Türkiye'nin petrol ve gaz piyasalarındaki rolü

Ceyhan Limanı’ndan ihraç edilen Azerbaycan petrolünün bir kısmı İsrail'e gidiyor

Türkiye ile Rusya arasında Ankara'nın Avrupa'da doğal gaz ticaretinin merkezi haline getirilmesine yönelik görüşmeler yapılıyor (AFP)
Türkiye ile Rusya arasında Ankara'nın Avrupa'da doğal gaz ticaretinin merkezi haline getirilmesine yönelik görüşmeler yapılıyor (AFP)
TT

Türkiye'nin petrol ve gaz piyasalarındaki rolü

Türkiye ile Rusya arasında Ankara'nın Avrupa'da doğal gaz ticaretinin merkezi haline getirilmesine yönelik görüşmeler yapılıyor (AFP)
Türkiye ile Rusya arasında Ankara'nın Avrupa'da doğal gaz ticaretinin merkezi haline getirilmesine yönelik görüşmeler yapılıyor (AFP)

Enes bin Faysal el-Hacci

Türkiye'nin Rus petrolü ithalatı rekor seviyeler kaydediyor, Türkiye Avrupa'ya ham petrol ve petrol ürünleri ihraç ederken, Rus doğal gazı da Türkiye'deki TürkAkım boru hattı üzerinden Avrupa ülkelerine akıyor!

Türkiye'nin ürettiği petrol ve doğal gaz miktarı çok az, ancak Türkiye'nin en büyük rolü Rusya, Orta Asya ve Ortadoğu ile olan konumu sayesinde Avrupa’yla bir bağlantı noktası olma özelliğiyle dikkat çekiyor. Burada Türkiye'nin enerji piyasalarındaki rolünü anlatmak için düşünür Cemal Hamdan'ın (Allah rahmet etsin) Mısır ile ilgili kullandığı "mekanın coğrafyası" ifadesini ödünç almak istiyorum.

Türkiye'nin enerji piyasalarındaki mevcut rolü beklenen bir gelişmedir. Energy Outlook Advisors'ın 2022 yılında Ukrayna'daki savaş, Rusya'ya yönelik yaptırımlar, Türk-Rus iş birliği,  Erdoğan ile Putin arasında Türkiye'nin Avrupa'da bir gaz ticaret merkezi haline getirilmesi fikrinin tartışıldığı toplantı ışığında, Türkiye'nin üstleneceği rolden ayrıntılı olarak bahseden İngilizce bir rapor yayınlamıştı.

Dünya genelinde gemi trafiğini takip eden Kpler firmasının verileri, Rusya'nın Ukrayna'ya saldırısı sonrasında Türkiye'nin Rus petrolü ithalatındaki artışa işaret ediyor. Aynı zamanda G7 ve Avrupa Birliği'nin Rus petrolüne yönelik yaptırımları sonrasında da önemli bir artışa işaret ediyor.  Rusya'nın Ukrayna'ya saldırmasından önce Türkiye'nin Rus petrolü ithalatı günlük 300 bin varil civarındaydı. Bu ithalat geçen ay günde bir milyon varile yaklaştı. Türkiye'nin deniz limanları yoluyla yaptığı petrol ithalatına baktığımızda Irak, Mısır, Hindistan ve Yunanistan'dan petrol ve petrol ürünleri ithal ettiğini görüyoruz. Irak'tan yapılan ithalata karadan boru hatları ile yapılan ithalat dahil değil. Bahsettiğimiz ithalat miktarları sadece deniz yoluyla yapılan ithalata aittir. Mısır'dan yapılan ithalat çoğunlukla Suudi Arabistan veya Körfez ülkelerinden Süveyş Kanalı yakınındaki Ayn es-Suhna Limanı’na ihraç edilen, daha sonra SUMED boru hattıyla Akdeniz'de İskenderiye yakınındaki Sidi Kerir Limanı’na nakledilendir. Hindistan ve Yunanistan'dan yapılan ithalatlar ise petrol ürünleridir.

Burada Türkiye'nin petrol ve gaz üretimindeki payı çok az olduğunu, bu nedenle de Türkiye'nin deniz yoluyla petrol ihracatı göz önüne alındığında, her "ihracatın" aslında bir yeniden ihracat olduğunu okuyucuya hatırlatalım. Deniz yolu ile ihracat miktarı deniz yolu ile ithalat miktarına yakın, ancak ham petrol ihracatının çoğunun bir boru hattı aracılığıyla Azerbaycan'dan kara yoluyla Türkiye'nin Ceyhan Limanı’na gelmesi nedeniyle aralarında büyük farklılıklar olduğunu da görüyoruz.

Türkiye'nin petrol ihracatının büyük kısmı Avrupa'ya, Avrupa’da da en çok  İtalya'ya ihraç ediliyor. İtalya’nın yanı sıra Hollanda ve Fransa gibi diğer Avrupa ülkelerine de ihracat yapılıyor. Türkiye'nin Ceyhan Limanı’ndan ihraç edilen Azerbaycan petrolünün bir kısmı İsrail'e gidiyor.

Bu makalenin yazılmasının nedenlerinden biri de budur; Cumhurbaşkanı Erdoğan, İsrail'e petrol ihracatının durdurulması yönünde çeşitli grupların baskısıyla karşı karşıya bulunuyor. Azerbaycan ile İsrail arasındaki güçlü ilişkilere rağmen birkaç gün önce Azerbaycan, İsrail'e doğrudan ihracat yapmadığını, petrolü ticari şirketlere, şirketlerin de İsrail'e sattığını açıkladı. Buradaki asıl nokta, her iki hükümetin de İsrail'e petrol ihracatını durdurma yönünde baskı altında olmasıdır.

Yukarıda, Türkiye'nin ham petrol ihracatının büyük kısmının, Azerbaycan'ın Bakü kentinden Ceyhan Limanı’na uzanan ve Gürcistan'ın Tiflis şehrinden geçen bir boru hattıyla Azerbaycan'dan geldiğini belirtmiştim. Ama Rusya'dan da Türkiye'ye belirli miktarlarda ham petrol arzı bulunuyor. Bu petrol ya olduğu gibi yeniden ihraç ediliyor ya da Türkiye'de rafine edilerek petrol ürünleri halinde Avrupa'ya ve diğer ülkelere satılıyor.  Dolayısıyla Türkiye, Hindistan ve Çin ile aynı rolü oynuyor; Rus petrolünü ithal ediyor ve bunu bir şekilde Avrupalılara ve Amerikalılara satıyor.

Türkiye'nin Ceyhan Limanı’ndan günde yaklaşık 600 bin varil Azerbaycan petrolü ihraç ettiğine dikkat çekiliyor. Ceyhan Limanı’na uzanan bir diğer boru hattıyla da yaklaşık 400 ila 450 bin varil Irak petrolü (Kuzey Irak ve Kürdistan Bölgesinden) ihraç ediliyordu. Ancak boru hattı geçen yılın Mart ayından bu yana askıya alınmış durumda ve siyasi ve mali nedenlerden dolayı henüz faaliyete geçemedi.

TürkAkım boru hattı Rusya'dan başlayıp Türkiye üzerinden bazı Avrupa ülkelerine uzanıyor. Ukrayna'nın, toprakları üzerinden Avrupa'ya uzanan doğalgaz boru hattının yıl sonunda sona erecek sözleşmesini yenilememe ihtimalinin artmasıyla birlikte, Rus şirketi Gazprom'un TürkAkım boru hattına olan bağımlılığı arttı. Gazprom'un TürkAkım boru hattı üzerinden Nisan ayında 1.160 milyon metreküp olan toplam gaz ihracatı geçen ay 1.367 milyon metreküpe yükseldi. Bu rakam, arzın yalnızca 750 milyon metreküp olduğu geçen yılın mayıs ayı rakamlarından çok yüksek. Gazın büyük kısmı Moskova ile güçlü diplomatik ilişkileri sürdüren Macaristan ve Sırbistan'a gidiyor. Eylül 2021'de Macaristan, Gazprom ile yıllık 4,5 milyar metreküp ithalat için 15 yıllık bir sözleşme imzalamıştı. Ukrayna'ya yapılan saldırı öncesinde TürkAkım hattından geçen gaz Kuzey Makedonya, Yunanistan, Romanya ve Bosna Hersek'e gidiyordu.

Türkiye ile Rusya arasında Türkiye'nin Avrupa'nın gaz ticareti merkezi olması yönünde görüşmeler yapılıyor ancak bu konuda yeni bir gelişme yok.

Türkiye’ye yönelik bu ilgi neden?

Türkiye, Akdeniz bölgesi ve Afrika'da genişlemeye çalışıyor ve Afrika'daki varlığı da sürekli genişliyor. Türkiye az miktarda petrol ve gaz üretse de, gerek petrol ve gaz boru hatları gerekse deniz yoluyla transit  bir ülke olması nedeniyle petrol ve gaz alanındaki bölgesel rolü önemli. Bir yandan Rusya ile Orta Asya'yı Avrupa'ya bağlıyor. Diğer yandan da Kuzey Irak’tan gelen petrol boru hattının yeniden faaliyete geçmesi halinde Ortadoğu ile Avrupa'yı birbirine bağlayacak. Mısır'daki Delta bölgesinden Ürdün ve Suriye üzerinden Suriye-Türkiye sınırına kadar uzanan bir Arap doğalgaz boru hattı projesi olduğunu da hatırlayalım. Bu projenin asıl amacı Arap gazını Türkiye üzerinden Avrupa'ya ihraç etmekti. Özellikle Katar ve İran'ın Körfez'den Suriye'nin merkezindeki  Humus şehrine kadar uzanıp bu hata bağlanacak bir boru hattı daha inşa etmeyi düşünmeleri üzerine belki de Rusya'nın baskısı nedeniyle proje durduruldu. Plan, İran gazını Katar tarafından finanse edilen bir boru hattı yoluyla Avrupa’ya taşımaktı.

Bugünkü konuya odaklanmamızın iki nedeni var:

1- İsrail'e petrol ihracatının durdurulması konusunda Türk ve Azerbaycan hükümetleri üzerindeki baskının artması. Bunun İsrail ekonomisine büyük etkisi olacak ama küresel petrol piyasalarına etkisi sınırlı olacak. İhracat durdurulsa bile, petrolün, takip sistemlerini kapatan gemiler aracılığıyla çeşitli rotalardan İsrail'e ulaştırılacağı tahmin ediliyor.

2- Başkan Biden'ın ikinci dönem başkanlığı kazanması durumunda Türkiye'ye Rus petrolünün yeniden ihracatını durdurması için baskı yapması bekleniyor. Bunun bazı Avrupa ülkelerine etkisi olacak ama küçük kalacak ve Rusya'nın da başka alternatifleri olacak. Biden'ın seçimlerden önce petrol fiyatlarının yükselmesini istemediğini, Türkiye'ye de geçtiğimiz aylarda  bu nedenle baskı yapmadığını hatırlatalım.



19 milyar dolarlık başlangıç noktası: Paris-Riyad masasında geleceğin sektörlerine yatırımların genişletilmesi

Geçen yıl Riyad'da düzenlenen Suudi-Fransız İş Forumu'ndan bir kare (SPA)
Geçen yıl Riyad'da düzenlenen Suudi-Fransız İş Forumu'ndan bir kare (SPA)
TT

19 milyar dolarlık başlangıç noktası: Paris-Riyad masasında geleceğin sektörlerine yatırımların genişletilmesi

Geçen yıl Riyad'da düzenlenen Suudi-Fransız İş Forumu'ndan bir kare (SPA)
Geçen yıl Riyad'da düzenlenen Suudi-Fransız İş Forumu'ndan bir kare (SPA)

16,3 milyar avroluk, yaklaşık 19 milyar dolara (71,5 milyar riyal) karşılık gelen yatırım tabanı, bugün (Pazartesi) düzenlenecek Fransız-Suudi Yuvarlak Masa Toplantısı'nda ekonomik ortaklığın geleceğin sektörlerine doğru genişletilmesinin ele alınacağı yeni bir başlangıç noktası oluşturuyor.

Bu yatırım tabanı, Suudi-Fransız ekonomik ilişkilerinin geleneksel yatırımlardan ekonomik dönüşüm hedefleriyle daha yakından bağlantılı alanlara doğru genişletildiği bir döneme denk geliyor. Teknoloji, yapay zekâ, enerji, ileri sanayiler ve altyapı bu alanların başında geliyor.

Bu kapsamda iki ülkenin önünde, mevcut yatırım hacmini yeni anlaşma ve projeler için bir platforma dönüştürme fırsatı bulunuyor. Bu durum, Fransız şirketlerinin Suudi Arabistan pazarındaki varlığını güçlendirirken, Suudi sermayesinin de Fransa ve Avrupa'daki gelecek vadeden sektörlerde genişlemesinin önünü açabilir.

Fransız yatırımları Suudi Arabistan'da giderek daha fazla stratejik yeni sektörlere yöneliyor. Yeni Fransız şirketleri yapay zekâ, dijital altyapı, kültür ve yaratıcı endüstriler ile madencilik gibi alanlara giriyor.

Bu gelişme, Fransız şirketlerinin enerji ve sanayi sektörlerinde onlarca yıldır oluşturduğu güçlü varlığın devamı niteliğinde. İmalat sanayii, Fransız doğrudan yabancı yatırım stokunun yaklaşık yüzde 60'ını oluşturuyor.

Gayrisafi yurt içi hasıla

Suudi Arabistan, politikaların öngörülebilirliği ve ekonomik ortamın istikrarının yanı sıra güçlü ekonomik temelleri, büyük ve hızla büyüyen pazarıyla öne çıkıyor. Bölgenin en büyük ekonomisi olan ülkenin gayrisafi yurt içi hasılası yaklaşık 1,1 trilyon avroya ulaşıyor. Riyad, Vizyon 2030 kapsamında yürüttüğü ulusal ekonomik çeşitlendirme programı çerçevesinde yeni sanayiler geliştirmeye çalışıyor.

xsdcfvgh
Suudi Veliaht Prensi, Fransa Cumhurbaşkanı ile Paris'te düzenlenen E-Spor Dünya Kupası'nın kapanış töreninde (SPA

Genişleyen sanayi tabanı ve artan iç talep, Fransız yatırımcılara hem güçlü bir geçmişe sahip oldukları sektörlerde varlıklarını büyütme hem de yeni ve hızlı büyüyen alanlara girme fırsatı sunuyor.

Fransız şirketleri, Suudi ekonomisinin büyüme hızının artmasıyla birlikte enerji ve sanayinin yanı sıra ulaştırma, inşaat ve yapı sektörlerindeki faaliyetlerini yoğunlaştırmayı sürdürüyor. Bunun yanında yapay zekâ, dijital altyapı, kültür ve madencilik gibi yeni sektörlere de giriyor.

İkili ilişkilerde öne çıkan göstergelere bakıldığında, iki ülke 2024 yılı sonunda kapsamlı stratejik ortaklık anlaşmasını imzaladı. Bu anlaşma, yeni sektörlerde daha geniş iş birliği alanlarının önünü açtı. İki ülke arasındaki ticaret hacmi ise 2025'te yaklaşık 10,1 milyar avroya ulaşarak bir önceki yıla göre yüzde 7,2 arttı.

Doğrudan yabancı yatırım

Fransa, doğrudan yabancı yatırım stoku bakımından Suudi Arabistan'a yatırım yapan ülkeler arasında dördüncü sırada yer alıyor. Fransız yatırımlarının toplam stoku 2024'te yaklaşık 16,3 milyar avroya ulaştı. Suudi Arabistan'da 18 sektörde toplam 651 Fransız yatırım lisansı bulunuyor.

Aynı zamanda imalat sanayii, Fransız doğrudan yabancı yatırım stokunun yaklaşık yüzde 60'ını oluşturuyor. Bu durum, iki ülke arasındaki ekonomik ilişkinin güçlü sanayi temelini ortaya koyuyor.

Suudi Arabistan'da faaliyet gösteren Fransız şirketleri arasında TotalEnergies, Sanofi, Veolia, Suez, Accor ve Schneider Electric gibi büyük yatırımcılar bulunuyor.

Suudi varlığı

Suudi Kamu Yatırım Fonu (PIF), 2017-2024 yılları arasında Fransa'ya yaklaşık 7,36 milyar avro yatırım yaptı ve bu yatırımlar yaklaşık 29 bin istihdamı destekledi. Suudi egemen varlık fonu ile Bpifrance arasında yaklaşık 8,56 milyar avro değerindeki finansman mutabakatı da daha fazla yatırım iş birliği için bir çerçeve oluşturuyor.

Ortaklıkta yeni bir boyut da ortaya çıkıyor. Qiddiya Investment Company ile Fransız hükümeti, Fransa'da eğlence, spor ve kültürü bir araya getiren küresel bir destinasyon geliştirmek üzere bir iş birliği çerçevesini değerlendiriyor. Bu girişim, Suudi Arabistan'ın destinasyon geliştirme alanındaki deneyiminin uluslararası düzeyde yaygınlaştırılması için yeni bir boyut oluştururken, ortaklığın karşılıklı ve giderek büyüyen niteliğini de ortaya koyuyor.

Fransız şirketleri enerji, sanayi, ulaştırma ve konaklama sektörlerinde güçlü bir varlığa sahipken, Suudi ekonomisinin hızlanan büyümesiyle birlikte yeni sektörlere de yöneliyor.

Yeni anlaşmalar

Yeni anlaşma ve mutabakatların, Fransız şirketlerinin güçlü olduğu sektörlerdeki varlığını daha da artırması bekleniyor. Enerji alanında TotalEnergies ve EDF'nin Suudi Arabistan'da güçlü bir varlığı bulunurken, SLB, Schneider Electric ve diğer şirketler de petrol ve gaz ile elektrik enerjisi faaliyetlerinde yer alıyor.

Benzer şekilde su ve çevre, ulaştırma ve mobilite, lojistik hizmetleri, inşaat ve danışmanlık, konaklama ve sağlık sektörlerinde de çok sayıda büyük Fransız şirketi Suudi pazarında faaliyet gösteriyor.

Suudi Arabistan, büyük ölçekli sermaye yatırımlarını destekleyen istikrarlı bir düzenleyici, ekonomik ve finansal ortam sunuyor. Açık kalkınma planları, yatırımcılara ekonominin izleyeceği yol ve gelecekteki beklentiler konusunda daha fazla öngörü sağlarken, güçlü ekonomik temeller uygulamaların sürdürülebilirliğini destekliyor.

Buna karşılık Vizyon 2030, ekonomik çeşitlendirmeyi uzun vadeli ulusal öncelik olarak pekiştiriyor. Ulusal Yatırım Stratejisi yatırımları teşvik etmeyi hedeflerken, sektörel stratejiler değer zincirlerinin tamamında yeni fırsatlar yaratıyor.

Düzenleyici reformlar yatırımcılar için yeni fırsatlar yaratmaya ve yatırım ortamını güçlendirmeye devam ediyor. Güncellenen yatırım sistemi ise eşit muameleyi güvence altına alıyor ve yatırımcıların korunmasını güçlendiriyor. Bu kapsamda kamulaştırmaya karşı hukuki koruma ve sermayenin yurt dışına transferine yönelik mekanizmalar da bulunuyor.

Kredi notu

Riyad'ın, Standard & Poor's tarafından geçen mart ayında teyit edilen ve görünümü durağan olan A+ seviyesinde ülke kredi notu bulunuyor. Suudi Arabistan'ın toplam rezerv varlıkları ise Haziran 2026'da yaklaşık 421,5 milyar avroya ulaştı.

Suudi Arabistan, ekonomik ve ticari faaliyetlerin sürekliliğini destekleyen altyapı ve operasyonel kapasitelere onlarca yıldır yatırım yapıyor.

Uluslararası Para Fonu (IMF), düşük kamu borcu, yüksek rezervler ve büyük ölçekli egemen varlık fonunu destekleyici unsurlar olarak gösterirken, sabit döviz kuru sistemini de parasal istikrarın güvenilir bir dayanağı olarak değerlendiriyor.

Fırsatlar yalnızca tekil projelerle sınırlı değil. Suudi Arabistan, birbirini tamamlayan ekonomik sektörleri genişletmeye, değer zincirleri boyunca artan talep oluşturmaya ve şirketlerin büyümesi için gerekli altyapı, finansman ve operasyonel ortamı geliştirmeye çalışıyor.

15'ten fazla sektörde belirli yatırım fırsatları bulunurken, Fransız şirketleri bu büyümeyi yönlendiren sektörlerin birçoğunda halihazırda güçlü bir varlığa sahip.

Suudi Sanayi Geliştirme Fonu, uygun projelerin maliyetlerinin yüzde 75'ine kadar finansman sağlarken, sanayi teşvikleri yüzde 35'e kadar çıkıyor. Özel ekonomik bölgeler stratejik sektörlere yönelik hedefli teşvikler sunuyor. Bölgesel merkez programı ise şirketlere bölgesel büyüme için bir üs sağlıyor.

Yapay zekâ

Suudi Arabistan, dijital altyapıya yaptığı büyük ölçekli yatırımlarla desteklenen bölgesel bir yapay zekâ ve teknoloji merkezi olma konumunu güçlendirmeye devam ediyor. Ülke, Uluslararası Telekomünikasyon Birliği'nin 2025 Bilgi ve İletişim Teknolojileri Gelişim Endeksi'nde dünyada ilk sırada yer aldı.

Bilgi ve iletişim teknolojileri pazarının büyüklüğü, geçen yıl 2017'ye kıyasla yüzde 89 artarken, dijital ekonomi 2024'te gayrisafi yurt içi hasılanın yaklaşık yüzde 16'sını oluşturdu.

Suudi Arabistan, 2030'a kadar yapay zekâ altyapısında 3 gigavat'a varan kapasiteye ulaşmayı hedefliyor. Veri merkezi kapasitesi ise 440 megavata ulaştı. Bu kapasite, 2017'deki başlangıç seviyesine kıyasla yaklaşık altı kat artarken yatırımlar 3,85 milyar avroyu aştı.

Açıklanan yapay zekâ ortaklıklarının toplam değeri 19,7 milyar avroyu aşarken Oracle ve Google Cloud'un bulut bilişim bölgeleri faaliyete geçti. AWS ve Microsoft'un bulut bilişim bölgelerinin ise 2026 içinde faaliyete geçmesi bekleniyor.

Enerji

Enerji sektörü, Suudi Arabistan'daki Fransız varlığının en önemli dayanaklarından biri olmayı sürdürüyor ve daha geniş büyüme fırsatları sunuyor. Fransız şirketlerinin ülkedeki enerji projelerinin toplam değeri 16,3 milyar avroyu aşarken, Fransız şirketlerinin öncülük ettiği konsorsiyumlar toplam 11 gigavat kapasiteye sahip güneş enerjisi projelerinde yer alıyor.

Fırsatlar yenilenebilir enerji, enerji depolama, hidrojen ve elektrik şebekesi altyapısını kapsıyor.

Turizm sektöründe de Fransız şirketleri Suudi Arabistan'da güçlü bir varlığa sahip. Sektör hızlı bir büyüme kaydederken, ülke 2025'te yaklaşık 123 milyon ziyaretçi ağırladı ve turizm harcamaları yaklaşık 69,3 milyar avroya ulaştı. Riyad, 2030'a kadar yıllık 150 milyon ziyaretçi hedefliyor.

Bölgesel büyüme üssü

Bölgesel Merkezler Programı kapsamında 750'den fazla şirket Riyad'da bölgesel merkez kurdu. Bunların arasında sekiz sektörde faaliyet gösteren 39 Fransız şirketi de bulunuyor.

Program, uygun şirketlere 30 yıl boyunca kurumlar vergisi ve stopaj vergisinden muafiyet sağlıyor. Bu uygulama, Suudi Arabistan'da geniş operasyonel faaliyetleri bulunan Fransız şirketlerine bölgedeki faaliyetlerini yönetebilecekleri güçlü bir merkez sunuyor.


Tether'in 120 milyon dolarlık Bitcoin madenciliği projesi nasıl çöktü?

Kripto para birimi Tether, Tether Limited tarafından Temmuz 2014'te kurulmuştu (Reuters)
Kripto para birimi Tether, Tether Limited tarafından Temmuz 2014'te kurulmuştu (Reuters)
TT

Tether'in 120 milyon dolarlık Bitcoin madenciliği projesi nasıl çöktü?

Kripto para birimi Tether, Tether Limited tarafından Temmuz 2014'te kurulmuştu (Reuters)
Kripto para birimi Tether, Tether Limited tarafından Temmuz 2014'te kurulmuştu (Reuters)

Dünyanın en büyük stablecoin'lerinden Tether'in Uruguay'da yaklaşık 120 milyon dolar harcadığı Bitcoin madenciliği projesi, elektrik tedariki konusunda devlet şirketiyle yaşanan anlaşmazlığın ardından çöktü.

Tether, 2023'te yenilenebilir enerji ve güçlü elektrik şebekesi nedeniyle Uruguay'ı Bitcoin madenciliği için "mükemmel bir platform" diye tanıtmıştı. Şirket, Latin Amerika ülkesindeki Florida bölgesinde her birine yaklaşık 60 milyon dolar harcadığı iki tesis kurdu.

Ancak Reuters'ın incelediği belgelere göre Tether'le Uruguay'ın kamu elektrik şirketi UTE arasında, tesislere sağlanacak elektriğin miktarı konusunda 2024'ün sonlarında anlaşmazlık çıktı.

Analize göre, geçen yılki devlet başkanlığı seçimini ikinci turda kazanan solcu Yamandu Orsi'nin Mart 2025'te göreve başlamasıyla UTE yönetimi de değişti. Hükümet, bu tarihten sonra Tether'le müzakerelerde daha sert bir yaklaşım takınmış.

Tether'in ülkedeki iştiraki Microfin, Mayıs 2025'te elektrik faturalarını ödemeyi bıraktı ve haziranda sözleşmeleri feshedeceğini bildirdi.

Taraflar yeni bir anlaşmaya varmaya çalışsa da metin imzalanmadı. UTE, ödenmemiş faturalar nedeniyle 25 Temmuz'da tesislerin elektriğini kesti.

Tether ise daha sonra ülkedeki faaliyetlerini durduracağını açıkladı. Microfin ise elektrik borçlarını geçen yıl aralık ayında ödedi.

Analizde, Tether'in başarısız Uruguay yatırımının, Bitcoin madenciliğinin değişen ekonomisine de ışık tuttuğu belirtiliyor. Analistlere göre 2024'teki "yarılanma" sonrasında Bitcoin ödüllerinin azalması ve kripto paranın fiyatının 2025'teki zirvesinden sert biçimde düşmesi, madenciliğin kârlılığını azalttı.

Bitcoin madencileri de bu nedenle daha verimli donanımlara, daha ucuz elektriğe ve yapay zekayla yüksek performanslı bilgi işlem hizmetlerine yöneliyor.

Buna ek olarak Tether'in Uruguay'dan hızla çekilmesi, Bitcoin madenciliği sektörünün kolayca yer değiştirebilen yapısını da ortaya koyuyor

Northumbria Üniversitesi'nden Pete Howson, tesislerin kolayca kapatılıp başka ülkelere taşınabildiğini, bu nedenle ev sahibi ülkelere uzun vadeli istihdam ve ekonomik fayda sağlamakta sınırlı kalabileceğini söylüyor.

Independent Türkçe, Reuters, Crypto News


Çin ekonomisi, İran savaşı şokuna nasıl dayandı?

Uzmanlara göre Çin'in acil durumlarda en az üç ay yetecek petrol rezervi var (Reuters)
Uzmanlara göre Çin'in acil durumlarda en az üç ay yetecek petrol rezervi var (Reuters)
TT

Çin ekonomisi, İran savaşı şokuna nasıl dayandı?

Uzmanlara göre Çin'in acil durumlarda en az üç ay yetecek petrol rezervi var (Reuters)
Uzmanlara göre Çin'in acil durumlarda en az üç ay yetecek petrol rezervi var (Reuters)

Çin yönetiminin, ABD ve İsrail'in 28 Şubat'taki saldırılarıyla başlayan İran savaşının küresel petrol piyasalarında yarattığı sarsıntıyı nasıl göğüslediği merak ediliyor.

Dünyanın en büyük petrol ithalatçısı Çin, enerji analiz şirketi Vortexa'ya göre 2025'te günde yaklaşık 11 milyon varil petrol satın alıyordu. Bunun yarısı İran da dahil Ortadoğulu tedarikçilerden geliyordu.

Savaşın başlamasının ardından Çin'in ham petrol ithalatı, şubattan hazirana kadar yüzde 48,9 azalarak günde 5,8 milyon varile geriledi. Temmuzdaki toparlanmaya rağmen ithalat, yaklaşık 10 yılın en düşük seviyelerinde kalmayı sürdürdü.

Bu düşüşe rağmen Çin'in ekonomisi, Pekin'in devreye soktuğu çeşitli önlemlerle ayakta kalmayı başardı.

Wall Street Journal'ın analizinde, Pekin'in yakıt ihracatını sınırlamasıyla rafinerilerin ham petrol işleme faaliyetlerini azalttığına dikkat çekiliyor. S&P Global Energy Platts'a göre devlete ait 49 rafinerinin ortalama kapasite kullanım oranı mayısta yüzde 71,6'ya gerileyerek pandemiden bu yana görülen en düşük seviyeye indi.

Savaşın küresel yakıt maliyetlerini artırması uçak biletlerine de yansıdı. Buna karşılık ağırlıklı olarak kömür ve yenilenebilir kaynaklardan beslenen elektrik şebekesine bağlı demiryolu taşımacılığı, petrol piyasasındaki dalgalanmalardan daha az etkilendi.

Çin, savaş öncesinde de devasa kömür rezervlerini petrol, akaryakıt ve diğer ürünlerin üretiminde giderek daha fazla kullanmaya başlamıştı. Ülkede 2024'te kömürden üretilen rafine ürünlerin miktarı, yaklaşık 300 milyon varil ham petrolün işlenmesine eşdeğerdi.

Bu yatırımların Çin'in savaşın yol açtığı petrol kesintilerine karşı hazırlıklı olmasını sağladığı belirtiliyor. Savaş sonrasında kömürden kimyasal üreten şirketler ham petrol fiyatlarındaki yükselişe karşı bir tampon oluşturdu.  

Asya devinin ekonomisini şoklardan koruyan en önemli unsurlardan biri de büyük ham petrol stokları oldu.

Pekin rezervlerinin tam büyüklüğünü açıklamıyor ve petrolün bir bölümünü yer altında depoluyor. Ancak analistlere göre stratejik rezervler, rafinerilerdeki petrol ve ticari stoklar dahil toplam miktar 1 milyar ile 1,4 milyar varil arasında.

Çin, yaptırımların da etkisiyle ucuzlayan Rus ve İran petrolünü 2025'te stoklamaya başlamıştı. ABD Enerji Enformasyon İdaresi'ne göre ülke geçen yıl rezervlerine günde ortalama 1,1 milyon varil petrol ekledi.

Diğer yandan Pekin uzun vadede yerli petrol ve doğalgaz üretimini artırmayı hedefliyor. 2030'a kadar yerli petrol ve doğalgaz arzının 440 milyon ton petrol eşdeğerine çıkarılması öngörülüyor. Uzun mesafeli petrol ve doğalgaz boru hattı ağına 20 bin kilometrelik yeni hat eklenerek toplam uzunluğun 220 bin kilometreye çıkarılması planlanıyor.

Independent Türkçe, Wall Street Journal, Global Times