yemen’in geçici başkenti Aden, sivil kimliğini yeniden kazanmak, devletin ve kurumlarının varlığını güçlendirmek amacıyla kapsamlı bir dizi adımı hızla hayata geçiriyor. Güvenlik düzenlemeleri, geniş çaplı temizlik kampanyaları, trafik ve ulaşımın yeniden organize edilmesi ile ekonomik ve kültürel öncelikli dosyaların canlandırılmasını kapsayan bu adımlar, kentin genel görünümünü iyileştirmeyi hedefliyor.

Söz konusu çalışmalar, hizmet kalitesini artırmayı, istikrarı pekiştirmeyi ve Aden’i birlikte yaşam kenti olarak yeniden konumlandırmayı amaçlayan bütüncül bir vizyon çerçevesinde yürütülüyor.

Bu kapsamda Amalika Tugayları, Başkanlık Konseyi üyesi Abdurrahman el-Mahrami’nin talimatları doğrultusunda, askeri güçlerin Aden dışına yeniden konuşlandırılmasına yönelik planın ikinci aşamasını uyguladı. Buna göre, diplomatik bölgenin güvenliğinin sağlanmasına ilişkin görevler ulusal güvenlik güçlerine devredildi. Bu adım, askeri birliklerin şehir dışına çıkarılması ve kurumsal güvenlik yapısının güçlendirilmesi sürecinde önemli bir aşama olarak değerlendiriliyor.

Teslim edilen bölgeler arasında, çok sayıda büyükelçilik, konsolosluk ve uluslararası kuruluşun merkezlerine ev sahipliği yapan Büyükelçilikler Mahallesi ile el-Urud Meydanı da yer aldı. Bu durum, diplomatik öneme sahip hayati bölgelerde en üst düzey güvenliğin sağlanmasına verilen önemi ortaya koyuyor.

fdvedrv
Aden'deki kampların kaldırılması planının ikinci aşamasının uygulanmasına başlandı. (Hükümet medyası)

Bu adımlar, askeri birliklerin şehirlerin dışına konuşlandırılmasını öngören daha geniş kapsamlı bir planın parçası olarak gerçekleştiriliyor. Amaç, silahlı görüntüleri azaltmak, vatandaşların güvenini artırmak ve sivil yaşam için istikrarlı bir ortam hazırlamak.

Amalika Tugayları, bu ayın başında, Meşruiyeti Destekleme Koalisyonu ve yerel yönetim ile koordineli olarak, kamu düzeninin korunması ve kamu ile özel çıkarların güvence altına alınmasını desteklemek için müdahalede bulunmuştu. Bu süreçte Suudi Arabistan liderliğindeki Meşruiyeti Destekleme Koalisyonu, askeri kamp ve birliklerin şehir dışına çıkarılmasını, güvenlik düzenlemelerinin denetlenmesini ve askeri yapılanmanın yeniden yapılandırılmasını sürdürüyor.

Temizlik ve topluluk ortaklığı

Güvenlik çalışmalarının paralelinde, Aden yerel yönetimi, vilayetin tüm ilçelerinde ‘Güçlü ve Sivil Yeni Aden İçin Birlikte’ sloganıyla kapsamlı bir temizlik kampanyası başlattı. Aden Valiliği Birinci Vekili Muhammed Şazeli’nin başkanlık ettiği geniş katılımlı toplantıda, kampanyanın uygulanma mekanizmaları ele alındı. Toplantıya geniş bir toplum kesimi dahil edilirken, tüm ilçelerde ayda bir gün temizlik günü olarak belirlenmesi kararlaştırıldı.

frgthy
Aden, Yemen'de medeniyetin ve birlikte yaşamanın sembolünü temsil ediyor. (Yerel medya)

Şazeli, kampanyanın temizlik kültürünü ortak bir sorumluluk olarak yerleştirmeyi, toplum temelli çalışmaları güçlendirmeyi, kentin genel görünümünü iyileştirmeyi ve çevrenin korunmasını hedeflediğini vurguladı. Şazeli, gençler, öğrenciler ve kadınlar başta olmak üzere toplumun tüm kesimlerinin sürece dahil edilmesinin önemine dikkat çekti; okullarda farkındalık programlarının desteklenmesi, medyanın aktif rol oynaması ve yerel sivil toplum kuruluşları ve özel sektörün kampanyanın başarısına katkıda bulunması gerektiğini belirtti.

Buna karşılık, Temizlik ve Kent Geliştirme Fonu’nun İcra Direktörü Kaid Raşid, kampanyanın düzenli ve sürdürülebilir bir şekilde yürütülmesi için gerekli teknik ve lojistik imkanları sağlayacağını ve ilgili kurumlarla koordinasyonu üstleneceğini taahhüt etti.

Toplantıda ayrıca, kampanyayı hazırlamak ve denetlemek üzere küçük bir komite kurulması kararlaştırıldı. Kampanya, önce pilot uygulama olarak bir ilçede başlatılacak ve değerlendirme sonrasında diğer ilçelere genişletilecek.

Dosyaları düzenleme ve taşıma

Sivil yaşamın normalleşmesi ve Aden’in sivil kimliğinin yeniden kazanılması çerçevesinde, Aden Valisi ve Devlet Bakanı Abdurrahman Şeyh el-Yafei, kara ulaşımı ofisi ve trafik polisi yönetimi yetkililerinin katılımıyla bir toplantı gerçekleştirdi. Toplantıda, ulaşım ve trafik sektörlerinin düzenlenmesi ele alındı. Vali, kurumsal performansın yükseltilmesinin, özellikle vatandaşların hizmet alma kalitesini artırmada önemli rol oynayacağını vurguladı ve mevcut yaşam zorlukları göz önünde bulundurularak hizmetlerin iyileştirilmesinin önemine dikkat çekti.

fvgfr
Aden'deki trafik ve yolcu taşımacılığı istasyonlarının yeniden düzenlenmesi toplantısından (Hükümet medyası)

Toplantıda, yolcu taşımacılığı istasyonlarının düzenlenmesi, bazı istasyonların şehrin dış mahallelerine taşınarak trafik yoğunluğunun azaltılması ele alındı. Ayrıca, yetkililer resmi taksi plakalarının belirlenmesi, etiketlenmesi ve tüm ulaşım araçlarının güzergâhlarının tespit edilmesi konularını görüştü. Araçların teknik muayene süreçleri ve farklı kategorilere göre ücretlendirme mekanizmaları da değerlendirildi; bu adımların trafik güvenliğini artıracağı ve sektörde düzeni sağlayacağı vurgulandı.

Toplantıda ayrıca, farklı ilçelerden öğrencilere ücretsiz taşımanın yeniden başlatılması planları da ele alındı. Bu uygulamanın, ailelerin ekonomik yükünü hafifletmek ve eğitim sürecini desteklemek amacıyla hayata geçirilmesi hedefleniyor.

Aden Valisi, Aden Rafinerileri Şirketi’nin mevcut durumunu ve yeniden işletilmesini engelleyen sorunları da inceledi. Vali, karşılaşılan zorlukların Başkanlık Konseyi ve hükümete iletilerek çözülmesini ve rafinerinin faaliyetlerinin hızla yeniden başlatılmasını talep etti.

Kültürel alanda ise Vali, Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) projesi yöneticisi Nuno Oliveira ile Aden’in kültürel mirasının korunması ve tarihi mirasının yaşatılması için ortaklığın güçlendirilmesini görüştü. Toplantıda, UNESCO’nun gelecek planları, tarihi evlerin restorasyon projesinde kaydedilen ilerleme ve erken uyarı sisteminin yeniden aktive edilerek risk ve felaketlerin önlenmesine yönelik olasılıklar değerlendirildi.