Nihang savaşçıları, eylemlerin yeniden başlamasıyla çiftçilerin yanına desteğe gitti (Reuters)
Hindistan'da çiftçilerin hükümet karşıtı protestosuna, Sih savaşçı grubu Nihanglar da katıldı.
Kökleri 1600'lere dayanan savaşçılar, ülkeyi ayağa kaldıran binlerce çiftçiyi korumak için mızrak ve atlarıyla eylemlere destek vereceklerini duyurdu.
Nihang savaşçılarından Sher Singh, Birleşik Krallık merkezli haber ajansı Reuters'a "Her türlü duruma karşı hazırlıklı olmalıyız. Bu protestocular gece yarısı bile sorunla karşılaşabilir" dedi.
Çiftçiler de Nihanglar da Hindistan'ın kuzeydoğusundaki Pencap eyaletinde yaşıyor. Eyaletteki 30 milyonluk nüfusun en az yarısını Sihler oluşturuyor.
Nihang savaşçılarından Raja Ram Singh ise çiftçilerin büyük zorluklara karşı mücadele verdiğine dikkat çekerek şunları söyledi:
Çiftçiler ciddi baskı altında. Hükümet çiftçileri korkutup kaçırabileceğini sanıyorsa yanılıyor. Burası Pencap, çiftçilerle dayanışma içindeyiz.
Pencap eyaletindeki ayaklanmalar 13 Şubat'ta başlamıştı. Protestocular, Hindistan Başbakanı Narendra Modi'nin 2020'de tarım sektöründe gerçekleştirmeyi vaat ettiği taban fiyat ve çiftçilere destek uygulamalarını hayata geçirmediğini savunuyor.
Eylemlerin büyümesinin ardından aralarında Ticaret ve Sanayi Bakanı Piyush Goyal'ın da bulunduğu hükümet yetkilileri, 19 Şubat'ta çiftçilerin çatı örgütlerinden Pencap Kisan Mazdoor Sangharsh Komitesi'nin genel sekreteri Sarwan Singh Pandher ve çiftçi sendikalarının temsilcileriyle bir araya gelmişti.
Yaklaşık 4 saat süren görüşmede yetkililer, çiftçilere kamu kurumları aracılığıyla bakliyat, mısır ve pamuk gibi mahsulleri belirlenecek asgari fiyattan almayı teklif etmişti. Ancak taraflar görüşmede anlaşmaya varamamış, eylemler devam etmişti.
Protestocular, Pencap'tan başkent Yeni Delhi'ye doğru yola çıkmış, polisse konvoyu tazyikli su ve biber gazı kullanarak durdurmuştu.
Öte yandan 21 Şubat'ta eylemcilerle polis arasında çıkan çatışmada bir çiftçi yaşamını yitirmişti. Polis, protestocunun hayatını kaybettiğini doğrulamış fakat ölüm nedeninin otopsi tamamlandıktan sonra açıklanacağını bildirmişti.
Bunun ardından göstericiler, eylemlere iki gün ara verildiğini açıklamıştı. Nihang savaşçıları da çiftçinin ölümünün ardından göstericileri korumak için sokağa indi.
Nihang savaşçıları, çiftçileri ne olursa olsun koruyacaklarını söyledi (Reuters)
2020'deki çiftçi protestoları
Hindistan'da çiftçiler, 2020'de ülke geneline yayılan büyük protestolar düzenlemişti. Bu eylemlere Sih savaşçılar da katılmıştı.
Ülkeyi ayağa kaldıran eylemler, Modi hükümetinin Eylül 2020'de tarım sektörüne serbestleşme getiren üç düzenlemeyi yasalaştırmasının ardından başlamıştı.
Hükümet, yasaların çiftçilere ürünlerini pazarlama özgürlüğü tanıyarak özel yatırımla tarımsal büyümeyi teşvik edeceğini savunmuş, çiftçilerse bunların kazançlarını azaltacağını ve sonunda kendilerini topraksız bırakacağını ileri sürmüştü.
Ağustos 2020'den beri süren küçük çaplı eylemler, bunun ardından ülke geneline yayılmıştı. Modi'nin söz konusu yasaları geri çekmesiyle 11 Aralık 2021'de son bulan gösterilerde, protestoları örgütleyen çiftçilerin çatı kuruluşu Samyukta Kisan Morcha'ya göre en az 702 gösterici yaşamını yitirmişti.
Kuruluş, hayatını kaybeden çiftçilerin ailelerine tazminat ödenmesini talep etmiş, hükümetse çiftçi ölümlerine dair ellerinde kayıt bulunmadığını ve böyle bir ödeme yapılmayacağını bildirmişti.
İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, 21 Haziran’da İsviçre’de düzenlenen görüşmelerin oturum aralarında, Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreter Yardımcısı Ali Bakıri Kani ve Dışişleri Bakan Yardımcısı Kazım Garibabadi’yi dinlerken (İran Dışişleri Bakanlığı)
Kalibaf: Hürmüz’de İran’ın düzenlemeleri olmadan uzlaşma olmaz
İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, 21 Haziran’da İsviçre’de düzenlenen görüşmelerin oturum aralarında, Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreter Yardımcısı Ali Bakıri Kani ve Dışişleri Bakan Yardımcısı Kazım Garibabadi’yi dinlerken (İran Dışişleri Bakanlığı)
Tahran dün yaptığı açıklamada, mevcut aşamada ABD ile müzakereleri yeniden başlatmayı planlamadığını, önceliğinin ise ‘savunma’ ve ABD saldırılarına karşılık vermek olduğunu bildirdi. İran Meclis Başkanı ve ABD ile yürütülen müzakerelerin başındaki isim Muhammed Bakır Kalibaf ise İran’ın ‘her zaman savaşa hazır olması gerektiğini’ vurgulayarak, ülkesine çıkar sağlamadığı takdirde mutabakat zaptına bağlı kalmayacaklarını söyledi. Kalibaf, Hürmüz Boğazı’nda ‘İran’a ait düzenlemelerin’ korunmasının ulusal güvenlik açısından öncelik taşıdığını, müzakerelerin ise ulusal çıkarları korumaya yönelik askeri faaliyetleri tamamlayan bir araç olduğunu ifade etti.
İran halkına hitaben yayımladığı açıklamada Kalibaf, ülkesinin ABD ile ‘İslam Cumhuriyeti’ni yıkmayı ve İran’ı bölmeyi hedefleyen varoluşsal bir savaş’ yürüttüğünü öne sürdü. Washington’ın gerek savaşta gerekse müzakere sürecinde İran’ı zayıflatmaya çalıştığını savunan Kalibaf, ‘öz kapasiteye dayanmak ve ülkenin gücünü artırmanın tek seçenek olduğunu’ kaydetti.
Kalibaf, 40 gün süren savaş boyunca sergilenen ‘birlik içindeki direnişin’, düşmanın planlarını boşa çıkardığını ve onu ateşkes istemeye ve yeniden müzakere masasına dönmeye zorladığını ileri sürdü. Ancak bunun ABD’nin stratejisinde herhangi bir değişikliğe yol açmadığını söyledi.
Mutabakat zaptının ancak hükümlerinin yürürlükte olması ve uygulanması halinde değer taşıyacağını belirten Kalibaf, “Eğer İran bu mutabakat zaptından fayda sağlamayacaksa, ona bağlı kalmamız için hiçbir gerekçe yoktur” ifadesini kullandı. İran Silahlı Kuvvetleri’nin ‘düşman saldırganlığı’ olarak nitelendirdiği gelişmelere karşı tam hareket serbestisine sahip olduğunu da sözlerine ekledi.
İran’ın ulusal güvenliğini Hürmüz Boğazı’ndaki ‘İran düzenlemelerinin’ korunmasına bağlayan Kalibaf, 40 Gün Savaşı sırasında boğazın kapatılmasının doğru bir karar olduğunu savundu. Tahran’ın müzakereler sırasında bu düzenlemeleri mutabakat zaptının beşinci maddesine dahil ettirmeyi başardığını öne süren Kalibaf, daha sonra ABD’nin bunları güç kullanarak zayıflatmaya çalıştığını iddia etti.
ABD’nin elinde hukuki ya da diplomatik baskı unsuru bulunmadığını savunan Kalibaf, Washington’ın ‘yenilgisini telafi etmek amacıyla baskı kurmaya çalıştığını’ söyledi. İran’ın ‘düşmanın iradesinin dayatılmasına izin vermeyeceğini’ vurgulayan Kalibaf, askeri faaliyetlerle diplomasinin eşgüdüm içinde yürütülmesi çağrısında bulundu. Mevcut aşamada müzakerenin teslimiyet anlamına gelmediğini, aksine direniş stratejisinin ve ulusal çıkarların korunmasının bir parçası olduğunu belirten Kalibaf, askeri ve diplomatik süreçlerin birbirinden ayrılmasının ‘stratejik bir hata’ olacağını ifade etti.
İran Yargı Erki Başkanı Gulam Hüseyin Muhsini Ejei, salı akşamı eski Dini Lider Ali Hamaney’i anma töreninde Kalibaf’ın kulağına bir şeyler fısıldıyor. (İran parlamentosu)
Kalibaf, aynı yaklaşımın Lübnan dosyası, yaptırımların kaldırılması, bölgedeki ABD üslerinin geleceği ile ‘İran Dini Lideri’nin ve iki savaşta hayatını kaybeden diğer kişilerin kanının intikamının alınması’ başlıklarında da uygulanması gerektiğini söyledi.
İran halkına ‘ümitsizlik, korku, bölünme ve karşılıklı güvensizlik yaymayı amaçlayan psikolojik savaşı’ dikkate almama çağrısı yapan Kalibaf, “Düşman, umutsuzluk, ayrılık ve karşılıklı güvensizlikten medet umuyor” dedi. Halkın ‘savunma, diplomasi ve hizmet kurumlarına’ verdiği desteğin bu kurumlara rakipleri karşısında üstünlük sağladığını belirten Kalibaf, söz konusu güçlerin ‘İran’ın güvenliği ve ulusal çıkarları için canlarını ortaya koyduğunu’ ifade etti.
Kalibaf, Tahran’ın bugün Hürmüz Boğazı konusunda güçlü bir konumdan konuşmasının, ‘halkın sahada oluşturduğu askeri gücün’ sonucu olduğunu savundu. İran yönetiminin “İran Dini Lideri’nin intikamını alacağına kesin olarak inandığını” söyleyen Kalibaf, ülkesinin taleplerini gerçekleştirme konusunda hiçbir taviz vermeyeceğini dile getirdi.
‘Üçüncü dayatılmış savaş’ olarak nitelendirdiği süreçte hem savunma hem de medya alanında görev yaptığını belirten Kalibaf, daha sonra tüm baskılara rağmen ‘diplomasi cephesine’ geçtiğini söyledi. Hiçbir zaman sorumluluktan kaçmadığını ifade eden Kalibaf, amacının ‘İran Dini Lideri’nin rehberliğinde İran’ın yücelmesi’ olduğunu, hayatını savaş, tehdit ve karalama kampanyalarından korkmadan düşmanlarla mücadeleye adadığını kaydetti.
Kalibaf, İran’ın güneyinde yaşayanlara da seslenerek, bu bölge halkının ‘ön cephede yer aldığını’, ‘İran’ın bel kemiğini oluşturduğunu’ ve ‘uğruna canların feda edileceğini’ söyledi. “Başlarımız gidebilir ama verdiğimiz sözden dönmeyeceğiz. Hayat damarımızı bu vatanı savunmak için ortaya koyduk” ifadelerini kullanan Kalibaf, zaferin yakın olduğunu ve İran halkının birliğinin zaferi garanti altına alacağını savundu. İran’ın ‘ne savaştan ne de tehditlerden korktuğunu’ belirten Kalibaf, ülkesinin “İran Dini Lideri’nin talimatları doğrultusunda bu suçlara kararlı bir karşılık vereceğini” söyledi.
Müzakere planı yok
Açıklamalar, İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Kazım Garibabadi’nin, ABD’nin herhangi bir saldırgan girişimine İslam Cumhuriyeti tarafından ‘kararlı bir karşılık verileceğini’ bildirmesinin ardından geldi.
İran hükümetinin internet sitesinde yayımlanan açıklamasında Garibabadi, İran Silahlı Kuvvetleri’nin ABD’den gelebilecek her türlü saldırıya güçlü şekilde karşılık vereceğini belirterek, “ABD yönetiminin her türlü saldırgan eylemi, İran Silahlı Kuvvetleri tarafından kararlı bir yanıtla karşılanacaktır” ifadesini kullandı.
Garibabadi, İran’ın ‘İran halkını hedef alan hiçbir saldırı ya da girişimi cevapsız bırakmayacağını’ vurgulayarak, “ABD yönetimi ve başkanı, daha önce de bu yolu denediklerini ve başarısız olduklarını, İslam Cumhuriyeti’nin ise ABD ile İsrail’e ağır bir yenilgi yaşattığını anlamalıdır” dedi.
İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi de İran Silahlı Kuvvetleri’nin, “İran topraklarına yönelik her türlü saldırının mutlaka aynı şekilde karşılık bulacağını gösterdiğini” söyledi.
Şarku’l Avsat’ın İran Devrim Muhafızları Ordusu’na (DMO) yakınlığıyla bilinen Tesnim Haber Ajansı’ndan aktardığına göre Bekayi, “Şu anda müzakere yönünde herhangi bir planımız bulunmuyor. Önceliğimiz savunma” dedi. Mutabakat zaptının ‘karşılıklı taahhütlerden oluştuğunu’ ifade eden Bekayi, “Karşı taraf yükümlülüklerini ihlal ederse biz de kendi taahhütlerimizi yerine getirmeyiz. Bu bizim temel ilkemizdir ve önümüzdeki dönemde de bu doğrultuda hareket etmeyi sürdüreceğiz” diye konuştu.
ABD saldırıları
ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) dün akşam İran’a yönelik yeni bir hava saldırısı dalgası düzenlediğini açıkladı. Saldırılarda, Hürmüz Boğazı girişindeki Büyük Tunb Adası’nda bulunan kıyı savunma sistemleri ile seyir füzelerinin depolandığı ve fırlatıldığı noktaların hedef alındığı bildirildi. Operasyon, İran limanları ve kıyı bölgelerine yönelik deniz ablukasının yeniden uygulanmasından saatler sonra gerçekleştirildi.
CENTCOM’dan yapılan açıklamada, saldırıların amacının ‘Hürmüz Boğazı’nda ticari gemilere yönelik saldırılarda kullanılan İran askeri kapasitesini zayıflatmayı sürdürmek’ olduğu belirtildi. Yaklaşık 90 dakika süren operasyonun, salı akşamı yedi saat boyunca devam eden ve Hürmüz Boğazı çevresi ile İran kıyı şeridindeki onlarca askeri noktayı hedef alan önceki saldırıların ardından düzenlendiği ifade edildi.
Öte yandan Reuters’ın DMO’ya dayandırdığı habere göre, Hürmüz Boğazı’nın ‘ABD’nin tehdidi sona erene kadar’ kapalı kalacağı açıklandı. DMO, ABD’nin İran ihracatına yönelik ablukayı sürdürmesi halinde, ABD ve müttefiklerinin faydalandığı ‘diğer tüm enerji ihracat güzergâhlarını’ da kapatmakla tehdit etti.
Analistler, İran’ın söz konusu tehdidinin deniz taşımacılığına yönelik baskının Hürmüz Boğazı’nın yanı sıra Babu’l Mendeb Boğazı’nı da kapsayacak şekilde genişletilebileceğine işaret ettiğini değerlendiriyor. Bu senaryonun, Hürmüz Boğazı’na ek olarak yeni bir deniz cephesinin açılması anlamına gelebileceği belirtilirken, uzmanlar kısa vadede kapsamlı bir savaşın yeniden başlamasını düşük ihtimal olarak görmeye devam ediyor. Buna karşın, gerilimin daha da artma riskinin sürdüğü vurgulanıyor.
Bu gelişmeler, ABD Başkanı Donald Trump’ın, Tahran’ın yeniden müzakere masasına dönmemesi halinde saldırıları İran’daki enerji tesisleri ve köprüleri de kapsayacak şekilde genişletebileceği yönündeki açıklamalarını sürdürdüğü bir dönemde yaşanıyor. Washington, deniz ablukasının yalnızca İran limanlarına giden veya bu limanlardan ayrılan gemileri hedef aldığını, Hürmüz Boğazı’ndan geçen diğer ticari gemilerin güvenli geçişini sağlamaya devam ettiğini belirtiyor.
Tahran varoluş savaşı verdiğini söylerken ABD yeni saldırılar düzenledihttps://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/5296618-tahran-varolu%C5%9F-sava%C5%9F%C4%B1-verdi%C4%9Fini-s%C3%B6ylerken-abd-yeni-sald%C4%B1r%C4%B1lar-d%C3%BCzenledi
Tahran varoluş savaşı verdiğini söylerken ABD yeni saldırılar düzenledi
ABD, Washington'ın İran İslam Cumhuriyeti limanlarına yönelik deniz ablukasını yeniden yürürlüğe koymasının ardından İran'daki kıyı savunma sistemleri ile füze mevzilerini hedef aldı. Tahran ise bölgedeki enerji ihracatını daha da aksatmakla tehdit ederek ABD'ye karşı varoluş savaşı yürüttüğünü açıkladı.
Bu tırmanış, kırılgan ateşkesin birkaç gün önce çökmesinin ardından bölgede gerilimi yüksek tutmaya devam etti. Bu durum, kapsamlı bir savaş ihtimalini yeniden gündeme getirirken, analistler genel olarak böyle bir senaryonun düşük olasılık taşıdığı görüşünde birleşiyor. İran'ın cumartesi gece geç saatlerde Hürmüz Boğazı'nı kapattığını duyurmasının ardından çatışmaların şiddeti daha da arttı.
Devam eden askeri operasyonlar, savaş öncesinde küresel petrol ve doğal gaz sevkiyatının yaklaşık yüzde 20'sinin geçtiği bu kritik su yolundan gemilerin geçişini engelliyor. ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), kuvvetlerinin İran'a ait Büyük Tunb Adası'ndaki kıyı savunma sistemleri ile seyir füzelerinin depolandığı ve konuşlandırıldığı noktaları hedef aldığını, saldırı dalgasının ise 90 dakika içinde tamamlandığını açıkladı.
İran'ın başmüzakerecisi Muhammed Bakır Kalibaf, İran'ın güvenliğinin Hürmüz Boğazı'ndaki "İran düzenlemelerinin" korunmasına bağlı olduğunu belirterek yayımladığı açıklamada, "Biz Amerika ile varoluş savaşı içindeyiz" ifadelerini kullandı.
Trump, 2024'ten beri İran'da tutuklu bulunan bir Amerikan vatandaşının serbest bırakıldığını açıkladıhttps://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/5296610-trump-2024ten-beri-i%CC%87randa-tutuklu-bulunan-bir-amerikan-vatanda%C5%9F%C4%B1n%C4%B1n-serbest
Trump, 2024'ten beri İran'da tutuklu bulunan bir Amerikan vatandaşının serbest bırakıldığını açıkladı
Başkan Donald Trump, Beyaz Saray'daki Oval Ofis'te konuşma yapıyor (AP)
ABD Başkanı Donald Trump, dün İran'da Aralık 2024'ten bu yana tutuklu bulunan bir ABD vatandaşının serbest bırakıldığını duyurdu.
Trump, kendi sosyal medya platformu Truth Social üzerinden yaptığı açıklamada, "İran, Aralık 2024'te yasa dışı şekilde gözaltına alınan bir ABD vatandaşının ülkeden ayrılmasına izin verdi. Kendisi artık ülke dışında güvende ve sağlık durumu iyi. Amerika Birleşik Devletleri, İran'ın bu iyi niyet göstergesini takdir ediyor" ifadelerini kullandı.
İnsan hakları alanında uzman Avukat Jared Genser ise serbest bırakılan kişinin müvekkili Dina Karari olduğunu açıkladı. Genser, Karari'nin İran'da "düşman bir devletle iş birliği yapma ve casusluk" suçlamalarıyla haksız yere tutulduğunu öne sürdü.
Avukat açıklamasında, "Fiziksel olarak hapsedilmemiş olsa da büyük bir acı yaşadı." ifadelerini kullanarak, Karari'nin İran topraklarından ayrılmasının yasaklandığını ve onlarca kez sorguya çekildiğini belirtti.
Genser, Karari'nin İran'daki yoksul çocuklara yardım eden Children of Mehr Foundation (Mehr Çocukları Vakfı) adlı kuruluşun başında bulunduğunu söyledi.
Karari'nin şu anda "ABD'ye doğru yolda olduğunu" belirten avukat, ABD Başkanı'na "yardımı ve desteği" için teşekkür etti.
Son günlerde İran'a yönelik saldırıların yeniden başlatılması ve limanlara yönelik abluka emrini veren Cumhuriyetçi lider Trump, serbest bırakılan kadının kimliğini daha önce açıklamamış ve gözaltına alınma nedenleri hakkında da ayrıntı vermemişti.
Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre İran, çok sayıda yabancı ülke vatandaşını tutuyor ve bu kişileri Batılı hükümetlerle yürütülen müzakerelerde pazarlık unsuru olarak kullanmakla suçlanıyor.
Mayıs ayında Washington yönetimi, İran'da 10 yıllık hapis cezasını tamamlayan ve ABD'de daimî ikamet statüsüne sahip İran vatandaşı bir kişinin serbest bırakıldığını açıklamıştı.
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة