Trump 2.0'a karşı son savunma hattı: Nikki Haley ve 91 ağır yasal suçlama

Eski ABD Başkanı, Cumhuriyetçi Parti'nin adaylığını bir kez daha kazanacak gibi görünüyor. Ancak Haley sürpriz at gibi ortaya çıkıp ABD'nin felaketi önlemesin sağlayabilir mi?

Cumhuriyetçilerin 52 yaşındaki aday adayı Nikki Haley, ABD'nin Birleşmiş Milletler Büyükelçisiydi, dolayısıyla Trump'ın kusurlarını çoğu kişiden daha iyi biliyor (AFP)
Cumhuriyetçilerin 52 yaşındaki aday adayı Nikki Haley, ABD'nin Birleşmiş Milletler Büyükelçisiydi, dolayısıyla Trump'ın kusurlarını çoğu kişiden daha iyi biliyor (AFP)
TT

Trump 2.0'a karşı son savunma hattı: Nikki Haley ve 91 ağır yasal suçlama

Cumhuriyetçilerin 52 yaşındaki aday adayı Nikki Haley, ABD'nin Birleşmiş Milletler Büyükelçisiydi, dolayısıyla Trump'ın kusurlarını çoğu kişiden daha iyi biliyor (AFP)
Cumhuriyetçilerin 52 yaşındaki aday adayı Nikki Haley, ABD'nin Birleşmiş Milletler Büyükelçisiydi, dolayısıyla Trump'ın kusurlarını çoğu kişiden daha iyi biliyor (AFP)

Sean O'Grady

Halihazırda Trump başkanlığının yaratacağı küresel felaketle aramızda duran tek şey Nikki Haley.

Bir aday olarak eksiklikleri çok iyi belgelenen Joe Biden değil. Ve tabii ki Trump'ı utangaç alçakgönüllülük timsali gibi gösteren Ron DeSantis de değil. Hayır. Bu kişi Haley. İşte bu kadar. O ya da Donald. Seçim bu; ve kaos, ateş ve öfke dolu bir başka Trump başkanlığından korkan Amerikalılar, Haley'yi desteklemeyi gerçekten düşünmeli.

Eğer ABD demokrasisinin ve dünyadaki istikrarın bu intikamcı bebek adamın bir saldırısına daha dayanabileceğini düşünüyorsanız, o zaman hiç durmayın ve oyunuzu Maga adayına verin. Eğer Amerika'nın gerçek bir değişimle bu süregelen gerontokrasiden çıkmaya ihtiyacı olduğunu düşünüyorsanız, o zaman Haley'nin aday gösterilmesi için elinizden geleni yapmalısınız. Bunu yapmak Cumhuriyetçi Parti'yi, Amerika'yı ve dünyayı kurtarabilir.

Elbette yabancıların Amerikalılara kendi büyük uluslarının liderliğine dair tavsiye vermesi münasebetsiz ve muhtemelen ters etki yaratacak bir davranış. Kulağa rahatlıkla küçümseyici gelebilir ve eğer bir değişiklik yapıp Amerika'yı ilk sıraya koymak istiyorlarsa, bu onların tercihi.

Yine de bu seçimde tüm dünyanın bir menfaati var ve Trump'ın başkanlığı hepimize zarar verir. Kaldı ki Haley'nin kendisi de diğer pek çok Amerikalı gibi Trump'ın bu göreve uygun olmadığını düşünüyor. ABD'nin Birleşmiş Milletler Büyükelçisi olarak Trump'la birlikte çalıştı, dolayısıyla Trump'ın kusurlarını çoğu kişiden daha iyi biliyor.

Şahsen ben, Trump'ın daha geçen ağustosta Tucker Carlson'a verdiği röportajda 6 Ocak 2021 olaylarını konuşurken kendisine iç savaş olmasa bile "açık çatışma" ihtimalinin sorulması üzerine dile getirdiği görüşe korkarım ki yakınım:

Bilmiyorum çünkü ne olduğunu bilmiyorum, bilirsiniz işte; şunu söyleyebilirim: Daha önce hiç görmediğim düzeyde bir tutku var. Daha önce hiç görmediğim düzeyde bir nefret var. Bu muhtemelen kötü bir kombinasyon.

Trump burada haklıydı (büyük ölçüde) ve bu da onun Birleşik Devletler Başkanı olmasını engellemek için bir neden daha. Haley'nin Anayasa'yı yok etmeye çalışmayacağından emin olabilirler.

Neyse ki Haley'nin Trump'tan gözü korkmuyor ki bu da yüksek bir makam için başlı başına yeterlilik çünkü onun ve inkar edilemez derecede büyük destek tabanındaki fanatik takipçilerinin Trump'ın yoluna çıkan herkese nasıl bir ceza verebileceğini biliyoruz. Onun için Kongre Binası'nı bile istila edip hükümeti devirmeye çalışırlar, yani Haley'ye biraz sataşmak pek sorun olmaz. Gerçekten de teşvik edildiklerine "ölümüne savaşıyorlar".

Yine de Haley yılmıyor ve haklı olarak bu mücadeleyi sürdürmeye devam etme sözü veriyor. Trump'ın önde giden aday olduğu ortada ve her şey birkaç hafta içinde bitebilir. Her ne kadar bunu yapacak ruha sahip olduğu ortada olsa da Haley'nin bir kampanyayı sürdürecek paraya sahip olduğu hemen göze çarpmıyor. Kendi güzel memleketi Güney Karolina'da bile pek başarılı olamayabilir; ama New Hampshire'da kaybetse bile beklenenden daha iyi bir performans sergiledi.

Trump'ın zafer konuşmasındaki burukluk Haley'nin, Trump'ın istediğinden daha fazla ivme kazandığını ve Trump'ın buna içerlediğini gösteriyor; duygularını ya da fazlasıyla kırılgan egosunu gizlemekte hiçbir zaman çok iyi olamadı. Yani Haley hâlâ yarışta ve olabildiğince uzun süre yarışta kalması için çok iyi birkaç neden var.

Birincisi halihazırda Trump'a meydan okuyan tek kişi olması, Trump'ın kesinlikle meydan okunmaya ihtiyacı olması ve Trump'ın söyleyeceği ya da yapacağı bir şeyin bu yarışın dinamiklerini değiştirebilecek olması. Tabii bugüne kadar söylediği ya da yaptığı hiçbir şey tabanını uzaklaştırmaya yetmedi. 2016'da kendisinin de dediği gibi:

5. Cadde'nin ortasında durup birine ateş edebilirim ve hiç seçmen kaybetmem.

Yani bir şeyler ortaya çıkabilir; ve Haley ortada bir alternatif olduğunu ve Cumhuriyetçilerin, Beyaz Saray'ı (meşru yolla) yeniden ele geçirip Biden'ı devirmek için ihtiyaç duydukları türden bağımsız ve kararsız seçmenleri ikna edebileceğini göstermek zorunda.

İşleri değiştirebilecek ne çıkabilir? Daha da umut verici olanı, Trump'ın türlü türlü 91 ağır suçlamayla yargılanması ve bunlardan herhangi birinin ya da hepsinin adaylığını makul bir görüşe göre sürdürülemez hale getirmesi; Birleşik Devletler hüküm giymiş bir suçlu tarafından ya da bir hapishane hücresinden yönetilemez.

Hiç de imkansız olmayan böyle bir durumda partinin, Trump yerine yönelebileceği net bir alternatif olmalı. Eğer Trump'ın yerine birini getirmeleri gerekecekse, net bir alternatifin olması Trump'ı bırakmayı kolaylaştırır. Haley'nin desteği ne kadar güçlü olursa Trump'ın aday gösterilme güvencesi o kadar azalır ve bunu kendisi de biliyor.

Tüm bunlarla birlikte Haley liberal değil. Sosyal muhafazakar ve bir keresinde göçmen kriziyle başa çıkmak için özel kuvvetleri kullanarak Meksika'nın istila edilmesini savunmuştu. Bir aday olarak en büyük zayıflığı, meydan okurcasına yaşam yanlısı/kürtaj karşıtı duruşu. Haley kürtaj karşıtı bir yasayı sorun etmeyeceğini söylüyor. Bu bazı Cumhuriyetçi çevrelerde popüler olsada daha geniş seçmen kitlesinde ve elbette kadın seçmenler arasında bedensel özerklik haklarının kaybı, diğer birçok faktörün önüne geçen bir şey.

Biden ve Kamala Harris bu meseleyi silahlaştırıyor ve genel seçimler yaklaşırken Trump bu konuda savunmasız durumda. Eğer Haley adaylığı gerçekten kazanmak istiyorsa daha aydın, pragmatik bir kürtaj yanlısı duruş, Cumhuriyetçilerin uzun süredir terk ettiği yerlerde destek toplamasını sağlar. Eğer partisinin adaylığını kazanırsa kendisini, gençliğinin cazibesine (52 yaşında) panikle karşılık veren Biden'ı Demokrat Parti adaylığından çekilmeye zorladığı bir durumda bulabilir.

Hatta Haley'yi Harris'le kafa kafaya giderken bile bulabiliriz. Birdenbire Amerika'nın, halihazırda olduğu gibi Statler ve Waldorf'un siyasi muadili yerine, beyaz olmayan iki dinç kadın arasında bir seçim yapması gerekebilir. Bu Amerika ve dünyadaki tüm dostları için güzel olurdu.

Independent Türkçe



ABD Dışişleri: İsrail ile Lübnan arasındaki ateşkes 45 gün uzatıldı

Güney Lübnan’daki Sur kentinden bombardıman sonrası yükselen dumanlar (AFP)
Güney Lübnan’daki Sur kentinden bombardıman sonrası yükselen dumanlar (AFP)
TT

ABD Dışişleri: İsrail ile Lübnan arasındaki ateşkes 45 gün uzatıldı

Güney Lübnan’daki Sur kentinden bombardıman sonrası yükselen dumanlar (AFP)
Güney Lübnan’daki Sur kentinden bombardıman sonrası yükselen dumanlar (AFP)

ABD Dışişleri Bakanlığı, bugün (Cuma) yaptığı açıklamada, Washington’da görüşmeler gerçekleştiren Lübnan ve İsrail heyetlerinin, “daha fazla ilerleme sağlanabilmesi amacıyla İsrail ile Lübnan arasındaki ateşkesin 45 gün süreyle uzatılması” konusunda anlaşmaya vardığını duyurdu. Tarafların siyasi müzakere sürecine 2-3 Haziran’da yeniden başlaması bekleniyor.

ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Tommy Pigott, “16 Nisan’da ilan edilen ateşkes, daha fazla ilerleme kaydedilmesi amacıyla 45 gün daha uzatılacak” dedi.

Bakanlık, perşembe ve cuma günleri Washington’da gerçekleştirilen görüşmeleri “son derece verimli” olarak nitelendirirken, iki ülkenin 2 ve 3 Haziran’da yeni müzakereler yapacağını bildirdi.

Washington’daki Lübnan heyeti ise ateşkesin uzatılmasının “kalıcı istikrara yönelik siyasi bir sürecin önünü açtığını” ifade etti.

Bu haftaki görüşmeler, İsrail ile Lübnan tarafları arasında gerçekleştirilen üçüncü temas oldu. İsrail, Hizbullah’ın 2 Mart’ta İsrail’e roket fırlatmasının ardından Lübnan’a yönelik hava saldırılarını yoğunlaştırmıştı. Söz konusu saldırılar, ABD ve İsrail’in İran’a karşı başlattığı savaşın başlamasından üç gün sonra gerçekleşmişti. İsrail ayrıca geçen ay Güney Lübnan’daki kara operasyonlarının kapsamını genişletmişti.

ABD Başkanı Donald Trump’ın 16 Nisan’da ateşkes ilan ettiğini duyurmasına rağmen İsrail’in Lübnan’daki operasyonları devam etti. Ancak o tarihten bu yana çatışmalar büyük ölçüde Güney Lübnan ile sınırlı kaldı.


Trump, Irak’taki İran etkisini sınırlamak için Zeydi’yi sınıyor

ABD Başkanı Donald Trump, Maryland eyaletindeki Andrews Ortak Üssü’ne vardıktan sonra Air Force One uçağının merdivenlerinden el sallıyor. (AP)
ABD Başkanı Donald Trump, Maryland eyaletindeki Andrews Ortak Üssü’ne vardıktan sonra Air Force One uçağının merdivenlerinden el sallıyor. (AP)
TT

Trump, Irak’taki İran etkisini sınırlamak için Zeydi’yi sınıyor

ABD Başkanı Donald Trump, Maryland eyaletindeki Andrews Ortak Üssü’ne vardıktan sonra Air Force One uçağının merdivenlerinden el sallıyor. (AP)
ABD Başkanı Donald Trump, Maryland eyaletindeki Andrews Ortak Üssü’ne vardıktan sonra Air Force One uçağının merdivenlerinden el sallıyor. (AP)

ABD Başkanı Donald Trump yönetimi, Irak’ta hükümeti kurmakla görevlendirilen Ali ez-Zeydi’nin, artan bölgesel gerilimler ortamında iç ve dış baskılar arasında denge kurabilecek bir kabine oluşturmak gibi zorlu bir görevle karşı karşıya olduğunun farkında. Washington yönetimi, Irak’ı enerji arz güvenliğinin korunmasında önemli bir ortak olarak görürken, İran’a yakın silahlı grupların ülkedeki etkisinden duyduğu endişeyi de sürdürüyor.

ABD’de, Zeydi’nin görevlendirilmesi bir ‘test süreci’ olarak değerlendiriliyor. Washington’ın öncelikleri arasında Irak topraklarının saldırılar için kullanılmasının engellenmesi, bankacılık sistemi üzerinden kara para aklama ve terör finansmanıyla mücadele, güvenlik reformu, yabancı askerlerin kademeli çekilmesi ve buna karşın istihbarat ile hava desteğinin sürdürülmesi yer alıyor.

Körfez Araştırmaları Merkezi tarafından Washington’da düzenlenen ve Şarku’l Avsat’ın da katıldığı panelde uzmanlar, hükümeti kurmakla görevlendirilen ismin karşı karşıya olduğu güvenlik, ekonomi ve demokrasi alanındaki sorunları ele aldı. Panelde ayrıca ABD’nin, istikrarı destekleme ile güvenlik sektörü ve devlet yönetiminde köklü reform talepleri arasında denge kurmaya çalışan yaklaşımı da değerlendirildi.

Körfez Ülkeleri Enstitüsü Irak Programı Direktörü Abbas Kazım yaptığı değerlendirmede, Irak’ın mevcut süreçte son derece karmaşık bir bölgesel ortamda daha geniş çaplı bir geçiş döneminden geçtiğini söyledi. Kazım, ülkenin güvenlik, ekonomi ve siyaset alanlarında birbirine bağlı sorunlarla karşı karşıya olduğunu, bunun yanı sıra devam eden terör tehditleri ve devlet kontrolü dışındaki silahlı grupların varlığıyla mücadele ettiğini ifade etti.

Kazım, Zeydi’nin şimdiye kadar sessiz kalmasını ve kamuoyuna açıklama yapmamasını ise hiçbir tarafı karşısına almama isteğine bağladı. Hükümetinin parlamentodan güvenoyu almasına kadar tartışma yaratabilecek açıklamalardan kaçınmayı tercih ettiğini belirten Kazım, bunun demokratik ilkelerle çeliştiğini savundu. Kazım’a göre hükümet kurmakla görevlendirilen isimlerin, seçim sürecinde politikalarını kamuoyu tartışmasına açmaları gerekiyor.

Ortak çıkarlar

Irak Ulusal Güvenlik Danışmanlığı Uluslararası İlişkiler Danışmanı Seyfeddin ed-Derraci ise Irak’ın karmaşık bir bölgesel ortamda stratejik bir geçiş sürecinden geçtiğini belirterek, Bağdat yönetiminin Arap ülkeleri, Körfez bölgesi ve ABD’yi hedef alan saldırıları kesin şekilde reddettiğini söyledi.

Derraci, güvenlik sektörü reformunun geleneksel ‘DDR’ modeliyle (silahsızlandırma, terhis ve yeniden entegrasyon) yürütülmediğini, bunun yerine ‘DDIR’ adı verilen bir çerçevenin benimsendiğini ifade etti. Söz konusu modelin; silahsızlandırma, terhis, belirli unsurların tek komuta altında devlet kurumlarına entegre edilmesi ve sivil yaşama yeniden kazandırılmasını içerdiğini belirten Derraci, sürecin özellikle ABD’den gelecek sürekli uluslararası desteğe ihtiyaç duyduğunu kaydetti.

dffdvfd
Irak’ta hükümeti kurmakla görevlendirilen Ali ez-Zeydi, 27 Nisan 2026’da Bağdat’ta düzenlenen Koordinasyon Çerçevesi toplantısına katıldı. (AP)

Derraci, Irak’a Suriye’deki hapishanelerden nakledilen 5 bin 407 DEAŞ mensubunun oluşturduğu güvenlik tehdidine ilişkin değerlendirmesinde ise bu kişilerin aynı zamanda önemli bir istihbarat kaynağı olduğunu söyledi. Tutuklular sayesinde DEAŞ’ın yapısı, lider kadrosu, finans kaynakları ve lojistik ağları hakkında bilgi toplanabildiğini belirten Derraci, bu durumun söz konusu mahkûmları ‘aynı anda hem tehdit hem fırsat’ haline getirdiğini ifade etti.

Toplumsal düzeyde ise Irak’ın mevcut durumuna ilişkin karamsar değerlendirmeler öne çıkıyor. Bağdat merkezli Beyan Merkezi Direktörü ve siyasal sosyoloji araştırmacısı Ali Tahir el-Hammud, mevcut ekonomik ve sosyal koşulların, Ekim 2019 protestolarına yol açan ortamla benzerlik taşıdığı uyarısında bulundu. Her yıl 750 binden fazla Iraklı gencin iş gücü piyasasına katıldığını hatırlatan Hammud, hükümeti reform sürecine zorlamak için iç ve dış baskının sürmesi gerektiğini söyledi. Hammud ayrıca ABD tarafına, Irak’ın sosyal ve kültürel yapılarının daha iyi anlaşılması gerektiği tavsiyesinde bulundu.

Irak’taki kontrol dışı silahlı gruplar konusunda da değerlendirmelerde bulunan Hammud, ‘Başkomutanın emirlerine bağlı olmayan silahlı yapılar bulunduğunu, bunun da kaotik bir ortam yaratarak ülkeyi ciddi bölgesel sonuçlarla karşı karşıya bıraktığını’ kabul etti. Ancak Hammud, ‘Irak Şiileri ile devlet dışındaki silahlı grupların birbirinden ayrılması gerektiğini’ vurguladı.

Hammud ayrıca, siyasi çevrelerde silahlı grupların oluşturduğu risklerin farkına varıldığına dair işaretler bulunduğunu, bu sorunların siyasi diyalog ve dini otoritelerin baskısıyla çözülmesine yönelik adımların atılmaya başlandığını söyledi.

Tehdit altındaki demokrasi

Irak’taki demokratik kurumların genel yapısına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Marsin Alshamary, hükümet kurma sürecini eleştirerek bunun siyasi elitlerin anayasaya yönelik ‘saygısızlığını’ ortaya koyduğunu söyledi. Boston Üniversitesi Siyaset Bilimi Bölümü öğretim üyesi olan Alshamary, anayasal sürelerin aşılması ve daha önce ABD yaptırımlarına konu olan bankacılık sektörüyle bağlantıları bulunan, siyasi deneyimi sınırlı bir isim olarak gördüğü Zeydi’nin tercih edilmesinin bu yaklaşımın göstergesi olduğunu ifade etti.

Alshamary, 2019 protestolarının halkın yürütme organı liderlerini doğrudan seçme isteğini açık şekilde ortaya koyduğunu, ancak siyasi elitlerin kapalı kapılar ardında seçilmemiş isimleri görevlendirmeyi sürdürdüğünü belirtti.

fvfr
Bağdat'ta, Halk Seferberlik Güçleri karargahını hedef alan hava saldırısında hayatını kaybeden Ketaib Hizbullah mensupları için cenaze töreni düzenlendi. (Reuters)

Öte yandan CNAS (Yeni Amerikan Güvenlik Merkezi) Ortadoğu Güvenliği Programı’nda araştırmacı olarak görev yapan Hamza Haddad yaptığı değerlendirmede, Zeydi’nin programının güvenlik ve dış politikayı yeniden öncelik haline getirdiğini söyledi. Haddad, bunun, 2019 protestolarının ardından hizmet odaklı politikalar izleyen Muhammed Şiya es-Sudani hükümetinden farklı bir yaklaşım olduğunu ifade etti.

Haddad genel olarak ise hükümet programında ‘uygulamaya dönük net planların bulunmamasını’ eleştirdi. Irak hükümetlerinin geçmişte benimsediği ‘tarafsızlık iddiası’ politikasının saldırıların yeniden başlamasına katkıda bulunduğunu savunan Haddad, “Siyasi taraflar çatışmaya sürüklenmemek için durağanlık taktiğine bel bağladı. Bu yaklaşım Ekim 2023 ile Şubat 2026 arasında kısmen başarılı oldu ancak savaş ihtimalinin yaklaşmasıyla Irak yeniden şiddet sarmalının içine çekildi” dedi.

Haddad ayrıca, “Resmî tarafsızlık pasif kalmak anlamına gelmez. 28 Şubat’tan bu yana yaşananlar, bu pasif yaklaşımın başarısız olduğunu ortaya koydu. Iraklıların hayatını kaybetmesi, insansız hava araçları ve roket saldırılarının tekrarlanması bunun sonucu oldu” ifadelerini kullandı.

Tarafsızlık iddiası

Dış politika bağlamında değerlendirmelerde bulunan Haddad, ‘tarafsızlık’ ilkesinin farklı taraflarla iyi ilişkiler kurulmasına imkân verebileceğini ancak bunun her zaman Irak’ın çıkarlarını maksimize eden en doğru seçenek olmayabileceğini söyledi. Haddad, demokrasi ve federal yapının geçmişte ABD tarafından dayatılan projeler olarak sunulduğunu, ancak gerçekte Şii ve Kürt siyasi liderlerin bunları muhalefet dönemlerinde kendi siyasi çıkarları doğrultusunda benimsediklerini ifade etti. Son dönemde ABD dış politikasındaki değişimlere, özellikle Suriye örneğine atıf yapan Haddad, bu gelişmeler ışığında söz konusu siyasi aktörlerin sorumluluk üstlenmesi ve inisiyatifi yeniden ele alması gerektiğini belirtti. Haddad ayrıca, demokrasinin azınlık hakları güvence altına alınmadan başarılı olamayacağını ve bu konuda tüm kesimlerin sorumluluk taşıdığını vurguladı.

vbfrbv
 Washington’daki Körfez Araştırma Merkezi tarafından Irak’taki durum hakkında düzenlenen panelden (Şarku’l Avsat)

Panel sırasında, Trump yönetiminin Zeydi’ye verdiği ‘olağanüstü’ destek de tartışma konusu oldu. Zeydi’nin siyasi olarak görece yeni bir figür olmasına rağmen bu desteğin, siyasi bir mutabakatın mı yoksa Irak ordusuna yönelik askeri destek yöneliminin mi göstergesi olduğu soruları gündeme geldi. Derraci ise ABD desteğinin Washington’ın önceliklerinde yaşanan değişimi yansıttığını belirterek, “Irak, ulusal çıkarları ile ABD’nin politika gerekliliklerini birbirine karıştırmamalıdır” dedi.


Umman Denizi'nde düzenlenen silahlı saldırıda 3 Pakistan Sahil Güvenlik görevlisi öldürüldü

Umman Denizi'nde seyreden bir petrol tankeri (Arşiv - Reuters)
Umman Denizi'nde seyreden bir petrol tankeri (Arşiv - Reuters)
TT

Umman Denizi'nde düzenlenen silahlı saldırıda 3 Pakistan Sahil Güvenlik görevlisi öldürüldü

Umman Denizi'nde seyreden bir petrol tankeri (Arşiv - Reuters)
Umman Denizi'nde seyreden bir petrol tankeri (Arşiv - Reuters)

Reuters’ın dün aktardığı bir haberde güvenlik yetkililerinin ayrılıkçı isyancılar tarafından Umman (Arap) Denizi'nde devriye görevini yerine getiren bir sahil güvenlik botuna düzenlenen ve bu türdeki bir ilk olan saldırıda üç Pakistanlı sahil güvenlik görevlisinin öldüğünü açıkladıkları bildirildi.

İstihbarat ve emniyet yetkilileri, teknenin Pakistan'ın İran sınırına yakın bir kıyı bölgesinde rutin devriye görevini yerine getirirken silahlı kişilerin ateş açarak teknedeki üç kişiyi öldürdüğünü belirtti. Bu olay, silahlı isyanın yaşandığı bir isyan merkezi olan Belucistan bölgesindeki güvenlik sorunlarını daha da artırdı. Bölgedeki silahlı gruplar, güvenlik güçlerini ve altyapıyı hedef almaya devam ediyor.

Saldırının sorumluluğunu yasaklı ayrılıkçı grup ‘Belucistan Kurtuluş Ordusu’ üstlendi. Grup tarafından yapılan açıklamada, “Kara operasyonlarının ardından, deniz sınırlarında gerçekleştirilen bu eylem, Belucistan Kurtuluş Ordusu'nun askeri stratejisinde yeni bir gelişme teşkil ediyor” denildi.

İstihbarat ve emniyet yetkilileri, olayla ilgili soruşturma başlatıldığını ve bölgede güvenlik önlemlerinin artırıldığını açıkladı.