Trump 2.0'a karşı son savunma hattı: Nikki Haley ve 91 ağır yasal suçlama

Eski ABD Başkanı, Cumhuriyetçi Parti'nin adaylığını bir kez daha kazanacak gibi görünüyor. Ancak Haley sürpriz at gibi ortaya çıkıp ABD'nin felaketi önlemesin sağlayabilir mi?

Cumhuriyetçilerin 52 yaşındaki aday adayı Nikki Haley, ABD'nin Birleşmiş Milletler Büyükelçisiydi, dolayısıyla Trump'ın kusurlarını çoğu kişiden daha iyi biliyor (AFP)
Cumhuriyetçilerin 52 yaşındaki aday adayı Nikki Haley, ABD'nin Birleşmiş Milletler Büyükelçisiydi, dolayısıyla Trump'ın kusurlarını çoğu kişiden daha iyi biliyor (AFP)
TT

Trump 2.0'a karşı son savunma hattı: Nikki Haley ve 91 ağır yasal suçlama

Cumhuriyetçilerin 52 yaşındaki aday adayı Nikki Haley, ABD'nin Birleşmiş Milletler Büyükelçisiydi, dolayısıyla Trump'ın kusurlarını çoğu kişiden daha iyi biliyor (AFP)
Cumhuriyetçilerin 52 yaşındaki aday adayı Nikki Haley, ABD'nin Birleşmiş Milletler Büyükelçisiydi, dolayısıyla Trump'ın kusurlarını çoğu kişiden daha iyi biliyor (AFP)

Sean O'Grady

Halihazırda Trump başkanlığının yaratacağı küresel felaketle aramızda duran tek şey Nikki Haley.

Bir aday olarak eksiklikleri çok iyi belgelenen Joe Biden değil. Ve tabii ki Trump'ı utangaç alçakgönüllülük timsali gibi gösteren Ron DeSantis de değil. Hayır. Bu kişi Haley. İşte bu kadar. O ya da Donald. Seçim bu; ve kaos, ateş ve öfke dolu bir başka Trump başkanlığından korkan Amerikalılar, Haley'yi desteklemeyi gerçekten düşünmeli.

Eğer ABD demokrasisinin ve dünyadaki istikrarın bu intikamcı bebek adamın bir saldırısına daha dayanabileceğini düşünüyorsanız, o zaman hiç durmayın ve oyunuzu Maga adayına verin. Eğer Amerika'nın gerçek bir değişimle bu süregelen gerontokrasiden çıkmaya ihtiyacı olduğunu düşünüyorsanız, o zaman Haley'nin aday gösterilmesi için elinizden geleni yapmalısınız. Bunu yapmak Cumhuriyetçi Parti'yi, Amerika'yı ve dünyayı kurtarabilir.

Elbette yabancıların Amerikalılara kendi büyük uluslarının liderliğine dair tavsiye vermesi münasebetsiz ve muhtemelen ters etki yaratacak bir davranış. Kulağa rahatlıkla küçümseyici gelebilir ve eğer bir değişiklik yapıp Amerika'yı ilk sıraya koymak istiyorlarsa, bu onların tercihi.

Yine de bu seçimde tüm dünyanın bir menfaati var ve Trump'ın başkanlığı hepimize zarar verir. Kaldı ki Haley'nin kendisi de diğer pek çok Amerikalı gibi Trump'ın bu göreve uygun olmadığını düşünüyor. ABD'nin Birleşmiş Milletler Büyükelçisi olarak Trump'la birlikte çalıştı, dolayısıyla Trump'ın kusurlarını çoğu kişiden daha iyi biliyor.

Şahsen ben, Trump'ın daha geçen ağustosta Tucker Carlson'a verdiği röportajda 6 Ocak 2021 olaylarını konuşurken kendisine iç savaş olmasa bile "açık çatışma" ihtimalinin sorulması üzerine dile getirdiği görüşe korkarım ki yakınım:

Bilmiyorum çünkü ne olduğunu bilmiyorum, bilirsiniz işte; şunu söyleyebilirim: Daha önce hiç görmediğim düzeyde bir tutku var. Daha önce hiç görmediğim düzeyde bir nefret var. Bu muhtemelen kötü bir kombinasyon.

Trump burada haklıydı (büyük ölçüde) ve bu da onun Birleşik Devletler Başkanı olmasını engellemek için bir neden daha. Haley'nin Anayasa'yı yok etmeye çalışmayacağından emin olabilirler.

Neyse ki Haley'nin Trump'tan gözü korkmuyor ki bu da yüksek bir makam için başlı başına yeterlilik çünkü onun ve inkar edilemez derecede büyük destek tabanındaki fanatik takipçilerinin Trump'ın yoluna çıkan herkese nasıl bir ceza verebileceğini biliyoruz. Onun için Kongre Binası'nı bile istila edip hükümeti devirmeye çalışırlar, yani Haley'ye biraz sataşmak pek sorun olmaz. Gerçekten de teşvik edildiklerine "ölümüne savaşıyorlar".

Yine de Haley yılmıyor ve haklı olarak bu mücadeleyi sürdürmeye devam etme sözü veriyor. Trump'ın önde giden aday olduğu ortada ve her şey birkaç hafta içinde bitebilir. Her ne kadar bunu yapacak ruha sahip olduğu ortada olsa da Haley'nin bir kampanyayı sürdürecek paraya sahip olduğu hemen göze çarpmıyor. Kendi güzel memleketi Güney Karolina'da bile pek başarılı olamayabilir; ama New Hampshire'da kaybetse bile beklenenden daha iyi bir performans sergiledi.

Trump'ın zafer konuşmasındaki burukluk Haley'nin, Trump'ın istediğinden daha fazla ivme kazandığını ve Trump'ın buna içerlediğini gösteriyor; duygularını ya da fazlasıyla kırılgan egosunu gizlemekte hiçbir zaman çok iyi olamadı. Yani Haley hâlâ yarışta ve olabildiğince uzun süre yarışta kalması için çok iyi birkaç neden var.

Birincisi halihazırda Trump'a meydan okuyan tek kişi olması, Trump'ın kesinlikle meydan okunmaya ihtiyacı olması ve Trump'ın söyleyeceği ya da yapacağı bir şeyin bu yarışın dinamiklerini değiştirebilecek olması. Tabii bugüne kadar söylediği ya da yaptığı hiçbir şey tabanını uzaklaştırmaya yetmedi. 2016'da kendisinin de dediği gibi:

5. Cadde'nin ortasında durup birine ateş edebilirim ve hiç seçmen kaybetmem.

Yani bir şeyler ortaya çıkabilir; ve Haley ortada bir alternatif olduğunu ve Cumhuriyetçilerin, Beyaz Saray'ı (meşru yolla) yeniden ele geçirip Biden'ı devirmek için ihtiyaç duydukları türden bağımsız ve kararsız seçmenleri ikna edebileceğini göstermek zorunda.

İşleri değiştirebilecek ne çıkabilir? Daha da umut verici olanı, Trump'ın türlü türlü 91 ağır suçlamayla yargılanması ve bunlardan herhangi birinin ya da hepsinin adaylığını makul bir görüşe göre sürdürülemez hale getirmesi; Birleşik Devletler hüküm giymiş bir suçlu tarafından ya da bir hapishane hücresinden yönetilemez.

Hiç de imkansız olmayan böyle bir durumda partinin, Trump yerine yönelebileceği net bir alternatif olmalı. Eğer Trump'ın yerine birini getirmeleri gerekecekse, net bir alternatifin olması Trump'ı bırakmayı kolaylaştırır. Haley'nin desteği ne kadar güçlü olursa Trump'ın aday gösterilme güvencesi o kadar azalır ve bunu kendisi de biliyor.

Tüm bunlarla birlikte Haley liberal değil. Sosyal muhafazakar ve bir keresinde göçmen kriziyle başa çıkmak için özel kuvvetleri kullanarak Meksika'nın istila edilmesini savunmuştu. Bir aday olarak en büyük zayıflığı, meydan okurcasına yaşam yanlısı/kürtaj karşıtı duruşu. Haley kürtaj karşıtı bir yasayı sorun etmeyeceğini söylüyor. Bu bazı Cumhuriyetçi çevrelerde popüler olsada daha geniş seçmen kitlesinde ve elbette kadın seçmenler arasında bedensel özerklik haklarının kaybı, diğer birçok faktörün önüne geçen bir şey.

Biden ve Kamala Harris bu meseleyi silahlaştırıyor ve genel seçimler yaklaşırken Trump bu konuda savunmasız durumda. Eğer Haley adaylığı gerçekten kazanmak istiyorsa daha aydın, pragmatik bir kürtaj yanlısı duruş, Cumhuriyetçilerin uzun süredir terk ettiği yerlerde destek toplamasını sağlar. Eğer partisinin adaylığını kazanırsa kendisini, gençliğinin cazibesine (52 yaşında) panikle karşılık veren Biden'ı Demokrat Parti adaylığından çekilmeye zorladığı bir durumda bulabilir.

Hatta Haley'yi Harris'le kafa kafaya giderken bile bulabiliriz. Birdenbire Amerika'nın, halihazırda olduğu gibi Statler ve Waldorf'un siyasi muadili yerine, beyaz olmayan iki dinç kadın arasında bir seçim yapması gerekebilir. Bu Amerika ve dünyadaki tüm dostları için güzel olurdu.

Independent Türkçe



ABD’nin İsrail Büyükelçisi, Gazze'de yaşanan insanlık dramına karşı uyarıları engelledi

İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik askeri operasyonu sırasında, kuzeydeki Beyt Lahiya’da ağır hasar gören Filistinlilere ait evler (18 Aralık 2024 – Reuters)
İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik askeri operasyonu sırasında, kuzeydeki Beyt Lahiya’da ağır hasar gören Filistinlilere ait evler (18 Aralık 2024 – Reuters)
TT

ABD’nin İsrail Büyükelçisi, Gazze'de yaşanan insanlık dramına karşı uyarıları engelledi

İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik askeri operasyonu sırasında, kuzeydeki Beyt Lahiya’da ağır hasar gören Filistinlilere ait evler (18 Aralık 2024 – Reuters)
İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik askeri operasyonu sırasında, kuzeydeki Beyt Lahiya’da ağır hasar gören Filistinlilere ait evler (18 Aralık 2024 – Reuters)

ABD Uluslararası Kalkınma Ajansı (USAID) çalışanları, 2024’ün ilk aylarında, Gazze’nin kuzeyinde gıda ve tıbbi yardım eksikliğinin kritik boyutlara ulaştığına dair uyarılarını, dönemin ABD Başkanı Joe Biden yönetimindeki üst düzey yetkililere iletti. Şarku'l Avsat'ın Reuters’tan aktardığı habere göre, söz konusu uyarılar kurum içi yazışmalar yoluyla yapıldı.

Hamas’ın 7 Ekim 2023’teki saldırılarının ve İsrail’in Gazze’ye kara harekâtının üzerinden üç ay geçtikten sonra hazırlanan iç mesajda, Ocak ve Şubat aylarında iki aşamada bölgeye giden Birleşmiş Milletler çalışanlarının sahada gözlemlediği sarsıcı manzaralar ayrıntılı biçimde yer aldı.

frgtyu7
Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Beyt Lahiya’da, hayır mutfağından pişmiş yemek almak için bekleyen Filistinliler, 28 Nisan 2025 (Reuters)

Çalışanlar, yollarda insan uyluk kemiği ve başka kemikler gördüklerini, araçlarda bırakılmış cesetlere rastladıklarını aktardı. Ayrıca özellikle gıda ve temiz içme suyu başta olmak üzere insani ihtiyaçlarda “felaket düzeyinde” bir eksiklik bulunduğunu vurguladılar.

Ancak Reuters’in görüştüğü dört eski yetkili ile incelenen belgelere göre, ABD’nin İsrail Büyükelçisi Jack Lew ve yardımcısı Stephanie Hallett, telgrafların yeterli tarafsızlık içermediği gerekçesiyle ABD hükümeti içinde daha geniş biçimde dağıtılmasını engelledi.

Gazze’deki duruma resmî itiraf meselesi

Altı eski ABD’li yetkili, Şubat 2024’te gönderilen telgrafın, yılın ilk yarısında iletilen ve İsrail’in Gazze’ye yönelik savaşı nedeniyle sağlık, gıda, hijyen koşullarındaki hızlı bozulmayı ve toplumsal düzenin çöküşünü belgeleyen beş telgraftan biri olduğunu söyledi.

vf
Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Cibaliye’de, savaşta yıkılan binaların enkazı arasında yürüyen Filistinliler, 6 Ocak 2026 (Reuters)

Reuters bu telgraflardan birini inceledi. Diğer dört telgrafın da Lew ve Hallett tarafından “tarafsızlık” kaygısıyla engellendiğini, içeriklerini bilen dört eski yetkili doğruladı.

Üç eski ABD’li yetkili, bu telgraflardaki ayrıntıların olağanüstü derecede sarsıcı olduğunu ve yönetim içinde geniş biçimde paylaşılsaydı üst düzey karar alıcıların dikkatini çekeceğini belirtti. Yetkililere göre bu durum, Biden’ın aynı ay yayımladığı ve ABD istihbarat ve silah tedarikini İsrail’in uluslararası hukuka uyumuna bağlayan ulusal güvenlik muhtırasına yönelik denetimi de sıkılaştırabilirdi.

O dönem USAID’de Batı Şeria ve Gazze’den sorumlu bilgi birimi başkan yardımcısı olan Andrew Hall, “Telgraflar insani bilgiyi aktarmanın tek yolu değildi; ancak büyükelçinin Gazze’deki gerçek durumu resmen kabul etmesi anlamına gelirdi” dedi.

ABD’nin Kudüs Büyükelçiliği, bölgedeki diğer büyükelçiliklerden gelenler de dahil olmak üzere Gazze’ye ilişkin telgrafların çoğunun hazırlanması ve dağıtımını denetliyordu. Üst düzey bir eski yetkili, Büyükelçi Lew ve yardımcısı Hallett’in sık sık USAID yönetimine, telgraflardaki bilgilerin zaten medyada geniş biçimde yer aldığını söylediklerini aktardı.

Eski Dışişleri Bakanı Antony Blinken ile Biden’ın temsilcileri, söz konusu telgrafların hiçbir zaman ABD hükümetinin üst kademelerine ulaşmadığı iddiasına ilişkin yorum taleplerine yanıt vermedi.

Gazze savaşı, Hamas’ın 7 Ekim 2023’te düzenlediği ve 1.250’den fazla kişinin öldüğü saldırıların ardından başladı. Filistin Sağlık Bakanlığı verilerine göre Gazze’de hayatını kaybedenlerin sayısı 71 bini aştı.

ABD Başkanı Donald Trump, geçen yıl eylülde Beyaz Saray’da İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun yanında Gazze için barış planını açıklamış olsa da, çatışmalar durmadı. Filistin Sağlık Bakanlığı’na göre, ateşkesin yürürlüğe girmesinden bu yana yaklaşık 481 kişi daha öldürüldü.

Biden yönetiminin savaş boyunca İsrail’e verdiği destek, Demokrat Parti içinde derin bir bölünmeye yol açtı ve konu parti adayları açısından hâlâ çözülmüş değil. Reuters/Ipsos’un geçen ağustosta yaptığı ankete göre, Demokratların yüzde 80’inden fazlası İsrail’in Gazze’deki askerî karşılığının aşırı olduğunu ve ABD’nin açlık riskiyle karşı karşıya olan Gazze halkına yardım etmesi gerektiğini düşünüyor.


Trump’ın kararları Suriye’nin çehresini nasıl değiştirdi?

Geçen 10 Kasım’da Washington’da ABD Başkanı Donald Trump ile Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara arasında gerçekleşen görüşmeden bir kare (AFP)
Geçen 10 Kasım’da Washington’da ABD Başkanı Donald Trump ile Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara arasında gerçekleşen görüşmeden bir kare (AFP)
TT

Trump’ın kararları Suriye’nin çehresini nasıl değiştirdi?

Geçen 10 Kasım’da Washington’da ABD Başkanı Donald Trump ile Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara arasında gerçekleşen görüşmeden bir kare (AFP)
Geçen 10 Kasım’da Washington’da ABD Başkanı Donald Trump ile Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara arasında gerçekleşen görüşmeden bir kare (AFP)

Bölgesel ve uluslararası düzeyde son derece karmaşık bir tabloda; güvenlik dosyalarının stratejik, ekonomik başlıkların ise siyasi alanla iç içe geçtiği bir ortamda, ABD Başkanı Donald Trump yönetimi, Ocak 2025’te Beyaz Saray’a dönüşünden bu yana Suriye dosyasına yaklaşımını yeniden şekillendiriyor. Barack Obama ve Joe Biden dönemlerinde tereddütler ve çelişkili gündemlerle karakterize edilen Amerikan politikalarının ardından Washington, bugün ideolojik kaygılardan ve uzun vadeli riskli bahislerden uzak, sahada sonuç üretmeyi ve hassas dengeleri kontrol etmeyi önceleyen daha doğrudan ve “pragmatik” bir çizgiye yönelmiş durumda.

Bu yeni yaklaşım; eski rejimin çöküşü, iç meşruiyetini pekiştirmeye ve uluslararası tanınma elde etmeye çalışan yeni bir hükümetin yükselişi, DEAŞ tehdidinin sürmesi, İran nüfuzunun gerilemesi ve Suudi Arabistan, Türkiye ile Katar’ın artan bölgesel rolleri gibi Suriye sahasındaki temel değişkenlere yanıt niteliği taşıyor. Bu çerçevede Washington, Orta Doğu’da istikrarı dayatma, doğrudan askerî angajmanın maliyetini azaltma ve kalkınma ile yatırım projelerinin önünü açma esasına dayanan “Trump doktrini” ile uyumlu bir yeniden konumlanmaya gidiyor.

İdeolojiden önce çıkarlar

Abaad Eğitim ve Stratejik Araştırmalar Merkezi’nden Firas Fahham, Trump’ın Suriye politikasının “tam anlamıyla pragmatik” olduğunu, uluslararası ve ekonomik çıkarları merkeze alarak yeni Suriye hükümetinin ideolojik arka planını ikinci plana ittiğini belirtiyor. Fahham’a göre Washington ile Şam arasındaki yeni kesişimin temel dayanağı, “İran’ın Suriye’ye yeniden nüfuz etmesinin önlenmesi” hedefi ve bu başlık mevcut ABD yönetiminin öncelikleri arasında ilk sırada yer alıyor.

Bu yaklaşımın, ABD’nin bölgedeki Arap müttefiklerinin tutumlarından ayrı düşünülemeyeceğini vurgulayan Fahham; başta Suudi Arabistan olmak üzere Türkiye ve Katar’ın yeni Suriye hükümetine açık destek verdiğini, Trump yönetiminin de bu tutumlara “bölgesel ittifakların yeniden inşasında temel bir sütun” olarak yanıt vermeye hazır olduğunu ifade ediyor.

fgthyu
ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın, 24 Mayıs’ta Türkiye’de Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ile gerçekleştirdiği görüşmeden bir kare (EPA)

Önceki yönetimlerle kıyaslandığında Fahham, Obama ve Biden dönemlerinin “İran’ın bölgede elinin serbest bırakıldığı, özellikle Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile kurulan yakın ittifak üzerinden azınlık nüfuzunun desteklendiği bir çizgi izlediğini; bunun da sahayı daha karmaşık hâle getirdiğini ve güvenliği sağlayabilecek merkezi bir devletin kurulma ihtimalini zayıflattığını savunuyor.

Riyad’dan Washington’a: Dönüm noktaları

Trump’ın yeni Suriye politikasındaki kritik duraklara değinen Fahham, başlangıç noktasının Haziran ayında Riyad’da yapılan görüşmeler olduğunu söylüyor. Bu temaslar sırasında ABD Başkanı Trump, Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın talebiyle Suriye’ye yönelik yaptırımların kaldırıldığını açıklamış; bu adım Washington’dan Şam’a gönderilen ilk olumlu mesaj olarak yorumlanmıştı. Ardından Trump, Suudi Veliaht Prensi ve Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara’yı bir araya getiren üçlü bir görüşme gerçekleştirdi. Trump’ın Şara’ya yönelik dikkat çekici övgüleri, ABD’nin siyasi açılım arzusunu açık biçimde ortaya koydu.

d
10 Kasım’da Washington’da Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara’nın ABD Başkanı Donald Trump ile Beyaz Saray’daki görüşmesinin ardından, Suriye liderinin destekçileri Beyaz Saray önünde toplandı (EPA)

Fahham’a göre asıl dönüm noktası ise Kasım ayında düzenlenen Washington Zirvesi oldu. Trump’ın Beyaz Saray’da Cumhurbaşkanı eş-Şara’yı kabul ettiği bu görüşme, kritik bir kırılma anı olarak değerlendiriliyor. Zirvenin ardından ABD yönetimi, Kongre üzerinde Sezar Yasası’nın iptali için baskı kurmaya başladı; eş zamanlı olarak Suriye’nin DEAŞ’a karşı uluslararası koalisyona dâhil edildiği açıklandı. Bu gelişmeler, iki ülke arasındaki ilişkinin sınırlı koordinasyondan ittifaka yakın bir düzeye taşındığını gösterdi.

SDG ve Fırat’ın doğusunun geleceği

SDG dosyasına ilişkin değerlendirmesinde Fahham, Trump yönetiminin konuya tamamen pratik bir pencereden yaklaştığını; yeni Suriye hükümetiyle ilişkiler ile Türkiye’nin çıkarları arasında denge gözettiğini belirtiyor. Biden dönemine kıyasla SDG’ye verilen desteğin belirgin biçimde azaldığını ifade eden Fahham, Washington’un DEAŞ’la mücadelede Şam’ı en etkili aktör olarak görmeye başladığını söylüyor.

Bu yaklaşımın, ABD’li düşünce kuruluşlarının raporlarına dayandığını belirten Fahham, geçmişte Kürt bileşene tek taraflı yaslanmanın ve Fırat’ın doğusundaki uygulamaların mağduriyet duygusu yarattığını ve DEAŞ’ın bunu istismar ederek eleman devşirdiğini hatırlatıyor. Bu nedenle ABD yönetimi, SDG’yi tamamen terk etmek yerine, Şam’la iş birliğinin daha verimli olacağına ikna olmuş durumda. Fahham'ın Şarku'l Avsat'a yaptığı değerlendirmeye göre hedef; SDG’nin Suriye devleti içine entegre edilmesi ve güvenlik statüsünün yeniden düzenlenmesi.

İsrail’in Suriye’nin güneyindeki operasyonlarına da değinen Fahham, Washington’un Başbakan Binyamin Netanyahu’nun politikalarından “memnuniyetsizlik” duyduğunu; bu adımların bölgesel istikrarı zedelediğini ve Trump’ın kalkınma vizyonuyla çeliştiğini vurguluyor. ABD’nin, Suriye hükümetinin zayıflatılmasının İran nüfuzunun ve DEAŞ faaliyetlerinin yeniden canlanmasına yol açabileceğinden endişe ettiği belirtiliyor.

Süveyda özelinde ise ABD yönetiminin, vilayetin devlet yapısına entegre edilmesi gerektiği görüşünü benimsediği aktarılıyor. Fahham, ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın “Ortadoğu’da adem-i merkeziyetçilik başarısız oldu” yönündeki sözlerini hatırlatarak, Washington’un birleşik bir Suriye’yi destekleme eğilimini vurguluyor.

Askeri kurumun bakışı

Silahlı gruplar üzerine çalışan araştırmacı Raid el-Hamed ise ABD’nin tutumuna askerî perspektiften tamamlayıcı bir okuma sunuyor. Hamed, Trump’ın ilk döneminde asker çekme ve SDG ile ortaklığı sonlandırma eğiliminde olduğunu; ancak 2019 Mart’ında Baguz’daki çatışmaların ardından üst düzey askerî komutanların DEAŞ’ın geri dönebileceği yönündeki uyarıları nedeniyle yaklaşık 2 bin ABD askerinin bölgede kaldığını hatırlatıyor. ABD-SDG ortaklığının, 2015’te Kobani savaşlarına dayandığını ve Washington’un SDG’yi kara gücü olarak kullandığını da ekliyor.

Ancak Hamed’e göre, Beşşar Esed rejiminin düşmesinin ve Suriye’nin uluslararası koalisyona katılmasının ardından şekillenen yeni politika, Fırat’ın doğusunda herhangi bir bağımsız yapının tanınmamasını ve Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ne benzer federal modellerin reddedilmesini esas alıyor. Bu yeni yaklaşımın, SDG’ye Türkiye karşısında gerçek Amerikan güvenceleri içermediğini vurgulayan Hamed, örgütün Suriye ordusu ve güvenlik kurumlarına entegrasyonu yönünde baskı bulunduğunu belirtiyor. Şam yönetiminin devlet dışı silahlı varlığı reddeden bu vizyonuna SDG’nin hâlen karşı çıktığını, Mart ayında imzalanan anlaşma için belirlenen sürenin yıl sonunda dolacağını da sözlerine ekliyor.

Genel tabloya bakıldığında, Suriye sahasının geleneksel çatışma denklemlerini aşan, çıkarlar ve karşılıklı güvenlik düzenlemeleriyle şekillenen yeni bir evreye girdiği görülüyor. Washington ve özellikle Riyad ile Ankara gibi bölgesel müttefikleri, Şam’daki yeni liderliğin istikrarı tesis edip kaos dönemini kapatabileceğine oynarken, bu sürecin başarısının önümüzdeki aylarda sahadaki sınavlara bağlı olacağı ifade ediliyor. Gözlemcilere göre, “yeni cumhuriyetin” iç uzlaşı gereklilikleri ile dış ittifakların şartlarını dengeleme kapasitesi, bu dönüşümün ABD’nin bölgedeki yıllara yayılan tereddütlerini gerçekten sona erdirip erdirmeyeceğini belirleyecek temel ölçüt olacak.


Suudi Arabistan-ABD görüşmesinde Gazze, Sudan, Yemen ve Ukrayna'daki gelişmeler ele alındı

Prens Faysal bin Ferhan dün Washington'da Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile bir araya geldi (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)
Prens Faysal bin Ferhan dün Washington'da Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile bir araya geldi (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)
TT

Suudi Arabistan-ABD görüşmesinde Gazze, Sudan, Yemen ve Ukrayna'daki gelişmeler ele alındı

Prens Faysal bin Ferhan dün Washington'da Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile bir araya geldi (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)
Prens Faysal bin Ferhan dün Washington'da Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile bir araya geldi (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan ve ABD'li mevkidaşı Marco Rubio, Gazze Şeridi, Sudan, Yemen ve Rusya-Ukrayna krizindeki gelişmeleri ele alarak bu konularda ve uluslararası barış ve güvenliğin sağlanması için sarf edilen çabalar hakkında görüş alışverişinde bulundular.

Washington'da ABD Dışişleri Bakanlığı merkezindedün bir araya gelen ikili, iki ülkeyi ilgilendiren bölgesel ve uluslararası konularda koordinasyon ve ortak eylemleri yoğunlaştırmanın yollarını ele aldı.

Prens Faysal bin Ferhan ve Rubio iki ülke arasındaki stratejik ilişkileri ve bu ilişkileri çeşitli alanlarda geliştirme ve iyileştirme fırsatlarını gözden geçirdiler.

sdfrgt
Bakan Rubio, dün Washington'daki bakanlık merkezinde Prens Faysal bin Ferhan'ı kabul etti (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre toplantıya Suudi Arabistan'ın ABD Büyükelçisi Prenses Rima bint Bendar bin Sultan, Siyasi İşlerden Sorumlu Bakan Danışmanı Prens Musab bin Muhammed el-Ferhan ve Bakan Danışmanı Muhammed el-Yahya da katıldı.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı, iki ülke arasındaki ilişkilerin güçlendirilmesini ele almak ve en önemli bölgesel ve uluslararası meselelerle ilgili gelişmeleri ve bunlar üzerinde sarf edilen çabaları görüşmek üzere resmi bir ziyaret için salı günü Washington'a geldi.

Ziyaret, ABD Başkanı Donald Trump'ın mayıs ayında Suudi Arabistan'a yapmayı planladığı ve ikinci dönemindeki ilk dış gezisi olan ziyaretin öncesinde gerçekleşiyor.