Savaşın en kırılgan grubu: Çocuklar

Çocukların özellikle savaşlar sırasında şiddetin her türüne maruz kalmaya devam etmesi, bilimin ve toplumun bu savunmasız grubu ihmal ettiğinin kanıtı

Günümüzdeki savaşlarda çocuk kurbanların sayısı ölümlerin yarısına ulaşıyor (AFP)
Günümüzdeki savaşlarda çocuk kurbanların sayısı ölümlerin yarısına ulaşıyor (AFP)
TT

Savaşın en kırılgan grubu: Çocuklar

Günümüzdeki savaşlarda çocuk kurbanların sayısı ölümlerin yarısına ulaşıyor (AFP)
Günümüzdeki savaşlarda çocuk kurbanların sayısı ölümlerin yarısına ulaşıyor (AFP)

Hişam el-Yetim 

İnsanlığın çocukluk ikonuyla tarihsel ve modern anlamda uğraşısı, savaşlar ve ailenin başına gelen felaketler sırasında yetişkinliğe ulaşmış toplum üyelerinin tekrarladığı bazı basit halk sözleri ile özetlenebilir.

Bunlar arasında "Modern insani yasalar, bazı hayvanları insanları korumaktan daha fazla korumayı başarmıştır" ifadesi yer alıyor.

Reşit olma yaşına gelmiş bir kişinin bile kritik zamanlarda kendini koruyamadığını düşünürsek, çocuklar daha çaresiz oldukları için onlarla ilgilenmek daha önemli.

Pek çok araştırma, çocukların hem antik hem de modern dönemde sürekli şiddete maruz kaldığını, bazı toplumlarda devletin ve hukukun (zorla) tesis etme çabalarına rağmen bilimsel, psikolojik ve insani açıdan ihmal edildiğini doğruluyor.

Geri kalmış ülkelerde

Gelişmekte olan ve az gelişmiş ülkelerde, insan haklarının korunmasına ilişkin uluslararası sözleşmeler ve BM yasalarıyla alay ediliyor, çünkü onlara göre bunlar hayvan haklarının korunmasıyla ilgili olanlardan daha az önemli.

Üçüncü dünya ülkeleri onları koruyamaması karşısında kendilerini ve ailelerini koruyamayacaklarını ifade etmek amacıyla bu paradoksu tekrarlıyorlar.

Pek çok kişi bu görüşlerin abartılı olduğunu düşünüyor, ancak abartılamayacak olan ve bunların ve diğerlerinin binlerce yıldır görmezden geldiği gerçek ironi, toplumun herhangi bir kesiminin değil, ailenin, toplumun ve tüm dünyanın çocuğun korunmasına ilişkin yasa ve mevzuatlar ile ilgili sorunda yatıyor.

Çocuk kendini korumaktan acizdir, bu nedenle hem modern hem de antik dünyadaki çocukluğun simgesi, genellikle ailenin ve bir bütün olarak toplumun güvenliğini hedef alan zayıf bir alana dönüştü.

"Fidye" filmi

1996 yılında Yönetmen Ron Howard, Ransom filminde Mel Gibson ve Rene Russo gibi uluslararası yıldızlar aracılığıyla bu türden bir paradoksu işledi.

Bir çete, aileye ailenin en zayıf halkası olan, zengin Tom Mullen'ın oğlu Sean aracılığıyla sızar.

Independent Türkçe

Muazzam bilimsel ve teknik gelişimiyle ikinci binyılın sonlarında yazılan bu senaryo, genel olarak ailenin, özel olarak da babanın, çocuk sahibi olma ve onları doğrudan hayatlarını tehdit eden tehlikelerden koruma bahanesiyle hayatlarını sona erdirme konusundaki hakkına dair birçok önemli soruyu gündeme getiriyor.

Sorun babanın Mullen'ın aldığı karara benzer bir karar alma hakkıyla ilgili. Bu, parayı doğrudan kaçıranlara ödemek yerine, kaçıranın kellesini getiren herkese büyük bir mali ödül verilmesini kapsıyor.

Senaryoda karısı ve bazı yakın arkadaşları bunu, adamın tek çocuğunun hayatıyla oynadığı açık bir kumar olarak değerlendirdi.

Çocuk sahibi olma kavramı

Sinema aracılığıyla, bir kişinin veya bir grup insanın, çocuklarının hayatlarını adeta özel mülkiyet gibi elden çıkarmasıyla ilgili sanatsal sorun, uzun zaman önce başlayan bu paradoksun köklerine kadar uzanıyor.

Antik uygarlıklarda çocukların tanrılara adak olarak kurban edilmesiyle bilim öncesi dönemleri ele alıyor ve çocukların her zaman ve her yerdeki, özellikle de soykırım başlığı altında yürütülen savaş ve çatışmalardaki kritik konumuna ışık tutuyor.

Bu durum, aile içinde ve her türlü toplum ve mezhep içinde, yetiştirme veya eğitim bahanesiyle onlara kötü muamele, zulüm ve istismarın sınırlarına ulaşarak tacize, tecavüze, hatta bazı doğa olaylarına kurban olarak bırakılmalarına yol açıyor.

Film, toplumun çocuk istismarına ilişkin yasalarının her zaman dini, politik ya da psikolojik bahanelerle uygulandığı, çocukların kendilerini ifade etme konusundaki zayıflığından yararlanılarak taciz ve istismar edildiği gerçeğine dikkat çekiyor.

Çocuk koruma kuruluşları

Mevzuat ve düzenlemelerin çokluğuna rağmen bugüne kadar yasaların amacına ulaşamadığı kesin.

Bugün çocuk koruma kuruluşları amaca değil niceliğe dayalı. Bunu doğrulayan şey, bu çocukluk ikonun günümüzdeki kırılganlığı ve çocukların özellikle savaş ve organize suç dünyasında her türlü şiddete maruz kalmaya devam etmesi.

Ancak en tehlikeli şey, bazı bilimsel ve hukuki kaynakların ve çocukları koruma konusunda uzmanlaşmış bazı gelişim psikolojisi sitelerinin hızlı bir şekilde incelenmesiyle ortaya çıkıyor.

Kaynaklar, geçen 4 yüzyıl boyunca (16'ncı yüzyıldan bugüne kadar), çocuk haklarının korunması fikrinin tüm yönlerini tartışmaktan ziyade, hayvanları haklarının korunması fikriyle ilgilenildiğini doğruluyor.

Tarihsel bir bakış açısı

1800 yılı ve sonrasında önde gelen filozoflar, hukuk teorisyenleri ve psikologlar arasındaki kapsamlı tartışmaların ardından ilk hayvanları koruma kanunları çıkarıldı (At Muamele Kanunu 1822).

Hayvan haklarını tartışan ilk mevzuat 1635 yılında İrlanda'da hayata geçirildi, savaş sırasında çocukların korunmasına ilişkin ek bir protokol ise 2002 yılında BM aracılığıyla yürürlüğe girdi.

BM'nin çocuk hakları ile ilgili ilk girişiminin 1990 yılında çıkarılan bir ilk yasayla gerçekleştiğini ve bunun bu alanda açık bir gecikme olarak değerlendirildiğini unutmamak gerekir.

Son olarak aile ve toplum çocuğu koruyamadığında çaresiz kalan baba, özellikle afetler ve kanlı savaşlar sırasında çocuklarını korumak için dışarıdan bir güç arar.

Bazen baba, tüm dünyanın çocuklarını korumadaki başarısızlığıyla karşı karşıya kalır; bu, çocukluk simgesinin mutlak surette olmaksızın ihlal edilmesi demek.

Independent Arabia - Independent Türkçe



7 Ekim’in üzerinden 3 yıl geçti... İsrail istihbaratında neler değişti?

İsrail Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir (ortada), yanında Askeri İstihbarat Başkanlığı Aman Başkanı Şlomi Binder (sağdan ikinci) ve üst düzey ordu komutanları, 22 Haziran 2025'te İsrail ordusuna ait yeraltındaki komuta merkezinde (IDF)
İsrail Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir (ortada), yanında Askeri İstihbarat Başkanlığı Aman Başkanı Şlomi Binder (sağdan ikinci) ve üst düzey ordu komutanları, 22 Haziran 2025'te İsrail ordusuna ait yeraltındaki komuta merkezinde (IDF)
TT

7 Ekim’in üzerinden 3 yıl geçti... İsrail istihbaratında neler değişti?

İsrail Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir (ortada), yanında Askeri İstihbarat Başkanlığı Aman Başkanı Şlomi Binder (sağdan ikinci) ve üst düzey ordu komutanları, 22 Haziran 2025'te İsrail ordusuna ait yeraltındaki komuta merkezinde (IDF)
İsrail Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir (ortada), yanında Askeri İstihbarat Başkanlığı Aman Başkanı Şlomi Binder (sağdan ikinci) ve üst düzey ordu komutanları, 22 Haziran 2025'te İsrail ordusuna ait yeraltındaki komuta merkezinde (IDF)

7 Ekim 2023 saldırısının üzerinden üç yıl geçerken İsrail, istihbarat kurumlarının çalışma yöntemlerinde bir dizi değişikliğe gitti. Bu kapsamda bazı öncelikler yeniden belirlenirken bilgi toplama, analiz, eğitim ve kurumlar arası koordinasyon süreçlerinde de düzenlemeler yapıldı. Adımlar, saldırı öncesindeki eksiklikleri ele alan iç soruşturmaların ardından geldi. Ancak bu değişikliklerin kapsamını ve ne ölçüde etkili olduğunu değerlendirirken İsrail kurumlarının açıkladıklarıyla sahada fiilen ortaya konulabilen sonuçları birbirinden ayırmak gerekiyor.

İsrail ordusunun saldırının üçüncü yıl dönümünün arifesinde pazar günü üst düzey subaylarına “7 Ekim’den çıkarılan dersler” olarak tanımladığı değerlendirmeleri sunması, açıklanan yeni yaklaşımın son örneklerinden biri oldu. Şarku’l Avsat’ın Times of Israel gazetesinden aktardığı habere göre  bu yaklaşım, birden fazla cephede sürpriz bir saldırı ihtimaline hazırlıklı olmayı, düşmanın hedeflerinin değerlendirmenin yanı sıra sahip olduğu kapasiteyi de dikkate almayı ve tehdit senaryolarını altı ayda bir güncellemeyi içeriyor. İstihbarat alanında ise ordu, Askeri İstihbarat Başkanlığı Aman’ın görevleri arasında erken uyarıya öncelik verildiğini yeniden vurguladı.

İsrail istihbaratı nerede başarısız oldu?

Değişiklikler, son iki yılda başarısızlığın nedenlerine ilişkin daha ayrıntılı bir tablo ortaya koyan soruşturmaların ardından geldi. Times of Israel tarafından 2025'te Aman'ın soruşturmalarına dayanılarak yayımlanan bir rapora göre başlıca üç sorun tespit edildi. Bunlar Hamas'ın stratejisi, planları ve kapasitesinin yanlış değerlendirilmesi, saldırıdan önceki günlerde yakın bir saldırı tehdidine ilişkin uyarı verilmemesi ve Hamas'ın hedefleri ile planlarına ilişkin bilgi toplamadaki eksikliklerdi.

Bu bulgular, sorunun yalnızca mevcut bilginin miktarıyla değil, aynı zamanda bu bilgilerin nasıl yorumlandığı ve tehdit seviyesine ilişkin bir değerlendirmeye nasıl dönüştürüldüğüyle de bağlantılı olduğunu ortaya koydu.

cvfbgnh
Filistinliler, silahlı grupların 7 Ekim 2023'te sınırı aşmasının ardından Gazze Şeridi ile İsrail arasındaki sınır çitinden İsrail tarafına geçiyor (Reuters)

Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir tarafından görevlendirilen uzmanlar ekibinin yaptığı inceleme de bu sonucu güçlendirdi. 25 soruşturmayı inceleyen ve yaklaşık 80 yetkiliyle görüşen ekip, saldırı gecesi çeşitli ve önemli bilgilerin mevcut olduğunu, bunların farklı şekilde analiz edilmesi halinde alarm seviyesinin yükseltilmesine yol açabileceğini belirtti.

Ekip ayrıca örgütsel kültürdeki sorunlara, Hamas'ın anlaşılma ve değerlendirilme biçimine ve İsrail istihbaratının Eriha Duvarı kod adını verdiği plana yönelik yaklaşımda yaşanan eksikliklere dikkat çekti. İsrail'in saldırıdan bir yıldan fazla süre önce elde ettiği bu belgede Gazze sınırından gerçekleştirilecek geniş çaplı bir saldırıya ilişkin senaryo yer alıyordu. Söz konusu senaryonun birçok unsuru daha sonra 7 Ekim saldırısında ortaya çıktı.

Erken uyarı Aman'ın çalışmalarının merkezinde

Aman'da yapılan açıklanan değişikliklerin en belirginlerinden biri, erken uyarının kurum içindeki konumuyla ilgili. Genelkurmay Başkanı Zamir, Eylül 2025'te 9900 Birliği'ni ziyareti sırasında, 7 Ekim'den çıkarılan dersler doğrultusunda Askeri İstihbarat Başkanlığı'nda bir değişim süreci yürütüldüğünü ve erken uyarının kurumun çalışmalarının merkezine yerleştirildiğini söyledi. İsrail ordusuna göre önceliklerin yeniden düzenlenmesi süreci aslında önceki iki yıl içinde başlamıştı.

Ancak 2026'da daha belirgin hale gelen değişiklik, sürpriz saldırı ihtimalinin nasıl ele alındığıyla ilgili. İsrail ordusunun 4 Ekim'de sunduğu dersler, caydırıcılık ve erken uyarının başarısız olması durumunda dahi sürpriz bir saldırıya hazırlıklı olunması ve istihbaratın yalnızca düşmanın ne yapmak istediğine değil, ne yapabileceklerine de odaklanması gerektiğini ortaya koyuyor.

dfrgthy
İsrail Askeri İstihbarat Başkanlığı “Aman” bünyesindeki 8200. Birlik personeli, verilerin analizi üzerinde çalışırken (IDF)

Bu yaklaşım, 7 Ekim öncesinde ortaya çıkan sorunlardan birine yönelik. Hamas'ın geniş çaplı bir savaş istemediğine ilişkin değerlendirmelerin, sahadaki bazı göstergelerin bu varsayım çerçevesinde yorumlanmasına katkıda bulunduğu görülmüştü.

İnsan kaynakları ve açık kaynaklara dönüş

İncelemeler, bilgi toplama araçlarını da kapsadı. İsrail Ulusal Güvenlik Araştırmaları Enstitüsü (INSS), başarısızlığa ilişkin analizinde iletişim dinleme ve teknik istihbarat kapasitesine büyük ölçüde güvenildiğine, buna karşılık insan kaynakları ve açık kaynaklar olarak adlandırılan medya, sosyal medya, yayınlar ve kamuya açık açıklamalar gibi kaynakların kullanımında görece zayıflık bulunduğuna dikkat çekti.

Bu çerçevede, İsrail Askeri İstihbarat Başkanlığı Aman bünyesindeki açık kaynak istihbaratı toplamakla görevli Hatsav Birimi'ne yeniden önem verilmeye başlandı. Birimin geçmişteki çalışmaları Arap medyasının takibini kapsarken daha sonra sosyal medya platformlarını da içine alacak şekilde genişletildi.

Birim 2021'de kapatılmıştı. Ancak Aman, 7 Ekim saldırısından yaklaşık yedi ay önce, Mart 2023'te birimi yeni bir yapıyla yeniden oluşturma sürecini başlattı. Saldırı gerçekleştiğinde birimin yeniden yapılandırılması hâlâ devam ediyordu. Şarku’l Avsat’ın Jerusalem Post gazetesinden aktardığı habere göre savaşın başlamasının ardından birimin faaliyetleri genişletildi.

İnsan istihbaratı alanında ise Aman bünyesindeki 504. Birlik, Gazze'ye yönelik faaliyetlerini genişletti. Jerusalem Postun askeri kaynaklara dayandırdığı haberine göre birlik, saldırıdan önceki yıllarda Gazze'de daha sınırlı faaliyet gösteriyordu. Bölgede insan istihbaratının önemli bölümünü ise İsrail İç Güvenlik Teşkilatı Şabak yürütüyordu. 7 Ekim'in ardından 504. Birlik, bu dosyaya yönelik personel ve kaynaklarını artırdı.

Şabak'ta değişiklik ve Aman ile koordinasyon

Şabak da kendi iç soruşturmasının ardından Gazze dosyasının yönetim biçiminde değişikliklere gitti. Jerusalem Postun haberine göre kurum, Gazze'deki bilgi toplama faaliyetlerini Batı Şeria'da kullanılan modele benzer şekilde daha küçük coğrafi bölgelere ayırdı.

Şabak ayrıca, iletişim dinleme, elektronik istihbarat toplama ve analiz alanında faaliyet gösteren Aman bünyesindeki 8200 Birliği ile işbirliği mekanizmalarını da değiştirdi. Amaç, iki kurum arasındaki bilgi paylaşımını artırmaktı.

Bununla birlikte bu değişikliklerin etkisini şu aşamada değerlendirmek zor. Gazete, Şabak ile 8200 Birliği'nin 7 Ekim öncesinde de geniş çaplı bilgi paylaşımı yaptığını belirtiyor. Dolayısıyla iki kurum arasındaki koordinasyonun artırılması, sorunun mutlaka paylaşılan bilginin miktarından kaynaklandığı anlamına gelmiyor. Soruşturmalar, başarısızlığın bir bölümünün bilgilerin nasıl yorumlandığı ve taşıdığı anlamın nasıl değerlendirildiğiyle bağlantılı olduğunu ortaya koydu.

Çalışma yöntemleri ve istihbarat anlayışı gözden geçiriliyor

Açıklanan değişiklikler arasında istihbarat teşkilatlarındaki örgütsel kültürün bazı unsurlarının gözden geçirilmesi de bulunuyor. Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir, Aralık 2025'te Aman Araştırma Birimi'nin yıllık konferansında yaptığı konuşmada, devam eden değişikliklerin istihbarat kültürünü, çalışma yöntemlerini, rütbeler arasındaki diyaloğu ve eğitimi kapsadığını söyledi.

Zamir, Askeri İstihbarat Başkanlığı içinde eleştirel düşüncenin ve farklı görüşlerin güçlendirilmesi, istihbarat subaylarının kurumda hâkim olan mesleki kabulleri sorgulamasına imkân tanınması çağrısında bulundu.

İstihbarat alanındaki değişiklikler sınanıyor

İsrail istihbaratında açıklanan değişiklikler, erken uyarıdan bilgi toplamaya, kurumlar arası koordinasyondan analiz yöntemleri ve eğitime kadar birçok alanı kapsıyor. Ancak kurumların faaliyetleri ve alınan önlemlerin sonuçlarına ilişkin kamuya açık bilgilerin sınırlı olması nedeniyle her bir değişikliğin etkisini ortaya koymak şimdilik zor.

c dvfbgtnyjh
İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz, Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir, Askeri İstihbarat Başkanlığı “Aman” Başkanı Şlomi Binder ve üst düzey askeri komutanların katılımıyla 7 Mart 2026'da Tel Aviv'de güvenlik durumunu değerlendirmek üzere toplantı düzenledi (Reuters)

ABD Kara Harp Okulu West Point bünyesindeki Terörle Mücadele Merkezi tarafından yayımlanan bir çalışma, 7 Ekim'deki istihbarat başarısızlığının tek bir nedene indirgenmemesi gerektiğine dikkat çekiyor. Çalışmada stratejik varsayımlar, bilişsel önyargılar, bilgi toplama ve analiz süreçlerindeki sorunların birbirleriyle iç içe geçtiği belirtiliyor. Başarısızlığa ilişkin bilgilerin bir bölümünün hâlâ kamuoyuna açıklanmamış olması da kapsamlı bir değerlendirme yapılmasının önünde sınır oluşturuyor.

7 Ekim saldırısının üzerinden üç yıl geçerken İsrail'in yürüttüğü incelemeler, erken uyarı ve bilgi toplamadan kurumlar arası koordinasyona, analiz yöntemlerinden eğitim süreçlerine kadar istihbarat çalışmalarının çeşitli alanlarında değişikliklere gidildiğini gösteriyor. Bu değişiklikler, saldırıyla ilgili soruşturmaların ortaya çıkardığı eksikliklerin gözden geçirilmesi çerçevesinde hayata geçiriliyor.

Ancak bu adımların sonuçlarını değerlendirmek için henüz erken. Değişikliklerin etkinliği, yeni tehditler ve krizlerle karşılaşıldığında, istihbarat kurumlarının bunları zamanında tespit etme, elde edilen bilgileri doğru analiz etme ve gerekli uyarıları zamanında yapma kapasitesi üzerinden daha net görülebilecek.


Fransa, öğrencilerin protestolarında yeni bir güne hazırlanıyor

Fransız lise öğrencileri, ülke genelindeki protestolar kapsamında Sophie Germain Lisesi önünde toplanıyor (Reuters)
Fransız lise öğrencileri, ülke genelindeki protestolar kapsamında Sophie Germain Lisesi önünde toplanıyor (Reuters)
TT

Fransa, öğrencilerin protestolarında yeni bir güne hazırlanıyor

Fransız lise öğrencileri, ülke genelindeki protestolar kapsamında Sophie Germain Lisesi önünde toplanıyor (Reuters)
Fransız lise öğrencileri, ülke genelindeki protestolar kapsamında Sophie Germain Lisesi önünde toplanıyor (Reuters)

Fransa, öğrencilerin okullardaki koşullar ve öğrenme ortamlarına yönelik protestolarının ikinci haftasına girmesiyle bugün (Salı) ülke genelinde yeni bir eylem gününe hazırlanıyor.

Öğrenci temsilcileri ülke genelinde yürüyüşler düzenlenmesi çağrısında bulundu. Paris'te yerel saatle 14.00'te (TSİ 15.00) Cumhuriyet Meydanı'nda gösteri düzenlenmesi planlanıyor.

Şarku’l Avsat’ın Almanya Haber Ajansı  DPA’dan aktardığı habere göre Lyon, Lille, Marsilya, Toulouse, Bordeaux, Rennes ve Strasbourg'un da aralarında bulunduğu büyük kentlerde de protestolar düzenlenmesi bekleniyor.

Önde gelen bazı eğitim sendikaları protestolara destek verirken bazıları da greve gitme çağrısı yaptı. Bu durum, hareketin öğrencilerin ötesine geçerek daha geniş bir kesime yayılmasına yol açabilir.

Protestolar zaman zaman şiddet olaylarına da sahne oldu. Sosyal medyada yayılan görüntülerde bazı gençlerin polisleri ittiği, tekmelediği ve darp ettiği görüldü.

Kuzey Fransa'daki Lens kentinde 15 yaşındaki bir öğrencinin, iddiaya göre daha sonra patlayan bir cismi eline almasının ardından bir elini kaybetmesi, pazartesi günü büyük tepki ve şaşkınlığa yol açtı.

Cismin polis tarafından protesto gösterisine katılan öğrencilerin arasına atıldığı öne sürüldü. Olayla ilgili olarak polis teşkilatının isyan ve gösterilerle mücadele biriminin bağlı olduğu Genel Polis Müfettişliği soruşturma yürütüyor. Fransız yayın kuruluşlarından birine göre söz konusu cisim ölümcül olmayan bir ses bombasıydı.

Olayın, halihazırda ciddi şiddet olaylarının yaşandığı protestoları daha da alevlendirmesi bekleniyor. Gelişmeler, polisin daha önce de göstericilere karşı aşırı güç kullanmakla suçlanmasının ardından yaşanırken genç göstericilere yönelik uygulamalara yönelik tepkilerin daha da artmasına yol açtı.

Başbakan Sébastien Lecornu, pazar akşamı bakanlıklara ülke genelindeki okullarda somut iyileştirmeler yapılması ve öğrencilerin meşru kaygılarının dinlenmesi talimatı verdi. Buna rağmen dün, pazartesi günü 589 okulda yeni protestolar düzenlendi.


İklim krizi çocuk evliliklerini, şiddeti ve ergen hamileliklerini artırıyor

Mozambik'te bir kasırganın yıktığı binanın enkazından yapay çiçekler toplayan kız çocukları (AFP)
Mozambik'te bir kasırganın yıktığı binanın enkazından yapay çiçekler toplayan kız çocukları (AFP)
TT

İklim krizi çocuk evliliklerini, şiddeti ve ergen hamileliklerini artırıyor

Mozambik'te bir kasırganın yıktığı binanın enkazından yapay çiçekler toplayan kız çocukları (AFP)
Mozambik'te bir kasırganın yıktığı binanın enkazından yapay çiçekler toplayan kız çocukları (AFP)

Dünya çapında yapılan kapsamlı bir araştırma iklim felaketlerinin çocuk yaşta evlilik, erken yaşta hamilelik ve kız çocuklarına yönelik şiddet risklerini artırdığını ortaya koydu. Çünkü sel, kuraklık ve aşırı sıcaklar kız çocuklarının bel bağladığı sağlık ve eğitim hizmetlerini sekteye uğratıyor.

Yardım kuruluşu Plan International'ın hazırladığı ve sadece The Independent'la paylaştığı bu yeni analiz Bangladeş, Kenya, Peru, Senegal ve Zimbabve'de 5 bin kız çocuğuyla yapılan bir anket, derinlemesine görüşmelerin ve odak grubu çalışmalarının yanı sıra son 30 yılda 50'den fazla ülkeden elde edilen sağlık ve iklim verilerini inceliyor.

Araştırma her 10 kız çocuğundan birinin iklim kaynaklı bir olayın ardından istenmeyen bir hamilelik yaşadığını söylediğini, üçte birinin ise kendi topluluklarında istenmeyen hamileliklerde artış gözlemlediğini belirttiğini ortaya koydu.

Ankete katılan her 10 kız çocuğundan biri 18 yaşından önce evlendiğini belirtirken, yüzde 36'sı iklim kaynaklı felaketlerin ardından daha fazla kız çocuğunun 18 yaşından önce evlendiğine tanık olduğunu bildirdi.

Bangladeş'ten 19 yaşındaki Shahina, "Seller insanları tamamen çaresiz bıraktığında, aileler maddi sıkıntıları düşünüp kız çocuklarını çok küçük yaşta evlendiriyor" dedi. Çalışmaya katılanlar Peru'da kız çocuklarının henüz 12-13 yaşlarındayken hamile kaldığını belirtirken, Zimbabve'deki kız çocukları ise ilkokul ve ortaokul çağındaki yaşıtları arasında hamilelik vakaları görüldüğünü ifade etti.

Plan International CEO'su Reena Ghelani, "Kız çocukları için iklim krizi uzak bir tehdit değil. Kriz şimdiden eğitimlerini sekteye uğratıyor ve sağlık hizmetlerine erişemediklerinde karşılaştıkları riskleri artırıyor" dedi.

Ulusal iklim planlarının sadece yarısında kız çocuklarının veya kadınların sağlığından bahsediliyor. İklim kaynaklı şokların kız çocuklarının bel bağladığı sağlık sistemleri ve hizmetleri üzerindeki giderek artan etkisine rağmen, çok taraflı iklim finansmanının yalnızca yüzde 0,5'i sağlığı destekliyor.

Ghelani'nin açıklamaları, yardım kuruluşlarının bu yıl rekor seviyelere ulaşan El Niño olayının kadın sağlığı üzerindeki etkilerine dair endişelerini dile getirdiği bir dönemde geldi.

FGYU
Mozambik'te bir kasırganın yıktığı binanın enkazından yapay çiçekler toplayan kız çocukları (AFP)

İklim krizi kadınlara ve kız çocuklarına yönelik şiddetin artmasına da yol açıyor. Plan International'ın araştırması, kız çocuklarının dörtte birinden fazlasının iklim kaynaklı olayların ardından kadınlara ve kız çocuklarına yönelik şiddette artışa tanık olduklarını belirttiğini ortaya koyuyor.

Okullar erken yaşta evlilik, hamilelik ve şiddete karşı en güçlü koruma mekanizmalarından biri olarak görülürken, iklim kaynaklı şokların ardından kız çocuklarının okulu bırakmak zorunda kalma ihtimali de artıyor.

Araştırmaya göre eğitimleri sekteye uğrayan kız çocuklarının erken yaşta evlenme veya istenmeyen gebelik yaşama ihtimali iki kat daha fazlaydı.

Ankete katılanların dörtte üçünden fazlası kendi topluluklarındaki genç kadınların en az bir sağlık hizmetine erişmekte zorlandığını belirtirken, kuraklıktan etkilenenler arasında bu oran yüzde 84'e çıkıyor. İncelenen 50 ülkede, uzun süreli kuraklık aynı zamanda çocuk yaşta evlilik oranlarındaki artışla en istikrarlı şekilde ilişkilendirilen risk faktörü oldu.

Kenya'dan 22 yaşındaki katılımcı Galgalo şunları söyledi:

Babamın beni üniversiteye göndermek için satabileceği hiçbir hayvanı yoktu, bu yüzden evlendirilmeyi kabul ettim.

Rapor, iklim kaynaklı şokların daha sık ve şiddetli hale gelmesiyle tüm bu risklerin artmasının muhtemel göründüğü, özellikle de halihazırda yoksulluk ve ayrımcılıkla karşı karşıya olan kız çocukları için durumun daha da vahimleşeceği uyarısında bulunuyor.

Bu haber, The Independent'ın Rethinking Global Aid projesi kapsamında yazıldı

Independent Türkçe için çeviren: Çağatay Koparal