Mısır-Türkiye ilişkileri nereye gidiyor?

Ankara belirli dosyaları müzakere edip her iki tarafın kazanç ve kayıplarını hesaplıyor.

Mısır ile Türkiye arasındaki bölgesel meseleler karmaşık ve belirli bir dosyayla sınırlı değil. (AFP)
Mısır ile Türkiye arasındaki bölgesel meseleler karmaşık ve belirli bir dosyayla sınırlı değil. (AFP)
TT

Mısır-Türkiye ilişkileri nereye gidiyor?

Mısır ile Türkiye arasındaki bölgesel meseleler karmaşık ve belirli bir dosyayla sınırlı değil. (AFP)
Mısır ile Türkiye arasındaki bölgesel meseleler karmaşık ve belirli bir dosyayla sınırlı değil. (AFP)

Mısır-Türkiye ilişkileri çerçevesinde yaşananlara ilişkin Türk yetkililerin açıklamaları ile Dışişleri ve Devlet Bakanları’nın medyaya demeçleri arasında, iki taraf arasında bir dizi endişe ve önceliklere ilişkin devam eden ayrıntılarla ilgili sorular ortaya çıkıyor. Çıkar çatışmaları ve çelişkili politikalar, Mısır karşıtı platformları durdurmakla ya da sadece Müslüman Kardeşler dosyasıyla uğraşmakla sınırlı kalmayacak gerçek krizin unsurlarını daha gerçekçi ayrıntılara indirgiyor.

Reformist bir konum

Soru şu: Türkiye şu anda Mısır'dan ne istiyor? Türkiye'nin Mısır'a yönelik politikasını değiştirmeye yönelik adımlardan sonra Müslüman Kardeşler meselesinin ve Ankara'daki medya kuruluşlarının doğrudan ele alınması ve tahriklerin sona ermesi karşılığında Kahire ne ödemeli?

Medyadan uzakta gerçekleşen müzakere ve diyalogları duyurmaya başlayan Türkiye oldu. Yetkililerin iletişimin ve hatta ilişkilerin yeniden başlamasına ilişkin ardı ardına yaptığı açıklamalar, Kahire'nin birkaç hafta süren sessizliğin ardından müdahale etmesine ve söz konusu iletişimin varlığını duyurmasına neden oldu. Mısır Dışişleri Bakanı Samih Şukri sahneye çıktı ve ilişkiler düzeyinde ‘sözlerle değil eylemlerle’ ilkesini ve bu bağlamda meydana gelen önemli gelişmeleri onayladı.

Türkiye'nin önceliği ağırlıklı olarak Doğu Akdeniz Gaz Forumu’na katılmak. Zira Kahire'nin faaliyetlerini başlatmayı başardığı kendi bölgesel örgütü, bölge ülkeleri arasındaki ilişkileri belirli temeller ve yaklaşımlar üzerinden sınırlamak için yola çıktı. Türkiye'nin bir talepte bulunması veya müzakerelerde ağacın tepesine çıkıp istişarelerin başka bir aşamasına geçmesi durumunda bu vaziyet değişebilir. Kuşkusuz bu, Mısır tarafı için birden fazla yolda ve güvenlik, siyaset ve istihbarat arasında birden fazla müzakere yöntemi yoluyla büyük beceriler gerektirecektir.

Libya dosyası ve Kıbrıs krizi

Ankara yönetimi, Doğu Aldeniz dışında da bir dizi talepte bulunuyor. Libya dosyası, Kahire yönetiminin, Sirte-Cufra hattının belirlenmesi yoluyla Türk hareketini yönlendirmedeki başarısı ışığında Türkiye için öncelik teşkil edecek ilk ve en önemli dosya olabilir. Libya'daki mevcut siyasi dönüşüm göz önüne alındığında güvenlik ve siyasi düzenlemeler konusunda bir anlaşmaya varılabilir mi? Önceki Libya hükümeti ile kademeli seçenekler ve deniz sınırlarının belirlenmesi hususunda ne yapılacak? Bu durum, Libya ve çevresindeki müdahale sorunlarının gündeme getirilmesini gerektirecektir. Türkiye, Cezayir ve Tunus taraflarıyla iyi ilişkiler kurmayı başararak sahilin ve çölün bir arada bulunduğu güney bölgelerine yöneldi. Dolayısıyla Türkiye'nin bölgedeki ana çıkarlarının, özellikle de geri çekilmeyeceği ana etki alanlarının olduğu yerlerde, neler olup bittiğine dair periyodik ve ardışık Mısır değerlendirmeleri gerekiyor.

Türkiye Güney Kıbrıs'ı ve Girit Yarımadası'nı tanımıyor. Türkiye'nin Yunanistan ile uzun süreli anlaşmazlıkları var. Türkiye, Mısır'ın Yunanistan ve Kıbrıs'la, yani yakın ve güçlü ilişkileri, güvenlik anlaşmaları ve deniz eğitimleri olan ülkelerle ilişkilerini nasıl kabul edecek? Mısır'ın başta Yunanistan ve Kıbrıs olmak üzere ana, önemli ve doğrudan ilişkileriyle ilgili herhangi bir talebe yanıt vermesi zor görünüyor. Ankara'nın Ortadoğu'daki bölgesel ilişkileri de istikrarsızlıkla karakterize ediliyor. Bu konuya örnek olarak Türkiye-İsrail ilişkileri verilebilir. Ayrıca, Kıbrıs, Yunanistan, İsrail, İtalya ve hatta Bulgaristan tarafından paylaşılması önerilen gaz boru hatları konusunda, bölge ülkelerinin egemen çıkarlarının geleceğini şekillendiren iddialı projeler yapıldı. Tüm bu projelerde şimdiye kadar Türkiye dışlandı.

Meşru sorular

Cevap aranan sorular var: Uzlaşma sağlandıktan ve iletişim resmi olarak yeniden başlatıldıktan sonra, Kahire ilişkileri çerçevesinde çıkarlarını yeniden konumlandırabilir ve Türkiye'nin rolünü kabul edebilir mi? Kıbrıs'ın, Yunanistan'ın ve hatta İsrail'in rolü ne olacak? Mısır'ı bölgede enerji merkezi haline getirecek yeni gaz sistemine Türkiye'nin girmesi kabul edilecek mi? Mısır-İsrail deniz sınırının çizilmesi, Filistin sınırının Türkiye ile çizilmesi ve Mısır ile Gazze Şeridi arasındaki sınırın çizilmesi de dahil olmak üzere bölgede atılacak sonraki adımlar ne olacak? Mısır'la uzlaşma veya anlaşma tamamlandıktan sonra Türkiye'nin rolü ve tutumu ne olacak?

Mısır ile Türkiye arasındaki bölgesel meseleler karmaşık görünüyor ve belirli bir dosyayla sınırlı kalmıyor. Hatta aralarında hesaplanmış herhangi bir yakınlaşmanın, Türk askeri ve stratejik harekâtının sınırları üzerinde geniş, etkili ve doğrudan etkileri olacaktır. Mısır ordusu, Doğu Akdeniz bölgesindeki tatbikatlarıyla Türkiye açıklarında Karadeniz'e ulaştı. Soru şu: Olan bitene uluslararası tarafların vereceği tepkiyi hayal etmek mümkün mü? Rusya, Doğu Akdeniz'deki gelişmeleri yakından takip ediyor. Daha önce Mısır'la da tatbikatlar yapmıştı ve Kahire'nin mesajları açıktı. Siyasi ve stratejik hesaplar bağlamında Mısır-Türkiye hareketi, iki tarafın temel hesapları ve aradığı çıkarlar çerçevesinde Kahire'nin Ankara'ya neler sunabileceğini yeniden düzenleyecektir.

Türkiye'nin tutumunun değişmesi ve Mısır'a yönelmesi (İster Adalet ve Kalkınma Partisi tarafından, ister bölgedeki belli başlı ülkelerle yaşanan sorunların artması sonucunda Türkiye'nin kazanımlarının çoğunu kaybettiğine, olup biteni gözden geçirme zamanının geldiğine inanan muhalefet figürleri tarafından) Türkiye'nin kendi içindeki yaklaşımıyla bağlantılıdır. Adalet ve Kalkınma Partisi'nin lider ve düşünürlerinin öne sürdüğü ideolojik baskıların yanı sıra, İsrail'le, İran'la ve bugün de Mısır'la yaşananlar Türkiye'nin maruz kaldığı baskıların göstergesidir. Bu, bölgede yeni değerlendirmeler ve anlaşmalar yapılması, var olana bağlı kalınmaması ve Ahmet Davutoğlu döneminde olduğu gibi Türk siyasetindeki sorunların sıfırlanması gerekliliğiyle bağlantılıdır.

Türkiye, Körfez Arap ülkeleri ve Mısır'a kapsamlı bir Arap-Türk uzlaşması önermedi, bunun yerine daha fazla diyalog çağrısında bulundu. Her ne kadar konu Türkiye'nin bölgedeki politikasının tamamının en yüksek çıkarlarını ilgilendirecek olsa da her dosya ayrı ayrı ele alınacak. Arap dünyasında dikkat edilmesi gereken de budur, yani herhangi bir paket ya da yaklaşım (kapsamlı bir anlaşma) olmayacak. Türk tarafı kusurlu ödünleşimleri, özel talepleri ve paylaşılan maliyetleri tercih ediyor. Bu, Ankara'nın kapsamlı sistemi çerçevesinde krizin unsurlarını ortadan kaldırmaya çalışırken, en sıcak konulardaki görüşleri birbirine yakınlaştırmaya çalışacağı anlamına geliyor. Bazı dosyaların Kahire ile Ankara arasında daha fazla güven artırıcı önlemler gerektireceği dikkate alındığında, bu biraz zaman ve müzakere gerektirecektir.

Türkiye Müslüman Kardeşler üyelerini sınır dışı edecek mi?

Türkiye'nin Mısır'a teklifte bulunma veya anlaşma konusunda acelesi yok gibi görünüyor. Uyumlu ittifaklar kurma eğiliminde olan Türkiye, Kahire ile uzlaşmanın yanı sıra Müslüman Kardeşler dosyası da dahil olmak üzere önemli dosyaları elinde tutarken, ilişkilerinde katı olmayacak. Yani grubun üyeleri sınır dışı edilmeyecek, Mısır'da aranan ve bir kısmı daha önceki kararlara tabi olan üyeler teslim edilmeyecek. Ancak medyadaki varlıkları azaltılmaya çalışılabilir. En önemli husus da uluslararası kamuoyunun Mısır'a ve Türkiye'nin uğraştığı diğer konulara yönelik eğilimlerini etkileyen araştırma merkezlerinin, uluslararası düşünce kuruluşlarının ve kışkırtıcı elektronik yayın sitelerinin artık durması gerektiğidir.

Buna karşılık Mısır'ın tutumu birçok önemli gelişmeyle karşı karşıya görünüyor ve Kahire bu konuyu güvenlik ve istihbarat boyutu çerçevesinde ele almak istiyor. Ancak asıl sorun diplomatik boyutta, topu Türkiye’nin sahasına taşıma isteğinde kalıyor. Gerçek önlemlerin alınmasına yönelmek, yeni ilişkiler kurmak en önemli husus.

Türk tarafının iki yoldan birini izleyeceği açık: İlki, Mısır'ın talebini yerine getirmek için doğrudan hamle yapmak ve kanalları kapatarak karşılık vermek. Kanallar son günlerde Mısır'ın günlük meselelerini ele almamaya başladı bile. İkincisi ise elbette önemli bir konu olan medya boyutuna odaklanmak ve ikili ilişkilerden bölgesel düzeyden daha genel bir düzeye geçiş. İster Libya'da, ister Doğu Akdeniz'de, Mısır ve Türkiye'yi kapsayan daha gerçekçi yerleşimler çerçevesinde en günceli ve en önemlisi budur.

İlişkileri nasıl bir senaryo bekliyor?

Kahire'nin siyasi ve stratejik değerlendirmelerde eksik olmayan kendi hesaplamaları var. Bu hesaplamalar, Yunanistan ve Kıbrıs gibi ülkelerle yeni çerçevede ilgilenmeyi ve ikili ve çok taraflı ilişkileri bekleyen her türlü senaryoyu da içeriyor. Türkiye'nin ise geniş seçenekleri ve tanınmış askeri araçları var. Bu da Kahire'nin öngördüğü gibi Mısır hareketini Ortadoğu'daki geniş nüfuz çevrelerinde genişletecek. Kahire buna iyi hazırlanıyor. Bu, Mısır'ın doğrudan çıkar çevrelerinin ve başa çıkma yeteneğinin yeniden tanımlanmasını gerektirecektir. Kahire ile Ankara arasında tam bir uzlaşma sağlanırsa bu, Müslüman Kardeşler, onun üyeleriyle ve kışkırtıcı liderleriyle ilgilenilmesi ve medya kanallarının kapatılmasıyla temsil edilen belirli bir meseleyle sınırlı kalmayacaktır. Bu dosyanın diğer dosyalara açılan kapı olabileceği yönünde Türk algısı var. Her halükârda, belirli bir dosyadaki gerçek atılım, diğer daha önemli dosyalarda ne yapılacağına dair daha fazla müzakerenin kapısını açacaktır.

Sonuç olarak, ilişkilerdeki tüm çatışmaları kapsayan ve belirli bir konu üzerinde durmayan bir Mısır-Türkiye anlaşmasına varılırsa, Türkler elbette kendi bildiği şekilde hamle yapacak, gerçek yaklaşımlar ve iyi anlaşmalar ortaya çıkacaktır. Arap-Türk ilişkilerinin gerçekliği bağlamında pek çok gerçek değişecek ve Kahire birçok hareketin odağı haline gelecektir. Bu da Türkiye-Mısır ilişkilerinin yeniden başlamasının dikkate alınmasını gerektiriyor.

Bu, Ortadoğu'daki gerçek Türk varlığının yolunda önemli bir değişim ve dönüm noktası olabilir Türkiye'nin İsrail'le gerçekçi ilişkilerinin yanı sıra, tüm Doğu Akdeniz ülkeleriyle iyi ilişkileri olan Mısır vasıtasıyla, yeni bir strateji ve belirli mekanizmalar aracılığıyla Ortadoğu'daki rolünü yeniden sahaya taşıma çabalarını destekler.

Kahire ve Ankara'nın tam diplomatik ilişkileri sürdürme konusunda anlaşmaya varması durumunda Ortadoğu'nun mevcut siyasi denklemleri ve hatta krizleri değişecektir. Bekleyip görelim.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir.



Erdoğan’ın ziyareti sonrası Ankara-Riyad hattında ekonomik sıçrama

3 Şubat’ta Riyad’da Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan arasında yapılan görüşmeden bir kare (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
3 Şubat’ta Riyad’da Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan arasında yapılan görüşmeden bir kare (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
TT

Erdoğan’ın ziyareti sonrası Ankara-Riyad hattında ekonomik sıçrama

3 Şubat’ta Riyad’da Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan arasında yapılan görüşmeden bir kare (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
3 Şubat’ta Riyad’da Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan arasında yapılan görüşmeden bir kare (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Suudi Arabistan’a gerçekleştirdiği ziyaret, iki ülke arasındaki ekonomik ilişkilerde yeni bir ivme sağladı ve ticaret, enerji ile ortak yatırımlar alanlarında yeni iş birliği ufukları açtı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın çarşamba günü Riyad’a yaptığı ziyaretin ardından yayımlanan ortak bildiride, iki ülkenin siyasi ve ekonomik ortaklıklarını ileriye taşıma konusundaki kararlılığı vurgulandı.

Bildiride, Riyad’ın Suudi Arabistan 2030 Vizyonu ile Ankara’nın Türkiye Yüzyılı Vizyonu’nun sunduğu fırsatlardan yararlanarak ekonomik ve yatırım ortaklığını derinleştirme konusunda mutabık kaldığı belirtildi. Bu çerçevede, petrol dışı ticaretin geliştirilmesi, özel sektörün rolünün güçlendirilmesi ve Suudi-Türk İş Konseyi’nin etkinleştirilmesi öncelikler arasında yer aldı.

Enerji alanında iş birliği

Enerji alanı, iki tarafın da özel önem verdiği başlıklar arasında öne çıktı. Ortak bildiride; petrol, petrokimya ve yenilenebilir enerji alanlarında iş birliğinin yanı sıra elektrik enterkoneksiyonu, temiz hidrojen ve enerji tedarik zincirleri konularının ele alındığı, bunun enerji güvenliği ve sürdürülebilirliğini güçlendireceği vurgulandı.

xdfvgthy
Erdoğan’ın ziyareti kapsamında Riyad’da yenilenebilir enerji alanında iş birliği anlaşmasının imzalanması sırasında Suudi Arabistan ve Türkiye enerji bakanları (Türkiye Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı’nın X hesabından)

Taraflar ayrıca, küresel enerji dönüşümünü desteklemek amacıyla madencilik ve kritik mineraller alanında iş birliğini teyit etti. Ziyaret kapsamında toplanan Suudi-Türk Koordinasyon Konseyi toplantısında enerji, adalet, uzay ile araştırma-geliştirme alanlarını kapsayan çok sayıda anlaşma ve mutabakat zaptı imzalandı.

Bu çerçevede, enerji alanındaki stratejik iş birliğini somutlaştırmak amacıyla Suudi Arabistan Enerji Bakanı Prens Abdülaziz bin Selman ile Türkiye Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar arasında, 2 milyar dolarlık yenilenebilir enerji yatırımlarını kapsayan bir anlaşma imzalandı. Anlaşma, yenilenebilir enerji santrali projelerinde iş birliğini öngörüyor.

Anlaşmanın; yenilenebilir enerji, yeşil teknolojiler alanlarında iş birliğini güçlendirmeyi, yüksek kaliteli projelerin geliştirilmesi ve hayata geçirilmesini desteklemeyi, enerji arz güvenliğini artırmayı ve düşük karbonlu ekonomiye geçişi hızlandırmayı hedeflediği belirtildi.

dfgthy
Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Riyad’da Suudi ve Türk heyetlerinin katılımıyla gerçekleştirilen geniş kapsamlı toplantıda (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Bu kapsamda, Türkiye’de toplam 5 bin megavat kurulu güce sahip güneş enerjisi santrali projelerinin iki aşamada geliştirilmesi planlanıyor. İlk aşamada Sivas ve Karaman illerinde toplam 2 bin megavat kapasiteli iki güneş enerjisi santrali kurulacak. İkinci aşamada ise taraflar arasında belirlenecek çerçeve doğrultusunda 3 bin megavat ilave kapasite hayata geçirilecek.

İlk aşama projelerinin, Türkiye’deki diğer yenilenebilir enerji santrallerine kıyasla son derece rekabetçi elektrik satış fiyatları sunacağı belirtilirken, yaklaşık 2 milyar dolarlık yatırımla hayata geçirilecek bu santrallerin 2 milyondan fazla Türk hanesine elektrik sağlayacağı ifade edildi. Üretilen elektriğin, devlete ait bir Türk şirketi tarafından 30 yıl süreyle satın alınacağı, projelerin uygulanması sırasında yerli ekipman ve hizmetlerden azami ölçüde yararlanılacağı kaydedildi.

Türkiye’ye doğrudan yatırımlar ivme kazandı

Türkiye Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, anlaşmanın imzalanmasına ilişkin değerlendirmesinde, bunun Türkiye’ye yönelik doğrudan yabancı yatırım akışına önemli bir katkı olduğunu söyledi.

Şimşek, çarşamba günü X platformundaki paylaşımında, Türkiye’ye yönelik doğrudan yabancı yatırımların hızlandığını ve bunun uygulanan ekonomik programa duyulan güveni yansıttığını belirtti. Suudi Arabistan ile imzalanan anlaşma kapsamında yenilenebilir enerji projelerine yönlendirilecek 2 milyar dolarlık yatırımın, yeşil dönüşümü hızlandıracağını, enerji güvenliğini güçlendireceğini ve enerji ithalatına olan yapısal bağımlılığı azaltacağını vurguladı.

Şimşek, 2025 yılının ilk 11 ayında Türkiye’ye gelen doğrudan yabancı yatırımların 12,4 milyar dolara ulaştığını, bunun 2024’ün aynı dönemine göre yüzde 28 artış anlamına geldiğini kaydetti.

Son iki yılda Suudi Arabistan-Türkiye ekonomik ilişkilerinde kaydedilen hızlı gelişme, ticaret hacmine de yansıdı. Türkiye’nin bu ilişkilere verdiği önemin bir göstergesi olarak Cumhurbaşkanı Erdoğan, Riyad ziyaretine, Suudi Arabistan ile ticari ve ekonomik ilişkileri geliştirmekle ilgilenen yaklaşık 200 şirket temsilcisinden oluşan geniş bir iş heyetiyle katıldı.

Özel sektörün iki ülke arasındaki ortaklıkta kilit rol oynadığı vurgulanırken, Erdoğan’ın ziyareti kapsamında toplanan Suudi-Türk Ekonomi Forumu Konseyi’nde, ortak projelerin uygulanmasında yeni bir aşamaya geçilmesi hedefi dile getirildi.

Ticarette hızlanan büyüme

Türk şirketlerinin Suudi Arabistan’daki doğrudan yatırımları 2 milyar doları aşmış durumda. Bu yatırımlar; imalat, gayrimenkul, inşaat, tarım ve ticaret gibi çeşitli sektörlere yayılıyor.

Türkiye Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) Başkanı Nail Olpak, Suudi Arabistan ile ticaretin hızla büyüdüğünü belirterek, yurt dışında Türk müteahhitlik şirketlerinin faaliyetlerinde bir miktar yavaşlama görülmesine rağmen, Suudi Arabistan’da hâlen çok önemli projeler yürütüldüğünü söyledi.

Şarku'l Avsat'ın Suudi Arabistan’ın resmi kurumlarından aktardığı verilere göre, iki ülke arasındaki ticaret hacmi 2025 yılında yaklaşık 8 milyar dolara ulaştı ve bir yıl içinde yüzde 14 büyüme kaydetti. Geçen yılın sonuna kadar Suudi Arabistan’da faaliyet gösteren Türk şirketleri için 1473 yatırım kaydı düzenlendi.

fgt
3 Şubat’ta Riyad’da gerçekleştirilen Suudi-Türk Yatırım İş Birliği Forumu’ndan bir kare (Türkiye Ticaret Bakanı Ömer Bolat’ın X hesabından)

Suudi Arabistan, Türkiye’ye ham petrol ve petrokimya ürünleri ihraç ederken; Türkiye’den halı, inşaat amaçlı işlenmiş taşlar, tütün ürünleri, gıda ve mobilya gibi çeşitli ürünler ithal ediyor.

Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre, iki ülke arasındaki ticaret hacmi 2015’te 5,59 milyar dolar, 2016’da 5,007 milyar dolar, 2017’de 4,845 milyar dolar, 2018’de 4,954 milyar dolar ve 2019’da 5,107 milyar dolar oldu.

Kovid-19 salgını nedeniyle 2020 ve 2021’de yaşanan düşüşün ardından ticaret yeniden yükselişe geçti; 2022’de 6,493 milyar dolar, 2023’te 6,825 milyar dolar olan ticaret hacmi, 2024’te 7 milyar doların üzerine çıktı.

2025’te Türkiye’nin Suudi Arabistan’a ihracatı 3 milyar 149,6 milyon dolara ulaştı; toplam ticaret hacmi ise yaklaşık 8 milyar dolar olarak kaydedildi.


Suudi Arabistan ve Türkiye’den bölgesel ve küresel gelişmeler üzerine görüşme

Suudi Arabistan Veliaht Prensi, Salı günü Riyad’daki El-Yemame Sarayı’nda Cumhurbaşkanı Erdoğan’la bir araya geldi (SPA)
Suudi Arabistan Veliaht Prensi, Salı günü Riyad’daki El-Yemame Sarayı’nda Cumhurbaşkanı Erdoğan’la bir araya geldi (SPA)
TT

Suudi Arabistan ve Türkiye’den bölgesel ve küresel gelişmeler üzerine görüşme

Suudi Arabistan Veliaht Prensi, Salı günü Riyad’daki El-Yemame Sarayı’nda Cumhurbaşkanı Erdoğan’la bir araya geldi (SPA)
Suudi Arabistan Veliaht Prensi, Salı günü Riyad’daki El-Yemame Sarayı’nda Cumhurbaşkanı Erdoğan’la bir araya geldi (SPA)

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bugün (Salı) Riyad’daki El-Yemame Sarayı’nda bir araya geldi. Görüşmede bölgesel ve küresel gelişmeler ile bu konularda yürütülen çalışmalar ele alındı. Ayrıca liderler, iki ülke arasındaki ikili ilişkilerin durumu ve iş birliği fırsatlarını değerlendirdi.

Veliaht Prens Muhammed bin Selman, görüşmenin başında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı karşılarken, Erdoğan da ziyaretten ve Suudi yetkililerle bir araya gelmekten duyduğu memnuniyeti ifade etti. Erdoğan, Riyad’a gelişinde El-Yemame Sarayı’nda resmi törenle karşılandı.

fedvfedv
Suudi Arabistan Veliaht Prensi, Salı günü Riyad’daki El-Yemame Sarayı’nda Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı (SPA)

Görüşmeye Suudi tarafında Enerji Bakanı Prens Abdülaziz bin Selman, Devlet Bakanı ve Bakanlar Kurulu Üyesi Prens Turki bin Muhammed bin Fahd, Riyad Bölge Valisi Prens Muhammed bin Abdulrahman bin Abdulaziz, Spor Bakanı Prens Abdülaziz bin Turki bin Faysal, Ulusal Muhafızlar Bakanı Prens Abdullah bin Bandar, Savunma Bakanı Prens Halid bin Selman, Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Farhan, Kültür Bakanı Prens Badr bin Abdullah bin Farhan, Devlet Bakanı ve Güvenlik Danışmanı Dr. Musaad el-‘Aiban, Ticaret Bakanı Dr. Macid el-Kasbi, Maliye Bakanı Muhammed el-Ced’an, Yatırım Bakanı Müh. Halid el-Falih, Ulaştırma ve Lojistik Hizmetler Bakanı Müh. Saleh el-Casser ile Türkiye Büyükelçisi Fahd Ebü’n-Nasr katıldı.

bgtbhgt
Suudi Arabistan Veliaht Prensi, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ile Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın huzurunda tokalaştı. (SPA)

Türk tarafında ise Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, Ticaret Bakanı Ömer Bolat, Adalet ve Kalkınma Partisi Başkan Yardımcısı Efkan Ala, milletvekili İsmet Büyükataman, Türkiye’nin Riyad  Büyükelçisi Emrullah İşler, Milli İstihbarat Başkanı İbrahim Kalın, Savunma Sanayii Başkanı Haluk Görgün, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Burhanettin Duran, Cumhurbaşkanlığı Ofisi Müdürü Hasan Doğan ve Cumhurbaşkanlığı Başdanışmanı Akif Çağatay Kılıç hazır bulundu.

dcdc
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Riyad’a ulaştığında bölge valisi yardımcısı tarafından karşılandı. (SPA)

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Riyad’a resmi ziyaret kapsamında bugün (Salı) geldi. Havalimanında kendisini Riyad Bölge Valisi Prens Muhammed bin Abdulrahman, Riyad Belediye Başkanı Prens Faysal bin Abdulaziz bin Ayaf, Ticaret Bakanı Dr. Macid el-Kasbi, Türkiye Büyükelçisi Emrullah İşler  ve Suudi yetkililer karşıladı.


Şarku'l Avsat'a konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan: Türkiye-Suudi Arabistan ilişkileri bölgesel barış ve istikrar için stratejik öneme sahip

Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Cidde’de gerçekleştirilen önceki bir görüşmeden bir kare (Arşiv - SPA)
Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Cidde’de gerçekleştirilen önceki bir görüşmeden bir kare (Arşiv - SPA)
TT

Şarku'l Avsat'a konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan: Türkiye-Suudi Arabistan ilişkileri bölgesel barış ve istikrar için stratejik öneme sahip

Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Cidde’de gerçekleştirilen önceki bir görüşmeden bir kare (Arşiv - SPA)
Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Cidde’de gerçekleştirilen önceki bir görüşmeden bir kare (Arşiv - SPA)

Suudi Arabistan’a resmi ziyaret gerçekleştiren Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye-Suudi Arabistan ilişkilerinin bölgesel barış, istikrar ve refah açısından stratejik öneme sahip olduğunu vurguladı. Erdoğan, İran ve ABD arasında arabuluculuk yapmaya hazır olduklarını belirterek, gerilimi artıracak adımlardan kaçınılması gerektiğini ifade etti.

Bölgesel güvenlik mekanizmaları önerisi

Erdoğan, krizlerin önlenmesine yönelik bölgesel güvenlik mekanizmalarının kurulması çağrısında bulundu. Ziyaretinin gündeminde, başta Gazze’deki ateşkes ve Suriye’deki durum olmak üzere bölgesel meselelerin görüşülmesi, ikili ilişkilerin güçlendirilmesi ve somut adımlar atılması hedeflerinin bulunduğunu aktardı.

Türkiye-Suudi Arabistan İşbirliği

Şarku'l Avsat'a konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan Türkiye ve Suudi Arabistan’ın tarihi ve köklü ilişkilere sahip iki dost ülke olduğunu belirterek, savunma sanayii işbirliğinin güven tesis etmeyi, kapasiteyi artırmayı ve teknolojiyi geliştirmeyi amaçladığını söyledi. Erdoğan, “Bu ilişkiyi yalnızca ikili gündemle sınırlı görmedik; bu değerli dostluk, bölgemizde barış, istikrar ve refah için stratejik öneme sahiptir” dedi.

fergb
Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Haziran 2022’de Ankara’daki görüşmeleri sırasında (SPA)

Erdoğan, ekonomik ilişkilerin ötesinde, koordinasyon ve ortak akılla istikrar sağlayacak bir yaklaşımın benimsendiğini ifade ederek, Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile önceki görüşmelerde bölgesel ve uluslararası meselelerin ele alındığını ve ortak çalışmanın artırılmasına yönelik kararlılığın teyit edildiğini söyledi.

İkili ve bölgesel gündem

Cumhurbaşkanı, ziyaretin temel amacının bölgesel konularla ilgili istişareleri derinleştirmek ve ikili ilişkileri ileriye taşımak olduğunu belirtti. Ziyaret kapsamında iş dünyasıyla toplantıların da yapılacağı, ekonomik işbirliğinin güçlendirilmesinin hedeflendiği vurgulandı.

Gazze’de kalıcı ateşkesin sağlanması, sivillerin korunması, insani yardımların kesintisiz ulaştırılması ve zorunlu göçlerin sona erdirilmesi gerektiğini ifade eden Erdoğan, ikinci aşama barış planının başarısının ateşkesin güçlendirilmesine ve yeniden imar çalışmalarına bağlı olduğunu söyledi. Türkiye’nin BM Güvenlik Konseyi üyesi olarak bu süreçte aktif rol oynayacağını belirtti.

efgthju
Erdoğan, geçen ekim ayında Gazze’de barış için Şarm El-Şeyh Anlaşması’na katılmıştı (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

Erdoğan, İsrail’in Gazze’deki saldırıları ve yerinden edilmeleri sona erdirmeden herhangi bir çözümün mümkün olamayacağını vurguladı. Ateşkesin güçlendirilmesi, insani yardımların ulaştırılması ve yeniden imarın acilen başlatılması gerektiğini söyledi. BM Güvenlik Konseyi kararına uygun olarak İsrail’in Gazze’den kademeli şekilde çekilmesi gerektiğini belirten Erdoğan, Türkiye’nin bu süreçte aktif rol oynayacağını ifade etti.

Güvenlik ve insanî önlemler

Erdoğan, barış gücü veya uluslararası misyon tartışmalarına ilişkin olarak, bu tür mekanizmaların yalnızca sivilleri koruma, insani yardımları ulaştırma ve kalıcı barışı sağlama amacıyla anlamlı olacağını ifade etti. Türkiye’nin gerekli koşullar sağlandığında, Gazze’de barışı sağlamak için askerî katkı da dahil olmak üzere her türlü desteğe hazır olduğunu söyledi.

Cumhurbaşkanı, çözümün tek bir ülkenin veya tarafın varlığıyla sınırlandırılamayacağını belirterek, barış planının doğru koşullar, doğru otorite ve doğru hedefler üzerine kurulması gerektiğini vurguladı. Erdoğan, çözümün meşruiyet kaynağının yalnızca Filistin halkının iradesi olduğunu ifade etti.

Türkiye’nin rolünün, kalıcı ateşkes, adil barış, insani yardımlara erişim ve yeniden imar ile siyasi çözümü desteklemek olduğunu söyledi.

Suriye’de barış ve birlik

Erdoğan, Suriye’de hükümet ile “Suriye Demokratik Güçleri” arasındaki uzlaşma çabalarına değinerek, ülkenin savaş ve bölünme yıllarının ağır bedellerini ödediğini belirtti. Türkiye’nin önceliğinin Suriye’nin toprak bütünlüğünü korumak, ulusal birliği güçlendirmek ve devlet otoritesini tüm ülkeye yaymak olduğunu vurguladı.

evfedrv
Erdoğan, 24 Mayıs 2025’te Dolmabahçe Sarayı’nda Şara’yi kabul ederken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Cumhurbaşkanı, çatışma bölgelerinin daraltılması ve sağlanan anlaşmaların ilerleme kaydettiğini, ancak saha gelişmelerinin tek başına kalıcı kazanımlar için yeterli olmadığını ifade etti. Toplumsal uzlaşının sağlanması ve merkezi hükümete destek verilmesinin önemine işaret eden Erdoğan, bunun kuzeydoğu Suriye’den güneyine, sahil bölgelerinden tüm ülkeye uygulanması gerektiğini söyledi.

Erdoğan, Suriye’nin komşularına tehdit oluşturmayan, terör örgütlerine alan açmayan ve tüm toplumsal bileşenlerini eşit vatandaşlık temelinde kucaklayan bir ülke olmasının bölgesel istikrar açısından kritik önemde olduğunu vurguladı. Türkiye’nin bu sürece Suudi Arabistan ve diğer dost ülkelerle birlikte aktif destek sağlayacağını belirtti.

Sudan’da barış çabaları

Sudan’daki savaşın bininci gününe yaklaşılırken Erdoğan, Türkiye’nin diplomatik çabalarla barış ve istikrarın sağlanmasına katkıda bulunduğunu söyledi. Türkiye’nin Sudan’da güvenilir bir dış aktör olarak mevcut çabaları güçlendirdiğini belirten Erdoğan, TİKA ofisinin ve Türk Ziraat Bankası şubesinin açılması, THY seferleri ile bölgesel bağlantının artırıldığını ifade etti.

Türkiye’nin insani yardımlar kapsamında Sudan’a 12 bin 600 ton malzeme ve 30 bin çadır gönderdiğini hatırlatan Erdoğan, tarım, madencilik ve enerji alanlarındaki iş birliğinin sürdüğünü ve yeniden imar çalışmalarının değerlendirildiğini söyledi. Erdoğan, Türkiye’nin Suudi Arabistan, ABD ve Mısır ile iş birliğine de önem verdiğini belirtti.

Somali ve İsrail’in tanıma kararı

Erdoğan, İsrail’in Somaliland’ı tanıma kararının meşruiyetinin olmadığını ve Türkiye’nin Somali’nin toprak bütünlüğünü savunmaya devam edeceğini vurguladı. Erdoğan, Netanyahu hükümetinin eylemlerinin Afrika Boynuzu’nda istikrarı tehdit ettiğini ve bu adımların tüm Afrika kıtasına risk oluşturduğunu belirtti. Erdoğan, bölgesel aktörlerin ve uluslararası kuruluşların bu karara karşı tavır almasını desteklediklerini ifade etti.

İran ve bölgesel arabuluculuk

Erdoğan, ABD-İran geriliminin önlenmesine yönelik olarak Türkiye’nin, Suudi Arabistan ve Pakistan gibi bölge ülkeleriyle yürüttüğü istişare ve koordinasyon girişimlerine değindi. Türkiye’nin herhangi bir savaşın çıkmasına izin vermeyeceğini, diplomasi ve ortak akılla çözüm üretme ilkesini benimsediğini vurguladı. Erdoğan, Türkiye’nin İran’daki gelişmeleri yakından takip ettiğini ve istikrarın sağlanmasına önem verdiğini belirtti.