Biden'ın İsrail'e mutlak desteğinin ABD'deki yansımaları neler?

Washington'u en çok korkutan şey, çatışmanın ABD'ye yayılması ve başkanın geleceğini etkilemesi

Öğrenciler New York'taki Columbia Üniversitesi'nde Filistinlilere destek protestosuna katıldı (Reuters)
Öğrenciler New York'taki Columbia Üniversitesi'nde Filistinlilere destek protestosuna katıldı (Reuters)
TT

Biden'ın İsrail'e mutlak desteğinin ABD'deki yansımaları neler?

Öğrenciler New York'taki Columbia Üniversitesi'nde Filistinlilere destek protestosuna katıldı (Reuters)
Öğrenciler New York'taki Columbia Üniversitesi'nde Filistinlilere destek protestosuna katıldı (Reuters)

Tarık eş-Şami 

ABD'nin 7 Ekim'de İsrail kentlerine yönelik Hamas saldırısının ardından İsrail'e açık bir şekilde destek veren tutumu nedeniyle Ortadoğu'da ve dünyada karşı karşıya olduğu tehlikeler tırmanırken, Başkan Joe Biden yönetimi ABD'de başka yansımalarla karşı karşıya kalıyor.

Bu yansımalar, terör saldırıları olasılığından, Yahudi karşıtlığı ve İslam düşmanlığının artmasına, bazı ABD yönetimi ve Kongre kanatlarında artan protestolara kadar uzanıyor.

Söz konusu protestolar Biden ve hükümetinin, ABD'ye sıçrayabilecek olası yansımaları ve zararları hesaba katmadan İsrail'i kesinlikle destekleme yönündeki aşırı eğiliminden oldukça rahatsız görünüyor.

Peki, bu yansımalar neler?

ABD yönetiminin pozisyonlarına nasıl yansıyabilir?

Çeşitli cepheler

Başkan Joe Biden yönetimi, 7 Ekim'de Hamas'ın İsrail kasabalarına saldırısının ardından, İsrail'in kendini savunma ve Gazze Şeridi'nden Hamas'ı çıkarma hakkını desteklediğini açıkça ilan etti.

Bu saldırılar, diğer Filistinli gruplarla birlikte hareket eden silahlı grup tarafından gerçekleştirildi ve bin 400'den fazla İsraillinin ölümüne neden oldu.

Bu açıklamanın ardından, ABD, İsrail'e açık askeri destek sağlamaya başladı. Bu destek, İsrail'e mühimmat ve teçhizat taşıyan onlarca askeri nakliye uçağının gönderilmesini içeriyordu.

Ayrıca, ABD, İsrail'e iki uçak gemisi ve bu gemilere bağlı savaş gemileri, muhripler ve diğer deniz unsurları gönderdi.

ABD, İsrail ile istihbarat iş birliğini genişletti ve destek ve koordinasyon sağlamak için askeri danışmanlar gönderdi.

Ayrıca, ABD, İsrail ve Hamas arasında ateşkes çağrısında bulunan Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) kararlarını veto ederek siyasi ve diplomatik destek sağladı. 

Ancak, ABD'nin İsrail'e verdiği bu tarihi destek hem dış hem de içte bazı sonuçları beraberinde getirdi. Dışarıda, İran destekli milislerin fırlattığı insansız hava araçları saldırıları, Suriye ve Irak'taki ABD askeri üslerini hedef aldı.

ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken, İran'ın vekilleri tarafından ABD güçlerine karşı bir tırmanış olasılığının olduğunu öngördü.

Bu nedenle, ABD Dışişleri Bakanlığı, Irak'ın Erbil kentindeki çoğu çalışanını bölgeden ayrılmaya çağırdı.

Terörizm, adam kaçırma, silahlı çatışma ve sivil kargaşayla ilgili tehditlere işaret ederek ABD'lileri Irak'a seyahat etmemeleri konusunda uyardı.

ABD, savaşın kapsamının genişlemesi ve yalnızca Ortadoğu'da değil, tüm dünyada ABD çıkarlarına karşı tehlikeli bir şekilde tırmanması ihtimaline karşı temkinli davranıyor.

İç zorluklar

Ancak, ABD içindeki yansımalar da özellikle son günlerde ve birden fazla düzeyde farklı bir yön almaya başladı.

ABD Dışişleri Bakanlığı ve Kongre'de iktidar odalarında, ABD'nin pozisyonunu bir dereceye kadar reddetme tavrı ortaya çıkmaya başladı.

Ayrıca, New York, Illinois, Minnesota ve Florida gibi eyaletlerde ve Washington DC'de, Gazze'nin bombalanmasına karşı protestolar patlak verdi.

Sosyal medya platformları, İsrail ve Hamas arasındaki çatışma, Filistin-İsrail çatışmasının arka planı ve ABD'nin rolü hakkında birbiriyle çatışan görüntüler, haberler ve yorumlarla doldu.

Tüm bunlar, ABD yönetimine artan bir baskı oluşturdu ve onu pozisyonunu nispeten değiştirmeye zorladı.

ABD, İsraillilerle iletişim kurarak Gazze Şeridi'ne yardım malzemelerinin girişine izin verdi ve Gazze'nin işgalini erteledi.

Biden, Netanyahu hükümetinden 'savaş hukuku' olarak bilinen uluslararası insani hukuka uymasını istedi.

Bu hukuk, sivillerin ve askeri olmayan tesislerin hedef alınmasını yasaklıyor.

Başkan ilk kez Filistinli mültecilere para teklif etti ve ABD'nin 11 Eylül 2001 saldırılarından sonra yaptığı hataları tekrarlamaması gerektiğini uyardı.

Ancak, savaşın ve beklenen İsrail kara işgalinin yansımaları, ABD içinde öncelikli bir yer tutmaya devam etti.

İsrail yanlısı öğrenciler New York'ta Gazze'de devam eden çatışmanın ortasında düzenlenen protestoya katıldı (Reuters)
İsrail yanlısı öğrenciler New York'ta Gazze'de devam eden çatışmanın ortasında düzenlenen protestoya katıldı (Reuters)

Kongre'de reddeden cephe

İktidar mahfillerinde ABD'nin İsrail'e verdiği açık desteği eleştiren bir ses, yükselmeye başladı.

Özellikle, İsrail'in Gazze'ye yönelik hava saldırıları ve olası bir kara işgalinin ardından, Demokrat Parti'nin sol kanadında öfke arttı.

Demokratik Parti'nin ilerici üyeleri, Biden'ı, binlerce Filistinlinin ölümüne yol açan bir savaşı kışkırtmakla suçladı.

Bu öfke, Gazze'deki Protestan Hastanesi'nin bombalanması sonrasında daha da arttı.

Kongre Üyesi Jasmine Crockett, öfke ve kafa karışıklığının Biden'ın ne kadar tehlikeli bir konumda olduğunu gösterdiğini söyledi.

Crockett, ilerici üyelerin, İsrail'e destek ve Filistinlilerin haklarını savunmak arasında bir denge bulmak zorunda kaldıklarını belirtti.

Cumhuriyetçiler, Biden'ın Hamas saldırısına verdiği tepkiyi övdü ve savaşı büyük ölçüde iyilik ve kötülük arasındaki bir mesele olarak tasvir etti.

Demokratik seçmenlerin geniş kesimleri, özellikle gençler, İsrail'in Filistinlilere yönelik politikalarına karşı şüpheci, hatta düşmanca görünüyordu.

Hamas saldırısında bin 400'den fazla İsraillinin ölümüne rağmen, savaşı desteklemeye istekli görünmüyorlardı.

Bu hoşnutsuzluk, iki belgede açıkça görülüyordu. 55 ilerici Kongre üyesi, İsrail'in Gazze'ye kestiği gıda, su, yakıt ve diğer malzemelerin geri verilmesini talep eden bir mektup imzaladı.

13 Demokrat tarafından hazırlanan başka bir Temsilciler Meclisi karar tasarısıyla, İsrail ve Filistin topraklarında acil bir ateşkes ve gerilimin durdurulması talep edildi.

Bazıları temsilcilerin yardımcısı olan, Müslüman ve Yahudilerden oluşan 411 kongre personeli, Kongre üyelerini ülke genelinde artan anti-Semitizm (Yahudi karşıtlığı), İslamofobi, Müslüman karşıtlığı ışığında İsrail ile Hamas arasında ateşkesi desteklemeye çağrısında bulunan bir bildiriye imza attı.

Manidar istifa

Biden yönetiminin krize yaklaşımına yönelik itirazlar, ABD Dışişleri Bakanlığı'na kadar ulaştı.

Siyasi işler ve askeri işler ofisinin kıdemli bir yetkilisi olan Josh Paul, çatışmaya yönelik yaklaşım ve İsrail'e sürekli olarak ölümcül silahlar tedarik etme konusundaki siyasi anlaşmazlık nedeniyle istifa etti.

Paul, Hamas'ın saldırısını vahşi ve korkunç olarak nitelendirse de İsrail'in yanıtının, ABD desteği ve 'işgalin mevcut durumu' ile birlikte hem İsrailliler hem de Filistinliler için daha fazla ve daha derin acıya yol açacağından endişe duyuyor.

Bunun Washington'un uzun vadeli çıkarına olmadığını düşünüyor.

Paul, Biden yönetiminin ve Kongre'nin önemli bir kısmının yanıtını eleştirdi.

Silah göndermeyi içeren siyasi kararların kısa görüşlü, yıkıcı ve adaletsiz olduğunu, ABD'nin sahip olduğu değerlerle çeliştiğini savundu.

Çünkü bu politikalar aceleci, önyargılı ve siyasi uygunluk üzerine kurulu.

Bu durum, entelektüel iflas ve bürokratik donukluğu yansıtıyor. Bir tarafın körü körüne desteklenmesi, her iki tarafın halkı için de uzun vadede yıkıcı.

Sokak mücadelesi

Biden yönetiminin çatışmaya yönelik politikası, ABD Dışişleri Bakanlığı ve Kongre'de de tartışmalara yol açtı.

ABD'nin onlarca şehrinde, İsrail ve Gazze arasında ateşkes çağrısında bulunan gösteriler düzenlendi.

Bu gösterilere karşılık, Hamas'ın rehin tuttuğu rehinelerin serbest bırakılmasını talep eden gösteriler de düzenlendi.

Ateşkes çağrısı yapan gösteriler, Kongre binası ve çevresinde de gerçekleşti. Bu gösterilere yüzlerce Yahudi ve Müslüman öğrenci ile birlikte diğer gruplardan insanlar da katıldı.

Çatışma tarafında düzenlenen protestolar ve yürüyüşler binlerce insanı çekti. Yahudilere ve Müslümanlara yönelik nefret saldırıları, huzursuzluğu artırdı.

Bu arada, İsrail, Gazze'ye karadan girmeye hazırlanıyor. New York'ta düzenlenen dört eş zamanlı protestoda, binlerce kişi Filistin bayrakları açtı.

Polis, trafik akışını engellemek suçlamasıyla onlarca kişiyi tutukladı. ABD'nin onlarca başka şehrinde de benzer gösteriler düzenlendi.

Ancak New York, İsrail dışındaki en büyük Yahudi nüfusuna ve ülkenin en büyük Müslüman topluluklarından birine ev sahipliği yapması nedeniyle özel bir önem taşıyor.

Çatışmayla ilgili farklı görüşler, kültürel alanda da tartışmalara yol açtı.

New York'taki bir kültürel dernek, İsrail'i eleştiren açık bir mektubu imzalayan yazar Viet Thanh Nguyen'in etkinliğini aniden iptal etti.

New York City Queens Meclis Üyesi Robert Holden, evsizlere hizmet veren kâr amacı gütmeyen bir kuruluş olan WIN'i, Filistinlilere destek veren bir yürüyüşte görülen bir çalışanını cezalandırmaya çağırdı.

Buna karşılık, Bronx için Filistin Dayanışması Örgütü, Demokrat Partili Temsilci Richie Torres'in fotoğrafını taşıyan ve üzerinde "Soykırım suçlamasıyla aranıyor" yazan bir afiş dağıttı.

Torres, X platformunda şu ifadelerin yer aldığı bir paylaşımda bulundu:

Yahudi seçmenleri için, Holokost'tan bu yana Yahudilere karşı en kanlı katliam tehdidi altında hissettikleri için savaşmaktan utanmayacağım.

Yahudi ve Müslüman karşıtları

Hamas'ın İsrail'in güneyine düzenlediği saldırılar ve İsrail'in buna cevabı, Gazze ve İsrail'den gelen görüntüler sayesinde anti-semitizm ve İslamofobi'nin hızla artmasına neden oldu.

Çatışma ne kadar uzun sürerse, ABD'deki Yahudiler ve Müslümanlar için tehdit o kadar artar.

Stimson Center'dan Barbara Slavin, "Biden, İsrail'i destekleyen birkaç konuşma yaptı ve İsrail'e seyahat ederek, dünyanın dört bir yanındaki birçok Yahudi'nin rahatlık ve dayanışma ihtiyacını karşılamak için İsrail'e olan yakın desteğini teyit etti. Ancak Gazze'deki ölü sayısının artması ve Araplar ve Müslümanların İsrail ve ABD'ye yönelik öfkesinin artması nedeniyle, Washington'un Gazze halkına insani yardım sağlamaktan daha fazlasını yapması gerekiyor" dedi.

Çatışma sırasında 'İslamofobi' olgusunun artmasından duyulan endişeler arttı.

Bu endişeler, Illinoisli bir adamın altı yaşındaki Filistinli Müslüman bir çocuğu bıçaklayarak öldürmesi ve annesini ağır yaralamasıyla perçilendi.

Bu olaydan sonra Biden, Beyaz Saray'dan yaptığı bir konuşmada İslamofobi ve anti-semitizme karşı olduğunu ilan etti.

Ancak ABD'li Müslüman toplumu, 11 Eylül 2001 olaylarının ardından ABD'de yaşanan güvensizlik ikliminin geri dönmesinden korkuyor.

Bu korku, Amerikan-İslam İlişkileri Konseyi'nin (CAIR) yayınladığı açıklamada da görülüyor.

CAIR, Filistinlilere yönelik iddia edilen saldırıları kınadı ve hükümet yetkililerini ve medyayı, onları hedef alan provokasyonu durdurmaya çağırdı.

Ayrıca, New York City'de anti-semitik faaliyeti izleyen bir grubun başkanı, 7 Ekim'den bu yana nefret olaylarının iki katına çıktığını söyledi.

Bu olaylar, yaklaşık her gün bir olaydan günde birden fazla olaya yükseldi.

Bu olaylar arasında hakaretler, Yahudi erkeklere ateş açma ve Nazi sembolü olan 'swastika' (gamalı haç) çizilmesi yer alıyor.

Son krizden önce bile, ABD'de Yahudilere yönelik nefret suçları, 2022'de yüzde 37'lik bir orana ulaştı. FBI'a göre bu, yaklaşık üç on yıl içinde kaydedilen en yüksek rakam.

Detroit'teki Yahudi cemaatinin önde gelen isimlerinden biri olan Samantha Wall'un, evinin önünde bıçaklanarak öldürülmesi, ABD'ndeki Yahudiler arasında büyük endişelere yol açtı.

Ancak Detroit yetkilileri, Wall'un öldürülmesinin şu ana kadar nefret suçu olduğunu gösteren hiçbir kanıt olmadığını bildirdi.

Terör korkusu

Ancak son olaylar, ABD ve Batı'da, yakın zamana kadar düşüşe geçtiği görünen terörist eylemlerin yeniden ortaya çıkma endişelerini yeniden gündeme getirdi.

Özellikle, ABD tarafından terörist olarak tanımlanan gruplar, Afrika'dan Pakistan'a kadar, bu ayın başlarında Hamas'ın saldırısını övdü.

FBI Direktörü Christopher Wray, ABD'de Avrupa'da meydana gelenlere benzer saldırılar yaşanabileceği konusunda uyardı.

Bu saldırılardan birinde, kendisini IŞİD'e mensup olarak tanımlayan bir adam, Brüksel'de iki İsveçliyi vurarak öldürdü.

Terörizm ve isyanı önleme uzmanları, Hamas'ın gerçekleştirdiği gibi başarılı saldırıların, benzer düşünen diğer grupları ve bireyleri başka eylemler yapmaya teşvik etme eğiliminde olduğunu söylüyor.

Bu, grupların güçlerini kanıtlama ve daha fazla para ve eleman çekme girişimleridir. Ayrıca, yeni grupların ortaya çıkması da mümkün.

Georgetown Üniversitesi'nde profesör ve terör tarihçisi Bruce Hoffman, "Tarihsel olarak, teröristler olayla ilgileri olsun olmasın, kendilerini gündeme getirmeye çalışırlar. Hamas'ın saldırısı, İsrail'e karşı herhangi bir silahlı grup için eşi görülmemiş bir başarıydı. Bu, diğer gruplar için önemlerini kanıtlamak, dayanışmalarını ifade etmek ve tekrar oyuna girmek için inanılmaz bir fırsat sunuyor" diyor.

ABD'deki hükümet kurumları, Los Angeles, Detroit ve Chicago gibi büyük Filistin diasporası olan şehirleri izliyor.

Wall Street Journal gazetesine konuşan bir Amerikan istihbarat yetkilisine göre, bu kurumlar, toplu ölümlere yol açabilecek büyük bir kamusal etkinliğe yönelik saldırı tehdidini gösteren sosyal medya trafiğini arıyor.

Terörizm uzmanları, İsrail-Filistin çatışmasının şiddetinin ve saldırıların artmasının kaçınılmaz olduğunu söylüyor.

Bu artışın şiddeti, İsrail'in askeri operasyonlarının süresi, Gazze'ye verilen zarar ve çatışmanın yayılması gibi faktörlere bağlı olacaktır.

Ortadoğu araştırmacısı Ken McCallum, Ortadoğu'daki derin olayların hem hedeflenen şeyler hem de insanları nasıl motive ettiği açısından tehdidin boyutunu artırabileceğini veya biçimini değiştirebileceğini belirtiyor.

Georgetown Üniversitesi'nden Hoffman ise, İsrail'in cevabının uzun sürmesi durumunda, diğer terörist grupların daha fazla zaman toplayacağını ve aralarındaki farklı mezhepsel rekabetlerin, saldırılarını koordine etmeye başladıklarında ortadan kalkabileceğini söylüyor.

Biden'ı etkilemek

ABD'nin tüm endişelerine rağmen, Başkan Biden için en önemli soru, Ortadoğu savaşı, geçen aylarda onay oranlarının düşmesinin ardından seçmenlerin ona karşı tutumunu değiştirecek mi?

Biden, kriz sırasında küresel bir lider olarak kendini gösterdi.

Ancak stratejistler, yeniden seçilmesinin daha çok ekonomi gibi yerel konulara bağlı olabileceği konusunda uyarıyor.

Quinnipiac Üniversitesi tarafından yapılan bir ankete göre, seçmenlerin yüzde 76'sı İsrail'in desteklenmesinin ABD'nin ulusal çıkarına olduğunu düşünüyor.

Ancak, seçmenlerin yalnızca yüzde 42'si Biden'ın çatışmayla ilgili tutumunu onaylarken, yaklaşık yüzde 37'si onaylamadığını söyledi.

Hamas ve İsrail arasındaki çatışma, haftalarca ve aylarca haberlere hâkim olmaya devam ederse, başkanlık kampanyasının doğası değişebilir.

Biden, kendisini savaş zamanında bir başkan olarak sunabilir. Ancak, bu durum uzun sürmeyebilir.

George H. W. Bush'un 1991 Körfez Savaşı'ndan sonra yaşadığı durum buna örnek. Bu savaş hızlı bir şekilde başladı ve bitti.

O zamanlar açık bir zafer gibi görünüyordu. Ancak, Bush yine de ekonomi nedeniyle Bill Clinton'a karşı seçimleri kaybetti. Bu durum, Biden için de siyasi riskler taşıyor.

Buna ek olarak, Biden, kendi partisinin sol kanadından pek çok kişinin tepkisini çekme riskiyle karşı karşıya.

Bu kesim, Gazze'deki Filistinli sivil ölümlerinin artmasından dolayı rahatsız. Bu ölümlerin, İsrail'in saldırıları devam ettikçe daha da artması muhtemel.

Biden ise, kontrolünün çok az olduğu bir çatışmada tarafını seçti.

En önemlisi, daha genç ve daha aktif olan ilerici Demokratlar, Biden'a savaştan fayda sağlamaya daha az istekli.

Quinnipiac Üniversitesi'nin anketine göre, 18-34 yaş arası seçmenlerin çoğunluğu İsrail'e silah ve askeri teçhizat gönderilmesine karşı çıkıyor.

Bazı stratejistler, Biden'ın İsrail'e verdiği desteğin, genç Müslüman ve ilerici seçmenleri, daha açık bir şekilde savaş karşıtı bir programla seçimlere giren bağımsız başkan adayı Cornell West'e oy vermeye itebileceğini belirtiyor.

Bu hoşnutsuzluğa dair bir örnek, geçen salı günü Arizona'da yaşandı.

Bir grup üniversite öğrencisi, Başkan Yardımcısı Kamala Harris'i, Biden yönetiminin İsrailliler ve Filistinlilerin barış, güvenlik ve kendi kaderini tayin hakkı için çalıştığını belirten konuşmasını yaptığında alaycı bir şekilde karşıladı.

Independent Arabia - Independent Türkçe



ABD Dışişleri Bakanı Rubio'nun Hindistan ziyareti: Beyaz Saray alternatif enerji kaynakları arıyor

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Mumbai'de mevkidaşı Subrahmanyam Jaishankar'la görüştü (Reuters)
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Mumbai'de mevkidaşı Subrahmanyam Jaishankar'la görüştü (Reuters)
TT

ABD Dışişleri Bakanı Rubio'nun Hindistan ziyareti: Beyaz Saray alternatif enerji kaynakları arıyor

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Mumbai'de mevkidaşı Subrahmanyam Jaishankar'la görüştü (Reuters)
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Mumbai'de mevkidaşı Subrahmanyam Jaishankar'la görüştü (Reuters)

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun Hindistan ziyareti, ABD'deki ara seçimler öncesinde Donald Trump yönetiminin enerji ihtiyaçlarını karşılama çabası doğrultusunda şekillendi.

BBC'nin analizinde, Rubio'nun 20-21 Ekim'deki Hindistan ziyaretinde başkent Yeni Delhi yerine devasa petrol rafinerilerinin yer aldığı Jamnagar'a gittiğine dikkat çekiliyor. Trump yönetiminin, İran savaşının küresel enerji arzını sekteye uğratmasından ötürü alternatif kaynaklara yöneldiği yazılıyor.

Günlük yaklaşık 1,4 milyon varil ham petrol işleme kapasitesine sahip Jamnagar rafinerisi, küresel rafinaj kapasitesinin yaklaşık yüzde 1,5'ini oluşturuyor. Dizel ve diğer petrol ürünlerinin önemli ihracatçıları arasında yer alan tesis, ABD'nin enerji piyasalarındaki baskıyı hafifletme çabalarında öne çıkıyor.

ABD merkezli düşünce kuruluşu Atlantik Konseyi'nden Michael Kugelman'a göre Rubio'nun ziyaretinin üç temel amacı vardı: Hindistan'ın Rus petrolüne bağımlılığını azaltmak, Venezuela ve ABD petrolünün daha fazla alınmasını teşvik etmek ve enerji işbirliğini iki ülke arasındaki ticaret anlaşmasının bir parçası haline getirmek.

2022'de başlayan Ukrayna savaşının ardından Moskova'nın en büyük petrol alıcılarından biri haline gelen Hindistan, Aralık 2022-Temmuz 2026 döneminde Rus ham petrol ihracatının yüzde 37'sini oluşturdu. Rus petrolünü işleyen firmalardan biri de Reliance'dı.

BBC'nin aktardığına göre Rubio, Mumbai'de Hindistan Dışişleri Bakanı Subrahmanyam Jaishankar'la görüştü. Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) Dışişleri Bakanı Şeyh Abdullah bin Zayid Al Nahyan'ın da katıldığı toplantıda enerji güvenliği, ticaret, yatırım ve bölgesel gelişmeler ele alındı.

Ertesi gün 21 Ekim'de Rubio, Jamnagar'a giderek rafineriyi ziyaret edip Ambani'yle bir araya geldi.

Trump yönetimi, Teksas'ın Brownsville Limanı'nda yeni bir petrol rafinerisi kurmayı planlıyor. Kugelman'a göre Rubio, bu proje için Reliance'ın da desteğini istiyor.

Hindistan Dışişleri Bakanı Subrahmanyam Jaishankar, ABD'yle ticaret görüşmelerindeki ilerlemeden memnuniyet duyduğunu ve her iki tarafın da süreci tamamlamaya yakın olduğunu geçen hafta söylemişti. Trump da Hindistan'la ticaret anlaşmasının yakında tamamlanabileceğini bildirmişti.

Buna karşın uzmanlar, enerji alanındaki yakınlaşmanın ticaret anlaşmasının kısa sürede imzalanacağı anlamına gelmediğini savunuyor. Hindistan'ın eski ABD Büyükelçisi Meera Shankar, Hindistan'ın ABD'nin gümrük tarifelerine ilişkin tutumunu netleştirmesini istediğini ve ticaret anlaşmasının detaylarının tamamlanmasını beklediğini söylüyor.

Independent Türkçe, BBC, The Diplomat 


Kuzey Kore, Çin ve Rusya arasındaki dengeleri nasıl kullanıyor?

Çin'le Kuzey Kore sınırında 12 yıl sonra hizmete açılan köprünün, iki ülke arasındaki ticaret hacimini daha da artırması bekleniyor (Reuters)
Çin'le Kuzey Kore sınırında 12 yıl sonra hizmete açılan köprünün, iki ülke arasındaki ticaret hacimini daha da artırması bekleniyor (Reuters)
TT

Kuzey Kore, Çin ve Rusya arasındaki dengeleri nasıl kullanıyor?

Çin'le Kuzey Kore sınırında 12 yıl sonra hizmete açılan köprünün, iki ülke arasındaki ticaret hacimini daha da artırması bekleniyor (Reuters)
Çin'le Kuzey Kore sınırında 12 yıl sonra hizmete açılan köprünün, iki ülke arasındaki ticaret hacimini daha da artırması bekleniyor (Reuters)

Kuzey Kore yönetimi, Rusya ve Çin'le bağlarını geliştirirken Pekin'le Moskova, Pyongyang üzerindeki nüfuzunu artırmak istiyor.

Çin'le Kuzey Kore sınırında, Yalu Nehri üzerinde kurulan otoyol köprüsü 15 Ekim'de hizmete açılmıştı.

Çin'in Dandong ve Kuzey Kore'nin Sinuiju şehirlerini birbirine bağlayan 3 kilometre uzunluğundaki köprünün yapımı 2014'te tamamlanmıştı. Fakat Kuzey Kore tarafındaki inşaatlar tamamlanmadığından hizmete açılamamıştı.

Kuzey Kore lideri Kim Jong-un, bugün köprüden geçerek Dandong'a gitti. AP'nin aktardığına göre Kim, Çin Komünist Partisi'nin üst düzey isimlerinden Wang Huning'le bir araya geldi.

Xinhua'nın aktardığına göre Kim, şehirde bir araba fabrikasını ziyaret ettikten sonra yaptığı açıklamada, "Çin'le birlikte çalışmaya hazır olduklarını, bunun tarihsel dostluklarını ilerletip pratik işbirliğini genişleterek her iki ülkenin halklarına somut faydalar getireceğini" söyledi.

Kim'in ziyaretinin, Çin'in 1950-1953'teki Kore Savaşı'na katılmasının yıldönümünden bir gün önce gerçekleşmesi dikkat çekti.

Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, haziranda Pyongyang'a giderek Kim'le görüşmüştü. Zirve, Kuzey Kore'nin Çin'den nispeten uzaklaşarak Rusya'ya yakınlaşmasının ardından düzenlenmişti.

Batılı kaynakların rakamlarına göre en az 2 bin 300 Kuzey Kore askeri Rusya adına Ukrayna cephesinde savaşırken öldürüldü.

Diğer yandan Yalu Nehri Köprüsü'nün açılışından yaklaşık bir ay önce Kuzey Kore'yle Rusya arasındaki ilk karayolu köprüsü de hizmete alınmıştı.

Guardian'ın analizine göre son gelişmeler, Pekin ve Moskova'nın Pyongyang üzerindeki nüfuzunu artırma konusunda rekabete giriştiğini gösteriyor.

Pyongyang son üç yılda özellikle Ukrayna savaşı nedeniyle Kremlin'le daha yakın bağlar kursa bile Kuzey Kore ekonomisi büyük ölçüde Çin'e bağımlı.

Seul'deki Ewha Kadın Üniversitesi'nden Leif-Eric Easley, bu açıdan Rusya'nın ekonomik olarak Çin'in konumunu dolduramayacağını vurguluyor.

Kore Üniversitesi'nden Kuzey Kore uzmanı Fyodor Tertitski ise Pekin ya da Moskova'nın Pyongyang üzerinde diledikleri gibi bir nüfuza sahip olamayacağını savunuyor:

Her iki ülke de Kim Jong-un'un boyun eğmektense ilişkilerin tamamen kopmasını tercih edeceğini biliyor. Bu yüzden bunun basit bir nüfuz mücadelesi olduğunu sanmıyorum. Kim, iki ülkeyi de birbirine düşürmeye çalışıyor ancak Çin ve Rusya, 1970'lerde olduğu gibi Sovyetler Birliği'yle Çin arasındakine benzer bir rekabet içinde değil.

Independent Türkçe, Guardian, Xinhua, AP 


Fransa patlamanın eşiğinde... Borçlar devleti kuşatmış durumda

Fransa’nın batısındaki Rennes kentinde, çevik kuvvet polisi protesto gösterisi düzenleyen öğrencileri dağıtmak için tazyikli su kullandı. (AP)
Fransa’nın batısındaki Rennes kentinde, çevik kuvvet polisi protesto gösterisi düzenleyen öğrencileri dağıtmak için tazyikli su kullandı. (AP)
TT

Fransa patlamanın eşiğinde... Borçlar devleti kuşatmış durumda

Fransa’nın batısındaki Rennes kentinde, çevik kuvvet polisi protesto gösterisi düzenleyen öğrencileri dağıtmak için tazyikli su kullandı. (AP)
Fransa’nın batısındaki Rennes kentinde, çevik kuvvet polisi protesto gösterisi düzenleyen öğrencileri dağıtmak için tazyikli su kullandı. (AP)

Antoine el-Hac 

Fransa’daki kriz artık geçici bir protesto dalgası veya acil önlemlerle kontrol altına alınabilecek ekonomik bir aksaklık olmaktan çıkmış durumda. Birbiri ardına yaşanan gelişmeler; kamu maliyesindeki zayıflığın, artan toplumsal öfkenin, siyasi kurumların kilitlenmesinin ve devletin taahhütlerini yerine getirme kapasitesine olan güvenin azalmasının kesiştiği çok boyutlu bir krizi gözler önüne seriyor. Fransa, 2027 ilkbaharında yapılacak kritik cumhurbaşkanlığı seçimlerine hazırlanırken, biriken bu faktörlerin Beşinci Cumhuriyet’in istikrarı ile ülkenin Avrupa Birliği (AB) ve dünyadaki konumuna yönelik ciddi bir tehdide dönüşmesinden endişe ediliyor.

Protestocuların kapattığı Louvre Müzesi’nin önünde bekleyen ziyaretçiler (EPA)
Protestocuların kapattığı Louvre Müzesi’nin önünde bekleyen ziyaretçiler (EPA)

Birçok şehir ve kasabanın sokaklarında huzursuzluğun farklı yansımaları görülüyor. Ülkede devlet okullarının durumunun kötüleşmesi ve öğretmen yetersizliği protesto edilirken, kamu sektörü çalışanları da maaşların dondurulmasına tepki göstererek eylemlere katıldı. Öncesinde ise balıkçılar, motorin fiyatlarındaki artışı protesto etmek amacıyla limanları ve akaryakıt istasyonlarını kapattı. Gelişmeler yalnızca gösterilerle sınırlı kalmadı; bazı Fransız şehirlerinde büyük maddi hasara, yüzlerce yaralanmaya ve gözaltına yol açan şiddet ve yağma olayları yaşandı. Bu tablo, toplumun çeşitli kesimleri ile devlet kurumları arasındaki derinleşen kopukluğu yansıtıyor.

Emmanuel Macron’un ilk dönemini sekteye uğratan, yıllardır nerede oldukları ve liderlerinin kimler olduğu bilinmeyen Sarı Yelekliler’in yıllar süren bir aranın ardından sahneye geri dönmesiyle tablo tamamlandı. Sokaktaki bu iktidar karşıtı ittifakın mücadeleyi sürdürmeye hazır olduğu görülüyor.

Paris’teki Cumhuriyet Meydanı’nda (Place de la République) yanan bisikletlerin yanında duran maskeli protestocular (Reuters)
Paris’teki Cumhuriyet Meydanı’nda (Place de la République) yanan bisikletlerin yanında duran maskeli protestocular (Reuters)

Çeşitli taleplerin oluşturduğu bu mozaiğin merkezinde; alım gücünün düşmesi, kamu hizmetlerine olan güvenin sarsılması ve Fransız sosyal modelinin onlarca yıldır sunduğu vaatleri artık karşılayamadığı hissiyle bağlantılı daha derin bir kriz yer alıyor. Vatandaşlarının geniş bir sosyal koruma ağından yararlanmaya alışkın olduğu devlet, bugün zor bir soruyla karşı karşıya: Finansman maliyetlerinin arttığı ve borç yükünün ağırlaştığı bir dönemde bu kazanımlar nasıl korunabilir?

Borç manevra alanını daraltıyor

Maliye politikasının krizde merkezi bir konumda olduğu su götürmez bir gerçek. Fransa’nın kamu borcu (4 trilyon dolar) gayri safi yurt içi hasılanın (3,55 trilyon dolar) yüzde 119’una yaklaşırken, ekonomi 2026 yılı için yüzde 0,4 ila 0,5 civarında büyüme oranlarına geriledi. Aynı zamanda genel bütçe açığının gayri safi yurt içi hasılanın yüzde 5’ini aşması beklenmekte olup bu durum, hükümetin kamu hesaplarını yeniden dengeye kavuşturma çabalarını zorlaştırıyor.

Faiz oranlarının yükselmesiyle birlikte sorun daha da vahim bir hal alıyor. Borç maliyeti artarken devlet, kaynaklarını yatırım ve hizmetlere yönlendirmek yerine yükümlülüklerini ödemek için giderek daha fazla kaynak ayırmak zorunda. Gelen tahminler, Fransa’nın önümüzdeki yıl orta ve uzun vadeli 340 milyar euro değerinde tahvil ihraç etmesi gerekeceğini, bu esnada mali ve siyasi riskler nedeniyle yatırımcıların bu tahvillere olan talebinin azaldığını gösteriyor.

Göstericiler tarafından bir kısmı ateşe verilen Limoges belediye binası (AFP)
Göstericiler tarafından bir kısmı ateşe verilen Limoges belediye binası (AFP)

Ancak bu durum, Fransa’nın mutlaka 2009-2010 yıllarında Yunanistan’ın yaşadığına benzer bir krizle veya piyasa güveninde ani bir çökmeyle karşı karşıya olduğu anlamına gelmiyor. Fransız ekonomisinin büyüklüğü ve AB içerisindeki konumu Paris’e farklı bir ağırlık kazandırıyor. Antoine el Hac'ın Şarku’l Avsat için kaleme aldığı analize göre bu ağırlığın kendisi de krizi daha önemli kılıyor; çünkü Paris’in ağır borcunu yönetme kapasitesinde yaşanabilecek keskin bir kötüleşme, tüm Avrupa’nın mali istikrarına yansıyabilir.

Kırk yıllık erteleme

Mevcut durumun tek bir hükümet kararıyla açıklanamayacağı veya sorumluluğun tamamen tek bir cumhurbaşkanına yüklenemeyeceği bir gerçek. Mali dengesizlikler onlarca yıl boyunca birikti, sağ ve sol hükümetler borcun yapısal artışını durdurmayı başaramadan birbirini izledi. Önemli kırılma noktalarından biri, sosyal politikaların ve kamu harcamalarının genişlediği 1980’li yıllardaki Sosyalist Cumhurbaşkanı François Mitterrand dönemine dayanıyor. Emeklilik yaşının 60’a indirilmesi, çalışma saatlerinin azaltılması ve devletin ekonomideki rolünün güçlendirilmesi gibi reformlar, kamu maliyesi üzerindeki yükün artmasına yol açtı.

Ancak krizi yalnızca o dönemde yaşananlara indirgemek yanıltıcı bir basitleştirme olacaktır. Jacques Chirac’tan Nicolas Sarkozy, François Hollande ve Emmanuel Macron dönemlerine kadar sonraki hükümetler de borcun gidişatını tersine çevirmeyi başaramadı. Bu durum, temel olarak halkın refah payından feragat etmeye yönelik tepkisinden duyulan endişeden kaynaklanıyor. 2008 küresel mali krizi, Kovid-19 salgını ve ardından gelen enflasyon dalgası da kamu bütçeleri üzerindeki baskıların artmasında rol oynadı.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron (AFP)
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron (AFP)

Esasen Fransa’nın ‘kapsamlı’ sosyal modeli, tekrarlayan siyasi çatışmaların odak noktası haline geldi. Emeklilik, işsizlik sigortası veya kamu harcamalarını reforme etmeye yönelik her girişim sert bir toplumsal dirençle karşılaşırken, reformların ertelenmesi gelecekteki seçeneklerin daralmasına neden oluyor. Böylece devlet, harcamaları kontrol altına alma ihtiyacı ile yeni protestoları tetikleme korkusu arasında sıkışıp kalıyor.

Siyasi felç ve aşırı sağın yükselişi

Ekonomik çıkmazın ortasında siyasi arenada kara bulutların toplanması şaşırtıcı olmadı. Ulusal Meclis’in 2024 yılında feshedilmesinden bu yana parlamenter tablo istikrarlı bir çoğunluk üretemedi, güçler kalıcı uzlaşılara varmakta zorlanan üç büyük karşıt blok arasında bölündü. Bütçe tasarısının meclisten geçirilmesi hükümetin ayakta kalma kapasitesi için tekrarlayan bir sınava dönüşürken, vatandaşların kurumların etkinliğine olan güveni azaldı.

Marine Le Pen ve Ulusal Birlik partisi liderliğindeki aşırı sağın bu iklimden faydalanması da şaşırtıcı değil. Aşırı sağın söylemi; ekonomik koşulların kötüleşmesini, güvenlik kontrolünün kaybedilmesini ve göç yükünü birbiriyle ilişkilendirmekte, kendisini sisteme yeniden düzen getirebilecek bir alternatif olarak sunmakta. Buna karşılık, Jean-Luc Melenchon liderliğindeki radikal sol Boyun Eğmeyen Fransa hareketi, ekonomik ve sosyal politikalara öfkeli kesimlerin bir kısmını kendisine çekmekte. Bu iki kutup arasında, Macron’un siyasi ve toplumsal tabanını oluşturan merkezin gücü zayıflarken, ılımlı oyların bölünmesinin daha radikal rakiplerin şansını artırmasından endişe ediliyor.

Siyasi güçler arasındaki bu çatışmanın devam etmesinin gerekli reformları engelleyebileceğine, yatırımları, tüketimi ve piyasa güvenini etkileyen belirsizlik sürecini uzatabileceğine dikkat edilmesi gerekiyor. Ayrıca, huzursuzlukların yalnızca göçle ilişkilendirilmesi ve güvenlik önlemlerinin sıkılaştırılmasıyla yetinilmesi, toplumsal öfkeyi besleyen temel ekonomik ve sosyal nedenleri çözmeye yetmiyor.

 Paris’te protestocular polisle çatıştı. (AP)
Paris’te protestocular polisle çatıştı. (AP)

Zorlu seçim sınavı

Fransa bugün oldukça karmaşık bir denklemle karşı karşıya bulunuyor: Öfkenin nedenlerini göz ardı etmeden düzeni yeniden sağlamak, kamu hizmetlerine zarar vermeden borcu kontrol altına almak ve önümüzdeki seçimler radikal bir şekilde karşıt güçler arasında ‘intihar niteliğinde’ bir çatışmaya dönüşmeden önce siyasi güveni yeniden inşa etmek.

Reform yükünü adil bir şekilde dağıtan, harcama önceliklerini belirleyen ve en hassas kesimleri koruyan net bir planı, siyasi kurumlar bünyesinde karar alma yeteneğini yeniden kazandırarak sunmayı kim başarabilecek?

Macron, 2017 yılında iktidara geldiğinde, kendini yenileme ve uluslararası konumunu geri kazanma kapasitesine sahip iyimser bir Fransa tablosu vaat etmişti. Ancak popülaritesinin düşmesi ve gerileme hissinin yaygınlaşması, bu vaat ile gerçeklik arasındaki uçurumun derinliğini ortaya koyuyor. Buna rağmen Fransızların çoğunluğu kendisine olan güvenini tazeleyerek 2022 yılında onu yeniden seçti.

2027 seçimleri yaklaşırken mücadele, yalnızca bir sonraki cumhurbaşkanının kim olacağını belirlemekle sınırlı kalmayacak; Fransa’nın kamu maliyesini reforme edip sosyal sözleşmesini yenileyip yenileyemeyeceğini ya da biriken krizlerin ülkenin siyasi kimliğini yeniden tanımlamasına izin verip vermeyeceğini belirleme noktasına taşınacak.

Ulusal Meclis’te düzenlenen oturumda Başbakan Sebastien Lecornu protestolar hakkında konuştu. (EPA)
Ulusal Meclis’te düzenlenen oturumda Başbakan Sebastien Lecornu protestolar hakkında konuştu. (EPA)

Fransa’nın yalnızca borç sorunuyla karşı karşıya olan büyük bir ekonomi değil, aynı zamanda Avrupa projesinin temel sütunlarından biri olduğu unutulmamalı. Ülkedeki krizin kontrol altına alınmasında yaşanacak herhangi bir başarısızlığın, sınırları aşan yansımaları olacak. Fransa’nın başarısı ise reformun bedeli toplumun ve devletin taşıyabileceği kapasiteyi aşmadan önce, erteleme ve bölünme döngüsünün kırılmasıyla mümkün kılınabilecek.

Aydınlanmanın, düşüncenin ve ilerlemenin Fransa’sı hantallaştığını hissediyor; Fransızlar siyasi ve sosyal sistemlerinin artık gelişmeye ve modern hayata ayak uydurmaya elverişli olmadığını fark ediyor. Daha da vahimi, özellikle başka ülkelerdeki ‘varlığın’ sona ermesi ya da bitme noktasına gelmesiyle birlikte, ekonominin eski günleri ihya etmeye yetecek miktarda servet üretemez hale gelmiş olması…

Zaman değişiyor!