İsrail ‘ikinci Münih’ tehdidinde bulunuyor: Suikasta uğrayan en önemli kişiler kimler?

Majalla
Majalla
TT

İsrail ‘ikinci Münih’ tehdidinde bulunuyor: Suikasta uğrayan en önemli kişiler kimler?

Majalla
Majalla

Sami Mubayyed

3 Aralık’ta İsrail Güvenlik Servisi (Şin Bet) Başkanı Ronen Bar, hükümetin, önlerine Hamas'ı ortadan kaldırma hedefini koyduğunu söyledi. Bar, 1972'de Almanya'nın Münih kentinde düzenlenen Olimpiyat Oyunlarında İsrailli sporcuların öldürülmesine ülkesinin verdiği tepkiyi hatırlattı. O dönemde Münih operasyonunun failleri "Kara Eylül" örgütünün üyeleriydi ve onların meşhur operasyonu, İsrail'in dünya çapında birçok Filistinliyi hedef alan bir dizi misilleme amaçlı suikastına yol açmıştı.

Ronen Bar, “Kabine bize Hamas'ı ortadan kaldırma hedefini koydu. Ve bunu yapmaya kararlıyız. Gazze'de, Batı Şeria'da, Lübnan'da, Türkiye'de, Katar'da her yerde herkes. Birkaç yıl sürecek ama yapacağız” dedi.

1972 Münih Katliamı’na İsrail'in tepkisi yıllar sürdü. Sert ve acı verici oldu. Filistin Kurtuluş Örgütü’den (FKÖ), El Fetih'ten Filistin Halk Kurtululş Cephesi'ne (FHKC) ve İslami Cihad'a kadar en iyi gençliğini kaybetti. İsrail’in tepkisinin yöntemleri, hedefleri ve coğrafyası Paris, Roma, Beyrut ve Tunus arasında farklılık gösterdi. Biz şu an fiili olarak ‘Münih 2024’le mi karşı karşıyayız?

Kabine bize Hamas'ı ortadan kaldırma hedefini koydu. Ve bunu yapmaya kararlıyız. Gazze'de, Batı Şeria'da, Lübnan'da, Türkiye'de, Katar'da her yerde herkes. Birkaç yıl sürecek ama yapacağız.

Şin Bet Direktörü Ronen Bar

Dergi, haberinde İsrail'in 1970'lerden bu yana gerçekleştirdiği en ünlü suikastları şöyle ortaya koyuyor:

Gassan Kanafani

Foto: Gassan Kanafani
Gassan Kanafani

Gassan Kanafani, İsrail'in Arap aydınları arasında en ünlü kurbanı ve FHKC’nin simgelerinden biriydi. 8 Temmuz 1972'de Beyrut'ta arabasının tamponunun arkasına yerleştirilen patlayıcıyla öldürüldü. Suikast, Münih operasyonundan aylar önce, iki ay önceki Lod Havalimanı operasyonuna yanıt olarak gerçekleşti. Lod Havalimanı operasyon FHKC tarafından finanse edilen Japon Kızıl Ordusu militanları tarafından gerçekleştirilmişti.

Vâil Zuayter

Vail Zuayter
Vail Zuayter

Vâil Zuayter (Wael Zuaiter) Yetmişli yılların en ünlü ikinci kurbanı. 16 Ekim 1972'de FKÖ temsilcisi olarak çalıştığı İtalya'nın başkenti Roma'da suikasta kurban gitti. Münih operasyonuna tepki olarak bir Mossad görevlisinin 11 kurşunu ile yaşamını yitirdi. İsrail’in Nablus'ta defnedilmesine izin vermemesi üzerine naaşı Yermuk kampına defnedilmek üzere Şam'a nakledildi.

Vail Zuayter, Münih saldırısıyla doğrudan bağlantısı olmakla suçlandı. Filistin Kurtuluş Örgütü'nün (FKÖ) Roma temsilcisi olarak görev yaparken, 16 Ekim 1972'de İtalya'nın başkentindeki binanın lobisinde 11 el ateş edilerek vuruldu.

FOTO: Mahmud el Hemşeri
Mahmud el Hemşeri

Mahmud el-Hemşeri

El Fetih’in en parlak gençlerinden biri ve FKÖ’nün Paris’teki temsilcisiydi. Fransa'nın başkenti Paris’in merkezdeki evinde telefonuna yerleştirilen patlayıcıyla öldürüldü. Hemşeri, İtalyan gazeteci olduğunu iddia eden bir Mossad ajanı tarafından röportaj talebiyle evinden çıkarıldı. O yokken evine bomba yerleştirildi. 8 Aralık 1972'de eve girdiği sırada bomba patlatıldı. Ağır yaralanarak hastaneye kaldırıldı ve 9 Ocak 1973'te hayatını kaybetti. İsrail onu "Kara Eylül" örgütüne katılmak ve örgütün Fransa'daki şubesine başkanlık etmekle suçladı.

Kemal Advan, Kemal Nasır ve Muhammad Yusuf en-Neccar

İsrail’in 10 Nisan 1973'te gerçekleştirdiği ünlü komando operasyonunda öldürüldüler. Hepsi Münih’teki saldırıya katılmakla suçlanıyordu. Kemal Advan, El-Fetih Merkez Komitesi'nin üyesi ve Batı Şeria’daki operasyonların lideriydi. Kemal Nasır Filistin Kurtuluş Örgütü'nün Sözcüsü ve "Filistin es- Sevra" (Filistin Devrimi) dergisinin Yazı İşleri Müdürüydü. El Fetih Hareketi Yürütme Komitesi üyesi olan Ebu Yusuf en-Neccar ise İsrail tarafından iki arkadaşıyla birlikte gözetim altına alındı. Sözde “On sekizinci yüzyılda bölgede yaşayan İngiliz aristokrat Hester Stahope'un hayatı hakkında bilgi toplamak” gerekçesiyle Beyrut'a gönderilen Mossad ajanı, Filistinli liderlerin Verdun Caddesi'ndeki binasının karşısında bir daire kiraladı, pencerelerinden onları izledi, tüm hareketlerini kaydedip fotoğrafladı.

FOTO: Kemal Advan, Kemal Nasır ve Muhammad en-Neccar
Kemal Advan, Kemal Nasır ve Muhammad en-Neccar

9 Nisan gecesi sürat tekneleriyle Beyrut kıyılarına çıkan komandolar, ertesi sabah erken saatlerde suikastları gerçekleştirdi. Geleceğin Başbakanı Ehud Barak da onlardan biriydi.

Neccar, Advan ve Nasır'la aynı binada yaşıyordu. Neccar, karısıyla birlikte yatak odasında vuruldu, Advan ise vurulmadan önce tüfeğiyle karşılık verdi. Nasır da masasındaydı ve kendisi de öldürülmeden önce suikastçılara ateş etmişti.

Vadi Haddad

FHKC kurucularından ve Filistin direnişinin tarihi sembollerinden biriydi. 28 Mart 1978'de bir çikolata kutusunun içine yerleştirilen zehirle alışılmadık bir suikast sonucu öldürüldü. İsrail onu, Haziran 1976'da Paris ile Tel Aviv arasındaki uçuş sırasında Air France uçağını kaçırmak ve rotasını önce Libya'ya, sonra da Uganda'ya çevirmek de dahil olmak üzere birçok eylemle suçladı.

Vadi Haddad
Vadi Haddad

Vadi Haddad’ın lösemiden öldüğü söylense de 2006'da İsrailli araştırmacı Aaron J. Klein Strikeing Back adlı kitabında Haddad’ın öldürüldüğünü ve tasfiyesinden yalnızca Mossad'ın sorumlu olduğunu ileri sürdü. Daha sonra İsrailli araştırmacı gazeteci Ronen Bergman meslektaşını teyit ederek beş yıl önce Vadi Haddad'ın aslında bir kutu Belçika çikolatasına yerleştirilen zehirden değil, kullandığı diş macununa yerleştirilen zehirden öldüğünü söyledi. Mossad'ın zehri İsrail laboratuvarlarında ürettikten sonra diş macunu kutusuna koyduğunu da sözlerine ekledi.

Vadi Haddad, Paris ile Tel Aviv arasında çalışan Air France ticari uçuşunun kaçırılması olayının beyniydi. Diş macununa zehir karıştırılarak yavaş yavaş öldürüldü.

Ali Hasan Selame

Selame, Yaser Arafat'ın güvenliğinden sorumlu "Force 17" olarak bilinen komando birliğinin kurucusuydu. 22 Ocak 1979'da Beyrut'ta suikasta kurban gitti. Mossad’ın en ünlü liderlerinden biri olan Michel Harari, bir zamanlar "Kızıl Prens" olarak bilinen Selame’nin tasfiyesinden sorumluydu. Hareketlerini takip etmek için Beyrut'a gizli bir ajan gönderdi. Bu ajan, Lübnan'da Filistin kamplarındaki çocuklarla ilgilenen uluslararası bir sivil toplum kuruluşu için çalıştığını iddia etti.

Ali Hasan Selame
Ali Hasan Selame

Selame, annesinin doğum gününe giderken evinin yakınında 100 kilogram patlayıcı yüklü otomobilinin infilak ettirilmesiyle öldürüldü. Amerikan Üniversitesi Hastanesi'ne yaralı olarak nakledildi ve ameliyata alındı. Ancak hayata tutunamadı.

Naci el-Ali

En ünlü El Fetih lideri Ebu Cihad, 16 Nisan 1988'de Tunus'taki evinde Mossad tarafından öldürüldü.

Ünlü bir Filistinli karikatürist olan 49 yaşındaki el-Ali, 22 Temmuz 1987'de bir Kuveyt gazetesinin Londra ofisinin önünde vuruldu. Naci el-Ali 29 Ağustos 1987'de aldığı yaralardan dolayı hastanede ölecekti.

İlk soruşturmalar, İşgal Altındaki Kudüs'ten genç bir Filistinlinin tutuklanmasına yol açtı. Filistinli genç, önce FKÖ için çalıştığını söyledi ancak daha sonra Mossad için de çalıştığını itiraf etti. Başka bir deyişle çifte ajandı. Her iki kuruluş da Naci el-Ali'nin suikastıyla ilgili herhangi bir şeyi reddetti.

İsrail'in Scotland Yard'la iş birliği yapmaması, el-Ali'yi öldürmeyi planlayan iki ajanın idarecileri olduğu belirlenen üç diplomatın Londra'dan sınır dışı edilmesine yol açacaktı. Dönemin Başbakanı Margaret Thatcher, Mossad'ın Palace Green, Kensington'daki ofisini kapattı; bu da, herhangi bir açıklama yapılmadan, bu suçun arkasında İsrail'in de olduğunu ima ediyor.

 

Halil el-Vezir (Ebu Cihad)

Vezir, El Fetih liderleri arasında en ünlüsü. Pek çok kişinin Yaser Arafat'ın halefi olacağını düşündüğü kişi.16 Nisan 1988 sabahı Tunus’taki evinde Mossad tarafından öldürüldü. Onun öldürülmesi, Filistin direnişindeki uzun geçmişine, özellikle de alevleri Aralık 1987'den bu yana hala yanan Birinci İntifada ateşindeki önemli rolüne misilleme olarak gerçekleşti. İsrail Başbakanı Yitzhak Shamir Vezir’in tasfiyesini emretti ve görevi 1973 Beyrut suikastlarının sorumlusu Ehud Barak'a verdi. İsrail komando timi hava desteğiyle Tunus kıyılarına ulaştı ve Vezir’in ikamet ettiği yere doğru hareket etti. Tim elemanlarından biri güvenlik görevlisinin yanına geldi, turist olduğunu söyleyerek cebinden bir harita çıkardı ve bir adres sordu.

Halil el-Vezir
Halil el-Vezir

Güvenlik görevlisi haritaya baktığı sırada öldürüldü ve İsrailliler silahlarla eve girerek Ebu Cihad dahil olmak üzere onun çok sayıda çalışanı ve arkadaşını öldürdü. Ebu Cihad, intikam duygusuyla bedenine elli iki kurşun sıkılarak öldürüldü.

Atıf Besiso

FKÖ ile Batılı istihbarat servisleri arasındaki güvenlik irtibat görevlilerinden biriydi. 8 Haziran 1992 akşamı Fransa'nın başkenti Paris'te suikasta kurban gitti. Lübnanlı arkadaşlarıyla akşam yemeğinden sonra otele dönerken bir Mossad mensubu onu durdurdu ve kafasına üç el ateş etti.

Atıf Besiso
Atıf Besiso

Fethi eş-Şikaki

İslami Cihad Hareketi'nin kurucu Genel Sekreteri olan Şikaki, 26 Ekim 1995'te Malta'nın Selime kasabasındaki Diplomat Oteli önünde Mossad tarafından şehit edildi. İki Mossad üyesi Libya'dan Şam'a dönerken Şikaki’yi silahla vurup öldürdü.

Fethi eş-Şikaki
Fethi eş-Şikaki

Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden tercüme edilmiştir.



Alpler'de çığ kabusu: Üç günde 4 can kaybı

Fotoğraf: Unsplash
Fotoğraf: Unsplash
TT

Alpler'de çığ kabusu: Üç günde 4 can kaybı

Fotoğraf: Unsplash
Fotoğraf: Unsplash

Pazartesi günü Fransız Alpleri'nde meydana gelen çığlarda iki kayakçı hayatını kaybetti ve böylece üç günde toplam 4 kişi öldü.

Polis, Grenoble yakınlarındaki Saint-Agnes'te, Belledonne sıradağlarında pist dışında kayak yapan 38 yaşında bir adamın öğleden sonra saat 4'ten kısa bir süre önce öldüğünü bildirdi. Yanında bulunan diğer kayakçıysa yara almadı.

Savcı Marion Lozac'hmeur, İtalyan sınırındaki Montgenevre yakınlarında pist dışında kayak yaparken "çok büyük bir çığ" altında kalan 30'lu yaşlarının başlarında başka bir adamın da öldüğünü söyledi.

Ona da bir başka kayakçı eşlik ediyordu ve o da yara almadı.

Lozac'hmeur daha önce, cumartesi günü Fransa'nın güneydoğusundaki Saint-Veran köyü yakınlarında bir çığ tetiklenmesi sonucu iki kayakçının öldüğünü bildirmişti.

30'lu yaşlarındaki iki kurban, Tete de Longet dağ zirvesinin kuzey yamacından aşağıya doğru büyük bir çığ altında kalan 4 kişilik bir grubun parçasıydı. Diğer iki kayakçı yara almadan kurtuldu.

Ölüm nedeninin belirlenmesi için otopsi yapılacak.

Son günlerde Alpler'de yoğun kar yağışı birkaç çığa neden oldu. Aralıkla şubat arası kuzey yarımkürede en yoğun sezon.

Alp kurtarma servisi, cumartesi günü Milano Cortina Kış Oyunları'nın bazı pistlerine ev sahipliği yapan Trentino Alto Adige ve Lombardiya bölgelerinde kayak yapan üç kişinin öldüğünü bildirdi.

fdvgth
Avrupa Çığ Uyarı Servisi'nin tahminine göre Alpler'de çığ riski yüksek (Avrupa Çığ Uyarı Servisi)

Kadınlar Alp disiplini kayak müsabakalarının düzenlendiği Cortina d'Ampezzo'ya yakın Dolomit Dağları'ndaki Marmolada bölgesinde iki çığ meydana geldi.

Geçen ay,  Fransız Alpleri'ndeki çığda Britanyalı bir adam hayatını kaybetmişti. Yapılan açıklamaya göre, 50'li yaşlarında olduğu tahmin edilen kurban, La Plagne'de pist dışında bir grupla kayak yapıyordu.

Kurtarma ekipleri, 12 Ocak'ta yerel saatle öğleden sonra 2'den kısa süre önce çığ ihbarı almış ve hemen bölgeye sevk edilmişti.

Kimliği açıklanmayan adam, 50 dakikalık bir arama sonucunda yaklaşık 2,5 metre karın altında bulunmuştu.

Avrupa Çığ Uyarı Servisi'ne göre, Avrupa'da bu kayak sezonunda çığlarda en az 66 kişi hayatını kaybetti.

Risk tahminleri yapan kuruluş, kar çığlarının Avrupa'da her yıl ortalama 100 can aldığını belirtiyor.

Independent Türkçe 


Suriye ordusu, SDG ile varılan anlaşma uyarınca Haseke çevresinden çekilmeye başladığını duyurdu

SDG’ye bağlı bir grubun Haseke’de ön cephe hatlarından çekildiği an. (Reuters)
SDG’ye bağlı bir grubun Haseke’de ön cephe hatlarından çekildiği an. (Reuters)
TT

Suriye ordusu, SDG ile varılan anlaşma uyarınca Haseke çevresinden çekilmeye başladığını duyurdu

SDG’ye bağlı bir grubun Haseke’de ön cephe hatlarından çekildiği an. (Reuters)
SDG’ye bağlı bir grubun Haseke’de ön cephe hatlarından çekildiği an. (Reuters)

Suriye ordusu Operasyonlar Heyeti, bugün (salı) yaptığı açıklamada, kuzeydoğudaki Haseke kenti çevresinden çekilme sürecinin başlatıldığını duyurdu. Açıklamada, söz konusu adımın hükümet ile Kürtlerin öncülüğündeki Suriye Demokratik Güçleri (SDG) arasında varılan anlaşma kapsamında atıldığı belirtildi.

Heyet, Suriye el-İhbariye televizyonunda yayımlanan açıklamasında, ordunun çekildiği bölgelerde İç Güvenlik Güçleri’nin konuşlandırıldığını bildirdi.

Açıklamada, SDG’nin anlaşmayı uygulama konusunda taahhütlerine bağlı kaldığı ve olumlu adımlar attığı ifade edilerek, “Bir sonraki adımı belirlemek üzere izleme ve değerlendirme yapıyoruz” denildi.

Suriye hükümeti ile SDG, geçen ayın sonlarında kapsamlı bir ateşkes, güçlerin ve Kürt idari yapılarının kademeli olarak devlet kurumlarına entegre edilmesi konusunda anlaşmaya vardıklarını açıklamıştı.

Söz konusu anlaşma; Suriye hükümet güçlerinin, daha önce SDG’nin kontrolünde bulunan kuzey ve doğu Suriye’de geniş alanlarda yeniden hâkimiyet sağlamasının ardından hayata geçirildi. Anlaşma kapsamında, İçişleri Bakanlığı’na bağlı iç güvenlik güçlerinin, daha önce SDG kontrolünde olan Haseke ve Kamışlı kentlerine girmesi öngörülüyor.

Edinilen bilgilere göre, Haseke–Rakka ve Haseke–Deyrizor yollarının; otobüs, yolcu ve ticari konvoy trafiğine açılması için hazırlıklar yapılıyor. Bu adımın, son güvenlik gerilimleri nedeniyle yaklaşık bir aydır kopuk olan ilin, Suriye’nin diğer vilayetleriyle yeniden bağlantısının kurulmasına zemin hazırlaması bekleniyor.

Ayrıca, güven artırıcı önlemler çerçevesinde 48 saat içinde her iki taraftan bir grup esirin serbest bırakılabileceği, Kamışlı Havalimanı ile petrol sahalarının en geç bir hafta içinde Suriye hükümetine devrine yönelik işlemlerin tamamlanmasının öngörüldüğü belirtildi.

Bu gelişmeler, anlaşmanın ikinci aşamasını oluşturuyor. Bu aşama; petrol kuyuları ile Kamışlı Havalimanı’nın devrini kapsarken, üçüncü aşamada ise devletin sınır kapıları üzerindeki denetimi üstlenmesi planlanıyor. Bu kapsamda özellikle Türkiye ile Nusaybin Sınır Kapısı ile Irak Kürdistan Bölgesi’ne açılan Semalka Kapısı öne çıkıyor.


Suriye ve captagon ile mücadele: Bir yılda neler değişti?

İçişleri Bakanlığı, son operasyonların güney bölgelerdeki Uyuşturucu ile Mücadele Departmanı tarafından gerçekleştirildiğini açıkladı (AFP)
İçişleri Bakanlığı, son operasyonların güney bölgelerdeki Uyuşturucu ile Mücadele Departmanı tarafından gerçekleştirildiğini açıkladı (AFP)
TT

Suriye ve captagon ile mücadele: Bir yılda neler değişti?

İçişleri Bakanlığı, son operasyonların güney bölgelerdeki Uyuşturucu ile Mücadele Departmanı tarafından gerçekleştirildiğini açıkladı (AFP)
İçişleri Bakanlığı, son operasyonların güney bölgelerdeki Uyuşturucu ile Mücadele Departmanı tarafından gerçekleştirildiğini açıkladı (AFP)

İsmail Derviş

İngiliz gazetesi The Guardian, 2021 yılının mayıs ayı ortalarında, Suriye muhalefetinin Baas rejimine karşı ayaklanmasının patlak vermesinden yaklaşık 10 yıl sonra, “Captagon, Suriye'yi bir uyuşturucu devletine dönüştürdü” başlıklı kapsamlı bir rapor yayınladı.

Raporda, Beşşar Esed'in eski Suriye rejiminin çeşitli uyuşturucu türlerinin imalatı, üretimi ve kaçakçılığına sağladığı resmi destek ele alınıyor. Mahir Esed liderliğindeki 4. Tümen'in subayları tarafından denetlenen laboratuvarlar ve fabrikalar, Suriye'nin güney, orta ve doğu bölgelerine, özellikle de aynı sektörde faaliyet gösteren İran bağlantılı grupların yaygın olduğu bölgelere dağılıyordu.

Ürdün toprakları, eski rejim ve müttefikleri tarafından, öncelikle Arap Körfez ülkeleri ve Mısır'ı hedef alan ‘zehirli maddelerin’ bölgeye kaçak olarak sokulması için kullanıldı. Daha sonra bu ticaret, Avrupa Birliği (AB) ülkelerine yapılan ihracatı da kapsayacak şekilde genişledi.

Ürdün ordusu Suriye sınırında kaçakçılarla mücadele ederken, kaçakçılığı durdurmak umuduyla rejimle yakınlaşma temelli başka bir siyasi yol izledi, ancak bu çabalar sonuçsuz kaldı.

Eski Suriye rejimi ile Amman arasında 2023 ve 2024 yıllarında resmi ilişkiler kurulmasına rağmen, Ürdün, ‘Suriye ordusu içindeki unsurların Ürdün'e uyuşturucu kaçakçılığını kolaylaştırdığı’ suçlamasının yapıldığı birkaç resmi açıklamada bulundu.

Sonuç olarak Suriye, on yılı aşkın bir süredir uluslararası güvenlik kurumları ve sınır kontrol kurumlarının zihninde, özellikle captagon gibi büyük miktarlarda üretilip piyasalara kaçak olarak sokulan ve Suriye'nin modern tarihini değiştiren ‘Saldırganlığın Caydırılması Operasyonu’ başlatılmadan önce uyuşturucu maddelerin yasadışı akışında büyük rakamlara ulaşan küresel bir uyuşturucu üretim ve kaçakçılığı merkezi olarak anılmaya devam etti.

Uyuşturucu üretimi yüzde 80 azaldı

Suriye ayaklanmasının zaferinden bir yıl sonra, 2025 yılının aralık ayı sonlarında, Birleşmiş Milletler Uyuşturucu ve Suç Ofisi (UNODC) Suriye'deki captagon üretiminin gerçek durumu hakkında bir rapor yayınladı.

Raporda, 2024 yılının aralık ayından bu yana yeni Suriye hükümetinin, captagon üretimi ve kaçakçılığıyla mücadele çabaları çerçevesinde captagon depolamak için kullanılan yaklaşık 15 endüstriyel laboratuvar ve 13 küçük tesisi kapatmış olduğu belirtildi.

dsfvdsv
BM verileri, bu kampanyanın daha önce Şam kırsalında ve Lübnan sınırına yakın bölgelerde aktif olan üretim zincirlerinde önemli bir kesintiye yol açtığını gösteriyor (AFP)

Birleşmiş Milletler (BM) ofisi, Suriye'de captagonun 2024 aralığından önce günlük üretiminin milyonlarca tablete ulaştığını, ancak siyasi değişimin ardından sadece bir yıl içinde Suriye'deki captagon üretiminin yaklaşık yüzde 80 oranında keskin bir düşüş gösterdiğini belirtti. Bu, uzun süredir yasadışı uyuşturucu ihracatında lider konumda olan bir ülkede eşi görülmemiş bir düşüştü.

BM’nin verilerine göre büyük laboratuvarların imha edilmesi, saklanma yerleri ve dağıtım ağlarını hedef alan yaygın baskınlar ve komşu ülkelerle istihbarat alanındaki iş birliği, daha önce Şam kırsalında ve Lübnan sınırına yakın bölgelerde aktif olan üretim zincirlerinin önemli ölçüde bozulmasına yol açtı.

Captagon imparatorluğunun çöküşü

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre  Suriye İçişleri Bakanlığı'nın Uyuşturucu ile Mücadele Dairesi’nden yapılan açıklamada, yeni Suriye'nin artık captagon veya diğer türdeki uyuşturucuların üreticisi veya imalatçısı olmadığı vurgulandı. Son aylarda ele geçirilen miktarların, Beşşar Esed rejiminin çöküşünden önce üretilmiş ve yurt dışına kaçırılmak üzere oldukları belirtilen açıklamada, “Suriye'nin özgürleştirilmesinden sonra, en tehlikeli aşama olan üretim aşamasını sona erdirebildik. Amacımız, eski rejim tarafından kurulan captagon imparatorluğunu yıkmaktı” denildi.

İçişleri Bakanlığı, son operasyonun Uyuşturucu ile Mücadele Dairesi tarafından güney bölgelerinde yürütülen, uyuşturucu maddelerin ticareti ve kaçakçılığı konusunda uzmanlaşmış bir suç şebekesini hedef alan koordineli bir çaba olduğunu belirtti.

Bu çabalar, Ürdün'e kaçakçılık amacıyla getirilen büyük miktarda uyuşturucu maddenin ve gelişmiş kaçakçılık araçlarının ele geçirilmesinin yanı sıra, bir dizi önemli uyuşturucu kaçakçısının tutuklanmasına da yol açtı. Son ele geçirilenler arasında yaklaşık 2,5 milyon captagon hapı, tahmini ağırlığı 151 kilogram olan 605 torba esrar, 10 silindir helyum gazı, 75 balon, 30 plastik havan topu mermisi, uyuşturucu ile doldurulmuş bu mermileri fırlatmak için kullanılan bir top, bir insansız hava aracı ve iletişim cihazları ele geçirildi. Ele geçirilen tüm eşyalar müsadere edildi ve tutuklananlar, haklarında gerekli yasal işlemlerin yapılması için yetkili adli makamlara sevk edildi.

Uyuşturucuyla mücadele için bölgesel iş birliği

Suriye İçişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada şunlar yer aldı:

“Birkaç gün önce, 2025 yılının ikinci yarısında Suriye'de uyuşturucuyla mücadele çabalarımızın sonuçlarını açıkladık. Altı aylık bir süre içinde, Suriye topraklarında uyuşturucu ile mücadele çalışmaları kapsamında yaklaşık 25,2 milyon captagon hapı ve 1.750 kilogram esrar ele geçirildi. Bu arada, uluslararası uyuşturucu ile mücadele çabaları sonucunda yaklaşık 23 milyon captagon hapı, 500 kilogram uyuşturucu üretiminde kullanılan hammadde, yaklaşık 54 kilogram kristal metamfetamin ve 229 kilogram esrar ele geçirildi. Ancak, dış veya uluslararası uyuşturucu ile mücadele çabalarına en büyük darbe Suriye ve Türkiye arasında vuruldu. Bu iki ülke, 14 milyon captagon hapına el koymayı ve kaçakçılık şebekelerinin yaklaşık 26 üyesini tutuklamayı başardı. Suriye ve Irak arasında yaklaşık 6 milyon hap ve 119 kilogram esrar ele geçirildi ve kaçakçılık şebekelerinin yaklaşık 31 üyesi tutuklandı.”

sdcfrgt
Bu çabalar, bir dizi önemli uyuşturucu kaçakçısının tutuklanmasına yol açtı (AFP)

Bakanlık Suriye ile Suudi Arabistan arasındaki iş birliği kapsamında Suriye ile Kuveyt arasında yaklaşık 1,2 milyon captagon hapı ve 100 bin larica hapı, Suriye ile Ürdün arasında ise Brezilya'dan gelen 1,094 milyon hap ve 153 kilogram kokain ele geçirildi. Bu çabalar sonucunda yaklaşık 230 bin captagon hapının ele geçirildiğini ve kaçakçılık ağlarıyla temas halinde olan üç kişinin tutuklandığını kaydetti.

Çözümlerin önündeki engeller

Öte yandan Suriyeli gazeteci Abdullah Muslim, tüm verilerin önceki rejim dönemine kıyasla uyuşturucu kaçakçılığında önemli bir düşüşe işaret ettiği değerlendirmesinde bulundu. Müslim’e göre bu düşüş, güvenlik kampanyaları ve daha önce üretim, depolama veya transit merkezleri olarak kullanılan belirli geçiş noktaları ve bölgelerdeki daha sıkı kontrollerle kesinlikle ilişkilendirilebilir. Ancak, bu çabalar bu tehlikeli olgunun sona erdiği anlamına gelmez. Uyuşturucu kaçakçılığının tamamen ortadan kaldırılmasını engelleyen yapısal zorlukların halen olduğunu ifade eden Müslim, “En önemlisi Lübnan sınırının net bir şekilde belirlenmemiş olması, bu da kaçakçılık ağları tarafından istismar edilen coğrafi boşluklar yaratıyor. Bunun yanında sınır kontrolündeki zayıf teknik ve teknolojik kapasite, yetkililerin özellikle de geleneksel yöntemlerle güvenliğini sağlamak zor olan dağlık ve engebeli bölgelerde sızma ve kaçakçılığı kontrol etme yeteneğini sınırlıyor” ifadelerini kullandı.

Sadece rakamlara odaklanmak yeterli mi?

Öte yandan insan hakları savunucusu ve gazeteci Büşra Salih, “Sadece rakamlara odaklanmak yeterli değil. Bu, bağımlılığın önlenmesi ve sosyal tedavisi için politikalarla dengelenmeli. Çünkü iç kaçakçılıktan etkilenen topluluklar, halk sağlığı ve aile istikrarı açısından bu yasadışı endüstrinin sonuçlarından mustarip olmaya devam ediyor” yorumunda bulundu.

Salih, “Güvenlik çabaları önemli olsa da yıllardır uyuşturucunun ve Suriye şehir ve köylerinde kaçakçılık ağlarının gayri resmi işgalinin zarar verdiği toplulukları rehabilite etmek için programlarla desteklenmesi gerekir” diye ekledi.

Çok cepheli bir savaş

Sonuç olarak, gözlemciler Suriye'nin bir yıl içinde bölgenin en büyük uyuşturucu ihracatçılığından, uyuşturucu kaçakçılığı ağlarıyla mücadelede lider konuma gelmesinin, ülkenin modern güvenlik ve ekonomi tarihindeki en dramatik değişimlerden biri olduğunu düşünüyor. BM’ye göre yeni devlet, savaş ekonomisini finansman operasyonlarına bağlayan yasadışı üretim sistemini ve modern ve sofistike üretim üslerini ortadan kaldırmayı başardı. Ancak, en acil yanıt bekleyen soru, yeni kaçakçılık yöntemleri ve geleneksel güvenlik çerçevesinin dışında uyuşturucu ile mücadele çabalarına toplumun gerçek katılımını sağlama ihtiyacı karşısında bu dönüşümün sürdürülebilirliği olmaya devam ediyor.