Suudi Arabistan Krallığı: Küresel dinamiklerde yükselen orta güç

Gulf Research Center (Körfez Araştırma Merkezi) adlı düşünce kuruluşunun kurucusu ve başkanı Dr. Abdulaziz Sager ve ekibinin Suudi Arabistan'ın son dış politika yönelimlerini analiz eden raporunun tam çevirisini sunuyoruz

Suudi Arabistan'ın başkenti Riyad (Reuters)
Suudi Arabistan'ın başkenti Riyad (Reuters)
TT

Suudi Arabistan Krallığı: Küresel dinamiklerde yükselen orta güç

Suudi Arabistan'ın başkenti Riyad (Reuters)
Suudi Arabistan'ın başkenti Riyad (Reuters)

Dr. Abdulaziz Sager 

Suudi Arabistan'ın Dış Politikası için Stratejik Öncelikler

Suudi Arabistan, ittifakları genişletmeyi ve daha fazla bağımsızlığı benimsemesiyle nitelenen, giderek daha güçlü hale gelen dış politikasıyla dikkatleri üzerine çekiyor. Suudi Arabistan politikasında son dönemde görülen yeniliklerin çoğunu anlamanın bir yolu da Suudi Arabistan'ın 2030 Vizyonu'nun penceresinden bakmak. Krallık, yenilik için daha elverişli bir ortamı teşvik etmek ve çeşitlendirme gündemini tamamlayan işgücü becerilerine yatırım yapmak için devam eden çabalarını sürdürüyor. Krallık, ekonomisini küresel enerji dönüşümüne ayak uydurabilecek şekilde yönlendiriyor ve Riyad'ı bölgesel ve küresel etkisini arttırarak ve dış bağlarını genişleterek çıkarlarını gözeten önemli bir orta güce dönüştürürken daha bağımsız bir dış politika izliyor. Dolayısıyla Suudi Arabistan'ın küresel düzene ilişkin yapıcı ve gelişen bir bakış açısına sahip olduğu söylenebilir.

Krallığın dış politika öncelikleri arasında ekonomik etki alanını büyütmek, ilişkilerini genişletmek ve hızla çok kutuplu hale gelen dünyada gücünü yansıtmak yer alıyor. Bu hedeflere ulaşmak için çabalayan Riyad, son derece önemli diplomasi ve arabuluculuk girişimlerinde kendisini daha fazla ön plana çıkarıyor. Krallık, hem Suudi Arabistan'ın komşularıyla ilişkilerini geliştirmek hem de Ortadoğu içinde ve ötesinde uzun süredir devam eden çatışmaları çözmek için diplomatik girişimlere ağırlık veren bir dış politika izliyor. Riyad, geleneksel petrol işbirliğinin ötesine geçerek enerji, altyapı, finans ve teknolojiyi de kapsayan kapsamlı stratejik ortaklıklar kurarak küresel diplomasiye aktif bir şekilde katılıyor. Bu, geçmişteki ittifaklardan sapışa işaret ediyor ve Suudi Arabistan'ın dış politikasında daha pragmatik ve uyumlu bir duruşu ortaya koyuyor.

Değişen ittifaklar ve ortaya çıkan zorluklarla dolu bir ortamda Suudi Arabistan'ın stratejik yaklaşımı, küresel sahnede arabulucu ve "tarafsız" bir etki sahibi olarak oynadığı rolde kendini gösteriyor. Bu, Krallığın barış görüşmelerine ev sahipliği yapmasında ve bölgedeki çatışmalara diplomatik çözümler getirmedeki kararlılığında görülebilir. 2023'te Krallık, stratejik hizalanmalar ve küresel sahnede önemli bir diplomatik oyuncu olarak ortaya çıkma yılının bir parçası olarak bir dizi önemli küresel zirveye ev sahipliği yaptı.

Krallığın Bölgesel ve Uluslararası Sahnelerdeki Rolü

Küreselleşme ve birbirine bağlılıkla nitelenen bir çağda, bölgesel ortaklıklar ekonomik büyüme, siyasi istikrar ve kültürel alışverişin önemli itici güçleri olarak ortaya çıkıyor. Güvenliğini korumak ve bölgesel nüfuzunu kullanmak için hareket eden Krallık; Mısır, İran, İsrail ve Türkiye'yi dengeleyerek bölgede hayati bir rol oynuyor. Suudi Arabistan'ın bölgedeki çeşitli uzlaşma çabalarındaki rolü, Arap halkları için ilişkilerin güçlendirilmesi kampanyalarında itici güç görevi görüyor.

Farklılaşan çıkarlar ve çeşitli silahlı çatışmalarla boğuşan bölgede Krallık, yeni bir rota çizmek için yenilenmiş diplomatik beceriler ve incelikler gösterme çabalarını sürdürüyor. Krallık son olarak 9 Şubat 2024'te Mısır, Ürdün, BAE ve Katar dışişleri bakanlarının katılımıyla Arapların Gazze krizine ilişkin tutumunu geliştirmek üzere Riyad'da Bakanlar Toplantısı Zirvesi'ne ev sahipliği yaptı. Krallık için öncelik, Gazze'deki mevcut krizi sona erdirmek, ateşkese odaklanmak, İsrail'in Gazze'den çekilmesi ve Gazze'ye insani erişim. Riyad, İsrail de dahil, bölgede güvenlik ve istikrara giden tek yolun bir Filistin devletinin kurulmasından geçtiğine inanıyor.

Gazze'deki çabalarına ek olarak Suudi Dışişleri Bakanlığı, Kasım 2023'te Gazze'de bir ateşkesi desteklemek üzere uluslararası pozisyonları harekete geçirmek için Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin daimi üyelerine tur düzenleyen bakanlar komitesine liderlik etti. Krallık ayrıca durumu yatıştırmak ve uluslararası insani yardım çabalarına destek sağlamak amacıyla ileriye dönük yolları tartışmak üzere Arap ve İslam ülkelerindeki ortakları harekete geçirmek için Arap-İslam Olağanüstü Zirvesi'ne ev sahipliği yaptı. Zirve kapsamında Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Selman'la İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi ilk kez bir araya geldi.

Krallık diğer birçok bölgesel meselede de rolünü genişletti. Bu, Cidde'de Sudan Silahlı Kuvvetleri ve Hızlı Destek Güçleri temsilcilerini bir araya getirerek Sudan'daki çatışmayı sona erdirmeyi amaçlayan birkaç Sudan Barış Görüşmesi'ne ev sahipliği yapan Suudi Arabistan'ın, yabancı uyrukluların tahliyesini ve Sudan'da ateşkes sağlanması için arabuluculuk çabalarına öncülük etmesini de içeriyor. Ayrıca Eylül 2023'te Suudi Arabistan Riyad'da Husilerin liderliğindeki heyetlerle ateşkes görüşmeleri gerçekleştirdi ve Krallık, Yemen'de uzun zamandır süregelen savaşı sona erdirmek için kalıcı bir ateşkes müzakere etme çabalarını sürdürdü. En önemlisi, Krallık 19 Mayıs 2023'te 32. Arap Birliği Zirvesi'ne ev sahipliği yaptı ve 10 yıldan uzun süredir ilk kez 22 Arap ülkesinin tamamından temsilciler katıldı. Zirve iki açıdan dikkat çekiciydi: Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad'ın katılımı ve Suriye'nin Arap dünyasına yeniden entegrasyonu ve Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy'nin ziyareti ve onur konuğu olarak katılımı.

Uluslararası düzeyde Suudi Arabistan, birkaç zirveye ve çeşitli uluslararası bloklarla bakanlar toplantısına ev sahipliği yaptı. Buna, iki bölge arasındaki ilişkilerin geliştirilmesi ve derinleştirilmesini ele alan 50 Afrikalı liderin katıldığı Suudi-Afrika Zirvesi de dahil. Genel olarak Krallık, Afrika ülkeleriyle ilişkilerini güçlendirmeyi, daha geniş ufuklara yaymayı ve çeşitli siyasi, ekonomik ve kalkınma alanlarında verimli ortaklıklar kurmayı amaçlıyor. Krallık ayrıca, Suudi Arabistan'ın 2030'a kadar sürdürülebilir kalkınma hedeflerine ulaşmak için Karayip bölgesindeki ülkeler gibi uluslararası ortaklarla birlikte çalışma kararlılığını vurguladığı 2030 Vizyonu'na uygun olarak gelir kaynaklarını çeşitlendirme çabası bağlamında ilk Suudi-Karayip (CARICOM) Zirvesi'ne ev sahipliği yaptı.

Suudi-Rus Ortak Komitesi, Ekim 2023'te Moskova'da düzenlenen 8. oturumunu gerçekleştirdi. Toplantı sırasında komite, iki ülke arasında enerji, ticaret, ekonomi ve yatırım dahil çeşitli kritik alanlarda işbirliğini geliştirme yolları üzerinde anlaştı. Riyad, Ekim 2023'te Körfez İşbirliği Konseyi (KİK)-Güneydoğu Asya Uluslar Birliği (ASEAN) Zirvesi'ne ev sahipliği yaparak iki dinamik bölgeyi birbirine bağlama ve bloklar arası bağlantıyı genişletme yönündeki ortak hedefi vurguladı. Dikkat çekecek şekilde Krallık, 7 Ekim'de Gazze'de meydana gelen ve bölgenin değişken güvenlik ortamının bir kez daha altını çizen saldırıların hemen ardından gelmesine rağmen toplantıdan vazgeçmedi. Suudi Arabistan ayrıca Ağustos 2023'te yaklaşık 30 ülkeden ulusal güvenlik danışmanlarının katıldığı Ukrayna Krizi konulu Cidde Toplantısı'na ev sahipliği yaptı. Stratejik ve siyasi diyalogların devamı olarak Cidde, Temmuz 2023'te KİK-Orta Asya (C5) Zirvesi'ne ev sahipliği yaptı. Körfez ülkeleri, Orta Asya'da toplu ve bireysel olarak yeni diplomatik ve ekonomik bağlar kurarken, her iki bölge de enerjiyi, özellikle de yenilenebilir enerji kaynaklarını artan ilişkilerinin merkezine yerleştirdi.

Suudi-İran Yakınlaşması

Hiçbir şey Suudi Arabistan'ın bölgede gerilimi azaltmadaki kararlılığını İran'la yakınlaşması kadar net bir şekilde ortaya koyamaz. Süregelen gerginlikler ve bölgesel rekabet, ilişkilerin ilerletilmesinde dikkatli bir gözetim gerektiriyor ve bu nedenle Krallık ihtiyatla ilerliyor. İran'ın taahhütlerini yerine getirmemesi ve bölgede şiddet içeren davranış ve faaliyetlerde bulunmasına dair geçmişten gelen bir endişe var. Bu endişe, özellikle 7 Ekim'deki gibi son olaylar ve İran'ın Gazze Savaşı'ndaki tutumu ışığında, İran destekli Husi örgütünün Kızıldeniz'deki saldırıları ve gerginliği tırmandırması nedeniyle daha da arttı. Gazze'deki kriz, İran'ın Lübnan'da Hizbullah, Yemen'de Husiler ve Irak'ta İran yanlısı Şii milisler aracılığıyla bölgesel istikrar ve güvenliğe zarar verecek şekilde "direniş eksenini" sürdürme niyetinde olduğu gerçeğinin altını daha da çizdi.

Krallık aynı zamanda Tahran'la diyalog kanalını açık tutma ve gerilimin azalmasına önayak olabilecek iletişimi sürdürmekte de kararlı. Zaman içinde Suudi Arabistan, İran'ın Suudi Arabistan'ın bölgedeki güvenlik çıkarlarını güvence altına alan ve bunlarla çelişmeyen istikrarı bozucu çabalardan uzak durma kararlılığını göstermesini isteyecektir. Sürecin gerilimin azaltılmasından normalleşmeye doğru ilerlediğini görmek için Tahran'dan gelen stratejik düşüncede köklü bir değişikliğe ihtiyaç var.

Riyad'ın Pekin ve Washington'la İttifakları

Krallık, güvenlik ortağı olarak ABD'nin yerini hiçbir şeyin tutamayacağının farkında. Buna ek olarak Riyad, diğer güçlerle kurabileceği ittifakların sınırlarının da farkında. Suudi Arabistan'ın ulusal ve bölgesel çıkarlarını politikalarında ön planda tutma ve uluslararası düzeyde herhangi bir kampla özdeşleştirilmeme kararlılığı son yıllarda daha belirgin hale geliyor. Krallık, güvenlik ortağı olarak ABD'yi değiştirmenin bedelinin yüksek olduğunu biliyor ancak aynı zamanda fırsatların ve diğer ortaklarla ilişki kurmamanın, onlarla bağ kurmamanın veya stratejik ilişkileri güçlendirmemenin riskinin daha yüksek olduğunu da biliyor.

Krallık ayrıca ABD ve Çin arasında bir çekişme noktası haline gelmek istemiyor ve bunun kendileri için bir ya o, ya da öteki seçimi olmadığını açıkça belirtti. Pekin ya da Washington'dan biriyle ilişki kurmak bir kazan-kaybet durumu olarak görülmemeli. Krallığın kendi bakış açısından bölgesel güvenliği sağlamak için en iyi olanı yapmak öncelikli olacak. Bu durum İran-Suudi yakınlaşmasında kolaylaştırıcı olarak Çin'in seçilmesinde açıkça ortaya çıkmıştır. İran söz konusu olduğunda ABD'nin gerilimi azaltma cephesinde sonuç alamayacağını bilen Riyad, Suudi ulusal çıkarlarının merkezinde yer alan bir anlaşmayı sağlamak için Pekin'e başvurdu.

Suudi Arabistan'ın diğer güçlerle yakınlaşması, Körfez'de ABD'nin Körfez'e olan bağlılığına dair artan ve süregelen endişelerle de bağlantılı ki bu da Amerika'nın güvenlik rolüne olan güvenin azalmasına ve ABD-Körfez İşbirliği Konseyi ilişkilerinin gücünde giderek büyüyen bir uçuruma yol açıyor. Bu bağlamda Suudi Arabistan, örneğin Rusya ve Çin'le daha iyi bir anlayış geliştirme yönünde adımlar atıyor.

Krallığın ABD'yle ilişkilerine gelince, her iki ülke de 70 yılı aşkın süredir devam eden yakın işbirliğine dayanan köklü güvenlik ilişkilerine sahip. Ancak ABD'nin Krallığın ve Körfez ülkelerinin endişelerini dinlemeyi reddetmeyi sürdürmesi nedeniyle ABD-Suudi ilişkileri zaman zaman gergin bir hal alıyor. Körfez bölgesinde ve tüm Ortadoğu'da yükselen tansiyon göz önüne alındığında, tüm bunlar Krallığın son yıllarda bölgesel gerilimleri azaltma ve ilişkileri daha işbirlikçi bir zemine oturtma çabalarını baltalıyor. Dolayısıyla gerilimin daha da tırmanmasını önlemek için ABD'yle Riyad arasında net bir uyum sağlanması acil bir ihtiyaç. ABD, geniş Ortadoğu'da orta ve uzun vadeli güvenlik ortamı söz konusu olduğunda hâlâ en önemli aktör. Ancak son birkaç on yıldır izlediği tutarsız, dağınık ve kararlı olmayan politikalar bölgenin uzun vadeli istikrarını tehlikeye atıyor. Dahası, şu anda ABD bir kez daha Körfez'deki müttefiklerinin tavsiyelerini dikkate almıyor. Bu durumun değiştirilmesi gerekiyor, aksi takdirde iki taraf arasındaki görüş ayrılığı artmaya devam edecek. Suudi Arabistan ve Arap ülkelerinin çoğunluğu ABD'nin mevcut bölgesel stratejisinin öngörüsüz olduğuna ve istikrarını uzun vadede sürdüremeyeceğine inanıyor.

Çin söz konusu olduğunda, ekonomik işbirliği ve stratejik ortaklıklarda atılan olumlu adımları kabul etmekle birlikte, başta Suudi Arabistan olmak üzere KİK ülkeleri arasında Çin'in bölgesel istikrarda daha da etkili bir rol oynayabileceğine dair ortak bir inanç var. Büyük resme bakıldığında Çin, geleneksel politikasını yeniden şekillendirerek sadece kendi bölgesinde istikrar ve güvenliği dengelemekten çıkıp istikrarlı enerji akışını sağlamaya ve KİK'le yakınlaşma alanlarını genişletmeye çalışıyor. Krallık, Çin'i çatışmaların çözümüne ve bölgesel barışa önemli ölçüde katkıda bulunma potansiyeline sahip önemli bir küresel oyuncu olarak görüyor.

Aralık 2023'te gerçekleşen Çin-Suudi Arabistan-İran üçlü ortak komitesinin ilk toplantısında Çin, Riyad ve Tahran arasındaki ilişkileri geliştirme sürecini ilerletmek için üç öneri sundu. İlk öneri, Suudi-İran uzlaşma stratejisi kararının sürdürülmesinin ve iletişim ve işbirliği yoluyla karşılıklı güvenin geliştirilmesinin önemini vurguladı. İkinci olarak Pekin, halklar arası etkileşimin aktif bir şekilde araştırılmasında daha fazla ilerleme kaydedilmesini önerdi. Üçüncü olarak Çin, Ortadoğu'da dış müdahalenin reddedilmesi çağrısında bulundu. KİK ülkeleri Çin'in bölgedeki diplomatik rolünü yakından takip ediyor.

Çin'in diplomatik nüfuzuyla olumlu diyaloğun teşvik edilmesi ve istikrarın desteklenmesinde yapıcı bir rol oynayabileceği beklentisi var. Ancak Krallık, Çin'in bölgedeki diplomatik rolünü fazla abartmamalı. Bu aşamada Çin'in "bölgesel istikrar sağlayıcı" olarak hareket etmeye ve bölgede ve daha geniş anlamda Ortadoğu'da daha geniş bir diplomatik rol üstlenmeye gerçekten hazır olup olmadığı henüz belli değil.

BRICS Üyeliği

BRICS'e dahil olma yönündeki adım aynı zamanda Suudi Arabistan'ın bölgenin küresel kalkınmasını ve ekonomik işbirliğini desteklemek üzere güçlü ekonomik ortaklıklar geliştirmek ve inşa etmek için diplomatik çaba sarf etmedeki tutumunu da vurguluyor. Krallık'tan gruba üyeliğinin statüsü konusunda resmi bir teyit gelmemiş olsa da bu genişleme BRICS içinde jeopolitik ve ekonomik gündemlerin giderek daha fazla örtüştüğüne işaret ediyor. Bu, Suudi Arabistan'ın istikrarlı enerji piyasalarını korumak için güvenilir bir enerji ortağı olarak sağlamlaştırılmasını da içeriyor. BRICS'in genişlemesi aynı zamanda dünyayı yönlendirme kuvvetini güçlendirmek için Güney-Güney işbirliğini geliştirmeyi amaçlıyor. Krallık için BRICS üyeliği yeni işbirliği mekanizmaları getirecek, kalkınma amaçlı rolünü daha da güçlendirecek ve Küresel Güney ülkeleriyle siyasi ve ekonomik işbirliğini genişletmek için ek bir platform sağlayacak.

Suudi Arabistan için BRICS üyeliği başka ittifak seçenekleri sunacak olsa da bu, ittifaklarını daha da doğuya kaydırdığını göstermeyecek. BRICS'in BRICS+ formatına genişlemesi, BRICS'i gelişmekte olan dünyada uzlaşma ve diyalog için potansiyel olarak daha cazip bir kurum haline getiriyor. Suudi Arabistan gibi ülkelerin de dahil olmasıyla, küresel düzenin Batı'nın gözünde geleneksel olarak "kabul edilebilir" ortakların ötesine geçmesi mümkün. Jeopolitik fırsatını değerlendiren Suudi Arabistan, BRICS+ ülkeleri gibi, bu ivmeyi yükselen ve gelişmekte olan ülkelerin ihtiyaç ve gereksinimlerini daha iyi temsil edebilecek mekanizmalar yaratma potansiyelini keşfetmek için kullanıyor.

Bu nedenle BRICS'in genişlemesi, son 70 yıldır var olan küresel düzenin çok taraflı sistemini yıkmaya yönelik kasıtlı bir girişimden ziyade daha sembolik görülmeli. Krallık için özellikle ABD'yle güçlü bir ittifakı sürdürmek hâlâ temel dış politika gündem maddesi. Buna ek olarak Krallık, G20 gibi gruplardaki hayati konumunun da farkında ve bunun herhangi bir şekilde etkilenmesini engelleyecek. Küresel Güney'in yeni bir tür şeffaf ve kapsayıcı çok taraflı işbirliği talep ettiğine dair işaretler var. BRICS böyle bir işbirliğinin test edilebileceği bir mekanizma.

Sonuç

21'inci yüzyılın jeopolitik manzarası, geleneksel küresel güçlerin hakimiyetine meydan okuyan yükselen güçlerle birlikte potansiyel bir dönüşümsel değişime tanıklık ediyor. Bu bağlamda Suudi Arabistan Krallığı, yeni bir dünya düzeninin hatlarının şekillenmesine katkı sağlayan ve önemi giderek artan bir oyuncu olarak ortaya çıkıyor. Krallığın daha geniş bölgesel ve uluslararası angajmanının merkezinde ekonomik devletçiliğin önceliği göz ardı edilemeyecek bir husus. Suudi Arabistan geçmişin jeopolitik stratejilerini tekrarlamak yerine, bağlanabilirlik ve daha geniş pazarlara ve ağlara erişim üzerine kurulu yeni jeoekonomik stratejiler geliştiriyor. Genel olarak, Suudi Arabistan kendisini küresel ilişkilere esnek ve pragmatik bir yaklaşımla yaklaşan etkili bir oyuncu olarak görüyor. Krallık, önemli diplomatik ağlarda söz sahibi olma ve gelişen küresel düzende etkili olma arzusunda.

Independent Türkçe



183 yıllık mushaf, Mekke’de Kur’an-ı Kerim’e gösterilen özenin tarihini anlatıyor

Mushafın tarihi 1843 yılına kadar uzanıyor. (SPA)
Mushafın tarihi 1843 yılına kadar uzanıyor. (SPA)
TT

183 yıllık mushaf, Mekke’de Kur’an-ı Kerim’e gösterilen özenin tarihini anlatıyor

Mushafın tarihi 1843 yılına kadar uzanıyor. (SPA)
Mushafın tarihi 1843 yılına kadar uzanıyor. (SPA)

1843 yılına tarihlenen nadir bir mushaf, Mekke’deki Hira Kültür Bölgesi’nde bulunan Kur’an-ı Kerim Müzesi’nin koleksiyonunda yer alan en önemli eserlerden biri olarak öne çıkıyor. Eser, tarih boyunca Kur’an-ı Kerim’e gösterilen ihtimamın ve mushaf yazımı ile tezhip sanatlarının önemli tarihî tanıklarından biri kabul ediliyor.

Müze, Allah’ın kitabına gösterilen ilginin tarihî serüvenini belgeleyen çok sayıda nadir Kur’an nüshasını ziyaretçilere sunuyor. Bunlar arasında 1843 (H. 1259) tarihli söz konusu nadir mushaf da bulunuyor. Eser, 19. yüzyılda mushaf yazımında ulaşılan sanatsal ustalığı ve ilmî titizliği gözler önüne seriyor.

fefrb
Kur’an-ı Kerim Müzesi, Mekke’deki Hira Kültür Bölgesi’nde sunduğu bilgi ve kültür içeriği kapsamında Kur’an-ı Kerim sergisi düzenliyor. (SPA)

Mushaf, harekeleri titizlikle işlenmiş siyah mürekkeple yazılmış metniyle dikkat çekiyor. Sayfaları, ayetler arasına yerleştirilen altın yaldızlı çerçeveler ve ayraçların yanı sıra dönemin tezhip sanatındaki gelişmiş seviyeyi yansıtan ince bitkisel motiflerle süslenmiş durumda.

Eserde ayrıca Kur’an’ın bölümleri ve hiziplerine ilişkin işaretlere özel olarak yer verilmiş olması öne çıkıyor. Bu düzenleme, tilavet, ezber ve tekrar süreçlerini kolaylaştırırken, dönemin müstensihleri ve âlimlerinin ilmî doğruluk ile estetik unsurları bir arada koruma konusundaki hassasiyetini de ortaya koyuyor.

Eserle ilgili bilgilendirme notlarında, mushafın zaman içinde yıpranmasını önlemek amacıyla restorasyon ve yeniden ciltleme çalışmalarından geçirildiği belirtiliyor. Bu çalışmalar sayesinde nadir Kur’an nüshası korunarak günümüze ulaştırılırken, bir buçuk asrı aşan medeniyet ve kültür mirasının önemli bir tanığı olmayı sürdürüyor.

cdfghyju
Mushaf, bölüm ve kısım işaretlerini göstererek Kur’an’ın bölümlerine özel bir özen gösteriyor. (SPA)

Söz konusu mushaf, Hira Kültür Bölgesi’ndeki Kur’an-ı Kerim Müzesi’nin ziyaretçilere sunduğu kültürel ve bilgi içerikli koleksiyonun önemli parçalarından birini oluşturuyor. Müze, ziyaretçilere ve hacı adaylarına tarihî mushaflar ile nadir el yazması eserlerden örnekler sunarken, Kur’an-ı Kerim’in yazımı, çoğaltılması ve tezhip edilmesinin İslam tarihi boyunca geçirdiği aşamaları yakından tanıma imkânı veriyor.

Müze, Mekke’deki önde gelen kültür ve bilgi merkezlerinden biri olarak öne çıkıyor. Kurum, Müslümanların tarih boyunca Kur’an-ı Kerim’e hizmet etmek ve onu korumak için ortaya koyduğu çabaları gözler önüne sererken, Allah’ın kitabıyla bağlantılı İslami mirasın değerine ilişkin farkındalığın artırılmasına da katkı sağlıyor. Modern müzecilik uygulamaları ve etkileşimli eğitim deneyimleriyle ziyaretçilere zengin bir içerik sunan müze, onların Mushaf-ı Şerif’in tarihiyle bağlarını daha da güçlendirmeyi hedefliyor.


Faysal bin Ferhan ile Grossi, Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesini görüştü

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan, Riyad’da Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) Genel Direktörü Rafael Grossi’yi kabul ederken. (SPA)
Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan, Riyad’da Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) Genel Direktörü Rafael Grossi’yi kabul ederken. (SPA)
TT

Faysal bin Ferhan ile Grossi, Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesini görüştü

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan, Riyad’da Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) Genel Direktörü Rafael Grossi’yi kabul ederken. (SPA)
Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan, Riyad’da Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) Genel Direktörü Rafael Grossi’yi kabul ederken. (SPA)

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan bin Abdullah ile Rafael Grossi, Suudi Arabistan ile Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı arasındaki iş birliği ilişkilerini, özellikle nükleer silahların yayılmasının önlenmesi ile nükleer emniyet ve güvenliğin sağlanmasına ilişkin konuları ele aldı.

Görüşme, Çarşamba günü Riyad’da Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı merkezinde gerçekleşti. Bakan Faysal bin Ferhan’ın Rafael Grossi’yi kabulü sırasında taraflar, ortak ilgi alanına giren çeşitli bölgesel ve uluslararası meseleleri de değerlendirdi.

Görüşmede Suudi tarafını, Dışişleri Bakanlığı Çok Taraflı Uluslararası İşler Müsteşar Yardımcısı ve Ekonomi ile Kalkınma İşlerinden Sorumlu Genel Denetçi Dr. Abdurrahman er-Rasi, Bakanlık Silahsızlanma Dairesi Direktörü Prens Suud bin Bedr bin Suud bin Abdülaziz ve Bakanlık Tam Yetkili Büyükelçisi Dr. Menal Rıdvan temsil etti.


Suudi Arabistan'daki camiler: Devleti, vakıfları ve toplumu birbirine bağlayan dev dini ağ

Fotoğraf: Riyad'daki el-Rachi Camii'nin cephesi
Fotoğraf: Riyad'daki el-Rachi Camii'nin cephesi
TT

Suudi Arabistan'daki camiler: Devleti, vakıfları ve toplumu birbirine bağlayan dev dini ağ

Fotoğraf: Riyad'daki el-Rachi Camii'nin cephesi
Fotoğraf: Riyad'daki el-Rachi Camii'nin cephesi

Suudi Arabistan'daki camiler, İslam dünyasının en büyük dini ağlarından birini temsil etmektedir. Bu, devleti, bağışçıları, vakıfları, hayır kurumlarını ve on binlerce imamı, müezzini, vaizi ve personeli içeren geniş bir sistemdir.

Bu karmaşık görevin yönetimi, daha önce iç içe geçen yetki alanları ve bireysel faaliyetlerin hakimiyeti nedeniyle sorun teşkil eden sistemi yeniden düzenleyen ve sadeleştiren İslami İşler Bakanlığı'nın sorumluluğundadır. Söz konusu reformlar çok sorunsuz bir şekilde uygulanmış, ibadet yerlerinin daha disiplinli ve organize bir şekilde yönetilmesini ve topluma sundukları hizmetlerin genişlemesini sağlamıştır.

Son yıllarda, Suudi Arabistan’daki camiler ılımlılık ve orta yol için bir platform olarak programlandı. Uluslararası İslami kuruluşlar, Suudi Arabistan deneyimini ve İslami İşler Bakanlığı'nın camilere gösterdiği özeni, İslam mesajını yayma, ılımlılık ve hoşgörü değerlerini aşılamadaki rolünü övmektedir. Bakanlık bunun için insanlarda İslami değerleri geliştirmeye, aşırıcılık ve fanatizme karşı uyarmaya, hoşgörü ve birlikte yaşamı teşvik etmeye odaklanan eğitim ve bilgilendirme programları düzenliyor.

Son resmi rakamlar, Suudi Arabistan'daki cami, mescit ve bayram namazı alanlarının sayısının 2018 yılının sonu itibariyle yaklaşık 98 bin 356'ya ulaştığını gösteriyor. Bu sayı, cuma namazlarının kılındığı 15 bin 134 cami, 3 bin 843 bayram namazı alanı ve beş vakit namazın kılındığı yaklaşık 79 bin mescidi kapsamaktadır.

Suudi Arabistan’daki camiler, büyük şehirlerden köyler, kırsal yerleşimler ve otoyollar boyunca tüm bölgelere dağılıyor. Yukarıda verilen detaylı veriler, Asir’in ardından Riyad ve Mekke gibi bölgelerin en yüksek yoğunluğa sahip olduğunu gösteriyor

 Son yıllarda devam eden inşaat, kentsel genişleme ve hayır projeleriyle birlikte, camilerin mevcut sayının 100 bin ila 102 bine yaklaştığını varsaymak makul görünüyor. Bu, resmi bir rakam değil, analitik bir tahmin; zira 2018 yılı resmi istatistiklerine göre toplam cami sayısı yaklaşık 98 bine ulaşmıştır.

Cami haritası: Çoğu Asir'de

Suudi Arabistan’daki camiler, büyük şehirlerden köyler, kırsal yerleşimler ve otoyollar boyunca tüm bölgelere dağılıyor. Yukarıda verilen detaylı veriler, Asir'in ardından Riyad ve Mekke'nin en yüksek sayıda cami, mescit ve namazgahlara sahip olduğunu gösteriyor.

dfvbf
Hail şehrindeki el-Rachi Cami (SPA)

Bu yoğun dağılım, başta nüfus artışı, kentleşme, toplumun dindar yapısı, vakıf ve bağış kültürü ve İslami İşler, Davet ve İrşad Bakanlığı'nın oynadığı önemli düzenleyici rol olmak üzere çeşitli faktörlerden kaynaklanıyor.

Suudi Arabistanlı görevlilerin sayısı

Camilerde görev yapan Suudi Arabistanlıların sayısına ilişkin olarak, mevcut resmi veriler, imam, vaiz ve müezzinleri kapsayan 84 bin 455 doğrudan kadro da dahil olmak üzere, cami ve mescitlerde yaklaşık 93 bin 826 kişinin görev yaptığını gösteriyor. Bu kadroların son yıllarda yerlileştirme politikalarına tabi tutulduğu ve kendisine Suudi Arabistan vatandaşlarının atandığı göz önüne alındığında, bu görevleri üstlenenlerin büyük çoğunluğunun Suudi Arabistanlı olduğu söylenebilir. Yine de herhangi bir yılda Krallık genelinde camilerle ilgili kadrolarda fiilen görev alan Suudi Arabistan vatandaşlarının sayısını kesin olarak belirleyen yakın tarihli yayınlanmış istatistikler bulunmuyor. Bu nedenle, mevcut en yakın rakam 60 bini aşan bir imam, vaiz ve müezzinin bulunduğu ve camilerle ilgili hizmet ve idari pozisyonlar da dahil edildiğinde bu sayının daha da yükseldiği yönündedir.

En büyük vakıf kurumları

Süleyman bin Abdulaziz el-Rachi Hayır Vakfı, Muhammed ve Abdullah İbrahim el-Suba’i Hayır Vakfı (Gros), Şeyh Abdulaziz İbn Baz Hayır Vakfı ve Prenses el-Anud Hayır Vakfı gibi büyük vakıf ve hayır kurumları da camilerin inşasına ve geliştirilmesine destek vermektedir. Buna ilave olarak, Krallığın çeşitli bölgelerinde cami inşaatı, restorasyonu ve donatım projelerini finanse eden bir dizi aile vakfı, vakıf fonu ve uzman dernekler de bulunuyor.

Geniş ibadethane ağı nedeniyle cami görevlileri sistemi de büyük. İslami İşler Bakanlığı'nın 2019-2020 İstatistik Yıllığı, cami ve mescitlerde 93 bin 826 kişinin görev yaptığını gösteriyor

Bu rakamlar bayram namazı alanlarını da içerirken, bazıları camiler ve mescitler ile sınırlı kalmış, bazıları da yenilenmiş veya bir aşamadan diğerine geçiş yapmış camileri de içeriyor olabilir.

Camileri kim inşa ediyor?

Suudi Arabistan örneğinde dikkat çekici özellik, cami inşaatı ve bakımında birincil rolün devlete, özellikle de İslami İşler Bakanlığına ait olması ve bireysel katkıların da bulunmasıdır. Bağışçılar, hayırseverler, aile vakıfları ve yardım kuruluşları, camilerin inşasında, yenilenmesinde ve donatılmasında destekleyici bir rol oynuyor.

İslami İşler Bakanlığı, son beş yılda hayır amaçlı projelerin toplamının yaklaşık 5,844 milyar riyal olduğunu ve bunun inşaat, tadilat, döşeme ve klima gibi alanları kapsadığını açıkladı. Bakanlık ayrıca, yaklaşık 8,696 milyar riyal maliyetle 3 bin 502 cami ve mescit inşa edildiğini belirtti.

İnşaatın yanı sıra, hükümet düzenleyici, işletmeci ve denetleyici bir rol de üstleniyor. Ruhsatlandırma, cami teslimi, imam ve müezzin atamalarını da denetleyip, bakım, temizlik ve işletme çalışmalarının büyük bir bölümünü yönetiyor.

Bağışlarla inşa edilen camiler

Bağışların açık ve önemli rolüne rağmen, Krallık'taki tüm mevcut camileri bağışlarla inşa edilenler ve devletin doğrudan finansmanı ile inşa edilenler olarak sınıflandıran istatistikler bulunmuyor.

İslami İşler Bakanlığı'nın son yıllarda sistemin bütünlüğünü sağlamak için cami inşaatını düzenlemeye çalıştığı ve son yıllarda binlerce caminin bağışlarla inşa edildiği kesin.

Bakanlık dışından yapılan bağışlar, mescitlere yapılacak yeni eklemeler için başka bir kanal oluşturmaya devam ediyor ve hepsi Bakanlığın denetimi altında değil.

İmamlar ve müezzinler: Yüz bin

Geniş ibadethane ağı nedeniyle cami görevlileri sistemi de büyük. İslami İşler Bakanlığı'nın 1441/1442 Hicri (2019-2020) İstatistik Yıllığı, cami ve mescitlerde 93 bin 826 kişinin görev yaptığını gösteriyor.

Son yıllarda Suudi Arabistan, yol kenarında inşa edilen camilere hizmet de dahil olmak üzere camilerin inşası, bakımı konusunda uzman kâr amacı gütmeyen kuruluşlarda önemli bir genişlemeye sahne oldu

Bunların en önemlileri, imamlar, vaizler ve müezzinleri kapsayan 84 bin 455 doğrudan dini pozisyondur. Personelin dağılımı şu şekildedir: Yaklaşık 35 bin 031 mescit imamı, 28 bin 104 mescit müezzini, büyük camilerde 12 bin 875 imam ve vaiz ile 8 bin 445 müezzin, ayrıca hizmet alanında görev yapan 9 binden fazla görevli.

Son yıllarda Bakanlık, çeşitli kanallar aracılığıyla işe alım çabalarını genişletti. 2023 yılında Bakanlık, 25 bin 714 sözleşmeli imam ve müezzin ile 24 bin 180 kadrolu imam ve müezzin atandığını duyurdu. Daha sonra, cami personeli için maaşlı sistemle 31 bin yeni pozisyonun açıldığını duyurdu.

İmamlar ve müezzinler ne kadar maaş alıyor?

Suudi Arabistan'da imam ve müezzinlerin maaşları, sözleşmeli, teşvikli, özel pozisyon veya Harameyn-i Şerif’te görevlendirme gibi istihdam türüne bağlı olarak değişiyor.

Sözleşmeli imam ve müezzin pozisyonları için yapılan resmi bir ilanda, lisans derecesine sahip olanlar için aylık 6 bin riyal, lise diplomasına sahip olanlar için ise 4 bin 500 riyal maaş belirlendi.

Maaş sistemi ise cami türüne ve kategoriye göre değişiklik gösteriyor.

A Kategorisi’nde bir camide görevli imam yaklaşık 4 bin 570 riyal, B Kategorisi’nde bir camide görevli imam 3 bin 675 riyal ve A Kategorisi’nde bir mescit imamı 2 bin 980 riyal almaktadır. Bu maaşlar daha sonra diğer bazı kategoriler için 2 bin 385 ve bin 890 riyale kadar düşüyor. Cami müezzini yaklaşık bin 790 riyal, daha küçük olan mescit müezzini ise yaklaşık bin 395 riyal maaş almaktadır.

Bu rakamlar, konum ve hizmet süresine bağlı olarak değiştiği için kesin olmayabilir.

Harameyn-i Şerifeyn’e gelince, özel bir statüye sahip ve diğer camiler için geçerli olan maaş skalası onun için geçerli değil.

Devlet imam ve müezzinlerin maaşlarına ne kadar harcıyor?

Yaklaşık 84 bin 500 imam, vaiz ve müezzinin oluşturduğu istihdam tabanını ve yaygın olarak kullanılan maaş aralıklarını dikkate alırsak, sadece bu kategoriye yapılan tahmini yıllık harcama yaklaşık 3 milyar riyale ulaşabilir.

Camiler için uzman dernekler

Şarku’l Avsat’ın al Majalla'dan aktardığı analize göre Suudi Arabistan İslami İşler, Davet ve İrşad Bakanı Şeyh Abdullatif bin Abdulaziz Al Şeyh'in Independent Arabia’ya ruhsatsız veya özel devlet denetimi altında olmayan derneklere doğrudan bağış yapılmasından duyduğu memnuniyetsizlikle ilgili yaptığı açıklamalar, hararetli bir tartışma başlattı. Bakan Şeyh, devlet denetimi olmadan para toplamaya çalışan lisanssız derneklere güvenilmemesi konusunda uyardı.

Camilerin inşasını üstlenen derneklerin varlığına ilişkin bir soruya cevap olarak Bakan, Bakanlığın bu konuda derneklere güvenmediğini, camilerin doğrudan güvenilir hayırseverlere teslim edildiğini belirtti. Bakan, Mekke'de veya başka bir yerde, Bakanlıktan açık ve resmi onay almadan cami inşa etmek için bağış talep eden herhangi bir kuruluşun bağışçılar tarafından güvenilir olarak kabul edilmemesi gerektiğini de vurguladı.

efrbfrb
 Mekke'deki el-Tan'im Cami (SPA)

Son yıllarda Suudi Arabistan, yol kenarında inşa edilen camilere hizmet de dahil olmak üzere camilerin inşası, bakımı konusunda uzman kâr amacı gütmeyen kuruluşlarda önemli bir genişlemeye sahne oldu.

Bu alanda uzman en az 20 ruhsatlı dernek de dahil olmak üzere, bu türden onlarca kuruluş olduğu söylenebilir. Kâr amacı gütmeyen sektörün resmi sicili sürekli olarak gelişiyor ve bazı genel derneklerin, isimlerinde açıkça bu alanda uzmanlaşmış oldukları belirtilmese bile, camiler için programları bulunuyor. Bu durum, son zamanlarda tartışmalara neden oldu, çünkü bu derneklerin bazıları İslami İşler Bakanlığı'na bağlı veya onun denetimi altında değil.

2025 yılında Suudi Arabistan, 6 bin 478 cami ve ibadethanenin bakım, temizlik ve işletmesi için toplam değeri yaklaşık 408,2 milyon riyal olan bir dizi sözleşme imzaladı. Bu rakam bütün cami harcamalarını temsil etmiyor, ancak işletme maliyetlerinin büyüklüğü hakkında net bir gösterge sunuyor

Camilere hizmet alanında çalışan en önde gelen dernek ve kuruluşlar arasında şunlar yer alıyor: Riyad'daki “Cami Bakım ve Hizmetleri Derneği” (Maazen); “Yol Kenarındaki Camilerin Bakımı Derneği”; Cidde şehrindeki “Cami Bakım Derneği”; Mekke'deki “Cami İnşaatı ve Bakım Derneği” (Ta'zim); Doğu bölgesindeki “Ya'mar Cami Bakım Derneği”; “Maharib Derneği”; Cübeyl, er-Ras, Uneyze, Kasım, Tebük, el-Cevf ve diğer bölgelerdeki yerel dernekler.

Bu dernekler sadece inşaat işleriyle uğraşmıyorlar. Çalışmaları ayrıca restorasyon, döşeme, klima, temizlik, tuvaletlerin donatılması ve uzun yollar üzerinde bulunan, yoğun kullanım nedeniyle sürekli bakıma en çok ihtiyaç duyan camilere hizmet vermeyi de kapsıyor.

Bağışçı, camiyi inşa ettikten sonra bakımını üstlenmekle yükümlü mü?

Bağışçı camiyi inşa edip Bakanlığa teslim ederse ve belirlenmiş prosedürlere göre cami kabul edilirse, otomatik olarak bakımını yapmakla yükümlülükten kurtuluyor.

Bunun önemli istisnaları da var. Bir bağışçı, özellikle bir cami için vakıf kurarsa, vakfın gelirleri, bağışçının şartlarına göre bakım veya işletme için tahsis edilir. Bağışçı, Bakanlıkla bakımı da içeren özel bir taahhüt veya anlaşma imzalarsa, anlaşmanın şartlarına bağlı kalmakla yükümlüdür. Ancak, nihai teslimattan önce, bağışçı sadece inşaat şartlarını tamamlamaktan ve gerekli teknik onayları almaktan sorumludur.

Bu durum, bazı camilerin bağımsız vakıflara veya daimî bağışçılara sahipken, diğerlerinin Bakanlığın sistemine, işletme ve bakım sözleşmelerine tabi olmasının nedenini sorgulayan tartışmalara kapıyı araladı.

Bakım ve işletme: Zorlu maliyet

Bir cami inşa etmek sadece başlangıçtır; günlük işletmeyse sürekli maliyet demektir. Bir cami elektrik, su, klima, temizlik, döşeme, düzenli bakım ve acil onarımlar gerektirir.

sfevf
Cidde'deki el-Rahma Camii

Yaklaşık 100 bin cami, mescit ve namazgah ile bakım önemli bir mali ve idari zorluğa dönüşüyor.

İslami İşler Bakanlığı, 2025 yılında 6 bin 478 cami ve ibadethanenin bakım, temizlik ve işletmesi için toplam değeri yaklaşık 408,2 milyon riyal olan çeşitli sözleşmeler imzaladığını açıkladı. Bu rakam tüm cami harcamalarını temsil etmese de işletme maliyetlerinin büyüklüğü hakkında net bir gösterge sunuyor.

Bakanlık ayrıca, binin üzerinde cami ve mescidin bakımı için on milyonlarca riyali aşan değerde sözleşmeler gibi, çeşitli zamanlarda ve belirli bölgelerde sözleşmeler imzaladığını da duyurdu.

Camiler için ayrı bir bütçe var mı?

Cami bütçesi için tek ve kesin bir rakam vermek zordur. Daha doğru bir yaklaşım, bu bütçeyi üç bileşen üzerinden analiz etmektir:

Birincisi: Genellikle en büyük kalem olan maaşlar ve teşvikler.

İkincisi: Bakım, temizlik ve işletme sözleşmeleri.

Üçüncüsü: Hükümet veya bağışçılar tarafından finanse edilen inşaat ve yenileme projeleri.

Suudi Arabistan'da en az 100 bin ila 102 bin ibadet yeri bulunuyor. Son birkaç yıldır, İslami İşleri Bakanlığı çalışma yaklaşımını dönüştürerek daha verimli hale getirdi

Mevcut rakamlara göre, maaşlar, sözleşmeler, bakım ve projeler bir araya getirildiğinde camilerle ilgili harcamaların yıllık milyarlarca riyale ulaştığı söylenebilir. Ancak nihai rakam, İslami İşler Bakanlığı veya Maliye Bakanlığı'ndan ayrıntılı bir açıklama gerektiriyor.

Suudi Arabistan'daki camilerin öyküsü, esasen devlet ve toplum arasında uzun süredir devam eden bir ortaklığın öyküsüdür. Devlet inşa eder, organize eder, denetler, atama yapar, izler ve yönetir. Bağışçılar da finanse eder ve vakıflar tahsis eder. Bazı dernekler ikisi arasında aracı görevi görerek bağış toplar, projeleri yönetir ve restorasyon ve bakım çalışmalarını yürütür. Bu ortaklık, Krallığın sadece sayı bakımından değil, coğrafi yayılım ve günlük işletme açısından da İslam dünyasının en büyük cami ağlarından birine sahip olmasını sağladı.

Özetle, Suudi Arabistan'da en az 100 bin ila 102 bin ibadet yeri bulunuyor. Son birkaç yıldır, İslami İşler Bakanlığı, on binlerce imam, vaiz ve müezzin gibi geniş bir kadroya ve son dönemdeki sözleşme ve teşviklerdeki genişlemeye dayanarak çalışma yaklaşımını dönüştürüp daha verimli hale getirdi. Sonuç olarak, Suudi Arabistan'daki camiler sadece dini kurumlar değildir. Sürekli finansman, günlük yönetim, bakım sözleşmeleri ve büyük bir iş gücü gerektiren devasa bir sosyal, idari ve ekonomik ağ oluşturmaktadırlar.

* "Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir."