Beşşar Esed İsrail ile topyekûn bir savaşta Hizbullah'ı destekleyecek mi?

Tüm gözler Suriye Devlet Başkanı Esed’in halen netleşmemiş olan tutumunu anlamak için Şam'a çevrilmiş durumda

Şam'da Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed ve Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah'ın yer aldığı bir poster, 2017 (AFP)
Şam'da Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed ve Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah'ın yer aldığı bir poster, 2017 (AFP)
TT

Beşşar Esed İsrail ile topyekûn bir savaşta Hizbullah'ı destekleyecek mi?

Şam'da Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed ve Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah'ın yer aldığı bir poster, 2017 (AFP)
Şam'da Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed ve Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah'ın yer aldığı bir poster, 2017 (AFP)

Haid Haid

İsrail ile Hizbullah arasındaki gerilim, ABD ve Fransa’nın yoğun diplomatik çabalarına rağmen tırmanmaya devam ediyor. İsrail ve Lübnan arasındaki sınır bölgeleri, geçtiğimiz ekim ayında İsrail’in Gazze Şeridi’nde yürüttüğü savaşın başlamasından bu yana neredeyse her gün çatışmalara sahne olurken, çatışmalar son dönemde daha yoğun ve şiddetli hale geldi. Bunun yanında İsrailli yetkililer, yakında Lübnan ile kuzey sınırı boyunca geniş çaplı bir saldırının başlatılabileceğini daha sık dile getirmeye başladılar. Bu ise yaz bitmeden büyük bir askeri operasyonun gerçekleşebileceğine dair spekülasyonların artmasına neden oldu.

Dünya sonraki hamleleri beklerken, tüm gözler Suriye Devlet Başkanı Esed’in halen netleşmemiş olan tutumunu anlamak için Şam'a çevrilmiş durumda. Lübnan ile ortak sınırı olan Hizbullah'ın önemli müttefiklerinden Suriye, bu çatışmanın sonucunu etkilemede stratejik bir rol oynayabilir. Burada ‘Esed, Hizbullah'a 2006 yılının temmuz ayında İsrail'le olan savaşta verdiği askeri ve lojistik desteği tekrar verecek ve hatta destek cephesi açacak kadar ileri gidecek mi, yoksa Gazze’deki savaşta gördüğümüz gibi daha tarafsız bir duruş mu sergileyecek?’ temel sorusu ortaya çıkıyor.

Gerilim daha da tırmandı

İsrail-Lübnan sınırı boyunca geniş kapsamlı saldırıların başlayabileceğine dair uyaran raporlar, askeri gerilimin son dönemde tırmanmasıyla ilişkili. Mevcut veriler, Hizbullah’ın 8 Ekim 2023 tarihinden bu yana İsrail'e en fazla saldırısını mayıs ayında gerçekleştirdiğini gösteriyor. Hizbullah, günlük ortalama 7,8 olmak üzere 238 saldırı gerçekleştirdiği nisan ayına kıyasla, günlük ortalama 10,8 ile mayıs ayında 325 saldırı gerçekleştirdi.

Hizbullah’ın tanksavar füzeleri ve insansız hava araçları (İHA) kullanımı geçtiğimiz nisan ayına kıyasla son dönemde iki katına çıktı. Buna karşın İsrail, Lübnan'ın güneyine yönelik hava saldırılarını yoğunlaştırırken, roketler, İHA’lar ve savaş uçaklarıyla Hizbullah unsurlarını, kabiliyetlerini ve askeri tesislerini hedef aldı.

İsrail’in tehditleri

İsrailli yetkililer, Lübnan ile kuzey sınırı boyunca geniş çaplı bir saldırı başlatmaya hazır olduklarını giderek daha fazla dile getiriyorlar. İsrail Genelkurmay Başkanı Herzi Halevi, 4 Haziran'da yaptığı açıklamada, İsrail'in Lübnan ile kuzey sınırı boyunca askeri operasyon düzenlemeye hazırlandığını ve kapsamlı bir incelemenin ardından karar verme noktasına yaklaştıklarını belirtti.

Tanksavar füzeleri ve insansız hava araçları (İHA) kullanımını geçtiğimiz nisan ayına kıyasla son dönemde iki katına çıkaran Hizbullah, yoğun saldırılarını haziran ayında da sürdürdü.

Halevi’nin açıklaması, İsrailli yetkililer tarafından son dönemde yapılan ve Lübnan'da olası askeri operasyona işaret eden açıklamalardan sadece biriydi. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu da Hizbullah'ın Yukarı Celile'deki Hurfiş beldesine düzenlediği büyük saldırının ardından, Lübnan ile kuzey sınırına yaptığı son ziyaret sırasında, “Kuzeyde çok yoğun bir operasyon için hazırlıklarımızı yaptık” açıklamasında bulundu.

Esed’in belirsiz tutumu

Şam, tarihi olarak kendisini Direniş Ekseni'nin başı olarak lanse etse de Suriye rejimi, İsrail'in Lübnan ile kuzey sınırı boyunca kapsamlı bir askeri saldırı tehdidinde bulunmasına rağmen, bu senaryonun gerçekleşmesi halinde nasıl hareket edeceğini net bir şekilde ortaya koymuş değil. Esed’in Gazze’deki savaşta olduğu gibi tarafsız kalmaya devam edebileceğine dair bazı spekülasyonlar yapılıyor. Bu spekülasyonlara göre Esed, tükenen askeri kapasitesi, sarsılan ekonomisi, İsrail'in misillemede bulunmasından duyduğu korku ve Suriye'deki ayaklanmaya verdiği destek nedeniyle ve Şam'la anlaşmazlık yaşayan eski müttefiki Hamas'la ilişkilerinin gerilmesi gibi faktörlerin etkisiyle tarafsızlığını koruyabilir.

Ancak Esed'in Hizbullah ile ilişkisi, Hamas ile olan ilişkisinden farklı olarak daha stratejik ve güçlüdür. Bu durum, Suriye'nin 2006 yılında İsrail ile savaşında Hizbullah'a verdiği önemli destekte açıkça görüldü. Esed rejimi, silah transferi de dâhil olmak üzere kapsamlı askeri ve lojistik destek sağlayarak, Hizbullah'ın askeri kapasitesini büyük ölçüde artırdı.

Farklı hesaplar

Şam rejiminin mali ve askeri durumunun 2006 yılında olduğundan çok farklı olduğu kesin. Askeri güçleri geniş alanlara ve düşmanlarıyla temas hatları boyunca dağılmış, 12 yıldır devam eden silahlı çatışmalar askeri malzemeyi tüketmiş ve minimuma indirmiş, düşük maaşlar, yüksek enflasyon oranları, büyük bütçe açığı ve devlet tarafından sağlanan hizmetlerin yetersiz kalması ile ekonomisi vahim hale gelmiş durumda.

Esed’in Gazze’deki savaş sırasında Hamas ile olan gergin ilişkisinin aksine, Hizbullah ile olan ilişkileri önemli ölçüde güçlendi. İran destekli diğer gruplarla birlikte Hizbullah'ın Suriye'ye askeri müdahalesi sadece Esed'in iktidarda kalmasında değil, aynı zamanda hükümetin ülkenin büyük bölümünde kontrolü yeniden ele geçirmesinde de önemli bir rol oynadı. Esed artık kendisini sadece Hizbullah'a değil, Hizbullah'ı bölgesel ağı içinde kritik bir stratejik varlık olarak gören İran'a da borçlu hissediyor.

Bir seçenek değil…

Eğer karar Esed'e bırakılırsa, tahmin edilebileceği ve Suriye'deki çatışma boyunca izlediği gibi, iktidarda kalmasını her şeyin üstünde tutmaya devam edeceği şüphesiz. Eğer ufukta Hizbullah ile İsrail arasında doğrudan bir savaş görünürse, Esed, cephede rol almaktan kaçınıp bunun yerine İran'ın Hizbullah'a askeri destek sağlamasını kolaylaştırmaya odaklanabilir.

İran destekli diğer gruplarla birlikte Hizbullah'ın Suriye'ye askeri müdahalesi sadece Esed'in iktidarda kalmasında değil, aynı zamanda hükümetin ülkenin büyük bölümünde kontrolü yeniden ele geçirmesinde de önemli bir rol oynadı.

Kararı etkileyecek faktör muhtemelen İran'ın Şam rejimi üzerindeki baskısına ve Suriye topraklarının çatışmadaki rolüne dair algısına bağlı olacak. Esed'in Gazze'deki çatışma ile arasına mesafe koyma eğilimine rağmen, İran destekli gruplar Suriye topraklarını kullanarak İsrail kontrolündeki bölgelere sınırlı da olsa saldırılar düzenliyor. Bu durum, Şam ve Tahran'ın bir uzlaşmaya varmış olabileceğini ya da Esed'in bu faaliyetlere gönülsüzce göz yumduğunu düşündürüyor.

İki müttefik arasında son aylarda muhtemelen bu gelişmelerden ve diğer faktörlerden kaynaklanan gerginliklerin arttığına dair haberler de aralarındaki ilişkinin dayanıklılığına işaret ediyor. Bu durum, İran'ın Esed'in tutumunu anlamasına ya da kabullenmesine ve tam bir dönüşümü zorlamak yerine onu etkilemek için yeterli baskı yapmasıyla ilişkilendirilebilir. Bu akla yatkın bir yaklaşım, Hizbullah, Irak’taki silahlı gruplar ve Husiler gibi Direniş Ekseni'ndeki diğer müttefiklerin katılımı göz önüne alındığında, İran'ın Suriye'yi artık oyun değiştirici olarak görmemesinden kaynaklanıyor olabilir. Dahası İran, olası stratejik yansımaları nedeniyle Esed ile gerilimi artırmayı tercih etmiş de olabilir.

Daha yüksek riskler

Ancak İsrail’le büyük çaplı bir çatışma yaşanması halinde İran'a yönelik riskler artacaktır. Bunun temel nedeni, Hizbullah'ın Tahran için hayati öneme sahip olması. Öte yandan Suriye rejiminin ve topraklarının beklenen savaşın sonucuna olan olası etkisi de göz ardı edilemez. Ancak İsrail'e karşı Suriye'den ikinci bir cephe açılması, bunu kim başlatırsa başlatsın, İsrail'in dikkatini dağıtacak ve belki de Lübnan'da Hizbullah'la mücadelede, askeri yeteneklerini ve asker sayısını azaltacaktır.

Böyle bir stratejik hamlenin amacı toprak kazanımı elde etmek ya da Hizbullah'ın konvansiyonel bir askeri zafer kazanmasına yardımcı olmak olmayacaktır. İsrail'in askeri üstünlüğü bu tür hedeflerin olasılığını zayıflatıyor. Amaç daha ziyade,Hizbullah'ı kalıcı bir ateşkesin müzakere edilebileceği kadar uzun bir süre desteklemek olacaktır. Zira bu da Hizbullah'ın neye mal olacağını düşünmeksizin zafer olarak lanse edeceği bir söyleme zemin hazırlayacaktır.

Başlangıç noktası

Ancak Tahran ve İran destekli grupların, Suriye topraklarını İsrail'e karşı saldırıları başlatma noktası olarak kullanabildiği sürece, İran'ın Suriye rejimine İsrail ile doğrudan çatışmaya girmesi için baskı yapmasına gerek kalmayabilir. İran destekli savaşçıların hem yabancı hem de yerel olarak Suriye'deki büyük varlığı, Esed'in aktif katılımı olmadan Suriye topraklarından İsrail'e karşı başka bir cephe oluşturmak için gayet yeterlidir.

Bu yaklaşım, Suriye rejiminin İran ve Hizbullah ile gerilimi tırmandırmasına yol açmadan çatışmaya müdahil olmama şeklindeki mevcut tutumunu sürdürmesini sağlıyor. Ancak bu tutumun birtakım sonuçları da yok değil. İsrail, Esed'e sadece kendi eylemlerinin değil, aynı zamanda Suriye topraklarında faaliyet gösteren müttefiklerinin eylemlerinin de ciddi sonuçlarıyla karşılaşacağı mesajını çeşitli yollarla açıkça iletti. Hizbullah yanlısı herhangi bir eyleme aktif olarak katılması durumunda, Tel Aviv'in Esed'e tutumunu değiştirmesi ve Suriye'den İsrail'e karşı düşmanca eylemleri sınırlandırması için baskı yapmak amacıyla rejimin çıkarlarına olan saldırılarını yoğunlaştırması da muhtemeldir.

Suriye rejiminin böyle bir senaryoya ne ölçüde dahil olacağı, şu an bir seçenek gibi görünse de bu ölçünün sabit olmayacağı kesin. Hizbullah üzerindeki baskı, dış destek ihtiyacı ve İsrail'in Suriye içindeki misilleme saldırılarının yoğunluğu da dahil olmak üzere sahadaki değişen ve gelişen askeri dinamiklere göre değişiklikler göstermesi bekleniyor.

Bu değişen dinamiklerin Esed, İran ve İsrail'i kapsayan sık ve yoğun müzakerelere yol açması bekleniyor. Bu müzakerelerin çoğu sözlü iletişimin ötesine geçebilir.

Bu arada Suriye ve halkı, etkileme kabiliyetlerinin ötesindeki jeopolitik satranç oyununda sadece birer piyon olarak kalmaya devam ediyor.

Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.

 



Amerikan ordusu için üretilen mermiler, Meksika’daki kartellerin eline geçiyor

Meksika hükümeti, Amerikan malı silahların ülkeye kaçak yollardan girişini engellemek isityor (Reuters)
Meksika hükümeti, Amerikan malı silahların ülkeye kaçak yollardan girişini engellemek isityor (Reuters)
TT

Amerikan ordusu için üretilen mermiler, Meksika’daki kartellerin eline geçiyor

Meksika hükümeti, Amerikan malı silahların ülkeye kaçak yollardan girişini engellemek isityor (Reuters)
Meksika hükümeti, Amerikan malı silahların ülkeye kaçak yollardan girişini engellemek isityor (Reuters)

Meksika'da kartellerin kullandığı mermilerin neredeyse yarısının, ABD ordusuna mühimmat üreten fabrikada yapıldığı tespit edildi.

Meksika Savunma Bakanı General Ricardo Trevilla Trejo, salı günkü açıklamasında, 2012'den bu yana yaklaşık 137 bin adet .50 kalibrelik merminin ele geçirildiğini söyledi. 

Uyuşturucu çeteleri tarafından kullanılan bu mermilerin yüzde 47'sinin, ABD'nin Missouri eyaletinde yer alan Lake City Ordu Mühimmat Fabrikası'nda üretildiğini bildirdi.

New York Times'ın haberine göre sözkonusu tesis, Amerikan ordusunda kullanılan tüfekler için mermi üreten en büyük fabrika.

Ayrıca General Trejo, Devlet Başkanı Claudia Sheinbaum'un göreve başladığı Ekim 2024'ten bu yana polislerin ülkede ele geçirdiği 18 bin ateşli silahtan yaklaşık yüzde 80'inin de ABD menşeli olduğunu söyledi. 

Baskınlarda el konan silahlar arasında .50 kalibrelik Barrett tüfekleri, el bombası fırlatıcıları, roketatarlar ve çeşitli kalibredeki makineli tüfekler var.

Meksika'da silah ruhsatları sıkı denetimlere tabi. Silahlar yasal olarak yalnızca Meksika ordusunun işlettiği iki mağazadan satın alınabiliyor. Belirli kalibre ve özelliklere sahip tabancalar ise sadece ordu ve kolluk kuvvetleri tarafından kullanılabiliyor.

Bu önlemlere rağmen Meksika hükümetinin verilerine göre her yıl 200 bin ila 500 bin adet ateşli silah, ABD'den ülkeye kaçak olarak sokuluyor. 

ABD Yüksek Mahkemesi, Meksika hükümetinin Amerikan silah üreticilerine karşı açtığı davayı geçen yıl oybirliğiyle reddetmişti. Kararda, üreticilerin bağımsız perakendecilerin yasadışı satışlarını durdurmamalarının yardım ve yataklık koşullarını karşılamadığı bildirilmişti. 

Diğer yandan mahkemenin açıklamasında, Meksika devletinin şikayetinde savunduğu gibi "silah satışlarının gerçekleştiğine ve üreticilerin bunun farkında olduğuna dair hiçbir şüphe yok" denmişti. 

Meksika hükümeti, Arizona'daki mahkemeye ABD'li 5 silah şirketi hakkında 2022'de bir dava daha açmıştı. Hukuki süreç devam ediyor. 

Cenevre merkezli sivil toplum kuruluşu Uluslararası Organize Suçla Mücadele Küresel Girişimi (GI-TOC) Direktörü Cecilia Farfan Mendez, şunları söylüyor:  

İronik olan, Meksika ve ABD hükümetlerinin aynı şeyi istemesi: Kartellerin yol açtığı ölümleri azaltmak. Ancak suç örgütleri bu kalibredeki tabancalara kolayca erişebildiği sürece ABD, sanki bu şiddetin ortaya çıkmasını destekliyormuş gibi görünüyor.

 Independent Türkçe, New York Times, BBC


İsrail’de Hamas istihbaratı skandalı: Netanyahu hiçbir şey yapmadı

Netanyahu, iki devletli çözüme giden süreci tıkayarak ateşkes görüşmelerini de çıkmaza sokmuştu (Reuters)
Netanyahu, iki devletli çözüme giden süreci tıkayarak ateşkes görüşmelerini de çıkmaza sokmuştu (Reuters)
TT

İsrail’de Hamas istihbaratı skandalı: Netanyahu hiçbir şey yapmadı

Netanyahu, iki devletli çözüme giden süreci tıkayarak ateşkes görüşmelerini de çıkmaza sokmuştu (Reuters)
Netanyahu, iki devletli çözüme giden süreci tıkayarak ateşkes görüşmelerini de çıkmaza sokmuştu (Reuters)

İsrail istihbaratı, Hamas'ın büyük bir saldırı düzenleyeceğine dair bilgileri Başbakan Binyamin Netanyahu'ya 2018'de doğrudan iletmiş.

İsrailli medya kuruluşları Ynet ve Yedioth Ahronoth'un aktardığına göre Hamas, 2018-2022'de İsrail'in güneyindeki askeri üsler ve sivil yerleşimlere karşı koordineli bir saldırı planlamış. 

İstihbarat yetkililerinin "Eriha Duvarı" adını verdiği kapsamlı harekat planının, Hamas'ın 7 Ekim 2023'te düzenlediği Aksa Tufanı saldırısını özetler nitelikte olduğu aktarılıyor. 

New York Times, "Eriha Duvarı" kod adlı 40 sayfalık belgenin, İsrailli yetkililerle paylaşıldığını 2023'teki haberinde bildirmişti. Askeri ve istihbarat yetkililerinin, 2022'de haberdar olduğu planı "hayal ürünü" diye niteleyip gerçekleşmesini çok zor bularak dikkate almadığı öne sürülmüştü. 

Ancak İsrail medyasındaki yeni haberlerde, Başbakan Netanyahu'nun 2018'de planla ilgili birden fazla kez doğrudan bilgilendirildiği ortaya kondu. 

Adlarının paylaşılmaması koşuluyla konuşan yetkililer, "Hamas'ın askeri kanadı, topraklarımızın derinliklerine yönelik geniş çaplı bir saldırı için güç mü topluyor?" alt başlıklı istihbarat raporunun, doğrudan Netanyahu'nun masasına bırakıldığını söylüyor. 

Diğer yandan İsrail Başbakanlık Ofisi, ordunun 7 Ekim'deki başarısızlığına ilişkin devam eden soruşturmada, Hamas'ın saldırı planladığına dair önceden bilgi sahibi olunmadığını iddia etmişti. Ofisin, İsrail Kamu Denetçisi Matanyahu Englman'a gönderdiği açıklamada, "Eriha Duvarı" belgesinin Netanyahu'ya hiç sunulmadığı öne sürülmüştü. 

İsrail İstihbarat Kolordusu'na bağlı Birim 8200'den bazı analistlerin de Hamas'ın saldırı hazırlıklarına dair bilgileri 2018'de orduyla paylaştığı 2023'te ortaya çıkmıştı.  

Kaynaklar, bu planların iç güvenlik teşkilatı Şin Bet tarafından incelendikten sonra doğrudan Netanyahu'ya iletildiğini de savunuyor. 

2022 ve 2023'te "Eriha Duvarı" dosyasının yeni istihbarat bilgileriyle güncellendiği fakat bunların doğrudan Netanyahu'ya ulaşmadığı belirtiliyor. İsrail ordusu ve istihbarat kurumları, Gazze Savaşı'nın fitilini ateşleyen 7 Ekim saldırılarına tüm uyarılara rağmen hazırlıksız yakalandığı gerekçesiyle eleştirilmişti.

Başbakan Netanyahu'ya sunulan istihbaratlarla ilgili bilgi sahibi kaynaklardan biri şunları söylüyor: 

Ordu komutanları parçaları birleştirmekte başarısız olsa bile başbakanın görevi, Hamas'ın hedefleri hakkında yanıt talep etmektir. Netanyahu ise hiçbir şey yapmadı.

Independent Türkçe, Haaretz, Times of Israel, Ynet 


Trump, Netanyahu’ya İran’la müzakereleri sürdürme mesajı verdi

 İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisi tarafından yayımlanan, bugün Beyaz Saray’da ABD Başkanı Donald Trump ile gerçekleştirdiği görüşmeye ait fotoğraf.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisi tarafından yayımlanan, bugün Beyaz Saray’da ABD Başkanı Donald Trump ile gerçekleştirdiği görüşmeye ait fotoğraf.
TT

Trump, Netanyahu’ya İran’la müzakereleri sürdürme mesajı verdi

 İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisi tarafından yayımlanan, bugün Beyaz Saray’da ABD Başkanı Donald Trump ile gerçekleştirdiği görüşmeye ait fotoğraf.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisi tarafından yayımlanan, bugün Beyaz Saray’da ABD Başkanı Donald Trump ile gerçekleştirdiği görüşmeye ait fotoğraf.

ABD Başkanı Donald Trump, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile gerçekleştirdiği görüşmede nihai bir anlaşmaya varılmadığını, ancak İran’la müzakerelerin sürdürülmesi konusunda ısrarcı olduğunu belirtti.

Trump, Beyaz Saray’da üç saati aşk süren görüşmeyi “son derece verimli” olarak nitelendirerek, ABD ile İsrail arasındaki mükemmel ilişkilerin devam ettiğini vurguladı.

Toplantıda, İran’la yeni bir nükleer anlaşmaya varma ihtimali ele alındı. Trump, müzakerelerin başarıya ulaşmasının tercih ettiği seçenek olduğunu ve bu tutumunu Netanyahu’ya ilettiğini söyledi. Anlaşma sağlanamaması halinde ise “işlerin nereye varacağını göreceğiz” dedi. Trump, İran’ın geçmişte bir anlaşmayı reddettiğini ve bunun “gece yarısı çekici” olarak nitelendirdiği bir darbeyle sonuçlandığını hatırlatarak, Tahran’ın bu kez “daha rasyonel ve sorumlu” davranmasını umduğunu ifade etti.

cd
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun resmi internet sitesinde yayımlanan, bugün Beyaz Saray’da ABD Başkanı Donald Trump ile gerçekleştirdiği görüşmeden bir fotoğraf.

Trump ayrıca Gazze ve genel olarak bölgede “büyük ilerleme” kaydedildiğini savunarak, “Ortadoğu’da barışın fiilen hüküm sürdüğünü” dile getirdi.

Görüşmeye ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Savunma Bakanı Pete Hegseth ile özel temsilciler Steve Witkoff ve Jared Kushner katıldı.

Netanyahu’nun Washington ziyareti, İsrail basını tarafından İran’a karşı stratejik koordinasyon açısından kritik olarak değerlendirildi. Görüşmelerde İran’ın nükleer programının geleceği ve diplomatik sürecin başarısızlığa uğraması halinde İsrail’in askeri hareket serbestisine ilişkin güvenceler öne çıktı.

Netanyahu’nun, müzakerelerin yalnızca nükleer programla sınırlı kalmaması; İran’ın balistik füze programı ve bölgedeki vekil güçlere verdiği desteğin de kapsama alınması için Trump yönetimine baskı yaptığı aktarıldı. ABD’nin diplomatik sürece şans tanıma konusundaki ısrarına karşın Netanyahu’nun, olası bir anlaşma durumunda dahi İsrail’in İran’a karşı “hareket özgürlüğünü” koruması gerektiğini savunduğu belirtildi.

ghyju
Tahran’da devrimin 47. yıl dönümü kutlamaları kapsamında sergilenen bir füzenin yanında konuşan iki din adamı (New York Times)

Görüşmede Gazze dosyası da ele alındı. Taraflar, İsrail’in resmen katıldığı “Barış Konseyi” çerçevesinde Gazze’nin yeniden imarına yönelik planın ikinci aşamasındaki ilerlemeyi değerlendirdi.

Beyaz Saray yetkilileri, görüşmenin Trump ile Netanyahu arasında yakın bir uyum sergilediğini ve İran’ın nükleer silah edinmesinin engellenmesi konusunda ortak vizyon bulunduğunu belirtti. Ancak analistler, iki liderin önceliklerinde farklılıklar olabileceğine dikkat çekti. Trump’ın siyasi kazanım olarak sunabileceği hızlı bir diplomatik anlaşmaya eğilimli olduğu; Netanyahu’nun ise İran’a kısmi tavizler içeren bir mutabakata karşı daha katı şartlar talep ettiği ve askeri seçeneğin masada kalmasında ısrar ettiği ifade edildi.

Netanyahu, görüşmenin ardından Beyaz Saray’dan ayrıldı. Sabah saatlerinde Dışişleri Bakanı Rubio ve ABD’nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee ile Blair House’ta bir araya gelen Netanyahu, ayrıca Trump’ın özel temsilcisi Steve Witkoff ve Jared Kushner ile de temaslarda bulundu. İsrail’in Washington Büyükelçisi Michael Leiter, görüşmelerde “önemli jeostratejik gelişmelerin” ele alındığını açıkladı.

ABD Dışişleri Bakanlığı, söz konusu temasların siyasi ve güvenlik koordinasyonu çerçevesinde gerçekleştirildiğini bildirdi.

Trump, salı günü yaptığı açıklamada anlaşma sağlanmaması halinde İran’a karşı sert adımlar atılabileceğini söylemişti. Axios’a konuşan Trump, Tahran’ın “bir anlaşma yapmak için güçlü istek duyduğunu” savunarak, İran’ın nükleer silah ya da füze sahibi olmasına izin verilmeyeceğini ifade etti. İsrail’in müzakere sürecini sekteye uğratacak adımlar atmasını istemediğini de sözlerine ekledi.

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance de anlaşma sağlanamaması halinde “başka bir seçeneğin” masada olduğunu belirterek, Trump’ın tüm seçenekleri açık tuttuğunu söyledi. Vance, Washington’un önceliğinin İran’ın nükleer silah edinmesini engellemek olduğunu, rejim değişikliğinin ise İran halkının vereceği bir karar olduğunu kaydetti.

New York Times, ABD’nin İran’la yürüttüğü dolaylı müzakerelerde ilerleme sağlanmasının zor olduğuna işaret ederken; İsrail’in taleplerinin Washington’da yankı bulduğunu, ancak Tahran’ın balistik füze programı ve bölgesel vekil unsurlar konusunu müzakere kapsamına almaya yanaşmadığını yazdı.

Şarku’l Avsat’ın Wall Street Journal’den aktardığı analize göre ABD yönetiminin İran’a baskıyı artırmak amacıyla İran petrolü taşıyan tankerlerin müsaderesini değerlendiriyor. Ancak böyle bir adımın Hürmüz Boğazı’nda seyrüsefer güvenliğini tehdit edebileceği ve küresel enerji piyasalarında dalgalanmaya yol açabileceği uyarıları yapılıyor.

Gazete, ABD Hazine Bakanlığı’nın bu yıl 20’den fazla İran petrol tankerine yaptırım uyguladığını ve Beyaz Saray’ın olası müsadereler için hukuki zemin hazırlığı yaptığını aktardı. ABD’li bir yetkili, Trump’ın diplomatik yolu tercih ettiğini ancak görüşmelerin çökmesi halinde alternatif seçeneklerin hazır tutulduğunu söyledi.

ABD Ulaştırma Bakanlığı ise Hürmüz Boğazı ve Umman Körfezi’nde ticari gemilere yönelik potansiyel tehditlere karşı uyarıda bulundu.