Şarku'l Avsat Özel: Gazze'de savaşan Filistinli örgütler

Gazze Şeridi'ndeki başlıca 7 askeri örgüt, İsrail'in bildiğinden daha gelişmiş bir tablo çiziyor

İzzeddin el-Kassam Tugayları’nın geçtiğimiz temmuz ayında Gazze Şeridi'nin merkezinde gerçekleştirdiği askeri geçit töreninden bir kare (AFP)
İzzeddin el-Kassam Tugayları’nın geçtiğimiz temmuz ayında Gazze Şeridi'nin merkezinde gerçekleştirdiği askeri geçit töreninden bir kare (AFP)
TT

Şarku'l Avsat Özel: Gazze'de savaşan Filistinli örgütler

İzzeddin el-Kassam Tugayları’nın geçtiğimiz temmuz ayında Gazze Şeridi'nin merkezinde gerçekleştirdiği askeri geçit töreninden bir kare (AFP)
İzzeddin el-Kassam Tugayları’nın geçtiğimiz temmuz ayında Gazze Şeridi'nin merkezinde gerçekleştirdiği askeri geçit töreninden bir kare (AFP)

Filistin İslâmî Direniş Hareketi’nin (Hamas) 7 Ekim’de başlattığı Aksa Tufanı Operasyonu İsrail için beklenmedik bir darbe oldu. Öyle görünüyor ki İsrail’in siyasi liderliği, ordusu ve istihbarat servisleri, sadece Hamas'ın İsrail'i şaşkına çeviren sürprizi yüzünden değil aynı zamanda sahadaki başlıca 7 Filistinli örgütün özellikle de Hamas'ın silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları’nın askeri yeteneklerinin İsrail'in bildiğinden yahut beklediğinden daha gelişmiş bir tablo çizmesi nedeniyle de halihazırda büyük bir başarısızlık içindeydi. Kassam Tugayları, tüm Filistin topraklarındaki silahlı gruplar arasında en önde gelen, sayıca en iyi ve en donanımlı askeri güç olmakla birlikte Kassam Tugayları savaşçıları, büyük bir cesaret örneği ve iyi bir eğitim aldıklarını ortaya koyuyorlar.

Gazze Şeridi'nde Kassam Tugayları dışında aktif olan ve savaşan başka gruplar da var. Şarku’l Avsat, bu örgütlerin önde gelenlerinin bir haritasını çıkardı.

İzzeddin el-Kassam Tugayları (eski adıyla el-Mecd)

Şu an Gazze Şeridi'ndeki ve tüm Filistin topraklarındaki en büyük askeri güç olan Kassam Tugayları, 1988 yılının başında ‘Mecd’ adı altında kuruldu ve birkaç ay sonra bugün kullandığı İzzeddin el-Kassam Tugayları adını aldı. ‘Mecd’ adı ise İsrail istihbaratı için çalışan ajanların izlenmesi amacıyla kurulan gizli güvenlik teşkilatıyla ilişkilendirilmeye devam etti. Hamas'ın Gazze Şeridi’ndeki lideri ve 7 Ekim saldırılarının beyni olduğu suçlamasıyla İsrail'in en çok aranan adamı olan Yahya Sinvar, Mecd’in önde gelen kurucularından biriydi.

Kassam Tugayları, kurulduğu günden bu yana pek çok aşamadan geçti. 1994 yılında İsraillileri kaçırma girişimlerinin başlaması ve Batı Şeria'da İsrail askeri Nakhshon Wachsman'ın kaçırılması eylemindeki başarılarıyla tanınmaya başladı. Wachsman, Ramallah ile Kudüs arasındaki bir köy yakınlarında düzenlenen askeri operasyonda, İsrail güçleri tarafından kendisini kaçıranlarla birlikte öldürüldü.

Kassam Tugayları, 1990'lı yılların başlarında İsrail'e düzenlediği bombalı eylemlerle büyük bir üne kavuştu. İzzeddin el-Kassam Tugayları'nın Batı Şeria taburunun lideri Yahya Ayyaş, İsrail'in kendisine suikast düzenlemede veya tutuklamada başarısız olması üzerine Kassam Tugayları’nın sembolü haline geldi. Ayyaş, 1996 yılında Gazze Şeridi'nde bomba yerleştirilmiş bir telefonla suikasta uğrayıncaya kadar ‘Mühendis’ lakabıyla anıldı.

Kassam Tugayları’yla özdeşleşen bombalı eylemler İkinci İntifada sırasında da devam etti. Kassam Tugayları, 2006 yılında İsrail askeri Gilad Şalit'i kaçırdı ve uzun yıllar saklamayı başardı. İsrail, 2011 yılında bir takas anlaşması imzalamak zorunda kaldı ve Şalit’in serbest bırakılması karşılığında bin 27 Filistinli esiri serbest bıraktı.

Kassam Tugayları, 2007 yılında Filistin Yönetimi'nin güvenlik servisleriyle yaşanan çatışmaların ardından Gazze Şeridi'nde askeri kontrolünü uygulamaya koydu ve Filistin Yönetimi ile olan çatışmasını birkaç saat içinde sonuçlandırdı.

30 bin savaşçı

Kassam Tugayları, İntifada yılları boyunca İsrail'e ev yapımı ilkel roketler fırlatmayı denedi. Filistin Yönetimi yetkilileri bu çabaları ‘saçmalık’ olarak nitelendirdiyse de Kassam Tugayları, 2009 yılının başlarında yaklaşık 50 kilometre menzilli Grad füzeleri fırlatmayı başararak İsrail'i şaşırttı.

Kassam Tugayları sonraki yıllarda askeri gücünü geliştirdi, açık askeri mevziler inşa etti ve hiyerarşik bir düzen içinde faaliyet gösterdi. Yaklaşık 30 bin savaşçısı olduğu tahmin edilen Kassam Tugayları binlerce kişiyi saflarına kattı. Kassam Tugayları, coğrafi bölgelere göre seçkin güçler ve taburlar olarak konuşlandırılmış durumda. Tüneller, askeri sanayi ve istihbarat için özel birimlere sahiptir.

Hamas Hareketi’nin Gazze’deki lideri Yahya Sinvar, Ekim 2022 (Reuters)
Hamas Hareketi’nin Gazze’deki lideri Yahya Sinvar, Ekim 2022 (Reuters)

Kassam Tugayları’nın savunma ve saldırı tünelleri, İsrail askeri sistemi içinde büyük bir endişe kaynağı olmaya devam ediyor. Kassam Tugayları, 51 gün süren 2014 yılındaki savaşta da bu tünelleri etkili bir şekilde kullanmayı başardı. Kassam Tugayları, Gazze şehrinin doğusundaki et-Tuffah mahallesinde ve Gazze Şeridi’nin güneyindeki Refah'ta yakaladığı iki İsrail askerini halen elinde tutuyor ve bu iki askerin akıbetleri halen bilinmiyor.

Kassam Tugayları, önde gelen liderlerinden Ahmed el-Caberi suikastına misilleme olarak ilk kez 2012 yılında ‘Fecr’ adlı İran yapımı füzeyle Tel Aviv’i vurdu. Daha sonra, 2014 savaşında, 2021 yılında Kudüs’ün bazı noktalarının çeşitli füzelerle hedef alınmasıyla başlayan Seyfu'l-Kudüs Savaşı’nda ve şu anki mevcut savaşta olduğu gibi İsrail'i muharebelerde ve savaşlarda şaşırtan insansız hava araçları (İHA) ve onlarca füze geliştirdi.

Kassam Tugayları’nın önde gelen liderleri Yahya Ayyaş, İmad Akil, Salah Şehade, Fevzi Ebu el-Kara, Ahmed el-Caberi, Raid el-Attar ve Ahmed el-Gandur İsrail tarafından öldürüldü. Ancak İsrail, 30 yılı aşkın süredir aranan Kassam Tugayları Komutanı Muhammed ed-Dayf’ı öldürmek için bir dizi başarısız suikast girişimi düzenlediyse de Dayf, tüm bu girişimlerden sağ kurtuldu.

İkinci İntifada'nın yıldönümünde Ramallah'ta devriye gezen İsrail askerlerine taş atan Filistinli gençler, Eylül 2002 (Getty Images)
İkinci İntifada'nın yıldönümünde Ramallah'ta devriye gezen İsrail askerlerine taş atan Filistinli gençler, Eylül 2002 (Getty Images)

İki numaralı güç: Kudüs Seriyyeleri

İslami Cihad Hareketi'nin askeri kanadı olan Kudüs Seriyyeleri (Saraya el-Kuds), Filistin topraklarındaki ikinci askeri güçtür ve 2000 yılı sonlarında başlayan İkinci İntifada’nın başlarında kurulmuştur.

1980'lerin sonları ve 1990'ların başlarında ‘Bölük’ adı altında faaliyet gösteren Kudüs Seriyyeleri, o dönemde İsrail kentleri, Batı Şeria ve Gazze'de bir dizi saldırı gerçekleştirmiş, İkinci İntifada sırasında da benzer operasyonlara imza atmıştır.

Kudüs Seriyyeleri’nin İran ve Hizbullah ile olan bağları Filistinli diğer silahlı kanatlardan daha yakındır. Yüzlerce lideri ve üyesi İran ve Suriye'de eğitim alarak Gazze Şeridi'ne geri döndü. Füzeler ve SİHA’lar ürettiler. Ancak Kudüs Tugayları nüfuz ve gelişmiş yetenekler açısından Kassam Tugayları'nın gerisinde kalmaktadır.

İslami Cihad Hareketi’nin Gazze'deki askeri kolu olan Kudüs Seriyyeleri tarafından gerçek mühimmat kullanılarak yapılan askeri tatbikattan bir kare (Arşiv - İslami Cihad Hareketi’nin sosyal medya hesabı)
İslami Cihad Hareketi’nin Gazze'deki askeri kolu olan Kudüs Seriyyeleri tarafından gerçek mühimmat kullanılarak yapılan askeri tatbikattan bir kare (Arşiv - İslami Cihad Hareketi’nin sosyal medya hesabı)

Kudüs Seriyyeleri’nin 11 bin civarı savaşçısı olduğu tahmin ediliyor. Hafif ve orta ağırlıklı silahlara, binlerce orta menzilli füzeye ve hem Tel Aviv’i hem de Kudüs’ü vurabilecek onlarca uzun menzilli füzeye sahiptir. Ancak birçok savaşta ve gerginliklerin arttığı dönemlerde görüldüğü üzere Kassam Tugayları’nın sahip olduğu büyüklükte ve etkide füzelere ve büyük tünel sistemine sahip olmadığı biliniyor. Tüm bunlara rağmen Kudüs Seriyyeleri’nin, Gazze'de son beş yıl içinde yaşanan ve özellikle Hamas'ın karışmaktan kaçındığı gerilimler sırasında, İsrail’e karşı açıkça meydan okudu.

İsrail, yıllar içinde Gazze Şeridi’nde ve Batı Şeria'da çok sayıda Kudüs Seriyyeleri liderine suikast düzenledi. Bu liderlerin başında Mukallid Hamid, Beşir ed-Debeş, Aziz eş-Şami, Halid ed-Dahduh, Macid el-Harazin, Baha Ebu'l Ata ve Halid Mansur’un yanı sıra Gazze’den ve Batı Şeria'dan daha birçok isim bulunuyor.

İslami Cihad Hareketi, Kudüs Seriyyeleri liderliğindeki Batı Şeria'nın kuzeyindeki en önemli askeri oluşumlardan biri olan Cenin Tugayı aracılığıyla son iki yılda Batı Şeria’da öne plana çıktı. Silahlı saldırılar düzenleyen örgütün liderlerinin çoğu suikasta kurban gitti. Sonuncusu geçtiğimiz günlerde öldürülen Muhammed ez-Zubeydi oldu.

Nasır Selahaddin Tugayları

Halk Direniş Komiteleri’nin (PRC) askeri kanadı olan Nasır Selahaddin Tugayları 2000 yılında İkinci İntifada’nın başlarında Cemal Ebu Samhadana tarafından kuruldu. Ebu Samhadana, 2006 yılında suikasta uğradı.

Şu an Filistinli gruplar arasında üçüncü en büyük güç olarak kabul edilen Nasır Selahaddin Tugayları, yaklaşık 5 bin savaşçıdan oluşuyor ve onlarca füzeye ve havan topuna sahip.

Batı Şeria'daki Nasır Selahaddin Tugayları üyeleri (PRC’nin sosyal medya hesabı)
Batı Şeria'daki Nasır Selahaddin Tugayları üyeleri (PRC’nin sosyal medya hesabı)

Nasır Selahaddin Tugayları’nın ilk eylemi 2000 yılının sonlarında, Netzarim Kavşağı'nda bir İsrail tankı üzerine yerleştirilen çok sayıda büyük patlayıcının infilak ettirilmesiyle gerçekleştirildi. Patlama sonucunda tankın büyük bir bölümü havaya uçarken olayda iki İsrail askeri öldü.

Hizbullah ve İslami Cihad Hareketi’nin desteğini alan Nasır Selahaddin Tugayları, İkinci İntifada’yı takip eden yıllarda, diğer grupların da katılımıyla Gazze yakınlarındaki İsrail yerleşim birimlerine yönelik bazı baskınlara katıldı. Baskınlarda Nasır Selahaddin Tugayları unsurları tarafından çok sayıda İsrailli öldürüldü. İsrail, Ebu Samhadana'nın yerine geçen Kemal el-Neyrab ve Zuheyr el-Kaisi başta olmak üzere Nasır Selahaddin Tugayları liderlerinden birçoğuna suikast düzenledi.

El-Aksa Şehitleri Tugayları

​Fetih Hareketi’nin (El Fetih) askeri kanadı olan El-Aksa Şehitleri Tugayları, İkinci İntifada’nın başlarında kurulan askeri güçlerin dördüncüsü olurken, İsrail şehirlerinin derinliklerini hedef alan saldırılar da dahil olmak üzere İsraillilere karşı büyük saldırlar gerçekleştirdi.

Daha önce ‘Fırtına’ da dahil olmak üzere çeşitli isimlerle anılan El-Aksa Şehitleri Tugayları, Filistin mücadelesi boyunca Filistin içinde ve dışında birçok eylemde yer aldı.

Şu an çeşitli askeri formasyonlarda olan El-Aksa Şehitleri Tugayları’nın hafif ve orta ağırlıkta silahlarla donatılmış yaklaşık 2 bin savaşçısı var. Ayrıca Gazze sınırından yalnızca 16 kilometre kadar uzağa gidebilen onlarca ev yapımı rokete sahiptir.

El-Aksa Şehitleri Tugayları lideri İbrahim el-Nabulsi'nin Batı Şeria'nın Nablus şehrinde düzenlenen cenaze töreni, Ağustos 2022 (AFP)
El-Aksa Şehitleri Tugayları lideri İbrahim el-Nabulsi'nin Batı Şeria'nın Nablus şehrinde düzenlenen cenaze töreni, Ağustos 2022 (AFP)

İkinci İntifada yıllarının başlarında kurulan El-Aksa Şehitleri Tugayları, Batı Şeria ve Gazze'de zaman zaman füzelerin ateşlendiği eylemlerde bulundu. İsrail, El-Aksa Şehitleri Tugayları liderlerinin çoğuna suikast düzenledi. Ancak yıllar geçtikçe Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas tarafından 2007 yılında resmi olarak feshedildiği ve üyelerinin güvenlik servislerine dağıtıldığının duyurulmasının ardından, El-Aksa Şehitleri Tugayları’nın Filistin direniş sahnesindeki etkinliği önemli ölçüde azaldı.

El-Aksa Şehitleri Tugayları üyelerinden bazıları kısa bir süre önce Cenin’de ve Nablus'ta yeniden ortaya çıktıysa da bazıları suikasta kurban gitti.

Ebu Ali Mustafa Tugayları

Filistin Halk Kurtuluş Cephesi'nin (FHKC) askeri kanadı olan Ebu Ali Mustafa Tugayları, FHKC’nin eski Genel Sekreteri Ebu Ali Mustafa'nın 2001 yılında İsrail tarafından Ramallah'taki ofisinde helikopterden atılan bir bombayla öldürülmesi sonrasında onun ismiyle kuruldu.

Şu an Filistinli direniş grupları arasında en büyük beşinci güç olan Ebu Ali Mustafa Tugayları, Gazze’de ve Batı Şeria'da hafif ve orta ağırlıkta silahlarla donatılmış yüzlerce militana ve yerli üretim füzelere sahip.

Ebu Ali Mustafa Tugayları, Ebu Ali Mustafa suikastına misilleme olarak, 2001 yılında İsrail’in eski Turizm Bakanı Rehavam Zeevi’ye Kudüs'ün batısındaki bir otelde düzenlenen suikast başta olmak üzere çeşitli saldırılar düzenledi.

FHKC Genel Sekreteri Ahmed Saade ve iki arkadaşı geçtiğimiz mayıs ayında İsrail'in Raymond Hapishanesi'nden nakledilirken (FHKC’nin sosyal medya hesabı)
FHKC Genel Sekreteri Ahmed Saade ve iki arkadaşı geçtiğimiz mayıs ayında İsrail'in Raymond Hapishanesi'nden nakledilirken (FHKC’nin sosyal medya hesabı)

FHKC Genel Sekreteri Ahmed Saade, Ebu Ali Mustafa Tugayları liderleriyle birlikte 2002 yılında Filistin güvenlik teşkilatları tarafından bir saldırı eylemi planlamak ve bu eyleme katılmak suçlamasıyla tutuklandı. İsrail ordusu da 2006 yılında Eriha Merkez Hapishanesi’ne baskın düzenleyerek Saade’yi tutukladı. İsrail yargısı tarafından ömür boyu hapis cezasına çarptırılan Saade, İsrail’deki bir cezaevine nakledildi. Ebu Ali Mustafa Tugayları’nın yüzlerce üyesi olduğu biliniyor.

Ulusal Direniş Tugayları

Filistin Demokratik Halk Kurtuluş Cephesi’nin (FDHKC) askeri kanadı olan Ulusal Direniş Tugayları, bu isimle faaliyet göstermeden önce İkinci İntifada öncesinde farklı isimler altında faaliyet göstermişti.

Yüzlerce üyesi olan Ulusal Direniş Tugayları, Filistinli gruplar arasında en büyük altıncı güç olarak kabul ediliyor. Ulusal Direniş Tugayları’nın hafif ve orta ağırlıkta silahları ve yerli yapım füzeleri var.

Filistin mücadelesi ve İkinci İntifada sırasında çeşitli saldırılara imza atan pek çok İsraillinin ölümüne neden olan Ulusal Direniş Tugayları’nın çok sayıda lideri ve üyesi İsrail tarafından öldürüldü.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Hamas'la ateşkesin üçüncü gününde Gazze Şeridi'nde İsrailli komutanlarla bir araya geldi, 26 Kasım (DPA)
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Hamas'la ateşkesin üçüncü gününde Gazze Şeridi'nde İsrailli komutanlarla bir araya geldi, 26 Kasım (DPA)

Mücahitler Tugayı

Önceleri El Fetih’e bağlı olan ve eski askeri oluşumlardan doğan bir güç olarak Filistinli direniş grupları arasında büyüklük bakımından yedinci sırada yer alan Mücahitler Tugayı, daha sonraları El Fetih’ten tamamen ayrıldığını duyurdu. Tugay, Hizbullah ve İslami Cihad Hareketi tarafından destekleniyor.

Yüzlerce savaşçısı olan Mücahitler Tugayı, hafif ve orta ağırlıklı silahlara ve Aşkelon, Sderot ve İsrail’in diğer şehirlerine kadar ulaşabilen füzelere sahip.

İkinci İntifada’nın başlarından bu yana çeşitli saldırlar düzenleyen Mücahitler Tugayı’nın liderlerinden bazıları İsrail tarafından öldürüldü.



SDG’nin devlet kurumlarına entegrasyonu hayata geçirilebilecek mi, yoksa ciddi engellerle mi karşılaşacak?

Suriye Geçiş Dönemi Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve SDG Genel Lideri Mazlum Abdi, 10 Mart 2025 tarihinde Suriye'nin başkenti Şam'da SDG'nin devlet kurumlarına entegre edilmesini öngören anlaşmayı imzalarken (AFP)
Suriye Geçiş Dönemi Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve SDG Genel Lideri Mazlum Abdi, 10 Mart 2025 tarihinde Suriye'nin başkenti Şam'da SDG'nin devlet kurumlarına entegre edilmesini öngören anlaşmayı imzalarken (AFP)
TT

SDG’nin devlet kurumlarına entegrasyonu hayata geçirilebilecek mi, yoksa ciddi engellerle mi karşılaşacak?

Suriye Geçiş Dönemi Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve SDG Genel Lideri Mazlum Abdi, 10 Mart 2025 tarihinde Suriye'nin başkenti Şam'da SDG'nin devlet kurumlarına entegre edilmesini öngören anlaşmayı imzalarken (AFP)
Suriye Geçiş Dönemi Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve SDG Genel Lideri Mazlum Abdi, 10 Mart 2025 tarihinde Suriye'nin başkenti Şam'da SDG'nin devlet kurumlarına entegre edilmesini öngören anlaşmayı imzalarken (AFP)

Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile Suriye devlet kurumları arasındaki entegrasyon sorunsuz şekilde hayata geçirilebilecek mi, yoksa ciddi engellerle mi karşılaşacak? SDG, on yılı aşkın süredir sahip olduğu askerî ve bazı bölgelerdeki sivil nüfuzdan gerçekten vazgeçecek mi? Washington ve Erbil’in himayesinde 30 Ocak’ta varılan anlaşma tüm boyutlarıyla uygulanabilecek mi, yoksa yalnızca belirli başlıklarla mı sınırlı kalacak?

Şarku’l Avsat’ın görüştüğü isimlerin bir kısmı, metinden uygulamaya geçildiğinde başarı şansının sınırlı olduğunu savunurken; diğer bir kesim ise entegrasyon sürecinin bölgesel ve uluslararası destek altında yürütüldüğü sürece başarısızlık için gerçekçi bir neden bulunmadığı görüşünde.

sdvdfv
Suriye'nin Kamışlı kentinde, ABD askeri araçları, DEAŞ tutuklularını Suriye'den Irak'a taşıyan otobüslere eşlik etti (Reuters)

Sürecin başlangıcı, Kamışlı Uluslararası Havalimanı ile Rümeylan petrol sahasının devlete devredilmesiyle olumlu bir tablo çiziyor. Bu adımda bayrak indirme ya da personel gözaltıları gibi sembolik uygulamalara başvurulmaması, tarafların prensipte sürecin başarıya ulaşmasını istediğini gösteriyor. Suriyeliler, ülkenin yeniden birleşmesini, istikrarın sağlanmasını ve ekonomik canlanmayı umut ederken; geriye kalan ayrıntılar hâlâ soru işaretleri barındırıyor ve yanıtların uygulama aşamasında netleşmesi bekleniyor.

Karşılıklı çıkar

Hurşid Deli – Suriyeli Kürt siyaset analisti

Anlaşmanın sahada uygulanmaya başladığı açıkça görülüyor. Bunun başlıca nedeni, net bir yol haritası ve aşamalı adımlar içermesi. En önemlisi ise hem Suriye hükümeti hem de SDG açısından karşılıklı çıkarların söz konusu olması. Şam yönetimi için temel hedef Suriye’nin yeniden birleşmesi iken, SDG açısından çıkar; güçlerinin yerel bir yapı olarak varlığını sürdürmesi ve kontrol ettiği bölgelerin yönetiminde rol almaya devam etmesi. Bu durum, Kürtlerin gelecek dönemde Suriye siyasal yaşamına katılımını da güvence altına alıyor.

Deli’ye göre anlaşma yalnızca Şam ve SDG’nin çıkarlarıyla sınırlı değil; aynı zamanda uluslararası, bölgesel ve Arap desteğine de sahip. Anlaşma, Washington, Paris ve Erbil’in yoğun diplomatik çabaları sonucunda ortaya çıktı ve bu durum sürece bir tür uluslararası koruma ve garanti sağlıyor.

Bu çerçevede, SDG’nin askerî ve sivil kurumlarının Suriye devlet yapısına entegrasyonunun başarısız olacağına dair somut bir gerekçe bulunmadığı görüşü öne çıkıyor. Elbette bazı teknik ve idari zorluklar ortaya çıkabilir; ancak mevcut siyasi ve sahadaki koşullar, bu engellerin aşılmasına imkân tanıyor.

dsvfr
12 Ocak 2026'da Halep'in Şeyh Maksud mahallesinde SDG ile yaşanan çatışmaların ardından (AP)

Deli, anlaşmanın SDG ve Asayiş’in nüfuzundan tamamen vazgeçmesini öngörmediğini, aksine bu nüfuzun Savunma ve İçişleri bakanlıkları bünyesinde yeniden yapılandırıldığını belirtiyor. Asayiş güçlerine önümüzdeki dönemde temel bir rol verilirken, SDG’nin askerî yapısı Haseke’de üç tugaydan oluşan bir tümen ve Kobani’de Halep güvenlik komutanlığına bağlı bir tugay şeklinde organize edilecek. SDG ve Suriye ordusu birlikleri, şehir merkezlerinden Şeddadi ve Cebel’de belirlenecek noktalara çekilecek.

Bu yeniden yapılanmanın hedeflerinden biri de DEAŞ’la mücadelede yeni ve etkin bir mekanizma oluşturmak. SDG’nin bu alandaki uzun tecrübesi ve uluslararası koalisyonla yürüttüğü iş birliği, entegrasyonu askerî açıdan da anlamlı kılıyor.

Ayrıca SDG ve Asayiş’in  isimleri değişse dahi varlığını sürdürmesi, Kürt bölgelerindeki halk için önemli bir güven unsuru olarak görülüyor. Bu durum, Kürt bileşenin dışlanmadığı bir Suriye vizyonunu destekliyor. Cumhurbaşkanı Şara’nın Kürt meselesine yönelik kapsayıcı yaklaşımı ve bu konuda yayımlanan 13 sayılı kararname de süreci güçlendiren unsurlar arasında yer alıyor.

Uygulamada engeller

Samer el-Ahmed – Doğu Suriye uzmanı gazeteci ve araştırmacı

SDG ile varılan anlaşma iki temel faktörün sonucu. İlki, Suriye ordusunun halk desteğiyle birlikte Cezire bölgesinde sahada güç kazanması ve SDG’ye yönelik birikmiş toplumsal tepki. İkincisi ise özellikle ABD’nin tutumundaki değişim ve SDG’ye verilen siyasî-askerî desteğin azalmasıyla birlikte Şam’ın uluslararası koalisyonla yeniden temas kurması.

Teorik olarak anlaşma, SDG için devlet dışı bir askerî yapıdan ulusal bir çerçeveye geçiş açısından tarihî bir fırsat sunuyor. Aynı zamanda Kürtlerin haklarını Suriye devleti içinde elde etmesinin de önünü açıyor.

Ancak uygulamaya geçildiğinde başarı ihtimali sınırlı görünüyor. Zira SDG’nin fiilî yapısı hâlâ büyük ölçüde PKK’nın etkisi altında. Entegrasyon, PKK açısından bölgesel nüfuz, finansman ve stratejik alan kaybı anlamına geliyor ve bu durum örgütün anlaşmayı isteksizce uygulamasına yol açıyor.

Temel sorun, SDG içindeki Suriyeli bazı liderlerin niyetinden ziyade, karar alma yetkisine sahip olmamaları. Ağır silahların devri, Semalka Sınır Kapısı’nın kontrolü, yabancı unsurların bölgeden çıkarılması ve şehirlerden çekilme gibi kritik dosyalar hâlâ çözümsüz.

Bu nedenle süreç, Şeyh Maksud ve 10 Mart anlaşmalarında olduğu gibi zaman kazanmaya dayalı bir modele dönüşebilir. Kısa vadede askerî çatışma ihtimali düşük olsa da, anlaşmanın uygulanmasını zorlamak için baskı unsuru olarak gündeme gelebilir.

Şam yönetimi ise Haseke üzerindeki tam egemenliği yeniden tesis etme konusunda kararlı. Bu hedefin, barışçıl yollarla ya da gerekirse askerî seçenekle hayata geçirilmesi planlanıyor. Sahadaki ve siyasetteki göstergeler, bu yaklaşımın hem halk desteğine hem de bazı uluslararası aktörlerin örtük onayına sahip olduğunu gösteriyor.

Sivil ortak arayışı

Hüseyin Çelebi – Gazeteci yazar

PKK ve Suriye uzantılarının, sahip oldukları nüfuz ve ayrıcalıklardan kolayca vazgeçmesi gerçekçi değil. Özerk yönetim deneyimi, örgütün yarım yüzyıllık mücadelesinin tek somut kazanımı olarak görülüyor. Bu yapı, Esad yönetiminin devrim sürecinde zorunlu olarak verdiği bir alanın ürünüydü.

Çelebi’ye göre entegrasyon büyük ölçüde şekli kalacak. PKK, idari ve güvenlik yapılarını yeraltına taşıyarak “gölge yönetim” yoluyla etkisini sürdürmeye çalışacak. Tehdit, kadrolaşma ve mali baskılar bu stratejinin araçları olmaya devam edecek.

sdervr
Suriye hükümeti heyetinin Pazar günü Kamışlı Uluslararası Havalimanı'nı yeniden açmak için yaptığı ziyaret sırasında Kürt iç güvenlik güçlerine mensup kişiler havalimanı dışında nöbet tutuyor (Reuters)

Bu nedenle entegrasyonun başarısı, Şam’ın yaklaşımına bağlı. PKK’nın geçmişte imzaladığı anlaşmalara uymadığı biliniyor. Hükümetin yalnızca silahlı güç olduğu için SDG’yi ödüllendirmemesi, buna karşılık Kürt toplumundan sivil ortaklar bularak onları desteklemesi gerektiği vurgulanıyor.

Entegrasyonun önündeki 3 temel engel

El-Mu‘tasım Keylani – Hukuk ve uluslararası ilişkiler araştırmacısı

Haseke’deki entegrasyon süreci, yalnızca idari değil; Suriye krizinin özüne dokunan çok katmanlı bir sınav niteliği taşıyor.

Birinci engel, derinleşmiş güven krizidir. Yıllar süren çatışmalar ve fiilî özerk yönetim deneyimi, hem Kürt toplumunda hem de merkezî otorite çevrelerinde karşılıklı kaygılar yarattı. Bu kriz, yalnızca söylemlerle değil; somut garantiler ve şeffaf mekanizmalarla aşılabilir.

İkinci engel, egemenlik ve güvenlik boyutudur. Çoklu askerî otoriteler ve sınır aşan bağlantılar, ulusal entegrasyonu zayıflatıyor. Silahlı yapılar arasındaki sadakat çatışması sona ermeden kalıcı istikrar mümkün değil.

Üçüncü engel ise ekonomik ve hizmet alanındaki zorluklar. Haseke halkı entegrasyonu, günlük yaşamındaki iyileşmelere göre değerlendirecek. Hizmetlerde ve gelir dağılımında yaşanacak başarısızlıklar, sürecin meşruiyetini hızla aşındırabilir. Ayrıca yerel yönetimden devlet yapısına geçişte net bir ademimerkeziyetçilik vizyonunun olmaması, entegrasyonu biçimsel bir adıma dönüştürme riski taşıyor.

Sonuç olarak Haseke’deki entegrasyon; güven, egemenlik, ekonomi ve yönetişim başlıklarında eş zamanlı sınavlarla karşı karşıya. Bu engellerin aşılması, geçici denge politikalarıyla değil; hukuka dayalı, kapsayıcı ve ulusal bir projeyle mümkün olabilir.


Türkiye ve Ürdün, Gazze’de barış planının uygulanmasının sürdürülmesi gerektiğini belirtti

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cumartesi günü İstanbul’da Ürdün Kralı II. Abdullah’ı kabul ederken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cumartesi günü İstanbul’da Ürdün Kralı II. Abdullah’ı kabul ederken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
TT

Türkiye ve Ürdün, Gazze’de barış planının uygulanmasının sürdürülmesi gerektiğini belirtti

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cumartesi günü İstanbul’da Ürdün Kralı II. Abdullah’ı kabul ederken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cumartesi günü İstanbul’da Ürdün Kralı II. Abdullah’ı kabul ederken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Ürdün Kralı II. Abdullah, Gazze’de barış planının hayata geçirilmesinin önemini, ateşkesin kalıcı biçimde sürdürülmesini, yeniden imar sürecinin başlatılmasını ve bölge halkına insani yardımların kesintisiz ulaştırılmasını ele aldı.

Türk kaynaklara göre, Erdoğan ile Kral II. Abdullah, cumartesi günü İstanbul’daki Dolmabahçe Sarayı’nda bulunan Cumhurbaşkanlığı Ofisi’nde gerçekleştirdikleri görüşmede, iki ülke arasındaki ilişkiler ile bunların farklı alanlarda geliştirilme yollarını değerlendirdi; bölgesel ve uluslararası gelişmeleri masaya yatırdı.

Ürdün Kralı’nın, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın daveti üzerine Türkiye’ye yaptığı kısa ziyaret kapsamında, iki lider önce baş başa bir görüşme gerçekleştirdi, ardından iki ülke heyetlerinin katılımıyla genişletilmiş bir toplantı yapıldı.

Görüşmelerde Gazze’deki son durum ve barış planının ikinci aşamasının uygulanması ayrıntılı biçimde ele alındı. Taraflar, ateşkesin sürdürülmesi gerektiğini vurgularken, devam eden İsrail ihlallerini kınadı; insani yardımların sürdürülebilir şekilde ulaştırılmasının önemine ve Filistinlilerin zorla yerinden edilmesine yönelik her türlü girişimin reddedilmesi gerektiğine dikkat çekti.

Toplantılarda ayrıca Suriye’deki gelişmeler de ele alındı. Erdoğan ve Kral II. Abdullah, Suriye’nin toprak bütünlüğü ve egemenliğinin korunmasının, ülkenin istikrarını sarsmaya yönelik girişimlerin reddedilmesinin ve Suriyelilerin ülkelerine gönüllü ve güvenli şekilde dönüşlerinin sağlanmasının gerekliliğini vurguladı.

Kaynaklara göre, ikili ve genişletilmiş görüşmelerde bölgedeki diğer gelişmeler de değerlendirildi; taraflar, bölgesel istikrarın sağlanması için iş birliği ve ortak çalışma iradesini teyit etti.

efrgt87kı8
Erdoğan ile Ürdün Kralı’nın, iki ülke heyetlerinin katılımıyla gerçekleştirdiği genişletilmiş görüşmelerden bir kare (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Görüşmelere Türkiye tarafında Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, MİT Başkanı İbrahim Kalın ve Cumhurbaşkanlığı Dış Politika ve Güvenlik Başdanışmanı Akif Çağatay Kılıç katılırken, Ürdün tarafından da muhatap isimler yer aldı.

Ürdün Kralı’nın Türkiye ziyareti, Türkiye ile Suriye arasındaki Cilvegözü (Bab el-Hava) sınır kapısı üzerinden Türkiye ve Yunanistan’a yönelik kara taşımacılığının 15 yıl aradan sonra yeniden başlatılmasının hemen ardından gerçekleşti.

Ulaştırma bakanlıkları arasında yürütülen ortak koordinasyon ve çabalar sonucunda gümrük ve idari engellerin kaldırılmasıyla hayata geçirilen uygulama kapsamında, cuma günü üç tır deneme amaçlı olarak Türkiye topraklarına giriş yaptı.

Söz konusu adımın, bölgesel kara taşımacılığı haritasında nitelikli bir sıçrama yaratması ve Ürdün’ü, Suriye ve Türkiye üzerinden Avrupa kıtasına bağlayan önemli bir ticaret hattını yeniden canlandırması bekleniyor. Bu hat, Cilvegözü (Bab el-Hava) ve Öncüpınar (Bab es-Selame) sınır kapıları üzerinden işleyecek.


Arap ve İslam dünyası, İsrail’in Batı Şeria üzerinde egemenlik kurma girişimini reddediyor

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
TT

Arap ve İslam dünyası, İsrail’in Batı Şeria üzerinde egemenlik kurma girişimini reddediyor

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)

Suudi Arabistan, Ürdün, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Katar, Endonezya, Pakistan, Mısır ve Türkiye dışişleri bakanları, İsrail’in işgal altındaki Batı Şeria’da yasa dışı İsrail egemenliğini dayatmayı, yerleşimleri pekiştirmeyi ve yeni bir hukuki ve idari fiili durum oluşturmayı hedefleyen karar ve uygulamalarını en sert ifadelerle kınadı. Söz konusu adımların, Batı Şeria’nın yasa dışı ilhakına yönelik girişimleri hızlandırdığı ve Filistin halkının zorla yerinden edilmesine yol açtığı vurgulandı.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı tarafından yayımlanan ortak bildiride, İsrail’in işgal altındaki Filistin toprakları üzerinde herhangi bir egemenliğinin bulunmadığı bir kez daha yinelendi. Bakanlar, İsrail’in Batı Şeria’da sürdürdüğü yayılmacı politikalar ve hukuka aykırı uygulamaların bölgede şiddeti ve çatışmayı körüklediği uyarısında bulundu.

fevfev
İsrail ordusuna ait buldozerler, Batı Şeria’nın Ramallah kentinin batısındaki Şukba köyünde Filistinlilere ait üç evi yıktı. (AFP)

Bakanlar, bu hukuka aykırı uygulamaları kesin bir dille reddettiklerini belirterek, söz konusu adımların uluslararası hukukun açık bir ihlali olduğunu, iki devletli çözümü baltaladığını ve Filistin halkının 4 Haziran 1967 sınırları içinde, başkenti Kudüs olan, bağımsız ve egemen bir devlet kurma yönündeki devredilemez hakkına saldırı niteliği taşıdığını vurguladı. Açıklamada, bu uygulamaların bölgede barış ve istikrarın sağlanmasına yönelik devam eden çabaları da sekteye uğrattığı ifade edildi.

Bakanlar ayrıca, işgal altındaki Batı Şeria’da hayata geçirilen bu yasa dışı uygulamaların hükümsüz ve geçersiz olduğunu, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin özellikle 1967’den bu yana, Doğu Kudüs dahil olmak üzere işgal altındaki Filistin topraklarının demografik yapısını, karakterini ve statüsünü değiştirmeyi amaçlayan tüm İsrail uygulamalarını kınayan 2334 sayılı kararı başta olmak üzere BM kararlarının açık ihlali anlamına geldiğini kaydetti. Açıklamada, 2024 yılında Uluslararası Adalet Divanı (UAD) tarafından yayımlanan danışma görüşüne de atıf yapılarak, İsrail’in işgal altında bulunan Filistin topraklarındaki politika ve uygulamalarının ve bu topraklardaki varlığının hukuka aykırı olduğu hatırlatıldı.

sdfrg
İsrailli askerler, işgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinde yerleşimcilerin yaptığı bir tur sırasında nöbet tutuyor. (Reuters)

Bakanlar, uluslararası topluma yasal ve ahlaki sorumluluklarını üstlenmesi çağrısını yineleyerek, İsrail’i işgal altındaki Batı Şeria’da tehlikeli tırmanışı ve yetkililerinin kışkırtıcı açıklamalarını durdurmaya zorlaması gerektiğini vurguladı.

Açıklamada, Filistin halkının kendi kaderini tayin etme hakkının ve iki devletli çözüm temelinde, uluslararası meşruiyet kararları ile Arap Barış Girişimi doğrultusunda devletini kurma yönündeki meşru taleplerinin karşılanmasının, bölgede güvenlik ve istikrarı garanti altına alacak adil ve kapsamlı bir barışa ulaşmanın tek yolu olduğu ifade edildi.