Arafat’ın Britanya’dan almak istediği Filistin altınlarının hikâyesi nedir? (2-3)

Filistin Kurtuluş Örgütü, Manda hükümetine ait olduğu iddia edilen bazı mali varlıklar nedeniyle İngiliz hükümetini soruşturmaya niyetleniyordu. Londra ise bu varlıkları reddediyor

Filistin Ulusal Yönetimi Başkanı merhum Yaser Arafat, 4 Haziran 1996’da Londra’da (AFP)
Filistin Ulusal Yönetimi Başkanı merhum Yaser Arafat, 4 Haziran 1996’da Londra’da (AFP)
TT

Arafat’ın Britanya’dan almak istediği Filistin altınlarının hikâyesi nedir? (2-3)

Filistin Ulusal Yönetimi Başkanı merhum Yaser Arafat, 4 Haziran 1996’da Londra’da (AFP)
Filistin Ulusal Yönetimi Başkanı merhum Yaser Arafat, 4 Haziran 1996’da Londra’da (AFP)

Önceki bölümde İngiliz raporunda, 1993 yılında Batılı ülkelerin İsrail hükümetine, bilhassa Filistinli mültecilerin geri dönüşüne ilişkin maddeler konusunda Filistin Kurtuluş Örgütü’ne (FKÖ) karşı yükümlülüklerine bağlı kalması için baskı uyguladığından ve Suriye Dışişleri Bakanı Faruk eş-Şara’nın da ABD’li mevkidaşı Warren Christopher’a, kendilerine fırsat verilmesi halinde Filistinli mültecilerin çoğunun vatanlarına dönmeyi ‘reddedebileceklerini’ bildirdiğinden bahsedilmişti.  

Britanya Dışişleri Bakanlığı Yakın Doğu ve Kuzey Afrika Dairesi tarafından hazırlanan bir rapor, Britanyalı üst düzey bir diplomatik heyetin 16-22 Ekim tarihleri arasında Ürdün’ü, İsrail’i ve işgal altındaki Filistin topraklarını ziyaret ettiği belirtiliyor. Britanyalı diplomat, bu ziyareti ‘başarılı’ olarak nitelendiriyor. Belgede Filistinli göçmenlerin geri dönüşü meselesinin Ürdün’deki yetkililerle tartışıldığı da ele alınıyor.

Filistinli mülteciler ve dönüş fikri

Ürdünlü bir yetkilinin ifadesiyle rapor, Ürdünlü yetkililerin “1967’de yerinden edilen ve kamplarda yaşayan çok sayıda kişinin Batı Şeria’ya ve Gazze Şeridi’ne dönmek isteyeceğine dair büyük bir beklentisinin” olmadığına dikkat çekiyor.

Yetkiliye göre yerinden edilmişlerin yüzde 20 ila yüzde 30’u nihayetinde geri dönmek isteyecek, ancak muhtemelen acele etmeyecekler. Bazı Filistinlilerin başlangıçta Batı Şeria’da bir iş kurmak ya da orada bir ev almakla birlikte en azından Batı Şeria’nın ekonomisinin nasıl geliştiğini görene kadar Ürdün’de ikamet etmeyi sürdürecekleri öngörülüyordu.

FOTO: Ürdünlü bir yetkili, Beka Mülteci Kampı’ndaki Filistinli mültecilerin yurtlarına geri dönüş fikrini kabul etmeyeceklerini öngörüyor (İngiliz Arşivi)
 Ürdünlü bir yetkili, Beka Mülteci Kampı’ndaki Filistinli mültecilerin yurtlarına geri dönüş fikrini kabul etmeyeceklerini öngörüyor (İngiliz Arşivi)

Raporda ayrıca şu ifadeler yer alıyor:

“Ürdünlü yetkililer; İsrail’i, işgal edilmiş toprakları ve Ürdün’ü içine alan bir serbest ticaret bölgesi inşa edilmesi konusunda Filistinlilerle kâğıt üzerinde pazarlık yaptı. Ürdünlüler, bundan memnundu. Ancak ben, daha sonra Ebu Ala’nın, çok şey verip karşılığında az şey aldığını düşünen Arafat tarafından bu konuda eleştirildiğini öğrendim. Konuştuğum İsrailliler, Batı Şeria’dan gelen tarım ürünlerinin İsrail’e daha düşük gümrük vergileriyle ya da gümrük vergisi olmaksızın girmesine izin verilmesi düşüncesine hazır görünüyor. Ancak endüstriyel ürünler ve kriterlerle ilgili birtakım sorunlar yaşanacaktır ki İsrail, bu konuda Avrupa Komisyonu’nun düştüğü hataya düşmek istemeyecektir.”

Tunus’ta bazı liderlerin emekli edilmesi

Britanya Dışişleri Bakanlığı Yakın Doğu ve Kuzey Afrika Dairesi temsilcisi, Filistin’e ait ve demokratik bölgelere ilişkin olarak diplomatik raporunda şu ifadeleri de kullanıyor:

“İşgal altındaki topraklarda FKÖ’nün Ürdün Büyükelçisi, Hanan Aşravi, Faysal el-Hüseyni ve Haydar Abdüşşafi ile görüştüm. Faysal Hüseyni ile İsrail Emniyet Bakanı arasında Kudüs’e erişime ilişkin görüşmelerde kaydedilen ilerlemenin yanı sıra, Doğu Kudüs’teki Filistinliler için özel bir vergi sistemi ve nihayetinde Filistinli bir belediye başkan yardımcısının yetkisine girebilecek olan Kudüs’te özerkliğe ilişkin başka önlemler hakkında bazı tartışmaların olduğu görülüyor. Görüşüne göre bu tür tartışmalar, gerçekçi, ki buna inanmak gerçekten zor: Arafat, Hüseyni’nin, İsrail’in Kudüs konusundaki ilkeli tutumunu oldukça erken bir aşamada bir oldubittiyle kabul etmesinden endişe etmeyecek mi, merak ediyorum.”

FOTO: Hanan Aşravi, Tunus’taki bazı liderlerin emekliliğe sevk edilip, Senato üyesi yapılmalarını öneriyor (İngiliz Arşivi)
Hanan Aşravi, Tunus’taki bazı liderlerin emekliliğe sevk edilip, Senato üyesi yapılmalarını öneriyor (İngiliz Arşivi)

Rapor şöyle devam ediyor:

“Filistin içinde de bu konuyla ilgili pek çok tartışmanın yapıldığı açık. İşgal altındaki topraklarda gördüğümüz herkes, İlkeler Bildirgesi’nde belirtildiği üzere seçimlerin önümüzdeki temmuz ayında yapılması gerektiği konusunda ısrarcıydı. Lakin Hanan Aşravi özel olarak, Tunus’ta bulunanların hepsinin buna ikna olmadığını söyledi. Bazıları, seçimlerden sonra kendi koltuklarını nasıl koruyacaklarını merak ediyor. Genel olarak ortaya atılan soru ise şuydu: Seçimlerden sonra meşru otorite nereden gelecek? Gerçek Filistinli yöneticiler, FKÖ Yürütme Komitesi’nin seçilmiş veya seçilmemiş üyeleri mi olacak? Hanan Aşravi’nin önerisine göre Tunus’taki bazı eski liderler emekliliğe sevk edilip, Senato üyesi yapılabilir.”

Kuveyt’te ve Dubai’de çalışan Filistinlilerin vergileri

7-8 Aralık’ta Bonn’a yaptığı ziyaret sırasında Arafat, diğerlerinin yanı sıra Arap kardeşlerinden de mali yardım alınması yönündeki çağrısını tekrarladı. Raporda bu konuya ilişkin şu ifadeler yer alıyor:

“Arafat’ın bize daha önce ilettiği talebe binaen Körfez ülkeleriyle, orada tutulan Filistin mal varlıkları meselesini görüştük. Kuveyt ve Suudi Arabistan hükümetleri, ellerinde Filistin’e ait mal varlıklarını olduğunu kabul etmedi. Dubai’de ise konu halen değerlendirme aşamasında. Bu mesele, 20 Aralık’ta yapılacak Körfez Koordinasyon Konseyi zirvesinde değerlendirilebilir.”

FOTO: Arafat, Kuveyt’te ve Dubai’de çalışan Filistinlilerden alınan vergilerin ve Basra Körfezi’ndeki dondurulan fonların iadesini talep ediyor (İngiliz Arşivi)
Arafat, Kuveyt’te ve Dubai’de çalışan Filistinlilerden alınan vergilerin ve Basra Körfezi’ndeki dondurulan fonların iadesini talep ediyor (İngiliz Arşivi)

“Genel olarak Körfez ülkeleri, FKÖ’yü doğrudan finanse etme konusunda tereddütlü. Bununla birlikte işgal edilmiş topraklardaki projelere yardımcı olabilir. Arafat sorarsa, meseleyi talep ettiği şekilde gündeme getirdiğimize dair güvence verebilir ve meseleyi doğrudan takip etmesini önerebiliriz. Basın, bu hafta sonu FKÖ’den, Arafat’ın Britanya’dan Manda döneminden bu yana elinde tuttuğu Filistin altınlarının iadesini talep edeceğini aktardı. Sanırız Filistin Para Fonu ve Kurulu’nu kastediyor. Kurul, hiçbir zaman herhangi bir altın saklamadı.”

Britanya’daki Filistin altınları ve mal varlıkları

“Ağustos 1993’te bir Ürdün gazetesi, FKÖ’nün Manda hükümetine ait olduğu iddia edilen bazı mal varlıkları sebebiyle Britanya hükümetini soruşturmayı planladığını belirtti. Bununla Filistin Para Kurulu’nun (PCB) kastedildiği düşünülüyor. Arafat, Sayın Hogg’un ekim ayında gerçekleştirdiği Tunus ziyaretinde bu meseleyi gündeme getirmedi. Kendisinin Birleşik Krallık ziyareti sırasında da bunu yapmadı.”

Para Koordinasyon Kurulu, 1926 yılında Sömürge İşlerinden Sorumlu Devlet Bakanı’nın gözetiminde, Filistin para biriminin basılması, yönetilmesi ve iade edilmesi amacıyla kuruldu. 1952 yılında Manda yönetiminden kalan mali sorunlar konusunda iki ardıl devlet İsrail ve Ürdün ile yapılan anlaşmaların ardından kapatıldı ve yerini Filistin Para Fonu (PCF) aldı. Bu fonun görevi, Manda döneminde Filistin’e ait herhangi bir para biriminin değerinin iade edilmesiydi ve bu amaçla adım atıldı.  

FOTO: Londra, Britanya’da olduğu iddia edilen Filistin altınlarının ve mal varlıklarının varlığını reddediyor (İngiliz Arşivi)
Londra, Britanya’da olduğu iddia edilen Filistin altınlarının ve mal varlıklarının varlığını reddediyor (İngiliz Arşivi)

Dışişleri Bakanı, Filistin Para Fonu’nun sorumluluğunu üstlendi. Halbuki sürecin yönetimi, Kraliyetin vekillerine düşüyordu. 1986’da Para biriminin yıllık itfa oranları, fonun varlığını anlamsız kılacak seviyenin altına düşünce Filistin Para Fonu feshedildi. Fonun varlığı, yaklaşık 372 bin dolardı; bu, kalan paranın birleşik fona aktarılması için yeterli miktarın biraz fazlasıdır.

Belgeye göre “hukuk danışmanları, 1949’dan 1950’ye kadar olan dönemde Filistin hükümeti adına Filistin Koordinasyon Kurulu tarafından Kraliyet temsilcilerine ödenen paraların bu hükümetin taahhütleriyle ilişkili olduğu değerlendirmesinde bulundu. Bu da FKÖ’nün talebi önünde bir engel teşkil ediyor.”  

Kuveyt: “Filistinlilere teslim edilecek bir para yok”

Britanya Dışişleri Bakanlığı Yakın Doğu ve Kuzey Afrika Dairesi’nin 22 Eylül 1993’te yayınladığı bir başka belgeye göre Dışişleri Bakanı, Arafat’ın Britanya’nın Tunus Büyükelçisi’ne ilettiği noktalarla ilgili tavsiye istedi: “Kuveyt’te ve Dubai’de yaşayan Filistinlilere uygulanan yüzde 5’lik vergilerin geri alınmasında yardımcı olabilir miyiz? Filistinlilerin, özellikle de polisin eğitilmesine yardımcı olabilir miyiz? Arafat’ın Britanya’yı ziyarete davet edilmesi mümkün mü?”

FOTO: Kuveyt, Filistinlilere teslim edilecek bir paranın olmadığını söyledi (İngiliz Arşivi)
Kuveyt, Filistinlilere teslim edilecek bir paranın olmadığını söyledi (İngiliz Arşivi)

Belgeye göre “Kuveytliler, Filistinlilere teslim edilmesi gereken herhangi bir para yok; Körfez Savaşı’na dek yüzde 5 kadar vergi ödediler, ancak o zamandan beri ödeme yapmadılar, dedi. Şu an orada çalışan Filistinlilerin sayısı az. Zannediyoruz ki Arafat, umutlarını Kuveyt’ten ziyade Dubai’ye bağlıyor. Diğer Körfez ülkelerinden de, ev sahibi hükümetlerin FKÖ adına toplanan paraları halen ellerinde bulundurduklarını düşünüyorlarsa benzer uygulamalarda bulunmalarını talep ediyor.”

Belgeye göre Kuveytliler, şu ifadeleri ekliyor:

“Polise eğitim verilmesi ihtimali üzerinde çalışıyoruz. Haziran ayında Filistinliler bu konuda bizimle temasa geçtiler. Biz o zaman bağlayıcı olmayan bir cevap verdik, çünkü eğitimin vakti gelmemişti. Ürdünlüler ve Mısırlılar, zaten Filistinlileri temel polis teknikleri konusunda eğitiyor. Bu yüzden Britanya’nın katkısının üst düzey yönetime, eğitmenlerin eğitimine ve bomba imhası gibi uzmanlık teknolojilerine yönlendirilmesi daha iyi olacaktır. ODA, mevcut eğitim kursları ve bunu yapmanın mümkün olup olmadığı konusunda İçişleri Bakanlığı’yla istişarede bulunuyor.”

Arafat her şeyi elinde tutmaya çalışıyor

Belgelerden biri, İsrail-Filistin ekonomik iş birliğine ilişkin olarak Filistinli ve İsrailli tarafların Paris’te para birimi, bankacılık hizmetleri, ticari ilişkiler ve vergiler meselesini tartıştığına işaret ediyor.

Belgede şu ifadeler kullanılıyor:

“Paris’te para birimi, bankacılık hizmetleri, ticari ilişkiler ve vergi artırımı yetkileri konusunda yapılan görüşmelerin ardından iki taraf, büyük ölçüde anlaşmaya vardı. FKÖ, Avrupalılardan ve ABD’den bu erken dönemde yönetiminin masraflarının karşılanmasına yardım etmelerini istedi. Herkes, yardımlarımızın teknik desteği, ekipmanları ve projeleri kapsayabileceğini, işletme maliyetlerinin ise İsrail’in onlara verdiği parayı, topladıkları vergileri ve belki de İsrail’den ve Körfez ülkelerinden gelen katkıları teslim alan Filistinlilerin sorumluluğunda olması gerektiğini söyleyerek, bu talebi reddetti. Avrupa Komisyonu, işletme maliyetleri konusunda inceleme yapıyor.”

Rapor, ‘endişe verici’ şeklinde nitelediği başka bir noktaya dikkat çekiyor ki o da “Arafat’ın yeni ortaya çıkan Filistin yönetimi üzerindeki kontrolünü sıkılaştıramamasıdır. Son üç ay Tunus’taki FKÖ liderliğinin hem kendi içinde hem de işgal edilmiş topraklardaki Filistinlilerle arasında görevler ve sorumluluklar konusunda devam eden anlaşmazlıklara şahit olundu.”

Belgede belirtildiğine göre Arafat’ın gevşek tutumunun bir sonucu olarak bağışçılar, “yardımları almak ve yönetmek için sorumlu ve şeffaf bir teşkilatın oluşturulması gerektiğinde ısrarcı oldular. Bu doğrultuda Filistin Kalkınma ve İmar İçin Ekonomik Kurul oluşturuldu. Ancak Arafat’ın kurulun gündelik işlerini yerine getirmesine izin verme konusundaki isteksizliği yüzünden çalışmaları halen aksıyor.”

Rapor şu ifadelerle sona eriyor:

“Yardım projeleri, ticaret vb. konular tartışılırken kimi muhatap alacağımızı bilmek için, idari organların ne zaman oluşturulacağını ve belirli bakanlık koltuklarına ne zaman atama yapılacağını sorduk. Çok net bir cevap alamadık. Bazıları, Arafat’ın Eriha’ya gelişinin, onu bir aday göstermeye mecbur bırakacağını umuyor. Ancak görünüşe bakılırsa pek çok şeyi kendi elinde tutmayı sürdüreceğine dair genel bir beklenti söz konusu.”

Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Independet Arabia’dan çevrilmiştir.



Bütçe anlaşmazlığı, Erbil ile Bağdat arasındaki petrol anlaşmalarını tehdit ediyor

Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) topraklarındaki bir petrol sahası (Reuters)
Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) topraklarındaki bir petrol sahası (Reuters)
TT

Bütçe anlaşmazlığı, Erbil ile Bağdat arasındaki petrol anlaşmalarını tehdit ediyor

Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) topraklarındaki bir petrol sahası (Reuters)
Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) topraklarındaki bir petrol sahası (Reuters)

Bağdat ile Erbil arasında Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) topraklarındaki petrol sahalarının yönetimine ilişkin olumlu uzlaşı sinyalleri ortaya çıkarken, kriz bu kez federal bütçe ve karşılıklı mali yükümlülükler başlığında yeniden alevlendi. Gerilim, IKBY Başbakanı Mesrur Barzani’nin, Bağdat’ın Erbil’den her ay 120 milyar Irak dinarı (91 milyon dolar) tutarında sabit bir ödeme talep etmesinin meşruiyetini ve hukuki dayanağını sert ifadelerle sorgulamasının ardından tırmandı. Bu gelişmeye eş zamanlı olarak IKBY Maliye Bakanlığı, federal hükümetin son yedi yılda IKBY’nin bütçe payından yaklaşık 48 trilyon Irak dinarı (36,6 milyar dolar) kesinti yaptığını açıkladı.

Söz konusu gelişmeler, ABD’nin son dönemde yürüttüğü yoğun diplomatik temasların ardından yaşandı. Kürt siyasetçiler, Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın haziran ayı ortasında Erbil’e gerçekleştirdiği ziyarette, IKBY ile Ali ez-Zeydi başkanlığındaki yeni federal hükümet arasında uzun süredir devam eden petrol anlaşmazlığının çözüm ihtimalini ele aldığını belirtti. Kaynaklar, uluslararası çevrelerde Bağdat’taki yeni yönetimin kronik sorunları aşabileceğine yönelik temkinli bir iyimserlik bulunduğunu, ancak doğal kaynakların yönetimini düzenleyecek kalıcı bir federal yasanın yakın vadede çıkarılmasının beklenmediğini ifade etti.

‘Sabit kesinti’ tartışması

120 milyar Irak dinarı tutarındaki ödemeye ilişkin hukuki ihtilafın ayrıntılarını değerlendiren IKBY Maliye Bakanlığı Hukuk Müşaviri Havari Kemal, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Bağdat’ın son uygulamalarının taraflar arasındaki anlaşmazlığı daha da derinleştirdiğini ve hem IKBY hem de Irak genelinde çifte ekonomik krize yol açtığını söyledi. Kemal, Ali ez-Zeydi hükümetine, “Taraflar arasındaki çözümsüz dosyaları yeniden ele alması ve anlaşmazlıkların çözümünde anayasayı temel referans olarak esas alması” çağrısında bulundu.

SGBFG
Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) Başbakanı Mesrur Barzani, 16 Haziran 2026 tarihinde ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’ı ağırladı. (Hükümet Basın Bürosu)

Mesrur Barzani de yerel basına yaptığı açıklamada, “120 milyar Irak dinarının federal hükümete iade edilmesinin hiçbir hukuki dayanağı bulunmadığını” belirterek, “Yasada yer alan hüküm, petrol dışı gelirlerin yarısının federal hükümete devredilmesini öngörüyor. Söz konusu 120 milyar dinar ise önceki Irak hükümetinin kabinesi tarafından alınmış bir kararla belirlenmişti” dedi. Konunun şu anda yeniden değerlendirildiğini ifade eden Barzani, “Irak genelinde, özellikle de IKBY’de yerel gelirlerin artmasını umuyorum. Gelirler arttıkça IKBY’nin katkısı da artacak” diye konuştu.

Kemal ise 2019 tarihli 6 sayılı Federal Mali Yönetim Kanunu’nun 29. maddesinin bu konuda açık olduğunu vurgulayarak, petrol dışı federal gelirlerin (gümrükler, sınır kapıları ve limanlardan elde edilen gelirler gibi) yarısının, fiilen tahsil edilen tutara göre değişken bir oran üzerinden federal hükümete aktarılacağını, bunun sabit ve önceden belirlenmiş 120 milyar Irak dinarı tutarında bir ödeme anlamına gelmediğini söyledi. IKBY’de iki tür gelir bulunduğunu belirten Kemal, “Yerel gelirler tamamen bölge yönetimine aittir. Federal nitelikteki petrol dışı gelirlerin ise bölgede tahsil edilen kısmının yarısı federal hükümete aktarılır” ifadelerini kullandı.

Petrol dışı federal gelirler, gümrükler, limanlar, sınır kapıları ve benzeri, federal yönetimin yetki alanına giren egemenlik gelirlerini kapsarken; gelir vergileri ve belediye gelirleri ise yerel gelirler arasında değerlendiriliyor.

VBFRBGFRT
Mesud Barzani ve Mazlum Abdi, Erbil’de ABD’nin Suriye Özel Temsilci Tom Barrack ile yapılan görüşmeler sırasında (Arşiv – Kürdistan Demokrat Partisi)

Kürt petrol uzmanı Dr. Govend Şirvani, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, söz konusu 120 milyar dinar rakamının kaynağına ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Şirvani, bu tutarın iki yıl önce iki tarafın maliye bakanlıkları arasındaki ön tahminler ve mutabakatlar doğrultusunda belirlendiğini, o dönemde fiilen elde edilen gelirlerin yarısını temsil ettiğini söyledi. Ancak son dönemdeki jeopolitik gerilimlerin bölgedeki ticaret akışını azalttığını ve IKBY ile Irak genelinde gümrük gelirlerinde ciddi düşüş yaşandığını belirten Şirvani, bu nedenle Erbil’in fiilen gerçekleşen gelirlerin yarısını gönderdiğini ifade etti. Buna karşın Bağdat’ın, gerçek gelirlerdeki düşüşü dikkate almadan eski sabit tutarın kesilmesinde ısrar ettiğini aktardı.

Ekonomist Helovan Hasni ise Bağdat’ın sabit mali yükümlülükte ısrar etmesinin son dönemde varılan petrol mutabakatlarını zayıflatabileceği uyarısında bulundu. Mevcut koşullar altında IKBY’nin bu tutarı aylık olarak karşılamasının mümkün olmadığını belirten Hasni, bunun ancak memur maaşları, kamu çalışanlarının gelirleri ve temel hizmetler pahasına sağlanabileceğini ifade etti.

Hasni, Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, “Bağdat’ın bu sabit kesinti ısrarı ikili ilişkileri ciddi şekilde zedeleyecek ve son petrol anlaşmalarını tehlikeye atacak” dedi. Ekonomik bir soru yönelten Hasni, “Eğer bölgesel koşullar düzelir ve IKBY’deki petrol dışı federal gelirler aylık 400 milyar dinar seviyesini aşarsa, Bağdat yine sadece 120 milyar dinarla mı yetinecek, yoksa gelir artışına paralel olarak daha fazlasını mı talep edecek?” ifadelerini kullandı.

Hasni ayrıca, bütçe yasasında yer alan ve fiilen gerçekleşen gelirlerin yarısının devredilmesini öngören düzenlemeye tam uyulmasının her iki taraf için de en adil ve mantıklı çözüm olduğunu vurguladı. Mevcut koşullarda sabit bir rakamın sürdürülmesinin Erbil için sürdürülemez olduğunu belirten Hasni, bunun ancak vatandaşların yaşam giderleri ve temel kamu hizmetlerinden fedakârlık edilerek karşılanabileceği uyarısında bulundu.

‘Gerçek harcama’ tuzağı

Bu bağlamda IKBY Maliye Bakanlığı, net rakamlarla tabloyu ortaya koyarak federal hükümetin son yedi yılda IKBY’nin toplam mali payının yalnızca yüzde 42’sini gönderdiğini açıkladı.

Bakanlığın resmi verilerine göre, egemenlik ve zorunlu harcamalar düşüldükten sonra IKBY’nin hak ettiği bütçe payı 79 trilyon Irak dinarını (yaklaşık 60,3 milyar dolar) aştı. Ancak Bağdat’ın bu tutardan yalnızca 33 trilyon dinarını (yaklaşık 25,2 milyar dolar) gönderdiği ve bu miktarın da yalnızca kamu çalışanlarının maaşları için kullanıldığı belirtildi. Buna karşılık federal hükümetin, IKBY’nin anayasal haklarından 48 trilyon dinardan (36,6 milyar dolar) fazlasını alıkoyduğu ifade edildi. Bakanlık, söz konusu dönemde herhangi bir işletme ya da yatırım harcamasının finanse edilmediğini, ayrıca 2019-2023 yılları arasında gönderilen ödemelerin büyük bölümünün Bağdat tarafından Erbil’in borcu olarak kayda geçirildiğini bildirdi.

SDFBFB
Irak Petrol Bakanlığı (Bakanlığın internet sitesi)

IKBY Maliye Bakanlığı Hukuk Müşaviri Havari Kemal ise bu rakamlara ilişkin Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, “Biz bu kesintilerin anayasal güvence altındaki hakkımız olduğunu talep ediyoruz. Şu anda konu federal hükümetin gündeminde ve anayasal yükümlülüklere ne ölçüde uyacağına bağlı” ifadelerini kullandı.

Yapısal bozukluk

Krizin mali kökenlerine ilişkin olarak, IKBY Basın Enformasyon Dairesi tarafından Şarku’l Avsat’a sağlanan analiz raporunda, son yirmi yılın bütçe kalemleri incelenerek hem IKBY hem de ülke genelindeki mali istikrarı tehdit eden ciddi bir yapısal bozukluğa dikkat çekildi. Raporda, söz konusu sorunun temelinde “egemenlik harcamaları” kalemindeki olağanüstü genişleme ve sabit bütçe tahsisleri yerine ‘fiili harcama’ mekanizmasının getirilmesi olduğu ifade edildi.

‘Fiili harcama’ mekanizmasının, IKBY’nin yasal olarak bütçede belirlenmiş payını doğrudan alamaması anlamına geldiği belirtilen raporda, Erbil’e aktarılan tutarın Bağdat’ın sahada gerçekleştirdiği harcamalara göre değiştiği kaydedildi. Buna göre, Basra’da bir yatırım projesinin durması ya da federal hükümetin idari gerekçelerle harcamalarını azaltması halinde IKBY’nin payının da otomatik olarak düştüğü, bunun da bölgenin anayasal haklarını kağıt üzerinde kalan ve fiilen eriyen rakamlara dönüştürdüğü ifade edildi. Bu durumun özellikle kamu çalışanlarının maaşlarını, Erbil’in kontrolü dışında kalan değişkenlere bağımlı hale getirdiği vurgulandı.

Hükümet raporuna göre, egemenlik harcamalarının şişmesi nedeniyle IKBY yılda 8,7 trilyon Irak dinarı (6,59 milyar dolar) tutarında katkı sağlamak zorunda kalıyor. Ayrıca Irak’ın egemen borçlarının ödenmesinde yüzde 12,67’lik payı gereği yıllık 1,6 trilyon dinar (1,21 milyar dolar) daha ödemekle yükümlü tutuluyor. Buna karşılık IKBY’nin dış kredilerden aldığı payın yalnızca 62,4 milyar dinar (47,2 milyon dolar) olduğu belirtilen raporda, ‘çarpıcı bir mali paradoks’ olarak, bölgenin aldığı her 1 dolarlık krediye karşılık federal hükümetin başka bölgelerde yürüttüğü projelerden kaynaklanan borçlar için 26 dolar ödediği ifade edildi.

Siyasi baskının perde arkası

Kürt siyaset ve ekonomi analisti Dr. Saman Şali ise söz konusu karmaşık dosyanın ‘geçici uzlaşmalarla değil, Erbil ile Bağdat arasında kalıcı ve sağlam mutabakatlarla’ çözülmesi gerektiğini vurguladı. Şali, mevcut anlaşmazlıkların, geçmiş federal hükümetlerin bütçe ve maaş dosyalarını IKBY üzerinde siyasi ve ekonomik baskı aracı olarak kullanmasının bir sonucu olarak biriktiğini ifade etti.

Şarku’l Avsat’a konuşan Şali, Erbil’in geçmişte çalışan maaşları ve operasyonel giderlerini karşılamak için bağımsız petrol ihracatına yöneldiğini hatırlatarak, “Ancak 2023’ten itibaren bölge petrolü ve gelirlerini Bağdat’a teslim etme konusunda tam bir uyum gösterdi; buna rağmen federal hükümet karşı yükümlülüklerini tam olarak yerine getirmedi” dedi.

Yeni Başbakan Ali ez-Zeydi liderliğinde kurulan hükümetle birlikte IKBY bütçe kalemlerine dokunulmayacağı ve maaş kesintilerine gidilmeyeceğine dair olumlu işaretler ve açıklamalar bulunduğunu belirten Şali, buna rağmen 120 milyar dinarlık sabit kesinti kararının derhal gözden geçirilmesi çağrısında bulundu. Şali ayrıca, bu dosyanın karşılıklı inceleme ve denetim mekanizmalarına tabi tutulması gerektiğini, federal gelirlerin gerçek miktarının ve yasal olarak aktarılması gereken yarısının net şekilde belirlenmesinin zorunlu olduğunu ifade etti. Federal hükümete, her yıl sonunda denetlenmiş kesin hesaplarını açıklama çağrısı yapan Şali, böylece gelir ve giderlerde şeffaflığın sağlanabileceğini söyledi. Ayrıca, IKBY’ye yönelik biriken mali kesintilerin yapılandırılarak ödenmesini önererek, iki taraf arasında yirmi yılı aşkın süredir devam eden kaynak krizinin sona erdirilmesi gerektiğini vurguladı.


Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, Şarku’l Avsat’a konuştu: Yolsuzluk yapanlara koruma yok... Silahların toplatılması uygulanacak

(foto altı) Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi dün Bağdat’ta Şarku’l Avsat Genel Yayın Yönetmeni Gassan Şerbil’e verdiği röportaj sırasında
(foto altı) Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi dün Bağdat’ta Şarku’l Avsat Genel Yayın Yönetmeni Gassan Şerbil’e verdiği röportaj sırasında
TT

Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, Şarku’l Avsat’a konuştu: Yolsuzluk yapanlara koruma yok... Silahların toplatılması uygulanacak

(foto altı) Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi dün Bağdat’ta Şarku’l Avsat Genel Yayın Yönetmeni Gassan Şerbil’e verdiği röportaj sırasında
(foto altı) Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi dün Bağdat’ta Şarku’l Avsat Genel Yayın Yönetmeni Gassan Şerbil’e verdiği röportaj sırasında

Hiçbir şey, bir gazeteciyi ziyaret ettiği bir ülkede yaşanan beklenmedik bir gelişmenin heyecanı kadar sevindiremez. Hele söz konusu ülke Irak ise... Uzun süren bir siyasi mücadelenin ardından, eski başbakanlar Nuri el-Maliki ile Muhammed Şiya es-Sudani arasındaki çekişmeden sıyrılarak başbakanlık görevine getirilen Ali ez-Zeydi ile tanışmak için randevu talep etmiştim. Görüşme 28 Haziran için planlanmıştı; dolayısıyla bir gün önceden Bağdat’a ulaşmam doğaldı. Bazen bir tesadüf, bin planlı buluşmadan daha hayırlı olabiliyor.

Ali ez-Zeydi göreve geldiğinde, kendi kendime “Umarım hayatının en büyük hatasını yapmamıştır” diye düşündüm. Mali işler ve iş dünyasında başarılı olduğu, önemli bir servete sahip bulunduğu söyleniyordu. Böylesine başarılı kurumları geride bırakıp, başarı ihtimalinin oldukça düşük, hatta neredeyse yok denecek kadar az olduğu Irak siyasetinin sert atmosferine neden girsin? Daha ilk günden elinde iki büyük ‘bomba’ taşıdığını düşünüyordum: Iraklıların servetini yiyip bitiren yolsuzluk ve ülkeye hem ekonomik hem de uluslararası itibarı ile bölgesel ilişkileri açısından ağır bedeller ödeten silahlı yapıların varlığı.

Yeşil Bölge’de sabah erkenden uyandığımda telefonuma, gece saatlerinde zırhlı birliklerin bölgeyi kapattığını ve giriş çıkışların durdurulduğunu bildiren mesajlar geldi.

İlk anda bunun basit bir yanlış anlaşılmadan ibaret olabileceğini düşündüm. Ancak kısa süre içinde olayın çok daha büyük ve tehlikeli olduğu ortaya çıktı. Yargı kararlarına dayanılarak güvenlik güçleri, bugüne kadar kimsenin evlerine baskın yapmaya cesaret edemeyeceği düşünülen çok sayıda kişinin evine operasyon düzenledi. Saatler içinde etkili isimler, nüfuz sahibi kişiler, milletvekilleri ve valiler birer birer gözaltına alınarak, kamu kaynaklarının nasıl yağmalandığına ilişkin soruşturma kapsamında ifadeye götürüldü. Operasyon yalnızca Bağdat’la sınırlı kalmadı; diğer vilayetlere de yayıldı ve halen devam ediyor.

Ez-Zeydi, görevine maaşı ile tüm ödeneklerinden feragat ederek başladı ve “Bir kravat dahi olsa hiçbir hediye kabul etmeyeceğim” mesajını verdi. Bağdat kulislerinde, kendisini yolsuzluk ağına çekmek için 200 milyon dolar teklif ettiği öne sürülen kişinin bugün soruşturma altında olduğu konuşuluyor.

Yolsuzluk yapan hiç kimsenin korunmayacağını vurgulayan Başbakan, “Yolsuzlukla mücadele kararından da silahların yalnızca devletin elinde toplanması kararından da geri dönüş olmayacak. Bunların tamamı hukukun gücüyle uygulanacak” diyor. Her türlü dayatma ve vesayeti reddeden ez-Zeydi, Irak’ın kaynağı ne olursa olsun hiçbir baskıya boyun eğmeyeceğini belirtiyor. Kendisine, “Parası olan iktidarı ister, iktidarı olan da parayı ister” diye takıldığımda ise mali durumunun son derece iyi olduğunu, gelecek parlamento seçimlerinde aday olmayacağını ve başbakanlık için ikinci bir dönem talep etmeyeceğini söyledi.

frgthyj7
Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi dün Bağdat’ta Şarku’l Avsat Genel Yayın Yönetmeni Gassan Şerbil’e verdiği röportaj sırasında

Odaya girdiğimde gözlerinden, uzun süredir uykusuz olduğu anlaşılıyordu. Nitekim bunu doğrulayarak, Bağdatlıların ‘büyük balıkların yakalandığı gece’ diye nitelendirdiği operasyona bizzat nezaret ettiği için 24 saattir uyumadığını söyledi. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin Bağdat ziyareti, Arap basınına ilk kez konuşan Başbakan’a ayrılan görüşme süresinin kısalmasına neden oldu. Bu nedenle bazı soruları yöneltme fırsatı bulamadım. Röportajın tam metni şöyle:

- Yolsuzlukla mücadele geri dönülmez bir karar mı?

Evet. Bu, geri dönüşü olmayan bir karar; bir tercih değil, zorunluluk. Bugün yolsuzluk, Irak devletinin varlığını tehdit eder hâle gelmiştir. Devlet mekanizmasına hizmet etmek için değil, yağmalamak amacıyla sızmış unsurlar var. Bu anlayışın artık Irak’ta yeri olmayacak. 1980-2003 yılları arasında Irak’ın kaynakları savaşların sürdürülmesi için harcandı. Ardından ambargo dönemi geldi. Dolayısıyla Irak halkı 23 yıl boyunca ülkesinin zenginliklerinden faydalanamadı. 2003’ten bugüne, yani 2026’ya kadar geçen süre de yine 23 yıl. Son dönemde Irak’ın neler yaşadığı herkesin malumu. Bu süreçte, özü yağma ve hırsızlık üzerine kurulu çarpık bir anlayış gelişti. Biz şimdi bu düzeni sona erdirmeye, Irak için yeni bir sayfa açmaya ve o dönemi geride bırakmaya çalışıyoruz.

- Yani yolsuzluk dönemini kapatma kararı aldınız?

Evet. Irak’ta artık yolsuzluğa yer olmayacak. Devlet dışında silah taşıyan hiçbir yapıya da izin verilmeyecek. Bu yılın sonunda, silahlı gücün yalnızca devlet ve güvenlik kurumlarının elinde olacağını tescilleyecek Ulusal Egemenlik Konferansı’nı ilan edeceğiz. Devlet çatısı dışında hiçbir silahlı oluşum kalmayacak ve Irak halkı ülkesinin zenginliklerinden hak ettiği şekilde yararlanacak.

Önümüzde iki yol var. Ya belirli kişilerin çıkarlarını gözetip hem Allah’ın hem de halkın rızasını kaybedeceğiz ya da onları sistemden uzaklaştıracağız. Bugün Maliye Bakanı’na, yolsuzluğa bulaşanlardan Irak’ın parasını geri almak üzere özel bir hesap açması talimatını vereceğiz. Bu kişiler, kamu kaynaklarını iade etmek zorunda. İade etmeyenler hakkında ise farklı bir yol izleyeceğiz. Yolsuzluk gelirlerini geri ödeyenlerle hukuki uzlaşma yoluna gideceğiz; Irak halkının haklarını da yasa çerçevesinde koruyacağız. Tüm işlemler gizlilik içinde yürütülecek. Bu göreve yalnızca Allah rızası için niyet ettim. Irak’a karşı omuzlarımızda bir borç taşıyoruz.

- Sözünü ettiğiniz borç nedir?

Irak bize sahip olduğumuz tüm imkânları sundu. Irak olmasaydı bugün bulunduğumuz konumda olabilir miydik? Artık bu borcu ödeme zamanı geldi. Bu nedenle maaş almayacağımı, kravat dahi olsa hiçbir hediye kabul etmeyeceğimi ve kamu malına el sürmeyeceğimi açıkladım. Eğer bunun aksini yaparsam hak ettiğim karşılığı görmeyi dilerim. Bu sözü kendime, ileride değişme ihtimalini ortadan kaldırmak için verdim. Bizim en büyük hedefimiz Allah’ın rızasını kazanmak ve Irak halkının mutluluğunu sağlamaktır.

- Bedeli ne olursa olsun yolsuzlukla mücadeleyi sürdürecek misiniz?

Ben ölümü Allah’a kavuşmak olarak görüyorum. Irak için verebileceğimiz en küçük bedel de budur. Ayrıca ikinci dönem için aday olmayacağımızı ve siyasi parti kurmayacağımızı da ilan ettik. Ancak en büyük arzum, tüm dünyanın Irak’ı gerçek liderler yetiştiren bir ülke olarak görmesidir. Iraklıların bu köklü ülkeyi yönetebilecek kapasiteye sahip olduğunu göstermek istiyoruz. Ülke dışından, ne doğudan ne de batıdan gelecek hiçbir dayatmaya izin vermeyeceğim. Irak’ın kararı, Irak halkının ve parlamentonun kararıdır; hükümetin görevi de bu kararı uygulamaktır.

- O halde sizin sloganınız ‘Önce Irak’, büyük ya da bölgesel güçler değil?

Kesinlikle. Bizim için her şeyden önce Irak gelir. Irak’ın çıkarlarının önüne hiçbir şey geçemez. Benim önceliğim Irak halkının menfaatidir. Halkımızın çıkarı ise uluslararası toplumla, komşu ülkelerle ve Körfez ülkeleriyle güçlü ilişkiler kurmaktan geçiyor. Çünkü Irak bir köy değil, bir devlettir.

sdgrft
Başbakan Ali ez-Zeydi, Irak parlamentosunda hükümetinin oylaması sırasında (Hükümet medyası)

- Sayın Başbakan, İran ile yaşanan son savaş sırasında Irak’ın Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ülkeleriyle ilişkileri sarsıldı. Çünkü Irak topraklarından Körfez’deki hedeflere yönelik bazı saldırılar düzenlendi...

Bu iddiaları araştırmak üzere uzman komisyonlar oluşturuldu. Aynı zamanda Körfez ülkelerindeki ilgili taraflardan da ellerindeki delilleri bekliyoruz. Bunların ardından gerekli adımları atacağız. Soruşturma başlatılması talimatını verdik ve tüm güvenlik kuvvetleri komutanlarına, Irak topraklarının komşu ülkelere yönelik saldırılar için kullanılmasına yönelik her türlü girişimin engellenmesi yönünde talimat ilettik. Ancak bugünü geçmişin ışığında yargılamamak gerektiğini düşünüyorum. Biz görevi devraldığımızda bu tablo zaten mevcuttu.

- Önümüzdeki ayın ortasında Washington’ı ziyaret etmeniz bekleniyor. Bunun dışında da çeşitli ziyaretleriniz olacak sanırım...

Kardeş ve dost ülkelerden çok sayıda davet aldık. Fransa, Birleşik Krallık ve Almanya’dan da davetler geldi. Ancak ortak çalışmalar açısından öncelik taşıyan ziyaretlerimiz; Washington’ın ardından sırasıyla Türkiye’ye, İran’a ve Suudi Arabistan’a olacak.

- Washington ziyaretinden beklentiniz nedir? Ayrıca Irak’ın ağır bir mali krizden geçtiğini söylersek abartmış olur muyuz?

Bu değerlendirme doğru değil. Devlet memurlarının maaşları güvence altında ve düzenli olarak ödeniyor. Bu konuya büyük önem veriyoruz. Hükümetimiz göreve başladığında kamu borcu yaklaşık 208 trilyon Irak dinarı düzeyindeydi. Bütçe gelirlerinin yüzde 93’ü petrole, yüzde 7’si ise petrol dışı gelirlere dayanıyor.

Irak ekonomisine ilişkin vizyonum, bugün iki farklı ekonomik anlayışın çatıştığı yönünde. Bir yanda ölmek istemeyen eski ekonomi, diğer yanda ise doğumu sancılı geçen yeni ekonomi var. Bizim ekonomik yaklaşımımız, piyasa ekonomisine güçlü bir geçiş yapmak ve eski ekonomik modeli geride bırakmaktır. Ancak uygulamada çok sayıda çelişkili yasa ile karşı karşıyayız. Hâlâ, feshedilen Devrim Komuta Konseyi döneminden kalma ve sosyalist anlayışla hazırlanmış eski kararlar yürürlükte bulunuyor. Oysa Irak Anayasası ekonomik özgürlüğü esas alıyor. Bu nedenle miras kalan mevzuatı değiştirmek için kapsamlı bir reform süreci başlattık. Önümüzdeki günlerde Bakanlar Kurulu bu düzenlemeleri tamamlayarak parlamentoya sevk edecek. Ayrıca, Irak Merkez Bankası’nın katkı sağlayacağı ve halka arz edilecek Enerji ve Kalkınma Fonu’nu kurma çalışmalarımız sürüyor. Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Katar’ı bu fona katkı vermeye davet edeceğiz. Aynı şekilde Amerikan ve Avrupalı fonlar ile bankalara da çağrıda bulunacağız. Bu fon; kalkınma, sanayi, tarım ve halkımızın ihtiyaç duyduğu tüm üretim sektörlerini destekleyecek.

- Hürmüz Boğazı’nın kapanması krizinde hükümetiniz kamu maliyesini nasıl yönetti? Merkez Bankası’ndan borçlanma ve rezervlerin kullanılması yoluna mı gidildi?

Poliçeleri iskonto ettirdik ve hem bankalardan hem de Irak Merkez Bankası’ndan borçlandık.

- Irak’ın OPEC’e yönelik tutumu geniş tartışmalara yol açtı. Irak’ın üretim kotasının artırılmasını istediği açık. Peki üretimi artırma hedefiyle petrol fiyatlarının korunması arasında nasıl bir denge kurmayı planlıyorsunuz?

Buradan OPEC’teki ilgili taraflara seslenmek istiyorum. Irak, 1980 yılında savaşa girdi ve sekiz yılın sonunda 100 milyar doların üzerinde borçla çıktı. Ardından Kuveyt’i işgal etti ve bu kez 200 milyar doları aşan yeni bir borç yükü oluştu. 2003’ten sonra ise terör ülkemize yerleşti ve uzun yıllar istikrarsızlık yaşadık. Daha sonra Iraklılar DEAŞ terör örgütüyle yalnızca kendi ülkelerini değil, tüm bölgeyi savunmak için mücadele etti. Eğer DEAŞ Irak’ı ele geçirseydi, komşu ülkelerin ve bölgenin ulusal güvenliği ciddi şekilde tehdit altına girecekti. Bu savaşın altyapımıza maliyeti yaklaşık 400 milyar dolar oldu. Bugün hâlâ binlerce Iraklı, yıkılan evlerine ve yaşadıkları bölgelere geri dönebilmiş değil. Bu gerçeklerin dikkate alınması gerekiyor. Buna ek olarak Irak’ın nüfusu 47 milyona ulaştı. Buna karşın günlük üretim kotamız 3,4 milyon varil seviyesinde bulunuyor. OPEC içinde kota belirlenirken ve paylaşım yapılırken bu gerçeklerin de dikkate alınması gerekir. Biz Irak’ın ve Irak halkının haklarını gözeten adil bir kota mekanizması oluşturulmasını istiyoruz.

- Irak’ın Uluslararası Para Fonu (IMF) ya da Dünya Bankası’ndan kredi programına girebileceği yönünde beklentiler vardı. Bu ihtimal hâlâ gündemde mi?

Körfez bölgesinde deniz ulaşımının ve ihracatın yeniden başlaması, Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılmasıyla birlikte bu finansman seçeneklerinden vazgeçildi. Artık böyle bir ihtiyacımız bulunmuyor.

- Washington, çeşitli gerekçelerle Irak’a gönderilen nakit dolar sevkiyatlarını bir süre durdurmuştu. ABD Başkanı ile görüşmenizde bu sorunun tamamen çözüleceğini düşünüyor musunuz?

Bu uygulama belirli talepler karşılığında yürütülen bir pazarlık değildi; tamamen ihtiyati bir tedbirdi. Nakit dolaşımına ilişkin bazı kaygılar vardı. Biz de bu paraların kullanım mekanizmasını ve izlediği finansal yolları Amerikan tarafına ayrıntılı şekilde anlattık. Sorun çözüldü ve nakit sevkiyatları fiilen Irak’a ulaştı.

defvrf
4 Haziran 2026’da Bağdat’ın kuzeyindeki Samarra’da, Seraya es-Selam üyeleri, Irak devletine entegrasyonlarının başlangıç töreni sırasında sloganlar atıyor. (AP)

- Hükümet, silahların yalnızca devletin elinde toplanmasına karşı çıkan silahlı gruplarla müzakere yürüttü mü? ABD’nin çekilmesinin ardından bu gruplar kesin olarak karşı çıkarsa, hükümet onlarla karşı karşıya gelmek zorunda kalır mı?

Bunu açıkça söylüyoruz: Devletin gücünden başka hiçbir güç kabul edilemez. Bu ilkeyi hukukun gücüyle hayata geçireceğiz. Devletin silahı dışında hiçbir silah olmayacak.

- Silahların yalnızca devletin elinde toplanmasına yönelik planın, siyasi güçleri gözetmek amacıyla alınmış sembolik bir adımdan ibaret olduğunu düşünenler de var...

Eğer sürekli şüphe duyanların söylediklerine kulak verirsek hiçbir sonuca ulaşamayız. Silahlı gruplara gelince; bunlar ideolojik yapılar. Bu grupların silah bırakmayı kamuoyu önünde kabul etmiş olmaları başlı başına önemli ve büyük bir adımdır. Ancak fiiliyatta da ilerleme kaydettik. Seraya es-Selam, Asaib Ehli’l Hak ve İmam Ali Tugayları başta olmak üzere çeşitli gruplardan farklı türlerde silahlar teslim aldık. Fakat silahların teslim edilmesinden daha önemli olan, bu gruplarla emirleri altındaki savaşçılar arasındaki örgütsel bağın koparılmasıdır.

Bugün itibarıyla bu gruplara ait silahların büyük bölümü devletin denetimine geçti. Geriye yalnızca sınırlı bir miktar kaldı. Kalan silahların da silahlı kuvvetlere teslim edilmesine yönelik mekanizma kısa süre içinde işletilecek. Bu dosya tamamen çözüme kavuşturulacak. Devletten daha güçlü hiçbir yapı olamaz. Biz, direnişin kalıcı bir meslek değil, ihtiyaç halinde başvurulan bir yöntem olduğuna inanıyoruz. Artık bu ihtiyacı doğuran şartlar ortadan kalkmıştır. Devlet içinde devlet olmasına ise asla izin vermeyeceğiz.

sdvdsfv
Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, 16 Haziran 2026 tarihinde Bağdat’ta ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack ile yaptığı görüşme sırasında (Hükümet medyası)

- ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack sizden ne talep etti?

Herhangi bir talepte bulunmadı. Ancak bürokratik engeller nedeniyle bazı Amerikan şirketlerinin faaliyetlerinin durması konusunu görüştük. Biz de bu şirketlerin önündeki bürokratik engelleri kaldırarak işlemlerini kolaylaştırdık.

- ABD’nin hükümetinizin planlarını destekleme konusunda gerçek bir irade ortaya koyduğunu düşünüyor musunuz?

Başkan Donald Trump ile yalnızca bir kez telefonda görüştüm. Evet, bu desteğe yönelik bir yaklaşım gördük. Ancak biz her adımda Irak’ın çıkarlarını her şeyin önünde tutuyoruz. Maddi hedefleri olduğu için taviz verenler olabilir; bizim için böyle bir durum söz konusu değildir.

- Sayın Başbakan, siyasi güçler görevinizi kolaylaştırma konusunda size taahhütte bulundu mu?

Evet, kesinlikle. Zaten daha önce başbakanlık görevi bize iki kez teklif edilmiş, ancak her iki teklifi de reddetmiştik.

- Kişisel olarak etkilendiğiniz bir isim var mı?

Evet. Rahmetli babamdan çok etkilendim. Beni her zaman yanında götürürdü. Zulümden nefret eder, Allah’ın kullarına zulmedilmesini asla kabul etmeyeceğini söyler ve beni de Rabbin gazabını üzerime çekmemem konusunda uyarırdı.

- Suriye ve Cumhurbaşkanı Şera ile ilişkileriniz nasıl?

İlişkilerimiz olumlu yönde ilerliyor ve iyi bir seviyeye ulaşma yolunda. Dışişleri Bakanımız yakın zamanda Suriye’yi ziyaret edecek. Cumhurbaşkanı Şera da beni telefonla arayarak tebrik etti. İki kardeş halkın yararına ekonomik açılım ve iş birliği sürecini hayata geçirmeye hazırlanıyoruz.


Şam, İsrail'in Suriye'nin güneyindeki kara operasyonlarını kınadı

İsrail işgal güçlerine bağlı bir birlik Dera'da kara operasyonu sırasında (Arşiv - SANA)
İsrail işgal güçlerine bağlı bir birlik Dera'da kara operasyonu sırasında (Arşiv - SANA)
TT

Şam, İsrail'in Suriye'nin güneyindeki kara operasyonlarını kınadı

İsrail işgal güçlerine bağlı bir birlik Dera'da kara operasyonu sırasında (Arşiv - SANA)
İsrail işgal güçlerine bağlı bir birlik Dera'da kara operasyonu sırasında (Arşiv - SANA)

Suriye Dışişleri Bakanlığı, ülkenin güneyinde İsrail'in düzenlediği kara operasyonları ve topçu saldırılarını pazartesi günü kınadı. Yerel ve resmi kaynaklara göre, pazar günü Dera iline bağlı bir köyde yaşanan gerilim nedeniyle bölge halkı gece saatlerinde köyü terk etmek zorunda kaldı.

Pazar günü Dera iline bağlı Abidin köyüne İsrail güçlerinin girmesi üzerine köyde tansiyon yükseldi. Bazı köylüler, taş atarak İsrail devriyelerinden birinin ilerleyişini engellemeye çalıştı. İsrail ordusunun topçu ateşiyle karşılık vermesi sonucu köy sakinleri gece saatlerinde çevre köylere göç etti.

Suriye Dışişleri Bakanlığı pazartesi günü yayımladığı açıklamada, "Kuneytra ve Dera illerinde Suriye topraklarına yönelik kara operasyonları düzenlenmesini ve bölgenin topçu ateşiyle hedef alınmasını en sert ifadelerle kınıyoruz" denildi. Açıklamada, bu eylemlerin "Suriye'nin egemenliği ve toprak bütünlüğünün açık bir ihlali" olduğu vurgulandı

İsrail güçlerinin ilk kez girdiği Abidin köyü, ülkenin güneyindeki Dera ilinin batısında yer alan Yermuk Havzası bölgesinde bulunuyor. Köy, İsrail'in 1967 savaşında bir bölümünü işgal ettiği ve 1981'de ilhak ettiği Golan Tepeleri'nin yakınında yer alıyor. Uluslararası toplum bu ilhakı tanımazken, yalnızca ABD tarafından kabul edilmişti.

Köydeki yerel yetkili Mahmud Muvaffak, AFP'ye yaptığı açıklamada, "Köy evlerinin çevresine top mermilerinin düşmesi ve İsrail güçlerinin köy çevresinde konuşlanması üzerine halk gece saatlerinde bölgeyi terk etti" dedi. Muvaffak, bazı köylülerin "köy içine girmeye çalışan bir İsrail devriyesinin önünü kesmesi" sonrasında olayların yaşandığını belirtti.

Yetkili, İsrail güçlerinin daha sonra bölgeden çekildiğini ve bunun ardından "pazartesi sabahı sakinlerin köye dönmesiyle birlikte ortamın yeniden sakinleştiğini" ifade etti.

AFP muhabiri de köyde, evinin yakınlarına düşen ancak patlamayan bir İsrail top mermisini inceleyen bir köylüyü görüntüledi.

Eski Devlet Başkanı Beşşar Esed yönetiminin Aralık 2024'te devrilmesinden bu yana Dera ve Kuneytra illerinde İsrail'in kara operasyonları ve askeri hareketliliği sürüyor. Son haftalarda bu faaliyetlerin yoğunluğu artarken, İsrail güçleri Golan Tepeleri'ndeki silahsızlandırılmış tampon bölgenin ötesine geçmeye başladı.

Suriye'deki İsrail operasyonlarını takip eden yerel "Sicill" Merkezi, haziran ayında Dera ve Kuneytra illerinde yaklaşık 300 İsrail operasyonu veya ihlali kaydedildiğini açıkladı. Bunlar arasında 79 kara operasyonu, 28 baskın ve 13 sivilin gözaltına alınması olayı yer aldı.

İsrail ordusu ise pazar günü yaptığı açıklamada, cumartesi günü Güney Suriye'deki "güvenlik bölgesinde" çok sayıda "silahlı teröristin etkisiz hale getirildiğini" duyurdu. Ancak operasyonun yeri ve öldürülen kişilerin sayısına ilişkin bilgi verilmedi. Suriye resmi medyasında da olaya ilişkin herhangi bir ayrıntı yer almadı.

İsrail güçleri zaman zaman Suriye'nin güneyindeki daha derin bölgelere ilerlerken, burada silahsızlandırılmış bir güvenlik bölgesi oluşturma niyetini dile getiriyor.

İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz da perşembe günü yaptığı açıklamada, İsrail'in Güney Suriye'deki güvenlik bölgesinde, Güney Lübnan ve Gazze Şeridi'nde olduğu gibi "belirsiz bir süre boyunca" kalacağını ve bunun amacının ülkeye yönelik her türlü tehdidi ortadan kaldırmak olduğunu söyledi.

Beşşar Esed'in devrilmesinden bu yana İsrail, Suriye'deki askeri hedeflere yönelik yüzlerce hava saldırısı düzenledi ve tampon bölgenin dışına kara birlikleri sevk etti. Şam yönetimi bu adımları birçok kez kınadı.

İki taraf arasındaki gerilime rağmen İsrail ile Suriye yönetimi arasında doğrudan görüşmeler de gerçekleştirildi. Taraflar, ABD'nin baskısıyla ocak ayında ortak bir koordinasyon mekanizması kurulması konusunda anlaşmaya vardı. Bu mekanizmanın, onlarca yıldır resmen savaş halinde bulunan iki ülke arasında ileride imzalanabilecek bir güvenlik anlaşmasına zemin hazırlaması hedefleniyor.