İsrail, ABD’nin onayı olmadan Lübnan topraklarına saldırı düzenlemekten çekiniyor

Ordu, Hizbullah'ın hedef aldığı bölgeleri onarıyor

Lübnan vatandaşı, İsrail'in sınır köylerini bombalaması sonucu evinde meydana gelen yıkımı inceliyor (Reuters)
Lübnan vatandaşı, İsrail'in sınır köylerini bombalaması sonucu evinde meydana gelen yıkımı inceliyor (Reuters)
TT

İsrail, ABD’nin onayı olmadan Lübnan topraklarına saldırı düzenlemekten çekiniyor

Lübnan vatandaşı, İsrail'in sınır köylerini bombalaması sonucu evinde meydana gelen yıkımı inceliyor (Reuters)
Lübnan vatandaşı, İsrail'in sınır köylerini bombalaması sonucu evinde meydana gelen yıkımı inceliyor (Reuters)

Lübnan'ın güney cephesi, İsrail ve Hamas arasındaki ateşkesin geçtiğimiz Cuma günü yürürlüğe girmesinden bu yana göreceli bir sessizlik yaşıyor. İsrail'in zaman zaman gerçekleştirdiği ihlalleri, sınıra yakın Lübnan bölgelerini sınırlı bir şekilde de olsa bombalayarak devam ediyor. İsrail’in bu saldırılarına herhangi bir karşılık vermeyen ve insani ateşkesi yakından takip eden Hizbullah, ateşkesin kendi ekseni için bir askeri zafer olarak değerlendirilebileceğine inanıyor.

Lübnan'la ilan edilmemiş ateşkes altı gündür devam ederken, Hizbullah tehdidi devam ettiği sürece, başta yerleşimcilerin Lübnan sınırına yakın bölgelere dönmeyi reddetmesi olmak üzere birçok faktörün ışığında, İsrail'in herhangi bir zamanda kuzey cephesinde bir savaş başlatması olasılığı ortadan kalkmış değil. Ancak gelişmeleri takip edenler, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun, ABD'den yeşil ışık almadan Lübnan'la savaşa girmeyi göze almayacağına inanıyor. Bu ışık ise şu an için mevcut görünmüyor.

Lübnan'ın güneyinde gerginlik azalmasına rağmen, hayat normale dönmedi. Şarku'l Avsat’a konuşan üst düzey bir güvenlik kaynağı, "İsrail'in devam eden teyakkuzu nedeniyle durum hala endişe verici" dedi. Kaynak, "Sınır kasabasından tahliye edilen vatandaşlar hala evlerinden dışarıda ve güvende değiller. Ancak, geçim kaynaklarına uğrayan hasarı kontrol ettikten sonra Lübnan'ın iç kesimlerine dönenler var" dedi. Aynı zamanda kaynak, "İsrail ordusu hala tam teyakkuzda ve Hizbullah tarafından hedef alınan yerlerdeki hasarı onarmaya başladı. Bu da gerginliği ortadan kaldırmıyor" dedi.

dsfvee
27 Kasım'da İsrail'in kuzeyindeki Kibbutz el-Manara'dan çekilen bu fotoğraf, güney Lübnan'daki Hula köyünü gösteriyor (AFP)

Lübnan-İsrail sınırı, İsrail tarafından gerçekleştirilen tekrarlanan ihlallere sahne oldu. Bu ihlaller, geçtiğimiz Pazar gecesi İsrail ordusunun Maruniye kasabasının eteklerini vuran dört obüs mermisi ile başladı. Geçtiğimiz Salı günü sabah saatlerinde de bir İsrail top mermisi, sınır kasabası Ayta eş-Şa’b'ı hedef aldı. Bu ihlallerin sonuncusu ise, İsrail askerlerinin, Lübnan ordusunun bir devriyesine, UNIFIL olarak bilinen Birleşmiş Milletler Lübnan Barış Gücü'nün üssüne yakın bir noktadan ateş açması oldu. Bu olayda herhangi bir yaralanma yaşanmazken, gözlemciler, söz konusu gelişmelerin, İsrail'in Hizbullah’ı büyük bir yanıt vermeye teşvik etme çabalarının bir parçası olduğunu düşünüyor. Bu yanıtın Tel Aviv'in, kuzey cephesini ateşe vermek için bir bahane olarak kullanabileceği belirtiliyor.

Gazze ile ateşkes, rehine ve esir değişimi süreci devam ettiği sürece uzatılabilir. Ancak bu, Netanyahu'nun, iç krizinden ve hükümetinin geleceğinden kaçmak için Hizbullah ile savaşa girmesini engellemez. Eski milletvekili Faris Said, "Güney cephesini ateşe verme tehlikesi güçlü bir şekilde mevcuttur. Çünkü kuzeydeki yerleşim yerlerinden tahliye edilen İsrailli yerleşimciler, Netanyahu'yu Hizbullah tehdidinden kurtularak güvenliklerini sağlamanın zorluğuyla karşı karşıya bırakıyor" dedi. Said, "İsrail'in kuzey güvenliğini sağlamak Netanyahu hükümetinin sorumluluğundadır. Bu ya Hizbullah ile savaşla ya da Hizbullah'ın Lübnan cephesinin kararını elinde tutan İran ile anlaşmayla gerçekleşir. Bence işler İran ile anlaşma yönünde ilerliyor. Bu durumda Hizbullah bu cepheyi ateşe vermez" dedi.

Netanyahu, Dışişleri Bakanı Yoav Galant ve Genelkurmay Başkanı Herzi Halevi'nin ağzından Lübnan'a yönelik tehditler sürerken, Tel Aviv yönetimi, ‘Hizbullah'ın İsrail'in derinliklerinde stratejik hedefleri bombalaması halinde Lübnan'ı Orta Çağ'a geri döndürme’ tehdidinde bulunuyor. Ancak Hizbullah'ın İsrail’e ‘bu fırsatı’ çeşitli nedenlerle vermek istemediği görülüyor. Faris Said'e göre, İran, 7 Ekim operasyonunun meyvelerini topladı. ABD ile Katar aracılığıyla gizli müzakereler yürüterek yabancı tutukluları serbest bırakmayı başardı. Ayrıca, İsrail'in kuzey güvenliğini garanti etmek için gizlice müzakereler yürütüyor. Bu nedenle, savaşın patlak verme riski, ateşkesin başlamasından önce olduğundan daha düşük. Said, "7 Ekim'de Gazze Şeridi'ndeki yerleşimlere girerek, İsraillileri öldüren ve sivilleri esir alan Hamas, şimdi tüm dünyanın gözü önünde tutukluları serbest bırakarak insani bir imaj çizmek için geri döndü. Ateşkesle geçen her gün, İran için bir kazançtır" dedi.

sdgth
İsrail güçleri Lübnan sınırı yakınındaki Kiryat Shmona'da askeri tatbikat yapıyor (AFP)

Tel Aviv ve Hizbullah, aralarındaki savaşın bir eğlence olmadığını ve her iki taraf için de yıkıcı sonuçlar doğuracağının farkında. Lübnan hükümetinin eski UNIFIL güçleri koordinatörü Tuğgeneral Munir Şehade, Netanyahu hükümetinin istifasından veya kişisel olarak yargılanmaktan kaçmak için kuzey cephesini ateşe verebilme ihtimalini dışlamadı. Ancak Şehade, İsraillilerin bu savaşın sadece Lübnan için değil, tüm İsrail için yıkıcı olacağının farkında olduklarını belirtti. Şehade, Şarku'l Avsat’a yaptığı açıklamada, "Hizbullah, ateşkesin üzerinden günler geçmesine rağmen güney sınırında tam teçhizatlı bir şekilde hazır bekliyor ve her ihtimale karşı hazırlanıyor" dedi. Şehade ayrıca, "Ateşkes, İsrail'in Lübnan ile Mavi Hat boyunca uğradığı kayıpları ortaya çıkardı ve beş büyük hedefin Burkan füzeleriyle imha edildiğini gösterdi" dedi. Şehade, "Lübnan'a muazzam bir yıkım verebilen İsraillilerin, Hizbullah'ın önemli askeri kabiliyetlere sahip olduğuna ikna olduklarını düşünüyorum" dedi.

Bazı insanlar, İsrail'in dizginlenmesi ve yeni bir cephede savaşa girmekten alıkonulması için ABD'nin rolüne güveniyor. Şehade, "ABD, Netanyahu'ya Lübnan'a savaş açması için yeşil ışık yakmaya niyetli değil. Kesin olan şu ki, Netanyahu savaşı ancak ABD'nin onayıyla başlatacak" dedi.



Washington’dan silah ambargosunun tüm Sudan'ı kapsayacak şekilde genişletilmesi önerisi

Sudan'ın kuzeyindeki bir kasabada HDK üyeleri (Arşiv - AP)
Sudan'ın kuzeyindeki bir kasabada HDK üyeleri (Arşiv - AP)
TT

Washington’dan silah ambargosunun tüm Sudan'ı kapsayacak şekilde genişletilmesi önerisi

Sudan'ın kuzeyindeki bir kasabada HDK üyeleri (Arşiv - AP)
Sudan'ın kuzeyindeki bir kasabada HDK üyeleri (Arşiv - AP)

ABD dün, Birleşmiş Milletler'e (BM), Sudan'daki çatışmanın bölgesel çapta genişleyebileceğine işaret ederek, Sudan'ın Darfur bölgesine yönelik silah ambargosunun tüm ülkeyi kapsayacak şekilde genişletilmesi için bir teklif sundu.

Darfur'a yönelik yirmi yılı aşkın süredir yürürlükte olan silah ambargosunun, yeni bir karar alınmadığı takdirde 12 Eylül 2026 tarihinde sona ermesi planlanıyor.

Silah ambargosunun tüm Sudan'ı kapsayacak şekilde genişletilmesi BM Güvenlik Konseyi'nde (BMGK) oylama yapılmasını gerektiriyor. Ancak BMGK’da veto hakkı bulunan Rusya, Sudan ordusunu etkileyebilecek yeni kararların alınmasına karşı uyardı.

ABD Başkanı Donald Trump’ın Afrika ve Arap İşleri Danışmanı Massad Boulos toplantıda yaptığı konuşmada, BMGK’nın, özellikle dış desteğin daha fazla bölgesel aktörü ve komşu ülkeyi Sudan'daki çatışmanın içine çekme tehdidi oluşturduğu bir ortamda, çatışmayı körükleyen unsurları sınırlandırmak için adımlar atması gerektiğini ifade etti.

Boulos sözlerine şöyle devam etti:

“Bu nedenle ABD, silah ambargosunun tüm Sudan topraklarını kapsayacak şekilde genişletilmesini öngören güçlü bir teklif sunuyor.”

Teklif ayrıca, insansız hava araçlarının (İHA) da silah ambargosu kararına dahil edilmesini ve mevcut ambargo kararını denetleyen uzman gözlemcilerin sayısının artırılmasını içeriyor.

Boulos, bu teklifin, çatışan taraflara daha önce getirilmiş olan silah ambargosu, mal varlıklarının dondurulması ve seyahat yasaklarına yönelik ihlalleri izlemek amacıyla, söz konusu gözlemciler ile diğer uzman heyetler arasındaki koordinasyonu da güçlendireceğini ekledi.

Sudan'daki savaş dördüncü yılına girerken, çatışan tarafların İHA'lar da dahil olmak üzere daha gelişmiş silahlar kullanması siviller arasında ağır kayıplara yol açtı. On binlerce kişinin ölümüne ve milyonlarca insanın yerinden edilmesine neden oldu. Ordu, Sudan'ın orta ve doğu bölgelerini kontrol altında tutarken, batıdaki Darfur bölgesi ile Kordofan ve güneyin bazı kısımları Hızlı Destek Kuvvetleri'nin (HDK) denetimi altında bulunuyor.

Sudan'ın batısında yer alan ve yüzölçümü neredeyse Fransa kadar olan geniş Darfur bölgesi, şiddet olaylarından en çok etkilenen alanların başında geliyor. Çünkü bölgedeki mülteci kampları baskınlara uğradı ve binlerce insanın hayatına mal olan tekrarlanan etnik katliamlara sahne oldu.


Burhan'dan Sudan'a ambargo önerilerine itibar edilmemesi çağrısı

Ordu Komutanı Orgeneral Burhan, Hartum eyaletinde düzenlenen bir etkinliğe katılımı sırasında, 15 Ağustos 2026 (AFP)
Ordu Komutanı Orgeneral Burhan, Hartum eyaletinde düzenlenen bir etkinliğe katılımı sırasında, 15 Ağustos 2026 (AFP)
TT

Burhan'dan Sudan'a ambargo önerilerine itibar edilmemesi çağrısı

Ordu Komutanı Orgeneral Burhan, Hartum eyaletinde düzenlenen bir etkinliğe katılımı sırasında, 15 Ağustos 2026 (AFP)
Ordu Komutanı Orgeneral Burhan, Hartum eyaletinde düzenlenen bir etkinliğe katılımı sırasında, 15 Ağustos 2026 (AFP)

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı ve Ordu Komutanı Orgeneral Abdulfettah el-Burhan, dün, Sudan halkına, ‘düşmanlar ve art niyetliler’ olarak nitelendirdiği kesimlerin, ülkeye bir hava ambargosu uygulanması konusunda yaydığı söylentilere aldırış etmemeleri çağrısında bulunarak, ‘isyancıların kirlettiği her karış Sudan toprağı kurtarılana dek Onur Savaşı'nda ilerlemeye devam edeceklerini’ vurguladı.

Egemenlik Konseyi'nin medya ofisinden yapılan açıklamaya göre Orgeneral Burhan, başkent Hartum'da düzenlenen polis kuvvetleri subaylarının 22. dönem mezuniyet töreninde yaptığı konuşmada, “Sudan'a yaptırımlar uygulanabileceğine dair konuşulanlar bizi etkilemez. Canımız ve kaderimiz Allah'ın elinde” ifadelerini kullandı.

Washington, dün, Birleşmiş Milletler'e (BM), Sudan'daki çatışmanın bölgesel çapta genişleyebileceğine işaret ederek, Sudan'ın Darfur bölgesine yönelik silah ambargosunun tüm ülkeyi kapsayacak şekilde genişletilmesi için bir teklif sundu.

hyju
New York’ta düzenlenen BMGK oturumundan bir kare (BM)

Fransız haber ajansı AFP’nin aktardığına göre yirmi yılı aşkın bir süredir Darfur'a uygulanan silah ambargosunun, hakkında yeni bir karara varılmaması halinde 12 Eylül 2026 tarihinde sona ermesi planlanıyor. Silah ambargosunun tüm Sudan'ı kapsayacak şekilde genişletilmesi ise BM Güvenlik Konseyi'nde (BMGK) bir oylama yapılmasını gerektiriyor.

Rusya'nın veto hakkı

Ancak BMGK’da veto hakkı bulunan Rusya, Sudan ordusunu etkileyebilecek yeni kararların alınmasına karşı uyardı.

ABD Başkanı Donald Trump’ın Afrika ve Arap İşleri Danışmanı Massad Boulos, toplantı sırasında, özellikle dış desteğin daha fazla bölgesel aktörü ve komşu ülkeyi Sudan'daki çatışmaya sürükleme tehlikesi yarattığı göz önüne alındığında, BMGK’nın çatışmanın körüklenmesini sınırlandırmak için adımlar atması gerektiğini ifade etti.

Boulos sözlerine şöyle devam etti:

“Bu nedenle ABD, silah ambargosunun tüm Sudan topraklarını kapsayacak şekilde genişletilmesini öngören güçlü bir teklif sunuyor.”

Teklif ayrıca, insansız hava araçlarının (İHA) da silah ambargosu kararına dahil edilmesini ve mevcut ambargo kararını denetleyen uzman gözlemcilerin sayısının artırılmasını içeriyor.

Boulos, bu teklifin, çatışan taraflara daha önce getirilmiş olan silah ambargosu, mal varlıklarının dondurulması ve seyahat yasaklarına yönelik ihlalleri izlemek amacıyla, söz konusu gözlemciler ile diğer uzman heyetler arasındaki koordinasyonu da güçlendireceğini ekledi.

Sudan'daki savaş dördüncü yılına girerken, çatışan tarafların İHA'lar da dahil olmak üzere daha gelişmiş silahlar kullanması siviller arasında ağır kayıplara yol açtı. On binlerce kişinin ölümüne ve milyonlarca insanın yerinden edilmesine neden oldu.

Ordu, Sudan'ın orta ve doğu bölgelerini kontrol altında tutarken, batıdaki Darfur bölgesi ile Kordofan ve güneyin bazı kısımları Hızlı Destek Kuvvetleri'nin (HDK) denetimi altında bulunuyor.

Sudan'ın batısında yer alan ve yüzölçümü neredeyse Fransa kadar olan geniş Darfur bölgesi, şiddet olaylarından en çok etkilenen alanların başında geliyor. Çünkü bölgedeki mülteci kampları baskınlara uğradı ve binlerce insanın hayatına mal olan tekrarlanan etnik katliamlara sahne oldu.

Orgeneral Burhan, ulusal diyaloğa katılmayan sivil siyasi güçleri eleştirdi

Öte yandan Orgeneral Burhan, ülke içindeki ulusal diyalog çağrısına olumlu yanıt vermeyi reddeden siyasi ve sivil güçleri eleştirerek, “Yurtdışındaki otellerde kalıp Sudan halkına boyun eğdirmek amacıyla uygulanan yaptırımları alkışlayanlara mesajımız şu: ‘Bu halk asla boyun eğmeyecek, asıl hüsrana uğrayan siz olacaksınız’” dedi.

Orgeneral Burhan sözlerine şöyle devam etti:

“Bunlar halkı bir daha asla yönetemeyecekler. Zira halk, Hızlı Destek Kuvvetleri'ni (HDK) ve şu anda Sumud İttifakı olarak bilinen Özgürlük ve Değişim Bildirgesi Güçleri'ni bir daha siyaset sahnesinde görmek istemiyor.”

Eski Başbakan Abdullah Hamduk liderliğindeki Sumud İttifakı’nın da aralarında bulunduğu savaş karşıtı Sudanlı siyasi ve sivil güçler, bu adımın Sudan'ın fiilen bölünmesini kalıcı hale getirdiğini savunarak Burhan'ın diyalog çağrısını reddettiklerini duyurmuştu.


Dibeybe ve Tekala arasındaki görüşme soğukluğun ardından Batı Libya'da ittifak tartışmalarını yeniden gündeme getirdi

UBH Başbakanı Dibeybe'nin geçtiğimiz hafta Devlet Yüksek Konseyi’ne yaptığı ziyaret sırasında (DYK)
UBH Başbakanı Dibeybe'nin geçtiğimiz hafta Devlet Yüksek Konseyi’ne yaptığı ziyaret sırasında (DYK)
TT

Dibeybe ve Tekala arasındaki görüşme soğukluğun ardından Batı Libya'da ittifak tartışmalarını yeniden gündeme getirdi

UBH Başbakanı Dibeybe'nin geçtiğimiz hafta Devlet Yüksek Konseyi’ne yaptığı ziyaret sırasında (DYK)
UBH Başbakanı Dibeybe'nin geçtiğimiz hafta Devlet Yüksek Konseyi’ne yaptığı ziyaret sırasında (DYK)

Libya'da geçici Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid Dibeybe ile Devlet Yüksek Konseyi (DYK) Başkanı Muhammed Tekala arasında geçen hafta gerçekleşen görüşme, özellikle ‘ABD girişimi’ ile ilgili siyasi tutumlardaki farklılıklar zemininde, son aylarda aralarındaki ilişkiye gölge düşüren soğukluğun doğasına dair soruları yeniden gündeme taşıdı.

Bazı gözlemciler bu görüşmeyi; ülkedeki yürütme erkinin birleştirilmesinin ve seçimlerin önünü açması beklenen küçük çaplı (4+4) Birleşmiş Milletler (BM) komitesinin sonuçlarını açıklamasının yaklaştığı bir döneme denk gelmesi hasebiyle, Batı bölgesindeki UBH ile DYK arasındaki siyasi ittifakı yeniden düzenlemeye yönelik önleyici bir adım olarak değerlendirdi.

Öte yandan diğer kesimler bu görüşmeyi, elektrik kesintileri ve yakıt sıkıntısı krizinin giderek kötüleşmesi nedeniyle hükümetine yönelik eleştirilerin ve protestoların arttığı bir dönemde, Dibeybe'nin siyasi bir desteğe (arka çıkacak bir güce) sahip olduğunu kanıtlama girişimi olarak yorumladı.

DYK Siyasi Komite Başkanı Muhammed Muazzib, son dönemde Tekala ile Dibeybe'nin ilişkisinde bir ölçüde soğukluk olduğunu dile getirerek, bunu üç nedene bağladı. Bunlardan ilki, DYK’nın Libya Başsavcısı’ndan Libya'nın ilk özel petrol şirketi Arkenu Petrol Şirketi dosyasını soruşturmasını talep etmesi, ikincisi ise ABD girişimi.

Muazzib’in Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamalara göre üçüncü faktör ise Tekala’nın iki ay önce Temsilciler Meclisi Başkanı Akile Salih ve Başkanlık Konseyi Başkanı Muhammed el-Menfi ile geçiş sürecini sonlandıracak ve önümüzdeki şubat ayı sonlarına kadar cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerinin yapılmasına zemin hazırlayacak yeni bir yol haritası üzerinde uzlaşmaya varması.

Birleşmiş Milletler (BM) Uzmanlar Heyeti tarafından hazırlanan bir rapor, Arkenu Petrol Şirketi’ni milyarlarca dolarlık petrol gelirini resmi kanalların dışına kaçırmakla suçlamış ve şirketin, Libya Ulusal Ordusu (LUO) Genel Komutan Yardımcısı Saddam Hafter ile UBH Başbakanı Dibeybe’nin danışmanı İbrahim Dibeybe'yi birbirine bağlayan bir çıkar ağı üzerinden yönetildiğini ortaya çıkarmıştı.

Libya yıllardır iki paralel hükümet arasında bölünmüş halde. Trablus'taki UBH ile ülkenin doğusunu ve güneyin bazı kısımlarını yöneten LUO Genel Komutanı Halife Hafter'in desteğini arkasına alan ve Temsilciler Meclisi tarafından atanan Usame Hammad liderliğindeki hükümet.

Muazzib'e göre Dibeybe, ülkenin batısındaki kendi nüfuz alanında siyasi ve toplumsal olarak izole edilmiş hissetmek istemiyor ve bilhassa seçim yasaları ile Ulusal Seçim Komisyonu dosyalarını karara bağlamakla görevli 4+4 Komitesi’nin sonuçlarının açıklanması yaklaşırken, DYK gibi seçilmiş bir meclisten siyasi destek almayı umuyor olabilir.

Muazzib sözlerine şöyle devam etti:

“Dibeybe hükümeti ile Doğu Libya cephesinin bu komitenin sonuçlarının uygulanmasında çıkarı bulunuyor. Çünkü seçim sürecine zemin hazırlamak tüm ülke için birleşik bir yürütme otoritesinin kurulmasını gerektiriyor ve elbette taraflar bu otoritedeki koltukları paylaşacaklar. Muazzib ayrıca, mensubu olduğu meclisin (DYK), 4+4 Komitesi’nin çalışmalarıyla herhangi bir bağı olmadığı yönündeki tutumunu sürdürdüğünü belirtti.

Diğer taraftan Sadeq Araştırmalar Merkezi Müdürü Enes el-Gomati, Dibeybe'nin ‘Tekala'dan siyasi destek alma arayışında olduğu’ fikrine karşı çıkarak, Dibeybe'nin bu ziyaretle, kendisi dışında (kendi onayı olmadan) yapılacak herhangi bir düzenlemeyi hala bozabilecek güçte olduğu mesajını vermek istediğine inandığını ifade etti.

Gomati, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada şunları ekledi:

“Elektrik ve yakıt krizlerinin tırmanması ve UBH'ye karşı protestoların patlak vermesiyle birlikte, Doğu cephesinde ve belki de ABD arabuluculuğunu yürüten taraflarda, Dibeybe'nin artık gözden çıkarılabilecek (vazgeçilebilecek) kadar zayıfladığı izlenimi oluşmaya başladı."

Öte yandan Libyalı siyasi analist Husameddin el-Abdeli, Dibeybe'nin Tekala ile birlikte görüntü vererek ‘bölgesel ve Batılı müttefiklerine, son protestolar sebebiyle bir izolasyon (yalnızlık) yaşamadığı konusunda güvence vermek’ istediğini düşünüyor.

Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Dibeybe'nin DYK’nın 4+4 Komitesi’nin ulaştığı sonuçları kabul etmesini garanti altına almak için Tekala ile olan ilişkisine bel bağladığına dair söylentilere değinen Abdeli, komite kararlarının oylamayla alındığını ve içeride bu komiteyle çalışmayı en başından beri reddeden büyük bir grubun bulunduğunu açıkladı.

Abdeli ayrıca, Tekala ile Dibeybe arasındaki ilişkinin güçlenmesinin, son krizlerin ardından hükümetin kaybettiği halk desteğini geri kazanmasına katkı sağlayacağı ihtimalini uzak görerek, “DYK'nın sokakta bir ağırlığı yok" dedi.

Libyalı siyasi analist Muhammed Mahfuz ise Dibeybe ile Tekala arasındaki ilişkinin iddia edildiği gibi gergin olmadığını savundu. Mahfuz, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Dibeybe'nin aralarında bu mesele yüzünden gerçek bir anlaşmazlık yaşanmasını gerektirecek şekilde ABD Girişimi'ni destekleyen net bir tutum henüz açıklamadığına işaret etti.

Mahfuz sözlerini, Dibeybe'nin Tekala'ya yaptığı ziyaretin özellikle ABD girişimine dair tartışmaların geri planda kalmasıyla birlikte hükümeti için siyasi bir dayanak bulmayı hedeflediğini belirterek tamamlarken  ülkedeki ittifakların ulusal çıkarlara göre değil, iktidar mücadelesi veren tarafların şahsi menfaatlerine göre sürekli değiştiğine dikkati çekti.