Arap ülkeleri Refah Muhafızı Operasyonu’na dahil olur mu?

Pentagon, Kızıldeniz’de ulaşımı güvence altına almak için koalisyon üyelerinin 20 ülkeye ulaşacağını duyurdu.

Kargo gemisi Galaxy Leader, geçen 20 Kasım’da Kızıldeniz’de Husi korsan botları tarafından kaçırıldıktan sonra (Reuters)
Kargo gemisi Galaxy Leader, geçen 20 Kasım’da Kızıldeniz’de Husi korsan botları tarafından kaçırıldıktan sonra (Reuters)
TT

Arap ülkeleri Refah Muhafızı Operasyonu’na dahil olur mu?

Kargo gemisi Galaxy Leader, geçen 20 Kasım’da Kızıldeniz’de Husi korsan botları tarafından kaçırıldıktan sonra (Reuters)
Kargo gemisi Galaxy Leader, geçen 20 Kasım’da Kızıldeniz’de Husi korsan botları tarafından kaçırıldıktan sonra (Reuters)

ABD’nin Kızıldeniz’de ulaşımı güvence altına almak amacıyla geçen hafta başlattığını ilan ettiği Refah Muhafızı Operasyonu’na katılan ülke sayısının arttığını duyurmasıyla birlikte, yeni deniz ittifakına ek Arap tarafların katılma olasılığı hakkında sorular ortaya çıktı. İttifak, özellikle gözlemcilerin yeni ittifakın hedeflerini ve mekanizmalarını çevreleyen karmaşık ve belirsizlik hesaplamalar olarak tanımladığı durum ışığında, resmi olarak yalnızca Arap ülkelerinden Bahreyn Krallığı’nı içeriyor.

Pentagon, Perşembe günü yaptığı açıklamada Kızıldeniz’deki ticareti Yemenli Husi milislerin saldırılarından korumak için ABD liderliğindeki yeni koalisyona toplamda 20’den fazla ülkenin katılmayı kabul ettiğini duyurdu.

Pentagon Sözcüsü Tuğgeneral Patrick Ryder, “20’den fazla ülke katılmayı kabul etti” derken, Yunanistan ve Avustralya’nın katılımlarını açıkladıklarını ifade etti. Ryder, “Diğer ülkelerin katılımına izin vereceğiz. Katılma konusunu konuşmak onlara kalmış” açıklamasında bulundu.

ABD, geçen hafta ABD Savunma Bakanı Lloyd Austin’in Bahreyn ziyareti sırasında Refah Muhafızı Operasyonu’nu başlattı. O tarihte katılacağı açıklanan ülke sayısı sadece 10 ve (ABD, İngiltere, Bahreyn, Kanada, Fransa, İtalya, Hollanda, Norveç, Seyşeller, İspanya) ile sınırlıydı.

Gönüllülerin ittifakı

Pentagon sözcüsü Ryder, yeni operasyonun bazı görevlerini açıklayarak, bunun Kızıldeniz’in Yemen yakınındaki sularında ortak devriyeleri de içereceğini kaydetti. Her ülkenin operasyona elinden geldiğince katkıda bulunacağını, bazı durumlarda buna gemilerin de dahil olabileceğini, diğer durumlarda ise bireyleri veya başka türde destekleri içerebileceğini açıklayan Ryder, süreci ‘gönüllülerin ittifakı’ olarak tanımladı.

Norveç bandıralı bir tanker, daha önce güney Kızıldeniz'de Husilerin füze saldırısına maruz kalmıştı (AFP)
Norveç bandıralı bir tanker, daha önce güney Kızıldeniz'de Husilerin füze saldırısına maruz kalmıştı (AFP)

Üç gün önce Politico internet sitesi haberinde, üst düzey bir Amerikalı yetkilinin ‘birkaç ülkenin daha operasyona katılmayı kabul ettiğini’ aktarmıştı. Yetkili bu gelişme hakkında, söz konusu ülkeleri kamuoyuna açıklamamayı tercih etti. Politico’ya göre yetkili, “Ekibin İsrail’e bağlı gemileri korumak için oluşturulduğu inancı, Arap ülkeleri için durumu karmaşık hale getiriyor” dedi.

ABD’nin yeni bir operasyonun başlatıldığına dair ilanı, Husilerin geçen aydan bu yana İsrail şirketlerine ait olduğuna inanılan ticari gemileri hedef alan Kızıldeniz’deki saldırılarını yoğunlaştırmasının ardından geldi. Husiler, saldırıları artırmaları sonrasında faaliyet üslerini genişletmiş, İsrail’e giden tüm gemileri hedef almakla tehdit etmiş ve nakliye şirketlerini İsrail limanlarıyla iş yapmamaları konusunda uyarmıştı.

Kıyıdaş ülkeler

Mısır Dışişleri Bakanı Samih Şukri, perşembe günü Kahire’de İngiliz mevkidaşı ile düzenlediği basın toplantısında “Seyrüsefer özgürlüğü ve bunun korunması gerektiği ilkelerini paylaşıyoruz” açıklamasında bulundu. Şukri, “Kızıldeniz’e kıyısı olan ülkeler, bu denizin güvenliğini sağlama sorumluluğunu taşıyor” diyerek, “Kızıldeniz’de seyrüsefer serbestisi sağlamak ve Süveyş Kanalı’na erişimi kolaylaştırmak için ortaklarımızla iş birliği yapıyoruz” şeklinde konuştu. Mısır Dışişleri Bakanı, “Mısır, ortaklarıyla başka çerçevelerde de işbirliği yapıyor. Biz, dolaşım özgürlüğünü sağlamanın, ürünlere erişimi sağlamanın ve tedarik zincirleri üzerindeki olumsuz etkileri önlemenin en iyi yollarını koordine etmeye ve bunlar hakkında konuşmaya devam ediyoruz” ifadelerini kullandı.

Öte yandan El-Ahram Siyasi ve Stratejik Araştırmalar Merkezi’nin Arap ve Bölgesel Çalışmalar Birimi Başkanı Muhammed İzzeddin, Arap ülkelerinin yeni koalisyona katılmayacağını öne sürdü. Bölgede oluşturulan ABD ittifaklarının hedeflerinin belirsizliği, bunların gerçekten seyrüseferi güvence altına almayı mı, Batılı ve Washington’un müttefiklerine ait gemileri korumayı mı, yoksa geniş bir bölgesel savaşın patlak vermesini engellemeyi mi hedeflediğinin belli olmaması başta olmak üzere bu tercihin arkasında çeşitli nedenler olduğuna dikkati çekti. İzzeddin, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada Kızıldeniz’de seyrüsefer güvenliğinin öncelikle kıyıdaş ülkelerin sorumluluğunda olduğunu belirtti. Muhammed İzzeddin, ABD’nin varlığının bölgeden çıkışı ve geri dönüşü, Washington’un bölgenin öncelikleriyle ilgilenme konusunda sabit bir vizyonun varlığına dair birçok soruyu gündeme getirdiğini söylerken, etkili Arap ülkelerinin, Husi hareketlerini kontrol altına almak amacıyla İran destekli darbeci örgütü açık mesajlarla bilgilendirme yönünde hamleler ortaya koyduğunu vurguladı. Muhammed İzzeddin, Husilerin bu hareketlerinin özellikle uluslararası denizcilik şirketlerinin, yüksek maliyetli olmasına rağmen gemilerinin rotasını alternatif rotalara değiştirme kararı sonrasında bölge ülkelerinin çıkarlarına zarar verilmesine yol açtığını, bu durumun ise Süveyş Kanalı’na giden nakliye trafiğine ve genel olarak küresel ticarete doğrudan zarar verebileceğini dile getirdi.

İzzeddin, yeni ittifakla ilgili olarak, özellikle bu ülkelerin birçoğunun halihazırda seyrüsefer özgürlüğünü korumak için bölgesel ve uluslararası işbirliği çerçeveleri içerisinde çalıştığı göz önüne alındığında Arap ülkelerinin ılımlı tutumlarını buna katılmaya zorlayan karışıklıklar olduğuna dikkat çekti. Ayrıca “Ancak bunlar katılan tarafların amaç ve sorumlulukları açısından daha açık ve şeffaf çerçevelerdir” dedi.

Daha önce Süveyş Kanalı’ndan geçen nakliye konteynırları (Reuters)
Daha önce Süveyş Kanalı’ndan geçen nakliye konteynırları (Reuters)

Geçen hafta Süveyş Kanalı İdaresi, kanaldaki navigasyon trafiğinin düzenli olduğunu açıkladı. Süveyş Kanalı İdaresi Başkanı Usame Rabi, kurumun Kızıldeniz’de devam eden gerilimleri yakından takip ettiğini ve bazı nakliye şirketlerinin rotasını geçici olarak Ümit Burnu’na yönlendireceklerini duyurmaları çerçevesinde bunların kanaldaki trafik hareketi üzerindeki etkisinin boyutunu incelediğini açıkladı. Rabi, yaptığı açıklamada geçen yıl 19 Kasım’dan itibaren 55 geminin Ümit Burnu güzergahından transit geçişe yönlendirildiğini belirtti. Açıklamaya göre bu, o dönemde 2 bin 128 geminin geçişine kıyasla küçük bir yüzde.

Husi saldırılarının başlamasından bu yana ve sigorta maliyetlerinin artmasıyla birlikte Danimarkalı Maersk, Alman Hapag-Lloyd, Fransız CMA CGM ve İngiliz British Petroleum gibi büyük denizcilik şirketleri, seyir güvenliği garanti altına alınana kadar gemilerinin Babu’l Mendeb Boğazı’ndan geçişini askıya aldı.

Bölgesel gerilim tırmanıyor

Ürdünlü strateji uzmanı Muhsin eş-Şobaki, Arap ülkelerinin ABD’nin duyurduğu Refah Muhafızı Operasyonu’na karşı meşru çekinceleri ve korkuları olduğuna dikkati çekti. Bölgedeki bazı ülkelerin çıkarlarının, koalisyonun ‘Kızıldeniz’de seyrüseferi güvence altına almak’ hedefiyle kesiştiğini söyleyen Şobaki, “Ancak bunun karşısında bu yeni koalisyonun ister Husilerle, ister İran’la, ister bölgedeki diğer silahlı kollarıyla olsun doğrudan çatışmaya girmeyeceğine dair açık bir garanti yok” dedi.

Muhsin eş-Şobaki, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Bu ittifakın oluşumunun zamanlaması ve İsrail’in güvenliğinin korunmasıyla olan bağlantısı çerçevesinde İsrail, resmi olarak ittifaka katılmasa bile bundan birincil yararlanan ülkedir. Sonuç olarak bu, özellikle İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik saldırganlığının halen devam etmesi nedeniyle herhangi bir Arap ülkesinin iç kamuoyu önünde yüzünü kızartabilir” değerlendirmesinde bulundu. Aynı şekilde Kızıldeniz’de seyir güvenliğiyle ilgilenen aktif Arap ülkelerinin kendi aralarında ortak koordinasyonu sürdürmelerinin muhtemel olduğunu söyleyen Şobaki, bu aşamada genellikle bölge ülkelerinin çıkarlarıyla çelişen çatışmalara veya bölgesel gerilimin tırmanmasına herhangi bir müdahaleyi önlemek için Refah Muhafızı Operasyonu öncesindeki bölgesel ve uluslararası iş birliği çerçeveleri içinde devam etmelerinin de olası olduğunu vurguladı.

Öte yandan Husiler, ABD’nin duyurduğu ittifaka ilişkin, ülkelere söz konunu misyona katılmamalarını tavsiye etti ve gemilerini hedef almamaları konusunda uyarıda bulundu. Örgüt ayrıca, kendilerine karşı hareket eden herhangi bir ülkenin gemilerinin Kızıldeniz’de hedef alınacağı konusunda da uyarıda bulundu.

Aynı şekilde İran Savunma Bakanı Muhammed Rıza Aştiyani, ABD’nin Kızıldeniz’de uluslararası bir güç oluşturması halinde büyük sorunlarla karşılaşacağı konusunda uyardı.

Diğer taraftan İsrailli yetkililerin önceki açıklamalarına göre Tel Aviv, Refah Muhafızı’na katılan ülkelere İran terör eksenine karşı savaşta verdikleri destekten dolayı teşekkür etti.



Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.


Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
TT

Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)

Libya Yüksek Yargı Konseyi, Trablus'taki Yüksek Mahkeme Anayasa Dairesi'nin kararlarına karşı tavrını katılaştırarak, ‘yargıyı siyasallaştırma girişimlerine’ karşı sert bir uyarıda bulundu. Konsey, ‘bu hassas aşamada yargıya müdahale etme’ konusunda sert bir uyarıda bulundu. Ülke, yargıya da neredeyse ulaşan kronik siyasi ve askeri bölünmelerden mustarip durumda.

Yüksek Yargı Konseyi’nin bu tutumu, Anayasa Mahkemesi'nin Temsilciler Meclisi tarafından çıkarılan ve Yargı Sistemi Kanunu'nda değişiklikler içeren iki kanunu geçersiz kılma kararının ardından daha da belirginleşti. Bu durum, mevcut Yargı Yüksek Konseyi’nin kurulduğu anayasal dayanağın ortadan kalktığı ve bu kanundan kaynaklanan statüsünü kaybettiği anlamına geliyor. Dolayısıyla, önceki hükümlere uygun olarak yeniden oluşturulması gerekiyor.

Yüksek Yargı Konseyi tarafından cuma akşamı yapılan açıklamada ‘anayasal çevreden’ doğrudan bahsedilmeden yargı alanında yaşananlara, özellikle de bazılarının, kurumu zararlı bir kurum ile değiştirmek için anayasal olarak ilgili olduğunu düşündükleri araçları kullanarak yargının birliğini ve bağımsızlığını zayıflatma girişimlerine ilişkin duyulan üzüntü ifade edildi.

Konsey, bu kişilerin amacının, diğer tüm yetkileri elinden almak suretiyle, yalnızca siyasi ve dar bir kişisel çıkar olarak nitelendirilebilecek hedefleri gerçekleştirmek olduğunu değerlendirdi.

Yargının birliğini korumak, sorumlu davranmak ve ülkenin yararına hizmet etmek için, sonuçsuz kalacak bir fiili durum dayatmaya çalışanların devam eden uzlaşmaz tavırları karşısında bir süre en yüksek disiplin seviyesini uyguladığını da ekleyen Konsey, ülkenin tarihinde hassas ve tehlikeli bir dönemde, birliğin her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğu bir zamanda yargıya müdahale etme girişimlerine işaret etti.

fdbfb
Libya Temsilciler Meclisi'nin önceki bir oturumundan bir kare (Libya Temsilciler Meclisi)

Bu gerginlik, Temsilciler Meclisi ile (yargı otoritesini oluşturan üç sütundan biri olan) Devlet Konseyi arasındaki hukuki ve siyasi çatışmanın bir parçası olarak görülüyor. Bu çatışma, siyaset koridorlarından yargının kalbine taşınırken Temsilciler Meclisi, bazı yasal değişikliklerle Yüksek Yargı Konseyi'ni yeniden yapılandırarak yargı üzerinde daha fazla etki sahibi olmaya çalışıyor. Devlet Konseyi bu hamleyi yargının ‘siyasileştirilmesi’ olarak değerlendirdi.

Bu turda, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Libya Özel Temsilcisi ve Libya'daki BM Destek Misyonu (UNSMIL) Başkanı Hanna Serwaa Tetteh, bu diyaloğun yeni bir hükümet seçmek için bir organ olmaktan ziyade, Libyalıların kendi ülkelerinin geleceği için kendileri tarafından formüle edilen pratik çözümler geliştirmek amacıyla yürütülen bir ‘Libyalılar arası’ süreç olduğunu teyit etti.

Seçim çerçevesine ilişkin görüşmeler de “6+6” komitesinin kuralları ve danışma komitesinin tavsiyeleri temelinde, mevcut farklılıkların altında yatan garantileri ve siyasi endişeleri anlamaya odaklanarak yürütüldü.

Katılımcı üyeler ise, görüşmelerin genel ilkelerden usul ayrıntılarına doğru ilerlediğini belirttiler. Komisyon Yönetim Kurulu'ndaki boş koltuk krizinin çözülmesinin, gelecekteki seçimlere olan güveni güçlendirmek ve seçimlerin itiraz edilmesini veya kesintiye uğramasını önlemek için temel bir unsur olduğunu vurguladılar.

ert6y
Önceki belediye seçim kampanyasından (Komisyon Yönetim Kurulu)

Turun sonunda üyeler, Berlin Süreci Siyasi Çalışma Grubu'nun büyükelçilerine ve temsilcilerine ana önerilerini sundular. Büyükelçiler ve temsilciler, sürecin mart ayında yeniden başlaması ve uzun vadeli istikrarı sağlayacak ulusal bir vizyon etrafında uzlaşma sağlanmaya devam edilmesi koşuluyla, UNSMIL tarafından kolaylaştırılan yol haritasına destek verdiklerini teyit ettiler.

Yapılandırılmış diyalogun yeni hükümetin seçimi konusunda kararlar alan bir organ olmadığını yineleyen USNMIL, devlet kurumlarını güçlendirmek amacıyla, seçimlere elverişli bir ortam yaratmak ve yönetişim, ekonomi ve güvenlik alanlarındaki en acil sorunları ele almak için pratik önerileri incelemekle ilgilendiğini belirtti. UNSMIL, bunun uzun vadeli çatışmanın nedenlerini ele almak için politika ve yasama önerilerini inceleyerek ve geliştirerek başarılacağının altını çizdi. Ayrıca, yapılandırılmış diyalogun istikrarın önünü açacak ulusal bir vizyon üzerinde uzlaşma sağlamayı amaçlayacağına da dikkati çekti.

Bu gelişme, cumartesi günü Tacura, Sayad ve el-Hashan belediyelerinde ve Tobruk'taki bir oy verme merkezinde, düzenli ve sakin bir atmosferde belediye meclisi seçimleri için oy kullanma işleminin başlamasıyla eş zamanlı gerçekleşti. Komisyon Yönetim Kurulu’nun ana operasyon odası, oy verme sürecinin disiplinli ve organize bir ortamda, önemli bir engel olmadan plana göre ilerlediğini belirtti.

Komisyon, 93 sandık merkezinden oluşan 43 merkezin tamamının açık olduğunu doğruladı. Bu tur, şeffaflığı artırmak ve her türlü sahtekarlık girişimini önlemek amacıyla Tacura belediyesinde elektronik doğrulama teknolojisi (parmak izi) kullanıldı.

u78ı9o
Huri, cumartesi günü belediye seçimlerinde bir oy verme merkezini ziyaret ederken (UNSMIL)

Öte yandan UNSMIL, sorumlu yerel yönetimin kurulmasına katkıda bulunmak için tüm kayıtlı seçmenleri oy kullanmaya çağırırken, misyonun başkan yardımcısı Stephanie Huri, Tacura'daki oy verme merkezlerini ziyaret ederek oy verme sürecini ve elektronik seçmen doğrulama sisteminin kullanımını yerinde gözlemledi.

Bu seçimler, oy vermeyi geciktiren bazı teknik ve hukuki engellerin aşılmasının ardından, Komisyonun ülke çapında belediye meclislerini seçme planını çerçevesinde gerçekleşirken söz konusu plan, son iki yılda uygulanan ve nihai sonuçların kabul edilmesi ve seçilmiş meclislerin oluşturulmasıyla sonuçlanan önceki aşamaların başarısının bir uzantısı olarak değerlendiriliyor.


Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
TT

Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, örgütün idari kurumları üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmaya çalışıyor. Bu yüzden söz konusu kurumlara, eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah'ın liderliği döneminde marjinalleştirilen yakın arkadaşları ve din adamı olmayan politikacıları getirdi.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklara göre yapılan en önemli değişiklikler arasında, eski bakan ve milletvekili Muhammed Fneyş’in Hizbullah’ın ‘hükümeti’ olarak kabul edilen yürütme organının başına geçmesi, milletvekili ve parlamento grubu başkanı Muhammed Raad'ın ise genel sekreter yardımcılığına atanmasının bekleniyor.

Kaynaklar, Kasım'ın, daha önce partinin yürütme organının sorumluluğunda olan ayrıntılara girmeden liderliği elinde tutan genel sekreterlik ile örgütün tüm kurumlarını birbirine bağlayarak Hizbullah’ı kontrol etmeye çalıştığına işaret etti.

Öte yandan, Başbakan Nevaf Selam, çok sayıda kişinin İsrail'in tekrarlanan saldırılarının ardından halen yeniden inşa edilmesini beklediği güney bölgesine tarihi bir ziyaret başlattı. Başbakan Selam'ın, Hizbullah tarafından kendisine karşı başlatılan ihanet kampanyasına rağmen tüm köylerde sıcak bir şekilde karşılanması dikkati çekti.