Humeyni'ye karşı çıkan din adamlarının kaderi: Sürgün, cinayet ve kaybolma

İran'da rehber görevini üstlenmeden önce ona destekçileri tarafından "İmam" unvanı ve son yüzyıllarda tüm Şii din adamlarından daha üstün bir statü verilmişti.

Humeyni, 1 Şubat 1979'da kendisini Tahran'a götüren Air France uçağında (AFP)
Humeyni, 1 Şubat 1979'da kendisini Tahran'a götüren Air France uçağında (AFP)
TT

Humeyni'ye karşı çıkan din adamlarının kaderi: Sürgün, cinayet ve kaybolma

Humeyni, 1 Şubat 1979'da kendisini Tahran'a götüren Air France uçağında (AFP)
Humeyni, 1 Şubat 1979'da kendisini Tahran'a götüren Air France uçağında (AFP)

Ruhullah Humeyni'nin takipçileri tarafından yayılan propagandanın aksine Humeyni, İran'daki İslam Devrimi'nin zaferinden önce ve sonra dini ve fıkhî hareketler arasında ne popüler ne de kabul edilebilirdi.

Ruhullah Humeyni'ye, İran'da rehber görevi üstlenmeden önce destekçileri tarafından ‘İmam’ unvanı verilmiş ve geçtiğimiz asırlar boyunca tüm Şii din adamlarından daha üstün bir statü verilmişti. Ancak, Humeyni'nin muhalifleri ve eleştirenleri, onun Şii fıkıh anlayışının ve İslam Cumhuriyeti rejiminin rehberi olarak davranışının, İranlıların dini inançlarına büyük zarar verdiğine inanıyorlar.

Humeyni'nin Havza'daki derslerine başladığı zaman, bazı din adamları öğrencilere onun derslerine katılmamalarını tavsiye ettiler, çünkü onun fikirlerine ve düşüncelerine karşı çıkıyorlardı. Bu kişiler, ‘İslam Cumhuriyeti'nin ilk İmamı’nın din adına siyasi meselelere müdahale etme isteğine karşı çıktılar.

İslam Cumhuriyeti'nin kurulduğu dönem ve Humeyni'nin iktidara yükseldiği zamanda, Şii fıkıhçılar ve alimlerden oluşan iki akım Humeyni'ye karşı çıktı. İlk grup, başlangıçtan itibaren onun ‘velayet-i fakih’ teorisini ve kendisinin ‘İmam’ olma iddiasını kabul etmedi. İkinci grup ise toplumun yönetim biçimi ve Velayet-i Fakih’e verilen yetkiler nedeniyle ‘büyük lider’ ve taraftarlarından uzak durmayı tercih etti.

Humeyni'nin destekçileri açısından bakıldığında ise onun alimler arasındaki başlıca muhalifleri üç gruba ayrılıyordu: İngiltere'ye sadık laik din adamları, Pehlevi Şah rejimine sadık din adamları, Amerika'ya ve Halkın Mücahitleri Örgütü’ne bağlı ama aldatılmış din adamları.

İslam Cumhuriyeti'nin İmamı’na muhalefet edenlerin çemberi zamanla genişledi ve Pehlevi rejimine karşı mücadele döneminde onun en yakın öğrencilerini ve taraftarlarını da içine aldı. Bu muhaliflerden bazıları fiziksel olarak hapsedildi, bazıları gizemli koşullarda öldürüldü ve bir kısmı da ev hapsine alındı.

Rejimin Humeyni'ye muhalefeti, bazılarının yüksek bir konuma sahip olduğu, sadece Şii fıkıh hiyerarşisiyle sınırlı değil, aynı zamanda İran'daki dini bilimler eğitiminin modern tarihindeki karanlık noktalardan biri olarak da ortaya çıktı.

İslam Cumhuriyeti'nin görüşlerine karşı çıkan ve eleştiren dini otoritelerin yanı sıra, rejimin itiraz edenleri cezalandırmak için itibarlarını zedelemek için çalıştığı kişileri de hatırlamalıyız. Hatta bazılarını Humeyni'ye karşı çıkanlar olarak tanımak ve kabul etmekten kaçındılar.

Muhammed Hüseyin Tabatabai, Havza öğrencileri tarafından ‘allame’ olarak tanımlanan tanınmış bir din adamıdır. Rejim, onun Humeyni ile fikir ayrılıklarını inkâr etmeyi tercih etti ve onu dışlamak yerine kişiliğine zarar verdi.

Toplumun rehberlik pozisyonunu ve yönetimini üstlenen Humeyni ve yönetimdeki arkadaşları, herhangi bir muhalefete hoşgörü göstermediler. Siyasal Şiiliği güçlendirirken, tanınmış dini otoritelerle bile karşı karşıya geldiler.

Humeyni'ye karşı çıkan birçok dini figürün tarihsel kayıtlarına geçmeden önce, gençlik yıllarında izlediği entelektüel ufuklara bir göz atmak faydalı olabilir. Bu, sonradan Kum Havzası’ndaki din adamları arasındaki anlaşmazlıkların artmasının temelini oluşturan birçok konuyu ortaya koyar.

Humeyni'nin Molla Sadra'nın felsefi teorisine olan hayranlığı (aşkın bilgelik) ve meşrutiyet döneminin siyasi din adamlarıyla olan ilişkisi (karşılıklılık), onu Havza öğrencisi veya öğretmenden ziyade siyasi bir figür yapan iki özel özellikti.

Humeyni'nin Şii fıkhına ilişkin anlayışının bir kısmı, takip eden on yıllarda kendisini eleştirenlerle siyasi ve teorik bir yüzleşmeye dönüştü ve aynı zamanda teokrasinin ve Velayet-i Fakih teorisinin de öncüsü oldu.

Bazıları, Humeyni'nin siyasi görüşlerindeki ısrarının bir kısmının, siyasete ve iktidara müdahaleyi kabul etmeyen, o dönemde Havzaları yöneten dini rejimle yüzleşmesinden kaynaklandığını ileri sürüyor.

Humeyni'nin ilk öğrencilerine göre çatışma, özellikle Ayetullah Burucerdi'nin Kum Havzası'na gelişinden sonra çok ileri bir aşamaya ulaşmıştı. Burucedi, hedeflerinden şüphe etti ve onları açıkça eleştirdi; bu da Humeyni ve ona yakın olanların Burucedi'ye olan öfkesini kışkırttı.

Humeyni ile özellikle rejimin rehberi olduğu dönemdeki bazı anlaşmazlıklar, Burucerdi'nin ölümünden sonra Kum kentindeki Havzanın ele geçirilmesi ve kontrol edilmesi konusunda çeşitli entelektüel akımların ortak hareket etmesinden kaynaklandı.

Bu rekabet, Humeyni ve fikirleri etrafında odaklanan bir grup ile Kazım Şeriatmedari etrafında toplanan diğer grup arasında, Havza içinde gerginliğe yol açtı. Humeyni'nin Necef'te bulunması, Necef Havza öğrencileri ile Kum Havzası öğrencileri arasındaki bu anlaşmazlığın temelini oluşturdu.

Bu teorik ve hukuki ihtilaf, 1950'li ve 1970'li yıllarda, özellikle İran'da İslam Cumhuriyeti rejiminin iktidara gelmesiyle birlikte siyasi ve güvenlik boyutuna bürünmüş ve Humeyni’ye muhalefet eden dini otoritelerin tasfiyesine zemin hazırlamıştır.

İlk kurbanlar din adamlarıydı; onlar Pehlevi rejimine karşı muhalefet akımına katılmayı reddettiler ve Humeyni'yi yalnız bıraktılar. Humeyni, onları Pehlevi'ye sadık olarak nitelendirerek, iktidara gelmeden önce başlarında taşıdıkları sarıkları çıkarmalarını istedi.

Humeyni 1969'daki konuşmalarında gençlerden açıkça, Şah rejimine karşı çıkan harekete katılmadıkları için yozlaşmış olarak tanımladığı din adamlarıyla yüzleşmelerini istedi.

Humeyni'nin muhalif din adamlarına yönelik öfkeli bakış açısı, kendisine karşı çıkanları Havza’dan dışlamak amacıyla din adamları için özel mahkeme kuran bir kararname yayınlamasına yol açtı.

1980'den beri dini otoritelerin mahkemeleri, Humeyni 'ye karşı çıkan din adamlarına karşı hükümler vermek için uygun bir yer haline geldi. Ancak bu mahkemenin kurulmasından önce, Humeyni'nin desteğiyle, Sadık Halhali bazı din adamlarını idam ettirdi.

Hükümetin Havzalarda çalışan akademisyenler ve fakihler de dahil olmak üzere rejim taraftarlarına verilen desteğin azalması korkusu, onları idam yerine itibarını zedelemek ve sarıklarını çıkarmak gibi başka yöntemlere yöneltti.

Humeyni'nin giymeyi uygun görmediği din adamlarının üniformalarının kaldırılması meselesi, Humeyni'nin o dönemde muhaliflerini dışlamak için bu yöntemi nasıl kullandığını açıkça gösteriyor.

Gulam Hüseyin Daneşi

İran Ulusal Meclisi üyesi Gulam Hüseyin Daneşi, 1979'da İslami Cumhuriyetçi Parti'nin iktidara gelmesinden sonra idam edilen ilk din adamlarından biri olarak kabul ediliyor.

Ruhullah Humeyni, devrimcilerle iş birliği içinde İran Ulusal Meclisi'nin kapatılması çağrısında bulunduğunda Ayetullah Daneşi ona hitaben, "Bu saçmalıklara ve sokaktaki sabotaj eylemlerine karşılık vereceğiz" dedi.

Ayetullah Gulam Hüseyin Daneşi'nin 28 Ocak 1979'daki suikast girişiminin başarısız olduğu doğru, ancak İslam Cumhuriyeti'nin iktidara gelmesinden sonra Sadık Halhali tarafından 13 Mart 1979'da idam edildi.

Kazım Şeriatmedari

Kazım Şeriatmedari, Şii otoritelerden biriydi. 1960’lı ve 70’li yıllarda kendisi ve öğrencileri ile Humeyni arasındaki fikri tartışmalar Kum Havzası'nda gerilimin başlangıcını oluşturdu.

Şeriatmedari, 1 Şubat 1979'da İran'a döndükten sonra her ne kadar Humeyni'yi ziyaret etmiş olsa da bu eski anlaşmazlığın o kadar da kolay unutulmayacağı açıktır. Şeriatmedari, Şii içtihatlarında hâkim olan geleneklerin aksine, dini otoriteden doğan yetkileri ve Humeyni'nin yayınladığı bir karara göre ev hapsine alınan ilk din adamı olarak kabul ediliyor. Bilindiği gibi Şeriatmedari, ilk dönemlerde İslam Cumhuriyeti'nin iktidara gelmesini desteklemiş, ancak ‘Mutlak Velayet-i Fakih teorisine’ ve veliyy-i fakihlere tanınan sınır ve yetkilere karşı çıkmıştı.

Anayasa'nın 110. maddesine karşı yapılan oylama ve ‘velayet-i fakih’ teorisinin eleştirilmesi, Şeriatmedari'nin ‘dini bid'at’ olarak nitelendirdiği, Humeyni'nin öfkesini uyandırdı ve onun Nojeh darbe girişiminde isyancılarla iş birliği yapmakla suçlanmasına yol açtı.

Şeriatmedari'nin yönettiği kurumun elinden alınması ve bu Şii otoriteye uygulanan ev hapsinin, bir yandan önemli bir din adamı hareketi ile diğer yandan Humeyni'nin düşüncesi arasındaki çatışmaların başlangıcı olduğu söylenebilir.

Ayetullah Kazım Şeriatmedari, 1981'de Humeyni'nin devrimden sonraki yıllarda Şii otorite olma çabasını alaycı şekilde eleştirdiği bir mektup yazdı. Şeriatmedari, ev hapsi yıllarında başına gelenleri anlatarak şöyle dedi: “Bıçak kemiğe dayandı ve eğer amaç itibarın zedelenmesi ise bu fazlasıyla gerçekleşti, eğer amaç dini otoriteyi elinden almaksa, bu hedef de gerçekleşti.”

Şeriatmadari'nin 1986 yılında hastalık nedeniyle ölmesi, rejimin bu Şii otoriteye olan nefretini azaltmadı; cenaze törenine katılanların bir kısmı tutuklandı.

Abdorreza Hicazi ve Rıza Sadr

Abdorreza Hicazi (Abdorreza Hejazi), 1960'lı yıllarda Humeyni'nin destekçisiydi ancak Şii otorite Kazem Şeriatmadari'nin başına gelenler nedeniyle Hicazi, Humeyni'nin eleştirmeni oldu. 1979'da bir mektubunda ‘büyük liderin (Humeyni) etrafındaki komünist varlığının tehlikesi’ konusunda uyarıda bulundu. Şeriatmedari'ye yakınlaşması ve fikirlerine yönelik uyarılarının ardından, 1982'de 'Nojeh' darbe girişiminde iş birliği yaptığı suçlaması Hicazi'nin tutuklanmasıyla sonuçlandı. Humeyni'yi eleştirenlerden biri olan Hicazi'nin akıbeti o zaman belirsizdi. Bazıları, onun 'Nojeh' darbesi davasından dolayı idam edildiğini düşünüyor; örneğin, Muhammed Rıza Şehri, bunu hatıratlarında yazdı.

Hicazi, Humeyni'nin Kazım Şeriatmedari'yi dışlaması ve itibarını zedelemesi kararının tek kurbanı değildi; başka bir önemli dini figür daha vardı, o da İmam Musa es-Sadr'ın büyük kardeşi olan Rıza Sadr'dı. Humeyni, Şeriatmedari'nin yanında durması nedeniyle Rıza Sadr'a da öfkeliydi.

Kazım Şeriatmedari'nin cenaze töreni ve gecenin bir vakti Kum'da defnedilmesi sırasında, Havza öğrencileri arasında bazı önde gelen din adamlarının ve Rıza Sadr gibi kişilerin bulunması, Humeyni'yi öfkelendirdi. Bu durum, Şeriatmedari'nin vasiyeti üzerine cenaze namazını kılanların tutuklanmasıyla sonuçlandı.

1994 yılında vefat eden Rıza Sadr, Humeyni'yi eleştiren ve İslam ile cumhuriyet kavramlarını bir arada kullanmayı reddeden biriydi. Ayrıca İslami başörtüsü ve hükümetin yürütme politikaları gibi yürürlüğe konulan yasaların İslam dinine zarar verdiğini düşünüyordu.

Şeyh Bahaeddin Mahallati

Şeyh Bahaeddin Mahallati, Şiraz şehrinin önde gelen din adamlarından biri olarak kabul edilir ve İran milliyetçi hareketinin aktif üyesiydi. Devrimin zaferinden sonra kısa bir süre için Humeyni'nin yanında yer aldı. Ancak 1980'de, İslam adına halka yönelik haksızlıklara karşı çıkarak rejimi eleştirenlerin safına katıldı.

Mahallati, muhaliflere yönelik infaz ve işkence operasyonlarını ve Kültürel Devrim adı altındaki üniversitelerin saldırılarını, "Hz. Ali hükümeti adına baskı ve özgürlük iddiası" olarak nitelendirdi ve Humeyni'ye olan desteğinden dolayı pişmanlık duyduğunu ifade etti.

Mahallati’nin Şiraz'daki taraftarları ve dini toplum içindeki konumu, rejimin onu hapsetme veya idam etmesini engelledi. Ancak onun izole edilmesi ve 1981'deki ölümü, rejim için işleri kolaylaştırdı.

Morteza ve Mehdi Haeri Yazdi

Kum'daki ilahiyat okulunun kurucusunun oğulları Morteza ve Mehdi, Kum'daki ilahiyat okulunda öğretmenlik görevini üstlenen Humeyni'nin destekçileri arasındaydı. Ancak, İslam Devrimi'nin zaferinden ve İran'da İslami Cumhuriyet Partisi'nin iktidara gelmesinden sonra, Haeri Yazdi'nin oğulları, Humeyni ile olan aile bağlarına rağmen onun düşünce tarzını reddettiler.

Morteza Haeri Yazdi'nin aktardığı anlatımlara göre İslam Cumhuriyeti iktidara gelmeden önce, Humeyni ve destekçilerinin düşünceleri hakkında şüpheleri vardı ve bu, damadı Humeyni'nin oğlu Mustafa tarafından fark edildi.

Mohsen Kadivar gibi bazıları, Haeri'nin anayasaya ve velayet-i fakih prensibine karşı olduğunu iddia ediyor. Ancak Haeri'nin İslam Cumhuriyeti rejiminin başlangıcında Yüksek Anayasa Konseyi'nde bulunması, bu iddiayı çürütüyor gibi görünüyor. Ayrıca, Haeri'nin, rejimin eleştirmenlerini ve muhaliflerini yargılamak için mahkemeler kurmasını ve din adamlarının iktidara ulaşma şeklini eleştirdiğini vurgulayanlar da var.

Mehdi, Morteza Haeri Yazdi'nin kardeşi ve Kum Havzası’nın kurucularından biri olan diğer oğul, İran İslam Cumhuriyeti'nin kuruluşundan itibaren velayet-i fakih teorisini reddeden kişiliklerden biridir. ABD'den dönüşünden sonra ev hapsine alınmasına rağmen, 1983 yılında İran'ı terk etti.

Morteza ve Mehdi Haeri Yazdi'nin Humeyni'ye karşı muhalefetinin önemi, onların Humeyni'nin Kum'daki Havzalarda ders verme hakkını savunan en önemli kişilerden biri olmalarından gelmektedir. Hatta Ayetullah Burucerdi'nin ölümünden sonra bile Humeyni'yi destekleyenler arasındaydılar.

Evet, doğru. İslam Cumhuriyeti'nin başlangıcında velayet-i fakih doktrinine karşı çıkan din adamlarının listesi oldukça uzundur. Bu isimler arasında Hasan Tabatabai Kumi, Ebu'l-Fazl ve Rıza Musavi, Müctehid Zencani, Muhammed Musavi Zencani'nin oğulları gibi tanınmış Şii alimler bulunmaktadır. Ayrıca, Humeyni'nin siyasi düşüncesine karşı çıkan birçok kişi de vardı.

Muhammed Hüseyin Tabatabaî

Muhammed Hüseyin Tabatabai, ‘Ayetullah Tabatabai’ olarak da bilinen, çağdaş Şii fıkıh alimleri arasında güvenilir bir figürdü. Gerçekten de fıkhi açıdan Humeyni'ye yakın olmasına, felsefi ve tasavvufi eğilimlere sahip olmasına rağmen, Humeyni'nin çağırdığı siyasi rotaya katılmadı. İslam Cumhuriyeti'nin kurulmasından sonra, Humeyni'nin Şii fıkhı üzerine sunduğu siyasi yorumlara şüpheyle yaklaşmaktan çekinmedi.

Kum Havzası'nda çalışan bazı kişiler, Tabatabai'nin takipçilerinin ve onun felsefeye saygısızlık eden destekçilerinin Humeyni'nin takipçilerinden çok daha fazla olduğuna işaret ediyor.

Muhammed Hasan Tabatabai, ‘İslam Cumhuriyeti referandumuna’ katılmayan, Havzanın önemli isimlerinden biriydi. Bu, Tabatabai'nin, Humeyni'nin arzuladığı siyasal İslam konusunda benimsediği tutumu gösteriyor.

Mohsen Kadivar, Tabatabai'nin ölümünden birkaç ay önce şöyle dediğini aktardı: "Bu devrimin bir şehidi var, o da İslam."

Rejim, Tabatabai ile Humeyni'nin ‘Şii din adamlarının hükümeti’ olarak adlandırdığı hükümet arasındaki açık farkı göstermedi. Humeyni'nin görüşünü savunanlar ayrıca Tabatabai'nin ‘İslam Cumhuriyeti referandumuna’ katılmama nedeninin siyasi olmayan yaşamı olduğunu söyledi.

Aslında Humeyni'ye karşı çıkan din adamları, velayet-i fakih teorisini eleştirenlerle sınırlı değil. Humeyni'nin 11 yıl süren şiddetli liderliği, bazı önde gelen öğrencilerinin ve destekçilerinin muhaliflerine yönelmesine yol açtı.

Mahmud Taleghani

Mahmud Taleghani, Humeyni'nin iktidara gelmesinden sonra duruşunu değiştiren din adamlarından biri olarak kabul edilir. Yeni rejimi desteklemekten, Humeyni yönetimine eleştirel bir pozisyona geçmiştir. Taleghani, İslam Cumhuriyeti rejiminde farklı siyasi akımlarla uyumlu pozisyonda olması ve köklü bir geçmişi nedeniyle siyasi gruplar arasında geniş kabul gördü.

Taleghani, İslam Cumhuriyeti döneminde Tahran'da Cuma namazının ilk vaizlerinden biriydi. Humeyni'nin desteğine rağmen, Humeyni'nin taraftarlarının politikalarını eleştiren önemli figürlerden biriydi. Bazıları, gizemli bir şekilde ölmemiş olsaydı, Taleghani'nin kaderinin rejim tarafından dışlanan diğer isimler gibi olabileceğini düşünüyor.

Mahmud Taleghani'nin ölümünden yıllar sonra oğulları ve yakınları, son günlerinde yaşadığı olaylar göz önüne alındığında, rejim tarafından zehirlendiği teorisinin güçlü şekilde geçerli olduğunu düşünüyorlar.

Ali Moradkhani Arangeh (Tehrani)

Ali Tehrani, İslam Cumhuriyeti'nin kurulmasından sonra çeşitli görevlerde bulundu, bunlar arasında Meşhed ve Ahvaz'daki Devrim Mahkemesi Başkanlığı da bulunuyor.

Tehrani, İran'daki cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Ebu'l Hasan Beni Sadr’ı destekledi ve Abbas Emir-İntizam'ın casusluk suçlamasıyla yargılanmasını açıkça eleştirdi. Bu durum, o zamanlar İran'ın mevcut lideri Ali Hamaney'in kayınbiraderini rejimin muhaliflerinden biri haline getirdi.

Ev hapsine alındıktan sonra 1984'te Irak'a kaçtı, 1995'te İran'a döndü. Din adamları mahkemesi tarafından 20 yıl hapis cezasına çarptırıldı ve 2022'de öldü.

Hüseyin Ali Montazeri

Humeyni, Hasan Ali Montazeri'yi hayatının meyvesi olarak gördü. 1950'ler ve 1960'larda, Hasan Ali Montazeri'nin, Kum Havzası'ndaki dini liderler arasında o kadar önemli bir konuma sahip olması, bazı alimler ve dini figürlerin şüphelerine rağmen, Humeyni'nin Şii referansını meşrulaştırmasına yardımcı oldu.

Hasan Ali Montazeri, ‘Velayet-i Fakih Teorisi2 kitabının yazarı olarak, İslam Cumhuriyeti'nin politikası ve fıkhı ilkeleri üzerine İslam'ın siyasi yorumunu açıklamak ve anlatmak için önemli bir figürdü. Onun çalışmaları, İslam Cumhuriyeti'nin politik ve fıkhı temellerini anlamak için önemli bir kaynak oldu.

Devrimciler arasında kazandığı bu hukuki ve siyasi ağırlık ve Humeyni tarafından kabul görmesi, onu ilk rehber Humeyni'nin halefi olarak seçmeye yetti.

Son yıllarda, özellikle de Humeyni'nin hayatının son dönemlerinde, olayların seyri ve bazı dini ve siyasi figürlerin davranışları, Hasan Ali Montazeri'nin, özellikle 1988'deki siyasi idamların eleştirel bir şekilde incelenmesi ve kınanması gibi, “Humeyni'nin hayatının meyvesi” algısını değiştirdi. Şarku’l Avsat'ın Independent Arabia’dan aktardığına göre Montazeri, Humeyni'nin oğlu Ahmed ve diğer bazı liderlerle açık bir şekilde karşı karşıya gelerek, Humeyni'nin son döneminde, onun eleştirmenlerinden biri haline geldi.

Hasan Ali Montazeri'nin yakın çevresinden olan Mehdi Haşimi ve din adamı ve Milletvekili Mir Seyyed Ali Naqi Khavari Langarudi'nin 1987 ve 1988 yıllarında idam edilmesi, Montazeri'nin öğretmeni olan Humeyni'ye karşı sabrının sona erdiğini gösterdi. Bu olaylar, Montazeri'nin liderin yerine geçmesi planlarının sona ermesine ve sonuç olarak İslam Cumhuriyeti'nin geleceğinde önemli bir değişikliğe yol açtı. Ayrıca, Montazeri'nin, Ali Hamaney'in fıkhi konumuna karşı çıkanlar arasında olduğunu belirten birçok tarihçi de bulunuyor.

Humeyni'nin hükümet döneminde muhaliflerin ve eleştirmenlerin susturulması ve dışlanması, özellikle Humeyni'nin vefatından sonra Ali Hamaney'in iktidara gelmesiyle artarak devam etti. Bu süreç, 1980'lerde İran'da var olan infazlar ve insan hakları ihlalleri gibi baskıcı uygulamaların devam ettiğini gösteriyor. Bu, İran'da o dönemde yaşanan siyasi baskının ve zulmün bir devamı olarak görülebilir.

Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir.



İran’daki protestolara müdahalede can kaybı en az 7 bine ulaştı

İran güvenlik güçleri dün Tahran sokaklarında devriye gezdi (AP)
İran güvenlik güçleri dün Tahran sokaklarında devriye gezdi (AP)
TT

İran’daki protestolara müdahalede can kaybı en az 7 bine ulaştı

İran güvenlik güçleri dün Tahran sokaklarında devriye gezdi (AP)
İran güvenlik güçleri dün Tahran sokaklarında devriye gezdi (AP)

İran genelinde geçen ay patlak veren protestolara yönelik güvenlik güçlerinin müdahalesinde hayatını kaybedenlerin sayısının en az 7 bin 2’ye yükseldiği bildirildi. Aktivistler, ölü sayısının artmaya devam ettiğini ve gerçek bilançonun daha da ağır olabileceğini belirtti.

Gösterilerde hayatını kaybedenlerin sayısının kademeli olarak yükselmesi, İran’ın hem iç cephede hem de uluslararası alanda karşı karşıya bulunduğu baskıyı derinleştiriyor. Tahran, nükleer dosya kapsamında ABD ile yürütülen müzakereleri sürdürmeye çalışsa da ikinci tur temasların ne zaman ve hangi çerçevede yapılacağı belirsizliğini koruyor. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ise ABD Başkanı Donald Trump ile gerçekleştirdiği görüşmede, İran’a yönelik taleplerin daha da sıkılaştırılması gerektiğini savunduğu aktarıldı.

Trump, Truth Social platformundaki paylaşımında, görüşmede bağlayıcı bir karar alınmadığını belirterek, İran’la müzakerelerin sürdürülmesi yönündeki tutumunu yineledi. Olası bir anlaşmanın tercihleri olacağını İsrail Başbakanı’na ilettiğini kaydeden Trump, diplomatik sürecin sonuç vermesi halinde bunun Washington açısından öncelikli seçenek olacağını ifade etti.

Öte yandan İran içinde, rejimin muhalefeti kapsamlı biçimde bastırmasına yönelik öfke dinmiş değil. Önümüzdeki günlerde, hayatını kaybedenlerin ailelerinin geleneksel 40. gün yas törenlerini düzenlemesiyle gerilimin yeniden artabileceği belirtiliyor.

Aktivistlerin açıkladığı bilanço yükseliyor

ABD merkezli İnsan Hakları Aktivistleri Haber Ajansı (HRANA), son rakamı açıklayan kuruluş oldu. Kurumun, İran’daki önceki protesto dalgalarında ölü sayısını tespit etmede isabetli olduğu ve ülke içindeki aktivist ağı aracılığıyla bilgileri doğruladığı biliniyor. İletişim kanallarının kesintiye uğraması nedeniyle verilerin çapraz kontrolünün zaman aldığı, bu nedenle bilançonun kademeli olarak güncellendiği ifade edildi.

İran hükümeti ise 21 Ocak’ta yaptığı açıklamada, protestolarda 3 bin 117 kişinin hayatını kaybettiğini duyurmuştu. İran’daki yönetimin geçmişte yaşanan toplumsal olaylarda can kayıplarını eksik bildirdiği ya da hiç açıklamadığı biliniyor.

Associated Press (AP), İran’da internet erişiminin ve uluslararası telefon bağlantılarının kesintiye uğratılması nedeniyle ölü sayısını bağımsız olarak doğrulayamadığını bildirdi.

Can kaybındaki artış, İran’ın nükleer programı konusunda ABD ile yürüttüğü müzakereler sürerken yaşanıyor.

İran dosyasında diplomasi trafiği

Üst düzey İranlı güvenlik yetkilisi Ali Laricani, çarşamba günü Katar’da Dışişleri Bakanı Şeyh Muhammed bin Abdurrahman Al Sani ile bir araya geldi. Katar, haziran ayında ABD’nin İran’daki nükleer tesisleri bombalamasının ardından İran’ın hedef aldığı büyük bir ABD askerî üssüne ev sahipliği yapıyor. Söz konusu saldırı, İran ile İsrail arasında 12 gün süren savaşın ardından gerçekleşmişti.

Laricani’nin ayrıca Katar’da Filistinli Hamas yetkilileriyle, salı günü ise Umman’da Tahran destekli Yemenli Husilerle görüştüğü bildirildi.

Laricani, Katar merkezli El Cezire televizyonuna yaptığı açıklamada, Umman’da ABD’den herhangi bir somut teklif almadıklarını ancak “mesaj alışverişi” yapıldığını kabul etti.

İran ile Arap Körfezi’nde dev bir doğal gaz sahasını paylaşan Katar, geçmişte de Tahran ile yürütülen müzakerelerde önemli bir arabulucu rolü üstlenmişti. Katar resmi haber ajansı, Emir Şeyh Temim bin Hamad Al Sani’nin Trump ile “bölgedeki mevcut durum ve gerilimi azaltmaya, bölgesel güvenlik ve barışı güçlendirmeye yönelik uluslararası çabalar” hakkında görüştüğünü aktardı.

ABD, İran’a baskıyı artırmak amacıyla uçak gemisi USS Abraham Lincoln’ü, savaş gemilerini ve savaş uçaklarını Orta Doğu’ya sevk etti. Washington yönetimi, gerektiğinde İran’a yönelik askerî seçenekleri masada tutuyor.

ABD güçleri, Lincoln’e fazla yaklaştığını belirttikleri bir insansız hava aracını düşürdüklerini ve İran güçlerinin Hürmüz Boğazı’nda durdurmaya çalıştığı ABD bayraklı bir gemiye müdahale ettiklerini açıkladı.

Trump, Axios haber sitesine verdiği demeçte, bölgeye ikinci bir uçak gemisi gönderme seçeneğini değerlendirdiğini belirterek, “Oraya doğru ilerleyen bir armadamız var ve bir başkası da yolda olabilir” dedi.

Nobel Ödüllü Muhammedi için endişe

Norveç Nobel Komitesi, 2023 Nobel Barış Ödülü sahibi Nergis Muhammedi’nin gözaltına alınışı sırasında şiddete maruz kaldığı, fiziksel istismara uğradığı ve hayati risk taşıyan kötü muameleye tabi tutulduğuna dair güvenilir bilgiler aldıklarını belirterek derin endişe duyduklarını açıkladı.

Komite, Muhammedi’nin aralık ayında gözaltına alınırken darp edildiğine ve gözaltı sürecinde kötü muamelenin sürdüğüne dair bilgi aldıklarını belirterek derhal ve koşulsuz serbest bırakılması çağrısında bulundu.

Açıklamada, “Kendisine yeterli ve sürekli tıbbi takip imkânı sağlanmamakta, ağır sorgu ve baskılara maruz bırakılmaktadır. Birkaç kez bayıldığı, tehlikeli derecede yüksek tansiyon sorunu yaşadığı ve şüpheli meme tümörleri için gerekli kontrollerden mahrum bırakıldığı bildirilmektedir” denildi.

İran yargısı, 53 yaşındaki Muhammedi’yi yedi yılı aşkın ek hapis cezasına çarptırdı. Destekçileri, Aralık 2024’te sağlık gerekçesiyle geçici izinle serbest bırakılmasının ardından yeniden tutuklanma riski bulunduğu yönünde aylardır uyarıda bulunuyordu.


Çin, Filistin topraklarını ‘ilhak etmeye yönelik tüm girişimlere’ karşı olduğunu açıkladı

İşgal altındaki Batı Şeria’nın Eriha kenti yakınlarındaki bir köyde önceki gün İsrailli yerleşimciler tarafından yıkıldığı bildirilen bir evin enkazından yatak çıkaran Filistinli genç (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın Eriha kenti yakınlarındaki bir köyde önceki gün İsrailli yerleşimciler tarafından yıkıldığı bildirilen bir evin enkazından yatak çıkaran Filistinli genç (AFP)
TT

Çin, Filistin topraklarını ‘ilhak etmeye yönelik tüm girişimlere’ karşı olduğunu açıkladı

İşgal altındaki Batı Şeria’nın Eriha kenti yakınlarındaki bir köyde önceki gün İsrailli yerleşimciler tarafından yıkıldığı bildirilen bir evin enkazından yatak çıkaran Filistinli genç (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın Eriha kenti yakınlarındaki bir köyde önceki gün İsrailli yerleşimciler tarafından yıkıldığı bildirilen bir evin enkazından yatak çıkaran Filistinli genç (AFP)

Çin bugün yaptığı açıklamada, Filistin topraklarını ‘ilhak etmeye yönelik tüm girişimlere’ karşı olduğunu duyurdu. Bu açıklama, İsrail güvenlik kabinesinin işgal altında bulunan Batı Şeria’daki kontrolü artıracak tedbirleri onaylamasından kısa bir süre sonra geldi.

Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Lin Jian, düzenlediği basın toplantısında, “Çin, işgal altındaki Filistin topraklarında yeni yerleşim birimleri kurulmasına daima karşı çıkmıştır ve Filistin topraklarının ilhak edilmesine veya üzerinde herhangi bir ihlale yönelik tüm girişimlere karşıdır” dedi.

Diğer yandan Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Yüksek Komiseri Volker Türk, İsrail’in yeni tedbirlerinin “işgal altında bulunan Batı Şeria’daki kontrolü daha da pekiştireceğini ve bu toprakların İsrail’e entegrasyonunu hızlandıracağını, dolayısıyla yasa dışı ilhakı güçlendireceğini” söyledi.

Volker Türk, bu önlemlerin, Batı Şeria’da Filistinlilere yönelik yerleşimci saldırıları, zorla göç ettirme operasyonları, evlerin yıkılması, topraklara el konulması, hareket kısıtlamaları ve diğer ihlaller bağlamında gerçekleştiğini belirtti. Bu ihlaller, BM İnsan Hakları Komisyonu tarafından belgelenmiş durumda.

İsrail, 1967’den bu yana Batı Şeria’yı işgal altında tutuyor. Doğu Kudüs hariç, Batı Şeria’da uluslararası hukuka göre yasa dışı olan yerleşimlerde 500 binden fazla İsrailli yaşıyor. Bölgede yaklaşık 3 milyon Filistinli bulunuyor.

Volker Türk dün yaptığı açıklamada, İsrail’in Batı Şeria’daki kontrolünü sıkılaştırarak yerleşimleri genişletme planlarının, toprakların yasa dışı ilhakını kalıcı hale getirme yönünde bir adım teşkil ettiğini belirtti.


‘Epstein hayaleti’ Trump yönetimini rahatsız ediyor

ABD Başkanı Donald Trump ve Ticaret Bakanı Howard Lutnick, 6 Şubat 2026’da Air Force One uçağında (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump ve Ticaret Bakanı Howard Lutnick, 6 Şubat 2026’da Air Force One uçağında (AFP)
TT

‘Epstein hayaleti’ Trump yönetimini rahatsız ediyor

ABD Başkanı Donald Trump ve Ticaret Bakanı Howard Lutnick, 6 Şubat 2026’da Air Force One uçağında (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump ve Ticaret Bakanı Howard Lutnick, 6 Şubat 2026’da Air Force One uçağında (AFP)

Jeffrey Epstein dosyaları, Başkan Donald Trump yönetimini sarsarak, Ticaret Bakanı Howard Lutnick’i de kapsayabilecek skandallarla ilgili raporlara karşı hükümeti savunma pozisyonuna itti. Epstein, çocuk istismarı suçundan hüküm giymiş bir milyarder olup 2019’da cezaevinde ölmüştü.

Geçtiğimiz salı günü Senato Bütçe Komitesi’nde temsilcilerle yüzleşen Lutnick, 2012’de ailesiyle yaptığı bir ziyaret sırasında Epstein ile görüştüğünü itiraf etti. Bu açıklama, daha önce yaptığı ve Epstein’in 2008’de ilk kez mahkûm edilmesinin ardından 2005’teki görüşmenin ardından iletişimi kestiğini belirten ifadeleriyle çelişiyor. Demokrat Senatör Chris Van Hollen, Lutnick’e, “Buradaki mesele, Jeffrey Epstein ile ilgili herhangi bir suç işlemiş olmanız değil; esas sorun, Kongre’ye, Amerikan halkına ve Epstein’in kurbanlarına, aranızdaki ilişkinin doğasını tamamen yanıltıcı biçimde sunmanız” dedi.

dfvfv
Beyaz Saray Sözcüsü Karoline Leavitt, 10 Şubat 2026’da düzenlediği basın toplantısında (AP)

Lutnick’in istifası yönündeki çağrılar artarken, Beyaz Saray bakanı desteklemeye devam etti. Beyaz Saray Sözcüsü Karoline Leavitt, “Bakan Lutnick Trump ekibinin vazgeçilmez bir üyesi olarak kalıyor ve Başkan onu tamamen destekliyor” dedi. Bu tutum, birçok kişiyi şaşırttı; özellikle Cumhuriyetçi temsilci Thomas Massie, Lutnick’in görevde kalmasına şaşkınlığını dile getirdi. Massie, skandal nedeniyle İngiltere’de bazı yetkililerin istifa ettiğine dikkat çekerek, “İstifa etmesi gerekiyor. İngiltere’de üç kişi görevlerinden ayrıldı. Bunların arasında ABD’deki İngiliz büyükelçisi ve Lutnick’in yalanlarından çok daha az bir şey yüzünden unvanını kaybeden bir prens de var” ifadelerini kullandı.

Süregelen yankılar

Cumhuriyetçiler, Epstein dosyasının yol açtığı etkilerden rahatsızlık duyuyor; bu durum partide bölünmelere de neden oldu. Temsilciler Meclisi Gözetim ve Hesap Verebilirlik Komitesi Başkanı James Comer, Lutnick’in komite önünde ifade vermesi için çağrılabileceğini açıkladı. Comer, “Hayatta kalan kurbanlara adaletin sağlanmasına yardımcı olabilecek bilgisi olan herkesle konuşmak istiyoruz” dedi.

sdcfvgthy
Epstein belgelerinden alıntılar, 10 Şubat 2026 (EPA)

Adalet Bakanlığı’na, Epstein dosyasındaki diğer belgeleri açıklaması ve mağdurlar dışında isimleri saklamaması yönündeki çağrılar artarken, Cumhuriyetçi Senato lideri tüm belgelerin tamamen kamuoyuna açılmasını talep etti. Şeffaflığın önemine vurgu yapan lider, “Epstein dosyasında isimleri geçen veya dosya kapsamında ortaya çıkabilecek kişiler, konuyla ilgili soruları yanıtlamak zorunda olacak. Amerikan halkı da bu yanıtların yeterli olup olmadığına karar verecek” dedi.

xsc xsc
ABD Adalet Bakanı Pam Bondi, 15 Ekim 2025 tarihinde Beyaz Saray'da Başkan Donald Trump ile birlikte (Reuters)

Beyaz Saray’daki açıklamalar, Adalet Bakanı Pam Bondi’yi belgelerin açıklanmasından sorumlu olarak zor bir konuma soktu. Bondi dün Temsilciler Meclisi Adalet Komitesi’nde ifade verirken, arkasında Epstein’in bazı mağdurları oturuyordu. Bondi, mağdurlara hitaben, “O canavarın eylemleri nedeniyle herhangi bir mağdurun yaşadığı duruma karşı derin üzüntü duyuyorum. Eğer hakkınızda size zarar veren veya kötü muamelede bulunan kişilerle ilgili kolluk kuvvetleriyle paylaşmak istediğiniz bilgiler varsa, Federal Soruşturma Bürosu (FBI) sizi dinlemeye hazır” dedi. Bakan, “Her türlü suç isnadı ciddi şekilde ele alınacak ve soruşturulacak. Adalet Bakanlığı, suçluları yasal çerçevede en üst seviyede hesap vermeye zorlamaya kararlıdır” diyerek taahhütte bulundu.

Adalet Bakanlığı, Kongre tarafından onaylanan yasaya uyarak tüm Epstein belgelerini açıkladığını savunsa da yasaların mimarları Ro Khanna ve Thomas Massie, bakanlığın halen 6 milyon belgenin 2,5 milyonunu elinde tuttuğunu belirtiyor ve yasaya bağlı kalarak bunların da açıklanmasını talep ediyor.