Arafat’ın Britanya’dan almak istediği Filistin altınlarının hikâyesi nedir? (2-3)

Filistin Kurtuluş Örgütü, Manda hükümetine ait olduğu iddia edilen bazı mali varlıklar nedeniyle İngiliz hükümetini soruşturmaya niyetleniyordu. Londra ise bu varlıkları reddediyor

Filistin Ulusal Yönetimi Başkanı merhum Yaser Arafat, 4 Haziran 1996’da Londra’da (AFP)
Filistin Ulusal Yönetimi Başkanı merhum Yaser Arafat, 4 Haziran 1996’da Londra’da (AFP)
TT

Arafat’ın Britanya’dan almak istediği Filistin altınlarının hikâyesi nedir? (2-3)

Filistin Ulusal Yönetimi Başkanı merhum Yaser Arafat, 4 Haziran 1996’da Londra’da (AFP)
Filistin Ulusal Yönetimi Başkanı merhum Yaser Arafat, 4 Haziran 1996’da Londra’da (AFP)

Önceki bölümde İngiliz raporunda, 1993 yılında Batılı ülkelerin İsrail hükümetine, bilhassa Filistinli mültecilerin geri dönüşüne ilişkin maddeler konusunda Filistin Kurtuluş Örgütü’ne (FKÖ) karşı yükümlülüklerine bağlı kalması için baskı uyguladığından ve Suriye Dışişleri Bakanı Faruk eş-Şara’nın da ABD’li mevkidaşı Warren Christopher’a, kendilerine fırsat verilmesi halinde Filistinli mültecilerin çoğunun vatanlarına dönmeyi ‘reddedebileceklerini’ bildirdiğinden bahsedilmişti.  

Britanya Dışişleri Bakanlığı Yakın Doğu ve Kuzey Afrika Dairesi tarafından hazırlanan bir rapor, Britanyalı üst düzey bir diplomatik heyetin 16-22 Ekim tarihleri arasında Ürdün’ü, İsrail’i ve işgal altındaki Filistin topraklarını ziyaret ettiği belirtiliyor. Britanyalı diplomat, bu ziyareti ‘başarılı’ olarak nitelendiriyor. Belgede Filistinli göçmenlerin geri dönüşü meselesinin Ürdün’deki yetkililerle tartışıldığı da ele alınıyor.

Filistinli mülteciler ve dönüş fikri

Ürdünlü bir yetkilinin ifadesiyle rapor, Ürdünlü yetkililerin “1967’de yerinden edilen ve kamplarda yaşayan çok sayıda kişinin Batı Şeria’ya ve Gazze Şeridi’ne dönmek isteyeceğine dair büyük bir beklentisinin” olmadığına dikkat çekiyor.

Yetkiliye göre yerinden edilmişlerin yüzde 20 ila yüzde 30’u nihayetinde geri dönmek isteyecek, ancak muhtemelen acele etmeyecekler. Bazı Filistinlilerin başlangıçta Batı Şeria’da bir iş kurmak ya da orada bir ev almakla birlikte en azından Batı Şeria’nın ekonomisinin nasıl geliştiğini görene kadar Ürdün’de ikamet etmeyi sürdürecekleri öngörülüyordu.

FOTO: Ürdünlü bir yetkili, Beka Mülteci Kampı’ndaki Filistinli mültecilerin yurtlarına geri dönüş fikrini kabul etmeyeceklerini öngörüyor (İngiliz Arşivi)
 Ürdünlü bir yetkili, Beka Mülteci Kampı’ndaki Filistinli mültecilerin yurtlarına geri dönüş fikrini kabul etmeyeceklerini öngörüyor (İngiliz Arşivi)

Raporda ayrıca şu ifadeler yer alıyor:

“Ürdünlü yetkililer; İsrail’i, işgal edilmiş toprakları ve Ürdün’ü içine alan bir serbest ticaret bölgesi inşa edilmesi konusunda Filistinlilerle kâğıt üzerinde pazarlık yaptı. Ürdünlüler, bundan memnundu. Ancak ben, daha sonra Ebu Ala’nın, çok şey verip karşılığında az şey aldığını düşünen Arafat tarafından bu konuda eleştirildiğini öğrendim. Konuştuğum İsrailliler, Batı Şeria’dan gelen tarım ürünlerinin İsrail’e daha düşük gümrük vergileriyle ya da gümrük vergisi olmaksızın girmesine izin verilmesi düşüncesine hazır görünüyor. Ancak endüstriyel ürünler ve kriterlerle ilgili birtakım sorunlar yaşanacaktır ki İsrail, bu konuda Avrupa Komisyonu’nun düştüğü hataya düşmek istemeyecektir.”

Tunus’ta bazı liderlerin emekli edilmesi

Britanya Dışişleri Bakanlığı Yakın Doğu ve Kuzey Afrika Dairesi temsilcisi, Filistin’e ait ve demokratik bölgelere ilişkin olarak diplomatik raporunda şu ifadeleri de kullanıyor:

“İşgal altındaki topraklarda FKÖ’nün Ürdün Büyükelçisi, Hanan Aşravi, Faysal el-Hüseyni ve Haydar Abdüşşafi ile görüştüm. Faysal Hüseyni ile İsrail Emniyet Bakanı arasında Kudüs’e erişime ilişkin görüşmelerde kaydedilen ilerlemenin yanı sıra, Doğu Kudüs’teki Filistinliler için özel bir vergi sistemi ve nihayetinde Filistinli bir belediye başkan yardımcısının yetkisine girebilecek olan Kudüs’te özerkliğe ilişkin başka önlemler hakkında bazı tartışmaların olduğu görülüyor. Görüşüne göre bu tür tartışmalar, gerçekçi, ki buna inanmak gerçekten zor: Arafat, Hüseyni’nin, İsrail’in Kudüs konusundaki ilkeli tutumunu oldukça erken bir aşamada bir oldubittiyle kabul etmesinden endişe etmeyecek mi, merak ediyorum.”

FOTO: Hanan Aşravi, Tunus’taki bazı liderlerin emekliliğe sevk edilip, Senato üyesi yapılmalarını öneriyor (İngiliz Arşivi)
Hanan Aşravi, Tunus’taki bazı liderlerin emekliliğe sevk edilip, Senato üyesi yapılmalarını öneriyor (İngiliz Arşivi)

Rapor şöyle devam ediyor:

“Filistin içinde de bu konuyla ilgili pek çok tartışmanın yapıldığı açık. İşgal altındaki topraklarda gördüğümüz herkes, İlkeler Bildirgesi’nde belirtildiği üzere seçimlerin önümüzdeki temmuz ayında yapılması gerektiği konusunda ısrarcıydı. Lakin Hanan Aşravi özel olarak, Tunus’ta bulunanların hepsinin buna ikna olmadığını söyledi. Bazıları, seçimlerden sonra kendi koltuklarını nasıl koruyacaklarını merak ediyor. Genel olarak ortaya atılan soru ise şuydu: Seçimlerden sonra meşru otorite nereden gelecek? Gerçek Filistinli yöneticiler, FKÖ Yürütme Komitesi’nin seçilmiş veya seçilmemiş üyeleri mi olacak? Hanan Aşravi’nin önerisine göre Tunus’taki bazı eski liderler emekliliğe sevk edilip, Senato üyesi yapılabilir.”

Kuveyt’te ve Dubai’de çalışan Filistinlilerin vergileri

7-8 Aralık’ta Bonn’a yaptığı ziyaret sırasında Arafat, diğerlerinin yanı sıra Arap kardeşlerinden de mali yardım alınması yönündeki çağrısını tekrarladı. Raporda bu konuya ilişkin şu ifadeler yer alıyor:

“Arafat’ın bize daha önce ilettiği talebe binaen Körfez ülkeleriyle, orada tutulan Filistin mal varlıkları meselesini görüştük. Kuveyt ve Suudi Arabistan hükümetleri, ellerinde Filistin’e ait mal varlıklarını olduğunu kabul etmedi. Dubai’de ise konu halen değerlendirme aşamasında. Bu mesele, 20 Aralık’ta yapılacak Körfez Koordinasyon Konseyi zirvesinde değerlendirilebilir.”

FOTO: Arafat, Kuveyt’te ve Dubai’de çalışan Filistinlilerden alınan vergilerin ve Basra Körfezi’ndeki dondurulan fonların iadesini talep ediyor (İngiliz Arşivi)
Arafat, Kuveyt’te ve Dubai’de çalışan Filistinlilerden alınan vergilerin ve Basra Körfezi’ndeki dondurulan fonların iadesini talep ediyor (İngiliz Arşivi)

“Genel olarak Körfez ülkeleri, FKÖ’yü doğrudan finanse etme konusunda tereddütlü. Bununla birlikte işgal edilmiş topraklardaki projelere yardımcı olabilir. Arafat sorarsa, meseleyi talep ettiği şekilde gündeme getirdiğimize dair güvence verebilir ve meseleyi doğrudan takip etmesini önerebiliriz. Basın, bu hafta sonu FKÖ’den, Arafat’ın Britanya’dan Manda döneminden bu yana elinde tuttuğu Filistin altınlarının iadesini talep edeceğini aktardı. Sanırız Filistin Para Fonu ve Kurulu’nu kastediyor. Kurul, hiçbir zaman herhangi bir altın saklamadı.”

Britanya’daki Filistin altınları ve mal varlıkları

“Ağustos 1993’te bir Ürdün gazetesi, FKÖ’nün Manda hükümetine ait olduğu iddia edilen bazı mal varlıkları sebebiyle Britanya hükümetini soruşturmayı planladığını belirtti. Bununla Filistin Para Kurulu’nun (PCB) kastedildiği düşünülüyor. Arafat, Sayın Hogg’un ekim ayında gerçekleştirdiği Tunus ziyaretinde bu meseleyi gündeme getirmedi. Kendisinin Birleşik Krallık ziyareti sırasında da bunu yapmadı.”

Para Koordinasyon Kurulu, 1926 yılında Sömürge İşlerinden Sorumlu Devlet Bakanı’nın gözetiminde, Filistin para biriminin basılması, yönetilmesi ve iade edilmesi amacıyla kuruldu. 1952 yılında Manda yönetiminden kalan mali sorunlar konusunda iki ardıl devlet İsrail ve Ürdün ile yapılan anlaşmaların ardından kapatıldı ve yerini Filistin Para Fonu (PCF) aldı. Bu fonun görevi, Manda döneminde Filistin’e ait herhangi bir para biriminin değerinin iade edilmesiydi ve bu amaçla adım atıldı.  

FOTO: Londra, Britanya’da olduğu iddia edilen Filistin altınlarının ve mal varlıklarının varlığını reddediyor (İngiliz Arşivi)
Londra, Britanya’da olduğu iddia edilen Filistin altınlarının ve mal varlıklarının varlığını reddediyor (İngiliz Arşivi)

Dışişleri Bakanı, Filistin Para Fonu’nun sorumluluğunu üstlendi. Halbuki sürecin yönetimi, Kraliyetin vekillerine düşüyordu. 1986’da Para biriminin yıllık itfa oranları, fonun varlığını anlamsız kılacak seviyenin altına düşünce Filistin Para Fonu feshedildi. Fonun varlığı, yaklaşık 372 bin dolardı; bu, kalan paranın birleşik fona aktarılması için yeterli miktarın biraz fazlasıdır.

Belgeye göre “hukuk danışmanları, 1949’dan 1950’ye kadar olan dönemde Filistin hükümeti adına Filistin Koordinasyon Kurulu tarafından Kraliyet temsilcilerine ödenen paraların bu hükümetin taahhütleriyle ilişkili olduğu değerlendirmesinde bulundu. Bu da FKÖ’nün talebi önünde bir engel teşkil ediyor.”  

Kuveyt: “Filistinlilere teslim edilecek bir para yok”

Britanya Dışişleri Bakanlığı Yakın Doğu ve Kuzey Afrika Dairesi’nin 22 Eylül 1993’te yayınladığı bir başka belgeye göre Dışişleri Bakanı, Arafat’ın Britanya’nın Tunus Büyükelçisi’ne ilettiği noktalarla ilgili tavsiye istedi: “Kuveyt’te ve Dubai’de yaşayan Filistinlilere uygulanan yüzde 5’lik vergilerin geri alınmasında yardımcı olabilir miyiz? Filistinlilerin, özellikle de polisin eğitilmesine yardımcı olabilir miyiz? Arafat’ın Britanya’yı ziyarete davet edilmesi mümkün mü?”

FOTO: Kuveyt, Filistinlilere teslim edilecek bir paranın olmadığını söyledi (İngiliz Arşivi)
Kuveyt, Filistinlilere teslim edilecek bir paranın olmadığını söyledi (İngiliz Arşivi)

Belgeye göre “Kuveytliler, Filistinlilere teslim edilmesi gereken herhangi bir para yok; Körfez Savaşı’na dek yüzde 5 kadar vergi ödediler, ancak o zamandan beri ödeme yapmadılar, dedi. Şu an orada çalışan Filistinlilerin sayısı az. Zannediyoruz ki Arafat, umutlarını Kuveyt’ten ziyade Dubai’ye bağlıyor. Diğer Körfez ülkelerinden de, ev sahibi hükümetlerin FKÖ adına toplanan paraları halen ellerinde bulundurduklarını düşünüyorlarsa benzer uygulamalarda bulunmalarını talep ediyor.”

Belgeye göre Kuveytliler, şu ifadeleri ekliyor:

“Polise eğitim verilmesi ihtimali üzerinde çalışıyoruz. Haziran ayında Filistinliler bu konuda bizimle temasa geçtiler. Biz o zaman bağlayıcı olmayan bir cevap verdik, çünkü eğitimin vakti gelmemişti. Ürdünlüler ve Mısırlılar, zaten Filistinlileri temel polis teknikleri konusunda eğitiyor. Bu yüzden Britanya’nın katkısının üst düzey yönetime, eğitmenlerin eğitimine ve bomba imhası gibi uzmanlık teknolojilerine yönlendirilmesi daha iyi olacaktır. ODA, mevcut eğitim kursları ve bunu yapmanın mümkün olup olmadığı konusunda İçişleri Bakanlığı’yla istişarede bulunuyor.”

Arafat her şeyi elinde tutmaya çalışıyor

Belgelerden biri, İsrail-Filistin ekonomik iş birliğine ilişkin olarak Filistinli ve İsrailli tarafların Paris’te para birimi, bankacılık hizmetleri, ticari ilişkiler ve vergiler meselesini tartıştığına işaret ediyor.

Belgede şu ifadeler kullanılıyor:

“Paris’te para birimi, bankacılık hizmetleri, ticari ilişkiler ve vergi artırımı yetkileri konusunda yapılan görüşmelerin ardından iki taraf, büyük ölçüde anlaşmaya vardı. FKÖ, Avrupalılardan ve ABD’den bu erken dönemde yönetiminin masraflarının karşılanmasına yardım etmelerini istedi. Herkes, yardımlarımızın teknik desteği, ekipmanları ve projeleri kapsayabileceğini, işletme maliyetlerinin ise İsrail’in onlara verdiği parayı, topladıkları vergileri ve belki de İsrail’den ve Körfez ülkelerinden gelen katkıları teslim alan Filistinlilerin sorumluluğunda olması gerektiğini söyleyerek, bu talebi reddetti. Avrupa Komisyonu, işletme maliyetleri konusunda inceleme yapıyor.”

Rapor, ‘endişe verici’ şeklinde nitelediği başka bir noktaya dikkat çekiyor ki o da “Arafat’ın yeni ortaya çıkan Filistin yönetimi üzerindeki kontrolünü sıkılaştıramamasıdır. Son üç ay Tunus’taki FKÖ liderliğinin hem kendi içinde hem de işgal edilmiş topraklardaki Filistinlilerle arasında görevler ve sorumluluklar konusunda devam eden anlaşmazlıklara şahit olundu.”

Belgede belirtildiğine göre Arafat’ın gevşek tutumunun bir sonucu olarak bağışçılar, “yardımları almak ve yönetmek için sorumlu ve şeffaf bir teşkilatın oluşturulması gerektiğinde ısrarcı oldular. Bu doğrultuda Filistin Kalkınma ve İmar İçin Ekonomik Kurul oluşturuldu. Ancak Arafat’ın kurulun gündelik işlerini yerine getirmesine izin verme konusundaki isteksizliği yüzünden çalışmaları halen aksıyor.”

Rapor şu ifadelerle sona eriyor:

“Yardım projeleri, ticaret vb. konular tartışılırken kimi muhatap alacağımızı bilmek için, idari organların ne zaman oluşturulacağını ve belirli bakanlık koltuklarına ne zaman atama yapılacağını sorduk. Çok net bir cevap alamadık. Bazıları, Arafat’ın Eriha’ya gelişinin, onu bir aday göstermeye mecbur bırakacağını umuyor. Ancak görünüşe bakılırsa pek çok şeyi kendi elinde tutmayı sürdüreceğine dair genel bir beklenti söz konusu.”

Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Independet Arabia’dan çevrilmiştir.



Lübnan, İran büyükelçisinin ikamet iznini uzattı

Beyrut tarafından “istenmeyen kişi” ilan edilen İran’ın Lübnan Büyükelçisi Muhammed Rıza Şeybani (Arşiv– İran medyası)
Beyrut tarafından “istenmeyen kişi” ilan edilen İran’ın Lübnan Büyükelçisi Muhammed Rıza Şeybani (Arşiv– İran medyası)
TT

Lübnan, İran büyükelçisinin ikamet iznini uzattı

Beyrut tarafından “istenmeyen kişi” ilan edilen İran’ın Lübnan Büyükelçisi Muhammed Rıza Şeybani (Arşiv– İran medyası)
Beyrut tarafından “istenmeyen kişi” ilan edilen İran’ın Lübnan Büyükelçisi Muhammed Rıza Şeybani (Arşiv– İran medyası)

Lübnan makamları dün, eski İran Büyükelçisi Muhammed Rıza Şeybani’ye “diplomat olarak değil, İran vatandaşı olarak” altı aylık yasal oturma izni verdi. Karar, Lübnan Dışişleri Bakanlığı’nın mart ayında Şeybani’yi “istenmeyen kişi” ilan ederek 72 saat içinde ülkeyi terk etmesini istemesinden aylar sonra geldi. Şeybani bu talebe uymamıştı. ا

Bir güvenlik kaynağı Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Kamu Güvenliği Genel Müdürü Tümgeneral Hasan Şukeyr’in kendisine yasal yetkileri çerçevesinde oturma izni verilmesini önerdiğini belirtti. Kaynağa göre Şukeyr, izin belgesini imzalamadan önce konuyla ilgili siyasi makamları, yani cumhurbaşkanı, başbakan ve içişleri bakanını bilgilendirdi. 

Lübnan Dışişleri Bakanlığı kaynakları ise bakanlığın Şeybani’ye oturma izni verildiğinden haberdar olmadığını söyledi. Kaynaklar, Dışişleri Bakanı Yusuf Recci’nin tutumunun net olduğunu belirterek, “Bu dosya uzlaşmaya açık değil; İran kararın gereğini yerine getirmeli” ifadelerini kullandı. 

Verilen oturma izni Şeybani’ye herhangi bir diplomatik statü veya dokunulmazlık tanımıyor; Lübnan’da yalnızca İran vatandaşı olarak yasal biçimde kalmasına olanak sağlıyor. Kararın, Şeybani’nin mevcut vizesinin sona erdiği 24 Ağustos’ta alındığı bildirildi.


Amerika Birleşik Devletleri, Suriye'yi "terörizmi destekleyen devletler" listesinden çıkardı

ABD Hazine Bakanlığı (Reuters)
ABD Hazine Bakanlığı (Reuters)
TT

Amerika Birleşik Devletleri, Suriye'yi "terörizmi destekleyen devletler" listesinden çıkardı

ABD Hazine Bakanlığı (Reuters)
ABD Hazine Bakanlığı (Reuters)

ABD Hazine Bakanlığı tarafından yayımlanan bir bildirime göre ABD Dışişleri Bakanlığı, dün Suriye’yi ABD’nin “teröre destek veren ülkeler” listesinden çıkardı. Daha önce bu yılın başlarında duyurulan karar, Kongre’nin incelemesine tabi tutulmuştu.

Bir ülkenin “teröre destek veren ülkeler” listesine alınması, ABD’nin dış yardımlarına, savunma ekipmanı ihracatına ve bazı finansal işlemlere kısıtlamalar getirilmesine yol açıyor.

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre Suriye’nin listeden çıkarılmasıyla ABD, 47 yıldır uygulanan bu sınıflandırmaya son vermiş oldu.

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent yaptığı açıklamada, kararın “Suriye’ye daha fazla yatırım yapılmasını teşvik ederek ülkedeki siyasi ve ekonomik istikrarın güçlenmesine yardımcı olacağını” söyledi. Karar, eski Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed yönetiminin Aralık 2024’te devrilmesinden yaklaşık iki yıl sonra geldi.

Suriye Merkez Bankası Başkanı Safvet Raslan da Washington’un ülkesini teröre destek veren devletler listesinden çıkarmasını memnuniyetle karşıladı.

Raslan, X platformundaki paylaşımında ABD’nin kararını “Suriye’nin ‘teröre destek veren devlet’ olarak sınıflandırılmasına son verilmesi, ülkeyi küresel ekonomi sistemindeki doğal konumuna döndüren tarihi bir adım” olarak nitelendirdi. Merkez Bankası’nın “tüm fırsatlara uyum sağlayabilecek ve bunlardan yararlanabilecek modern ve güvenilir bir finansal sistem kurmak için çalıştığını” belirtti.

Karar kapsamında ayrıca El Nusra Cephesi’nin “Özel Olarak Belirlenmiş Küresel Terör Örgütü” statüsü de kaldırıldı.


İsrail'in Gazze Şeridi'ne düzenlediği hava saldırılarında 2'si çocuk 5 Filistinli öldü

Han Yunus'taki Nasır Hastanesi'nde çadırında vurularak hayatını kaybeden 10 yaşındaki Amal Ebu Hatır'ın büyükannesi, cenaze töreninde gözyaşlarına boğuldu (Reuters)
Han Yunus'taki Nasır Hastanesi'nde çadırında vurularak hayatını kaybeden 10 yaşındaki Amal Ebu Hatır'ın büyükannesi, cenaze töreninde gözyaşlarına boğuldu (Reuters)
TT

İsrail'in Gazze Şeridi'ne düzenlediği hava saldırılarında 2'si çocuk 5 Filistinli öldü

Han Yunus'taki Nasır Hastanesi'nde çadırında vurularak hayatını kaybeden 10 yaşındaki Amal Ebu Hatır'ın büyükannesi, cenaze töreninde gözyaşlarına boğuldu (Reuters)
Han Yunus'taki Nasır Hastanesi'nde çadırında vurularak hayatını kaybeden 10 yaşındaki Amal Ebu Hatır'ın büyükannesi, cenaze töreninde gözyaşlarına boğuldu (Reuters)

Gazze Şeridi’ne dün düzenlenen bir dizi İsrail hava saldırısında, aralarında iki çocuğun da bulunduğu en az 5 Filistinli hayatını kaybetti, çok sayıda kişi yaralandı. Bilgi, sağlık kaynakları ve sivil savunma ekipleri tarafından paylaşıldı.

Sivil Savunma Sözcüsü Mahmud Basal, “Şafaktan bu yana Gazze Şeridi’ne yönelik İsrail saldırılarında, aralarında iki çocuğun da bulunduğu en az 5 şehit verildiğini” açıkladı.

Şafak saatlerinde Gazze Şeridi’nin merkezindeki Deyr el-Belah kentinde bir çadırın İsrail hava saldırısında hedef alınması sonucu 2 Filistinli hayatını kaybetti. Basal’ın yanı sıra Aksa Şehitleri Hastanesi de iki kişinin cansız bedenlerinin kendilerine ulaştırıldığını doğruladı.

Şeridin güneyindeki Han Yunus kentinde ise Nasır Hastanesi, “Han Yunus’un kuzeyinde işgal güçlerinin açtığı ateş sonucu 10 yaşındaki Amal Nişat Ebu Hatır’ın hayatını kaybettiğini” duyurdu.

Gazze’deki Ambulans ve Acil Durum Servisi daha sonra, Gazze Şeridi’nin merkezindeki Bureyc Mülteci Kampı’na düzenlenen İsrail hava saldırısında 4 yaşındaki bir çocuğun hayatını kaybettiğini ve çok sayıda kişinin yaralandığını açıkladı.

Sivil Savunma da yaptığı açıklamada, Gazze Şeridi’nin merkezindeki Bureyc Kampı’nın doğusunda bir evin hedef alınmasının ardından bir çocuğun cansız bedeninin enkazdan çıkarıldığını, bir anne ile çocuğunun ise enkaz altından kurtarıldığını bildirdi.

Filistinliler, Gazze Şeridi'ndeki Şeyh Radvan mahallesine İsrail'in düzenlediği hava saldırısı sonucu çıkan yangını söndürmek için çalışıyor (EPA)
Filistinliler, Gazze Şeridi'ndeki Şeyh Radvan mahallesine İsrail'in düzenlediği hava saldırısı sonucu çıkan yangını söndürmek için çalışıyor (EPA)

Öte yandan Han Yunus’un batısına düzenlenen İsrail hava saldırısında bir kişinin daha hayatını kaybettiği, çok sayıda kişinin yaralandığı belirtildi. Sivil Savunma ve Nasır Hastanesi, saldırının can kaybına yol açtığını doğruladı.

Gazze Şifa Hastanesi ise en az 7 kişinin, iki ayrı saldırıda yaralandığını bildirdi. Saldırılardan biri Gazze kentinin batısındaki bir su arıtma tesisini, diğeri ise yakındaki Şati Mülteci Kampı’ndaki bir mescidi hedef aldı.

Hamas Sözcüsü Hazım Kasım ise yaptığı açıklamada, “yerinden edilmiş kişilerin yoğun olarak bulunduğu bölgelere yönelik artan bombardımanın ve çadırlarının imha edilmesinin, ateşkes anlaşmasına rağmen işgal güçlerinin tehcir planını hâlâ gündeminde tuttuğunu gösterdiğini” savundu.

Kasım, söz konusu saldırıların “ABD Başkanı Donald Trump ile Mısır, Türkiye ve Katar liderlerinin imzaladığı ateşkes anlaşmasına yönelik açık bir umursamazlığın doruk noktası” olduğunu ifade etti.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Gazze’de ateşkesin geçen yıl 10 Ekim’de yürürlüğe girmesinden bu yana, İsrail saldırılarında en az bin 286 Filistinli hayatını kaybetti. Hamas tarafından yönetilen Gazze Sağlık Bakanlığı’nın verilerine göre hazırlanan bu rakamların Birleşmiş Milletler tarafından güvenilir kabul edildiği belirtildi.

Buna karşılık İsrail ordusu, aynı dönemde 5 askerinin öldüğünü açıkladı.

Hamas, geçen temmuz ayının sonunda, savaşın ikinci aşamasına geçilmesini öngören ABD öncülüğündeki yol haritasını kabul etmişti. Plan, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yüzde 60’ından fazlasını kontrol eden İsrail güçlerinin bölgeden çekilmesini öngörüyordu. Ancak İsrail planı kabul etmedi.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ise Gazze Şeridi’nden herhangi bir çekilme gerçekleşmeden önce Hamas’ın tamamen silahsızlandırılmasını şart koşuyor.