Rusya Federasyonu’nun Kuzey Kafkasya bölgesinde terör krizinin kökleri ve giderek büyüyen kartopu

‘Yumuşak karında’ safların yeniden düzenlenmesi

Dağıstan Özerk Cumhuriyeti Başkanı Sergey Melikov, Derbent'teki son terör saldırısına uğrayan sinagogu ziyaret etti (AP)
Dağıstan Özerk Cumhuriyeti Başkanı Sergey Melikov, Derbent'teki son terör saldırısına uğrayan sinagogu ziyaret etti (AP)
TT

Rusya Federasyonu’nun Kuzey Kafkasya bölgesinde terör krizinin kökleri ve giderek büyüyen kartopu

Dağıstan Özerk Cumhuriyeti Başkanı Sergey Melikov, Derbent'teki son terör saldırısına uğrayan sinagogu ziyaret etti (AP)
Dağıstan Özerk Cumhuriyeti Başkanı Sergey Melikov, Derbent'teki son terör saldırısına uğrayan sinagogu ziyaret etti (AP)

Samir İlyas

Rusya'ya bağlı Dağıstan Özerk Cumhuriyeti’nde meydana gelen son terör saldırıları, Rusya Federasyonu’nun Kuzey Kafkasya bölgesinde yer alan cumhuriyetleri yeniden şiddet sarmalına girmesine dair korkuları artırdı.

Rus yetkililer, her ne kadar 2000'li yılların başlarındaki terör eylemlerinin yeniden başlaması olasılığını en aza indirmiş olsalar da ‘Rusya artık farklı’. Terörist gruplar, Moskova'nın, istihbarat ve güvenlik servislerinin Ukrayna'ya ve Batı ittifakına karşı savaşla meşgul olmasından faydalanarak Rusya'nın ‘yumuşak karnı’ olan, yoksulluk, işsizlik, yolsuzluk, dini öğretilere karşı cahillik ve geçmişten günümüze devam eden problemlerle her an patlama hazır bir ortam olarak Kuzey Kafkasya'da yeniden örgütlenmiş gibi görünüyor.

Rus yetkililerin sahadaki yeni gerçekleri inkar etmesi ve her türlü terör eyleminden Ukrayna ve Batı ülkelerinin istihbarat servislerini sorumlu tutması, terörün Rusya Federasyonu’nun diğer bölgelerin yayılma riskini artırıyor. Putin rejiminin güvenlik ve istikrar temellerini sarsan bu terör eylemlerinin geçmişi yaklaşık çeyrek asır önce İkinci Çeçen Savaşı'nın (1999-2009) başlarına kadar uzanıyor.

Dağıstan’daki son terör saldırıları, daha önce 145'ten fazla kişinin ölümüne neden olan Moskova’nın kuzeybatısındaki Crocus City Hall saldırısının ardından Rus güvenlik servisleri için büyük bir istihbarat başarısızlığıydı. Dağıstan'ın başkenti Mahaçkale ve Derbent kentinde 23 Haziran Pazar günü eş zamanlı olarak gerçekleştirilen terör saldırılarının ayrıntıları, saldırıların koordineli ve iyi hazırlanmış gösteriyor. Son kanlı terör saldırıları, tehlikeli bir aşamanın başladığının ve DEAŞ'ın Rusya Federasyonu’na bağlı bölgeleri vurmak amacıyla Kuzey Kafkasya kolu olan ‘Kafkas Vilayeti’ni kurduğunu yüksek sesle ilan ettiğinin bir göstergesi olabilir.

Kafkasya Vilayeti'nin kuruluşu, geçtiğimiz mart ayı sonlarında Moskova'da meydana gelen ve terör örgütü DEAŞ’ın Afganistan kolu olan Horasan Vilayeti'nin üstlendiği terör saldırısından kısa bir süre sonra DEAŞ'ın medya kaynaklarında gündeme gelmeye başlamıştı. Teröristler, her zaman olduğu gibi Rusya'daki radikal örgütlere daha fazla genci çekmek için Moskova'da 2010 baharından bu yana düzenlenen en büyük saldırıyı fırsat bildi.

Kafkas Vilayeti’nin kurulduğuna dair açıklama, liderinin adı açıklanmadığı için pek dikkat çekmedi. Dolayısıyla terör eylemlerinin ciddiyeti, radikalleri bir araya getirip getiremeyeceği ve yeni oluşumun çalışmaları için gerekli finansmanın nasıl sağlanacağı konusunda şüpheler vardı. Öte yandan eğer Dağıstan’daki son terör saldırılarını Kafkasya Vilayeti’nin gerçekleştirdiğine dair haberler doğruysa, bu, örgütün Rusya Federasyonu’na bağlı bölgelere yönelik saldırılar düzenlemeyi ihmal etmeden saflarını hızlıca düzenleyebildiği ve Kafkasya'da istikrarı bozan bir unsur haline gelebildiği anlamına gelir.

Radikalleşmenin gerçek nedenlerini görmezden gelmek Rusya'ya bağlı Kuzey Kafkasya bölgesinin şiddet sarmalına girmesine kapıyı aralıyor.

Teröristler geçtiğimiz pazar günü Mahaçkale ve Derbent'te iki sinagog, iki Ortodoks kilisesi ve bir polis kontrol noktasına eşzamanlı olarak saldırılar düzenledi. Beş teröristin etkisiz hale getirilmesine karşılık 16 güvenlik görevlisi ve bir Hıristiyan rahip de dahil olmak üzere en az 21 kişi öldü. Sokaklar ve hatta bazı plajlar yaklaşık sekiz saat boyunca teröristler ve güvenlik güçleri arasında yaşanan çatışmalar nedeniyle adeta savaş alanına döndü. Her iki tarafın kayıpları, kullanılan silahlar ve terörle mücadele operasyonunun aktif aşaması için geçen süre karşılaştırıldığında, teröristlerin kendilerini askeri, psikolojik ve fiziksel olarak hazırladıkları anlaşılıyor. Bunun yanında Dağıstan’ın önde gelen isimlerinden birinin iki oğlunun ve bir akrabasının terör eylemlerine karıştığını doğrulayan haberler de basında yer aldı. Bazı yerel yetkililerin ya da bölgenin önde gelen ailelerinin mensuplarının, radikal İslamcıların eylemlerini desteklemesi ve modern silahlara ve eğitim alanlarına erişimlerini kolaylaştırması göz ardı edilemez. Sadece pitoresk dağlık manzaralarıyla değil, aynı zamanda etnik, dilsel ve dini çeşitliliğiyle de öne çıkan bu Kuzey Kafkasya cumhuriyetinde, büyük miktarlarda silah bulundurmayı gerektiren aile ve aşiret ilişkilerinin öncelenmesi, yolsuzluk ve adam kayırmacılık da bölgede oldukça yaygın.

Mahaçkale ve Derbent’teki terör saldırıları dünya genelinde manşetlere taşınırken, Rusya'nın güneyindeki Rostov-na-Donu bölgesindeki bir hapishanede meydana gelen rehine krizi, DEAŞ tehdidinin büyüdüğüne dair açık sinyaller göndermesine rağmen çok az dikkat çekti. Rostov-na-Donu’da 16 Haziran'da bir hapishanede DEAŞ’ın parmağının olduğu kanlı bir isyan patlak verdi. Rus Özel Kuvvetleri rehin alınan altı mahkumu öldürerek krizi hızla sona erdirmeyi başardı. Şans Rus yetkililerden yanaydı, çünkü şüpheli terör örgütü üyeleri silah odasına girip makineli tüfekleri ve mühimmatı ele geçirmeyi başaramadı. Bu da operasyon düzenleyen özel kuvvetlerin işini kolaylaştırdı.

Kuzey Kafkasya'nın en zayıf halkası

DEAŞ’ın Kuzey Kafkasya kolu olan Kafkasya Vilayeti, son terör saldırılarını üstlenmemiş ve faillerin hedeflerini ve saldırıların nedenlerini açıklayan videolar yayınlamamış olsa da saldırılar, Kuzey Kafkasya'daki en zayıf halka olan Dağıstan'ı kullanarak yeni bir şiddet dönemin başlangıcı oldu. iİstihbarat raporları Orta Asya'da geniş çaplı kanlı saldırılarla ilgili tahminlere yer verse de DEAŞ’ın Afganistan kolu olan Horasan Vilayeti’nin ‘Kafkasya'dan gelen kardeşler’ hakkındaki memnuniyet ve övgü dolu ifadeleri, Horasan Vilayeti’nin medya ve muhtemelen mali destek vererek faaliyetlerini daha çok Kuzey Kafkasya ve Rusya'ya kaydırdığını gösteriyor.

Mahaçkale ve Derbent'te meydana gelen terör saldırıları, Rusya’nın emniyet ve istihbarat servislerinin terör tehditleriyle yüzleşmeye hazır olmadığını, istihbarat servislerinin tehlikeli saldırılar hakkında bilgi edinip bunları önlemede başarısız olduğunu gösterdi. Polisin de terör eylemlerinin Ortodoks Kilisesi'nin Pentekost Bayramı (Hamsin Yortusu) kutlamaları sırasında gerçeklemesine ve 23 Ekim'de Mahaçkale Uluslararası Havalimanı'na düzenlenen baskının ardından İsrail karşıtlığının artmasına rağmen yeterli güvenlik önlemi almadığı anlaşıldı. Yaklaşık bin Dağıstanlı Mahaçkale Uluslararası Havalimanı'nı basarak İsrail'den gelen bir uçaktaki yolcuların inişini engellemişti. Derbent'te yaklaşık 400 Yahudi ailenin yaşadığı ve Dağıstan ile Moskova'nın ekonomisi için önemli bir rol oynadığı biliniyor.

Saldırılar, şu an Kuzey Kafkasya'daki en zayıf halka olan Dağıstan'ı kullanarak yeni bir şiddet döneminin başlangıcı oldu.

Birçok Rus yetkili, terör saldırılarının sorumlusu olarak Ukrayna’yı ve Batı ülkelerini suçlamakta gecikmeyip Dağıstan'da dini nedenler ya da İslamcı radikalleşme belirtileri olduğunu göz ardı ettiler.

 Kremlin, Dağıstan Cumhuriyeti'nde pazar günü yaşanan kanlı olayları, İkinci Çeçen Savaşı döneminde 2002 yılında yaşanan Nord Ost rehine krizi, 2004 yılında Beslan okul kuşatması ve Moskova metrosu bombalamaları gibi menfur terör saldırıları gibi ülkenin 2000’li yılların başlarına geri dönmesine yol açabilecek büyük bir risk olarak görmüyor.

Kremlin sözcüsü Dmitriy Peskov, terör saldırılarıyla ilgili yaptığı açıklamada, “Toplum kesinlikle bütünleşmiştir. Dün Dağıstan'da gördüğümüze benzer terörist tezahürler Rusya'da ya da Dağıstan'da toplum tarafından desteklenmiyor” ifadelerini kullandı. Peskov'un açıklamaları, Moskova'daki Crocus City Hall saldırısından Ukrayna'yı sorumlu tutan, ancak bu kez Dağıstan’daki saldırılara değinmemeyi tercih eden Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in genel kanaatlerinden çok da uzaklaşmıyor. Rusya’nın radikal İslamcılar tarafından gerçekleştirilen terör saldırılarının hedefi olamayacağını söyleyen Peskov, “Çünkü Rusya, dinler arası uyumun yanı sıra farklı etnik kökenler ve dinler arasındaki birliğin eşsiz bir örneğini sunuyor” diye konuştu.

Giderek büyüyen kartopu

Öte yandan bağımsız araştırmacılar, DEAŞ gibi radikal terör örgütlerinin Dağıstan da dahil olmak üzere Kuzey Kafkasya cumhuriyetlerindeki gençler arasında giderek artan bir popülarite elde ettiğine dair uzun süredir uyarıyorlar. Rus yetkililer, Batı'yı ve beşinci kolcuları işaret etmek bir yana, ortada bir sorun olduğunu bile görmezden geliyorlar. Son olaylar, hükümetin Kuzey Kafkasya'da gençlerin radikalleşmesinin altında yatan nedenleri ele almakta başarısız olduğunu ortaya koyarken söz konusu nedenler arasında zorlu hayat şartları ve Kafkas halklarının Rus İmparatorluğu ve Sovyetler Birliği dönemlerinden kalma geçmişten gelen mağduriyetleri yer alıyor. Bunlara bir de yabancı düşmanlığı ve İslamofobinin ülke genelinde yükselişte olması ekleniyor. Bu durum, Dağıstan yerel yönetiminden ve iktidardaki Birleşik Rusya Partisi’nden üst düzey bir yetkilinin, çocukları ve akrabalarıyla birlikte eğitim, para, olanak ve kariyer fırsatlarına erişebilmelerine rağmen neden terör eylemlerine katıldıklarını açıklıyor.

Kuzey Kafkasya bölgesinde Sovyetler Birliği'nin dağılmasından bu yana artan huzursuzluk, ayrılıkçı hareketlerin ve radikalizmin ortaya çıkmasıyla Moskova'daki merkezi otorite için kronik bir baş ağrısına neden oldu. Buradaki terör eylemleri Rusya'ya da sıçradı.

1999 yazında Moskova'da çok sayıda binanın bombalanması, Moskova’nın terörist olarak gördüğü Şamil Basayev ve Hattab liderliğindeki silahlı grupların Çeçenistan’ı işgali ve DEAŞ’ın ilanı, İkinci Çeçen Savaşı'nı tetikledi.

Çeçen militanlar 2002 yılında Moskova'nın güneydoğusundaki Dubrovka Tiyatrosunu ele geçirerek yaklaşık 750 kişiyi rehin aldı. Rehinelerin 100'den fazlası güvenlik güçlerinin tiyatroya baskın düzenlemek için kullandığı zehirli gazlar nedeniyle öldü. Bu olaydan iki yıl sonra Çeçen militanlar bu kez Kafkasya'da Beslan'daki bir okula benzer bir saldırı düzenleyerek binden fazla kişiyi esir aldı. Rus güvenlik güçlerinin binaya düzenlediği operasyonda 300'den fazla kişi öldü. Terör eylemlerine katılanlar ‘küresel cihat’ hareketleriyle ilişkilerini inkar etmediler.

Rusya'nın Çeçen ayrılıkçılara yönelik acımasız baskısı ve birinci ve ikinci Çeçen savaşlarındaki yakıp yıkma politikası bölgedeki bazı Müslümanları radikalleştirdi. Reuters'ın haberine göre Rusya, Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed'e karşı patlak veren ve savaşa dönüşen protestolardan yararlanarak Kafkasya'dan yüzlerce radikalin Suriye'ye gitmesini kolaylaştırmış olsa da Rusya'nın Suriye'ye askeri müdahalesi daha fazla radikalin ortaya çıkmasına ve terör örgütlerinin, vatandaşları Rusya'ya vizesiz girebilen Kafkasya ve Orta Asya ülkelerinden binlerce kişiyi saflarına katmasına katkıda bulundu. Dağıstan Vilayeti, 2015 yılının haziran ayında sosyal medyada DEAŞ’ın bir kolu olarak ilan edilirken Rusça konuşan kişiler Rusya'yı tehdit etti.

cvfgbhnyj
Grozni'den kaçan bir Çeçen kadını (Getty Images)

Rusya'nın Çeçen ayrılıkçılara yönelik acımasız baskısı ve yakıp yıkma politikası bölgedeki bazı Müslümanları radikalleştirdi.

Dağıstan'ın Kizlyar kentinde 18 Şubat 2018 tarihinde 22 yaşındaki militan Halil Halilov, Büyük Şehit Aziz Georgios Kilisesi'nde düzenlenen Bağışlanmanın Dirilişi ayininin ardından cemaatin üzerine ateş açtı. Saldırıda beş kişi hayatını kaybederken saldırgan ölü olarak ele geçirildi.

Pazar günü Derbent ve Mahaçkale'de gerçekleşen terör saldırılarına kadar bu olayların en büyüğü olan saldırı geçtiğimiz mart ayında meydana gelmiş, saldırının sorumluluğunu Horasan Vilayeti üstlenmişti.

Rus yetkililer, daha önce de olduğu gibi hiç vakit kaybetmeden terör eylemlerinden Ukrayna ve Batı'yı sorumlu tutarak halkın öfkesini başka yöne çekmeye dayalı kolay formüllere sarılırken etkili çözümler bulamamanın Kuzey Kafkasya'da daha fazla toplumsal bir bölünmeye neden olabileceği, öfkeyi artırabileceği ve Rusya'nın Ukrayna'daki savaşa odaklandığı bir dönemde ciddi patlamalarla tehdit edebileceği görülüyor.

Rus yetkililerin Batı’yı suçlamakta ısrar etmesi ve terörizmin gerçek nedenlerini görmezden gelmesi nedeniyle teröristlerin Dağıstan’dan diğer bölgelere sızma riski de artıyor. Rusya Soruşturma Komitesi Başkanı Alexander Bastrykin gibi Devlet Başkanı Putin'e yakın yetkililer tarafından Orta Asya'dan gelen ‘göçmen işçilere’ karşı yürütülen organize kampanya, bu bahar yaşanan Crocus City Hall saldırısından sonra Rusya'da Müslümanlara karşı artan nefretle birlikte yangını daha da körükleyebilir. Bu da Orta Asya ve Kafkasya'daki terörist gruplara daha fazla öfkeli ve dışlanmış genci saflarına katmak için altın bir fırsat verirken uzun zamandır ulusların ve dinlerin bir arada yaşamasına methiyeler düzen Rusya için ‘bir beka krizi’ haline gelebilir.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



İran'da rejim değişikliğinin Rusya'nın çıkarlarına yansımaları

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)
TT

İran'da rejim değişikliğinin Rusya'nın çıkarlarına yansımaları

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)

Anton Mardasov

ABD silahlı kuvvetleri, bilhassa üst düzey liderliği hedef alarak ve askeri ve hükümet yapısını istikrarsızlaştırarak İran'a karşı etkili saldırılar düzenlemesini sağlayacak muharebe gücüne ve sayısına sahip operasyonel birimleri konuşlandırmaya devam ediyor. Buna, çeşitli istihbarat türlerinde önemli bir yoğunlaşma, denizaltı ve savaş gemilerinin hızlıca konuşlandırılması ve önemli hava birimlerinin dikkatlice seçilmiş operasyonel üslere yeniden konumlandırılması eşlik ediyor.

Bununla birlikte en kritik aşama, hedef belirleme, gerekli kuvvet ve kaynakların değerlendirilmesi, bunların farklı eksenlere dağıtılması ve sadece çeşitli askeri oluşumlar arasında değil, İsrail ile de koordinasyon ve etkileşim mekanizmalarının incelenmesini içeren bir acil durum planının geliştirilmesi olmayı sürdürüyor.

Tahran misilleme saldırıları düzenlerse, bunların İsrail içindeki tesisleri ve muhtemelen bölgedeki ABD üslerini hedef alacak orta menzilli balistik füze saldırılarını içermesi bekleniyor. Önceki füzeleri önleme operasyonlarında anti-füze mühimmatındaki yüksek tüketim göz önüne alındığında, rezervlerin yenilenmesi ve güçlendirilmesi acil bir ihtiyaç olarak öne çıkıyor. Bununla birlikte, 12 Gün Savaşı'ndan bu yana geçen süre, savunma sanayilerinin bu mühimmatın üretimini daha etkili muharebe operasyonlarını desteklemek için gerekli oranda artıramadığını gösteriyor.

ABD ve İsrail'in, İran'ı sürekli teyakkuz halinde tutup, kuvvetlerini tüketen ve ekonomisine yük getiren askeri eylem tehditleriyle Tahran'a baskı uygulamaya devam etmesi muhtemel. Öte yandan, uzun bir süre boyunca bölgede yüksek düzeyde muharebe hazırlığı ve güçlü bir askeri varlığı sürdürmek, ABD kaynakları üzerinde de baskı oluşturmaktadır. Bununla birlikte, İran'ın ekonomik durumunu dikkate almasak bile, bu tür senaryolarda daha büyük inisiyatife ve stratejik avantajlara sahip olan saldırgan taraftır.

Tahran, bölgedeki ABD askeri üslerini, hayati önemdeki petrol altyapısını ve hatta İsrail'in kendisini hedef almakla tehdit etmekten çekinmedi

Askeri açıdan bakıldığında, herhangi bir ABD-İsrail askeri operasyonuna İran'ın olası bir yanıtının etkinliği sorgulanabilir. Geçen yıl ABD ve İsrail ile yaşanan çatışmanın ardından İran, o dönemde fırlattığı yüzlerce balistik füzenin somut bir stratejik etki yaratamaması nedeniyle nispeten daha zayıf bir görüntü verdi. Tahran'ın son çatışma (12 Gün Savaşı) sırasındaki tutumu da özellikle petrol tankerlerini hedef almak gibi bu tür durumlarda en etkili baskı taktiklerinden bazılarını kullanmaktan kaçınarak, uzun süreli bir yüksek gerilimden kaçınma arzusunda olduğunu açıkça gösterdi. Bu ihtiyatlılık, her şeyden önce İsrail'in bir caydırıcılık ile karşılaşmadan yoğun ve sürekli hava saldırıları düzenlemesine olanak sağladı.

Bu sefer, teorik olarak, İran stratejisini yeniden değerlendirmek zorunda kalabilir. Saldırı durumunda, ABD'nin öncelikle deniz birimlerini korumak için ana kuvvetlerini İran'ın balistik ve gemisavar seyir füzelerinin menzilinin ötesine konuşlandırması bekleniyor. Aynı zamanda, İran'a yakın bölgelerdeki ABD askeri üsleri, çok katmanlı ve yoğun hava ve füze savunma sistemleri konuşlandırılarak azami koruma ile güçlendirilecektir.

Görsel kaldırıldı.Umman Körfezi'nde İran, Rusya ve Çin arasında yapılan askeri tatbikatlara katılan gemiler, 12 Mart 2025 (AFP)

Bu bağlamda, Tahran, bölgedeki ABD askeri üslerini, hayati önemdeki petrol altyapısını ve hatta İsrail'in kendisini hedef almakla tehdit etmekten çekinmiyor. Irak'taki İran yanlısı gruplar, özellikle Nuceba Hareketi, Hizbullah Tugayı ve Bedir Örgütü, bu kez askeri destek sağlama konusunda daha net bir kararlılık gösteriyorlar. Irak'taki İran yanlısı silahlı örgütlerden biri olan Seraya Evliya ed-Dem, yaklaşık 86 kilometre menzilli İran yapımı Ebabil/Arman güdümlü füzeler de dahil olmak üzere taktik füzeler için fırlatma rampalarıyla donatılmış bir yeraltı üssünden faaliyet göstermeye hazır olduğunu açıkladı. Bu türden herhangi bir tırmandırma, mümkün olduğunca çok potansiyel bölgesel müttefiki devreye sokmayı İran için son derece önemli hale getirecektir. Zira bu, İran'ın düşmanının çabalarını dağıtmasına ve daha yakın mesafeden ve daha düşük stratejik maliyetle birden fazla Amerikan mevziini hedef almasına olanak tanıyacaktır.

Kanıtlar, Moskova'nın önceki çatışmaya (12 Gün Savaşı) kıyasla bu krize daha fazla dahil olduğuna ve İran rejimine daha net destek verdiğine işaret ediyor

Bununla birlikte, ABD ve İsrail lehine olan ezici askeri ve ekonomik dengesizlik, Tahran için uzun süreli bir silahlı çatışmada kesin bir zaferi neredeyse imkansız kılıyor. Beklenen tüm senaryolarda, savaşın stratejik ve ekonomik maliyetinin İran için çok yüksek olacağı ve nihai sonucun kesinlikle onun lehine olmayacağı öngörülüyor.

ABD ve İsrail'in tehditlerini yerine getirip mevcut İran askeri ve siyasi liderliğini devirmeyi başardığını varsayalım. Bu, tamamen göz ardı edilemese de gerçekleşme olasılığı belirsiz olduğundan, sadece varsayımsal bir senaryodur. Ancak, böyle bir senaryonun İran rejiminin yapısında hızlı bir değişikliğe yol açmayacağı açık ve net. Eşsiz iç yapısı ve örgütlü muhalefetin zayıflığı nedeniyle, iktidar mücadelesi süreci muhtemelen uzun ve karmaşık olacaktır. Bu tür acil durumlarda, İran Devrim Muhafızları, ülkedeki tüm reformist akımları marjinalleştirerek ve hatta ortadan kaldırarak, “Venezuela senaryosu” olarak bilinen -ılımlı güçlerle barışçıl bir iktidar geçişi- durumundan kaçınmaya çalışabilir. Zira teorik olarak, bu akımlar, uluslararası izolasyonun sona ermesi ve ekonomik durumun iyileştirilmesi karşılığında sadece nükleer programdan değil, füze programından da vazgeçmeye istekli olabilirler.

Görsel kaldırıldı.İran ordusu askerleri, Saddam Hüseyin Irakı'yla 1980-1988’de yaşanan savaşın başlangıcını anma amacıyla Tahran'da düzenlenen yıllık askeri geçit töreninde, 21 Eylül 2024 (AFP)

Bu gerçeklik önemli bir soruyu gündeme getiriyor: Bu gelişmelerin Rusya üzerindeki etkisi nedir? Kanıtlar, Moskova'nın önceki çatışmaya (12 Gün Savaşı) kıyasla bu krize daha fazla dahil olduğuna ve İran rejimine daha net destek verdiğine işaret ediyor. Rusya’nın iç protestoları bastırmak için özel araçlar sağlamasının yanı sıra, Rus Antonov-124 ve Ilyushin-76 gibi ağır askeri kargo uçakları, dikkat çekici ve alışılmadık bir hamleyle Çinli muadilleriyle koordineli olarak İran'a askeri sevkiyatlar gerçekleştiriyor. Sosyal medyada İran'daki Rus Mi-28 saldırı helikopterlerine dair ilk görüntülerin yayınlanması iki anlam taşıyor. Birincisi operasyonel olup, daha önce verilmiş siparişler kapsamında teslim edilen partileri temsil ediyor; ikincisi ise medyatik ve psikolojik olup, devam eden bilgi savaşının bir parçası olarak İran'ın müttefiklerinden önemli askeri “sürprizler” teslim alabileceğini yaymayı amaçlıyor.

Rusya için olduğu gibi Çin için de İran'daki olası bir rejim değişikliğinin taşıdığı en büyük risk, bir güç boşluğundan kaynaklanabilecek belirsizliktir

Bununla birlikte, bu sevkiyatların doğrudan askeri etkisi, geniş çaplı gerilimi tırmandırma senaryoları karşısında sınırlı kalıyor ve gerçek ihtiyaçlar denizinde bir damlayı temsil ediyor. Yine de değerleri maddi boyutlarının çok ötesine uzanıyor. Bu, stratejik desteğin somut ve pratik ifadesi, siyasi ittifakın diplomatik açıklamaların ötesine geçen somut adımlara dönüşmesidir. Bu bağlamda, İran medyası, İran, Rusya ve Çin arasında şubat ayında Kuzey Hint Okyanusu'nda üçlü ortak deniz tatbikatlarının yapılmasının planlandığını bildirdi. Şarku'l Avsat'ın al Majalla'dan aktardığı analize göre bu hamle, özünde, Batı baskısı karşısında bu güçler arasındaki koordinasyon ve stratejik ittifak düzeyinde ciddi yükselişi yansıtan güçlü bir sembolik siyasi ve askeri mesaj niteliğinde.

Görsel kaldırıldı.İran'ın “Nahid-2” iletişim uydusu Rusya'nın Uglegorsk kenti dışında, Rus Soyuz roketi kullanılarak Vostochny Uzay Üssü'nden fırlatılıyor, 25 Temmuz 2025 (AFP)

Moskova ve Tahran arasındaki gizli askeri-teknik iş birliği ve istihbarat etkileşiminin dinamikleri, uzun zamandır resmi ticari ve ekonomik ilişkilerden bağımsız olarak işlemektedir. Ancak, iki ülkenin derin yaptırımlar konusundaki ortak deneyimi, yeni yakınlaşma noktaları yaratmaya başladı. 2022'de uygulanan kapsamlı yaptırımların ardından Moskova, özellikle petrol ticaretinde, karıştırma, yeniden etiketleme ve petrolü üçüncü bir ülkeden gelmiş gibi satma yoluyla yaptırımların etrafından dolaşma konusunda İran'ın birikmiş deneyimine aktif olarak güvendi. Ancak bu ilişkinin derinliği abartılmamalı. Temel ekonomik gösterge olan ikili ticaret hacmi, 2025 yılında 4,8 milyar doları aşmadı. Bu rakam örneğin, Rusya ile Birleşik Arap Emirlikleri arasındaki ticaret hacmiyle (12 milyar dolar) karşılaştırıldığında oldukça düşük olup, iki ülke arasındaki ekonomik ortaklığın sınırlı kapsamını vurguluyor.

Rusya için olduğu gibi Çin için de İran'daki olası bir rejim değişikliğinin taşıdığı en büyük risk, bir güç boşluğundan kaynaklanabilecek belirsizliktir. Ekonomik ve iş birliği açısından olası en kötü sonuçlardan biriyse, son yıllarda Rusya'nın Ortadoğu ve ötesindeki varlığının ideolojik gerekçesinin temeli olan uluslararası Kuzey-Güney ulaşım koridorunun çökmesidir. Moskova, küresel ölçekte Tahran'ın taktiksel bir müttefik olabileceğini, ancak tam anlamıyla stratejik bir müttefik olamayacağını kabul ediyor; zira bu ittifak, siyasi iradeden ziyade din faktörü tarafından kısıtlanıyor. Uzmanlar, yalnızca ideolojisini paylaşanların İran'ın müttefiki veya dostu olabileceğini, diğer ülkelerin ise bu ideolojik bağlamda sadece birer araç olduğu gerçeğini sıklıkla gözden kaçırıyorlar.


New START Anlaşması’nın sona ermesinin ardından... Dünya, nükleer yok oluş tehdidinden kendini nasıl kurtaracak?

Dönemin ABD Başkanı Barack Obama ve Rus mevkidaşı Dmitriy Medvedev, 8 Nisan 2010 tarihinde Prag’da New START Anlaşması’nı imzaladıktan sonra el sıkışıyor. (AP)
Dönemin ABD Başkanı Barack Obama ve Rus mevkidaşı Dmitriy Medvedev, 8 Nisan 2010 tarihinde Prag’da New START Anlaşması’nı imzaladıktan sonra el sıkışıyor. (AP)
TT

New START Anlaşması’nın sona ermesinin ardından... Dünya, nükleer yok oluş tehdidinden kendini nasıl kurtaracak?

Dönemin ABD Başkanı Barack Obama ve Rus mevkidaşı Dmitriy Medvedev, 8 Nisan 2010 tarihinde Prag’da New START Anlaşması’nı imzaladıktan sonra el sıkışıyor. (AP)
Dönemin ABD Başkanı Barack Obama ve Rus mevkidaşı Dmitriy Medvedev, 8 Nisan 2010 tarihinde Prag’da New START Anlaşması’nı imzaladıktan sonra el sıkışıyor. (AP)

Antoine el-Hac

5 Şubat 2026, Rusya ile ABD arasında nükleer silahların sınırlandırılmasına yönelik son anlaşmanın da sona ermesiyle, dünyayı yeni bir belirsizlik ve endişe dönemine sokan tarihi bir gün olarak kayda geçti.

8 Nisan 2010’da dönemin ABD Başkanı Barack Obama ile Rusya Devlet Başkanı Dmitriy Medvedev, Prag’da Yeni Stratejik Silahların Azaltılması Anlaşması’nı (New START) imzaladı. Anlaşma 5 Şubat 2011’de yürürlüğe girdi ve 2021 yılında beş yıl süreyle uzatıldı. Anlaşma, stratejik nükleer silah sistemlerini ‘kıtalararası’ olarak tanımladı; yani örneğin Avrupa'dan fırlatılıp ABD’de patlayabilecek ve bunun tersi de mümkün olabilecek sistemler olarak nitelendirildi.

New START Anlaşması, ABD ve Rusya için konuşlandırılmış stratejik nükleer başlık sayısını bin 550 ile sınırlandırdı. Bu başlıkların, uçaklar, kıtalararası balistik füzeler ve denizaltılar dahil olmak üzere 700 nükleer taşıma aracı üzerinde konuşlandırılması öngörüldü. Ayrıca nükleer silah taşıma kapasitesine sahip füzeler ve uçaklar için konuşlandırılmış ve konuşlandırılmamış toplam 800 fırlatma platformu sınırı getirildi.

Rusya Savunma Bakanlığı tarafından 9 Aralık 2020’de yayınlanan, Rusya'nın kuzeybatısındaki bir üsten kıtalararası balistik füze fırlatılmasını gösteren videodan alınan ekran görüntüsü (AP)Rusya Savunma Bakanlığı tarafından 9 Aralık 2020’de yayınlanan, Rusya'nın kuzeybatısındaki bir üsten kıtalararası balistik füze fırlatılmasını gösteren videodan alınan ekran görüntüsü (AP)

Anlaşma, konuşlandırılmış stratejik nükleer silahları kapsasa da her iki ülkenin bunun ötesinde daha büyük ‘stoklanmış’ nükleer cephaneliklere sahip olduğu biliniyor. Tahminlere göre Rusya’nın yaklaşık 5 bin 459, ABD’nin ise yaklaşık 5 bin 177 nükleer başlığı bulunuyor.

New START Anlaşması ayrıca, hızlı bildirimlerin ardından düzenli saha denetimleri yapılmasını ve iki ülke arasında yılda iki kez veri paylaşımını öngörüyordu.

Üst sınır konusunda anlaşma sağlanamadı

Anlaşma şartlarına göre New START Anlaşması yalnızca bir kez uzatılabiliyordu; bu nedenle baştan itibaren 5 Şubat 2026’da sona ereceği biliniyordu. Ancak Rusya ile ABD, söz konusu anlaşmanın yerini alacak yeni bir anlaşmaya vararak oluşacak boşluğu önleyebilirdi. Nitekim Rusya, Eylül 2025’te iki ülkenin anlaşmada öngörülen üst sınırlara bir yıl daha uyması yönünde bir öneride bulundu. Bu teklif, ilk aşamada ABD Başkanı Donald Trump’tan olumlu bir karşılık gördü. Ancak Trump daha sonra Çin’in de dahil olduğu yeni bir anlaşma müzakere etme isteğini dile getirdi.

Taraflar yıllar boyunca anlaşmanın getirdiği sınırlamalara uymuş olsa da doğrulama mekanizmaları bir süredir işletilmedi. 2020’de Kovid-19 salgını nedeniyle saha denetimleri askıya alındı. Rusya’nın Ukrayna’yı işgali ve ABD’nin Kiev’e verdiği askeri destekle birlikte iki ülke arasındaki gerilim artarken, ABD Şubat 2023’te Rusya’nın anlaşmaya uymadığını açıkladı. Bunun ardından Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, ülkesinin anlaşmaya uyumunu askıya aldığını duyurarak, denetimlere ve veri paylaşımına son verdi. Washington da buna karşılık Moskova ile bilgi paylaşımını durdurma kararı aldı.

Açıklanmayan bir yerde yapılan askeri tatbikat sırasında Rus nükleer denizaltısı (AP)Açıklanmayan bir yerde yapılan askeri tatbikat sırasında Rus nükleer denizaltısı (AP)

Küresel nükleer sistemin giderek daha fazla baskı altında olduğu görülüyor. Başlıca iki ülkenin ötesinde, Kuzey Kore cephaneliğini genişletirken, Ukrayna-Rusya savaşı bağlamında nükleer tırmanma riski hâlâ yüksek. İran’ın nükleer programının 22 Haziran 2025’teki ABD saldırısından sonraki durumu kesin olarak bilinmiyor ve Hindistan ile Pakistan arasındaki gerilim, Keşmir meselesi gibi konular nedeniyle tamamen azalmış değil.

Aynı zamanda, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin beş daimî üyesinin, gezegeni korumak amacıyla nükleer silahsızlanma konusunda kayda değer bir ilerleme kaydetmediği görülüyor. Oysa bu ülkeler, 1968’de kabul edilen ve 1995’te süresiz olarak yenilenen Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması (NPT) kapsamında yükümlü. Anlaşmanın bir sonraki gözden geçirme konferansı, önümüzdeki nisan ve mayıs aylarında New York’ta yapılacak. Bu toplantıda nükleer silah sahibi ülkelerin, son beş yılda antlaşma kapsamında ne kadar ilerleme kaydettiklerini açıklamaları ve önümüzdeki beş yılda bu yükümlülüklerini nasıl yerine getireceklerini ortaya koymaları gerekiyor.

Saldırganca konuşma

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın (UAEA) eski Genel Direktörü Muhammed el-Baradey, geçtiğimiz aralık ayında yaptığı değerlendirmede, “Büyük nükleer silah sahibi devletler yalnızca silahlanmayı kontrol etme ve silahsızlanma çabalarında başarısız olmadılar; aynı zamanda cephaneliklerini modernize edip genişletmeye, artan saldırgan retorikleriyle uyumlu şekilde açıkça devam ediyorlar. Oysa insanlığın kendi yok oluşunu önlemesi beklenen kırılgan küresel yapılar gözlerimizin önünde çöküyor” ifadelerini kullandı.

Gözlemcileri endişelendiren bir diğer konu ise ABD ve Rusya arasındaki New START Anlaşması’nın yerini alacak anlaşmaya dair diplomatik çabaların neredeyse yok denecek kadar az olması. Bu süreçte yalnızca iki ülke başkanından kısa açıklamalar geldi. Trump, görev süresinin ikinci gününde Rusya ve Çin ile silah kontrolünün geleceği hakkında konuşacağını belirterek, “Nükleer silahlara muazzam paralar harcanıyor ve yıkıcı güçleri hakkında konuşmayı bile istemiyoruz… Nükleer silahsızlanmanın mümkün olup olmadığını görmek istiyoruz ve bence bu mümkün” dedi.

Kuzey Dakota’da bir Minuteman füzesini inceleyen ABD Hava Kuvvetleri askeri ile Moskova’nın merkezinde düzenlenen askerî geçit töreninde bir kıtalararası balistik füzeyi gösteren birleştirilmiş görüntü (AFP)Kuzey Dakota’da bir Minuteman füzesini inceleyen ABD Hava Kuvvetleri askeri ile Moskova’nın merkezinde düzenlenen askerî geçit töreninde bir kıtalararası balistik füzeyi gösteren birleştirilmiş görüntü (AFP)

Eylül ayında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, New START Anlaşması’nın sona ermesinin ardından Rusya’nın ‘temel niceliksel sınırlamalara bir yıl daha uymaya hazır olduğunu’, ancak bunun ABD’nin de ‘aynı ruhla hareket etmesi’ şartına bağlı olduğunu açıkladı. Trump yönetimi bu teklife yanıt vermedi; Başkan Trump ise açıklamalarında çelişkili mesajlar verdi. Trump, ekim ayında Putin’in teklifine ilişkin olarak “Bana iyi bir fikir gibi görünüyor” derken, ocak ayında New York Times’a verdiği bir röportajda New START Anlaşması için “Biterse bitsin. Daha iyi bir anlaşma yaparız” ifadelerini kullandı.

Birleşik Krallık merkezli Kraliyet Birleşik Hizmetler Enstitüsü’nden (RUSI) Nükleer Politika ve Yayılmayı Önleme Programı uzmanı Darya Dolzikova, New START Anlaşması’nın sona ermesini ‘endişe verici’ olarak nitelendirdi ve tarafların stratejik kapasitelerini genişletme yönünde güçlü motivasyonları olduğunu vurguladı. Dolzikova makalesinde şu ifadeleri kullandı: “Rusya, ABD hava savunma sistemlerini aşma kapasitesi konusunda kaygı duyuyor; bu kaygılar, Başkan Trump’ın Kuzey Amerika’yı uzun menzilli silahlardan koruma amaçlı ‘Altın Kubbe’ (Golden Dome) planlarıyla daha da arttı. Buna karşılık Rusya, bu savunma sistemlerini aşacak şekilde tasarlanmış yeni silahlar geliştiriyor; bunlar arasında nükleer başlıklı, kendi kendine hareket eden kıtalararası torpido Poseidon ve nükleer başlıklı seyir füzesi Burevestnik yer alıyor. Ayrıca ABD, Rusya ve Çin, 4.000 mil/saat (6.437 km/s) hızın üzerinde manevra kabiliyetine sahip uzun menzilli hipersonik füzeler geliştiriyor; bu da onları imkânsız hale getiriyor.”

Dolzikova, bu askeri kapasite artışının ‘yeni bir silah kontrol anlaşmasına varmayı daha da zorlaştıracağını’ ve ‘nükleer silahların önemini artıracağını’ belirtti. Ayrıca diğer ülkelerin de nükleer silahları caydırıcı bir araç olarak edinme isteği gösterdiğini bildirdi.

Kuzey Kore lideri Kim Jong-un ve kızı Kim Ju-ae, 27 Ocak 2026’da Kuzey Kore'nin açıklanmayan bir yerinde füze fırlatma testini denetliyor. (EPA)Kuzey Kore lideri Kim Jong-un ve kızı Kim Ju-ae, 27 Ocak 2026’da Kuzey Kore'nin açıklanmayan bir yerinde füze fırlatma testini denetliyor. (EPA)

Dünya çapında gerginliğin arttığı bir sır değil. Böyle bir dönemde, silahsızlanma veya en azından silahların kontrol altına alınmasına yönelik önlemler daha da önem kazanıyor. Uluslararası güvenliğin kötüye gitmesi, harekete geçmemek için bir mazeret olamaz; aksine, özellikle son zamanlarda ‘Batı elitleri’ hakkında duydukları haberlerden endişe duyan insanları yatıştırmak için acil önlemler alınması için bir teşvik olmalı.


İtalya, demiryolu ağını hedef alan bir sabotaj eylemini soruşturuyor

İtalyan polisi olası sabotaj olayını araştırıyor (Reuters)
İtalyan polisi olası sabotaj olayını araştırıyor (Reuters)
TT

İtalya, demiryolu ağını hedef alan bir sabotaj eylemini soruşturuyor

İtalyan polisi olası sabotaj olayını araştırıyor (Reuters)
İtalyan polisi olası sabotaj olayını araştırıyor (Reuters)

Reuters'ın haberine göre bir yetkili, İtalyan polisinin, kuzeydeki Bologna kenti yakınlarındaki demiryolu hatlarına elektrik sağlayan kablolara zarar veren ve tren gecikmelerine neden olan olası bir sabotaj eylemini soruşturduğunu açıkladı.

İtalyan devlet demiryolu şirketi Ferrovie dello Stato, Kış Olimpiyatları'nın başlamasından bir gün sonra meydana gelen sorunun herhangi bir teknik arızadan kaynaklanmadığını belirtti.

Polis sözcüsü, yangının "kundaklama olduğuna inanıldığını" ancak henüz kimsenin sorumluluğu üstlenmediğini duyurdu. Sözcü, olay yerinde ulaşım polisi ve terörle mücadele birimlerinin inceleme yaptığını açıkladı.

Yangın, Bologna ve Venedik arasındaki hattı etkilemekle kalmadı, aynı zamanda Bologna ve Milano arasındaki ve Adriyatik kıyılarına giden yollarda da trafik aksamalarına neden oldu.

Milano, Venedik'ten trenle ulaşılabilen Cortina ile birlikte Kış Olimpiyatlarına ev sahipliği yapıyor.

Paris'te düzenlenen 2024 Yaz Olimpiyatlarında, sabotajcılar ülke genelinde şafak vakti bir dizi saldırı düzenleyerek Fransa'nın TGV yüksek hızlı tren ağını hedef almış ve açılış töreninden saatler önce trafik kaosuna neden olmuştu.

İtalyan devlet demiryolu şirketi Ferrovie dello Stato, aksaklıklara rağmen tren seferlerinin devam ettiğini açıkladı.