TCMB Başkanı Erkan: Enflasyonun ana eğiliminde de bir gerileme başladı

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Hafize Gaye Erkan, enflasyonun ana eğiliminde de bir gerileme başladığını belirterek, "Kasım ayı öncü göstergeleri aylık enflasyondaki gerilemenin devam edeceğine işaret etmekte" dedi

Hafize Gaye Erkan (AA)
Hafize Gaye Erkan (AA)
TT

TCMB Başkanı Erkan: Enflasyonun ana eğiliminde de bir gerileme başladı

Hafize Gaye Erkan (AA)
Hafize Gaye Erkan (AA)

Erkan, İstanbul Sanayi Odası (İSO) Meslek Komiteleri Ortak Toplantısı'nda, meslek kuruluşlarının sivil toplumun en önemli örgütlü yapıları olarak aynı zamanda kamusal nitelik de taşıdığını ve bu açıdan perspektiflerinin sanayicilerle paylaşılmasına büyük önem verdiklerini dile getirdi.

Fiyat ve finansal istikrarın sağlanmasının nihai çıktısının, yüksek, verimlilik artışlarından faydalanan, sürdürülebilir ve oynaklığı düşük bir büyüme olduğunun aşikar olduğunu belirten Erkan, "Enflasyonun yüksek ve oynak olduğu durumlarda, amaç, 'doğru' politika tasarımlarıyla kararlı bir şekilde dezenflasyon sürecini devam ettirmek ve sürdürülebilir büyüme için gerekli olan büyüme kompozisyona ulaşmak olmalıdır." ifadelerini kullandı.

Sürdürülebilir ve kaliteli bir büyümenin önündeki en büyük riskin varlık fiyatlarındaki oynaklık olduğunu kaydeden Erkan, "Varlık fiyatlarındaki oynaklığın da yüksek ve oynaklığı artmış enflasyondan kaynaklanıyor olması, enflasyon ile mücadeleyi her zamankinden daha elzem hale getirmiş bulunmaktadır. Bu konuda tüm paydaşlarda ve karar alıcılarda aynı algının oluşması ve mücadeleye dair olan kararlılık, enflasyonla mücadelede başarının ön koşuludur. Önceliğin dezenflasyon olması son derece önemlidir ve mücadelenin olmazsa olmaz ilk koşulu, bu ortak algı ve farkındalıktır." dedi.

Erkan, enflasyonla mücadelenin ikinci olmazsa olmaz koşulunun, doğru dezenflasyon politikalarının devreye sokulması halinde öngörülebilir enflasyon patikasının toplum geneli ve özellikle fiyat koyucular tarafından kabul ve itibar görmesi olduğuna dikkati çekerek, "Mevcut şartlar altında devrede olması beklenen cari yıl ve gelecek 3 yılın enflasyon öngörüleri, fiyat koyucuların fiyatlama ve bütçeleme süreçlerine temel teşkil ettiği oranda bu değerlerin yakalanması mümkün olan en düşük maliyet ile sağlanabilecektir. Bu patika gösterge olarak kabul görmediği oranda dezenflasyonun maliyeti artacak ancak bu durumda da patika üzerinde/yakınında enflasyon gerçekleşmesi amacından taviz verilmeyecektir. TCMB'nin hedeflerine varma konusundaki kararlılığına olan güvenin yüksekliği, bu patikaya oturmamızı kolaylaştıracak ve dezenflasyonun toplumsal refah maliyetini çok düşük düzeylere çekebilecektir." diye konuştu.

Ortalaması yüksek, sürdürülebilir ve oynaklığı düşük milli gelir büyümesinin olmazsa olmaz koşulu olan düşük enflasyonun, tek başına fiyat istikrarından çok daha geniş anlamda bir istikrara tekabül eder hale geldiğini dile getiren Erkan, Türkiye'nin artık bu istikrardan taviz verme lüksünün kalmadığını vurguladı.

"Özellikle büyükşehirlerde, kiralık ev ilanlarındaki fiyat artışlarında belirgin yavaşlama sinyalleri alıyoruz"

TCMB Başkanı Erkan, enflasyon görünümüne ilişkin bazı tespit ve öngörüleri de paylaştı.

Enflasyondaki yükselişten sonra, politika kararları etkilerinin devreye girmeye başlamasıyla beklentilerde ve beklenti dağılımında iyileşme işaretlerinin belirmeye başladığını anımsatan Erkan, şöyle devam etti:

Gelecekte enflasyonun ne olacağına dair beklentilerdeki düzelme, fiyat oluşumuna da yansımaktadır. Nitekim, fiyatlama davranışlarında da olumlu bazı gelişmeler yaşanıyor. Otomobil, beyaz eşya ve mobilya gibi para politikasından daha çok etkilenen ürün gruplarında fiyat artış hızı azalmakla kalmadı, uzun bir süreden sonra ilk kez indirimler görülmeye başlandı. Firmaların talepteki aşırılığın geri çekildiğini görerek fiyat indirimlerine başlamaları, hem tüketiciler için hem de rekabet ortamı için oldukça sevindiricidir. Attığımız adımlarla birlikte özellikle büyükşehirlerde, kiralık ev ilanlarındaki fiyat artışlarında belirgin yavaşlama sinyalleri alıyoruz. Parasal aktarım sürdükçe bu gözlemler daha da yaygınlık gösterecektir. Özetlediğim bu görünüm altında, enflasyonun ana eğiliminde de bir gerileme başladı. Kasım ayı öncü göstergeleri de aylık enflasyondaki gerilemenin devam edeceğine işaret etmektedir.

Enflasyon Raporu'nda da belirtildiği gibi yıllık enflasyonun mayıstaki baz etkisiyle tepe noktasına ulaştıktan sonra 2024'ün ikinci yarısında gerileyeceğini bildiren Erkan, baz etkilerinin ötesinde, enflasyondaki düşüş sürecinin birçok kanalla kendini göstereceğini ve bu süreç boyunca iki önemli gelişmenin yaygınlık kazanacağını söyledi.

Söz konusu gelişmeleri sıralayan Erkan, şunları kaydetti:

Birincisi, tüketicinin gelirinin değer kaybını engellemek için yaptığı ve tüketimdeki aşırılığı oluşturan kısım ortadan kalkacak. Aynı eğilim, altın, döviz ve gayrimenkul fiyatları üzerindeki baskının da yavaşlamasına yol açacak. İkincisi, döviz kurundaki istikrarın da katkısıyla aylık enflasyon üzerindeki şoklar azalarak maliyetlere ilişkin öngörülebilirlik artacak. Öncelikle dayanıklı mal gibi finansal koşullar ve beklentilere daha da duyarlı ürün fiyatlarında şimdiden hissetmeye başladığımız yavaşlama genele yayılarak devam edecek. Örneğin, otomobil ve beyaz eşyada son aylarda uzun zamandan sonra tekrar talebi canlandırmak için indirimler yapıldığını görmekteyiz.

Bu süreç esnasında, mal gruplarına ek olarak, maliyet gelişmelerini daha hızlı yansıtan ulaştırma ve yemek hizmetleri gibi hizmet gruplarında da fiyatlama davranışları normalleşecek. Firmaların haftada veya iki haftada bir fiyat değiştirildiği bir dönemden, dezenflasyon sürecinde fiyatların daha uzun süre geçerliliğini koruyacağı bir döneme geçeceğiz. Bu da enflasyonun ana eğiliminde hissedilir bir gerilemeye yol açacak.

"Enflasyondaki yavaşlama, ikinci çeyrekte üretici ve tüketici fiyatlarında hissedilecek"

TCMB Başkanı Erkan, yapısı gereği yılda bir kere fiyatın güncellendiği kira ve eğitim gibi kalemlerde de manşet enflasyon geriledikçe daha kademeli bir yavaşlamanın görüleceğini ve bu tür kalemlerde dezenflasyonun 2024 yılı sonu ve 2025'te daha hissedilir hale geleceğini aktardı.

Başlangıç koşullarının oluşmaya başladığını gördükleri emlak fiyatlarının enflasyonun gerisinde kalmaya başlayan artışlarının ve yeni kiralık fiyatlarında yatay seyrin de döviz kuruyla birlikte enflasyon beklentilerinin daha da iyileşmesine yol açacağına dikkati çeken Hafize Gaye Erkan, "Sonuç olarak, farklı sektörlerde farklı hızlarda gelişen enflasyondaki yavaşlamanın yılın ikinci çeyreğinde daha genel bir hal alarak hem üretici hem de tüketici fiyatlarında hissedileceğini öngörüyoruz." dedi.

"Kredi gelişiminin doğru bir hız ve kompozisyonda olmasını öngörüyoruz"

TCMB Başkanı Erkan, büyüme dinamiklerine ilişkin de değerlendirmelerde bulundu.

Erkan, Türkiye'nin geçirdiği ekonomik gelişim süreci sonunda, artık büyümenin niteliğine odaklanması gereken bir noktaya ulaştığını, yüksek ve oynak enflasyonun ise bunun önündeki en önemli engel olduğunu, bu bağlamda talepteki dengelenme sürecini ekonominin sürdürülebilir gelişimi için anahtar nitelikte gördüklerini dile getirdi.

Erkan, "Yatırım, tüketim ve tasarruf arasında tercih yapan ekonomik oyuncular, göreli fiyatlar oynaklık sergilediğinde, uzun vadeli ve büyümeyi istikrarlı hale getirecek kararlar yerine daha kısa vadeli bir perspektife yönelmek durumunda kalır. Bu da uzun vadeli kararların gerektirdiği istikrar ve sürekliliği azaltarak ekonomide verimlilik artışları ve kaynak dağılımı üzerinde risk teşkil ediyor. Dezenflasyon öngörülebilirliği artırarak sanayimizin potansiyelinin gerektirdiği uzun vadeli kaynakların oluşmasını sağlayacaktır. Böylelikle reel sektör yatırımlarının ve teknolojik adaptasyonun ekonomik büyümeye olan katkısının kalıcı olarak artmasını hedefliyoruz. Tüm bu süreç boyunca kredi gelişiminin doğru bir hız ve kompozisyonda olmasını öngörüyoruz. Stratejik bir perspektifle hem finansmana erişim hem de finansman maliyet konusunda parasal sıkılaştırmanın doğru kalibrasyonunu yaparak gereken tedbirleri dezenflasyonla uyumlu olacak şekilde alıyoruz." değerlendirmesinde bulundu.

"Enflasyonun yüksek büyümenin maliyeti olduğu konusundaki algı yanlış"

Enflasyonun yüksek büyümenin maliyeti olduğu konusundaki yanlış algının, özellikle belli enflasyon eşik düzeyleri üzerinde büyümenin sürdürülebilirliğine çok ciddi engel teşkil ettiğine dikkati çeken Erkan, şunları kaydetti:

Dolayısıyla fiyat istikrarı ve bununla pekişecek olan finansal istikrar, sürdürülebilir büyümenin olmazsa olmazıdır. Bununla birlikte dezenflasyonun her koşul ve durumda kaçınılmaz olarak büyümeden feragat yoluyla gerçekleşeceği yönündeki yanlış algı ve kaygılar kamuoyunda zaman zaman ifade edilmektedir. Oysa enflasyonun yüksek ve oynak olduğu durumlarda, enflasyon belli eşik değerlere gerileyene kadar, 'doğru' politika tasarımlarıyla büyümeden asgari düzeyde ödün vererek dezenflasyon süreci başlatılabilir. Büyüme-enflasyon ödünleşimi ise ancak enflasyondaki 'aşırılık' devre dışı bırakıldıktan sonra gelinen eşik değerlerde devreye girecektir. Bu noktada amaç, kararlı bir şekilde dezenflasyon sürecini devam ettirmek olmalıdır. Bu aşama daha zorlu bir dezenflasyon sürecine karşılık gelmekle beraber doğru politika tasarımları ve yeterli kredibilite ile çözülmeyecek enflasyon problemi yoktur. Para politikası adımlarımızın hedeflediğimiz etkilerinin tam olarak ortaya çıkmasının belli bir zaman alacağının bilincindeyiz. Öte yandan, söz konusu adımların olumlu etkilerini güçlü şekilde gözlemlemeye başladığımızı da ifade etmek isterim.

"Bireysel kredilerde normalleşme başladı"

Erkan, 2023 yılının ilk yarısında, kredi kartları ve taşıt kredileri öncülüğünde, bireysel kredi büyümesinin tarihsel ortalamaların oldukça üzerine çıktığını belirterek, aldıkları seçici kredi tedbirleri sonucunda, temmuz ayından itibaren bireysel kredilerde normalleşmenin başladığını söyledi.

4 haftalık büyüme oranlarının, bireysel kredilerde, zirveye çıktığı nisan ayı başındaki yüzde 7,4'ten, 17 Kasım itibarıyla yüzde 2,1'e gerilediğine işaret eden Erkan, şunları kaydetti:

Bu oran, taşıt kredilerinde yüzde 1,4'e inerken, ihtiyaç kredilerinde yüzde 1,3 civarında nispeten yatay seyretmektedir. Gerek tüketim gerekse borçlanma aracı olarak kullanılan bireysel kredi kartı ise yüzde 4 ile görece yüksek bir hızda seyretmekle birlikte, daha ılımlı bir patikaya doğru ilerlemektedir. Böyle olması ekonominin gelişim seyri içinde doğaldır. Politika adımlarımızın kredilerde yeterli finansal sıkılığı sağladığını değerlendiriyoruz. Bu noktada, aldığımız son karar sonrasında bireysel kredi kartı azami faiz oranlarında ve üye iş yeri azami komisyon oranlarında bir değişiklik olmayacağını sizlerle paylaşmak isterim. Bireysel kredilerde israf ve enflasyona yol açan aşırılık giderilirken, ticari krediler ise süreklilik göstererek üretim kapasitesine katkıda bulunmaktadır.

2023'ün ilk yarısında görülen hızlanmanın ardından, ticari kredi büyümesi mayıs ayı sonunda durma noktasına gelmişti. Gerek öncesindeki aşırılık gerekse sonrasındaki ani duruş hem firmalarımız hem de bankacılık sistemi için sağlıklı değildir. Bu değerlendirme ışığında hızla harekete geçerek piyasa mekanizmasının yeniden tesisini sağladık. Böylece, reel sektöre Türk lirası cinsinden kredi akışının toparlanmasıyla ticari kredi büyümesi dengeli ve sürekli bir yapıya kavuşmuştur. Kredi piyasası mekanizmasının işlevselliğindeki iyileşme, özel ve kamu bankaları ayrımında da kendini göstermiştir. Özel bankalar da ticari kredi büyümesinde etkin bir rol üstlenir hale gelmiştir.

Erkan, ayrıca, haziran ayı öncesinde ticari kredilerin ağırlıklı olarak KOBİ segmenti firmalara tahsis edilirken, son aylarda bu dağılımda da bir normalleşme gözlemlendiğini bildirdi.

Kurumsal firmaların, finansmana erişimi iyileşirken ticari kredi kullanımlarındaki payının arttığını dile getiren Erkan, "Mayıs-haziran döneminde durma noktasına gelen yatırım ve ihracat kredileri, temmuz-eylül döneminde toparlanarak altı katın üzerinde bir artış göstermiştir." ifadelerini kullandı.

Erkan, TCMB aracılığıyla kullandırılan reeskont ve yatırım taahhütlü avans kredilerinde bu dönemde belirgin bir artış gözlendiğini aktardı.

Reeskont ve yatırım taahhütlü avans kredilerinin ticari kredi kompozisyonuna hedeflenen yönde önemli bir katkı sunduğunu hatırlatan Erkan, "21 Temmuz ve 12 Eylül'de ihracat ve döviz kazandırıcı hizmetler reeskont kredisi günlük kullanım limitinde yapılan güncellemelerle günlük limitler önceki düzeyine göre toplamda 10 kat artırılarak 3 milyar lira seviyesine yükseltilmiştir." değerlendirmesinde bulundu.

"Sanayicilerimizden beklentimiz yatırımlara ağırlık vermeleri, Türkiye'ye her koşulda destek olmaya devam etmeleri"

TCMB Başkanı Erkan, reeskont kredisi kullanımında yüzde 30 ilave ihracat bedeli satış koşulunun kaldırıldığını ve reeskont kredi vadesi boyunca verilen döviz almama taahhüdünden, ithalat ödemeleri kapsamındaki döviz alımlarının istisna tutulduğunu vurgulayarak böylelikle, kredi erişiminde çok önemli bir gelişim sağlandığını söyledi.

Geçen hafta reeskont kredileri ile yatırım taahhütlü avans kredilerine yönelik yeni düzenlemeler yaptıklarını ifade eden Erkan, şöyle devam etti:

Bu kapsamda, ihracat ve döviz kazandırıcı hizmetler reeskont kredilerinde toplam faiz maliyetine üst sınır getirdik. İskonto oranını azami yüzde 25,93'te sabit tuttuk. Bu, kredi faizlerinin seviyesi düşünüldüğünde, ihracatçımıza sunulan çok güçlü bir destektir. Reeskont kredilerinin yüzde 75'inin firmalara ilave teminat maliyeti oluşturmadan verilmesini hedefliyoruz. Bu konuda önemli bir mesafe kaydedildi. Eximbank’ın sermayelendirilmesi ve teminat niteliğinin çeşitlendirilmesi üzerinde ilgili taraflarla çalışıyoruz. Ayrıca, ticari bankalarımızın reeskont kredilerindeki payının artırılması üzerinde de duruyoruz. Buna ek olarak, yatırım taahhütlü avans kredisi uygulama çerçevesini yeniden yapılandırarak 3 yıl boyunca toplam 300 milyar Türk lirası limit tahsis ettik. Yatırımlara ilişkin süreci ilgili kurumlarla birlikte stratejik bir çerçevede yürütmekteyiz. Yeni çerçevesiyle güçlendirilmiş YTAK (Yatırım Taahhütlü Avans Kredisi) programıyla cari dengeye katkı verecek ve dolaylı etkileri döviz kuru ve fiyat istikrarı üzerinde hissedilecek alanlarda üretim kapasitesinin artışını hedefliyoruz. Bu kararlarımızdan da anlaşılacağı üzere, firmaların finansmana erişimini ve finansman koşullarını desteklemeye devam etmekteyiz. Sağlanan bu imkanlarla sanayicilerimizden beklentimiz yatırımlara ağırlık vermeleri, uygulanan programa ve Türkiye'ye her koşulda destek olmaya devam etmeleridir.

"Piyasalarda öngörülebilirlik artmaya başladı"

Erkan, "Türk lirasına geçiş zamanı gelmiştir. Bunun en doğrudan yansımalarını mevduat gelişmelerinde görüyoruz. Türk lirası tasarruf araçlarına ve özellikle vadeli mevduata olan talep artmıştır. 17 Kasım itibarıyla sadece 12 hafta içerisinde, Türk lirası mevduat 1,7 trilyon Türk lirası artarken, kur korumalı mevduat 601 milyar Türk lirası ve döviz cinsi mevduat da yaklaşık 3 milyar dolar gerilemiştir." bilgisini verdi.

Türk lirasına geçişi kuvvetlendiren sadeleştirme adımlarının, milli para ile tasarrufu özendirerek para politikasının etkinliğini artırdığına işaret eden Erkan, Türk lirası mevduat güçlenirken ve kur korumalı ile döviz cinsi mevduatın gerilediğini, rezervlerin de çok güçlü bir artış eğiliminde olduğunu dile getirdi.

Erkan, şunları kaydetti:

17 Kasım itibarıyla, brüt uluslararası rezervler, mayıs sonuna kıyasla 36 milyar dolar artış göstererek 134 milyar doların üzerine çıkmıştır. Bu aynı zamanda son 9 yılın da en yüksek seviyesidir. Yakın dönemde rezervlerde gözlenen artışta Batılı fon girişlerinin de etkisi görülmüştür. Son dönemde uygulamaya koyduğumuz politikalarla kısa zamanda önemli bir aşama kaydettik. Piyasalarda öngörülebilirlik artmaya başladı. Sıkı parasal duruş ve makro ihtiyati sadeleşmeyi içeren politika normalleşmesi, CDS primini önemli ölçüde etkilemiştir.

Mayıs ayında 700 baz puan seviyesinde olan 5 yıllık CDS primi, yakın coğrafyamızı etkileyen jeopolitik gelişmelere rağmen 339 baz puan seviyelerine kadar gerilemiştir. Türkiye'ye olan yatırımcı güveni finansman koşullarında belirgin bir iyileşmeye yol açmakta, bu da döviz kurundaki istikrara önemli bir katkı sunmaktadır. Beklentilerin iyileşmesi sürecinin bir parçası olarak, döviz kuru oynaklığında kayda değer bir düşüş gözlenmekte. Bir ay vadeli dolar/Türk lirası opsiyonların ima ettiği oynaklık, mayıs ayında kaydedilen yüzde 60 civarından, keskin bir düşüşle yüzde 10 seviyesinin altına gerilemiştir.

Gerek parasal sıkılaştırma gerek sadeleştirme adımları sayesinde getiri eğrisinin normalleştiğini ve sabit getirili Türk lirası varlıklara olan iç ve dış ilginin önemli ölçüde arttığını bildiren Erkan, "Türk lirasına geçiş zamanının geldiğine uluslararası yatırımcıların da inanmaya başladığını rapor, beklenti, ilgi ve girişler üzerinden izlemekteyiz. Ülkemiz varlıklarına olan talebin artmasıyla fiilen girişlerin de artmaya başladığını görüyoruz. Girişlerin makro finansal istikrarı güçlendirerek, zamana yayılarak gerçekleşmesini öngörüyoruz. Önümüzdeki dönemde de rezervlerimizdeki artışı kalıcı kılarak Türk lirası varlıklara olan dış talebin gelişimini ülkemiz için en iyi şartlarda tesis eden bir anlayışla destekleyeceğiz." ifadelerini kullandı.

"TL'ye geçiş zamanının geldiğine inanıyoruz"

"TL'ye geçiş zamanının geldiğine inanıyoruz." diyen Erkan, "Bunun en doğrudan yansımalarını mevduat gelişmelerinde görüyoruz." ifadesini kullandı.

Erkan, "Üzerimize düşeni yaparken 'algı, kabul, itibar' üçlüsü devreye girmiyorsa enflasyonu daha yüksek bir maliyetle de olsa bu patikaya oturtmaya kararlıyız." dedi.



Bitcoin madenciliği firmalarının yeni sektörü belli oldu

Bitcoin, Ekim 2025'teki zirvesinden uzakta olsa da son haftalarda toparlandı (Reuters)
Bitcoin, Ekim 2025'teki zirvesinden uzakta olsa da son haftalarda toparlandı (Reuters)
TT

Bitcoin madenciliği firmalarının yeni sektörü belli oldu

Bitcoin, Ekim 2025'teki zirvesinden uzakta olsa da son haftalarda toparlandı (Reuters)
Bitcoin, Ekim 2025'teki zirvesinden uzakta olsa da son haftalarda toparlandı (Reuters)

Kripto para madenciliği şirketleri, yapay zeka sektörüne yönelmeye başladı.

BBC'nin haberine göre Bitcoin madenciliği için devasa veri merkezlerine ve güçlü bilgisayarlara yıllarca yatırım yapan şirketler, artık altyapılarını yapay zeka firmalarının kullanımına açıyor.

Yapay zeka şirketlerinin de milyarlarca dolarlık yatırımlarla benzer türde bilgi işlem altyapısına ihtiyaç duyması, bu firmalar için yeni bir gelir kapısı sağladı.

Bitcoin, Ekim 2025'te 124 bin dolarla zirveye ulaştıktan sonra sert düşüş yaşamıştı. Ancak son dönemde yeniden 80 bin dolar bandına yükseldi.

Diğer yandan analizde, kripto para madenciliği firmalarının gelirleri üzerindeki baskının sürdüğüne işaret ediliyor.

TerraWulf, Ionic Digital, Core Scientific, IREN, Bitdeer, Riot Platforms ve Hut 8, yatırımlarını ve altyapılarını yapay zeka ve yüksek performanslı bilgi işlem alanına açan şirketler arasında yer alıyor.

Riot Platforms, bu ay ABD'li yapay zeka devi Anthropic'le 20 yıl sürecek 9 milyar dolar değerinde bir anlaşma imzalamıştı.

Bitdeer da Anthropic'e bilgi işlem kapasitesi sağlamak üzere 16 yıllık anlaşma yaptığını duyurmuştu.

Kazakistan'da 2020'de büyük bir Bitcoin madenciliği tesisi açan Enegix de dönüşüm sürecinde. Şirketin CEO'su Yerbolsyn Sarsenov, yapay zeka ve yüksek performanslı bilgi işlem şirketleriyle görüşmeler yürüttüklerini, faaliyetlerinin önemli bir bölümünü bu alanda sürdüreceklerini söylüyor.  

Öte yandan kripto madenciliği tesislerini yapay zeka için yeniden donatmak pahalı bir süreç. Bazı şirketler dönüşümü finanse etmek için Bitcoin varlıklarının bir kısmını satmak zorunda kaldı.

Kripto para analisti Wolfie Zhao, Bitcoin'in son dönemdeki yükselişine rağmen halka açık birçok madencilik şirketinin gelecek dönemde yapay zeka sektörüne ağırlık vermeyi sürdüreceğini savunuyor.

Zhao ayrıca bu firmaların, yapay zeka şirketleriyle uzun sözleşmeler yaptığına ve altyapılarında önemli dönüşümler gerçekleştirdiğine işaret ediyor. Şirketlerin kripto para madenciliğine dönmelerinin zorlaşacağına dikkat çekiyor.

Ancak Bitdeer strateji direktörü Haris Basit, şirketin Bitcoin üretmeye devam edeceğini söylüyor. Birçok işletmenin hem kripto madenciliğini hem de yapay zeka bilgi işlem hizmetlerini birlikte yürüten ikili bir modele yöneleceğini öngörüyor.

Independent Türkçe, BBC, CNBC


ABD, İran'a karşı ekonomi savaşında "Irak modelini" mi uygulayacak?

İran yönetimi, ABD'nin ekonomik savaş ilanına karşı direniş mesajı vermişti (Reuters)
İran yönetimi, ABD'nin ekonomik savaş ilanına karşı direniş mesajı vermişti (Reuters)
TT

ABD, İran'a karşı ekonomi savaşında "Irak modelini" mi uygulayacak?

İran yönetimi, ABD'nin ekonomik savaş ilanına karşı direniş mesajı vermişti (Reuters)
İran yönetimi, ABD'nin ekonomik savaş ilanına karşı direniş mesajı vermişti (Reuters)

ABD, İran'a karşı başlattığı ekonomik operasyonda Irak'a yönelik adımların benzerini atabilir.

Reuters'ın analizinde, ABD'nin İran'la ticari ilişkilerini sürdüren ülkeleri dolar merkezli finans sisteminden dışlama yoluna gidebileceği belirtiliyor.

ABD Başkanı Donald Trump, İran'a "ekonomik can simidi" sağlayan her ülkenin ağır sonuçlarla karşılaşacağı tehdidini savurmuştu. İran Dışişleri Bakanlığı ise Trump yönetiminin "ekonomik terörizm" uyguladığını bildirmişti. 

Analize göre bu durum, İran'ın son yıllardaki başlıca ticaret ortakları Türkiye, Çin, Birleşik Arap Emirlikleri, Hindistan, Pakistan ve Umman'ı Washington'ın hedefi haline getirebilir.

ABD yönetimi, 2003'teki Irak işgalinden bu yana Bağdat'ın petrol gelirlerinden elde ettiği dolarlar üzerinde etkili bir kontrol mekanizmasına sahip.

Irak'a ait 100 milyar doları aşkın rezerv ABD'de tutuluyor. Bağdat yönetimi, petrol gelirlerinin ve finans sisteminin işleyişi için büyük ölçüde Washington'a bağımlı durumda.

Beyaz Saray, Irak'a gönderilecek 500 milyon dolarlık nakit sevkıyatını nisanda durdurmuş, ülkedeki İran destekli Şii milisler üzerindeki baskıyı artırmak amacıyla güvenlik anlaşmalarının bazılarını askıya almıştı.

Birleşik Krallık merkezli düşünce kuruluşu Chatham House'tan Neil Quilliam, ABD'nin uyguladığı baskının Irak'ın İran'la yaptığı finansal işlemleri daha maliyetli hale getirdiğini söylüyor. Irak'ın ABD merkezli finans sistemine kesintisiz erişmek zorunda olduğu için baskıya karşı son derece kırılgan kaldığını vurguluyor.

Quilliam, "Çin veya Türkiye gibi ülkeler daha büyük ekonomilere ve baskıya göğüs gerebilecek daha geniş bir manevra alanına sahip. Irak'ın ise daha az alternatifi ve önemli ölçüde daha az finansal dayanıklılığı var" diyor.

Ancak Washington'ın baskısı, Bağdat'ın Tahran'la ekonomik bağlarını koparmaya yetmedi. Bu da Irak'ı ABD ve İran'a bağımlılığı arasında bir ikileme düşürdü.

Resmi verilere göre Irak'la İran arasındaki ticaret hacmi 2025'te 10 milyar doları aşarken, bunun büyük bölümünü İran'ın Irak'a yaptığı gıda ve tüketim malları ihracatı oluşturdu.

İran, güçlü Şii milisler ve siyasi partiler aracılığıyla Irak'ta askeri, siyasi ve ekonomik nüfuz sahibi. Tahran yönetimi aynı zamanda komşusunu uzun süredir önemli bir ekonomik destek kanalı olarak görüyor. Tahran, Bağdat'la yaptığı ihracat yoluyla döviz elde ederken, komşusunun bankacılık sistemini kullanarak ABD yaptırımlarını aşıyor.

İki ülke arasındaki ticari ilişkilerde enerji sektörü de önemli. Iraklı yetkililere göre Bağdat, elektrik üretiminde kullanılan İran doğalgazı için yılda 4 ila 5 milyar dolar ödüyor. Yetkililer, yeni ABD önlemlerinin bu ödemeleri tehlikeye atabileceği uyarısında bulunuyor.

Öte yandan Beyaz Saray, yeni yaptırımlar kapsamında hedef alınacak ülkelerin adını açıkça paylaşmadı.

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, pazartesi günkü açıklamasında ABD yaptırımlarına uymayan ülkelerin İran gibi izole edileceği tehdidini savurmuştu. Ancak hedef alınacak muhtemel ülkelerin adının neden paylaşılmadığı sorulduğunda "Küresel finans sistemini neden havaya uçurmak isteyeyim ki?" yanıtını vermişti.

Independent Türkçe, Reuters, The Atlantic, Tesnim


Dünyanın en çılgın borsasından 2,5 trilyon dolar nasıl silindi?

Dünya piyasaları, KOSPI'deki sert düşüşü yakından takip etmişti (Reuters)
Dünya piyasaları, KOSPI'deki sert düşüşü yakından takip etmişti (Reuters)
TT

Dünyanın en çılgın borsasından 2,5 trilyon dolar nasıl silindi?

Dünya piyasaları, KOSPI'deki sert düşüşü yakından takip etmişti (Reuters)
Dünya piyasaları, KOSPI'deki sert düşüşü yakından takip etmişti (Reuters)

Güney Kore borsası, yapay zeka patlamasının etkisiyle dünyanın en hızlı yükselen piyasalarından biriyken haftalar içinde sert bir çöküş yaşadı.

Yarı iletken çip üreticileri Samsung Electronics ve SK Hynix öncülüğündeki güçlü yükseliş sayesinde ivmelenen Kore Bileşik Hisse Senedi Fiyat Endeksi (KOSPI) 2025 başından bu yana değerini üçe katlamıştı.

Ancak endeks haziran ve temmuzda 6 hafta içinde yüzde 40 civarında düştü ve yaklaşık 2,5 trilyon dolarlık piyasa değerini kaybetti. KOSPI daha sonra dip seviyesinden yaklaşık yüzde 20 toparlandı.

Wall Street Journal'ın analizinde "dünyanın en çılgın borsası" diye nitelenen piyasadaki çöküşün en büyük mağdurları, endeksteki günlük işlem hacminin yüzde 60 ila 70'ini oluşturan bireysel yatırımcılar oldu.

Güney Kore'de "karıncalar" diye anılan bu yatırımcılar mayısta kullanıma sunulan tek hisseye dayalı kaldıraçlı ETF'ler sayesinde Samsung ve SK Hynix hisselerindeki pozisyonlarını borç ve türev ürünler aracılığıyla iki katına çıkardı. Ancak bu durum, yükseliş sırasında kazançları büyüttüğü gibi düşüşte de kayıpları katladı.

Analize göre yapay zeka talebinin gücüne ilişkin endişeler ve Çinli şirketlerden gelen rekabet, yarı iletken hisselerindeki ralliyi tersine çevirdi.

Seul'de yaşayan 30 yaşındaki İngilizce öğretmeni Yoon Jae-yi, borsada 19 bin dolar kaybettiğini söylüyor. 44 yaşındaki ses mühendisi Yoon Kyung-min ise işinden ayrıldıktan sonra kıdem tazminatının yarısını yarı iletken hisselerine yatırdığını ancak rallinin tersine dönmesiyle bir haftada 7 bin 200 dolar kaybettiğini anlatıyor.

Lee Jae-myung yönetimi yüksek riskli ürünlerin piyasaya sunulmasının önünü açtığı gerekçesiyle yatırımcıların tepkisiyle karşı karşıya. Hükümet daha sonra yeni kaldıraçlı ürünlerin onayını durdurmuş, bunlarla işlem yapmak için gerekli nakit teminatı üç kat artırarak yaklaşık 21 bin dolara çıkarmıştı.

Ülkedeki 14 milyon bireysel yatırımcıyı temsil eden Kore Hissedarlar Birliği'nin başkanı Jung Eui-jung ise hükümetin önlemleri artırmasını talep ediyor:

Dalgalanma gerçekten çok şiddetli. Burası sağlam bir yatırım alanından çok bir kumar masasına, bir kumarhaneye benziyor. 

Jung, tek hisseye dayalı kaldıraçlı ETF'lerin borsadan kaldırılmasını ve ağır kayıplar yaşayan bireysel yatırımcılar için kurtarma önlemleri alınmasını da istiyor.

Seul yönetimi, sermaye piyasası reformlarının da katkısıyla Morgan Stanley Capital International'ın (MSCI) Güney Kore'yi "gelişmiş piyasa" kategorisine yükseltmesini umuyordu.

Ancak MSCI, hazirandaki raporunda ülkenin "gelişmekte olan piyasa" sınıflandırmasını değiştirmemişti.

Independent Türkçe, Wall Street Journal, CNBC