Abbas İbrahim: Suriye makamlarıyla koordinasyon durmadı

“Hizbullah'ın elindeki bilgiler terör operasyonlarını engellememize yardımcı oldu” diyen Abbas İbrahim, Al Majalla'ya verdiği röportajda muhaliflerin Şam'a iade edildiğini yalanladı.

Lübnan Kamu Güvenliği eski Genel Müdürü Tümgeneral Abbas İbrahim, 22 Temmuz 2020'de Beyrut’taki ofisinde. (AFP)
Lübnan Kamu Güvenliği eski Genel Müdürü Tümgeneral Abbas İbrahim, 22 Temmuz 2020'de Beyrut’taki ofisinde. (AFP)
TT

Abbas İbrahim: Suriye makamlarıyla koordinasyon durmadı

Lübnan Kamu Güvenliği eski Genel Müdürü Tümgeneral Abbas İbrahim, 22 Temmuz 2020'de Beyrut’taki ofisinde. (AFP)
Lübnan Kamu Güvenliği eski Genel Müdürü Tümgeneral Abbas İbrahim, 22 Temmuz 2020'de Beyrut’taki ofisinde. (AFP)

İbrahim Hamidi

Lübnan Kamu Güvenliği eski Genel Müdürü Tümgeneral Abbas İbrahim, Al Majalla ile gerçekleştirdiği röportajın ikinci bölümünde, Suriye'deki protestoların başlangıç sürecini anlattı. “Lübnan Kamu Güvenliği’ndeki ilk günümden görevimden ayrıldığım ana kadar Lübnan ve Suriye'nin güvenliğini koruyacak şekilde Suriye güvenlik servisleriyle ilişkilerin en üst düzeyde koordineli olarak devam ettiğini söylesem bir sır vermiş olmam” diyen İbrahim, başta Fransa olmak üzere birçok Avrupa ülkesinin ‘bu koordinasyondan büyük fayda sağladığına’ dikkat çekti.

İbrahim, ‘yetkililerle aralarında iletişim noktaları bulmaya çalışmak için en sadık Suriyeli muhaliflerle’ ofisinde toplantılar yapıldığını söyledi. Kendisine yöneltilen Suriyeli muhalifleri Şam'a iade ettiği yönündeki suçlamaları reddeden İbrahim şu cevabı verdi:

“Asla. Bu iddiayı reddediyorum. Suriye ya da Lübnan'daki teröristlerin tutuklanması için Suriyeli yetkililerle koordineli olarak çalıştık. Bu benim gurur duyduğum bir konu. Eğer bu insanlar kendilerinin muhalif olduğunu düşünüyorsa şunu söyleyebilirim ki ben bu görüşe kesinlikle katılmıyorum.”

Şarku’l Avsat’ın Al-Majalla’dan aktardığı röportajda Hizbullah'ın Suriye'ye müdahale kararı alırken Lübnan devleti düzeyinde kimseyle koordinasyon kurmadığını ifade eden İbrahim, “Hizbullah, Lübnan'daki bir dizi terör operasyonunu engellemede bizim için çok önemli bir bilgi kaynağıydı” dedi.

İşte Al Majalla’nın, Lübnan Kamu Güvenliği eski Genel Müdürü Tümgeneral Abbas İbrahim'le gerçekleştirdiği röportajın ikinci bölümü:

- Sayın Tümgeneral İbrahim; Lübnan Kamu Güvenliği Genel Müdürlüğü görevinizi kritik bir aşamada mı üstlendiniz? Lübnan gibi bir ülkede, Ortadoğu gibi bir bölgede, hassas bir konumda söz konusu dengeyi kurmayı nasıl başardınız?

Görevime Ağustos 2011'de başladım. Suriye krizi başlangıç ​​aşamasındaydı ve henüz birkaç aylıktı. O dönemde Suriye rejiminin iki veya üç ay dayanabileceğine dair bölgede ve dünyada çok büyük bir iddia bulunuyordu. Benimse tamamen farklı bir vizyonum vardı. Lübnan Kamu Güvenliği'nin dizginlerini devraldığımda şüphesiz Suriye krizi benim için en büyük zorluktu. Çünkü bu krizin yansımaları Lübnan için dehşet vericiydi. Bölgede kartları yeniden karıştıran çok büyük bir zorlukla karşı karşıyaydık. Lübnan düzeyinde karşılaştığımız ilk sorun, Suriyelilerin Lübnan'a doğru yerinden edilmesi meselesiydi. Lübnan Kamu Güvenliği, idari çalışmalarında beş milyonluk Lübnan halkına hizmet edecek şekilde hazırlanır. Ancak birkaç ay içinde iki milyon yerinden edilmiş insanın Lübnan'a girmesi, Lübnan Kamu Güvenliği açısından en büyük zorluktu.

- Nasıl?

İstikrarsız ve kaybedilmiş bir siyasi kararın ışığında ilk yerinden edilme dalgasını sindirmeyi başardık. Teşkilat, karar verme yeteneğinden yoksun bir devlette kendi geliştirdiği ve bu politikanın etkilerini sınırlı kılan bir politika aracılığıyla söz konusu zorlukla yüzleşmeyi başardı. Dengeyi nasıl başardığıma gelince; Lübnan Kamu Güvenliği Genel Müdürlüğü görevini devralmak için yaptığım konuşmada iki meşhur söz söyledim. Öncelikle Lübnan Kamu Güvenliği tüm Lübnanlılara aynı mesafede duruyor. Siyasi inanç açısından inandığım şey, ofise girerken dışarıda bıraktığım, ayrılırken de her Lübnan vatandaşı gibi giyindiğim, üzerinde siyasi fikrimin olduğu bir üniformamın olduğudur. Ancak Lübnan Kamu Güvenliği Genel Müdürü olarak Hizbullah'a ve Lübnan Kuvvetleri Partisi’ne aynı mesafede olacağım.

Fotoğraf Altı: Beyrut'taki bir bankanın önündeki ATM'den para çekmek için sıraya giren yerinden edilmiş Suriyeliler, 24 Ocak 2023. (EPA)
Beyrut'taki bir bankanın önündeki ATM'den para çekmek için sıraya giren yerinden edilmiş Suriyeliler, 24 Ocak 2023. (EPA)

İkinci olarak, çalışanlara vatandaşın sizin üzerinizde hakkı olduğunu, hizmet arayan biri olmadığını, bu nedenle sizden hakkını isteyen vatandaşa müdürlükte ‘müşteri muamelesi yapmayın’ dedim. Zira vatandaşın hakkı vardır ve o, işverendir. Bu politikayı geliştirdim ve üzerinde çalıştım. Birinci başlıkta müdürlükte idari düzeyde sorumluluğu en iyi şekilde yerine getirebildik. Daha sonra yetki kitabını okuyunca kimsenin bu yetkileri tam olarak kullanmadığını gördüm. “Allah'ın izniyle bu yetkilerimizi sonuna kadar kullanmış olacağız” dedim. Lübnan Kamu Güvenliği’nde çalışmak ekonomik güvenlik, sosyal güvenlik ve siyasi güvenlikle ilgilidir. Teşkilat, Lübnan içinde ve dışında devlet güvenliğine yönelik eylemlere veya saldırılara müdahil olur. Kurumun çok geniş yetkileri var. Bu güçlerin ve yasaların ruhuna dayanarak dengeli çalışabildiğimize inanıyorum.

“Bazıları, Lübnan'ın güvenliğine sızmak ve Lübnan'daki aşırılık yanlılarının gündemlerini uygulamak için Suriye'den gelen yerinden edilmiş insanlardan bir kısmını istismar etmiş olabilir.”

- 2011 sonrası Lübnan bağlamında yerinden edilme meselesini ve şeklini anlattınız. Güvenlik-asker meselesi ne olacak? Lübnan Kamu Güvenliği ile Suriye kurum veya yetkilileri arasında bu dosyayla ilgili ne ölçüde koordinasyon vardı?

Sürekli bir meydan okuma vardı ve ilk andan itibaren Suriye'den gelen bu yerinden edilmiş insanlardan bazılarının, Lübnan'ın güvenliğine sızmak ve Lübnan içindeki aşırılık yanlılarının gündemlerini uygulamak için yerinden edilmelerinin istismar edilmiş olabileceğini söyledim. Bu bakış açısıyla yerinden edilmiş kişiler meselesini insani boyutlarıyla da ele aldım. Lübnan Kamu Güvenliği’ndeki ilk günümden görevimden ayrıldığım ana kadar Lübnan ve Suriye'nin güvenliğini koruyacak şekilde, Suriye güvenlik servisleriyle ilişkilerin en üst düzeyde koordineli olarak devam ettiğini söylesem bir sır vermiş olmam. Artık Fransa'da olduğumuza ve bu röportajı yaptığımıza göre Avrupa ve dünya bu koordinasyondan büyük fayda sağladı. Biliyorsunuz Avrupa ülkeleri Suriye'deki büyükelçiliklerini kapattı ve bu bana göre büyük bir stratejik hataydı. Bu hatanın düzeltilmesi gerektiğini tüm Avrupa ülkeleriyle görüşüyordum. Bir ülke başka bir ülkedeki büyükelçiliğini kapattığında bu onun kör ve sağır olduğu anlamına gelir. Çünkü böyle bir durumda sahada gerçekte neler olup bittiğine dair hiçbir fikir sahibi olmak mümkün değildir. Bir ülke yalnızca başka bir ülkeden aldığı raporlara güvenemez. Zira herkes kendi istek ve düşüncesine göre rapor yazar. Biz bu konunun ustasıyız. Büyükelçiliklerin kapatılması, Suriye'deki yetkililerle koordineli bir biçimde çalışan Lübnan Kamu Güvenliği'ni bir zorunluluk haline getirdi ve bu durumla baş etmede onu bir dönüm noktası yaptı. Fransa'da bir stadyumda terör saldırısı gerçekleşti. Saldırganın cesedinin yanında Suriye kimlik kartı da bulundu. Fransız yetkililer, bu kişinin kimlikteki kişiyle eşleştiğini doğrulamak için bana kimliği gönderdi. Suriyeli yetkililer, bu kimliğin sahibinin Suriye hapishanelerinde olduğu yönünde yanıt verdi ve bu, Fransa'daki ilgililer için büyük bir şok oldu. Suriye'de ölen bu şahsın kimliğini tespit etmeye çalışarak konuyu takip ettik. Yani Avrupa'nın bu konudan çok yararlandığını düşünüyorum.

- Suriyeli muhaliflerden veya bazı isimlerden Lübnan Kamu Güvenliği'nin muhaliflerle ilgili dosyaları Suriyeli yetkililere teslim ettiği yönünde suçlamalar var. Buna yönelik cevabınız nedir?

İlk kez size, en sadık Suriyeli muhaliflerden bazılarıyla, Suriyeli yetkililerle aralarında iletişim noktaları bulmaya çalışmak amacıyla ofisimde toplantılar yapıldığını açıklamak isterim. Biz güvenlikle uğraşmadık dedim. Her sabah geldiğimde siyasi üniformamı çıkarıp ofisimin önüne koydum. Suriye meselesinde de aynı ruhla hareket ettim.

Fotoğraf Altı: Lübnan'ın Bekaa Vadisi'nde Suriye hükümeti ve Hizbullah'a karşı gösteri düzenlendi, 8 Ocak 2016. (Getty Images)
Lübnan'ın Bekaa Vadisi'nde Suriye hükümeti ve Hizbullah'a karşı gösteri düzenlendi, 8 Ocak 2016. (Getty Images)

- Herhangi bir siyasi figüre dosya teslim edilmedi mi?

Asla. Bu iddiayı reddediyorum. Umarım bu röportajdan sonra birisi çıkıp bu konuyla ilgili isim veya delil verir. Biliyorsunuz politikada ve politika dışı konularda çok fazla konuşma var. Bizim Suriye'de olsun, Lübnan'da olsun teröristleri tutuklamak için Suriye yetkilileriyle koordineli çalışmamıza gelince, bu benim gurur duyduğum bir konu. Eğer bu insanlar kendilerinin muhalif olduğunu düşünüyorsa şunu söyleyebilirim ki, ben bu görüşe kesinlikle katılmıyorum.

“Hizbullah, Suriye'ye müdahale kararı alırken ne Lübnan Kamu Güvenliği düzeyinde ne de onun üzerinde bir koordinasyonda bulunmadı.”

- 2012-2013 yılı sonlarında Suriyeli muhalif grupların silahlandırılması konusu gündeme getirilmiş, Ürdün ve Türkiye'de iki güvenlik odası kurulmuş, Lübnan'da askeri varlık veya koordinasyonun bulunması önerilmişti. Bu konuyla ilgili olarak gerçekleşen görüşmeler hakkında bize daha detaylı bilgi verebilir misiniz?

Kimler arasındaki görüşmeleri kastediyorsunuz?

- Batılı taraflarla ya da Batılı kurumlarla aranızda bu konunun nasıl ele alınacağı konusunda herhangi bir diyalog yaşandı mı?

Batı benim bakış açımı ve Suriye krizine dair fikrimi biliyordu. Hiç kimsenin bu konuyu benimle tartışmaya cesaret edemediğini söyleyebilirim. Çünkü bu konunun benim için kesinlikle kabul edilemez olduğunu biliyorlar. Lübnan'da herhangi bir kişinin, herhangi bir parti adına, bizim için ve kişisel olarak benim için silahlandırılması kesinlikle kabul edilemez. Olaylarla nasıl başa çıktığımı biliyorlar ve şimdiye kadar hiç kimse bu konuyu benimle müzakere etmedi, hatta ima bile etmedi. Lübnan'ın bileşimi başlangıçta bu fikri reddediyor. Lübnan'da aklı başında hiçbir insanın bu konuyu kimseye açmayı düşüneceğini zannetmiyorum.

Fotoğraf Altı: Suriye'nin Lübnan sınırı yakınındaki Flita kasabası çevresindeki dağlık bölgede askeri araçlarının yakınında bulunan Hizbullah savaşçıları. (AFP)
Suriye'nin Lübnan sınırı yakınındaki Flita kasabası çevresindeki dağlık bölgede askeri araçlarının yakınında bulunan Hizbullah savaşçıları. (AFP)

- Hizbullah'ın Suriye'ye müdahalesi ne olacak? Siz o zaman bir güvenlik aygıtının genel müdürü olarak bu kararın neresindeydiniz? Herhangi bir koordinasyon var mı? Hizbullah'ın Suriye'ye müdahalesini ve varlığını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Öncelikle, Hizbullah'ın Suriye'ye müdahale kararı alırken (ne Lübnan Kamu Güvenliği düzeyinde ne de onun üzerinde) Lübnan devleti düzeyinde kimseyle koordinasyon içinde olmadığını söyleyeyim. Bu, Hizbullah'ın aldığı ve açıkça ilan ettiği, kimseyle koordinasyon içinde olmadığını söylediği bir karardı. Hizbullah bu kararı benim takdirimle değil, benim bilgim dahilinde aldı. Bu kararın Lübnan'daki direnişi koruyacağına inanıyordu. Çünkü savunmanın en iyi yolu direniş topraklarının dışında saldırıp savaşmaktı. Bu kararı bu teoriye olan inancına dayanarak verdi.

- Bu müdahaleden yaklaşık on yıl sonra söz konusu kararı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Güvenlik düzeyindeki bu kararın Lübnan'ı birçok terör operasyonundan koruduğuna inanıyorum. Ancak Hizbullah, siyasi düzeyde bu karar doğru da olsa yanlış da olsa sonuçlarına katlanacak. Hizbullah, Lübnan'daki bir dizi terör operasyonunu engellemede bizim için çok önemli bilgi kaynağıydı. Hizbullah Suriye'de savaşıyordu, sahada olup biteni biliyordu, güvenlik konularını takip ediyordu ve biz de güvenlik teşkilatları olarak bundan faydalandık.

- Güvenlik koordinasyonu var mıydı?

Koordinasyon değil. Bir güvenlik aygıtı olarak bizim veya Lübnanlı ya da Lübnanlı olmayan herhangi bir güvenlik aygıtının kendisine bilgi sağlayan kaynakları olması mümkün. Bu kaynakların nereden geldiği önemli değil. Benim için önemli olan, bilginin geçerliliği ve doğruluğu, sonraki etkileri ve Lübnan'ın güvenliği üzerindeki etkisidir. Hizbullah, bize ve diğer güvenlik teşkilatlarına bu bilgilerin takip edilebileceği dosyalar sağlıyordu ve bu bilgiler sonucunda Lübnan'daki birçok terör operasyonu engellendi.

Fotoğraf Altı: Suriye'de İran'a bağlı Şii milislere tabi savaşçılar. (AP)
Suriye'de İran'a bağlı Şii milislere tabi savaşçılar. (AP)

- Hizbullah ve İranlı milisler Suriye'de İsrail bombardımanına maruz kalıyor. Bu konuya nasıl bakıyorsunuz?

İsrail’in herhangi bir tarafa saldırmasına karşıyım. İsrail hangi tarafı vurursa vursun, kim olursa olsun onun (İsrail’in) karşısında olacağım. Bu konuya, İsrail meselesine ve şu anda İsrail-Filistin çatışması dedikleri İsrail-Arap çatışmasına ideolojik bir bakışım var...

- İsrail-Filistin çatışması...

Bu benim için kabul edilemez. Bu bir Arap-İsrail çatışmasıdır. Bu bağlamda benim aldığım herhangi bir pozisyon, Arap tarafına yönelik tam, kör ve fanatik bir önyargıdır.

- Yani ‘arenaların birliğine’ inanıyorsunuz?

Adına her ne dersek diyelim, bu çatışma konusunda Arapların tutumunun birliğine inanıyorum. Filistin halkının çıkarlarına ulaşmak için bu düşmanla ortak bir yüzleşmenin gerekliliğine inancım var.

Yarın üçüncü bölüm: Memluk, Trump'ın Esad suikastı hakkında konuşmasının ardından benden gizli arabuluculuğumu durdurmamı istedi.

*Bu röportaj Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al-Majalla dergisinden çevrildi.



Irak bugün Kürt peşmerge güçlerinin birleştirilmesi sürecini tamamlıyor

Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)
Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)
TT

Irak bugün Kürt peşmerge güçlerinin birleştirilmesi sürecini tamamlıyor

Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)
Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)

Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi makamları, bugün Kürt peşmerge güçlerinin birleştirilmesinin ilanı dolayısıyla resmî bir tören düzenlemeye hazırlanıyor. Böylece Kürdistan Bölgesi’nde Peşmerge Bakanlığı’nın dışında herhangi bir Kürt silahlı gücünün bulunmadığı yeni bir döneme geçilmesi hedefleniyor.

Şarku’l Avsat’ın Irak Haber Ajansı’ndan (INA) aktardığına göre, Kürdistan Bölgesi Başkanlığı Sözcüsü Dilşad Şehab, bugün “peşmerge güçlerinin birleştirilmesinin ilan edileceğini ve 21 Eylül’den sonra Peşmerge Bakanlığı bünyesi dışında hiçbir peşmerge gücünün kalmayacağını” söyledi. Şehab, bu adımın güçlerin bakanlık çatısı altında birleştirilmesi için uzun süredir yürütülen çalışmaların sonucu olduğunu belirtti.

Şehab, birleştirme sürecinin 2016 yılında başladığını ve özellikle siyasi anlaşmazlıklar nedeniyle geçen yıllarda önemli zorluklarla karşılaşıldığını ifade etti. Kürdistan Bölgesi Başkanı Neçirvan Barzani’nin yürüttüğü çabaların yanı sıra, koalisyon güçleri ve dost ülkelerin desteğinin bu zorlukların aşılmasına ve birleşme sürecinin tamamlanmasına katkı sağladığını kaydetti.

Şehab ayrıca, sürecin tamamlanmasının ilan edileceği törenin, Kürdistan Bölgesi Başkanı’nın himayesinde ABD Savunma Bakanlığı ile Kürdistan Peşmerge Bakanlığı arasında imzalanan mutabakat zaptının dördüncü yıl dönümünde gerçekleşeceğini belirtti. Söz konusu mutabakat, peşmerge güçlerinin birleştirilmesini ve bu güçlere destek sağlanmasını amaçlıyordu.

Irak’taki bütün silahlı grupların, Irak’a destek veren uluslararası koalisyon güçlerinin ülkeden tamamen çekilmesini tamamlamasının ardından, silahlarını en geç bu ayın 30’una kadar devlete teslim etmeleri bekleniyor.

Irak hükümeti, silahların teslim edilmesi dosyasına ilişkin bir mekanizma üzerinde anlaşmaya varmak amacıyla başta Hizbullah Tugayları, Ensarullah el-Evfiya, El-Nuceba, Seyyidü'ş Şüheda, Seraya Evliyaü'd Dem ve Ehli Kehf olmak üzere silahlı grupların temsilcileriyle müzakereler yürütüyor.


Halep’in güneyinde Suriye ordusuna ait silah depolarında patlamalar

İsrail’in Suriye ordusuna ait askeri noktayı hedef alan hava saldırısının ardından Şam’ın bir banliyösünden yükselen dumanlar, (Arşiv-AFP)
İsrail’in Suriye ordusuna ait askeri noktayı hedef alan hava saldırısının ardından Şam’ın bir banliyösünden yükselen dumanlar, (Arşiv-AFP)
TT

Halep’in güneyinde Suriye ordusuna ait silah depolarında patlamalar

İsrail’in Suriye ordusuna ait askeri noktayı hedef alan hava saldırısının ardından Şam’ın bir banliyösünden yükselen dumanlar, (Arşiv-AFP)
İsrail’in Suriye ordusuna ait askeri noktayı hedef alan hava saldırısının ardından Şam’ın bir banliyösünden yükselen dumanlar, (Arşiv-AFP)

Halep’in güney kırsalındaki bölgeler, bugün sabaha karşı Suriye ordusuna ait silah depolarında meydana gelen patlama sesleriyle sarsıldı.

Halep Sivil Savunma Operasyonları Komutanı Faysal Muhammed Ali, “Halep’in güneyindeki el-İys bölgesinde patlamaların devam etmesi, ambulans ve kurtarma ekiplerinin olay yerine ulaşmasını engelliyor” dedi.

Ali, Suriye Haber Ajansı’na (SANA) yaptığı açıklamada, sivilleri patlamaların meydana geldiği bölgeye yaklaşmamaları konusunda uyardı.

Halep Valisi Azzam el-Garib de el-İys ve çevresinde patlamalar meydana gelmesi nedeniyle bölge halkına bölgeye gitmemeleri çağrısında bulundu. Garib, “Herkesten evlerinden çıkmamalarını, patlama bölgelerine gitmemelerini ve güvenlikleri ile müdahale ekiplerinin güvenliği için bu alanların yakınında toplanmamalarını rica ediyoruz” ifadelerini kullandı.

Garib ayrıca, “Hastaneler ile ambulans ve acil müdahale ekipleri teyakkuz halinde. İlgili makamlar sahadaki durumu takip ediyor ve her türlü acil duruma müdahale ediyor” dedi.

Suriye İçişleri Bakanlığı ise “el-İys’teki patlamaların ardından Şam-Halep uluslararası yolunun, İbcla Üniversitesi kavşağı ile Han Tuman Köprüsü’nde Halep yönünden trafiğe kapatıldığını” duyurdu.

Patlamaların meydana geldiği bölgeye yakın el-İys ve ez-Zerbe sakinleri, durumu korkutucu olarak nitelendirdi. Bölge sakinleri, onlarca füzenin havada uçtuğunu ve patlamaların bölgede büyük paniğe yol açtığını belirtti.

Şarku’l Avsatın DPA’dan aktardığına göre Halep’in güneyindeki el-İkarda bölgesinde yaşayanlar, “el-İys ve Tel Hediye beldelerinde şiddetli patlama sesleri duyuluyor. Füzelerin havada uçtuğu ve patladığı görüldü” dedi.

Bölge sakinleri ayrıca, “Hiç kimse askeri mevzilere yaklaşamıyor. Mevziilerde çok sayıda asker bulunuyor ancak onlardan ne durumda olduğu bilinmiyor” ifadelerini kullandı.

Halep kentinde yaşayanlar da patlama seslerinin kentten yaklaşık 30 kilometre uzaklıktaki el-İys beldesinden açıkça duyulduğunu belirtti.

El-İys bölgesi ve Halep’in güneyindeki diğer bölgelerin, muhalif grupların Halep’e girmesinin ardından İdlib vilayetine ve buradan Şam’a doğru ilerlediği dönemde İran Devrim Muhafızları ve Lübnan Hizbullahı güçlerinin kontrolünde olduğu belirtiliyor.


Dera’da bir DEAŞ hücresi ele geçirildi... Suriye’de örgütten geriye ne kaldı?

Dera’nın es-Sanameyn kentinde, aralarında DEAŞ’a bağlı bir hücrenin de bulunduğu bir dizi suç hücresine yönelik güvenlik operasyonları düzenlendi. (Suriye İç Güvenlik Güçleri’nin X hesabı)
Dera’nın es-Sanameyn kentinde, aralarında DEAŞ’a bağlı bir hücrenin de bulunduğu bir dizi suç hücresine yönelik güvenlik operasyonları düzenlendi. (Suriye İç Güvenlik Güçleri’nin X hesabı)
TT

Dera’da bir DEAŞ hücresi ele geçirildi... Suriye’de örgütten geriye ne kaldı?

Dera’nın es-Sanameyn kentinde, aralarında DEAŞ’a bağlı bir hücrenin de bulunduğu bir dizi suç hücresine yönelik güvenlik operasyonları düzenlendi. (Suriye İç Güvenlik Güçleri’nin X hesabı)
Dera’nın es-Sanameyn kentinde, aralarında DEAŞ’a bağlı bir hücrenin de bulunduğu bir dizi suç hücresine yönelik güvenlik operasyonları düzenlendi. (Suriye İç Güvenlik Güçleri’nin X hesabı)

İsmail Derviş

Suriye İçişleri Bakanlığı perşembe günü, ülkenin güneyindeki Dera vilayetinde emniyet güçlerinin yürüttüğü takip ve kovuşturma operasyonları sonucunda, es-Sanameyn şehrinde üç personelin öldürülmesinden sorumlu hücreye ulaşıldığını açıkladı.

Dera Emniyet Müdürü Tuğgeneral Hüsam Memun et-Tahhan, Suriye resmi haber ajansı SANA’ya yaptığı açıklamada, güvenlik takibinin hücrenin Muhsin el-Heymed ile ‘el-Keşki’ lakaplı Ahmed el-Osman tarafından yönetildiğini ortaya çıkardığını belirtti. Tahhan, arama ve tarama faaliyetleri sırasında güvenlik güçlerinin söz konusu iki şahsın evinde silah, mühimmat, patlamaya hazır el yapımı patlayıcılar ve patlayıcı yapımında kullanılan ekipmanlar ele geçirdiğini bildirdi.

Suriye güvenlik kaynaklarından yapılan açıklamada ise “Emniyet güçleri, Dera’nın es-Sanameyn şehrinde aralarında DEAŞ terör örgütüne bağlı bir hücrenin de bulunduğu birkaç suç hücresine yönelik güvenlik operasyonları düzenledi… Bu suç hücreleri arasında yakın bir koordinasyon olduğu tespit edildi. Aranan beş kişi gözaltına alındı ve yakın zamanda adalete teslim edilecekler” ifadelerine yer verildi.

Perşembe günü erken saatlerde, Dera’nın kuzey kırsalındaki es-Sanameyn’de aranan bir kişiyi yakalamaya yönelik güvenlik görevi icra edilirken Suriye emniyet güçlerinden üç personel hayatını kaybetmiş, diğerleri de yaralanmıştı. Yerel kaynaklara göre hayatını kaybeden kişilerin Mustafa Saadettin, Sallum el-Masalime ve Nail es-Safadi olduğu bildirildi.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre Dera’daki operasyonda DEAŞ isminin öne çıkması, özellikle Suriye Demokratik Güçleri (SDG) dosyasının kapanması, yapının feshedilerek Suriye devletine tamamen entegre edildiğinin duyurulmasıyla birlikte son aylarda eylemleri önemli ölçüde azalan terör örgütü tehlikesini yeniden gündeme taşıyor. Ancak bu durum akıllara şu soruyu getiriyor: DEAŞ saflarını yeniden düzenlemeye mi çalışıyor, yoksa kendisiyle mücadele eden Uluslararası Koalisyon’a üye olan Suriye hükümetine yönelik eylemlerini sürdürmeyi mi hedefliyor?

Yeni gerçekliğe uyum sağlama aşaması

Askerî ve siyasi araştırmacı İsmet el-Absi, “DEAŞ terör örgütünün arazi kontrolü sağlayan bir yapı olarak geleneksel anlamda geri dönüşünden söz edilemez. Ancak yeniden konumlanma ve uyum sağlama çabası içeren bir evreyle karşı karşıyayız. Es-Sanameyn şehrinde ve başka yerlerde yaşananlar, terör örgütünün geri döndüğünün bir göstergesi değil; aksine, örgütün uyuyan ve dağınık bir hücre ağına dönüştüğünün bir kanıtıdır. Dera’da meydana gelen olaylar ise örgütün, Suriye hükümetinin hızlı yanıt verme kapasitesinin sınırlarını test etme girişimiydi” değerlendirmesinde bulundu.

El-Absi sözlerine şöyle devam etti: “SDG dosyasının çözüme kavuşturulmasının ardından örgütün eylemleri ciddi oranda azaldı; ancak asıl gerileyen şey görünür operasyonlar oldu. Bu durum, değişen bölgesel ve uluslararası güvenlik ortamıyla bağlantılıdır. Nitekim ABD ve Uluslararası Koalisyon’un askerî üslerden çekilerek buraları Suriye hükümetine devretmesi, güvenlik sorumluluğunu tamamen Şam’a yükledi. Bu değişim, örgütü yeni kurulan birleşik Suriye ordusundan gelecek nokta atışı darbelerden kaçınmak amacıyla taktiksel bir sessizlik veya operasyonel fetret dönemine girmeye zorladı.”

Yapısı olmayan hücreler

Diğer yandan Suriyeli gazeteci Muhammed Beşir Derbike, “DEAŞ bazı ağlarını yeniden inşa etmeye çalışıyor ancak kendisini askerî bir güç olarak tanımlayacak şekilde yapılandırmıyor. Dera’da yaşananlar, sınırlı çatışmalara girebilecek hücrelerin varlığının sürdüğüne işaret ediyor. Yine de örgütün Suriye’nin güneyinde veya ülke genelindeki başka bir bölgede büyük bir varlığa sahip olduğu söylenemez; aksine, merkezî komuta yapısıyla bağı bulunmayan ve merkeziyetsiz bir sistemle hareket eden bazı uyuyan hücreler söz konusu” ifadelerini kullandı.

Derbike değerlendirmesini şöyle sürdürdü: “Suriye toprakları son aylarda DEAŞ açısından neredeyse tam bir sessizlik dönemine tanıklık etti; nitekim Dera’daki son çatışmadan önce büyük etki yaratan herhangi bir eyleme rastlamadık. Bu gözden kayboluş süreci, SDG’nin entegrasyon aşamalarının başlamasıyla start aldı. Bunun temel nedeni ise kuzey ve doğudaki güvenlik boşluğunun büyük ölçüde ortadan kalkmasıdır. Zira SDG’nin feshedilerek devlet kurumlarına entegre edilmesi, DEAŞ’ın aralarındaki rekabetten faydalandığı güç haritasını değiştirdi. Örgüt geçtiğimiz şubat ayında, ‘Geçici Suriye Hükümeti’ne karşı yeni bir eylem safhası’ adını verdiği süreci ilan etmişti; ancak bu eylemler mart ayından itibaren geriledi veya durma noktasına geldi. Yine de eylem sayısındaki düşüş ile örgüt tehdidinin tamamen sona ermesini birbirine karıştırmamak oldukça önemli.”

DEAŞ’ın Suriye’deki geleceği ne olacak?

Derbike değerlendirmesini şu ifadelerle noktaladı: “Mevcut veriler ışığında DEAŞ’ın kısa ve orta vadeli geleceği; örgütlü bir yapıdan ziyade birbirinden bağımsız, hareketli hücreler şeklinde olacaktır. Uzun sessizlik dönemlerinin ardından zaman zaman sınırlı bir eyleme veya saldırıya tanık olabiliriz. Bir başka deyişle, örgütün son derece zayıf olduğunu ancak fırsatları ve güvenlik açıklarını kollayıp istismar etmeye çalıştığını söyleyebiliriz. Buna karşılık, Suriye devleti güvenlik birimlerini birleştirmeyi, sınırları ve çöl bölgelerini denetim altına almayı, cezaevleri ile kamplar sorununu çözmeyi başardıkça örgütün hareket alanı da daralacaktır. Ancak yeni güvenlik boşlukları veya yerel çatışmalar ortaya çıkarsa DEAŞ bunlardan sızmaya ve bunları kullanmaya çalışacaktır. Dolayısıyla Dera’da son yaşananlar örgüt açısından medya propagandası bakımından önemli olsa da askerî açıdan bir kazanım sağlamamaktadır.”