Musevi cinayetinin İran’daki yankıları: İsrail, Musevi’nin yerini Suriye’deki casusları sayesinde tespit etti

Tahran, Tel Aviv’i, Şam yakınlarında Devrim Muhafızları komutanına düzenlenen suikasta ‘güçlü bir karşılık’ vermekle tehdit ediyor

İran Dinî Lideri Ali Hamaney, 28 Aralık 2023’te Rıza Musevi’nin naaşı yakınında namaz kılıyor (AFP)
İran Dinî Lideri Ali Hamaney, 28 Aralık 2023’te Rıza Musevi’nin naaşı yakınında namaz kılıyor (AFP)
TT

Musevi cinayetinin İran’daki yankıları: İsrail, Musevi’nin yerini Suriye’deki casusları sayesinde tespit etti

İran Dinî Lideri Ali Hamaney, 28 Aralık 2023’te Rıza Musevi’nin naaşı yakınında namaz kılıyor (AFP)
İran Dinî Lideri Ali Hamaney, 28 Aralık 2023’te Rıza Musevi’nin naaşı yakınında namaz kılıyor (AFP)

Hanan Azizi

İran medyası, resmi yetkililerin, Rıza Musevi’nin Şam yakınlarında İsrail tarafından suikasta uğramasına yönelik tepkilerine yer verdi. Suriye’deki İranlı danışmanların eski komutanı, İsraillilerin Musevi’nin bulunduğu yeri bir hafta önce bombaladıklarını ve Musevi’ye isabet ettiremediklerini, ancak detaylı keşif operasyonları ve casusları sayesinde onun bulunduğu yeri tespit etmeyi başardıklarını açıkladı.  

Rıza Musevi, 25 Aralık’ta Suriye’nin başkenti Şam’ın kırsalındaki Seyyide Zeyneb bölgesi çevresini hedef alan bir İsrail saldırısında öldürüldü. Musevi, Devrim Muhafızları’nın Suriye’deki en kıdemli danışmanlarından biri ve eski ‘Kudüs Gücü’ Komutanı General Kasım Süleymani’den sonra İran’ın en önde gelen askerî komutanıdır.

Resmî tepkiler, uygun zaman ve zeminde ‘güçlü bir karşılık’ verileceği tehdidinde bulunmak ile ABD’yi ve İsrail’i ‘Washington’ın mevcut savaşı kontrol altına almak istediği yönündeki iddialarının aksine, İran’ı Gazze’deki savaşın sınırları dışına taşacak bölgesel bir savaşa çekmeye teşebbüsle’ suçlamak arasında farklılık gösterdi.

Şarku’l Avsat’ın İran medyasından aktardığı habere göre 1990’lı yıllardan bu yana Suriye’deki Direniş Ekseni’nin destek birimi mesabesinde olan Musevi’nin önemini teyit eden veriler ve raporlar yayınladı. Eski Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani de 3 Ocak 2020’de Bağdat Havalimanı yakınlarında insansız hava araçlarıyla düzenlenen bir Amerikan saldırısında öldürülmüştü.

Yurt dışında bulunan rejim muhalifi İran basını, ‘Rıza Musevi’nin Suriye’deki protestolar ve savaş sonrasında Beşşar Esed rejimini korumada önemli bir rol oynadığını’ ifade ediyor. Askerî olan ve olmayan İran rejimi yetkilileri, Rıza Musevi için yas tuttu.

İran’ın Suriye Büyükelçisi Hüseyin Ekberi, Mehr haber ajansına, “Musevi, 25 Aralık Pazartesi günü öğlen Şam’daki İran Büyükelçiliği’ndeydi. Öğleden sonra Seyyide Zeyneb bölgesinde yer alan evine doğru yola çıktı. Musevi öldürülürken karısı evde değildi. Görünüşe göre evi, üç füzeyle hedef alındı ve yıkıldı. Musevi, ülkemizin büyükelçiliğinde diplomat ve ikinci danışmandı. Diplomatik pasaportu ve Şam’da diplomatik oturum izni var” açıklamasını yaptı.  

İran medyası ve gazeteleri, İranlı yetkililerin, Devrim Muhafızları’nın bu üst düzey liderinin öldürülmesinin ‘intikamının alınacağı’ ve ‘sarsıcı ve kararlı bir tepki verileceği’ yönündeki tehditlerini aktardı. Yurt dışındaki muhalif internet sitesi IranWire ise “Rejim yetkililerinin Rıza Musevi cinayetinin intikamının alınacağı yönündeki tehditleri, İranlı vatandaşlar arasında büyük bir endişe doğurdu. Zira Kasım Süleymani’nin Ocak 2020’de Irak’ta öldürülmesinden sonra İranlı yetkililer, büyük tehditler savurmuş ve o dönemde ‘İntikam acı olacak’ demiş; sonra da Irak’ta Amerikan güçlerinin bulunduğu Ayn el-Esed üssüne birkaç füze fırlatmış ve aynı zamanda Ukrayna yolcu uçağını iki füzeyle hedef alarak uçakta bulunan 176 kişiyi öldürmüşlerdi” ifadelerine yer verdi.

İran’ın Suriye Büyükelçisi Hüseyin Ekberi: Musevi, ülkemizin büyükelçiliğinde diplomat ve ikinci danışmandı. Kendisinin diplomatik pasaportu ve Şam’da diplomatik oturum izni vardı.

Kesin bir karşılık talebi

Tahran Belediyesi’ne ait Hemşeri (Hamshahri) gazetesinin internet sitesinde 26 Aralık’ta yayımlanan habere göre Tahran’da beyaz kefen giymiş çok sayıda vatandaş ve üniversite öğrencisi, Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi binası önünde toplanarak, İsrail’in ‘Rıza Musevi suikastındaki suç eylemini’ kınadı ve buna ‘kararlı bir tepki verilmesini’ talep etti.  

Hemşeri Online (Hamshahri Online) sitesi, aynı gün Suriye’deki İranlı ‘danışmanların’ eski komutanı, Devrim Muhafızları’na bağlı bir karargâhın teftiş dairesi temsilcisi ve Rıza Musevi’nin silah arkadaşı olan Cafer Esedi ile Musevi suikastına dair bir röportaj yaptı. Esedi, röportajda şu ifadeleri dile getirdi:

“İsrail, Musevi’nin öldürüldüğü mekânı geçen hafta da bombalamıştı. Musevi’nin orada olduğunu düşünmüşlerdi, ancak Musevi orada değildi. Daha sonra detaylı keşif operasyonları ve casusları sayesinde İsrailliler, Musevi’nin bulunduğu mekânı tespit etmeyi başardılar. Siyonistlerin gerçekleştirdiği bu operasyon, hiç akıllıca ve isabetli değil. Ancak görünüşe bakılırsa başarısızlıklarını aklamak için herhangi bir şeye tutunmaya çalışıyorlar ama nafile… İsrail savaş alanını genişletmek isterken, İsrail’in dostları İran’a itidal çağrısında bulunuyor. Ama Siyonistler karşısında itidalli olmanın ne faydası var?.. İsrail bu suç operasyonlarıyla İran’ı kışkırtmaya ve Filistin’deki savaşı başka ülkelere taşımaya çalışıyor.”

Foto: 28 Aralık 2023’te İran’ın başkenti Tahran’da düzenlenen cenaze töreninde İran Devrim Muhafızları Askerî Danışmanı Rıza Musevi’nin posteri önünde duran kadınlar (EPA)
28 Aralık 2023’te İran’ın başkenti Tahran’da düzenlenen cenaze töreninde İran Devrim Muhafızları Askerî Danışmanı Rıza Musevi’nin posteri önünde duran kadınlar (EPA)

Hemşeri gazetesi, 26 Aralık tarihli sayısında İran’ın eski Suriye Büyükelçisi Cevad Türkabadi ile de Rıza Musevi suikastına ve İran’ın muhtemel tepkisine dair bir röportaj yaptı. Bu röportajda Türk Abadi şu değerlendirmede bulundu:

“Musevi’nin etkin rolü, Tel Aviv’i bu suçu işlemeye iten temel sebeplerden biri. Musevi’nin Suriye’de etkin ve sürekli bir varlığı vardı. Bu sayede Musevi, öne çıkan tecrübesi ve olgunluğuyla Direniş Ekseni’ni güçlendirdi. Bu da onu, daha önce ona karşı defalarca suikast girişiminde bulunan Siyonist yapının hedefi haline getirdi. Musevi, Suriye’deki Direniş Ekseni’nde stratejik faaliyetler yürüttü. Suriye’deki görevi sırasında İran’a dönüş seçeneğini defalarca dile getirdi, ancak ben onun yerine geçecek kişiyi seçmenin zor olduğunu düşünüyordum. Tel Aviv’in onu öldürmek için uzun bir süredir üzerinde çalıştığı bir planı vardı zaten. Ama bu suçun şimdi işlenmesinin sebebi, Siyonist varlığın işgal altındaki topraklarda karşılaştığı zorluklar ve karmaşık koşullardır. İsrail, Gazze’de hedeflerine ulaşamadı ve İran’a karşı intikam duygusu besliyor. Bununla birlikte Tel Aviv’in yürüttüğü bu suç operasyonları, bu yapı için nihai yenilginin başlangıcı ve çöküşün hazırlığıdır.

Bence İran, bu suça, işgal edilmiş topraklardaki savaş meydanında yaşanan saha ve operasyon gelişmelerine dayanarak karşılık verecek. İslam Cumhuriyeti bu cevap üzerine çalışacak ve zamanlamasıyla boyutları da dikkatli bir şekilde seçilecek.”

Câm-ı Cem Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Mehdi Givehki: İran’a yönelik bazı sabotajlar ve suikastlar, İslam Cumhuriyeti’ni Siyonist yapının oyununa çekmeyecektir. Cevabın zamanını ve yerini belirleyecek olan İran’dır.

Câm-ı Cem (Jamejam) gazetesi 26 Aralık tarihli sayısına “Tel Aviv Ateşle Oynuyor” manşetini attı. İlgili haberde şu ifadeler yer alıyordu:

“Tel Aviv yetkilileri, kendi krizlerinden, başarısızlıklarından ve Gazze’de artan cinayetlerinden kaçmaya ve Tahran’a karşı ateşle oynamaya karar verdi… Devrim Muhafızları’nın bu üst düzey komutanına suikast düzenleyerek, İslam Cumhuriyeti’ni kendileriyle açık bir askerî çatışmaya sürüklemeye çalıştılar. Bu İran tarafından kararlı bir tepkiyle karşılık bulacak.”

Câm-ı Cem Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Mehdi Givehki, 26 Aralık’ta “Bir Suikast Operasyonu ve Siyonizm’in Hatasının Analizi” başlıklı bir makale kaleme aldı. Yazar, düşüncelerini şu ifadelerle yazıya geçirdi:

“Musevi, bölgedeki Direniş Ekseni’nin kurucularından biriydi ve son otuz yılda etkin bir varlık gösterdi. Siyonist varlığın Musevi’ye suikast düzenlemekteki hedefi, savaş alanını genişletmek ve savaşı Gazze dışına taşımaktır. Tecrübelerin gösterdiği üzere Siyonistler, bir krizle karşı karşıya kaldıklarında Direniş Ekseni ülkelerindeki operasyonlarının kapsamını genişletmeye çalışıyorlar. Zaten bölgesel bir güç olarak İran’ı çatışmaya dahil etmek gibi bir planları var. Bu yüzden önde gelen bir komutana suikast düzenlediler… Bu da Yemen’de, Lübnan’da ve Irak’taki diğer birçok cephede baskılara maruz kalan Siyonistlerin, Direniş ile birden fazla cephede çatışmaya güç yetiremediklerini gösteriyor. Ama bu gaspçı yapı, Direniş cephesinin performansını etkilemeyen bu suikastlarla kendini kurtaramaz. Bu tür suikastlar, Gazze’deki savaş denklemini Siyonist varlık lehine de değiştirmeyecek. Siyonist varlık, bu suçun bedelini Direniş ile yüzleşerek ödeyecek. Yanlış okumaları ve savaşın tüm cephelerindeki başarısızlığıyla Siyonist varlık, İran’ı kendisiyle doğrudan bir savaşa sürükleyebileceğini zannediyor. Ama İran bu oyunun içine çekilmeyecek. İslam Cumhuriyeti, meşru müdafaa hakkını saklı tutuyor. Ancak karşılık verme konusunda aceleci davranmayacaktır. Bölgesel denklemler, Direniş cephesi lehine… İran’a yönelik bazı sabotajlar ve suikast operasyonları, İslam Cumhuriyeti’ni Siyonist varlığın oyununa çekmeyecektir. Verilecek cevabın zamanını ve yerini belirleyecek olan İran’dır.”

Risalet gazetesi yazarı Muhammed Bahreyniyan: İran’ın seçenekleri çok. Doğrudan savaşın seçeneklerden biri olması gerekmiyor.

Tel Aviv’in tartışmasız başarısızlığı

Hanif Gaffari, Câm-ı Cem gazetesinin 26 Aralık tarihli sayısı için “Tel Aviv’in Tartışmasız Başarısızlığı” başlıklı bir makale kaleme aldı ve şu ifadelere yer verdi:

“Şam’da Musevi’ye yönelik sistematik suikast operasyonunda Washington’ın rolünü göz ardı etmemek gerekir. Zira İsrail’in Suriye’de ve Lübnan’da gerçekleştirdiği saldırılar ve operasyonlar, Tel Aviv ile Washington arasındaki istihbarat ve operasyonel bir koordinasyonla yürütülüyor.

Bu yüzden Amerikalı işgalciler, Siyonistlerle iş birliği yaparak korkunç ve büyük bir hata işlediler. Bu hata, Direniş sisteminin daha da güçlendirilmesine ve Siyonizm’in çöküş sürecinin hızlandırılmasına yol açacak gelişmelere sebep olacaktır. İntikam saati, Siyonistlerin ve Amerikalıların tasavvur ettiğinden daha yakın ve karmaşık… Direniş Ekseni’nin sahip olduğu yetenekler ve zekâ, İsrail için varoluşsal bir tehdit oluşturacak, Washington ile Tel Aviv için bölgede karanlık bir gelecek çizecek ve işgalci Amerikalıları bölgeden tam anlamıyla kovmak ve Kudüs’ü işgal eden varlığı ortadan kaldırmak suretiyle bölgede ve dünyada gerçek barışı ve güvenliği temin edecek.”

Muhammed Bahreyniyan ise 26 Aralık’ta Risalet (Resalat) gazetesinde yayınlanan “Tufan Görevini Yerine Getirdi” başlıklı makalesinde düşüncelerini şöyle ifade etti:

“İsrail’e yönelik kuşatma çemberi giderek daralıyor. İsrail, İranlı askerî danışmanlara suikast düzenlemek gibi operasyonlarla denklemi kendi lehine çevirmeye çalışıyor ve İran’ın yıkıcı tepkisinin ABD’yi İran’la doğrudan bir savaşa çekeceğini hayal ediyor… Ancak İsrail’in İran’a yönelik bu operasyonları gösteriyor ki Siyonistler, sahadaki gerçekliğe ilişkin gerçekçi bir anlayışları yok. Ayrıca hiçbir cephede kazanamadıklarının, aksine kayıplarının artmaya başladığının da farkında değiller… İran tepkisini, tüm cephelerde gerilimi tırmandırmak, hatta yeni cepheler açmak suretiyle gösterebilir. İran’ın seçenekleri çok; doğrudan savaş bu seçeneklerden biri olmak zorunda değil. Golan Tepeleri’ndeki Suriyeli gençler, Siyonistlerin ilk yeni kâbusu olabilir.”  

İran Devrim Muhafızları Komutanı General Hüseyin Selami, Rıza Musevi’nin posteri önünde cenaze konuşması yaparken (AP)
İran Devrim Muhafızları Komutanı General Hüseyin Selami, Rıza Musevi’nin posteri önünde cenaze konuşması yaparken (AP)

Siyaset ve medya düzeyinde kazanımlar

25 Aralık’ta İtimad (Etemad) gazetesinin internet sitesi, İntihab (Entekhab) internet sitesinin Musevi cinayetine ilişkin olarak uluslararası ilişkiler uzmanı Hasan Beheştipur ile yaptığı röportajı aktardı. Bu röportajda Beheştipur, Musevi’nin hedef alınması için İsrail’e gerekli bilgileri veren casusların kimliğinin tespit edilmesinin önemini belirterek şöyle dedi:

“İsrail bu konuda kararlı bir tepkiyle karşılaşmazsa suikast operasyonlarını tekrarlar… Şu soruyu sormak lazım: İsrail, İran’a güç gösterisi mi yapmaya çalışıyor? İran, Hamas’ın 7 Ekim saldırısında bir rolü olmadığını söyledi. Ancak İsrail yine de intikam istiyor.

Bu operasyonun bir diğer hedefi de son dönemde pek çok darbe alan güçlerinin moralini yükseltmektir. Aynı şekilde İsrailli yetkililerin de İsrail kamuoyu karşısında, son savaştaki zayıflıklarını örtmesi gerekiyor… İsrail, Suriye’de birçok baskın gerçekleştirdi. Ancak diğerlerinden farklı olarak bu baskın, etkili bir ismin şehit olmasına yol açtı. Bu operasyon, Kasım Süleymani’nin ve Fahrizade’nin öldürülmesine yönelik operasyona benzetilebilir… Görünüşe bakılırsa Musevi’yi öldürmekle İsrail, İran’ı savaşa çekmek değil, siyaset ve medya düzeyinde kazanç elde etmek istiyordu. Ancak İran’ın karşılık vermesi gerek. Zira büyük bir komutanın şehadeti söz konusu.”

Keyhan gazetesi de 27 Aralık tarihli sayısında Musevi cinayetine dair detaylı bir haber yayınlayarak, “İran’ın tüm Direniş cephelerinden gelecek çarpıcı ve ölümcül tepkisinden” bahsetti ve şöyle dedi:

“İntikam, Siyonistlerin sandığından daha büyük ve kapsamlı olacak. İsrail, kuruluşunun 80’inci yıldönümünü göremeyecek.”

Foto: Rıza Musevi’nin cenazesi merasimine katılanlar (AFP)
Rıza Musevi’nin cenazesi merasimine katılanlar (AFP)

Hem Mihen (Hammihan) gazetesi ise 27 Aralık tarihli sayısında Ahmed Zeydabadi’nin kaleminden “İsrail ve Yedi Cephe” başlıklı bir makale yayımladı. Bu makalede yazar, İsrail Savunma Bakanı Yoav Galant’ın Knesset’teki Dışişleri ve Savunma Komitesi’nin toplantısında yaptığı, ‘Çok cepheli bir savaştayız ve Gazze, Lübnan, Suriye, Batı Şeria, Irak, Yemen ve İran olmak üzere 7 cepheden saldırıya maruz kalıyoruz. Bu bölgelerin altısında önlem aldık’ açıklamasına işaret ederek şöyle dedi:

“Galant, İsrail’in henüz Yemen cephesine karşılık vermediğini kastediyorsa şayet, o zaman bu açıklamaları Galant’ın, Şam banliyösünde General Rıza Musevi’ye düzenlenen suikasta bakarak İran’ı İsrail’in cevap verdiği cepheler arasında saydığı şeklinde yorumlanabilir… İsrail, dış saldırılarının sorumluluğunu resmî olarak üstlenmedi, ancak Yoav’ın açıklamaları, İsrail’in Musevi suikastındaki rolüne dair üstü kapalı bir itiraftır. İsrail, tünellerin imha edilmemesini, kendisini 7 Ekim’deki olaya benzer saldırılara maruz bırakabilecek varoluşsal bir tehdit olarak görüyor. Ayrıca Lübnan’ın güneyindeki Hizbullah’ın Hamas’ınkine benzer ya da daha karmaşık bir tünel ağına sahip olduğundan ve Hizbullah’ın Lübnan’ın güneyinden İsrail’e doğru 7 Ekim’dekine benzer operasyonlar gerçekleştirmek için uygun zamanı beklediğinden korkuyor!.. Bu yüzden de geçici veya sürdürülebilir bir ateşkesin kendi yararına olmadığını düşünüyor.

İran, İsrail’in acil bir ateşkese ikna olması için tüm gücünü ve araçlarını kullanıyor. Gazze’deki savaş yeni bir aşamaya girdi… İsrail, kendisini Gazze’de acil ve sürdürülebilir bir ateşkese mecbur bırakmaya çalışan her odağı hedef alıyor! İsraillilere göre İslam Cumhuriyeti, doğrudan bir çatışma istemiyor ve bunun yerine bölgesel müttefikleri aracılığıyla acil ve sürdürülebilir bir ateşkes dayatmak için her türlü çabayı gösteriyor. Dolayısıyla General Musevi’ye yönelik suikastla İsrail, Tahran’a şu mesajı verdi: İran, bölgesel müttefiklerini İsrail’i ateşkese zorlamaya teşvik ederse bu, iki taraf arasında açık bir savaş anlamına gelecektir…Gazze’deki savaşı bölgesel bir savaş haline gelecek şekilde genişletmeye bir adım daha yaklaştık.”

* Şarku’l Avsat tarafından Al Majalla dergisinden tercüme edilmiştir.



Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.


Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
TT

Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)

Libya Yüksek Yargı Konseyi, Trablus'taki Yüksek Mahkeme Anayasa Dairesi'nin kararlarına karşı tavrını katılaştırarak, ‘yargıyı siyasallaştırma girişimlerine’ karşı sert bir uyarıda bulundu. Konsey, ‘bu hassas aşamada yargıya müdahale etme’ konusunda sert bir uyarıda bulundu. Ülke, yargıya da neredeyse ulaşan kronik siyasi ve askeri bölünmelerden mustarip durumda.

Yüksek Yargı Konseyi’nin bu tutumu, Anayasa Mahkemesi'nin Temsilciler Meclisi tarafından çıkarılan ve Yargı Sistemi Kanunu'nda değişiklikler içeren iki kanunu geçersiz kılma kararının ardından daha da belirginleşti. Bu durum, mevcut Yargı Yüksek Konseyi’nin kurulduğu anayasal dayanağın ortadan kalktığı ve bu kanundan kaynaklanan statüsünü kaybettiği anlamına geliyor. Dolayısıyla, önceki hükümlere uygun olarak yeniden oluşturulması gerekiyor.

Yüksek Yargı Konseyi tarafından cuma akşamı yapılan açıklamada ‘anayasal çevreden’ doğrudan bahsedilmeden yargı alanında yaşananlara, özellikle de bazılarının, kurumu zararlı bir kurum ile değiştirmek için anayasal olarak ilgili olduğunu düşündükleri araçları kullanarak yargının birliğini ve bağımsızlığını zayıflatma girişimlerine ilişkin duyulan üzüntü ifade edildi.

Konsey, bu kişilerin amacının, diğer tüm yetkileri elinden almak suretiyle, yalnızca siyasi ve dar bir kişisel çıkar olarak nitelendirilebilecek hedefleri gerçekleştirmek olduğunu değerlendirdi.

Yargının birliğini korumak, sorumlu davranmak ve ülkenin yararına hizmet etmek için, sonuçsuz kalacak bir fiili durum dayatmaya çalışanların devam eden uzlaşmaz tavırları karşısında bir süre en yüksek disiplin seviyesini uyguladığını da ekleyen Konsey, ülkenin tarihinde hassas ve tehlikeli bir dönemde, birliğin her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğu bir zamanda yargıya müdahale etme girişimlerine işaret etti.

fdbfb
Libya Temsilciler Meclisi'nin önceki bir oturumundan bir kare (Libya Temsilciler Meclisi)

Bu gerginlik, Temsilciler Meclisi ile (yargı otoritesini oluşturan üç sütundan biri olan) Devlet Konseyi arasındaki hukuki ve siyasi çatışmanın bir parçası olarak görülüyor. Bu çatışma, siyaset koridorlarından yargının kalbine taşınırken Temsilciler Meclisi, bazı yasal değişikliklerle Yüksek Yargı Konseyi'ni yeniden yapılandırarak yargı üzerinde daha fazla etki sahibi olmaya çalışıyor. Devlet Konseyi bu hamleyi yargının ‘siyasileştirilmesi’ olarak değerlendirdi.

Bu turda, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Libya Özel Temsilcisi ve Libya'daki BM Destek Misyonu (UNSMIL) Başkanı Hanna Serwaa Tetteh, bu diyaloğun yeni bir hükümet seçmek için bir organ olmaktan ziyade, Libyalıların kendi ülkelerinin geleceği için kendileri tarafından formüle edilen pratik çözümler geliştirmek amacıyla yürütülen bir ‘Libyalılar arası’ süreç olduğunu teyit etti.

Seçim çerçevesine ilişkin görüşmeler de “6+6” komitesinin kuralları ve danışma komitesinin tavsiyeleri temelinde, mevcut farklılıkların altında yatan garantileri ve siyasi endişeleri anlamaya odaklanarak yürütüldü.

Katılımcı üyeler ise, görüşmelerin genel ilkelerden usul ayrıntılarına doğru ilerlediğini belirttiler. Komisyon Yönetim Kurulu'ndaki boş koltuk krizinin çözülmesinin, gelecekteki seçimlere olan güveni güçlendirmek ve seçimlerin itiraz edilmesini veya kesintiye uğramasını önlemek için temel bir unsur olduğunu vurguladılar.

ert6y
Önceki belediye seçim kampanyasından (Komisyon Yönetim Kurulu)

Turun sonunda üyeler, Berlin Süreci Siyasi Çalışma Grubu'nun büyükelçilerine ve temsilcilerine ana önerilerini sundular. Büyükelçiler ve temsilciler, sürecin mart ayında yeniden başlaması ve uzun vadeli istikrarı sağlayacak ulusal bir vizyon etrafında uzlaşma sağlanmaya devam edilmesi koşuluyla, UNSMIL tarafından kolaylaştırılan yol haritasına destek verdiklerini teyit ettiler.

Yapılandırılmış diyalogun yeni hükümetin seçimi konusunda kararlar alan bir organ olmadığını yineleyen USNMIL, devlet kurumlarını güçlendirmek amacıyla, seçimlere elverişli bir ortam yaratmak ve yönetişim, ekonomi ve güvenlik alanlarındaki en acil sorunları ele almak için pratik önerileri incelemekle ilgilendiğini belirtti. UNSMIL, bunun uzun vadeli çatışmanın nedenlerini ele almak için politika ve yasama önerilerini inceleyerek ve geliştirerek başarılacağının altını çizdi. Ayrıca, yapılandırılmış diyalogun istikrarın önünü açacak ulusal bir vizyon üzerinde uzlaşma sağlamayı amaçlayacağına da dikkati çekti.

Bu gelişme, cumartesi günü Tacura, Sayad ve el-Hashan belediyelerinde ve Tobruk'taki bir oy verme merkezinde, düzenli ve sakin bir atmosferde belediye meclisi seçimleri için oy kullanma işleminin başlamasıyla eş zamanlı gerçekleşti. Komisyon Yönetim Kurulu’nun ana operasyon odası, oy verme sürecinin disiplinli ve organize bir ortamda, önemli bir engel olmadan plana göre ilerlediğini belirtti.

Komisyon, 93 sandık merkezinden oluşan 43 merkezin tamamının açık olduğunu doğruladı. Bu tur, şeffaflığı artırmak ve her türlü sahtekarlık girişimini önlemek amacıyla Tacura belediyesinde elektronik doğrulama teknolojisi (parmak izi) kullanıldı.

u78ı9o
Huri, cumartesi günü belediye seçimlerinde bir oy verme merkezini ziyaret ederken (UNSMIL)

Öte yandan UNSMIL, sorumlu yerel yönetimin kurulmasına katkıda bulunmak için tüm kayıtlı seçmenleri oy kullanmaya çağırırken, misyonun başkan yardımcısı Stephanie Huri, Tacura'daki oy verme merkezlerini ziyaret ederek oy verme sürecini ve elektronik seçmen doğrulama sisteminin kullanımını yerinde gözlemledi.

Bu seçimler, oy vermeyi geciktiren bazı teknik ve hukuki engellerin aşılmasının ardından, Komisyonun ülke çapında belediye meclislerini seçme planını çerçevesinde gerçekleşirken söz konusu plan, son iki yılda uygulanan ve nihai sonuçların kabul edilmesi ve seçilmiş meclislerin oluşturulmasıyla sonuçlanan önceki aşamaların başarısının bir uzantısı olarak değerlendiriliyor.


Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
TT

Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, örgütün idari kurumları üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmaya çalışıyor. Bu yüzden söz konusu kurumlara, eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah'ın liderliği döneminde marjinalleştirilen yakın arkadaşları ve din adamı olmayan politikacıları getirdi.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklara göre yapılan en önemli değişiklikler arasında, eski bakan ve milletvekili Muhammed Fneyş’in Hizbullah’ın ‘hükümeti’ olarak kabul edilen yürütme organının başına geçmesi, milletvekili ve parlamento grubu başkanı Muhammed Raad'ın ise genel sekreter yardımcılığına atanmasının bekleniyor.

Kaynaklar, Kasım'ın, daha önce partinin yürütme organının sorumluluğunda olan ayrıntılara girmeden liderliği elinde tutan genel sekreterlik ile örgütün tüm kurumlarını birbirine bağlayarak Hizbullah’ı kontrol etmeye çalıştığına işaret etti.

Öte yandan, Başbakan Nevaf Selam, çok sayıda kişinin İsrail'in tekrarlanan saldırılarının ardından halen yeniden inşa edilmesini beklediği güney bölgesine tarihi bir ziyaret başlattı. Başbakan Selam'ın, Hizbullah tarafından kendisine karşı başlatılan ihanet kampanyasına rağmen tüm köylerde sıcak bir şekilde karşılanması dikkati çekti.