Trump geliyor ve bu defa daha iyi hazırlanmamız lazım

Cumhuriyetçi Parti'nin adaylığını garantileyemeyen ve 91 ağır suçlamayla karşı karşıya olan Donald Trump, anketlerde Joe Biden'ın çok önünde. Dünya, eski başkanın Oval Ofis'e dönüşüne hazırlanmalı ancak ona kırmızı halı sermekte o kadar da acele etmeyelim

Donald Trump ABD Başkanı olduğunda, Beyaz Saray'da önemli bir yabancı liderle ilk görüşmesini Birleşik Krallık Başbakanı Theresa May'le yapmıştı  (Reuters)
Donald Trump ABD Başkanı olduğunda, Beyaz Saray'da önemli bir yabancı liderle ilk görüşmesini Birleşik Krallık Başbakanı Theresa May'le yapmıştı (Reuters)
TT

Trump geliyor ve bu defa daha iyi hazırlanmamız lazım

Donald Trump ABD Başkanı olduğunda, Beyaz Saray'da önemli bir yabancı liderle ilk görüşmesini Birleşik Krallık Başbakanı Theresa May'le yapmıştı  (Reuters)
Donald Trump ABD Başkanı olduğunda, Beyaz Saray'da önemli bir yabancı liderle ilk görüşmesini Birleşik Krallık Başbakanı Theresa May'le yapmıştı (Reuters)

Peter Westmacott 

Donald Trump pazar gecesi kendine has bir küstahlıkla, İran yanlısı milislerin Ürdün'deki ABD güçlerine düzenlediği ölümcül saldırının (7 Ekim'deki Hamas saldırısı ve hatta Vladimir Putin'in Ukrayna'ya açtığı saldırı savaşı gibi) kendisi başkan olsaydı asla gerçekleşmeyeceğini iddia etti.

Bunların herhangi birinin doğru olduğunu gösteren hiçbir kanıt yok. Ancak Trump'ın manşetleri kapmaya dair bu girişimleri, Joe Biden'ın saldırganlara karşı güçlü durması için üzerindeki baskıyı arttırıyor. Iowa parti içi seçimi ve geçen hafta yapılan New Hampshire önseçimlerinin sonuçları, çok sayıda Cumhuriyetçi seçmenin hâlâ Trump'ın kendi adayları ve Amerika'nın bir sonraki başkanı olmasını istediğini gösteriyor.

Bu, Trump'ın kasımdaki Guy Fawkes Gecesi'nde başkanlık seçimlerini kazanma ihtimalinin daha yüksek olduğu anlamına gelmiyor. Geçen salı bağımsızlar arasında pek başarılı olamadı ve bazı Cumhuriyetçiler bile kendisine yöneltilen 91 suçtan bazılarından o zamana kadar hüküm giymiş olabilecek bir adaya oy vermekte tedirgin. Bu suçlamalar arasında üç yıl önce ülkesinin demokrasisini havaya uçurmaya Guy Fawkes'ın 400 yıl önce yaptığından daha çok yaklaşan bir ayaklanmayı kışkırtmak da var.

Ancak anketler Trump'ı, bir aksilik çıkmazsa Demokrat Parti'nin adayı olacak Biden'ın epey önünde gösteriyor. Şimdiye kadar görevdeki başkanlar sadece bir kez ikinci dönem için partisinin adaylığını garantileyemedi. Yarışta yer alan bir avuç bağımsız da aksi takdirde Biden'a gidecek oyları çekerek Trump'ın elini daha da güçlendirebilir.

Bugünle seçim günü arasındaki 9 ayda çok şey değişebilir: ABD ekonomisi beklenenden hızlı büyüyor, hisse fiyatları rekor seviyelerde ve enflasyon düşüyor, bu da Biden'ın ekonomide zaten güçlü olan (ancak yeterince takdir edilmeyen) siciline katkıda bulunuyor. Ve Demokratlar, Cumhuriyetçilerin Biden'ın ikinci bir dönem için uygun olmadığı iddialarına karşı Trump'ın tutarsızca saçmaladığını gösteren (gerçek) videolarla eğleniyor.

4 yıl önce Trump ara sıra gaf yapardı

Şimdi kelimenin tam anlamıyla yaptığı her konuşma tutarsız bir zırva.

Bilişsel gerileme her konuşmada veya röportajda herkesin görebileceği kadar açık

Bu lapa beyinli yalancı nasıl görev yapmaya uygun olabilir?

UYAN AMERİKA!

#DementiaDon(BunakDon)

Tüm bunlarla birlikte, Amerika'nın İsrail'e Gazze'deki savaşında sağladığı büyük ölçüde koşulsuz destek Biden'a genç ve Müslüman seçmenler nezdinde zarar veriyor, Ukrayna yorgunluğu artıyor ve Trump'ın bir yıl içinde Beyaz Saray'a geri dönme ihtimali (ve kaybettiği takdirde yine adaletsizlik iddiasıyla feryat etme ihtimali) var.

Başkan Obama görevden ayrılmadan kısa süre önce yaptığı bir konuşmada, kimsenin başkan olduğunda gerçekten değişmediğini belirtmişti. Aksine, bu makam "halihazırda olduğunuz kişiyi büyütür". Trump'ın, birkaç gün öncesine kadar kazanma umudu olduğuna kendisinin bile inanmadığından anlaşılır bir şekilde hazırlıksız olduğu başkanlık döneminde, onun içgüdülerini kontrol altında tutmak için ellerinden geleni yapan bazı ana akım, deneyimli Cumhuriyetçiler vardı ve eylemleri yerleşik düzenin uygunluğunun korkulukları içindeydi. Ancak zaten olduğu kişinin büyümesini engelleyemediler.

Bu kez Trump kazanmayı umuyor ve etrafını cumhuriyetten çok patronlarına sadık MAGA destekçileriyle saracak. Bu kişilerin Trump'ın ilan ettiği soyutlanma politikası, korumacılık, iklim inkarı, Putin'le anlaşma, siyasi düşmanların cezalandırılması, yargının, kamu hizmetlerinin ve ordunun siyasallaştırılması ve son 75 yıldır dünyanın büyük bölümünün güvende ve özgür kalmasını sağlayan uluslararası kurumların zayıflatılması hedeflerinin ilerletilmesine katkı sunmaktan mutluluk duymalarını beklenmeli.

Dolayısıyla Trump'ın dönüşünün Britanya için iyi olacağı konusunda Jacob Rees-Mogg ve Boris Johnson'a katılmıyorum. Ancak bu ihtimale gerçekten hazırlıklı olmamız lazım. Gelecek aylarda Trump'ın soyutlanmacı eğilimlerine karşı, Avrupalı ortaklarımızla (ve daha uzakta olup da kararsızlık yaşayan diğerleriyle) çok daha fazlasını yaparak, Ukrayna'ya Putin'in saldırganlığına karşı koyma imkanı verenlerin sadece Britanya ve (özellikle) Amerika olmadığını göstermeliyiz.

Demokratlar ve Cumhuriyetçiler yıllardır (Başkan Obama ve kabinesiyle yaptığım görüşmelerden bunu çok iyi hatırlıyorum) Avrupalıların Batı demokrasilerini ve değerlerini Rusya gibi olası düşmanlara karşı koruma yükünde kendi paylarına düşeni yapmadıklarını ve uygun askeri hazırlık seviyelerini korumak için yeterince çaba sarf etmediklerini düşünüyorlar. Haksız da sayılmazlar. NATO kolektif bir ittifak, geri kalanımızı güvende tutmak için ABD'nin tek taraflı bir garantisi değil.

Bu da savunma satın alımlarımıza ivme kazandırmak ve artık egemenliğin Avrupa kıtasındaki muhatapları aşağılamak anlamına geldiğini düşünen başbakanlarımız olmadığı için Britanya'nın AB ortaklarıyla geliştirmekte olduğu daha iyi ilişkilerin üzerine inşa etmek anlamına geliyor. Yakın zamanda ortak pazara ve hatta gümrük birliğine geri dönmeyeceğiz ancak ticaretimizdeki sürtüşmeleri kademeli olarak azaltabilir ve Amerika'ya ve Amerikalı seçmenlere Avrupalıların üzerlerine düşeni yapmaya hazır, uygun müttefikler olduğunu gösterecek şekilde komşularımızla işbirliğini güçlendirebiliriz. AB dışında bile savunma, dış politika, sınır güvenliği, öğrenci seyahatleri, terörle mücadele, enerji politikası ve diğer pek çok konuda birlikte çok daha fazlasını yapabiliriz ve yapmalıyız.

1950'lerde Avrupa Birliği'nin öncüsüne katılmama kararımıza ve ABD desteği olmadan hareket etmeye çalıştığımız 1956'daki Süveyş fiyaskosunu tekrarlamama kararımıza kadar giden uzun süre boyunca Birleşik Krallık, dış ilişkilerde ABD'nin liderliğini takip etmekten genel olarak memnun. Eğer müttefiklerle çalışmak istemeyen ve örneğin Ukrayna, Ortadoğu ve Asya'daki değerlerimizi ve stratejik hedeflerimizi paylaşmayan bir ABD başkanı olacaksa, düşüncelerimizi ve planlamalarımızı değiştirmemiz gerekir. Biden'ın Ukrayna (ve İsrail) için talep ettiği yeni paranın Kongre'den geçme ihtimali şimdiden giderek azalıyor.

Trump kazanırsa, başbakanımız (o zamana kadar kim olursa olsun) Oval Ofis'teki yeni adamı gören ilk yabancı olmak için her zamanki umutsuz çabayla Atlantik'in ötesine koşmadan önce dikkatlice düşünmeli. Theresa May için hiç de iyi geçmedi ve Trump, Brexit yanlılarının da teşvikiyle, Brüksel'le nasıl müzakere edileceği konusunda May'e kamuoyu önünde kötü tavsiyelerde bulunarak May'e hiç de iyilik yapmadı.

Trump'ı ikinci bir devlet ziyaretine davet etme düşüncesi olmamalı. Silahlı kuvvetlerimiz, parlamenterlerimiz, iş dünyamız ve kültürel liderlerimiz arasında var olan yakın temasları sürdürmeliyiz ancak ne yazık ki Trump yönetiminin tüm ithalata yüzde 10 gümrük vergisi uygulama tehdidini hayata geçirmesi halinde savunmamızı da hazırlamalıyız.

Bu yıl hem ABD'de hem de kendi seçimlerimizde (Rusya'da yapılanlar olmasa da) gerçekleşecek çok şey var. Kendi ülkemiz dışındaki kampanyaları etkilemek için fazla bir şey yapamayız. Ancak hazırlıklı olabiliriz ve olmalıyız da.

Sör Peter Westmacott, Britanya'nın eski ABD Büyükelçisi'dir

Independent Türkçe 



ABD’nin İsrail Büyükelçisi, Gazze'de yaşanan insanlık dramına karşı uyarıları engelledi

İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik askeri operasyonu sırasında, kuzeydeki Beyt Lahiya’da ağır hasar gören Filistinlilere ait evler (18 Aralık 2024 – Reuters)
İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik askeri operasyonu sırasında, kuzeydeki Beyt Lahiya’da ağır hasar gören Filistinlilere ait evler (18 Aralık 2024 – Reuters)
TT

ABD’nin İsrail Büyükelçisi, Gazze'de yaşanan insanlık dramına karşı uyarıları engelledi

İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik askeri operasyonu sırasında, kuzeydeki Beyt Lahiya’da ağır hasar gören Filistinlilere ait evler (18 Aralık 2024 – Reuters)
İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik askeri operasyonu sırasında, kuzeydeki Beyt Lahiya’da ağır hasar gören Filistinlilere ait evler (18 Aralık 2024 – Reuters)

ABD Uluslararası Kalkınma Ajansı (USAID) çalışanları, 2024’ün ilk aylarında, Gazze’nin kuzeyinde gıda ve tıbbi yardım eksikliğinin kritik boyutlara ulaştığına dair uyarılarını, dönemin ABD Başkanı Joe Biden yönetimindeki üst düzey yetkililere iletti. Şarku'l Avsat'ın Reuters’tan aktardığı habere göre, söz konusu uyarılar kurum içi yazışmalar yoluyla yapıldı.

Hamas’ın 7 Ekim 2023’teki saldırılarının ve İsrail’in Gazze’ye kara harekâtının üzerinden üç ay geçtikten sonra hazırlanan iç mesajda, Ocak ve Şubat aylarında iki aşamada bölgeye giden Birleşmiş Milletler çalışanlarının sahada gözlemlediği sarsıcı manzaralar ayrıntılı biçimde yer aldı.

frgtyu7
Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Beyt Lahiya’da, hayır mutfağından pişmiş yemek almak için bekleyen Filistinliler, 28 Nisan 2025 (Reuters)

Çalışanlar, yollarda insan uyluk kemiği ve başka kemikler gördüklerini, araçlarda bırakılmış cesetlere rastladıklarını aktardı. Ayrıca özellikle gıda ve temiz içme suyu başta olmak üzere insani ihtiyaçlarda “felaket düzeyinde” bir eksiklik bulunduğunu vurguladılar.

Ancak Reuters’in görüştüğü dört eski yetkili ile incelenen belgelere göre, ABD’nin İsrail Büyükelçisi Jack Lew ve yardımcısı Stephanie Hallett, telgrafların yeterli tarafsızlık içermediği gerekçesiyle ABD hükümeti içinde daha geniş biçimde dağıtılmasını engelledi.

Gazze’deki duruma resmî itiraf meselesi

Altı eski ABD’li yetkili, Şubat 2024’te gönderilen telgrafın, yılın ilk yarısında iletilen ve İsrail’in Gazze’ye yönelik savaşı nedeniyle sağlık, gıda, hijyen koşullarındaki hızlı bozulmayı ve toplumsal düzenin çöküşünü belgeleyen beş telgraftan biri olduğunu söyledi.

vf
Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Cibaliye’de, savaşta yıkılan binaların enkazı arasında yürüyen Filistinliler, 6 Ocak 2026 (Reuters)

Reuters bu telgraflardan birini inceledi. Diğer dört telgrafın da Lew ve Hallett tarafından “tarafsızlık” kaygısıyla engellendiğini, içeriklerini bilen dört eski yetkili doğruladı.

Üç eski ABD’li yetkili, bu telgraflardaki ayrıntıların olağanüstü derecede sarsıcı olduğunu ve yönetim içinde geniş biçimde paylaşılsaydı üst düzey karar alıcıların dikkatini çekeceğini belirtti. Yetkililere göre bu durum, Biden’ın aynı ay yayımladığı ve ABD istihbarat ve silah tedarikini İsrail’in uluslararası hukuka uyumuna bağlayan ulusal güvenlik muhtırasına yönelik denetimi de sıkılaştırabilirdi.

O dönem USAID’de Batı Şeria ve Gazze’den sorumlu bilgi birimi başkan yardımcısı olan Andrew Hall, “Telgraflar insani bilgiyi aktarmanın tek yolu değildi; ancak büyükelçinin Gazze’deki gerçek durumu resmen kabul etmesi anlamına gelirdi” dedi.

ABD’nin Kudüs Büyükelçiliği, bölgedeki diğer büyükelçiliklerden gelenler de dahil olmak üzere Gazze’ye ilişkin telgrafların çoğunun hazırlanması ve dağıtımını denetliyordu. Üst düzey bir eski yetkili, Büyükelçi Lew ve yardımcısı Hallett’in sık sık USAID yönetimine, telgraflardaki bilgilerin zaten medyada geniş biçimde yer aldığını söylediklerini aktardı.

Eski Dışişleri Bakanı Antony Blinken ile Biden’ın temsilcileri, söz konusu telgrafların hiçbir zaman ABD hükümetinin üst kademelerine ulaşmadığı iddiasına ilişkin yorum taleplerine yanıt vermedi.

Gazze savaşı, Hamas’ın 7 Ekim 2023’te düzenlediği ve 1.250’den fazla kişinin öldüğü saldırıların ardından başladı. Filistin Sağlık Bakanlığı verilerine göre Gazze’de hayatını kaybedenlerin sayısı 71 bini aştı.

ABD Başkanı Donald Trump, geçen yıl eylülde Beyaz Saray’da İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun yanında Gazze için barış planını açıklamış olsa da, çatışmalar durmadı. Filistin Sağlık Bakanlığı’na göre, ateşkesin yürürlüğe girmesinden bu yana yaklaşık 481 kişi daha öldürüldü.

Biden yönetiminin savaş boyunca İsrail’e verdiği destek, Demokrat Parti içinde derin bir bölünmeye yol açtı ve konu parti adayları açısından hâlâ çözülmüş değil. Reuters/Ipsos’un geçen ağustosta yaptığı ankete göre, Demokratların yüzde 80’inden fazlası İsrail’in Gazze’deki askerî karşılığının aşırı olduğunu ve ABD’nin açlık riskiyle karşı karşıya olan Gazze halkına yardım etmesi gerektiğini düşünüyor.


Trump’ın kararları Suriye’nin çehresini nasıl değiştirdi?

Geçen 10 Kasım’da Washington’da ABD Başkanı Donald Trump ile Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara arasında gerçekleşen görüşmeden bir kare (AFP)
Geçen 10 Kasım’da Washington’da ABD Başkanı Donald Trump ile Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara arasında gerçekleşen görüşmeden bir kare (AFP)
TT

Trump’ın kararları Suriye’nin çehresini nasıl değiştirdi?

Geçen 10 Kasım’da Washington’da ABD Başkanı Donald Trump ile Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara arasında gerçekleşen görüşmeden bir kare (AFP)
Geçen 10 Kasım’da Washington’da ABD Başkanı Donald Trump ile Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara arasında gerçekleşen görüşmeden bir kare (AFP)

Bölgesel ve uluslararası düzeyde son derece karmaşık bir tabloda; güvenlik dosyalarının stratejik, ekonomik başlıkların ise siyasi alanla iç içe geçtiği bir ortamda, ABD Başkanı Donald Trump yönetimi, Ocak 2025’te Beyaz Saray’a dönüşünden bu yana Suriye dosyasına yaklaşımını yeniden şekillendiriyor. Barack Obama ve Joe Biden dönemlerinde tereddütler ve çelişkili gündemlerle karakterize edilen Amerikan politikalarının ardından Washington, bugün ideolojik kaygılardan ve uzun vadeli riskli bahislerden uzak, sahada sonuç üretmeyi ve hassas dengeleri kontrol etmeyi önceleyen daha doğrudan ve “pragmatik” bir çizgiye yönelmiş durumda.

Bu yeni yaklaşım; eski rejimin çöküşü, iç meşruiyetini pekiştirmeye ve uluslararası tanınma elde etmeye çalışan yeni bir hükümetin yükselişi, DEAŞ tehdidinin sürmesi, İran nüfuzunun gerilemesi ve Suudi Arabistan, Türkiye ile Katar’ın artan bölgesel rolleri gibi Suriye sahasındaki temel değişkenlere yanıt niteliği taşıyor. Bu çerçevede Washington, Orta Doğu’da istikrarı dayatma, doğrudan askerî angajmanın maliyetini azaltma ve kalkınma ile yatırım projelerinin önünü açma esasına dayanan “Trump doktrini” ile uyumlu bir yeniden konumlanmaya gidiyor.

İdeolojiden önce çıkarlar

Abaad Eğitim ve Stratejik Araştırmalar Merkezi’nden Firas Fahham, Trump’ın Suriye politikasının “tam anlamıyla pragmatik” olduğunu, uluslararası ve ekonomik çıkarları merkeze alarak yeni Suriye hükümetinin ideolojik arka planını ikinci plana ittiğini belirtiyor. Fahham’a göre Washington ile Şam arasındaki yeni kesişimin temel dayanağı, “İran’ın Suriye’ye yeniden nüfuz etmesinin önlenmesi” hedefi ve bu başlık mevcut ABD yönetiminin öncelikleri arasında ilk sırada yer alıyor.

Bu yaklaşımın, ABD’nin bölgedeki Arap müttefiklerinin tutumlarından ayrı düşünülemeyeceğini vurgulayan Fahham; başta Suudi Arabistan olmak üzere Türkiye ve Katar’ın yeni Suriye hükümetine açık destek verdiğini, Trump yönetiminin de bu tutumlara “bölgesel ittifakların yeniden inşasında temel bir sütun” olarak yanıt vermeye hazır olduğunu ifade ediyor.

fgthyu
ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın, 24 Mayıs’ta Türkiye’de Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ile gerçekleştirdiği görüşmeden bir kare (EPA)

Önceki yönetimlerle kıyaslandığında Fahham, Obama ve Biden dönemlerinin “İran’ın bölgede elinin serbest bırakıldığı, özellikle Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile kurulan yakın ittifak üzerinden azınlık nüfuzunun desteklendiği bir çizgi izlediğini; bunun da sahayı daha karmaşık hâle getirdiğini ve güvenliği sağlayabilecek merkezi bir devletin kurulma ihtimalini zayıflattığını savunuyor.

Riyad’dan Washington’a: Dönüm noktaları

Trump’ın yeni Suriye politikasındaki kritik duraklara değinen Fahham, başlangıç noktasının Haziran ayında Riyad’da yapılan görüşmeler olduğunu söylüyor. Bu temaslar sırasında ABD Başkanı Trump, Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın talebiyle Suriye’ye yönelik yaptırımların kaldırıldığını açıklamış; bu adım Washington’dan Şam’a gönderilen ilk olumlu mesaj olarak yorumlanmıştı. Ardından Trump, Suudi Veliaht Prensi ve Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara’yı bir araya getiren üçlü bir görüşme gerçekleştirdi. Trump’ın Şara’ya yönelik dikkat çekici övgüleri, ABD’nin siyasi açılım arzusunu açık biçimde ortaya koydu.

d
10 Kasım’da Washington’da Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara’nın ABD Başkanı Donald Trump ile Beyaz Saray’daki görüşmesinin ardından, Suriye liderinin destekçileri Beyaz Saray önünde toplandı (EPA)

Fahham’a göre asıl dönüm noktası ise Kasım ayında düzenlenen Washington Zirvesi oldu. Trump’ın Beyaz Saray’da Cumhurbaşkanı eş-Şara’yı kabul ettiği bu görüşme, kritik bir kırılma anı olarak değerlendiriliyor. Zirvenin ardından ABD yönetimi, Kongre üzerinde Sezar Yasası’nın iptali için baskı kurmaya başladı; eş zamanlı olarak Suriye’nin DEAŞ’a karşı uluslararası koalisyona dâhil edildiği açıklandı. Bu gelişmeler, iki ülke arasındaki ilişkinin sınırlı koordinasyondan ittifaka yakın bir düzeye taşındığını gösterdi.

SDG ve Fırat’ın doğusunun geleceği

SDG dosyasına ilişkin değerlendirmesinde Fahham, Trump yönetiminin konuya tamamen pratik bir pencereden yaklaştığını; yeni Suriye hükümetiyle ilişkiler ile Türkiye’nin çıkarları arasında denge gözettiğini belirtiyor. Biden dönemine kıyasla SDG’ye verilen desteğin belirgin biçimde azaldığını ifade eden Fahham, Washington’un DEAŞ’la mücadelede Şam’ı en etkili aktör olarak görmeye başladığını söylüyor.

Bu yaklaşımın, ABD’li düşünce kuruluşlarının raporlarına dayandığını belirten Fahham, geçmişte Kürt bileşene tek taraflı yaslanmanın ve Fırat’ın doğusundaki uygulamaların mağduriyet duygusu yarattığını ve DEAŞ’ın bunu istismar ederek eleman devşirdiğini hatırlatıyor. Bu nedenle ABD yönetimi, SDG’yi tamamen terk etmek yerine, Şam’la iş birliğinin daha verimli olacağına ikna olmuş durumda. Fahham'ın Şarku'l Avsat'a yaptığı değerlendirmeye göre hedef; SDG’nin Suriye devleti içine entegre edilmesi ve güvenlik statüsünün yeniden düzenlenmesi.

İsrail’in Suriye’nin güneyindeki operasyonlarına da değinen Fahham, Washington’un Başbakan Binyamin Netanyahu’nun politikalarından “memnuniyetsizlik” duyduğunu; bu adımların bölgesel istikrarı zedelediğini ve Trump’ın kalkınma vizyonuyla çeliştiğini vurguluyor. ABD’nin, Suriye hükümetinin zayıflatılmasının İran nüfuzunun ve DEAŞ faaliyetlerinin yeniden canlanmasına yol açabileceğinden endişe ettiği belirtiliyor.

Süveyda özelinde ise ABD yönetiminin, vilayetin devlet yapısına entegre edilmesi gerektiği görüşünü benimsediği aktarılıyor. Fahham, ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın “Ortadoğu’da adem-i merkeziyetçilik başarısız oldu” yönündeki sözlerini hatırlatarak, Washington’un birleşik bir Suriye’yi destekleme eğilimini vurguluyor.

Askeri kurumun bakışı

Silahlı gruplar üzerine çalışan araştırmacı Raid el-Hamed ise ABD’nin tutumuna askerî perspektiften tamamlayıcı bir okuma sunuyor. Hamed, Trump’ın ilk döneminde asker çekme ve SDG ile ortaklığı sonlandırma eğiliminde olduğunu; ancak 2019 Mart’ında Baguz’daki çatışmaların ardından üst düzey askerî komutanların DEAŞ’ın geri dönebileceği yönündeki uyarıları nedeniyle yaklaşık 2 bin ABD askerinin bölgede kaldığını hatırlatıyor. ABD-SDG ortaklığının, 2015’te Kobani savaşlarına dayandığını ve Washington’un SDG’yi kara gücü olarak kullandığını da ekliyor.

Ancak Hamed’e göre, Beşşar Esed rejiminin düşmesinin ve Suriye’nin uluslararası koalisyona katılmasının ardından şekillenen yeni politika, Fırat’ın doğusunda herhangi bir bağımsız yapının tanınmamasını ve Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ne benzer federal modellerin reddedilmesini esas alıyor. Bu yeni yaklaşımın, SDG’ye Türkiye karşısında gerçek Amerikan güvenceleri içermediğini vurgulayan Hamed, örgütün Suriye ordusu ve güvenlik kurumlarına entegrasyonu yönünde baskı bulunduğunu belirtiyor. Şam yönetiminin devlet dışı silahlı varlığı reddeden bu vizyonuna SDG’nin hâlen karşı çıktığını, Mart ayında imzalanan anlaşma için belirlenen sürenin yıl sonunda dolacağını da sözlerine ekliyor.

Genel tabloya bakıldığında, Suriye sahasının geleneksel çatışma denklemlerini aşan, çıkarlar ve karşılıklı güvenlik düzenlemeleriyle şekillenen yeni bir evreye girdiği görülüyor. Washington ve özellikle Riyad ile Ankara gibi bölgesel müttefikleri, Şam’daki yeni liderliğin istikrarı tesis edip kaos dönemini kapatabileceğine oynarken, bu sürecin başarısının önümüzdeki aylarda sahadaki sınavlara bağlı olacağı ifade ediliyor. Gözlemcilere göre, “yeni cumhuriyetin” iç uzlaşı gereklilikleri ile dış ittifakların şartlarını dengeleme kapasitesi, bu dönüşümün ABD’nin bölgedeki yıllara yayılan tereddütlerini gerçekten sona erdirip erdirmeyeceğini belirleyecek temel ölçüt olacak.


Suudi Arabistan-ABD görüşmesinde Gazze, Sudan, Yemen ve Ukrayna'daki gelişmeler ele alındı

Prens Faysal bin Ferhan dün Washington'da Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile bir araya geldi (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)
Prens Faysal bin Ferhan dün Washington'da Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile bir araya geldi (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)
TT

Suudi Arabistan-ABD görüşmesinde Gazze, Sudan, Yemen ve Ukrayna'daki gelişmeler ele alındı

Prens Faysal bin Ferhan dün Washington'da Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile bir araya geldi (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)
Prens Faysal bin Ferhan dün Washington'da Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile bir araya geldi (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan ve ABD'li mevkidaşı Marco Rubio, Gazze Şeridi, Sudan, Yemen ve Rusya-Ukrayna krizindeki gelişmeleri ele alarak bu konularda ve uluslararası barış ve güvenliğin sağlanması için sarf edilen çabalar hakkında görüş alışverişinde bulundular.

Washington'da ABD Dışişleri Bakanlığı merkezindedün bir araya gelen ikili, iki ülkeyi ilgilendiren bölgesel ve uluslararası konularda koordinasyon ve ortak eylemleri yoğunlaştırmanın yollarını ele aldı.

Prens Faysal bin Ferhan ve Rubio iki ülke arasındaki stratejik ilişkileri ve bu ilişkileri çeşitli alanlarda geliştirme ve iyileştirme fırsatlarını gözden geçirdiler.

sdfrgt
Bakan Rubio, dün Washington'daki bakanlık merkezinde Prens Faysal bin Ferhan'ı kabul etti (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre toplantıya Suudi Arabistan'ın ABD Büyükelçisi Prenses Rima bint Bendar bin Sultan, Siyasi İşlerden Sorumlu Bakan Danışmanı Prens Musab bin Muhammed el-Ferhan ve Bakan Danışmanı Muhammed el-Yahya da katıldı.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı, iki ülke arasındaki ilişkilerin güçlendirilmesini ele almak ve en önemli bölgesel ve uluslararası meselelerle ilgili gelişmeleri ve bunlar üzerinde sarf edilen çabaları görüşmek üzere resmi bir ziyaret için salı günü Washington'a geldi.

Ziyaret, ABD Başkanı Donald Trump'ın mayıs ayında Suudi Arabistan'a yapmayı planladığı ve ikinci dönemindeki ilk dış gezisi olan ziyaretin öncesinde gerçekleşiyor.