İsrail'in ABD'de cadı avı yapan dijital ağı ifşa oldu

Silikon Vadisi'ndeki teknoloji şirketi yöneticileri, büyük finansörler, İsrail hükümet yetkilileri, İsrail lobisi aktivistleri gibi yüzlerce nüfuzlu isimden oluşan grup, İsrail'i eleştiren önemli isim ve kurumları sindiriyor

İsrail için cadı avı yapan grup, Filistinlilere yönelik katliamı hazmedemeyip sesini yükselten isimleri tespit edip işten çıkartılmaları, gözden düşürülmeleri ve işlerinin bozulması gibi faaliyetleri örgütlüyor (AA)
İsrail için cadı avı yapan grup, Filistinlilere yönelik katliamı hazmedemeyip sesini yükselten isimleri tespit edip işten çıkartılmaları, gözden düşürülmeleri ve işlerinin bozulması gibi faaliyetleri örgütlüyor (AA)
TT

İsrail'in ABD'de cadı avı yapan dijital ağı ifşa oldu

İsrail için cadı avı yapan grup, Filistinlilere yönelik katliamı hazmedemeyip sesini yükselten isimleri tespit edip işten çıkartılmaları, gözden düşürülmeleri ve işlerinin bozulması gibi faaliyetleri örgütlüyor (AA)
İsrail için cadı avı yapan grup, Filistinlilere yönelik katliamı hazmedemeyip sesini yükselten isimleri tespit edip işten çıkartılmaları, gözden düşürülmeleri ve işlerinin bozulması gibi faaliyetleri örgütlüyor (AA)

ABD'de İsrail'i eleştiren önemli kişi ve kurumları susturmak üzere örgütlenen J-Ventures adlı grubun, Silikon Vadisi'ndeki teknoloji şirketi yöneticilerinden büyük finansörlere ve İsrailli yetkililere uzanan bir ağdan aldıkları güçle Filistin yanlısı kişileri sindirip işlerini ellerinden almaya kadar uzanan bir tür cadı avı yürüttükleri ortaya çıktı.

Gazeteciler Jack Poulson ve Lee Fang, ABD'nin California eyaletinde yer alan Silikon Vadisi'ndeki birçok İsrailli yönetici ve yatırımcının bulunduğu "J-Ventures Global Kibbutz Group" isimli WhatsApp sohbet grubuna sızarak, bu gruptaki konuşma ve video konferanslara erişim sağladı.

Poulson ve Fang'in Substack sitesinde yayımladıkları habere göre, İsrailli iş insanlarının "fikir alışverişinde bulunduğu ve düşmanlarının belirlendiği" bu sohbet grubunda, İsrail'in Gazze'ye saldırılarını medyada, akademide ve iş dünyasında savunma, lobicilik faaliyetleri ve Filistin yanlısı kişi ve kurumlara baskı stratejileri geliştiriliyor.

İsrail ordusu başta olmak İsrailli pek çok kurum ve kuruluşa maddi yardımların sağlandığı grupta, ayrıca "hasbara" olarak adlandırılan İsrail'deki kamu diplomasisinin karşı propaganda olarak nasıl kullanılacağına ve cephe gerisindeki "bilgi savaşında" atılması gereken adımlara dair video konferanslar organize ediliyor.

Grupta 300'den fazla yatırımcı, teknoloji şirketi yöneticisi, üst düzey hükümet yetkilisi ve aktivistin yanı sıra İsrail merkezli internet sitesi geliştirme platformu Wix'in İsrail Genel Müdürü Batsheva Moshe, Silikon Vadisi'nin önde gelen sermayedarlarından biri kabul edilen Jeff Epstein ve İsrail Dışişleri Bakanlığının inovasyon, girişimcilik ve teknoloji başkanı olarak da görev yapan diplomat ve girişim sermayedarı Andy David gibi isimler bulunuyor.

İsrailli sermayedar Oded Hermoni, hem gruba ismini veren J-Ventures isimli bir girişim projesinin genel müdürlüğünü hem de sohbet grubunun kuruculuğunu üstlenirken Dışişleri Bakanlığı yetkilisi David de iletişim ve lobi faaliyetlerine karar veren "Halkla İlişkiler/Siyasi Ekip" üyesi olarak çalışıyor.

Filistin yanlısı paylaşım yapan Wix çalışanının kovulma kararı bu grupta alındı

Wix'in Dublin merkezli çalışanı Courtney Carey, ekimin sonlarında sosyal iş ağı ve paylaşım platformu LinkedIn'de "Filistin için özgürlük" yazılı paylaşımının ardından kısa bir süre içinde işten çıkarıldı.

Carey'in kovulmasına giden süreç ise J-Ventures'taki üyelerin, onu şirketin İsrail Genel Müdürü Moshe'ye ihbar etmesiyle başladı.

Grup üyelerinden yatırımcı Alon Ozer'in söz konusu paylaşımın ekran görüntüsünü, Carey'in Wix için çalıştığına vurgu yaparak gruba atmasının ardından Hermoni, Moshe'nin "Cumartesi gecesinden beri konuyla ilgilendiğini" yazarak, Carey'in kovulacağı konusunda teminat verdi.

Moshe'nin "Konudan haberdarız. Paylaşım yayımlandığından itibaren konuyla ilgileniyoruz. Yakında kararımızla ilgili bir açıklama yapılacağına inanıyorum." cevabından bir gün sonra Carey'in işine son verildi.

Filistin'e desteğini açıklayan kişilere cadı avı yapılıyor

Dünya genelinde birçok isim, 7 Ekim'den bu yana İsrail'in Gazze'ye yönelik saldırılarını eleştirdikleri için "Yahudi karşıtlığıyla" suçlanarak işinden olurken J-Ventures grubu, bu kişilere yönelik cadı avında aktif rol oynadı.

J-Ventures'ın çabaları yalnızca bu kişilerin işten çıkarılmasıyla sınırlı kalmıyor, ayrıca birçok Filistin asıllı ve Filistin yanlısı kişinin davet edildiği etkinlikler engellenmeye çalışılıyor.

Filistin asıllı Temsilciler Meclisi Üyesi Rashida Tlaib’in Arizona Eyalet Üniversitesi'ndeki konuşmasının üniversite yönetimini arayarak iptal edilmesini sağlayan grup, ayrıca Tlaib'in istifasını talep eden bir anket yayımlayarak Tlaib'i hedef gösterdi.

Grup üyeleri arasında AIPAC ile bağlantılı kişiler ve eski ABD hükümet yetkilisi var

Amerikan-İsrail Kamu İşleri Komitesi (AIPAC) ile bağlantılı kişiler ve avukatların da olduğu grupta "AIPAC Silikon Vadisi lideri" olduğu belirtilen yatırımcı David Wagonfeld, "AIPAC Siyasi Başkanı" olarak adlandırılan Adam Tartakovsky, AIPAC'in önemli bağışçılarından Adam Milstein ve AIPAC ile ilişkili aktivistler Dr. Kathy Fields ve Garry Rayant yer alıyor.

Tartakovsky, J-Ventures ile California Valisi Gavin Newsom arasındaki "birincil lobi bağlantısı" olarak da tanımlanıyor.

Eski ABD Başkanı Barack Obama döneminde Beyaz Saray Yönetim ve Bütçe Ofisi'nde kıdemli danışman ve İftira ve İnkarla Mücadele Birliği'nin (Anti-Defamation League - ADL) iletişim danışmanı olarak görev yapan Kenneth Baer de grubun aktif bir üyesi olarak görülüyor.

J-Ventures'ın geniş bağışçı ağı sayesinde Kanada'nın Toronto kentinde 84 reklam panosu, ABD’nin Las Vegas kentinde bir dijital reklam panosu ve New York'taki Times Meydanı gibi önemli yerler ile İngiltere’nin başkenti Londra'nın "neredeyse her yerinde" reklam panoları için para toplandı.

Üniversitelere yönelik baskıların arkasında da J-Venture var

J-Venture, sadece kurumlarda çalışanlara değil Filistin'e destek gösterileri düzenlenen ABD'nin çeşitli üniversitelerine baskı oluşturmak için de elinden geleni yaptı.

Grup üyelerinden Lior Netzer, The Nation dergisinin Filistinli yazarı Muhammed El-Kurd'un konferansının iptali için Vermont Üniversitesi'ne baskı yapılması konusunda yardım istemesinin ardından, El-Kurd'un katılacağı etkinlik iptal edildi.

J-Venture üyeleri, "aşırılık yanlısı söylemlerde bulundukları" iddiasıyla ABD'nin prestijli üniversitelerindeki profesörlerin kovulması ve öğrencilerin büyük hukuk firmalarında kara listeye alınması için çok sayıda dilekçe dağıtmakla kalmadı, aynı zamanda "öğrencilerine yanlış şeyler öğreten profesörlerin uzaklaştırılması" için özel görev gücü ekipleri oluşturdu.

Hedef alınanlar arasında Cornell Üniversitesi, California Üniversitesi, New York Üniversitesinin Birleşik Arap Emirlikleri’nin başkenti Abu Dabi kampüsündeki bazı akademisyenler yer alıyor.

Bessemer Venture Partners şirketinin işletme ortağı Jeff Epstein, 28 Ekim'de, grupta Stanford Üniversitesi'nin gazetesinde "İsrail yanlısı siyasi bir karikatürün nasıl yayımlatılabileceğini" sorarak, gazetenin yayınına müdahalede bulunmaya çalıştı.

Ordunun talimatları doğrultusunda hareket ediliyor

Gazze'de İsrail'in saldırılarında en az 8 bini çocuk olmak üzere 18 bin 787 Filistinlinin öldürülmesi uluslararası tepki, protesto ve kınamalarla karşılaşırken İsrail de özellikle sosyal medya ve geleneksel medyada "bilgi savaşını" kazanmak için çabalıyor.

İsrail Ordu Sözcüsü Jonathan Conricus, 7 Ekim'de Hamas'ın saldırılarından birkaç gün sonra aralarında ulusal güvenlik yatırım şirketi America's Frontier Fund'in Yöneticisi Jordan Blashek'in de bulunduğu birçok "önemli" sermayedar ve teknoloji şirketi yöneticisiyle Zoom platformu üzerinden bir araya geldi.

Conricus, "şifresiz ve açık bir hat üzerinden konuştuğu için saldırılarla ilgili çok fazla gizli bilgi veremeyeceğini" belirterek, "savaşın yakında İsrail'in askeri müdahalesiyle tırmanacağını ve video konferansa katılanların yardım edebileceğini" kaydetti.

Katılımcıları, ABD Kongresi üyeleri üzerinde "baskıyı sürdürmeye yardımcı olmaya" çağıran Conricus, ayrıca ABD'deki "üniversiteler, medya, düşünce kuruluşlarında ve elit çevrelerde bulunanları etkilemek için çalışmaya" teşvik etti.

İsrail, medyadaki görüşleri şekillendirme gayretinde

İsrail Dışişleri Bakanlığı, Gazze'ye saldırıların başlamasının üzerinden 2 haftadan kısa süre içinde 75 farklı reklam hazırladı ve YouTube ve X gibi platformlarda bunları yayımlamak için milyonlarca dolar harcadı.

İsrailli yetkililerin bu çabasına yardımcı olanlardan birisi olan J-Ventures, Gazze'ye saldırılara ilişkin sosyal medyadaki görüşleri şekillendirme ve tepkileri İsrail’den çekmeye yönelik lobicilik veya eğitim faaliyetleri düzenledi.

Bir ordu sözcüsü ile finansçı Jeff Epstein'in ortağı olduğu risk sermayesi şirketi Bessemer Venture Partners'ın İsrail Ofisi Direktörü, "önemli teknoloji liderlerine" yönelik "X'te kamuoyunu kazanma taktikleri" üzerine Zoom eğitimi düzenlerken, J-Ventures da İsrail karşıtı atılan tweetleri toplu olarak bildirmek için otomatik teknoloji ve ordunun rehineleri tanımlaması amacıyla yüz tanıma teknolojisi için fon sağladı.

İsrailli yetkililer, ayrıca kampüs gazetelerinde ve büyük medya kuruluşlarında yer alma stratejisine ilişkin çevrim içi oturumlar organize etti.

Grup üyeleri, ayrıca, Tonight Show programı ile televizyon kanalları MSNBC, Fox News ve CNN'de Hamas tarafından kaçırılan esirlerin serbest bırakılması çağrısında bulunan bir televizyon reklamının yayımlanması için fon sağladı.

"İsrail, uluslararası desteği kaybedecek" itirafı

ABD ve Kanada'daki öğrencileri İsrail yanlısı etkinlikler için eğitmek amacıyla "İsrail hükümetiyle yakın işbirliği içinde çalışan" Hasbara Fellowships isimli kurum tarafından organize edilen bir Zoom görüşmesine katılan İsrail Dışişleri Bakanlığı Dijital Diplomasi Başkanı Tamar Schwarzbard, bu kurumdakilerin "ön saflardaki askerler olduğunu" vurgulayarak, hükümetin Gazze'ye saldırılarına ilişkin kamuoyu mesajını yeniden şekillendirmek için yardıma ihtiyacının olduğunu itiraf etti.

Görüşmeye katılan gençlere adeta üniversite öğrencilerini ve rektörü hedef göstermeleri önerisinde bulunan Schwarzbard, "Diyelim ki kampüsünüzün haber sitesinde Filistinlilere destek ya da dayanışma gösteren ve Gazze'de ve İsrail'de olup bitenlere karşı çıkmayan bir tür gazete makalesi gördünüz, üniversite rektörünü bu makaleyi kınamaya çağıran bir paylaşıma etiketleyin." ifadelerini kullandı.

Gazze'deki öldürülen sivil sayısı arttıkça İsrail'in "yakında uluslararası desteği kaybedeceğini" itiraf eden Schwarzbard, dikkatlerin İsrailli sivil ölümlerine yeniden odaklanması gerektiğini vurguladı. Schwarzbard, "Mümkün olduğunca isim ve yaş kullanmaya çalışın. Ölenlerin istatistiklerine atıfta bulunmayın, hikayeler kullanın. '26 yaşındaki Noah, haftanın en kutsal günü olan Şabat'ta arkadaşlarıyla bir müzik festivalinde kutlama yapıyordu.' gibi bir şey söyleyin." tavsiyesinde bulundu.

Sosyal medyadaki Filistin yanlısı kullanıcılarla "alay edin" tavsiyesi

Ordunun bu çabalarına destek veren İsrailli teknoloji şirketi yöneticilerinden biri de risk sermayesi şirketi Bessemer Venture Partners'ın İsrail Ofisinin Yöneticisi Adam Fisher oldu.

Fisher, 22 Kasım'da, ABD'li "önemli teknoloji şirketi yöneticileri, yatırımcıları ve girişimcilerine" yönelik yaptığı sunumda, onlara İsrail ordusunun sosyal medyadaki "bilgi savaşını" kazanmasına nasıl yardımcı olabileceklerini anlattı.

Sunumunda, Filistin yanlısı sosyal medya paylaşımları yapan kullanıcıları "eleştirme ve alaya alma" önerisinde bulunan Fisher, İrlandalı Paddy Cosgrave'in teknoloji konferansı Web Summit'in CEO'luğundan istifa etmesine yol açan sosyal medyadaki hedef göstermeleri buna örnek olarak verdi.

Fisher başlamadan önce ordunun sözcülerinden Libby Weiss'in de sunum yapması, İsrail lobicilik faaliyetleriyle ordu ilişkisini bir kez daha gözler önüne serdi.

Filistinli sesleri susturmak için sansür mekanizmaları desteklendi

Grubun çabaları, İsrail'e yönelik eleştirileri sansürlemeye ve saldırılarla ilgili görüşleri şekillendirmeye yönelik teknolojik girişimleri desteklemeyi de içeriyor.

ABD'li e-ticaret devi Amazon'a ait Annapurna Labs şirketinin İş Geliştirme Kıdemli Müdürü Gadi Hutt, grubun Amazon internet sitesindeki "Nehirden denize kadar, Filistin özgür olacak" sloganının yazılı olduğu tişörtleri ve diğer ürünleri kaldırmasına yardımcı oldu.

J-Ventures çalışmalarının kaydedildiği belgelerin birinde, Hutt, ayrıca üniversite kampüslerinde Filistin yanlısı kişileri "kara listeye almasıyla" bilinen Canary Mission'ın "X'teki antisemitik paylaşımları sınıflandırmak için yapay zeka modelleri geliştirmesine yardımcı olacak kişi" olarak belirtiliyor.

Grupta, dijital yayın platformu Netflix'in "Farha" isimli ödüllü Ürdün filminin "antisemitik olduğu" iddia edilerek platformdan kaldırılması için bir dilekçe de paylaşıldı.

Yalnızca lobicilik faaliyetleriyle sınırlı kalmayan J-Ventures, ordunun gizli "Duvdevan" birimini desteklemek için kurulan bir vakfa bağışta bulunmasının yanı sıra İsrail ordusuna askeri teçhizat sağlamaya çalıştı.

Grubun bu çabası, teçhizat sevkiyatlarının çoğunun gümrük sorunları sebebiyle ABD havaalanlarında bekletilmesi nedeniyle gerçekleşemedi.

J-Ventures'ın diğer bağış toplama çabaları arasında ordunun çeşitli birimlerine doğrudan destek sağlamak için bir acil durum fonu, el bombası tedarik etme, M16 tüfek dürbünü, "FN MAG" tipi makineli tüfek taşıyıcı yelek ve insansız hava aracı bağışlama girişimleri de yer alıyor.

Öte yandan, orduya gönderilmek üzere paketlenen bu malzemelerin birçoğu ABD'nin Montana ve Colorado eyaletlerinde gümrük engellerine takıldı.

"Dijital Demir Kubbe"

Grubun üyeleri, kendisini İsrail ordusunun kullandığı savunma sistemi Demir Kubbe'nin dijital bir versiyonu olarak tanıtan ve İsrail'e yönelik "saldırgan ve kötü niyetli içerikleri engellemeyi" vadeden "DigitalDome.io" isimli girişime 19 bin 531 dolar bağışta bulundu.

Grubun kurucusu Hermoni ve üyelerden İsrailli yatırımcı Rami Lipman, sosyal medyada Filistin yanlısı içerikleri kaldıran bu girişime destek olmak isteyen kişiler için "irtibat noktası" olarak belirlendi.

DigitalDome sitesi, ordunun gizli birimi Duvdevan'ın eski üyesi Achiya Schatz tarafından kurulan İsrailli teyit sitesi FakeReporter ile ortaklaşa yönetiliyor.

Grupta, ayrıca "İsrail'e karşı kışkırtıcı, yanlış ve karalayıcı paylaşımları tüm sosyal medya platformlarından kaldırma sürecini otomatikleştiren bir sistem olan" IronTruthBot tanıtıldı.

Bir grup gönüllü tarafından geliştirildiği bildirilen IronTruthBot'a günde 700 paylaşım raporlandığı ve bu sistemin "yüzlerce uygunsuz gönderiyi" kaldırmayı başardığı bildirildi.



Trump'ın çekici ve Truman'ın bombası arasında: Amerikan temkinlilik dönemi sona mı erdi?

Kolaj: AFP/Reuters/Majalla
Kolaj: AFP/Reuters/Majalla
TT

Trump'ın çekici ve Truman'ın bombası arasında: Amerikan temkinlilik dönemi sona mı erdi?

Kolaj: AFP/Reuters/Majalla
Kolaj: AFP/Reuters/Majalla

Abdullah Faysal Al Rabah

Amerikan başkanlığı, özünde, devletin bürokratik kurumları ile siyasi tarihe iz bırakmayı amaçlayan kişisel bir iradeyle somutlaşan başkanın bireysel vizyonu arasında sürekli bir mücadeleyi temsil eder. Bu mücadele sadece bir görüş ayrılığı değildir; aksine, özünde iki güç tarzı arasındaki bir rekabeti yansıtır. O güçler de hassas kurumsal kâr ve zarar hesaplarına dayanan rasyonel, yasalcı bir güç ile gelenekleri yıkmaya ve hesaplı riskler alma yoluyla gerçekliği yeniden şekillendirmeye eğilimli karizmatik bir güçtür.

Donald Trump döneminde, denge açıkça ikinci tarz lehine kaymış gibi görünüyor. Zira Washington, on yıllardır dış politikasını karakterize eden stratejik temkinlilik alanından, ABD'nin yüksek çıkarlarını ve sınırlarını yeniden tanımlayan proaktif, şok edici eylemler alanına geçiş yapmış bulunuyor.

Bugün Amerikan dış politikasında tanık olduğumuz değişim, Beyaz Saray'daki başkanın kimliğindeki değişiklikle sınırlı değil; istihbarat ve saha risklerinin değerlendirilme biçiminde ve tolerans sınırlarında yapısal bir devrimi yansıtıyor. Önceki yönetimler başarısızlığın sonuçlarından ve bunun başkanın siyasi geleceği ve ulusun prestiji üzerindeki etkisinden korkarken, mevcut yönetim jeopolitik çıkmazı kırmanın temel yolu olarak şok taktiklerini benimseyerek yüksek riskli bir kumar oynamaya daha yatkın görünüyor. Bu makale, Amerikan başkanlığının elini kolunu bağlayan geçmişteki başarısızlıklar ile küresel güç dengesinde ulusal çıkar kavramını yeniden şekillendiren mevcut başarılar arasında derinlemesine bir tarihsel karşılaştırma yaparak bu doktrini çözümlemeyi amaçlamaktadır.

Başarısızlığın acısı ve Kennedy ile Carter'ın gölgeleri

Büyük Amerikan istihbarat operasyonları tarihi, on yıllarca Washington’daki politika yapıcılarının bilincini şekillendiren sert derslerin ağır bir kaydını sunmaktadır; zira ABD'nin yaşadığı kayıplar başkanlar üzerinde derin bir olumsuz etki bırakmıştır. 1961'e geri döndüğümüzde, John F. Kennedy'nin aslında selefi Dwight Eisenhower'ın yönetimi sırasında formüle edilmiş bir istihbarat planını miras alıp uyguladığını, ancak Küba'daki Domuzlar Körfezi çıkarmasının başarısızlığının bedelini hem iç hem de uluslararası alanda kendisinin ödediğini görüyoruz. Bu operasyonun başarısızlığı sadece sahada askeri bir geri adım değil, Soğuk Savaş'ın zirvesinde Amerikan başkanlığının prestijine doğrudan bir darbe oldu. O dönemde istihbarat hesaplarında yapılan bu hata, Kennedy'yi dünya önünde utanç verici bir savunma pozisyonuna soktu ve daha sonra Sovyetleri Küba Füze Krizi'nde Washington'un sınırlarını test etmeye cesaretlendirdi.

sdvds
Domuzlar Körfezi çıkarması sırasında patlak veren gösterilerde Kübalı ve Amerikalı Castro destekçileri ile muhalifleri arasında çıkan çatışmalar, New York, 19 Nisan 1961 (AFP)

Aynı dramatik sahne, 1980'de Tahran'daki Amerikalı rehineleri kurtarmak için düzenlenen Kartal Pençesi Operasyonu sırasında Jimmy Carter’ın da başına geldi. Bu sadece teknik olarak başarısız bir girişim değil, aynı zamanda askeri ve bürokratik kurumun değişen saha koşullarına uyum sağlayamaması durumunun bir tezahürüydü. Tabas çölündeki enkaz görüntüleri, liderliğin başarısızlığının bir simgesi haline geldi. Carter, vatandaşlarını korumakta başarısız olan bir süper gücü yöneten zayıf bir başkan olarak görüldü ve bu da Ronald Reagan karşısında ezici bir yenilgi almasına neden oldu. Bu tarihi başarısızlıklar, “istihbarat başarısızlığı kompleksi” olarak adlandırılabilecek bir durum yarattı ve bu da sonraki birçok başkanın, siyasi ve ahlaki yıpranma tuzağından korkarak, cesur saha operasyonları yerine karmaşık diplomatik çözümleri tercih etmesine yol açtı.

Trump dönemindeki yaklaşım, özellikle 2025'teki Gece Yarısı Çekici Operasyonu sırasında, kriz yönetimi yerine proaktif eyleme dayalı farklı bir siyasi felsefeyi somutlaştırdıBuna karşılık, Trump'ın Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro'yu kaçırma operasyonu, başarısızlık mirasıyla dolu bu tarihi kalıbı kırdı. Trump'ın giriştiği macera, Domuz Körfezi veya Kartal Pençesi Operasyonu kadar felaketle sonuçlanabilecek bir başarısızlık potansiyeli taşıyordu. Amerikan can kayıpları veya operasyonun başarısızlığı, siyasi kaderine Kennedy ve Carter'ın peşini bırakmayan aynı gölgeyi düşürebilirdi. Buna karşılık operasyonun başarısı, modern istihbarat hesaplarının doğruluğunda temel bir değişimi ortaya koydu; bu hesaplar artık önceki on yıllarda mevcut olanlardan çok daha fazla teknolojik araca ve insan kaynağına sahip. Bu nedenle Trump, hızlı ve nokta bir vuruşla başarısızlık korkusunun üstesinden gelmeyi seçti ve oynadığı kumarı Latin Amerika'daki güç dengesini yeniden şekillendiren stratejik bir başarıya dönüştürdü.

Gece Yarısı Çekici ve nükleer egemenliğin riskleri

Taktik operasyonlardan varoluşsal krizlerle başa çıkmaya geçiş, 1962 Küba Füze Krizi ile 2025'te zirveye ulaşan İran nükleer programı krizi arasında neredeyse kaçınılmaz bir karşılaştırmayı gerektiriyor.

dsfvdf
1961 Nisan'ında Küba'nın güney kıyısındaki Domuzlar Körfezi çıkarması sırasında yaklaşık 1500 Castro karşıtı müttefikin Playa Giron plajına çıkarma yapmasının ardından ele geçirilen ABD yapımı silahların yanında duran bir Küba askeri (Reuters)

Kennedy döneminde, ABD yönetimi, tam teşekküllü bir nükleer çatışmaya kaymayı önleyecek dikkatlice ayarlanmış bir çevreleme politikasıyla krizi yönetmeye çalışarak ince bir çizgide yürüdü. Amaç, karşılıklı olarak füzeleri geri çekme anlaşmasında olduğu gibi, doğrudan çatışmaya başvurmadan ulusal güvenliği garanti altına alacak, itibarı koruyacak bir uzlaşmaya varmaktı.

Trump dönemindeki yaklaşımsa, özellikle 2025'teki Gece Yarısı Çekici Operasyonu sırasında, kriz yönetimi yerine proaktif eyleme dayalı farklı bir siyasi felsefeyi somutlaştırdı. Washington artık kademeli çevreleme veya kırılgan izleme anlaşmaları arayışında değil; bunun yerine, düşmanın niteliksel gücünü felç ederek tehdidin kökünü kurutma stratejisine geçiş yaptı. Askeri doktrindeki bu niteliksel değişim, Harry Truman'ın çatışmanın tüm seyrini değiştirecek kesin bir eylem olarak, Japonya'ya karşı nükleer silah kullanma kararını aldığı zamanki yaklaşımını hatırlatıyor.

2026 kumarı, potansiyel maliyetine rağmen, hesaplı riskin, ulusal güvenlik konularında tam bir kontrol kaybına yol açabilecek stratejik beklemeden daha az tehlikeli olduğu varsayımına dayanıyor

Trump'ın bu bağlamdaki maceraları, Truman'ın izlediği savunmacı maceracılığa benzetilebilir; her ikisi de uzun ve maliyetli bir yıpratma savaşını, geri dönüşü zor olacak yeni bir gerçeklik dayatan şok edici bir eylemle sona erdirmeyi amaçladı. Truman, yıkıcı bir dünya savaşını sona erdirmek ve Japonya'ya yapılacak bir kara işgalinde yüz binlerce Amerikan askerinin kaybını önlemek için nükleer silah kullanma yoluna gitti. Buna karşılık Trump, İran nükleer tehdidini etkisiz hale getiren ve Ortadoğu'da on yıllardır süren, ABD Hazinesine milyarlarca dolara mal olan jeopolitik yıpranmaya son veren yeni bir stratejik gerçekliği dayatmak için Gece Yarısı Çekici Operasyonunu düzenledi. Her ikisi de, beklemeye daha fazla tahammülü kalmayan yüksek Amerikan çıkarları adına siyasi ve kurumsal tabuları yıktı.

Ancak aralarındaki temel fark, Truman'ın kesin bir zafer ve konvansiyonel teslimiyetle sonuçlanan deklare edilmiş ve kapsamlı bir savaş bağlamında hareket etmesi, Trump'ın ise resmi bir teslimiyeti beklemeden düşmana stratejik felci dayatmayı ve oyunun kurallarını değiştirmeyi amaçlayan gri çatışmalar alanında hareket etmesidir. Bu durum, istihbarat hesaplarının başarısını, öngörülemeyen bir bölgesel felakete doğru kaymayı önlemede çok önemli bir unsur haline getiriyor.

Obama'nın mirasından kopuş ve 2026 gerilimi

 İran dosyasındaki 2026 gerilimi ile 2015 anlaşması arasındaki karşılaştırma, uluslararası ilişkilerde gücün rolüne dair anlayışta derin bir uçurumu açığa çıkarıyor. Obama, gücü diplomatik süreci desteklemek için son çare olarak görürken, Trump onu nükleer tehdidi kökünden ortadan kaldıran yeni bir diplomatik gerçekliği dayatmak için birincil, hatta bazen tek araç olarak ele alıyor. Beyaz Saray Özel Temsilcisi Steve Witkoff ile İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi arasında yapılması beklenen İstanbul görüşmeleri hazırlıklarıyla aynı zamana denk gelen bu tarihi değişim, ABD'yi, çözümsüz krizleri çözmek için kararlı eylemi tercih edilen yöntem olarak gören, küresel hiyerarşinin tepesinde kalmanın bedeli olarak hesaplı bir risk sayan Harry Truman mirasına geri döndürüyor.

fd
ABD'nin 33. Başkanı Harry Truman (1884-1972), 1945'te başkent Washington'da medyaya hitap ediyor (AFP)

Sosyolojik bir bakış açısıyla, Amerikan siyasi figüründe, ortak çıkarları koordine etmeye çalışan uluslararası yöneticiden, müzakere masasına oturmadan önce hegemonyayı dayatmayı ve sahadaki gerçekliği değiştirmeyi amaçlayan ulusal lidere doğru bir dönüşüm gözlemliyoruz. Bu değişim, Amerikan siyasi kurumunun ulusal çıkar kavramını anlama biçimindeki bir değişikliği yansıtıyor. Tavizlerden kaynaklanan geçici istikrar artık amaç değil; aksine, nihai hedef, kalıcı üstünlüğü garanti eden kesin bir stratejik zaferdir. Bu tırmandırmada istihbarat hesaplarının hassasiyeti, teknik bilgi toplamanın ötesine geçerek, nokta saldırıların düşman başkentlerindeki güç yapılarına yönelik etkisini anlama yoluyla düşmanların davranışlarının analizini de içerecek şekilde genişledi.

Sonuç olarak, 2026 kumarı, potansiyel maliyetine rağmen hesaplı riskin, hızlanan teknolojik ve nükleer silahlanma yarışının ortasında ulusal güvenlik konularında tam bir kontrol kaybına yol açabilecek stratejik beklemeden daha az tehlikeli olduğu varsayımına dayanıyor.

Karizmatik liderliğin sosyolojisi ve ulusal çıkarlar

Bu değişim, liderliğin sosyolojik boyutunu dikkate almadan anlaşılamaz. Trump, istihbarat ve askeri bürokrasiye meydan okuyan ve onu büyük hedeflere engel olarak gören bir lider modelini yeniden canlandırıyor. Kennedy ve Carter örneklerinde, kurum başkanı kontrol etti ve emellerinin sınırlarını belirledi; bu da sonuçta sorumluluğun dağılmasından kaynaklanan başarısızlıklara yol açtı. Trump döneminde ise karar alma merkezileştirildi ve maceracı kişiliğiyle iç içe geçmiş olsa da, bu durum istihbarat kuruluşunu, liderliğin direktiflerini desteklemek için en doğru değerlendirmeleri sağlamak zorunda kaldığı bir konuma getiriyor.

ABD yönetiminin Venezuela ve İran gibi karmaşık dosyalarda elde ettiği istihbarat ve saha başarıları, yeni bir hegemonya çağını şekillendirdi

Bu liderlik tarzı, ABD'nin yüksek çıkarları kavramını temelden değiştiriyor; uzun vadeli kurumsal uzlaşmanın ürünü olmak yerine, başkan tarafından dayatılan ve tüm sorumluluğunu üstlendiği stratejik bir vizyon haline geliyor. Trump'ın Maduro'yu devirmedeki veya “Gece Yarısı Çekici” ile rakiplerinin nükleer yeteneklerini felç etmedeki başarısı, karmaşık diplomatik vaatlerden ziyade somut sonuçları tercih etme eğiliminde olan Amerikan kamuoyunun gözünde bu liderlik tarzının meşruiyetini güçlendiriyor. Ancak sürdürülebilirlik soruları devam ediyor. Hesaplar ne kadar hassas olursa olsun, bir macera her zaman bir maceradır ve can kayıpları -eğer meydana gelirse- karizmatik bir kahramanı bir anda istenmeyen bir başkana dönüştürebilir.

Peki sonra ne olacak?

ABD yönetiminin Venezuela ve İran gibi karmaşık dosyalarda elde ettiği istihbarat ve saha başarıları, geleneksel kurumların rutininden çok uzak, şok edici eylemlere ve hızlı sonuçlara dayalı yeni bir hegemonya çağını şekillendirdi. Bununla beraber bu yaklaşım, uluslararası düzenin geleceği için büyük zorlukları da içinde taşıyor. Proaktif maceraları gerçekleştirirken istihbarat hesaplarının doğruluğuna aşırı güvenmek, geçmişte büyük çatışmaları önleyen güvenceleri zayıflatabilir.

cdvfdv
Eylül 1945'te çekilen bir arşiv fotoğrafı, daha sonra tarihi bir dönüm noktası olarak korunan, Atom Bombası Kubbesi olarak bilinen Hiroşima Bölgesel Sanayi Geliştirme Binası'nın kalıntılarını gösteriyor (AFP)

Bugün dünya, Washington'un egemenlik ve güç kavramlarını yeniden tanımlamasını izliyor; artık mesele sadece çıkarları korumakla ilgili değil, tarihin seyrini saatler içinde değiştiren nokta operasyonlarla bunları dayatmakla ilgili.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre  Trump yönetiminin 2026'da benimsediği kesin sonuç doktrini, uluslararası topluma yeni bir gerçeklik sunuyor; burada stratejik ihtiyat zayıflıkla eş anlamlı hale gelirken, maceracılık, istenen sonuçlara ulaşıldığı ve önceki başkanları deviren ağır insani kayıplardan kaçınıldığı sürece, siyasi dehanın bir işareti olarak görülüyor.

ABD'nin sadece krizleri yönetmekle kalmayıp, onları tasfiye etmeye çalıştığı tarihi bir dönüm noktasındayız. Bu, hem fırsatlar hem de tehlikelerle dolu ve istihbarat camiasının, oyunun kurallarının sonsuza dek değiştiğini fark eden rakiplere karşı doğruluğunu koruyabilme yeteneğine bağlı bir süreçtir.


İran Cumhurbaşkanı: Nükleer müzakerelerde ‘baskıya boyun eğmeyeceğiz’

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Tahran’ın batısındaki Azadi (Özgürlük) Meydanı’nda devrimin anma töreninde bir konuşma yaptı. (İran Cumhurbaşkanlığı)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Tahran’ın batısındaki Azadi (Özgürlük) Meydanı’nda devrimin anma töreninde bir konuşma yaptı. (İran Cumhurbaşkanlığı)
TT

İran Cumhurbaşkanı: Nükleer müzakerelerde ‘baskıya boyun eğmeyeceğiz’

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Tahran’ın batısındaki Azadi (Özgürlük) Meydanı’nda devrimin anma töreninde bir konuşma yaptı. (İran Cumhurbaşkanlığı)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Tahran’ın batısındaki Azadi (Özgürlük) Meydanı’nda devrimin anma töreninde bir konuşma yaptı. (İran Cumhurbaşkanlığı)

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, ülkesinin ‘nükleer haklarına’ bağlılığını yineleyerek diyaloğa hazır olduklarını, ancak ‘baskı ve dayatmalara boyun eğmeyeceklerini’ söyledi. Pezeşkiyan, ABD ve Avrupa ülkelerini ‘baskı politikaları’ izlemek ve nükleer çerçevenin ötesine geçen şartlar dayatmakla suçladı.

Pezeşkiyan, 1979 Devrimi’nin yıl dönümü dolayısıyla Tahran’daki Azadi (Özgürlük) Meydanı’nda düzenlenen törende yaptığı konuşmada, ‘hegemon güçler’ olarak nitelediği ABD ve bazı Avrupa ülkelerini eleştirdi. Söz konusu ülkeleri devrimin ilk günlerinden bu yana İran’ı zayıflatmaya çalışmakla suçlayan Pezeşkiyan, ‘kışkırtma, ayrılık çıkarma ve darbe planları’ iddiasında bulundu.

İran’da devrimin yıl dönümü etkinlikleri, resmî kurumların geniş çaplı çağrı ve seferberliğiyle başladı. Devlet televizyonu, ülke genelindeki kutlamaları aktarırken, Tahran’da bulunan Azadi Meydanı’ndaki ana töreni canlı yayımladı. Törende Devrim Muhafızları Ordusu (DMO), balistik füzeler, Paveh seyir füzesi ve Şahid tipi kamikaze insansız hava aracını (İHA) sergiledi.

dv ds
Tahran’ın batısındaki Azadi (Özgürlük) Meydanı’nda düzenlenen devrimi anma töreninde balistik füzeler sergilendi. (EPA)

Devrimin yıl dönümü, bölgede karşılıklı tehditler ve artan askerî gerilim eşliğinde, müzakere sürecini yeniden canlandırmaya yönelik bölgesel ve uluslararası diplomatik girişimlerin yoğunlaştığı bir döneme denk geliyor.

Pezeşkiyan konuşmasında, Umman arabuluculuğunda yürütülen nükleer müzakerelere odaklandı. İran’ın nükleer silah edinme hedefi olmadığını savunan Pezeşkiyan, ülkesinin uluslararası hukuk ve Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması (NPT) çerçevesinde denetim mekanizmalarına tabi olmaya hazır olduğunu söyledi. İran’ın barışçıl amaçlarla uranyum zenginleştirme hakkına sahip olduğunu vurgulayan Pezeşkiyan, bu hakkın ‘müzakereye açık olmadığını’ ifade etti ve Tahran’ın ‘uluslararası hukuk çerçevesinde’ ve egemenlik ilkelerini aşmadan diyaloğa hazır olduğunu belirtti.

Pezeşkiyan, olası müzakerelerin liderlik ve rejim kurumları tarafından belirlenen ‘kırmızı çizgiler’ çerçevesinde yürütülmesi gerektiğini kaydederek, İran’ın ‘siyasi ve ekonomik baskılara boyun eğmeyeceğini’ dile getirdi. Washington ve bazı Avrupa başkentlerinin inşa ettiğini söylediği ‘güvensizlik duvarının’ hızlı bir uzlaşıyı engellediğini öne süren Pezeşkiyan, ABD’nin ‘aşırı taleplerinin’ görüşmelerin ilerlemesini zorlaştırdığını savundu. Ayrıca ‘hegemon güçleri’, müzakere kapsamını nükleer dosyanın ötesine taşımaya çalışmakla suçladı.

Pezeşkiyan, İran’ın mevcut zorlukları ‘ulusal dayanıklılıkla’ ve Dini Lider Ali Hamaney’in rehberliğinde aşacağını belirtti. Bu ifadeler, söz konusu dosyada nihai kararın ülkenin üst düzey liderliğinin yönlendirmeleriyle uyumlu olacağı mesajı olarak değerlendirildi.

xcsdvfgr
Tahran’ın batısındaki Azadi (Özgürlük) Meydanı’nda 1979 Devrimi’ni anmak için düzenlenen törene katılan İranlılar (AP)

Pezeşkiyan, ilgili açıklamalarında ülkesinin uluslararası izolasyonu kırmak amacıyla çok taraflı platformlardaki angajmanını ve ‘ortaklıklarını genişletmeyi’ hedeflediğini belirtti. İran’ın BRICS ve Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) gibi oluşumlara katıldığını hatırlatan Pezeşkiyan, Avrasya Birliği ve Ekonomik İşbirliği Teşkilatı (EİT) gibi bölgesel çerçevelerde iş birliğinin güçlendirildiğini ifade etti. Bu adımların Batı ile gergin seyreden ilişkiler karşısında kısmi bir alternatif sunduğunu ve İran’ın pazarlarını genişletmesine, yaptırımların etkisini hafifletmesine imkân tanıdığını söyledi.

Pezeşkiyan, komşu ülkelerle ilişkilerin öncelikli olduğunu vurgulayarak, İslam ülkeleri ve bölge devletleriyle bağların geliştirilmesinin dış politikanın temel eksenini oluşturduğunu ve stratejik bir tercih olduğunu dile getirdi. Çeşitli bölge başkentleriyle temas ve koordinasyon içinde olduklarını belirten Pezeşkiyan, bölgesel sorunların ‘bölge ülkeleri tarafından ve dış müdahale olmaksızın’ çözülmesi gerektiğini savundu.

Buna karşın, Tahran’ın somut bir ekonomik açılım sağlamasının, nükleer dosyadaki gelişmelere ve Batı yaptırımlarına bağlı olmaya devam ettiği değerlendiriliyor. Yaptırımlar, ülkenin mali ve yatırım alanındaki hareket alanını belirleyen temel unsur olmayı sürdürüyor.

Devrimin yıl dönümü kutlamaları, bir ay önce yaşanan ve insan hakları örgütlerine göre binlerce kişinin öldüğü ya da yaralandığı geniş çaplı protestoların ardından geldi. Söz konusu gösteriler, güvenlik güçlerinin kapsamlı müdahalesiyle bastırılmıştı.

Pezeşkiyan, son protestolara da değinerek hükümetin ‘barışçıl itirazı memnuniyetle karşıladığını’ ve bunu meşru bir hak olarak gördüğünü, ancak ‘şiddet, sabotaj ve yabancı müdahale çağrılarını’ kabul etmediğini söyledi. Son olayları ‘acı verici’ olarak niteleyen Pezeşkiyan, can kayıpları ve zararların yaşandığını ifade etti.

İran’ın İslam Cumhuriyeti’nin kuruluşundan bu yana dış baskılar ve zayıflatma girişimleriyle karşı karşıya kaldığını savunan Pezeşkiyan, hegemon güçleri iç krizleri istismar ederek ülkenin istikrarını hedef almakla suçladı. Bu politikaların İran halkının özgüvenini sarsmayı ve ülkenin ilerleyişini engellemeyi amaçladığını ileri sürdü.

Ulusal birliğin korunmasının, gerek yaptırımlar gerek iç gerilimler karşısında öncelik taşıdığını belirten Pezeşkiyan, hükümetin zarar gören herkese karşı sorumlu olduğunu ifade etti. İç bölünmelerin derinleştirilmesinin ‘yalnızca ülkenin düşmanlarına hizmet edeceği’ uyarısında bulundu.

dfrfr
Tahran’ın batısındaki Azadi (Özgürlük) Meydanı’nda 1979 Devrimi’ni anmak için düzenlenen törenden (AP)

Pezeşkiyan, ekonomik yetersizlikler nedeniyle özür dileyerek hükümetin toplumsal hoşnutsuzluğa yol açan ekonomik ve sosyal sorunları çözmek için çalıştığını söyledi. Vatandaşların yaşam koşullarının iyileştirilmesinin hükümet için ‘kırmızı çizgi’ olduğunu vurgulayan Pezeşkiyan, ülkenin artan mali baskılar, düşen alım gücü ve enerji, bankacılık ve dış ticaret sektörlerini etkileyen Batı yaptırımlarıyla karşı karşıya bulunduğuna dikkat çekti.

Son günlerde yetkililer, yıl dönümü etkinliklerine katılım çağrılarını artırarak medya ve organizasyon kampanyalarını yoğunlaştırdı. Resmi makamlar, söz konusu günü ‘dış baskı ve tehditlere karşı bir mesaj’ olarak nitelendirirken, son dönemde yaşanan protestolar bağlamında da etkinliklerin mevcut zorluklar karşısında rejime yönelik halk desteğini yansıttığını belirtti.

Devlet medyası, hükümetin organize ettiği yürüyüşlere katılan bakanlar, milletvekilleri ve güvenlik yetkilileri ile kamuoyunda tanınan isimlerin görüntü ve videolarını yayımladı.


Lavrov: Grönland askeri bölgeye dönüştürülürse Rusya "karşı önlemler" alacaktır

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov (Reuters)
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov (Reuters)
TT

Lavrov: Grönland askeri bölgeye dönüştürülürse Rusya "karşı önlemler" alacaktır

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov (Reuters)
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov (Reuters)

Rusya Dışişleri Bakanı Sergei Lavrov bugün yaptığı açıklamada, Batı'nın Grönland'daki askeri varlığını güçlendirmesi halinde, Moskova'nın askeri önlemler de dahil olmak üzere “karşı önlemler” alacağını söyledi.

Lavrov, Rus parlamentosunda yaptığı konuşmada, “Grönland'ın militarize edilmesi ve Rusya'ya karşı askeri kapasite oluşturulması durumunda, askeri ve teknik önlemler de dahil olmak üzere uygun karşı önlemleri alacağız” dedi.

Nuuk'taki bir binaya Grönland bayrakları asıldı (AFP)Nuuk'taki bir binaya Grönland bayrakları asıldı (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump, geçen yıl ikinci dönemine başladığından beri, güvenlik nedenleriyle Washington'un Kuzey Kutup Dairesi'nde bulunan mineral zengini stratejik adayı kontrol etmesi gerektiğini vurguladı.

Trump, NATO Genel Sekreteri Mark Rutte ile ABD'nin etkisini artırmak için bir “çerçeve” anlaşması yaptığını açıkladıktan sonra, geçen ay Grönland'ı ele geçirme tehdidinden vazgeçti.