Arafat’ın Britanya’dan almak istediği Filistin altınlarının hikâyesi nedir? (2-3)

Filistin Kurtuluş Örgütü, Manda hükümetine ait olduğu iddia edilen bazı mali varlıklar nedeniyle İngiliz hükümetini soruşturmaya niyetleniyordu. Londra ise bu varlıkları reddediyor

Filistin Ulusal Yönetimi Başkanı merhum Yaser Arafat, 4 Haziran 1996’da Londra’da (AFP)
Filistin Ulusal Yönetimi Başkanı merhum Yaser Arafat, 4 Haziran 1996’da Londra’da (AFP)
TT

Arafat’ın Britanya’dan almak istediği Filistin altınlarının hikâyesi nedir? (2-3)

Filistin Ulusal Yönetimi Başkanı merhum Yaser Arafat, 4 Haziran 1996’da Londra’da (AFP)
Filistin Ulusal Yönetimi Başkanı merhum Yaser Arafat, 4 Haziran 1996’da Londra’da (AFP)

Önceki bölümde İngiliz raporunda, 1993 yılında Batılı ülkelerin İsrail hükümetine, bilhassa Filistinli mültecilerin geri dönüşüne ilişkin maddeler konusunda Filistin Kurtuluş Örgütü’ne (FKÖ) karşı yükümlülüklerine bağlı kalması için baskı uyguladığından ve Suriye Dışişleri Bakanı Faruk eş-Şara’nın da ABD’li mevkidaşı Warren Christopher’a, kendilerine fırsat verilmesi halinde Filistinli mültecilerin çoğunun vatanlarına dönmeyi ‘reddedebileceklerini’ bildirdiğinden bahsedilmişti.  

Britanya Dışişleri Bakanlığı Yakın Doğu ve Kuzey Afrika Dairesi tarafından hazırlanan bir rapor, Britanyalı üst düzey bir diplomatik heyetin 16-22 Ekim tarihleri arasında Ürdün’ü, İsrail’i ve işgal altındaki Filistin topraklarını ziyaret ettiği belirtiliyor. Britanyalı diplomat, bu ziyareti ‘başarılı’ olarak nitelendiriyor. Belgede Filistinli göçmenlerin geri dönüşü meselesinin Ürdün’deki yetkililerle tartışıldığı da ele alınıyor.

Filistinli mülteciler ve dönüş fikri

Ürdünlü bir yetkilinin ifadesiyle rapor, Ürdünlü yetkililerin “1967’de yerinden edilen ve kamplarda yaşayan çok sayıda kişinin Batı Şeria’ya ve Gazze Şeridi’ne dönmek isteyeceğine dair büyük bir beklentisinin” olmadığına dikkat çekiyor.

Yetkiliye göre yerinden edilmişlerin yüzde 20 ila yüzde 30’u nihayetinde geri dönmek isteyecek, ancak muhtemelen acele etmeyecekler. Bazı Filistinlilerin başlangıçta Batı Şeria’da bir iş kurmak ya da orada bir ev almakla birlikte en azından Batı Şeria’nın ekonomisinin nasıl geliştiğini görene kadar Ürdün’de ikamet etmeyi sürdürecekleri öngörülüyordu.

FOTO: Ürdünlü bir yetkili, Beka Mülteci Kampı’ndaki Filistinli mültecilerin yurtlarına geri dönüş fikrini kabul etmeyeceklerini öngörüyor (İngiliz Arşivi)
 Ürdünlü bir yetkili, Beka Mülteci Kampı’ndaki Filistinli mültecilerin yurtlarına geri dönüş fikrini kabul etmeyeceklerini öngörüyor (İngiliz Arşivi)

Raporda ayrıca şu ifadeler yer alıyor:

“Ürdünlü yetkililer; İsrail’i, işgal edilmiş toprakları ve Ürdün’ü içine alan bir serbest ticaret bölgesi inşa edilmesi konusunda Filistinlilerle kâğıt üzerinde pazarlık yaptı. Ürdünlüler, bundan memnundu. Ancak ben, daha sonra Ebu Ala’nın, çok şey verip karşılığında az şey aldığını düşünen Arafat tarafından bu konuda eleştirildiğini öğrendim. Konuştuğum İsrailliler, Batı Şeria’dan gelen tarım ürünlerinin İsrail’e daha düşük gümrük vergileriyle ya da gümrük vergisi olmaksızın girmesine izin verilmesi düşüncesine hazır görünüyor. Ancak endüstriyel ürünler ve kriterlerle ilgili birtakım sorunlar yaşanacaktır ki İsrail, bu konuda Avrupa Komisyonu’nun düştüğü hataya düşmek istemeyecektir.”

Tunus’ta bazı liderlerin emekli edilmesi

Britanya Dışişleri Bakanlığı Yakın Doğu ve Kuzey Afrika Dairesi temsilcisi, Filistin’e ait ve demokratik bölgelere ilişkin olarak diplomatik raporunda şu ifadeleri de kullanıyor:

“İşgal altındaki topraklarda FKÖ’nün Ürdün Büyükelçisi, Hanan Aşravi, Faysal el-Hüseyni ve Haydar Abdüşşafi ile görüştüm. Faysal Hüseyni ile İsrail Emniyet Bakanı arasında Kudüs’e erişime ilişkin görüşmelerde kaydedilen ilerlemenin yanı sıra, Doğu Kudüs’teki Filistinliler için özel bir vergi sistemi ve nihayetinde Filistinli bir belediye başkan yardımcısının yetkisine girebilecek olan Kudüs’te özerkliğe ilişkin başka önlemler hakkında bazı tartışmaların olduğu görülüyor. Görüşüne göre bu tür tartışmalar, gerçekçi, ki buna inanmak gerçekten zor: Arafat, Hüseyni’nin, İsrail’in Kudüs konusundaki ilkeli tutumunu oldukça erken bir aşamada bir oldubittiyle kabul etmesinden endişe etmeyecek mi, merak ediyorum.”

FOTO: Hanan Aşravi, Tunus’taki bazı liderlerin emekliliğe sevk edilip, Senato üyesi yapılmalarını öneriyor (İngiliz Arşivi)
Hanan Aşravi, Tunus’taki bazı liderlerin emekliliğe sevk edilip, Senato üyesi yapılmalarını öneriyor (İngiliz Arşivi)

Rapor şöyle devam ediyor:

“Filistin içinde de bu konuyla ilgili pek çok tartışmanın yapıldığı açık. İşgal altındaki topraklarda gördüğümüz herkes, İlkeler Bildirgesi’nde belirtildiği üzere seçimlerin önümüzdeki temmuz ayında yapılması gerektiği konusunda ısrarcıydı. Lakin Hanan Aşravi özel olarak, Tunus’ta bulunanların hepsinin buna ikna olmadığını söyledi. Bazıları, seçimlerden sonra kendi koltuklarını nasıl koruyacaklarını merak ediyor. Genel olarak ortaya atılan soru ise şuydu: Seçimlerden sonra meşru otorite nereden gelecek? Gerçek Filistinli yöneticiler, FKÖ Yürütme Komitesi’nin seçilmiş veya seçilmemiş üyeleri mi olacak? Hanan Aşravi’nin önerisine göre Tunus’taki bazı eski liderler emekliliğe sevk edilip, Senato üyesi yapılabilir.”

Kuveyt’te ve Dubai’de çalışan Filistinlilerin vergileri

7-8 Aralık’ta Bonn’a yaptığı ziyaret sırasında Arafat, diğerlerinin yanı sıra Arap kardeşlerinden de mali yardım alınması yönündeki çağrısını tekrarladı. Raporda bu konuya ilişkin şu ifadeler yer alıyor:

“Arafat’ın bize daha önce ilettiği talebe binaen Körfez ülkeleriyle, orada tutulan Filistin mal varlıkları meselesini görüştük. Kuveyt ve Suudi Arabistan hükümetleri, ellerinde Filistin’e ait mal varlıklarını olduğunu kabul etmedi. Dubai’de ise konu halen değerlendirme aşamasında. Bu mesele, 20 Aralık’ta yapılacak Körfez Koordinasyon Konseyi zirvesinde değerlendirilebilir.”

FOTO: Arafat, Kuveyt’te ve Dubai’de çalışan Filistinlilerden alınan vergilerin ve Basra Körfezi’ndeki dondurulan fonların iadesini talep ediyor (İngiliz Arşivi)
Arafat, Kuveyt’te ve Dubai’de çalışan Filistinlilerden alınan vergilerin ve Basra Körfezi’ndeki dondurulan fonların iadesini talep ediyor (İngiliz Arşivi)

“Genel olarak Körfez ülkeleri, FKÖ’yü doğrudan finanse etme konusunda tereddütlü. Bununla birlikte işgal edilmiş topraklardaki projelere yardımcı olabilir. Arafat sorarsa, meseleyi talep ettiği şekilde gündeme getirdiğimize dair güvence verebilir ve meseleyi doğrudan takip etmesini önerebiliriz. Basın, bu hafta sonu FKÖ’den, Arafat’ın Britanya’dan Manda döneminden bu yana elinde tuttuğu Filistin altınlarının iadesini talep edeceğini aktardı. Sanırız Filistin Para Fonu ve Kurulu’nu kastediyor. Kurul, hiçbir zaman herhangi bir altın saklamadı.”

Britanya’daki Filistin altınları ve mal varlıkları

“Ağustos 1993’te bir Ürdün gazetesi, FKÖ’nün Manda hükümetine ait olduğu iddia edilen bazı mal varlıkları sebebiyle Britanya hükümetini soruşturmayı planladığını belirtti. Bununla Filistin Para Kurulu’nun (PCB) kastedildiği düşünülüyor. Arafat, Sayın Hogg’un ekim ayında gerçekleştirdiği Tunus ziyaretinde bu meseleyi gündeme getirmedi. Kendisinin Birleşik Krallık ziyareti sırasında da bunu yapmadı.”

Para Koordinasyon Kurulu, 1926 yılında Sömürge İşlerinden Sorumlu Devlet Bakanı’nın gözetiminde, Filistin para biriminin basılması, yönetilmesi ve iade edilmesi amacıyla kuruldu. 1952 yılında Manda yönetiminden kalan mali sorunlar konusunda iki ardıl devlet İsrail ve Ürdün ile yapılan anlaşmaların ardından kapatıldı ve yerini Filistin Para Fonu (PCF) aldı. Bu fonun görevi, Manda döneminde Filistin’e ait herhangi bir para biriminin değerinin iade edilmesiydi ve bu amaçla adım atıldı.  

FOTO: Londra, Britanya’da olduğu iddia edilen Filistin altınlarının ve mal varlıklarının varlığını reddediyor (İngiliz Arşivi)
Londra, Britanya’da olduğu iddia edilen Filistin altınlarının ve mal varlıklarının varlığını reddediyor (İngiliz Arşivi)

Dışişleri Bakanı, Filistin Para Fonu’nun sorumluluğunu üstlendi. Halbuki sürecin yönetimi, Kraliyetin vekillerine düşüyordu. 1986’da Para biriminin yıllık itfa oranları, fonun varlığını anlamsız kılacak seviyenin altına düşünce Filistin Para Fonu feshedildi. Fonun varlığı, yaklaşık 372 bin dolardı; bu, kalan paranın birleşik fona aktarılması için yeterli miktarın biraz fazlasıdır.

Belgeye göre “hukuk danışmanları, 1949’dan 1950’ye kadar olan dönemde Filistin hükümeti adına Filistin Koordinasyon Kurulu tarafından Kraliyet temsilcilerine ödenen paraların bu hükümetin taahhütleriyle ilişkili olduğu değerlendirmesinde bulundu. Bu da FKÖ’nün talebi önünde bir engel teşkil ediyor.”  

Kuveyt: “Filistinlilere teslim edilecek bir para yok”

Britanya Dışişleri Bakanlığı Yakın Doğu ve Kuzey Afrika Dairesi’nin 22 Eylül 1993’te yayınladığı bir başka belgeye göre Dışişleri Bakanı, Arafat’ın Britanya’nın Tunus Büyükelçisi’ne ilettiği noktalarla ilgili tavsiye istedi: “Kuveyt’te ve Dubai’de yaşayan Filistinlilere uygulanan yüzde 5’lik vergilerin geri alınmasında yardımcı olabilir miyiz? Filistinlilerin, özellikle de polisin eğitilmesine yardımcı olabilir miyiz? Arafat’ın Britanya’yı ziyarete davet edilmesi mümkün mü?”

FOTO: Kuveyt, Filistinlilere teslim edilecek bir paranın olmadığını söyledi (İngiliz Arşivi)
Kuveyt, Filistinlilere teslim edilecek bir paranın olmadığını söyledi (İngiliz Arşivi)

Belgeye göre “Kuveytliler, Filistinlilere teslim edilmesi gereken herhangi bir para yok; Körfez Savaşı’na dek yüzde 5 kadar vergi ödediler, ancak o zamandan beri ödeme yapmadılar, dedi. Şu an orada çalışan Filistinlilerin sayısı az. Zannediyoruz ki Arafat, umutlarını Kuveyt’ten ziyade Dubai’ye bağlıyor. Diğer Körfez ülkelerinden de, ev sahibi hükümetlerin FKÖ adına toplanan paraları halen ellerinde bulundurduklarını düşünüyorlarsa benzer uygulamalarda bulunmalarını talep ediyor.”

Belgeye göre Kuveytliler, şu ifadeleri ekliyor:

“Polise eğitim verilmesi ihtimali üzerinde çalışıyoruz. Haziran ayında Filistinliler bu konuda bizimle temasa geçtiler. Biz o zaman bağlayıcı olmayan bir cevap verdik, çünkü eğitimin vakti gelmemişti. Ürdünlüler ve Mısırlılar, zaten Filistinlileri temel polis teknikleri konusunda eğitiyor. Bu yüzden Britanya’nın katkısının üst düzey yönetime, eğitmenlerin eğitimine ve bomba imhası gibi uzmanlık teknolojilerine yönlendirilmesi daha iyi olacaktır. ODA, mevcut eğitim kursları ve bunu yapmanın mümkün olup olmadığı konusunda İçişleri Bakanlığı’yla istişarede bulunuyor.”

Arafat her şeyi elinde tutmaya çalışıyor

Belgelerden biri, İsrail-Filistin ekonomik iş birliğine ilişkin olarak Filistinli ve İsrailli tarafların Paris’te para birimi, bankacılık hizmetleri, ticari ilişkiler ve vergiler meselesini tartıştığına işaret ediyor.

Belgede şu ifadeler kullanılıyor:

“Paris’te para birimi, bankacılık hizmetleri, ticari ilişkiler ve vergi artırımı yetkileri konusunda yapılan görüşmelerin ardından iki taraf, büyük ölçüde anlaşmaya vardı. FKÖ, Avrupalılardan ve ABD’den bu erken dönemde yönetiminin masraflarının karşılanmasına yardım etmelerini istedi. Herkes, yardımlarımızın teknik desteği, ekipmanları ve projeleri kapsayabileceğini, işletme maliyetlerinin ise İsrail’in onlara verdiği parayı, topladıkları vergileri ve belki de İsrail’den ve Körfez ülkelerinden gelen katkıları teslim alan Filistinlilerin sorumluluğunda olması gerektiğini söyleyerek, bu talebi reddetti. Avrupa Komisyonu, işletme maliyetleri konusunda inceleme yapıyor.”

Rapor, ‘endişe verici’ şeklinde nitelediği başka bir noktaya dikkat çekiyor ki o da “Arafat’ın yeni ortaya çıkan Filistin yönetimi üzerindeki kontrolünü sıkılaştıramamasıdır. Son üç ay Tunus’taki FKÖ liderliğinin hem kendi içinde hem de işgal edilmiş topraklardaki Filistinlilerle arasında görevler ve sorumluluklar konusunda devam eden anlaşmazlıklara şahit olundu.”

Belgede belirtildiğine göre Arafat’ın gevşek tutumunun bir sonucu olarak bağışçılar, “yardımları almak ve yönetmek için sorumlu ve şeffaf bir teşkilatın oluşturulması gerektiğinde ısrarcı oldular. Bu doğrultuda Filistin Kalkınma ve İmar İçin Ekonomik Kurul oluşturuldu. Ancak Arafat’ın kurulun gündelik işlerini yerine getirmesine izin verme konusundaki isteksizliği yüzünden çalışmaları halen aksıyor.”

Rapor şu ifadelerle sona eriyor:

“Yardım projeleri, ticaret vb. konular tartışılırken kimi muhatap alacağımızı bilmek için, idari organların ne zaman oluşturulacağını ve belirli bakanlık koltuklarına ne zaman atama yapılacağını sorduk. Çok net bir cevap alamadık. Bazıları, Arafat’ın Eriha’ya gelişinin, onu bir aday göstermeye mecbur bırakacağını umuyor. Ancak görünüşe bakılırsa pek çok şeyi kendi elinde tutmayı sürdüreceğine dair genel bir beklenti söz konusu.”

Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Independet Arabia’dan çevrilmiştir.



İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
TT

İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)

İsrail ordusu, Gazze Şeridi’nde Hamas’a karşı faaliyet gösteren 5 Filistinli milis grubun oluşturulmasıyla övünürken, iktidardaki sağ çevreler bu grupların rolü konusunda uyarılarda bulunuyor. Sağcı çevreler, bu tür yapılanmaların en iyi ihtimalle para hırsıyla hareket ettiğini, daha fazla ödeme yapan bir taraf bulmaları hâlinde İsrail’e karşı da dönebilecekleri görüşünü dile getiriyor.

Ordu bu eleştirilere verdiği yanıtta, söz konusu güçlerin yakından izlendiğini ve dikkatli davranıldığını vurguladı. Açıklamada, bu milislerin bugün “sarı hat” olarak adlandırılan bölgede Hamas hücrelerine karşı görevler yürüttüğü, bu görevlerin İsrail ordusu tarafından yapılması hâlinde askerlerin hayatının ciddi risk altına gireceği ifade edildi.

Ordu, bu grupların Hamas’a yönelik suikastlar gerçekleştirdiğini ve onları kamuoyu önünde küçük düşürdüğünü ileri sürdü.

Ancak sağ kanat bu değerlendirmelere temkinli yaklaşıyor. Bu milislerin kişisel çıkarlara, aşiretler arası çatışmalara ve suç çeteleri arasındaki rekabete dayandığını savunan sağcılar, bu yapılarla güvenli ilişkiler kurulamayacağını belirtiyor.

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

İsrailli kaynaklara göre Gazze’de hâlihazırda faaliyet gösteren 5 silahlı milis grubu bulunuyor: İlki kuzeyde Beyt Lahiya bölgesinde ve Eşref el-Mansi tarafından yönetiliyor. İkincisi Gazze kentinin kuzeyindeki Şucaiyye Mahallesi yakınlarında, lideri Rami Adnan Halis. Üçüncüsü orta kesimde Deyr el-Belah civarında ve Şevki Ebu Nasira tarafından yönetiliyor. Dördüncüsü Han Yunus’ta, lideri Husam el-Esdal. Beşinci milis ise Refah’ta faaliyet gösteriyordu ve Yasir Ebu Şebab tarafından yönetiliyordu; Şebab’ın öldürülmesinin ardından yerini Gassan ed-Dehini aldı. Gazze’de son dönemde ed-Dehini’nin bir suikast girişiminde yaralandığına dair söylentiler yayıldı.

Yediot Aharonot gazetesine konuşan güvenlik kaynakları, kuzey ve güneyde faaliyet gösteren milislerin aşiretlere dayandığını ve suç geçmişi olan kişiler tarafından kontrol edildiğini belirtirken, orta kesimdeki iki grubun liderlerinin geçmişte Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) ile bağlantılı isimler olduğunu belirtti. Bu nedenle söz konusu iki grubun ulusal saiklerle hareket ediyor olabileceği ve İsrail ordusunun aslında Filistin çıkarları doğrultusunda kullanılıyor olabileceği ihtimali dile getirildi.

Gazete, İsrail çevrelerinde bu silahların kontrolden çıkabileceği ve ister milis liderlerinin elinden çıksın isterse bölgedeki diğer tarafların eline geçsinler, işgal ordusuna karşı kullanılmaları olasılığı konusunda endişeler olduğunu belirtti.

Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)

Gazete ayrıca, işgal ile iş birliği yapan Gassan ed-Dehini’nin yayımladığı ve Hamas ile direniş güçlerini tehdit ettiği videoya da değindi. Videoda ed-Dehini’nin, Refah’ta İsrail hava desteği altında esir alınan Kassam Tugayları saha komutanı Edhem el-Aker’e hakaret ettiği görülüyor. Videoda ed-Dehini’nin, Gazze’de daha önce bulunmayan kamuflajlı askeri üniforma ve kurşun geçirmez yelek giydiği, nadir ve pahalı bir sigara içtiği, arka planda ise modern “pick-up” araçların ve yakın mesafede İsrail askeri mevzisi olduğu tahmin edilen bir binanın yer aldığı ifade edildi.

Öte yandan, CNN ve Wall Street Journal, İsrail kaynaklarına atıfta bulunarak, İsrail’in bu milisleri çok sayıda tüfek ve mühimmatla silahlandırdığını yazdı. Bu durum, Oslo Anlaşmaları döneminde İsrail’in Filistin Yönetimi’ne silah edinme izni vermesini ve sağ kesimin o dönemde dile getirdiği “Onlara silah vermeyin” sloganını hatırlattı.

Wall Street Journal, yedek subaylara dayandırdığı haberinde, İsrail’in Hamas’a karşı faaliyet gösteren bu milislere yaptığı yatırımları artırdığını, askeri teçhizat sağladığını, üyelerini İsrail’deki hastanelerde tedavi ettirdiğini ve ailelerine destek verdiğini belirtti. Gazete, bu kişilerin bazılarının Filistin Yönetimi ile bağlantılı olduğunu, özellikle Refah’taki bazı unsurların ise suç kayıtlarının bulunduğunu yazdı.

Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)

Haberde, İsrail’in bu gruplara yakıt, gıda, araç, hatta sigara sağladığı; onları İsrail askerlerine yakın “sarı hat” bölgesinde konuşlandırmaya yardımcı olduğu ve bu desteğin maliyetinin İsrail güvenlik bütçesinden on milyonlarca şekele ulaşabileceği ifade edildi.

Şarku’l Avsat’ın Yediot Aharonot'tan aktardığına göre İsrail güvenlik kurumları içinde bu milislerin desteklenmesi konusunda görüş ayrılığı bulunuyor. Destekleyenler, bu yaklaşımın Hamas’a karşı taktiksel fayda sağladığını ve askerler üzerindeki riski azalttığını savunurken; karşı çıkanlar, silahların başka ellere geçmesi ya da bazı unsurların Filistin toplumuna yeniden entegre olabilmek için İsrail’e karşı dönmesi ihtimaline dikkat çekiyorlar.

Gazete, bu milislerin Hamas ve askeri kanadıyla baş edebilecek birleşik örgütsel yapıya sahip olmadığını, fiilen sadece İsrail ordusu ve Şin Bet’in denetimi altında hareket ettiklerini vurguladı.

Sonuç bölümünde Yediot Aharonot, bu grupların kısa vadeli taktik çözüm sunabileceğini, özellikle geniş çaplı yıkım operasyonları öncesinde Hamas mensuplarını tünellerde veya enkaz altında aramak için kullanılabileceğini belirtti. Ancak, örgütsel çatıdan yoksun bu yapıların Hamas’ın yerine geçme şansının bulunmadığını, Hamas’ın ateşkes sürecinde gücünü yeniden toparladığını ve kontrolünü pekiştirdiğini kaydetti.

Gazeteye konuşan sağcı bir siyasi kaynak, bu milislerin İsrail’e Lübnan Savaşı’nı hatırlattığını belirtti. O dönemde İsrail’in Filistin Kurtuluş Örgütü’ne ve daha sonra Hizbullah’a karşı Lübnanlı milisleri devreye soktuğunu hatırlatan kaynak, bu milislerin Sabra ve Şatilla mülteci kamplarında katliamlar gerçekleştirdiğini ve bunun sorumluluğunun İsrail’e yüklendiğini belirtti. Bu nedenle aşırıya kaçılmaması ve bu tür gruplara bel bağlanmaması gerektiğini vurguladı.


Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı: Silahlarını bırakıp barış yolunu seçen herkesi memnuniyetle karşılıyoruz

Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
TT

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı: Silahlarını bırakıp barış yolunu seçen herkesi memnuniyetle karşılıyoruz

Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan yaptığı açıklamada, devletin barışı veya ateşkesi reddetmediğini, ancak ateşkesin "düşmanı yeniden güçlendirmek için bir fırsat" olmaması gerektiğini söyleyerek, Hızlı Destek Kuvvetleri'ne (HDK) atıfta bulundu.

Egemenlik Konseyi tarafından dün yayınlanan açıklamada belirtildiği üzere, Burhan Cezire Eyaleti'ne yaptığı ziyarette, "silahlarını bırakıp barış yolunu benimseyen herkesi memnuniyetle karşıladığını" ifade etti. Ayrıca, "ülkeye ve orduya karşı kışkırtıcılık yapanların hesap vereceğini" vurguladı.

ABD Başkanı Donald Trump perşembe günü yaptığı açıklamada, ülkesinin Sudan'daki savaşı sona erdirmek için yoğun çaba sarf ettiğini ve buna çok yaklaştığını söyledi.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Sudan ordusu ile HDK arasındaki savaş, sivil yönetime geçiş için seçimlere yol açması beklenen geçiş döneminde yaşanan iktidar mücadelesinin ardından 2023 Nisan ayının ortalarında patlak verdi.


Sudanlı doktorlar, Kuzey Kordofan'da HDK saldırısında 24 kişinin öldüğünü bildirdi

Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
TT

Sudanlı doktorlar, Kuzey Kordofan'da HDK saldırısında 24 kişinin öldüğünü bildirdi

Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)

Sudan Doktorlar Ağı'na göre Hızlı Destek Kuvvetlerinin (HDK yerinden edilmiş insanları taşıyan bir araca saldırısı sonucu, aralarında sekiz 8 çocuğun ve birkaç kadının da bulunduğu 24 kişi hayatını kaybetti.

Ağ, aracın Güney Kurdufan eyaletinden kaçan yerinden edilmiş insanları taşıdığını ve el-Rahad şehrine geldiğinde hedef alındığını, bunun sonucunda ikisi bebek olmak üzere 24 kişinin öldüğünü ve çok sayıda kişinin de tedavi için şehrin hastanelerine kaldırıldığını belirtti.

Doktorlar Ağı, bölgenin ciddi tıbbi kaynak sıkıntısı çektiği, bu durumun yaralı ve yerinden edilmiş kişilerin acılarını daha da artırdığı son derece karmaşık sağlık ve insani koşullar altında saldırının gerçekleştiğini ifade etti.