İsrail, Lahey'deki duruşmasını önlemek için uluslararası kampanyasını yoğunlaştırıyor

Şikayette İsrailli yetkililerin açıklamaları, Gazze Şeridi'ne ve Tel Aviv'in yurtdışında büyükelçilik kurmasına yönelik tehditler yer alıyor

Refah'ta yıkılan bir evin enkazının üzerinde duran Filistinli bir çocuk (Reuters)
Refah'ta yıkılan bir evin enkazının üzerinde duran Filistinli bir çocuk (Reuters)
TT

İsrail, Lahey'deki duruşmasını önlemek için uluslararası kampanyasını yoğunlaştırıyor

Refah'ta yıkılan bir evin enkazının üzerinde duran Filistinli bir çocuk (Reuters)
Refah'ta yıkılan bir evin enkazının üzerinde duran Filistinli bir çocuk (Reuters)

İsrail, ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken'in gelişini beklerken Hamas'ın rehine dosyasını taşımak için aralıksız çaba gösterirken dışişleri bakanlığı ve hukuk uzmanları ise İsrail'e yönelik suçlamaları engellemek amacıyla, Güney Afrika'nın Tel Aviv'e karşı sunduğu, onu Gazze halkına karşı savaş suçları ve soykırım işlemekle suçlayan şikayeti incelemek üzere Lahey'deki ilk Uluslararası Adalet Divanı oturumu tarihi olan Perşembe gününe kadar uluslararası çabaları yoğunlaştırıyor. 

İsrail, İsrailli ve uluslararası hukuk uzmanlarının da eşliğiyle dünya çapındaki büyükelçilikleri ve konsoloslukları aracılığıyla, uluslararası toplumu 7 Ekim'in ardından patlak veren Gazze savaşında kendi tarafına çekmeyi amaçlıyor. 

Güney Afrika'nın başlattığı girişimi Filistinlilerle koordineli olarak kendisine yönelik bir komplo olarak değerlendiren İsrail, uluslararası mahkemeye katılmayı başından beri reddetmiş olsa da meşru müdafaasının bir listesini Filistinlilere yönelik bir kınama ve saldırı olarak yapmaya çalıştı. 

Tel Aviv; herhangi bir ülkenin şikayeti desteklemesini veya Güney Afrika ile birlikte İsrail'i kınayacak bir dava başlatmasını engellemeye yönelik uluslararası kampanyasında, 7 Ekim olaylarını devleti ortadan kaldırmaya, güneydeki kasabalarda ve Gazze Şeridi'nde yaşayanlara karşı toplu katliam gerçekleştirmeye yönelik dikkatle ayrıntılı bir plan olarak değerlendirdi.

Göç ettirme ve Gazze'nin haritadan silinmesi

İsrailli yetkililerin açıklamalarını ve Gazze ve sakinlerine yönelik tehditlerini içeren dava, sağcı İsrailli bakanların Gazze'deki Filistinlileri göç ettirme, Gazze'nin haritadan silme ve Gazze'yi yerleşime uygun olmayan bir çöl haline getirecek şekilde tüm alanlarını düzleştirme yönünde sunduğu çeşitli planları ele alıyor.

Davada ayrıca Gazze'nin işgali ve yerleşim birimleri kurulmasının yanı sıra insani yardım girişinin engellenmesi, halkın Hamas'a baskı yapmak ve İsrail'in şartlarını kabul etmek için bir kalkan olarak kullanılmasına yönelik planlar da yer alıyor.

İsrail ise Güney Afrika'nın şikayetinde yer alan her şeyin yetkililerin beyanlarına bağlı olduğuna, yürüttüğü operasyonların ise kendisini savunmak ve onu yok etme planına karşı koymak için gerekli ve önemli adımlar olduğuna ikna etmeye çalışıyor.

"Atılan adımların masum insanlara zarar gelmesini önleme amacıyla atıldığı, Gazze Şeridi'ne düzenli olarak insani yardım götürüldüğü, yalnızca Hamas'a karşı çıkıldığı" öne sürülüyor. 

Davada çok sayıda bakan ve yetkilinin adı geçiyor. Bunlar arasında, bir röportajında Gazze Şeridi'ne atom bombası atılması olasılığına değinen aşırı sağcı Miras Bakanı Eliyahu'nun, Tarım ve Kırsal Kalkınma Bakanı Avi Dichter ve Knesset üyesi Ariel Kallner'ın Nekbe'nin tekrarlanabileceği yönündeki açıklamaları yer alıyor. 

Knesset Başkan Yardımcısı ve Dışişleri ve Güvenlik Komitesi üyesi Nissim Vaturi'nin İsrail'in soykırım yapma niyetini gösteren açıklamalarına da atıfta bulunuluyor.

Vaturi, 7 Ekim'den sonra "X" platformunda "Artık hepimizin ortak bir amacı var, o da Gazze Şeridi'ni yeryüzünden silmek" vurgusunda bulunmuştu.

Tally Gotliv, Avigdor Liberman ve Galit Distel Atbaryan'ın ifadelerine de değiniliyor.

Gotliv, "Topraklarınız yansın! Evet evet Gazze'nin yok olmasını, ateşe verilmesini dilemek benim için güzel bir şey" vurgusunda bulunurken Atbaryan ise "Enerjinizi Gazze'nin tamamını yeryüzünden silecek tek bir şeye yatırın. Bırakın Gazze'deki canavarlar güneydeki çitlerden Mısır'a kaçsınlar veya ölsünler. Gazze'nin yok edilmesi gerekiyor" ifadelerini kullanmıştı.

Liberman, Gazze'de hiçbir masum insanın olmadığını iddia etmişti. 

Güney Afrika'nın açtığı davada, subay ve askerlerin ifadelerine de değiniliyor.

Örneğin yazar ve yedek görevli Ezra Yachin'in X platformunda yayınladığı bir videoda kullandığı "Mümkün olduğunca yok edin. Onlardan hiçbir iz bırakmayın. Ne kendileri, ne anneleri, ne de çocuklarının izi kalmasın. Bu hayvanların yaşamasına izin vermek yasak" ifadelerine yer veriliyor.

Güney Afrika, Ulusal Güvenlik Konseyi eski başkanı ve yedek Tümgeneral Giora Eiland'ın Gazze'nin yeniden inşası ve Gazze'ye yardım aktarılmasına karşı yaptığı açıklamalara işaret ederek İsrail'in soykırım yapma niyetini gösterdi.

Medyada yer alan "İsrail toplumundaki soykırım söylemine" kısa bir alt bölümün ayrıldığı davada, "Gazze'yi yok etme ve orada tek bir kişiyi dahi bırakmama" yönünde çağrıda bulunan şarkıcı Eyal Golan ve şarkıcı Kobi Peretz'den de bahsediliyor.

Birim 8200'de görev yapan ve radikal görüşleriyle tanınan İran doğumlu İsrailli yorumcu Eliyahu Yossian'ın "Gazze'de nüfus yok, 2,5 milyon terörist var" ifadelerine de değiniliyor.

İsrail, kendisini savunmak için uluslararası hukuk ve savaş hukuku konusunda uzman avukatların eşlik ettiği büyükelçilik ve konsolosluklara, ayrıca kendisine yöneltilen suçlamalarda savunma listesinde yer alan unsurlara güveniyor.

Dışişleri Bakanlığı, İsrail'in Hamas'ın ve onu yok etmek isteyen çeşitli düşmanlarının kurbanı olarak nasıl tanıtılacağı konusunda büyükelçiliklere özel talimatlar yayımladı.

Ev sahibi ülkelerdeki diplomatlara ve politikacılara, Güney Afrika'nın açtığı davaya karşı Uluslararası Adalet Divanı önünde açıklamalarda bulunmaları için baskı yapıldı. 

Büyükelçiliklerin talimatları arasında mahkeme duruşması öncesi İsrail diplomatik eylem planı da yer alıyor.

Bu kapsamda İsrail'in Gazze'deki askeri harekatını askıya alması yönünde bir tedbir kararı çıkarmaması için mahkemeye uluslararası baskı uygulanması öngörülüyor. 

Öz himaye

İsrail, Lahey'de bölgesel anlaşmazlıklar, deniz hukuku ve insan hakları da dahil olmak üzere uluslararası hukuk alanında dünyanın önde gelen uzmanlarından biri olarak kabul edilen İngiliz uluslararası hukuk uzmanı Profesör Malcolm Shaw tarafından temsil edilecek.

Shaw'un İsrail ile yakın bağları olduğu, İsrail'i yılda bir kez ziyaret ederek Kudüs İbrani Üniversitesi'nde uluslararası hukuk alanında özel bir ders verdiği biliniyor.

Haaretz gazetesinin davanın gidişatını bilen hukuk uzmanlarından aktardığı üzere, Lahey'deki mahkeme duruşmalarının ilk aşamasında Shaw, İsrail'e Gazze'deki çatışmayı durdurma emri veren geçici bir tedbir kararı çıkarmaya çalışacak.

Yargıçlar böyle bir karar verdiği taktirde teorik olarak bunu uygulayabilecek organ, yaptırımlar yoluyla Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi. Ancak Konsey'de veto yetkisi bulunan ABD'nin böyle bir gelişmeyi engellemesi bekleniyor. 

Haaretz, böylesi geçici bir emrin İsrail'in Gazze'de soykırım yaptığı iddiasını pekiştireceğini, bunun siyasi izolasyona ve boykota, İsrail şirketlerine yaptırım uygulanmasına, uluslararası alanda ek yaptırımlara neden olacağını öngörüyor. 

İbrani Üniversitesi'nde uluslararası hukuk uzmanı Tamer Mecidu'nun aktardığına göre Shaw, Lahey Mahkemesi'ni İsrail'in savaş eylemlerinin soykırım yapma niyetiyle tutarlı olmadığına ikna etmek zorunda kalacak.

Örneğin İsrail'in kendisini savunmak amacıyla hareket ettiğini, tedbirlerinin uluslararası savaş hukukuna uygun olduğunu, bunlardan sapmaları araştırdığını iddia etmesi bekleniyor.

Mecidu, "Shaw, üst düzey İsrailli yetkililerin 'Gazze yok edilmeli', 'Gazze'de hiç masum insan yok', 'Gazze yerle bir edilmeli' gibi açıklamalarının İsrail'in gerçek politikasıyla hiçbir ilgisi olmadığını göstermek zorunda kalacak" ifadelerine başvuruyor. 

Askeri savcı Yifat Yerushalmi, geçen hafta, aralarında Genelkurmay Başkanı Herzi Halevi'nin de bulunduğu İsrail ordusundaki üst düzey yetkilileri, mahkemenin İsrail'in Gazze Şeridi'ndeki ateşi kesmesi yönünde bir karar vermesi yönünde gerçek bir tehlike olduğu konusunda uyarmıştı. 

Yerushalmi, İsrail'in Soykırıma Karşı Sözleşme'yi imzalayan taraflardan biri olması nedeniyle bu mahkemenin kararlarına bağlı olduğunu doğruladı.

Eyaletler arasındaki hukuki anlaşmazlıklarla ilgilenen Lahey Adalet Divanı, dilekçeyi dinleme yetkisini bu sözleşmeden alıyor.

Independent Arabia - Independent Türkçe



Etiyopya’da ‘Ulusal Diyalog’ gündemi üzerinde anlaşmaya varıldı... Peki, bu gerçeğe dönüşecek mi?

Etiyopya’daki Ulusal Diyalog katılımcıları (Etiyopya Haber Ajansı)
Etiyopya’daki Ulusal Diyalog katılımcıları (Etiyopya Haber Ajansı)
TT

Etiyopya’da ‘Ulusal Diyalog’ gündemi üzerinde anlaşmaya varıldı... Peki, bu gerçeğe dönüşecek mi?

Etiyopya’daki Ulusal Diyalog katılımcıları (Etiyopya Haber Ajansı)
Etiyopya’daki Ulusal Diyalog katılımcıları (Etiyopya Haber Ajansı)

Ulusal Diyalog sürecinin başlatılmasından yaklaşık bir ay sonra Etiyopya, çok sayıda talebin dile getirildiği Tigray ve Amhara bölgelerindeki muhalefetin yokluğuna rağmen, sürecin sekiz ana başlığı üzerinde uzlaşı sağlandığını açıkladı.

Etiyopyalı bir milletvekili, “Bu uzlaşı, Etiyopya’da büyük bir dönüşümün önünü açacak ve sahada somut sonuçlara dönüşecek” değerlendirmesinde bulunurken, bir Afrika meseleleri uzmanı ise sürecin “yalnızca kâğıt üzerinde kalan sonuçlara dönüşmesi ve silahlı çatışmaların yeniden başlamasını engelleyememesi” ihtimaline dikkat çekti.

Ulusal Diyalog, Etiyopya hükümeti tarafından 2021 yılında başlatılan ve ulusal bir komisyon tarafından yürütülen bir süreç olarak öne çıkıyor. Çatışmaların kök nedenlerini ele almak, özellikle savaş ve istikrarsızlıkların yaşandığı Amhara ve Tigray bölgelerinde kalıcı barış ve uzlaşmayı güçlendirmek amacıyla oluşturulan komisyon, Şubat 2022’de 11 üyeyle göreve başladı. Ancak söz konusu iki bölge, ulusal diyaloğun hazırlık oturumunda temsil edilmedi.

Etiyopya Ulusal Diyalog Komisyonu dün yaptığı açıklamada, ‘katılımcıların diyalog gündeminde yer alan sekiz tematik başlığın tamamında uzlaşıya varmasıyla önemli bir aşamanın tamamlandığını’ duyurdu.

Komisyon iki gün önce yaptığı açıklamada ise katılımcıların dört ana başlıkta uzlaşı sağladığını bildirmişti. Bunlar barışın inşası, dini meseleler, yolsuzlukla mücadele ve iyi yönetişim ile hükümet yapısı ve siyasi sistem olarak sıralanmıştı.

Komisyona göre katılımcılar kalan başlıklarda da anlaşmaya vardı. Şarku’l Avsat’ın Etiyopya Haber Ajansı’ndan aktardığına göre bunlar ulus inşası, federal kentlerin statüsü ve yönetimi, kurumların inşası, hukukun üstünlüğü ve insan hakları ile çiftçi ve çobanları etkileyen sosyal ve ekonomik meselelerden oluşuyor.

Etiyopya’daki Ulusal Diyalog oturumlarından bir kare (Etiyopya Haber Ajansı)
Etiyopya’daki Ulusal Diyalog oturumlarından bir kare (Etiyopya Haber Ajansı)

Ulusal Diyalog, Etiyopya toplumunun farklı kesimlerinden temsilcileri bir araya getiren çalışma grupları aracılığıyla yürütülüyor. Bu gruplarda, ‘geniş kapsamlı ulusal uzlaşıya ihtiyaç duyduğu’ belirlenen konular ele alınıyor.

Diyalog başlıkları, komisyonun daha önce yaptığı açıklamalara göre, 2021 yılında çalışmalarına başlamasından bu yana ülke genelindeki bin 200’den fazla idari bölgede gerçekleştirilen kapsamlı istişarelerin ardından belirlendi. Bu istişarelere siyasi partiler, sivil toplum kuruluşları, akademik kurumlar, dini liderler ve geleneksel toplum temsilcilerinin yanı sıra kadınlar, gençler ve toplumun farklı kesimlerinden temsilciler katıldı.

Etiyopyalı milletvekili Muhammed Nur Ahmed, “Ulusal Diyalog gündeminin başlıkları üzerinde uzlaşı sağlanması olumlu bir gelişme ve Etiyopyalıların karşı karşıya olduğu sorunların ele alınmasında beklenen sonuçları doğuracak” dedi. Ahmed, Addis Ababa’nın bu süreçte ‘kısmi değil, kapsamlı bir başarı’ elde etmesini beklediğini söyledi.

Afrika meseleleri uzmanı Salih İshak İsa ise diyaloğun ilkeler konusunda anlaşmaya varabileceğini, ancak bunların hayata geçirilmesi için yasal düzenlemeler, kurumsal reformlar ve güvenlik alanında yeni düzenlemeler gerektiğini belirtti. İsa, söz konusu adımların merkezi hükümet, bölgeler ve farklı siyasi güçlerin çıkarlarıyla çatışabileceğine dikkat çekti.

İsa, “Diyalog Komisyonu da tavsiyelerin ve sonuçların uygulanmasını sonraki temel aşama olarak belirledi. Bu da uzlaşıya ulaşmanın sürecin sonu olmadığı anlamına geliyor” ifadelerini kullandı.

İsa, “En önemli engellerin başında güvenlik sorunu geliyor. Özellikle Amhara ve Oromiya’da hâlâ etkin silahlı gruplar ve devam eden yerel çatışmalar bulunuyor. Tigray ile bağlantılı bazı meseleler de tamamen çözüme kavuşturulmuş değil” dedi. Şiddetin devam etmesinin herhangi bir anlaşmanın uygulanmasını daha da zorlaştıracağını belirten İsa, yetkililerin siyasi reformların yerine güvenlik düzenlemelerine öncelik verebileceğini vurguladı.

Amhara’daki Fano Hareketi ile Tigray Halk Kurtuluş Cephesi (TPLF) daha önce birçok kez, Addis Ababa yönetiminin yürüttüğü ulusal diyaloğa katılmayı reddettiklerini açıklamıştı. Her iki yapı da süreci ‘iktidar partisinin çıkarlarına hizmet eden göstermelik bir süreç’ olarak nitelendirmişti.

Kuzeydeki Tigray bölgesi, geçtiğimiz temmuz ayında iktidardaki Refah Partisi’nin büyük farkla kazandığı yedinci genel seçimlerin dışında bırakılmıştı. Bu karar, bölgesel yönetim ile başkent Addis Ababa’daki federal yönetim arasındaki gerilimin devam ettiği bir dönemde alınmıştı.

Yaklaşık 20 milyon kişinin yaşadığı Amhara bölgesinde ise Fano Hareketi seçim sürecini sekteye uğratmakla tehdit etmişti. Seçim Kurulu, o dönemde toplam 137 seçim bölgesinden yalnızca 8’inde oylamayı iptal etmişti.

Etiyopya’daki Ulusal Diyalog oturumlarından bir kare (Etiyopya Haber Ajansı)
Etiyopya’daki Ulusal Diyalog oturumlarından bir kare (Etiyopya Haber Ajansı)

Katılım eksikliğinin yarattığı tartışmaya ilişkin değerlendirmede bulunan Ahmed, katılmayan tarafların yokluğunun ulusal diyalogun sonuçlarını etkilemeyeceğini söyledi. Ahmed, “Tigray ve Amhara bölgelerinden temsilciler diyaloga katılıyor. Bazı tarafların bulunmaması, sürecin bütünüyle başarısız olduğu anlamına gelmez” dedi.

İshak ise Tigray ve Amhara’daki etkili siyasi güçlerin sürece katılmamasının, bölgelerden sivil toplum temsilcileri ve diğer isimlerin yer almasına rağmen ulusal diyalogun temsiliyeti açısından önemli bir zayıflık olmaya devam ettiğini belirtti. İshak, “Mesele yalnızca katılımcıların sayısıyla ilgili değil. Siyasi ve toplumsal nüfuza sahip ya da sahadaki güvenlik durumunu etkileyebilecek kapasitedeki aktörlerin sürece dahil olması gerekiyor” diye konuştu.

İshak, bunun, gündemdeki birçok başlığın Etiyopya’daki çatışmaların temel nedenleriyle doğrudan bağlantılı olması nedeniyle daha da önem kazandığını belirterek, devletin yapısı ve federal sistem, iktidarın paylaşımı, kimlik, topraklar ile merkezi hükümet ve bölgeler arasındaki ilişkilerin bu konuların başında geldiğini ifade etti.

İshak, Tigray ve Amhara’daki en etkili güçlerin bu uzlaşıların oluşturulmasına katkıda bulunduklarını düşünmemeleri halinde, ortaya çıkan sonuçları kendileri açısından bağlayıcı görmeyebileceklerini söyledi. Bunun da söz konusu sonuçların sürdürülebilir bir ulusal uzlaşmaya dönüşme ihtimalini azaltacağını belirtti.

İshak, “En büyük risk, muhalefetin yokluğunda diyalogun, uygulama konusunda gerçek bir uzlaşı sağlanmaksızın yalnızca kâğıt üzerinde siyasi bir mutabakata dönüşmesidir” değerlendirmesinde bulundu.


Libya’daki güvenlik sorunları ABD girişimini hızlandırır mı, yoksa engeller mi?

Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin Libya krizindeki gelişmeleri görüşmek üzere yaptığı son oturumdan (BM Güvenlik Konseyi)
Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin Libya krizindeki gelişmeleri görüşmek üzere yaptığı son oturumdan (BM Güvenlik Konseyi)
TT

Libya’daki güvenlik sorunları ABD girişimini hızlandırır mı, yoksa engeller mi?

Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin Libya krizindeki gelişmeleri görüşmek üzere yaptığı son oturumdan (BM Güvenlik Konseyi)
Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin Libya krizindeki gelişmeleri görüşmek üzere yaptığı son oturumdan (BM Güvenlik Konseyi)

Libya’da bölünmüş ülkeyi birleştirmeye yönelik ‘ABD girişiminin’ akıbeti, batıdaki Zaviye kentinde yaşanan güvenlik sorunları ve doğudaki Bingazi’de üst düzey bir güvenlik yetkilisinin öldürülmesinin ardından yeniden gündeme geldi.

Zaviye’de silahlı gruplar arasında çıkan çatışmalar nedeniyle kanlı olaylar yaşanmıştı. Çatışmalarda, kentteki petrol rafinerisini hedef almak üzere insansız hava araçları (İHA) da kullanılmıştı. Öte yandan Libya Ulusal Ordusu’nun (LUO) Askeri İstihbarat Müdürü Tümgeneral Fevzi el-Mansuri, Bingazi’de aracına düzenlenen bombalı saldırı sonucu hayatını kaybetmişti.

 ABD Başkanı’nın Afrika ve Ortadoğu işlerinden sorumlu kıdemli danışmanı Massad Boulos (AFP)
ABD Başkanı’nın Afrika ve Ortadoğu işlerinden sorumlu kıdemli danışmanı Massad Boulos (AFP)

Soru şu: Sahadaki bu gelişmeler, ABD Başkanı’nın Afrika ve Ortadoğu işlerinden sorumlu kıdemli danışmanı Massad Boulos’un öncülük ettiği ‘ABD girişimini’ sekteye uğratıp başarısızlığa mı sürükleyecek? Yoksa giderek tırmanan güvenlik kaosunu kontrol altına almak için ‘tek çözüm’ olarak görülen girişimin hızlandırılmasına ve hayata geçirilmesine mi yol açacak?

Libyalı siyasi analist Hüsameddin el-Abdali’ye göre, ülkenin doğusu ve batısında eş zamanlı olarak tırmanan şiddet, girişimi engellemeye çalışan iç ve dış aktörlerin çabalarını yansıtıyor. Bunun nedeni, ya ABD’nin girişimin hamisi olarak oynadığı role duyulan güvensizlik ya da girişimin kabul edilmesi halinde bu aktörlerin ülkedeki çıkarlarını koruyacak güvencelerin bulunmaması.

Abdali, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, girişimin dayandığı iki gücün nüfuz bölgelerinde yaşanan güvenlik ihlallerinin, bu aktörleri söz konusu sorunlarla ilgilenmeye zorlayacağını ve dolayısıyla girişimin onaylanmasının geçici olarak ertelenmesine yol açacağını söyledi. Söz konusu iki güç, Mareşal Halife Hafter liderliğindeki LUO ile Abdulhamid Dibeybe başkanlığındaki Ulusal Birlik Hükümeti (UBH).

Abdali, değerlendirmesini UBH Savunma Bakanlığının açıklamasına dayandırıyor. Bakanlık, Zaviye’deki tesislerin hedef alınmasını ‘dış güçler tarafından desteklenen sistematik bir düşmanca eylem’ olarak nitelendirmişti.

Boulos ise Libya’daki bölünmüşlüğü sona erdirmeyi hedeflediğini belirtiyor. Girişim, ‘seçimlere götürecek birleşik bir yürütme otoritesi oluşturulmasını’ öngörüyor. Siyasi çevrelerde dolaşan bilgilere göre öneri, Dibeybe’nin başbakanlık görevini sürdürmesini, LUO Genel Komutan Yardımcısı Saddam Hafter’in ise Başkanlık Konseyi Başkanlığı görevini üstlenmesini öngörüyor.

Libya Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid Dibeybe (UBH)
Libya Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid Dibeybe (UBH)

Abdali, Zaviye’deki silahlı grupların amacının ‘Dibeybe ve hükümetini kademeli olarak zayıflatmaya devam etmek ve hükümetin meşruiyetini ortadan kaldırmak’ olduğunu düşünüyor. Bunun da girişimdeki temel aktörlerden birinin devre dışı bırakılması anlamına geleceğine dikkat çeken Abdali, yakıt ve elektrik krizinin devam etmesi, dolar kurunun yükselmesi ve özellikle bu olaylarla eş zamanlı olarak Merkez Bankası Başkanı’nın istifa etmesinin ardından halkın UBH’ye yönelik öfkesinin arttığını belirtti.

Libya, yıllardır iki hükümet arasındaki bölünmüşlüğü yaşıyor. Bunlardan ilki UBH olurken, diğeri ise parlamentonun görevlendirdiği ve Usame Hammad’ın başkanlığını yaptığı, ülkenin doğusu ile güneyin bazı bölgelerini yöneten ve LUO’nun desteğini alan hükümet.

Buna karşılık Libya Güvenlik Araştırmaları Merkezi Direktörü Eşref Abdullah, eş zamanlı yaşanmış olsalar da ‘farklı olaylar arasında fiili bir bağlantı bulunmadığını’ savunuyor. Abdullah, gelişmelerin ‘ülkede güvenliği sağlayacak birleşik bir hükümet ile birleşik askeri kurumların oluşturulması açısından ideal çözüm’ olarak görülen ABD girişiminin hızlandırılmasına yol açmasını bekliyor.

Abdullah, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Zaviye’deki gerilimlerin ‘silahlı grupların kaçakçılıktan elde edilen gelirler üzerindeki rekabeti nedeniyle’ artık olağan hale geldiğini belirtti. Son iki yılda 23 silahlı çatışmanın kayda geçtiğini ifade eden Abdullah, bu kez tehlikeli gelişmenin İHA’ların çatışma sahasına dahil olması ve enerji ile elektrik tesislerini hedef almak üzere kullanılması olduğunu söyledi.

Abdullah, Boulos’un, ‘mevcut karışıklıkların, girişiminden dışlanmayı reddeden tarafların verdiği mesajlar olduğu, seçtiği aktörlerin yeterli olmadığı ve bu nedenle girişimi değiştirmesi ya da müzakerelerin tamamını ertelemesi gerektiği’ yönündeki mesajlara itibar etmesini beklemediğini belirtti.

Boulos ise daha önce Zaviye ve Bingazi’deki şiddet olaylarından duyduğu endişeyi dile getirerek, tekrarlanan bu saldırıların, halka güvenlik ve koruma sağlayabilecek birleşik ve profesyonel askeri kurumlara duyulan ihtiyacı bir kez daha ortaya koyduğunu ifade etmişti.

LUO Genel Komutan Yardımcısı Saddam Hafter (AFP)
LUO Genel Komutan Yardımcısı Saddam Hafter (AFP)

Libyalı siyasi aktivist Hüsam el-Kamati ise girişime ilişkin görüşmelerin kısa süre içinde yeniden başlamasını bekliyor. Kamati, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın son dönemde Trablus ve Bingazi’ye gerçekleştirdiği ziyaretin, Libya’daki tarafların girişime ilişkin tutumlarını harekete geçirme çabası çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini” söyledi. Kamati’ye göre son dönemde yaşanan güvenlik sorunları, ‘girişimin başıboş silahlı grupların faaliyetlerine son vermeyi hedeflediği’ fikrinin öne çıkarılması yoluyla anlaşmanın önünü açacak bir katalizöre dönüşebilir.

Zaviye ve Trablus’ta yaşanan gelişmeler nedeniyle Dibeybe’nin müzakerelerdeki konumunun zayıflayabileceği yönündeki değerlendirmelere katılan Kamati, buna karşın Mansuri gibi üst düzey bir ismin öldürülmesinin daha ağır bir darbe olduğunu belirtti. Kamati, bunun, 10 yılı aşkın süredir öne çıkarılan doğu bölgesindeki istikrar varsayımını sarstığını ifade etti. Ayrıca ‘girişimin hem Trablus hem de Bingazi’de durumun istikrara kavuşmasına dayandığını’ vurguladı.

Libyalı siyasi analist Muhammed Mahfuz ise farklı bir değerlendirme yaptı. Mahfuz, “Girişim, etkin güçler arasında iktidarın paylaşımı ve seçim yasaları konusunda anlaşmazlıkların sürmesi nedeniyle zaten ciddi bir tıkanma sürecinden geçiyor” dedi.

Mahfuz, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Son dönemdeki gerilimler, devleti ekonomi, siyaset ve güvenlik açısından yönetmekte başarısız olan yönetimlere yeniden meşruiyet ve iktidar için bir fırsat verilmesinin mümkün olmadığını savunanların sesini güçlendirdi” ifadesini kullandı. Mahfuz, girişimin ‘mevcut ittifakları, özellikle de ülkenin batısındaki ittifakları zayıflattığını’ belirterek, “Her taraf, hükümetin tutumundan bağımsız olarak kendi çıkarlarının peşine düşmeye başladı. Zira hükümet, kendisine bağlı herhangi bir silahlı oluşum için açık güvenceler olmaksızın müzakereleri tek başına yürütüyor. Bu nedenle herkes kendi başına hareket etmeye başladı. Bunun en açık örneği de Zaviye’de son dönemde yaşanan olaylarda görüldü” değerlendirmesinde bulundu.


Lübnan: Ensar'a düzenlenen şiddetli İsrail saldırılarında 7 ölü ve 3 yaralı olurken, Ali Tahir bölgesi fosfor bombalarıyla vuruldu

Lübnan'ın güneyindeki Nabatiye bölgesinden çekilen fotoğrafta, Ali Tahir bölgesindeki tepeleri hedef alan İsrail hava saldırılarının ardından yükselen duman, (AFP)
Lübnan'ın güneyindeki Nabatiye bölgesinden çekilen fotoğrafta, Ali Tahir bölgesindeki tepeleri hedef alan İsrail hava saldırılarının ardından yükselen duman, (AFP)
TT

Lübnan: Ensar'a düzenlenen şiddetli İsrail saldırılarında 7 ölü ve 3 yaralı olurken, Ali Tahir bölgesi fosfor bombalarıyla vuruldu

Lübnan'ın güneyindeki Nabatiye bölgesinden çekilen fotoğrafta, Ali Tahir bölgesindeki tepeleri hedef alan İsrail hava saldırılarının ardından yükselen duman, (AFP)
Lübnan'ın güneyindeki Nabatiye bölgesinden çekilen fotoğrafta, Ali Tahir bölgesindeki tepeleri hedef alan İsrail hava saldırılarının ardından yükselen duman, (AFP)

İsrail savaş uçakları bugün sabaha karşı Lübnan'ın güneyindeki Ali Tahir tepelerini fosfor bombaları kullanarak hava saldırıları ve topçu atışlarıyla hedef aldı.

Şarku’l Avsat’ın Ulusal Haber Ajansı NNA’dan aktardığına göre, İsrail savaş uçakları sabaha karşı gerilim bölgesinden kilometrelerce uzakta bulunan Nebatiye ilçesindeki Ensar beldesinde bir sivil evi vurdu. Saldırı sonucunda ev tamamen yıkılırken, 7 kişi hayatını kaybetti, 3 kişi de yaralandı.

Olayın ardından ambulanslar ve sivil savunma ekipleri hızla hedef bölgeye sevk edilerek enkaz altında kalanları çıkarma çalışmaları başlatıldı; kurtarma faaliyetleri halen devam ediyor.

İsrail savaş uçakları ayrıca Lübnan’ın güneyindeki Nebatiye el-Fevka beldesinin çevresine saldırı düzenleyerek, eski Sabah Lisesi’nin arkasında bulunan bir evi hedef aldı.

Topçu atışları İklim el-Tuffah bölgesindeki Cebel el-Rafi tepelerini ve Nebatiye bölgesindeki Debşe dağlarını da vurdu.

Öte yandan İsrail ordusu Bint Cubeyl'deki bazı evleri havaya uçururken, güney Lübnan'daki Kinin- Saf el-Hava yolunu da makineli silahlarla hedef alındığı bildirildi.