Suudi Arabistan Krallığı: Küresel dinamiklerde yükselen orta güç

Gulf Research Center (Körfez Araştırma Merkezi) adlı düşünce kuruluşunun kurucusu ve başkanı Dr. Abdulaziz Sager ve ekibinin Suudi Arabistan'ın son dış politika yönelimlerini analiz eden raporunun tam çevirisini sunuyoruz

Suudi Arabistan'ın başkenti Riyad (Reuters)
Suudi Arabistan'ın başkenti Riyad (Reuters)
TT

Suudi Arabistan Krallığı: Küresel dinamiklerde yükselen orta güç

Suudi Arabistan'ın başkenti Riyad (Reuters)
Suudi Arabistan'ın başkenti Riyad (Reuters)

Dr. Abdulaziz Sager 

Suudi Arabistan'ın Dış Politikası için Stratejik Öncelikler

Suudi Arabistan, ittifakları genişletmeyi ve daha fazla bağımsızlığı benimsemesiyle nitelenen, giderek daha güçlü hale gelen dış politikasıyla dikkatleri üzerine çekiyor. Suudi Arabistan politikasında son dönemde görülen yeniliklerin çoğunu anlamanın bir yolu da Suudi Arabistan'ın 2030 Vizyonu'nun penceresinden bakmak. Krallık, yenilik için daha elverişli bir ortamı teşvik etmek ve çeşitlendirme gündemini tamamlayan işgücü becerilerine yatırım yapmak için devam eden çabalarını sürdürüyor. Krallık, ekonomisini küresel enerji dönüşümüne ayak uydurabilecek şekilde yönlendiriyor ve Riyad'ı bölgesel ve küresel etkisini arttırarak ve dış bağlarını genişleterek çıkarlarını gözeten önemli bir orta güce dönüştürürken daha bağımsız bir dış politika izliyor. Dolayısıyla Suudi Arabistan'ın küresel düzene ilişkin yapıcı ve gelişen bir bakış açısına sahip olduğu söylenebilir.

Krallığın dış politika öncelikleri arasında ekonomik etki alanını büyütmek, ilişkilerini genişletmek ve hızla çok kutuplu hale gelen dünyada gücünü yansıtmak yer alıyor. Bu hedeflere ulaşmak için çabalayan Riyad, son derece önemli diplomasi ve arabuluculuk girişimlerinde kendisini daha fazla ön plana çıkarıyor. Krallık, hem Suudi Arabistan'ın komşularıyla ilişkilerini geliştirmek hem de Ortadoğu içinde ve ötesinde uzun süredir devam eden çatışmaları çözmek için diplomatik girişimlere ağırlık veren bir dış politika izliyor. Riyad, geleneksel petrol işbirliğinin ötesine geçerek enerji, altyapı, finans ve teknolojiyi de kapsayan kapsamlı stratejik ortaklıklar kurarak küresel diplomasiye aktif bir şekilde katılıyor. Bu, geçmişteki ittifaklardan sapışa işaret ediyor ve Suudi Arabistan'ın dış politikasında daha pragmatik ve uyumlu bir duruşu ortaya koyuyor.

Değişen ittifaklar ve ortaya çıkan zorluklarla dolu bir ortamda Suudi Arabistan'ın stratejik yaklaşımı, küresel sahnede arabulucu ve "tarafsız" bir etki sahibi olarak oynadığı rolde kendini gösteriyor. Bu, Krallığın barış görüşmelerine ev sahipliği yapmasında ve bölgedeki çatışmalara diplomatik çözümler getirmedeki kararlılığında görülebilir. 2023'te Krallık, stratejik hizalanmalar ve küresel sahnede önemli bir diplomatik oyuncu olarak ortaya çıkma yılının bir parçası olarak bir dizi önemli küresel zirveye ev sahipliği yaptı.

Krallığın Bölgesel ve Uluslararası Sahnelerdeki Rolü

Küreselleşme ve birbirine bağlılıkla nitelenen bir çağda, bölgesel ortaklıklar ekonomik büyüme, siyasi istikrar ve kültürel alışverişin önemli itici güçleri olarak ortaya çıkıyor. Güvenliğini korumak ve bölgesel nüfuzunu kullanmak için hareket eden Krallık; Mısır, İran, İsrail ve Türkiye'yi dengeleyerek bölgede hayati bir rol oynuyor. Suudi Arabistan'ın bölgedeki çeşitli uzlaşma çabalarındaki rolü, Arap halkları için ilişkilerin güçlendirilmesi kampanyalarında itici güç görevi görüyor.

Farklılaşan çıkarlar ve çeşitli silahlı çatışmalarla boğuşan bölgede Krallık, yeni bir rota çizmek için yenilenmiş diplomatik beceriler ve incelikler gösterme çabalarını sürdürüyor. Krallık son olarak 9 Şubat 2024'te Mısır, Ürdün, BAE ve Katar dışişleri bakanlarının katılımıyla Arapların Gazze krizine ilişkin tutumunu geliştirmek üzere Riyad'da Bakanlar Toplantısı Zirvesi'ne ev sahipliği yaptı. Krallık için öncelik, Gazze'deki mevcut krizi sona erdirmek, ateşkese odaklanmak, İsrail'in Gazze'den çekilmesi ve Gazze'ye insani erişim. Riyad, İsrail de dahil, bölgede güvenlik ve istikrara giden tek yolun bir Filistin devletinin kurulmasından geçtiğine inanıyor.

Gazze'deki çabalarına ek olarak Suudi Dışişleri Bakanlığı, Kasım 2023'te Gazze'de bir ateşkesi desteklemek üzere uluslararası pozisyonları harekete geçirmek için Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin daimi üyelerine tur düzenleyen bakanlar komitesine liderlik etti. Krallık ayrıca durumu yatıştırmak ve uluslararası insani yardım çabalarına destek sağlamak amacıyla ileriye dönük yolları tartışmak üzere Arap ve İslam ülkelerindeki ortakları harekete geçirmek için Arap-İslam Olağanüstü Zirvesi'ne ev sahipliği yaptı. Zirve kapsamında Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Selman'la İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi ilk kez bir araya geldi.

Krallık diğer birçok bölgesel meselede de rolünü genişletti. Bu, Cidde'de Sudan Silahlı Kuvvetleri ve Hızlı Destek Güçleri temsilcilerini bir araya getirerek Sudan'daki çatışmayı sona erdirmeyi amaçlayan birkaç Sudan Barış Görüşmesi'ne ev sahipliği yapan Suudi Arabistan'ın, yabancı uyrukluların tahliyesini ve Sudan'da ateşkes sağlanması için arabuluculuk çabalarına öncülük etmesini de içeriyor. Ayrıca Eylül 2023'te Suudi Arabistan Riyad'da Husilerin liderliğindeki heyetlerle ateşkes görüşmeleri gerçekleştirdi ve Krallık, Yemen'de uzun zamandır süregelen savaşı sona erdirmek için kalıcı bir ateşkes müzakere etme çabalarını sürdürdü. En önemlisi, Krallık 19 Mayıs 2023'te 32. Arap Birliği Zirvesi'ne ev sahipliği yaptı ve 10 yıldan uzun süredir ilk kez 22 Arap ülkesinin tamamından temsilciler katıldı. Zirve iki açıdan dikkat çekiciydi: Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad'ın katılımı ve Suriye'nin Arap dünyasına yeniden entegrasyonu ve Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy'nin ziyareti ve onur konuğu olarak katılımı.

Uluslararası düzeyde Suudi Arabistan, birkaç zirveye ve çeşitli uluslararası bloklarla bakanlar toplantısına ev sahipliği yaptı. Buna, iki bölge arasındaki ilişkilerin geliştirilmesi ve derinleştirilmesini ele alan 50 Afrikalı liderin katıldığı Suudi-Afrika Zirvesi de dahil. Genel olarak Krallık, Afrika ülkeleriyle ilişkilerini güçlendirmeyi, daha geniş ufuklara yaymayı ve çeşitli siyasi, ekonomik ve kalkınma alanlarında verimli ortaklıklar kurmayı amaçlıyor. Krallık ayrıca, Suudi Arabistan'ın 2030'a kadar sürdürülebilir kalkınma hedeflerine ulaşmak için Karayip bölgesindeki ülkeler gibi uluslararası ortaklarla birlikte çalışma kararlılığını vurguladığı 2030 Vizyonu'na uygun olarak gelir kaynaklarını çeşitlendirme çabası bağlamında ilk Suudi-Karayip (CARICOM) Zirvesi'ne ev sahipliği yaptı.

Suudi-Rus Ortak Komitesi, Ekim 2023'te Moskova'da düzenlenen 8. oturumunu gerçekleştirdi. Toplantı sırasında komite, iki ülke arasında enerji, ticaret, ekonomi ve yatırım dahil çeşitli kritik alanlarda işbirliğini geliştirme yolları üzerinde anlaştı. Riyad, Ekim 2023'te Körfez İşbirliği Konseyi (KİK)-Güneydoğu Asya Uluslar Birliği (ASEAN) Zirvesi'ne ev sahipliği yaparak iki dinamik bölgeyi birbirine bağlama ve bloklar arası bağlantıyı genişletme yönündeki ortak hedefi vurguladı. Dikkat çekecek şekilde Krallık, 7 Ekim'de Gazze'de meydana gelen ve bölgenin değişken güvenlik ortamının bir kez daha altını çizen saldırıların hemen ardından gelmesine rağmen toplantıdan vazgeçmedi. Suudi Arabistan ayrıca Ağustos 2023'te yaklaşık 30 ülkeden ulusal güvenlik danışmanlarının katıldığı Ukrayna Krizi konulu Cidde Toplantısı'na ev sahipliği yaptı. Stratejik ve siyasi diyalogların devamı olarak Cidde, Temmuz 2023'te KİK-Orta Asya (C5) Zirvesi'ne ev sahipliği yaptı. Körfez ülkeleri, Orta Asya'da toplu ve bireysel olarak yeni diplomatik ve ekonomik bağlar kurarken, her iki bölge de enerjiyi, özellikle de yenilenebilir enerji kaynaklarını artan ilişkilerinin merkezine yerleştirdi.

Suudi-İran Yakınlaşması

Hiçbir şey Suudi Arabistan'ın bölgede gerilimi azaltmadaki kararlılığını İran'la yakınlaşması kadar net bir şekilde ortaya koyamaz. Süregelen gerginlikler ve bölgesel rekabet, ilişkilerin ilerletilmesinde dikkatli bir gözetim gerektiriyor ve bu nedenle Krallık ihtiyatla ilerliyor. İran'ın taahhütlerini yerine getirmemesi ve bölgede şiddet içeren davranış ve faaliyetlerde bulunmasına dair geçmişten gelen bir endişe var. Bu endişe, özellikle 7 Ekim'deki gibi son olaylar ve İran'ın Gazze Savaşı'ndaki tutumu ışığında, İran destekli Husi örgütünün Kızıldeniz'deki saldırıları ve gerginliği tırmandırması nedeniyle daha da arttı. Gazze'deki kriz, İran'ın Lübnan'da Hizbullah, Yemen'de Husiler ve Irak'ta İran yanlısı Şii milisler aracılığıyla bölgesel istikrar ve güvenliğe zarar verecek şekilde "direniş eksenini" sürdürme niyetinde olduğu gerçeğinin altını daha da çizdi.

Krallık aynı zamanda Tahran'la diyalog kanalını açık tutma ve gerilimin azalmasına önayak olabilecek iletişimi sürdürmekte de kararlı. Zaman içinde Suudi Arabistan, İran'ın Suudi Arabistan'ın bölgedeki güvenlik çıkarlarını güvence altına alan ve bunlarla çelişmeyen istikrarı bozucu çabalardan uzak durma kararlılığını göstermesini isteyecektir. Sürecin gerilimin azaltılmasından normalleşmeye doğru ilerlediğini görmek için Tahran'dan gelen stratejik düşüncede köklü bir değişikliğe ihtiyaç var.

Riyad'ın Pekin ve Washington'la İttifakları

Krallık, güvenlik ortağı olarak ABD'nin yerini hiçbir şeyin tutamayacağının farkında. Buna ek olarak Riyad, diğer güçlerle kurabileceği ittifakların sınırlarının da farkında. Suudi Arabistan'ın ulusal ve bölgesel çıkarlarını politikalarında ön planda tutma ve uluslararası düzeyde herhangi bir kampla özdeşleştirilmeme kararlılığı son yıllarda daha belirgin hale geliyor. Krallık, güvenlik ortağı olarak ABD'yi değiştirmenin bedelinin yüksek olduğunu biliyor ancak aynı zamanda fırsatların ve diğer ortaklarla ilişki kurmamanın, onlarla bağ kurmamanın veya stratejik ilişkileri güçlendirmemenin riskinin daha yüksek olduğunu da biliyor.

Krallık ayrıca ABD ve Çin arasında bir çekişme noktası haline gelmek istemiyor ve bunun kendileri için bir ya o, ya da öteki seçimi olmadığını açıkça belirtti. Pekin ya da Washington'dan biriyle ilişki kurmak bir kazan-kaybet durumu olarak görülmemeli. Krallığın kendi bakış açısından bölgesel güvenliği sağlamak için en iyi olanı yapmak öncelikli olacak. Bu durum İran-Suudi yakınlaşmasında kolaylaştırıcı olarak Çin'in seçilmesinde açıkça ortaya çıkmıştır. İran söz konusu olduğunda ABD'nin gerilimi azaltma cephesinde sonuç alamayacağını bilen Riyad, Suudi ulusal çıkarlarının merkezinde yer alan bir anlaşmayı sağlamak için Pekin'e başvurdu.

Suudi Arabistan'ın diğer güçlerle yakınlaşması, Körfez'de ABD'nin Körfez'e olan bağlılığına dair artan ve süregelen endişelerle de bağlantılı ki bu da Amerika'nın güvenlik rolüne olan güvenin azalmasına ve ABD-Körfez İşbirliği Konseyi ilişkilerinin gücünde giderek büyüyen bir uçuruma yol açıyor. Bu bağlamda Suudi Arabistan, örneğin Rusya ve Çin'le daha iyi bir anlayış geliştirme yönünde adımlar atıyor.

Krallığın ABD'yle ilişkilerine gelince, her iki ülke de 70 yılı aşkın süredir devam eden yakın işbirliğine dayanan köklü güvenlik ilişkilerine sahip. Ancak ABD'nin Krallığın ve Körfez ülkelerinin endişelerini dinlemeyi reddetmeyi sürdürmesi nedeniyle ABD-Suudi ilişkileri zaman zaman gergin bir hal alıyor. Körfez bölgesinde ve tüm Ortadoğu'da yükselen tansiyon göz önüne alındığında, tüm bunlar Krallığın son yıllarda bölgesel gerilimleri azaltma ve ilişkileri daha işbirlikçi bir zemine oturtma çabalarını baltalıyor. Dolayısıyla gerilimin daha da tırmanmasını önlemek için ABD'yle Riyad arasında net bir uyum sağlanması acil bir ihtiyaç. ABD, geniş Ortadoğu'da orta ve uzun vadeli güvenlik ortamı söz konusu olduğunda hâlâ en önemli aktör. Ancak son birkaç on yıldır izlediği tutarsız, dağınık ve kararlı olmayan politikalar bölgenin uzun vadeli istikrarını tehlikeye atıyor. Dahası, şu anda ABD bir kez daha Körfez'deki müttefiklerinin tavsiyelerini dikkate almıyor. Bu durumun değiştirilmesi gerekiyor, aksi takdirde iki taraf arasındaki görüş ayrılığı artmaya devam edecek. Suudi Arabistan ve Arap ülkelerinin çoğunluğu ABD'nin mevcut bölgesel stratejisinin öngörüsüz olduğuna ve istikrarını uzun vadede sürdüremeyeceğine inanıyor.

Çin söz konusu olduğunda, ekonomik işbirliği ve stratejik ortaklıklarda atılan olumlu adımları kabul etmekle birlikte, başta Suudi Arabistan olmak üzere KİK ülkeleri arasında Çin'in bölgesel istikrarda daha da etkili bir rol oynayabileceğine dair ortak bir inanç var. Büyük resme bakıldığında Çin, geleneksel politikasını yeniden şekillendirerek sadece kendi bölgesinde istikrar ve güvenliği dengelemekten çıkıp istikrarlı enerji akışını sağlamaya ve KİK'le yakınlaşma alanlarını genişletmeye çalışıyor. Krallık, Çin'i çatışmaların çözümüne ve bölgesel barışa önemli ölçüde katkıda bulunma potansiyeline sahip önemli bir küresel oyuncu olarak görüyor.

Aralık 2023'te gerçekleşen Çin-Suudi Arabistan-İran üçlü ortak komitesinin ilk toplantısında Çin, Riyad ve Tahran arasındaki ilişkileri geliştirme sürecini ilerletmek için üç öneri sundu. İlk öneri, Suudi-İran uzlaşma stratejisi kararının sürdürülmesinin ve iletişim ve işbirliği yoluyla karşılıklı güvenin geliştirilmesinin önemini vurguladı. İkinci olarak Pekin, halklar arası etkileşimin aktif bir şekilde araştırılmasında daha fazla ilerleme kaydedilmesini önerdi. Üçüncü olarak Çin, Ortadoğu'da dış müdahalenin reddedilmesi çağrısında bulundu. KİK ülkeleri Çin'in bölgedeki diplomatik rolünü yakından takip ediyor.

Çin'in diplomatik nüfuzuyla olumlu diyaloğun teşvik edilmesi ve istikrarın desteklenmesinde yapıcı bir rol oynayabileceği beklentisi var. Ancak Krallık, Çin'in bölgedeki diplomatik rolünü fazla abartmamalı. Bu aşamada Çin'in "bölgesel istikrar sağlayıcı" olarak hareket etmeye ve bölgede ve daha geniş anlamda Ortadoğu'da daha geniş bir diplomatik rol üstlenmeye gerçekten hazır olup olmadığı henüz belli değil.

BRICS Üyeliği

BRICS'e dahil olma yönündeki adım aynı zamanda Suudi Arabistan'ın bölgenin küresel kalkınmasını ve ekonomik işbirliğini desteklemek üzere güçlü ekonomik ortaklıklar geliştirmek ve inşa etmek için diplomatik çaba sarf etmedeki tutumunu da vurguluyor. Krallık'tan gruba üyeliğinin statüsü konusunda resmi bir teyit gelmemiş olsa da bu genişleme BRICS içinde jeopolitik ve ekonomik gündemlerin giderek daha fazla örtüştüğüne işaret ediyor. Bu, Suudi Arabistan'ın istikrarlı enerji piyasalarını korumak için güvenilir bir enerji ortağı olarak sağlamlaştırılmasını da içeriyor. BRICS'in genişlemesi aynı zamanda dünyayı yönlendirme kuvvetini güçlendirmek için Güney-Güney işbirliğini geliştirmeyi amaçlıyor. Krallık için BRICS üyeliği yeni işbirliği mekanizmaları getirecek, kalkınma amaçlı rolünü daha da güçlendirecek ve Küresel Güney ülkeleriyle siyasi ve ekonomik işbirliğini genişletmek için ek bir platform sağlayacak.

Suudi Arabistan için BRICS üyeliği başka ittifak seçenekleri sunacak olsa da bu, ittifaklarını daha da doğuya kaydırdığını göstermeyecek. BRICS'in BRICS+ formatına genişlemesi, BRICS'i gelişmekte olan dünyada uzlaşma ve diyalog için potansiyel olarak daha cazip bir kurum haline getiriyor. Suudi Arabistan gibi ülkelerin de dahil olmasıyla, küresel düzenin Batı'nın gözünde geleneksel olarak "kabul edilebilir" ortakların ötesine geçmesi mümkün. Jeopolitik fırsatını değerlendiren Suudi Arabistan, BRICS+ ülkeleri gibi, bu ivmeyi yükselen ve gelişmekte olan ülkelerin ihtiyaç ve gereksinimlerini daha iyi temsil edebilecek mekanizmalar yaratma potansiyelini keşfetmek için kullanıyor.

Bu nedenle BRICS'in genişlemesi, son 70 yıldır var olan küresel düzenin çok taraflı sistemini yıkmaya yönelik kasıtlı bir girişimden ziyade daha sembolik görülmeli. Krallık için özellikle ABD'yle güçlü bir ittifakı sürdürmek hâlâ temel dış politika gündem maddesi. Buna ek olarak Krallık, G20 gibi gruplardaki hayati konumunun da farkında ve bunun herhangi bir şekilde etkilenmesini engelleyecek. Küresel Güney'in yeni bir tür şeffaf ve kapsayıcı çok taraflı işbirliği talep ettiğine dair işaretler var. BRICS böyle bir işbirliğinin test edilebileceği bir mekanizma.

Sonuç

21'inci yüzyılın jeopolitik manzarası, geleneksel küresel güçlerin hakimiyetine meydan okuyan yükselen güçlerle birlikte potansiyel bir dönüşümsel değişime tanıklık ediyor. Bu bağlamda Suudi Arabistan Krallığı, yeni bir dünya düzeninin hatlarının şekillenmesine katkı sağlayan ve önemi giderek artan bir oyuncu olarak ortaya çıkıyor. Krallığın daha geniş bölgesel ve uluslararası angajmanının merkezinde ekonomik devletçiliğin önceliği göz ardı edilemeyecek bir husus. Suudi Arabistan geçmişin jeopolitik stratejilerini tekrarlamak yerine, bağlanabilirlik ve daha geniş pazarlara ve ağlara erişim üzerine kurulu yeni jeoekonomik stratejiler geliştiriyor. Genel olarak, Suudi Arabistan kendisini küresel ilişkilere esnek ve pragmatik bir yaklaşımla yaklaşan etkili bir oyuncu olarak görüyor. Krallık, önemli diplomatik ağlarda söz sahibi olma ve gelişen küresel düzende etkili olma arzusunda.

Independent Türkçe



Suudi Arabistan: Abha ve Riyad havalimanlarına yönelik iki saldırıda 3 kişi öldü, 36 kişi yaralandı

Abha Uluslararası Havalimanı (Fotoğraf: Salih el-Gannam)
Abha Uluslararası Havalimanı (Fotoğraf: Salih el-Gannam)
TT

Suudi Arabistan: Abha ve Riyad havalimanlarına yönelik iki saldırıda 3 kişi öldü, 36 kişi yaralandı

Abha Uluslararası Havalimanı (Fotoğraf: Salih el-Gannam)
Abha Uluslararası Havalimanı (Fotoğraf: Salih el-Gannam)

Suudi Arabistan Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü, salı ve çarşamba günlerinde Abha Uluslararası Havalimanı ile Kral Halid Uluslararası Havalimanı'nın tesislerini hedef alan iki saldırıya maruz kaldığını açıkladı. Saldırılarda 3 kişinin hayatını kaybettiği, 36 kişinin yaralandığı ve maddi hasar meydana geldiği bildirildi.

Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü tarafından yapılan açıklamada, Abha Uluslararası Havalimanı'na düzenlenen saldırıda biri Faslı, diğeri Cezayirli iki kadın çalışanın hayatını kaybettiği belirtildi. Açıklamada ayrıca 28 Suudi vatandaşı ile Bangladeş ve Filipinler uyruklu iki kişinin yaralandığı, yaralanmaların hafiften ağır seviyeye kadar değiştiği kaydedildi.

Açıklamada, Kral Halid Uluslararası Havalimanı'na yönelik saldırıda ise Sudanlı bir kişinin hayatını kaybettiği, 5 Suudi vatandaşı, 2 Mısırlı ve bir Pakistanlının bulunduğu 8 kişinin yaralandığı bildirildi. Yaralanmaların hafiften ağır seviyeye kadar değiştiği belirtildi.

Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü, acil müdahale ekipleri ve ilgili kurumların saldırıların hemen ardından yürürlükteki prosedür ve planlar doğrultusunda olaylara müdahale ettiğini belirtti. Tüm yaralıların gerekli tıbbi müdahaleyi almaları için derhal hastanelere sevk edildiği kaydedildi.

Açıklamada, Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü'nün ilgili güvenlik birimleriyle sürekli koordinasyon içinde hasar tespit çalışmalarını sürdürdüğü ve yolcular ile çalışanların güvenliğini sağlamak, ülkedeki sivil havacılık sisteminin emniyetini korumak için gerekli tüm önlemleri aldığı vurgulandı.

Sistematik saldırılar

Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) Genel Sekreteri Casim el-Budeyvi, Husi saldırılarını "en sert ve en güçlü ifadelerle" kınadı. Budeyvi, sivil havalimanlarının hedef alınmasının ve yolcuların, çalışanların ve sivillerin hayatlarının tehlikeye atılmasının ciddi bir tırmanış ve uluslararası hukuk ile teamüllerin açık bir ihlali olduğunu belirtti.

Budeyvi, yaptığı açıklamada sivilleri ve sivil tesisleri hedef alan, bölgesel ve uluslararası güvenlik ve istikrarı tehdit eden bu sistematik saldırıların kararlı ve caydırıcı bir uluslararası tutum gerektirdiğini ve bunların sürdürülmesine izin verilmemesi gerektiğini ifade etti.

KİK Genel Sekreteri, Körfez ülkelerinin Suudi Arabistan'ın yanında tek saf halinde durduğunu ve ülkenin güvenliği, istikrarı, egemenliği ile vatandaşlarının ve topraklarında yaşayanların güvenliğini tehdit eden her türlü girişim karşısında tam dayanışma içinde olduğunu yineledi. Budeyvi ayrıca Riyad'ın topraklarını, kazanımlarını ve güvenliğini korumaya yönelik tüm tedbirlerini desteklediklerini belirtti.

Şiddetli kınama

Arap İçişleri Bakanları Konseyi, iki havalimanına yönelik Husi saldırılarını şiddetle kınadı. Konsey Genel Sekreterliği, yaptığı açıklamada, "milislerin Suudi Arabistan'daki sivillere ve sivil tesislere yönelik saldırılarını tekrarlamayı sürdürmesini, uluslararası hukuku açıkça ihlal etmesini ve bölgenin güvenlik ve istikrarını tehdit etmesini kesin bir dille kınadığını" belirtti.

Konsey Genel Sekreterliği, Suudi Arabistan'ın güvenliğini, istikrarını ve kazanımlarını korumak, vatandaşları ile ülkede yaşayanların güvenliğini sağlamak amacıyla aldığı tedbirlerde Riyad'la tam dayanışma içinde olduklarını ve Suudi Arabistan'ı tamamen desteklediklerini vurguladı.


Suudi Arabistan, şirketlerinin Suriye pazarına girmesi için yeni yollar açıyor

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera, Şam’da düzenlenen Suudi Arabistan-Suriye Yatırım Forumu’nda iş adamlarıyla bir araya geldi. (SPA)
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera, Şam’da düzenlenen Suudi Arabistan-Suriye Yatırım Forumu’nda iş adamlarıyla bir araya geldi. (SPA)
TT

Suudi Arabistan, şirketlerinin Suriye pazarına girmesi için yeni yollar açıyor

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera, Şam’da düzenlenen Suudi Arabistan-Suriye Yatırım Forumu’nda iş adamlarıyla bir araya geldi. (SPA)
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera, Şam’da düzenlenen Suudi Arabistan-Suriye Yatırım Forumu’nda iş adamlarıyla bir araya geldi. (SPA)

Suudi Arabistan-Suriye İş Konseyi, Suudi şirketlerinin Suriye pazarına girişini kolaylaştırmayı ve önümüzdeki aşamalarda yeni sektörel projelere zemin hazırlamayı amaçlayan kurumsal yapı çerçevesinde, halen geliştirilme aşamasında bulunan yaklaşık üç yeni çalışma alanı üzerinde faaliyet yürütüyor.

Suudi Arabistan ile Suriye arasındaki ekonomik ilişkiler, geçen yıldan bu yana gelişme gösterdi. Bu kapsamda, eski Yatırım Bakanı Mühendis Halid el-Falih başkanlığındaki üst düzey Suudi heyeti Şam’ı ziyaret etti. Aralarında 130’dan fazla iş insanı ve yatırımcının bulunduğu heyetin ziyareti, iki ülke arasındaki ticari ve yatırım ilişkilerinin güçlendirilmesine yönelik resmi ve ekonomik ilginin boyutunu ortaya koydu.

Ziyaret sırasında 11 hayati sektörde 47’den fazla anlaşma ve mutabakat zaptı imzalandı. Toplam yatırım tutarı 6,4 milyar doları aşarken, anlaşmalar gayrimenkul, altyapı, iletişim ve bilgi teknolojileri, sanayi ve diğer sektörleri kapsadı.

Suriye Egemen Varlık Fonu ile koordinasyon

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre, ihracat ürünlerine doğrudan erişimin kolaylaştırılması ve projelerin uygulanmasında kullanılacak ekipmanlar için geçici giriş işlemlerinin düzenlenmesini de kapsayacak şekilde, kara ve deniz lojistik koridorlarının geliştirilmesini incelemek üzere Suriye Yatırım Kurumu ile koordinasyon sağlanarak ortak bir ekip oluşturulması mekanizması hayata geçirildi.

Bunun yanı sıra, Suudi Arabistan Odalar Federasyonu, Suudi özel sektörünün önündeki mevcut yatırım fırsatlarını takip etmek ve Suriye pazarındaki ilgili kurumlarla iletişimi desteklemek amacıyla Suriye egemen varlık fonuyla doğrudan bir iletişim kanalı oluşturdu.

cvfgh
2025 yılının temmuz ayında düzenlenen yatırım forumu sırasında her iki ülkeden bir dizi iş adamı bir araya geldi. (SPA)

Suudi Arabistan-Suriye İş Konseyi’nin kuruluşu, Suriye’nin yeniden imar ve kalkınmada yeni bir aşamaya hazırlandığı döneme denk geldi. Bu durum, finansman ve yatırım kapasitesinin yanı sıra proje geliştirme alanındaki deneyimlerinden yararlanabilecek Suudi özel sektörünün farklı yatırım projelerine ve ekonomik sektörlere katılımının önünü açıyor.

Konsey, kuruluşundan bu yana 2025-2030 dönemi için Suudi Arabistan ile Suriye arasındaki sürdürülebilir ekonomik iş birliğini güçlendirmeyi, yatırım fırsatlarını öne çıkarmayı, stratejik ortaklıkları desteklemeyi ve Suudi şirketlerinin ihracatında ticari ve lojistik işlemleri kolaylaştırmayı hedefleyen bir çalışma planı hazırlamaya başladı.

Plan, Suudi özel sektörünün Suriye’deki yeniden imar ve kalkınma fırsatlarından yararlanmasını; ihracatın desteklenmesi, işlemlerin kolaylaştırılması ve yatırımcılara daha elverişli bir ortam sağlayacak düzenleyici çerçevelerin güçlendirilmesi yoluyla sağlamayı amaçlıyor. Planda altyapı, ticaret ve ihracatın geliştirilmesi, gayrimenkul geliştirme, turizm, sanayi ve gıda güvenliği gibi sektörlere odaklanılıyor.

Yeni yatırımlar

Bu çerçevede, Suudi Arabistan-Suriye İş Konseyi Başkanı Muhammed bin Abdullah Ebu Nayan, konseyin üyeleri arasında uluslararası faaliyet gösteren çok sayıda üst düzey Suudi yetkili ve yatırımcının bulunduğunu belirterek, bunun konseyin iki ülke arasındaki ticari ve yatırım ilişkilerini destekleme ve hedeflerine ulaşma kapasitesini güçlendirdiğini ifade etti.

Suudi Arabistan-Suriye İş Konseyi heyeti, geçtiğimiz ağustos ayında 180 Suudi iş insanının katılımıyla Suriye’nin başkenti Şam’ı ziyaret etti. Heyet, ortak toplantıların yanı sıra hükümet yetkilileriyle 15’ten fazla görüşme gerçekleştirdi. Ayrıca yatırım fırsatları, karşılaşılan zorluklar ve iş birliği alanlarının ele alındığı sekiz sektörel toplantı ve çalıştay düzenlendi.

Ziyaret sırasında, Suudi gayrimenkul geliştirme ve yatırım şirketi Thara’nın 1 milyar doları aşan yatırımla hayata geçireceği Şam View Projesi duyuruldu. Bunun yanı sıra Suudi otel ve tatil köyleri grubu Boudl’a bağlı Narcissus Damascus otelinin yapım çalışmalarının başlatıldığı açıklandı.


Dünya Enerji Konseyi Genel Sekreteri Şarku’l Avsat’a konuştu: Enerji kaynaklarını çeşitlendirmek, şoklarla başa çıkmak için bir zorunluluk

İran’ın Bender Abbas kenti yakınlarındaki Hürmüz Boğazı’nda gemiler görünürken, kadınlar kürek sörfü yapıyor. (Reuters)
İran’ın Bender Abbas kenti yakınlarındaki Hürmüz Boğazı’nda gemiler görünürken, kadınlar kürek sörfü yapıyor. (Reuters)
TT

Dünya Enerji Konseyi Genel Sekreteri Şarku’l Avsat’a konuştu: Enerji kaynaklarını çeşitlendirmek, şoklarla başa çıkmak için bir zorunluluk

İran’ın Bender Abbas kenti yakınlarındaki Hürmüz Boğazı’nda gemiler görünürken, kadınlar kürek sörfü yapıyor. (Reuters)
İran’ın Bender Abbas kenti yakınlarındaki Hürmüz Boğazı’nda gemiler görünürken, kadınlar kürek sörfü yapıyor. (Reuters)

Küresel enerji sisteminin artan jeopolitik risklerle ve darboğazlarla karşı karşıya kaldığı bir dönemde, petrol ticareti akışında son dönemde yaşanan aksamalar, pazarlara erişim yollarının çeşitlendirilmesinin ve şokları emebilecek altyapının önemini bir kez daha ortaya koydu.

Riyad’da düzenlenecek Enerji Haftası öncesinde Şarku’l Avsat’a özel açıklamalarda bulunan Dünya Enerji Konseyi Genel Sekreteri Angela Wilkinson, sistemin aksamalarla başa çıkma kapasitesinin yalnızca üretim hacmiyle ilgili olmadığını; altyapı, taşıma ağları ile üreticiler ve tüketiciler arasındaki ilişkileri de kapsadığını vurguladı.

Suudi Arabistan’da ilk kez düzenlenecek ve Dünya Enerji Kongresi’nin 25’incisine ev sahipliği yapacak Riyad Enerji Haftası etkinlikleri pazar günü başlıyor. Etkinlik; 70’ten fazla bakan, küresel enerji şirketlerinin 300’ü aşkın CEO’su ve 25’ten fazla uluslararası kuruluşun liderlerinin katılımıyla gerçekleştiriliyor.

‘Herkes İçin Enerji Geleceğine Giden Yollar’ teması altında düzenlenen kongre kapsamındaki çalışmalar; enerji güvenliği, küresel petrol ve gaz piyasaları, yatırım ve finansman, yapay zekâ ve dijital dönüşüm, kritik mineraller, karbon yönetimi, doğal gaz ve enerji karmasının geleceğini ele alan 30’dan fazla bakanlık, strateji ve liderlik oturumuna ayrılıyor.

Hürmüz, enerji sisteminin esnekliğini test ediyor

Wilkinson, enerjinin ‘modern dünyada yaşamın her alanının temelini oluşturduğunu’ belirterek, bu nedenle küresel önceliğin küresel enerji ve ekonomi krizine yol açan bölgesel çatışmalarda tırmanmanın önlenmesi olduğunu ifade etti. Enerji sektörü liderlerinin bugün yeni bir jeopolitik ortamda faaliyet gösterdiğini vurgulayan Wilkinson, farklı bölgelerdeki toplumların taşıma rotaları ve rafinasyondan sıvılaştırılmış doğal gaza (LNG), elektrik şebekelerine ve kritik minerallere kadar uzanan çok sayıda şok ve darboğazla karşı karşıya kaldığını kaydetti.

Enerji güvenliği, enerjiye erişimde adalet ve ödenebilirlik ile çevresel sürdürülebilirlik arasındaki dengelerin ortadan kalkmadığını, aksine değişip daha da keskinleştiğini belirten Wilkinson, sürdürülebilir bir ilerleme sağlamak için bu unsurlar arasında anlık olarak yeniden denge kurulmasının hayati önem taşıdığını ifade etti. Wilkinson bu değerlendirmesini, Konseyin 65 ülkeden 275’i aşkın enerji sektörü lideriyle yürüttüğü görüşmelerin ardından hazırladığı 2026 Küresel Enerji Üçlemi Raporu sonuçlarına dayandırdı.

Wilkinson, süresi ne olursa olsun krizin en uzun vadeli etkisinin, sektör liderlerinin esnekliği, entegrasyonu ve operasyonel uyumu güçlendirmek; ayrıca bugünün aksamalarını emebilecek, gelecekteki şoklara ve dönüşüm fırsatlarına daha iyi hazırlanabilecek sistemler inşa etmek amacıyla nasıl bir iş birliği yapacağında görülebileceğini sözlerine ekledi.

Suudi Arabistan ve çok yönlü erişim yolları

Wilkinson, Suudi Arabistan’ın üretim kapasitesi ile alternatif ihracat altyapısının, özellikle mevcut güzergahlarda aksamalar yaşandığında küresel enerji piyasalarında kritik bir rol oynadığını ifade etti. Son gelişmelerin ‘tüm riskleri ortadan kaldıran tek bir yol olmadığını’ gösterdiğini belirten Wilkinson, enerji güvenliğinin güçlü bir altyapıya, pazarlara erişim yollarının çeşitlendirilmesine ve üreticiler ile tüketiciler arasında daha fazla iş birliğine dayandığını vurguladı.

frgthyju
Dünya Enerji Konseyi Genel Sekreteri Angela Wilkinson (Dünya Enerji Konseyi)

Körfez bölgesindeki enerji sisteminin esnekliğinin yalnızca bölgenin üretebileceği enerji miktarıyla ölçülemeyeceğini ekleyen Wilkinson, bunun aynı zamanda söz konusu enerjinin limanlar, boru hatları, elektrik şebekeleri ve uluslararası piyasalar aracılığıyla güvenilir bir şekilde taşınabilme kapasitesine de bağlı olduğunu kaydetti.

Yeni altyapı yatırımlarına, şebekelerin güçlendirilmesine ve giderek çeşitlenen ortaklıklara dikkat çeken Wilkinson, bu unsurların sistemin elindeki seçenekleri artırdığını belirtti. Esneklik kavramını ‘sistem içinde seçenekler oluşturmak’ şeklinde özetleyen Wilkinson; bunun enerji kaynaklarının çeşitlendirilmesi, pazarlara erişim yollarının artırılması, güçlü altyapı ve sağlam uluslararası ilişkiler yoluyla sağlanabileceğini ifade etti.

Tedarikten kapasitelere

Wilkinson, krizin enerji güvenliği, enerjiye erişimde adalet ve ödenebilirlik ile çevresel sürdürülebilirlik arasında denge kurma ihtiyacını ortadan kaldırmadığı görüşünü dile getirdi. Ancak Wilkinson, değişen ve bazen çok hızlı ilerleyen durumun, baskıların arttığı ve yeni darboğazların ortaya çıktığı noktalar olduğunu açıkladı.

Enerji sektörü liderlerinin yönettiği dengelerin; jeopolitik gelişmeler, teknolojik yenilikler, iklim değişikliğinin etkileri ile artan talep dinamikleri ve sanayi rekabetçiliği ile birlikte küresel enerji sisteminin yeni bölge ve noktalarına kaydığını ifade etti.

Wilkinson’a göre en büyük dönüşüm, enerji sisteminin arz etrafında şekillendiği bir dünyadan, giderek kapasiteler etrafında örgütlendiği bir dünyaya geçişte görülebilir. Konsey de bu dönüşüme, Küresel Enerji Üçlemi yaklaşımını bir ölçüm çerçevesi olmaktan çıkarıp sistem entegrasyonu, esneklik, enerji güvenliği ve sanayi rekabetçiliğini ele alan bir liderlik diyaloğuna dönüştürerek yanıt veriyor.

Entegrasyonun yalnızca standartların belirlenmesine yönelik teknik bir zorluk olmadığını vurgulayan Wilkinson, bunun aynı zamanda enerji sisteminin bileşenlerinin birlikte verimli çalışmasını sağlamak için gerekli kurumsal, finansal ve insani kapasitelerle de ilgili olduğunu belirtti.

Siyasi coğrafya ve yeni bağımlılıklar

Wilkinson, önümüzdeki 5 ila 10 yıl içinde enerji sektöründeki karşılıklı bağımlılık kararlarında jeopolitiğin öneminin daha da artacağını öngörüyor. Elektrik, yapay zekâ, yeni teknolojiler ve artan talebin önemli birer faktör olmaya devam edeceğini belirten Wilkinson, ancak bu süreçlerin daha parçalı ve rekabetçi bir dünyada evrildiğini vurguladı.

Ülkelerin belirli bir alandaki bağımlılığı azaltma çabalarının; kritik mineraller, teknolojiler, üretim kapasiteleri ya da altyapı üzerinde yeni bağımlılıklar yaratabildiğini keşfettiğini açıkladı.

Liderlerin bu birbiriyle bağlantılı bağımlılıkları yönetme ve giderek büyüyen kapasite açıklarını kapatma biçimlerinin, önümüzdeki on yılda enerji sisteminin şekillenmesine katkı sağlayacağı görüşünü dile getirdi.

Elektrifikasyonun üst düzey aşaması

Elektrik talebinin ivme kazandığı bir dönemde Wilkinson, elektrifikasyonun üst düzey aşaması önündeki en büyük engelin belirli bir teknoloji, politika veya altyapıdan ziyade, tüm enerji sistemini verimli bir şekilde çalıştırabilme kapasitesi olduğunu ifade etti.

Bunun üretim, elektrik şebekeleri, depolama ve yatırımları kapsadığını belirten Wilkinson; bu unsurların her birinin genişletilmesinin tedarik zincirleri, kritik mineraller, eskiyen altyapılar ve vasıflı iş gücü üzerinde yeni bağımlılıklar doğurduğunu açıkladı.

Enerji teknolojilerinin yaygınlaştırılmasının elzem olmayı sürdürdüğünü vurgulayan Wilkinson, ancak bu teknolojilerin uyum içinde çalışmasını sağlamanın giderek büyüyen bir zorluk oluşturduğunu ve yeni kapasiteler gerektirdiğini kaydetti.

Dönüşüme giden tek bir küresel yol yok

Wilkinson, enerji sektöründeki dönüşüm için tek bir küresel yolun bulunduğu fikrini reddederek, farklı kaynaklara, altyapılara, ekonomik ve sosyal ihtiyaçlara göre şekillenen birden fazla yol ve dönüşümün mevcut olduğunu ifade etti.

cvfgbhj
İran’ın Bender Abbas kıyılarına yakın Hürmüz Boğazı’ndaki gemiler (Reuters)

Küresel Enerji Üçlemi çalışmaları, sektör liderlerinin enerji güvenliği, enerjiye erişimde adalet ve ödenebilirlik ile çevresel sürdürülebilirlik arasında çok daha sık ve dinamik bir şekilde yeniden denge kurmak zorunda kaldıklarını gösteriyor.

Asıl zorluğun bu çoklu öncelikleri eş zamanlı olarak ilerletmek olduğunu belirten Wilkinson, bunlardan birinin ihmal edilmesinin sistemin başka bir noktasında zafiyetler yaratabileceğini vurguladı. Wilkinson, sorunun dönüşümün daha hızlı mı yoksa daha yavaş mı olması gerektiği değil; temiz elektrik ile geleceğin yakıtlarına yönelik artan talebi karşılayabilecek güvenilir, erişilebilir, uygun maliyetli ve sürdürülebilir enerji hizmetlerini inşa edecek şekilde aşamaların nasıl sıralanacağı olduğunu kaydetti.

Egemenlik ve bağımsızlık arasında

Wilkinson, 2030 yılına kadar yeterince dikkate alınmama riski taşıyan unsurlardan birinin ‘enerji egemenliği’ ile ‘enerji bağımsızlığı’ kavramlarının birbirine karıştırılması veya talebin pasif ve öngörülebilir kalacağının varsayılması olduğunu belirtti. Oysa talep, artık daha aktif hale gelerek enerji sisteminin şekillenmesinde doğrudan rol oynuyor.

Modern enerji sistemlerinin doğası gereği karşılıklı bağımlılığa dayandığını ifade eden Wilkinson, bir ülkenin yakıt ithalatına olan bağımlılığını azaltırken; temiz enerji sistemlerini kurmak için gerekli kritik minerallere ve teknolojilere olan bağımlılığını artırabileceğini kaydetti.

Bu nedenle enerji güvenliği, sistemin tüm bileşenlerini ülke sınırları içine taşımak anlamına gelmiyor; aksine bu karşılıklı bağımlılıkları anlamayı ve yönetmeyi gerektiriyor. Küresel enerji sistemi büyüdükçe bu durum, yalnızca üretim kapasitelerinin ötesine bakmayı; elektrik şebekelerinin, santrallerin, tedarik zincirlerinin ve bunlar arasındaki bağlantıların esnekliğini de dikkate almayı zorunlu kılıyor.