NATO Genel Sekreteri Stoltenberg, Şarku’l Avsat’a konuştu: Çin'e ‘güçlü bir mesaj’ gönderdik… ABD'nin Ukrayna'ya desteğinin devam etmesini bekliyorum

Stoltenberg, Ukrayna’nın Rusya içindeki askeri hedefleri vurmasına yönelik kısıtlamaların gevşetilmesinden duyduğu memnuniyeti ifade etti

TT

NATO Genel Sekreteri Stoltenberg, Şarku’l Avsat’a konuştu: Çin'e ‘güçlü bir mesaj’ gönderdik… ABD'nin Ukrayna'ya desteğinin devam etmesini bekliyorum

NATO Genel Sekreteri Stoltenberg, Şarku’l Avsat’a konuştu: Çin'e ‘güçlü bir mesaj’ gönderdik… ABD'nin Ukrayna'ya desteğinin devam etmesini bekliyorum

Jens Stoltenberg 2014 yılında Kuzey Atlantik Antlaşması Teşkilat’nın (NATO) başına geçtiğinde muhtemelen Avrupa'nın İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana en büyük savaşı yaşayacağını tahmin etmiyordu. NATO Genel Sekreterliği görevini ekim ayında Mark Rutte'a devretmeye hazırlanan eski Norveç Başbakanı Stoltenberg, Batılı müttefikleri bir araya getirmeyi ve NATO’ya üye ülke sayısını 32’ye yükseltmeyi başardı. Bunun yanında NATO üyesi devletlerden, Rusya ile savaşında Ukrayna'yı mali ve askeri olarak desteklemeye devam etmeleri için söz aldı.

ABD’de kasım ayında yapılması planlanan başkanlık seçimlerinde eski Başkan Donald Trump'ın yeniden seçilmesi olasılığı NATO’nun çalışmalarına gölge düşürürken Stoltenberg, ABD'nin Ukrayna’ya verdiği desteğin ve NATO'yu güçlendirme konusundaki kararlılığının devam etmesi konusunda iyimser olduğunu ifade etti.

NATO Genel Sekreteri Stoltenberg, Washington’daki 75. NATO Zirvesi sonunda Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda, ABD'nin Ukrayna’yı desteklemeyi sürdürmesinin ‘özellikle bugün Ukrayna'da olanların yarın Asya'da tekrarlanması ihtimalinden dolayı’ kendi güvenlik çıkarlarına da uygun olduğunu söyledi.

NATO üyesi ülkelerin, Ukrayna’nın Rusya içindeki meşru askeri hedefleri vurmasına yönelik kısıtlamaların gevşetilmesinden duyduğu memnuniyeti dile getiren Stoltenberg, Batı'nın Ukrayna'ya desteğinin devam etmesi gerektiğini vurguladı.

saxcdvf
NATO üyesi ülkelerin liderleri Washington'daki zirvede bir araya geldiler (DPA)

Pekin'in NATO'nun Hint-Pasifik bölgesini istikrarsızlaştırdığı yönündeki suçlamasını reddederek, Belarus ile yaptığı askeri tatbikatlarla NATO üyesi ülkelerin sınırlarına yaklaşanın Çin olduğunu söyleyen NATO Genel Sekreteri, Washington'daki zirvede NATO'nun Rusya'nın Ukrayna’da yürüttüğü savaşa destek verdiği için Çin'e ilk kez ‘güçlü bir mesaj’ verdiğini ve bundan memnuniyet duyduğunu belirtti.

Ortadoğu ile ilgili olarak Gazze'de ateşkes için sürdürülen çabaları desteklediğini, ancak çatışmada ‘NATO'nun doğrudan bir rol oynamadığını’ ifade eden Stoltenberg, NATO'nun Ortadoğu'daki ortaklıklarından Suudi Arabistan ile terörle mücadele, İran'ın bölgenin istikrarını bozan faaliyetleri ve deniz seyrüsefer güvenliği konularında yapılan iş birliğine övgüde bulundu.

İşte NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg ile yapılan röportajın tam metni:

 Ukrayna'nın sağlamlığı ve NATO'nun sorumluluğu

NATO’nun kuruluşunun 75. yıldönümü münasebetiyle bu hafta Washington’da bir araya gelen NATO ülkeleri liderleri, Ukrayna için en büyük yardım paketlerinden birini onayladı. Rusya’nın 2022 yılının şubat ayında Ukrayna’ya karşı açtığı savaşın başlamasından bu yana ABD ve müttefikleri ilk kez Kiev'e F-16 savaş uçakları göndermeyi kabul etti. Ayrıca önümüzdeki yıl en az 40 milyar euroluk yardım taahhüdünde bulundular. NATO ülkeleri liderleri, bu yardımın Ukrayna ordusunun doğu ve güney cephelerinde yaşanan ve NATO’dan üst düzey bir yetkilinin ifadesiyle ‘Birinci ve İkinci Dünya Savaşları sırasındaki siper savaşlarını andıran’ şiddetli çatışmalara dayanma gücünü arttırmasını umuyor.

Ukrayna'daki zorlukları kabul eden Stoltenberg, Rusya’nın NATO Zirvesi’nden hemen önce Ukrayna’daki bir çocuk hastanesine düzenlediği saldırıya atıfta bulunarak “Savaş sahasındaki durum zor. Rusların yeni saldırılar düzenlemeye çalıştıklarını, Ukrayna şehirlerini vurduklarını ve masum sivilleri öldürdüklerini görüyoruz" dedi.

Ukrayna’daki savaş başladığında çoğu uzmanın ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in Kiev'i birkaç gün içinde, Ukrayna'nın geri kalanını ise birkaç hafta içinde kontrol altına alınacağını düşündüğünü belirten Stoltenberg, “Ancak böyle bir şey olmadı” dedi.

NATO Genel Sekreteri, şöyle devam etti:

“Ukraynalılar savaşın başında Rusya tarafından işgal edilen toprakların yüzde 50'sini geri almayı başardılar. Tahıl ve diğer ürünleri dünya pazarına ihraç etmek için Karadeniz'de bir koridor açabildiler. Ayrıca Rus işgalcilere saldırıp ağır kayıplar verdirebildiler. Savaşlar doğası gereği öngörülemez olsa da Ukraynalılar Rusya’nın savunma güçlerine karşı koyabileceklerini kanıtladılar. Biz, önemli ölçüde destek sağlamaya devam etmekle yükümlüyüz.”

NATO Genel Sekreteri, bu çerçevede NATO üyesi ülkelerin Washington'daki NATO zirvesinde Ukrayna'ya yönelik önemli askeri desteğin yoğunlaştırılması ve sürdürülmesi konusunda vardıkları mutabakata övgüde bulundu.

Rusya içindeki askeri hedeflerin vurulması

Başta ABD olmak üzere bazı Batılı ülkelerin Ukrayna'ya saldırı silahları vermeyi kabul etmelerinin önündeki en büyük engel, Rusya içindeki hedeflerin vurulmasına karşı çıkmalarıydı. Ancak Rusya içindeki hedeflerin vurulmasını ‘meşru müdafaa’ hakkı olarak gören Stoltenberg, “Bunun Rusya tarafından Avrupa’da barışçıl, bağımsız ve egemen bir devlet olan Ukrayna’ya karşı yürütülen bir saldırı savaşı olduğu unutulmamalı. Bu uluslararası hukukun açıkça ihlali. Uluslararası hukuka göre Ukrayna meşru müdafaa hakkına sahip” ifadelerini kullandı.

Söz konusu meşru müdafaa hakkının saldırganın, yani Rusya'nın topraklarındaki meşru askeri hedeflere saldırma ya da onları vurma hakkını da içerdiğini vurgulayan NATO Genel Sekreteri, bu yüzden Ukrayna’nın Rusya’nın derinliklerinde saldırılar gerçekleştirdiğini söyledi.

Stoltenberg, NATO üyesi ülkeler arasında Ukrayna’ya verilen silahlara getirilen kısıtlamalar konusunda   anlaşmazlıklar olmasına rağmen kısıtlama getiren ülkelerin, özellikle de çatışmaların çoğu Ukrayna'nın derinliklerinde gerçekleştiğinden bu kısıtlamaları gevşettiklerini vurguladı.

Ukrayna'nın Rusya topraklarına saldırmasına izin verilmesinin önemini açıklamak için Harkiv cephesini örnek gösteren Stoltenberg, “Rusya şimdi Harkiv bölgesinde yeni bir cephe açtı, cephe hattı ile sınır hattı aşağı yukarı aynı. Doğal olarak Ukrayna'nın kendini savunmasının tek yolu cephe hattının dışında saldırmak. Bu da Rusya toprakları içinde saldırılar düzenlemek anlamına geliyor. Dolayısıyla önemli olan Ukrayna'ya ihtiyaç duyduğu imkanları sağlayabilmemiz. Müttefiklerimizin bu silahların kullanımına yönelik kısıtlamaları gevşetmesini memnuniyetle karşılıyorum” diye konuştu.

İran ve Kuzey Kore'nin rolü

NATO üyesi ülkelerin liderleri Washington’daki zirvede Rusya'nın Ukrayna'da yürüttüğü savaşta İran, Kuzey Kore ve Çin'den aldığı desteğin etkisini ele aldılar.

Stoltenberg, bu hususta şunları söyledi:

“Görüyoruz ki otoriter güçler, Rusya'yı desteklemek ve bu acımasız savaşı yürütmesini sağlamak için ittifak halindeler. Buna Kuzey Kore gibi ülkelerin yanı sıra Çin ve İran da dâhil. İran, Ukrayna'da çok fazla acıya ve hasara neden olan ve Rusya'nın bu savaşı yürütmesine yardımcı olan çok sayıda Şahid model insansız hava aracını (İHA) Moskova’ya teslim etti.”

İran'ın Rusya’ya balistik füze tedarik etme olasılığının Ukrayna'daki savaşın şiddetlenmesi açısından son derece tehlikeli olacağı uyarısında bulunan Stoltenberg, “NATO müttefikleri, bölgede ve ötesinde istikrarı bozucu faaliyetleri nedeniyle İran'a uzun yıllardır sert yaptırımlar uyguluyor. Elbette bu yaptırımlar İran'ın nükleer programının yanı sıra füze programını da hedef alıyor. İran'ın Rusya'ya verdiği destek, bu yaptırımların İran'ın, Rusya'yı desteklerken yaptığı gibi, yasadışı savaşını destekleme imkanlarını sınırlamasının önemini ortaya koyuyor” şeklinde konuştu.

NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg: İran yapımı Şahid model İHA’lar Ukrayna'da büyük acılara neden oldu.

Pekin’in Moskova'yı güçlendirmesi

NATO Zirvesi sırasında Çin'i Rusya’yı desteklediği için sert bir dille eleştiren Stoltenberg, “Her şeyden önce Çin'in Rusya'nın Ukrayna’ya karşı yürüttüğü savaşın kritik bir destekçisi olduğuna şüphe yok. Çünkü Rusya'nın Ukrayna'ya saldırmak için kullandığı bombaları, uçakları ve füzeleri üretmek için ihtiyaç duyduğu elektronik parçalar, mikroçipler, çift kullanımlı ekipmanlar ve araçların neredeyse tamamını Çin sağlıyor. Çin'in Rusya'nın savaş ekonomisine verdiği destek olmasaydı, Rusya Ukrayna'ya açtığı bu savaşı yürütemezdi” dedi.

Pekin'in NATO’nun nihai bildirisine verdiği öfkeli tepkiye değinen NATO Genel Sekreteri “Çin'in bu tepkisinin, doğru bir noktaya temas ettiğimizi gösterdiğine yürekten inanıyorum” ifadelerini kullandı. Stoltenberg, küresel ekonominin yüzde 50'sini oluşturan NATO üyesi 32 ülkenin ilk kez Çin'in rolünü açıkça vurgulama kararının ‘güçlü bir mesaj’ olduğunu da sözlerine ekledi.

Pekin'in NATO'ya yönelik Hint-Pasifik bölgesini istikrarsızlaştırdığı suçlamasına yanıt veren Stoltenberg, “Mesele NATO'nun Hint-Pasifik bölgesine girmesi değil, Çin'in bize yaklaşması. Biz konuşurken Çin, Belarus ile birlikte NATO ve Ukrayna sınırında askeri tatbikatlar gerçekleştiriyor. Ayrıca Çin'in Afrika'da ve Kuzey Kutbu'nda kritik altyapıları kontrol etmeye çalıştığını görüyoruz” ifadelerini kullandı.

Stoltenberg, sözlerine şöyle devam etti:

İkinci olarak, Japonya, Güney Kore, Yeni Zelanda ve Avustralya’daki ortaklarımızla birlikte çalışıyoruz. Bunlar NATO ile güçlü bir ilişki içinde olmak isteyen bağımsız ve egemen ülkelerdir. Bunu memnuniyetle karşılıyoruz.

NATO’nun Kuzey Amerika ve Avrupa arasında bir ittifak olarak kalacağını vurgulayan Stoltenberg, “Küresel bir ittifak haline gelmeyeceğiz, ama küresel riskler, siber tehditler, terörizm ve aynı zamanda Çin'in modern askeri yeteneklere yaptığı büyük yatırımın güvenlik açısından doğurduğu sonuçları ele almak için elbette küresel ortaklarımızla birlikte çalışacağız” diye konuştu.

Batılı ülkelerin verdiği destekteki çatlaklar

ABD’nin Ukrayna'yı ve genel olarak NATO'yu desteklemekten vazgeçebileceği korkusu Washington’daki zirveye damgasını vururken Stoltenberg, ABD’de kasım ayında yapılması planlanan başkanlık seçimleri çerçevesinde oluşan belirsizliğe ve Kiev'e destek konusunda Avrupa'da yaşanan görüş ayrılıklarına rağmen iyimser konuştu. Avrupa'daki NATO müttefiklerinin yanı sıra Kanada gibi ABD'nin de Ukrayna'ya güçlü destek vermeyi sürdüreceğini umduğunu ifade eden Stoltenberg, “Rusya'nın Ukrayna'da zafer kazanmaması bizim güvenlik çıkarlarımızla da örtüşüyor” yorumunda bulundu. Bu desteğin çekilmesinin Rusya Devlet Başkanı Putin'in yanı sıra Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ve diğer otoriter ülkelerin liderlerine de uluslararası hukuku ihlal ettiklerinde ya da başka bir ülkeyi işgal ettiklerinde ‘istediklerini alacakları mesajını vereceği’ konusunda uyardı. Stoltenberg, bunun da tüm dünyayı daha tehlikeli hale getireceğinin altını çizdi.

Stoltenberg, kurallara dayalı bir uluslararası düzeni ve tanınmış uluslararası sınırlara saygıyı önemseyen her ülkenin, Rusya'nın Ukrayna'ya yönelik acımasız saldırısının yanına kar kalmasından büyük endişe duyması gerektiğini, zira bu durumun diğer otoriter devletleri de Rusya'yı örnek almaya iteceği uyarısında bulundu.

zaxsdf
Trump ve Stoltenberg'in İngiltere’deki NATO Zirvesi sırasında çekilmiş bir fotoğrafı, Aralık 2019 (AP)

Ukrayna’nın işgalinden birkaç gün önce Çin Devlet Başkanı Şi ve Rusya Devlet Başkanı Putin'in bir ortaklık anlaşması imzaladığını hatırlatan NATO Genel Sekreteri, “Birbirlerine sınırsız ortaklık sözü verdiler. Bu nedenlerle ABD'nin Ukrayna'yı desteklemeye devam etmesini bekliyorum” dedi.

ABD'nin bu desteği taahhüt etmesinin sadece Çin’e dair endişelerden dolayı değil, ABD’nin güvenlik çıkarlarına da uygun olduğu için de önemli olduğunu ifade eden Stoltenberg, “Japonya Başbakanı Fumiyo Kişida'nın kısa süre önce söylediği gibi, bugün Ukrayna'da olanlar yarın Asya'da da olabilir. Yani Ukrayna ve Asya arasında bir bağ var” değerlendirmesinde bulundu. Donald Trump’ın yeniden başkan seçilmesi ihtimaliyle ilgili olarak ise Stoltenberg, eski ABD Başkanı’nın Ukrayna'ya ‘Amerikan yapımı Javelin tank savar sistemleri sağlama kararını hatırlattı. Stoltenberg, “Bu karar, Rusya’nın Ukrayna’yı işgali karşısında çok önemliydi” dedi.

NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg: Bugün Ukrayna'da yaşananlar yarın Asya'da yaşanabilir.

Gazze’deki savaş

NATO’nun dünya genelindeki ortaklıklarını, özellikle de ‘Güney komşuları’ olarak adlandırdığı ülkeler aracılığıyla genişletmeye çalıştığını belirten Stoltenberg, buna karşın NATO’nun Gazze'deki insani kayıpların boyutu ve bu eşi benzeri görülmemiş şiddetin bölgesel ve uluslararası yansımaları göz önüne alındığında şaşkınlık ve eleştirilere neden olan Gazze'deki savaşla ilgili bir politikasını ya da tutumunu açıklamaktan kaçındı.

Stoltenberg, bu konuya şunları söyledi:

Tüm NATO müttefikleri ateşkes çağrısında bulundu. Ben de müttefiklerin müzakereleri, ateşkes çabalarını kolaylaştırma ve bu çatışmaya siyasi bir çözümle son verme yönündeki çabalarını destekliyorum. NATO müttefikleri, özellikle Gazze'deki yeni savaşın ardından iki devletli çözümü desteklediklerini ifade ettiler.

NATO Genel Sekreteri, sözlerine şöyle devam etti:

“NATO bir ittifak olarak (bu çatışmada) doğrudan bir rol üstlenmiyor. Bence şu an (bu çatışmada) yeterince aktör var. Başka bir kuruluşun doğrudan müdahil olmasına gerek yok. Ancak elbette ABD ve diğer arabulucuların müzakereleri kolaylaştırma, ateşkes sağlama ve siyasi bir çözüme ulaşma çabalarını destekliyoruz. İnsanların çektiği acıları, son aylarda tanık olduğumuz ölüm ve yıkımı görmek elbette yürek parçalayıcı. Tamda bu yüzden ben ve NATO müttefikleri siyasi bir çözüm bulunması yönündeki tüm çabaları destekliyoruz.”

xcsdfvfd b
NATO üyesi ülkelerin liderleri Washington'daki zirveye katıldılar, 9 Temmuz 2024 (DPA)

Bölgesel iş birliği

Gazze’deki savaşta NATO'nun bir rolü olmadığını belirtirken ittifakın Ortadoğu ülkeleriyle iş birliğinin ve ortaklığının altını çizen Stoltenberg, “NATO'nun Ortadoğu'da bir varlığı ve Körfez bölgesinde ortaklarımız var. Kısa bir süre önce terörle mücadele ve İran'ın istikrarı bozucu davranışları gibi konularda görüşmelerde bulunmak üzere Suudi Arabistan'ın başkenti Riyad'ı ziyaret ettim. Tüm bunlar NATO için olduğu kadar bölgedeki birçok ülke için de büyük bir endişe kaynağı” diye konuştu.

NATO’nun Ortadoğu’daki ortaklarıyla olan iş birliğini ve Suudi Arabistan'la terörizm ve deniz seyrüsefer güvenliği gibi birçok ortak problemi ele almak üzere yürüttüğü çalışmaları geliştirip genişletebileceklerini umduğunu ifade eden Stoltenberg, “NATO müttefikleri elbette Husilerin eylemleri karşısında derin bir endişe duyuyor. Bazı NATO müttefikleri seyrüsefer rotalarını korumak üzere deniz güçlerini bölgeye konuşlandırdı” ifadelerini kullandı.

Öte yandan NATO’nun Irak’ta DEAŞ’ın yeniden harekete geçmesini engellemeye yardımcı olmak üzere bir eğitim ve kapasite geliştirme misyonundan, Kuveyt'te bir eğitim merkezi kurduğundan ve Washington’daki zirvede duyurulan Amman'daki yeni irtibat ofisi açtığından bahseden Stoltenberg, Amman’daki ofisin NATO’nun Ürdün'le ortaklığını güçlendireceğini ve ‘siyasi diyaloğu ve operasyonel iş birliğini derinleştirmek için araçlar sağlayacağını’ belirtti.

Stoltenberg, devamında şöyle konuştu:

“Bunlar bölge ülkeleriyle farklı şekillerde ve farklı çerçevelerde nasıl çalıştığımıza dair sadece birkaç örnek. Irak'taki kapasite geliştirme misyonu, Amman'daki yeni irtibat ofisi, deniz seyrüsefer güvenliği, terörle mücadele ve İran'ın istikrarı bozucu davranışlarını ele aldığımız Riyad ziyaretim ve Tunus ile yürüttüğümüz ortak çalışmalar, bunların hepsi, farklı şekillerde de olsa, bölge ülkeleriyle ortak çalışmalarımız.”

NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg: Gazze'de ateşkes için sarf edilen çabaları destekliyoruz. İnsanların çektiği acılar yürek parçalayıcı.

Elde edilen başarılar ve sonraki adımlar

Stoltenberg, Şarku’l Avsat’ın NATO Genel Sekreteri olarak görev yaptığı uzun süre boyunca elde ettiği başarıları ve başarısızlıklarıyla ilgili sorusuna şu yanıtı verdi:

“Her şeyden önce, başarısızlıklarım ya da hatalarımın bir listesini tutmuyorum. Sanırım Genel Sekreter olarak görev yaptığım süre boyunca parçası olduğum en önemli karar Rusya'nın Ukrayna'yı acımasızca işgaline verdiğim yanıt ve aynı zamanda bu çatışmanın Ukrayna'nın ötesine geçmesini önlemek için yaptıklarımdı. NATO'nun burada iki görevi var. Bunlardan birincisi Ukrayna'yı desteklemek ki bunu yapıyoruz. İkincisi ise Moskova'ya bir NATO müttefikine yapılacak herhangi bir saldırının NATO'nun misillemesiyle sonuçlanacağına dair açık bir mesaj göndermekti. Bu mesajı vermek için NATO’nun doğu kanadına daha fazla asker konuşlandırdık bile.”

xscdfe
ABD Başkanı Joe Biden, NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg'e Başkanlık Özgürlük Madalyası verirken (AFP)

Farklı bir hayat sürmeyi sabırsızlıkla beklediğini söyleyen Stoltenberg, “NATO Genel Sekreteri olarak görev yapmak benim için bir onurdu. Hem NATO üyesi 32 müttefikle hem de Ortadoğu da dahil olmak üzere ortak ülkelerle çalışma ayrıcalığına sahip oldum. Artık Norveç'e döneceğim. Tam olarak ne yapacağımı bilmiyorum. Aslında merkez bankası başkanlığına atanmıştım, ama NATO'ya devam edebilmek için bu görevden vazgeçtim ve bu kararımdan bir an bile pişmanlık duymadım” dedi.



Sırbistan'da muhalifler casus yazılımla hedef alındı: "Daha büyüğü görülmedi"

Öğrencilerin Aleksandar Vucic yönetimine karşı başlattığı protesto hareketi 2024'ten beri sürüyor (Reuters)
Öğrencilerin Aleksandar Vucic yönetimine karşı başlattığı protesto hareketi 2024'ten beri sürüyor (Reuters)
TT

Sırbistan'da muhalifler casus yazılımla hedef alındı: "Daha büyüğü görülmedi"

Öğrencilerin Aleksandar Vucic yönetimine karşı başlattığı protesto hareketi 2024'ten beri sürüyor (Reuters)
Öğrencilerin Aleksandar Vucic yönetimine karşı başlattığı protesto hareketi 2024'ten beri sürüyor (Reuters)

Sırbistan sivil toplumunun farklı kesimlerinden en az 14 kişi, önceki aylarda gelişmiş casus yazılımların hedefi oldu. 

Share Vakfı, bunun Sırbistan tarihinde belgelenmiş en büyük casus yazılım bulaştırma dalgası olduğunu duyurdu.

Belgrad merkezli dijital hak örgütü, hedef alınanlar arasında 2024'ten beri Aleksandar Vucic yönetiminin başını ağrıtan Sırp öğrenci hareketinin üyelerinin de bulunduğunu açıkladı. 

Çinlilerin başını çektiği konsorsiyumun Novi Sad'daki tren istasyonunu elden geçirmesinden kısa süre sonra Kasım 2024'te 16 kişinin öldüğü kaza, eleştiri oklarının Sırbistan Cumhurbaşkanı Vucic ve 2012'den beri iktidarda olan Sırp İlerleme Partisi'ne (SNS) yöneltilmesine yol açmıştı. 

Ülke geneline yayılan protestoların içinden, Avrupa'nın en büyük öğrenci hareketlerinden biri doğmuştu.

Casus yazılım saldırıları dalgası, Apple'ın 110 ülkedeki kişilere muhtemelen paralı casus yazılım saldırılarında hedef alındıklarını bildirmesinin ardından ağustosta ortaya çıkarıldı.

Kanada merkezli internet gözlem örgütü The Citizen Lab, casus yazılım saldırılarını adli bilişim yöntemleriyle analiz edip bir rapor hazırladı. 

Çarşamba yayımlanan rapora göre Sırp aktivistlerden en az biri, NSO Group'un Pegasus casus yazılımının hedefi olmuş. Saldırganlar bu yazılımla hedef alınan kişinin cihazına "tam erişim" sağlayabiliyor.

Diğer yandan Pegasus bulaştırılan öğrenciyi doğrudan Vucic yönetiminin hedef aldığına dair herhangi bir kanıt yok. 

Öğrencilere karşı kullanılan NoviSpy adlı casus yazılımsa önceden hükümetle ilişkilendirilmişti. 

SNS'nin önde gelen isimlerinden Meclis Başkanı Ana Brnabic, öğrencilerin casus yazılımlarla izlendiği iddialarını reddetti:

Kesinlikle hayır. Onların [öğrenciler ve Share Vakfı] söylediği tek bir kelimeye bile inanmıyorum.

Share Vakfı marttaki yerel seçimler sırasında casus yazılımlarla prova yapılmış olabileceğini ve benzer eylemlerin bu ekimde düzenlenecek genel seçimlerde de tekrarlanabileceğini öne sürüyor.

Vakıfta politika danışmanı olarak görev yapan Andrijana Ristic, "Bu, şu ana kadar Sırbistan'da belgelenmiş en büyük gözetim dalgası. Yerel seçimlerin iktidar partisinin hem [casus yazılımın] güçlü yönlerini görmeye hem de öğrencilerle muhalefet üzerinde ne ölçüde baskı kurabileceklerini test etmeye yönelik bir deneme olarak kullanıldığını düşünüyoruz" dedi. 

Citizen Lab'in kıdemli araştırmacısı John Scott-Railton ise şunları söyledi: 

Adli bilişim bulgularımız ve Apple'ın yeni tehdit bildirimleri, Sırbistan'daki barışçıl, demokrasi yanlısı hareketin, 2026'daki kritik seçim süreçleri öncesinde paralı casus yazılımlarla agresif biçimde hedef alındığını ortaya koyuyor.

Hedef alınan öğrencilerden Milica Popovic, "acımasız" diye nitelediği saldırıların kendilerini caydırmayacağını ifade etti: 

Birinin bilgim dışında özel alanıma girmiş olabileceğini düşününce, kendimi son derece savunmasız hissettim. Amaçları bizi korkutmak veya durdurmaksa bu işe yaramayacak.

Independent Türkçe, Guardian, AFP


Britanya Ordusu'na "tasarruf için eğitimleri durdurma talimatı"

Britanya Ordusu'na, hemen görevlendirilmeyecek personelin eğitimini durdurma talimatı verildi (Reuters)
Britanya Ordusu'na, hemen görevlendirilmeyecek personelin eğitimini durdurma talimatı verildi (Reuters)
TT

Britanya Ordusu'na "tasarruf için eğitimleri durdurma talimatı"

Britanya Ordusu'na, hemen görevlendirilmeyecek personelin eğitimini durdurma talimatı verildi (Reuters)
Britanya Ordusu'na, hemen görevlendirilmeyecek personelin eğitimini durdurma talimatı verildi (Reuters)

Maryam Zakir-Hussain 

Mali zorlukların askeriye üzerinde yarattığı baskı nedeniyle Britanya Ordusu'na personel eğitimini durdurması talimatı verildiği bildirildi.

Birleşik Krallık'ta (BK) bulunan ve belirli bir göreve hazırlanmayan birliklere "toplu eğitim" faaliyetlerini durdurma emri verildiği anlaşılıyor.

The Times'ın haberlerine göre, iptal edilen eğitimler arasında Challenger 2 tankları ve ağır silahlı Apache helikopterleriyle yapılan tatbikatlar yer alıyor.

Bu haberler, gelecek yıl gayrisafi milli hasılanın yüzde 2,5'inden daha yüksek bir savunma harcaması yapması yönünde Andy Burnham'ın baskı altında olduğu bir dönemde geldi.

Çarşamba günkü Başbakan'a Sorular oturumunda, Avam Kamarası Savunma Özel Komitesi Başkanı ve İşçi Partisi üyesi Tan Singh Dhesi, silahlı kuvvetlere yatırım yapmanın önemini vurgulamış ve Burnham'ı 2030'a gelindiğinde harcamaları yüzde 3'e çıkarma taahhüdünde bulunmaya çağırmıştı.

Dhesi, Avam Kamarası'ndaki alkışlar eşliğinde, "Gerçekten de savunma, sadece olumlu atmosferin yeterli olmayacağı bir alan" demişti.

The Independent'a konuşan Dhesi, BK'nin "karşısındaki ciddi derecede yükselen tehdit seviyesine dair hiçbir yanılgıya kapılmaması ve bu nedenle daha sonra pişman olmak yerine savunmaya şimdiden gerektiği gibi yatırım yapması gerektiğini" söyledi.

Askeriyeden bir kaynaksa eğitimlerin durdurulması talimatını "kesinlikle yıkıcı" diye niteleyerek şöyle ekledi: 

Ordular eğitim yapar, işleri bu. Artık hiçbir şey olmayacak.

Bu duraklamanın yıl sonuna kadar sürmesi bekleniyor.

Kritik bir konu haline gelen savunma harcamaları, Sör Keir Starmer'ın hükümetin savunma yatırım planı için yeterli finansmanı sağlayamamasının ardından başbakanlığının sonunu getirmişti.

Bu karar, eski Savunma Bakanı Sör John Healey ve Silahlı Kuvvetler Bakan Yardımcısı Al Carns'ın şoke edici istifasına yol açmıştı.

Donald Trump'ın, Arjantin'in Falkland Adaları'nı istila etmesi halinde BK'nin İran savaşındaki tutumuna misilleme olarak Britanya'yı desteklemeyeceğini ima etmesinin ardından belirli birliklerin tatbikatlarının durdurulması kararıyla ilgili haberler çıktı.

Trump, Britanya'nın adalar üzerindeki egemenliğine ilişkin Birleşik Devletler'in tutumunu gözden geçirdiğini söyledikten sadece birkaç gün sonra perşembe GB News'a yaptığı açıklamada "Ülkeniz benim yardımıma gelmedi" demişti. 

Arjantin Devlet Başkanı Javier Milei, adalar konusunda BK'ye yeni bir uyarıda bulunarak "kimin rahatsız olacağına bakmaksızın, dişiyle ve tırnağıyla" ülkesinin çıkarlarını savunacağını söylemişti.

Rusya Devlet Başkanı da Ukrayna'ya verdiği destek nedeniyle BK hedeflerine yönelik üstü kapalı bir tehditte bulunmuştu.

Muhafazakar Parti lideri Kemi Badenoch, büyük ölçüde kapsamlı sosyal yardım kesintileri yoluyla savunma harcamaları için yılda 10 milyar sterlin (yaklaşık 65,5 milyar TL) kaynak yaratma planlarını perşembe günü açıklamıştı.

Badenoch, Rusya gibi düşmanca tavır sergileyen devletlerin "sürekli sınırları zorladığı" uyarısı yaparak BK'nin kendini korumak için güçlü olması gerektiğini söylemişti.

The Independent cevap hakkı için BK Savunma Bakanlığı'yla temasa geçti.

 Independent Türkçe, independent.co.uk/news


Diplomatik kanallar, Washington ile Tahran arasında yeni bir yolun önünü açıyor

 Ortadoğu’daki operasyonları sırasında USS Boxer amfibi saldırı gemisinde 2 bin 600’den fazla denizci ve ABD Deniz Piyadesi personeli görev yaptı. (CENTCOM)
Ortadoğu’daki operasyonları sırasında USS Boxer amfibi saldırı gemisinde 2 bin 600’den fazla denizci ve ABD Deniz Piyadesi personeli görev yaptı. (CENTCOM)
TT

Diplomatik kanallar, Washington ile Tahran arasında yeni bir yolun önünü açıyor

 Ortadoğu’daki operasyonları sırasında USS Boxer amfibi saldırı gemisinde 2 bin 600’den fazla denizci ve ABD Deniz Piyadesi personeli görev yaptı. (CENTCOM)
Ortadoğu’daki operasyonları sırasında USS Boxer amfibi saldırı gemisinde 2 bin 600’den fazla denizci ve ABD Deniz Piyadesi personeli görev yaptı. (CENTCOM)

Arabulucular, görüşmelerin durma noktasına gelmesine rağmen taraflar arasındaki arka kapı diplomasisini açık tutarak ABD ile İran’ın müzakerelere yeniden dönmesini sağlayacak yeni bir çerçeve üzerinde çalışıyor. Washington yönetimi ise Hürmüz Boğazı’nın tamamen trafiğe açılmasını ve nükleer programın gelecekteki olası bir anlaşmaya dahil edilmesini şart koşuyor.

Şarku’l Avsat’ın Financial Times’tan aktardığına göre, Başkan Donald Trump yönetimi haftalar süren diplomatik girişimlerin ardından arabuluculara, haziran ayındaki mutabakat zaptına dönmeye artık yanaşmadığını bildirdi. ABD tarafı bunun yerine Hürmüz Boğazı ile nükleer dosyayı tek bir pakette birleştiren daha kapsamlı ve yeni bir anlaşma için bastırıyor.

Gazeteye konuşan ve temaslar hakkında bilgi sahibi olan üst düzey bir diplomat, Washington’ın Tahran kabul etmeye hazır olduğu takdirde bir anlaşma istediğini ancak ‘acele etmediğini’ belirtti. Diplomat, ABD tarafının nükleer dosyayı da sürece dahil etmek istemesi nedeniyle gelecekteki her türlü uzlaşmanın ‘yeni bir anlaşma’ olması gerektiğini vurguladı.

Söz konusu temaslar, Pakistan’ın iki ülke arasındaki arabuluculuk çabalarını sürdürdüğü bir döneme denk geliyor. Pakistan Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Tahir Andrabi, İslamabad’ın savaşı sona erdirmek amacıyla ABD ve İran ile temas halinde olduğunu belirterek, her iki ülkenin de ‘müzakere masasına geri döneceğine’ inandığını ifade etti.

Andrabi ayrıca, Pakistan Genelkurmay Başkanı Asım Münir’in geçen ay Tahran’a gerçekleştirdiği ziyaretin, Hürmüz Boğazı ile ilgili yürütülen temaslara ‘önemli bir ivme’ kazandırdığını kaydetti.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, 24 Ağustos’ta Tahran’da müzakerelerin arabulucusu olan Pakistan Genelkurmay Başkanı Asım Münir’i kabul etti. (İran Cumhurbaşkanlığı)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, 24 Ağustos’ta Tahran’da müzakerelerin arabulucusu olan Pakistan Genelkurmay Başkanı Asım Münir’i kabul etti. (İran Cumhurbaşkanlığı)

Diplomat, ABD’nin tutumunu “Nükleer program ve Hürmüz Boğazı konusunda tek bir nihai anlaşmaya varacağız” sözleriyle özetledi.

Arabulucular haftalardır tarafları, nisan ayında başlayan ateşkesi 60 gün uzatması öngörülen haziran ayındaki mutabakat zaptına döndürmeyi umuyordu. Bu mutabakat, nükleer programı kapsayan nihai bir çözüme yönelik müzakerelerle eş zamanlı olarak Hürmüz Boğazı’nın kademeli şekilde yeniden açılmasını hedefliyordu.

Ancak söz konusu uzlaşı kısa sürede çöktü ve bunu yeniden canlandırma çabalarının sonuçsuz kalması üzerine Trump yönetimi arabuluculara, bu anlaşmaya geri dönmeyeceğini bildirdi.

Hürmüz Boğazı’nın açılması konusunda anlaşmazlık

Paralel bir kulvarda ise İran ve Umman geçen hafta, Hürmüz Boğazı’ndaki seyrüsefer trafiğinin yönetilmesine ilişkin geçici bir düzenlemeye varmaya yaklaştıklarını açıkladı. Diplomatlar, bu adımın haziran ayındaki mutabakata geri dönülmesine zemin hazırlamasını umuyordu.

Washington başlangıçta İran ile Umman arasında haftalardır süren görüşmeleri desteklemiş, ancak yönetim yetkilileri daha sonra arabuluculara Tahran ve Maskat’ın varacağı düzenlemelerden bağımsız olarak ABD’nin Hürmüz Boğazı’nın tamamen açılmasını istediğini iletmişti.

İran’ın Bender Abbas kenti açıklarında, Hürmüz Boğazı’nda demirlemiş ticari gemiler, 4 Eylül 2026 (AP)
İran’ın Bender Abbas kenti açıklarında, Hürmüz Boğazı’nda demirlemiş ticari gemiler, 4 Eylül 2026 (AP)

Görüşmeler hakkında bilgi sahibi bir kaynak Financial Times’a yaptığı açıklamada, ABD’ye İran ve Umman’ın ilerleme kaydettiğinin bildirilmesinin ardından Washington’ın ‘şartlarını değiştirdiğini’ söyledi.

Tahran da Umman ile yürütülen görüşmeler sırasında, Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrolünü pekiştirme çabaları kapsamında tutumunu revize etti.

Görüşmelere yakın kaynaklara göre İran, ABD ablukayı kaldırmadığı, ham petrol satışına izin veren petrol muafiyetini yeniden yürürlüğe koymadığı ve yurt dışındaki dondurulmuş varlıklarının bir kısmına erişimine izin vermediği sürece Boğaz’ı yeniden açmayacağı konusunda ısrar ediyor. Bu maddeler, çökmeden önce haziran ayındaki mutabakat zaptında da yer alıyordu.

Vance, çatışmayı ‘savaş’ olarak nitelendirmeyi reddediyor

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance dün Washington’da yaptığı açıklamada, ABD ile İran arasında devam eden çatışmayı tanımlamak için ‘savaş’ kelimesini kullanmayı reddetti ve altı aydır süren anlaşmazlığın kasım ayındaki ara seçimlerden önce sona erip ermeyeceği konusunda tahminde bulunmaktan kaçındı.

Beyaz Saray’da düzenlenen basın toplantısında, çatışmanın 3 Kasım’da yapılması planlanan Kongre seçimlerinden önce bitip bitmeyeceğine ilişkin bir soruya yanıt veren Vance, “Buna savaş demem. Şu an itibarıyla devam eden silahlı bir çatışma bulunmuyor” dedi.

Vance’in bu açıklamaları, İran’ın hafta başında kendisini hedef alan ABD hava saldırılarına yanıt olarak ABD’nin Körfez’deki müttefiki Kuveyt’i hedef aldığı bir döneme denk geldi.

ABD’li yetkili, İran’ın Hürmüz Boğazı’ndan geçen ticari gemileri hedef almaya devam etmesi sebebiyle Washington’ın son saldırıları gerçekleştirme konusunda ‘sorumluluk’ taşıdığını ifade etti.

Çatışmanın ne zaman sona ereceğine ilişkin bir tarih vermekten kaçınan Vance, ‘yapay zaman çizelgeleri’ belirlemek istemediğini söyledi. Vance, “Ancak 'Bu ne zaman bitecek?' diye sorduğunuzda bana 'İranlılar gemilere ateş açmayı ne zaman durduracak?' gibi bir soru sormuş oluyorsunuz. Sanırım gerçek şu ki bu sorunun cevabını bilmiyorum. Bunu İranlılara sormanız gerekir” ifadelerini kullandı.

Vance’in bu açıklamaları, kamuoyunda destek görmeyen çatışmalar, yükselen yakıt fiyatları ve enflasyonun gölgesinde, Trump ve Cumhuriyetçilerin Kongre’deki hassas çoğunluklarını kasım ara seçimlerinde korumaya çalıştığı bir dönemde geldi. Oysa Beyaz Saray, sürecin başında çatışmanın yalnızca birkaç hafta süreceğini öngörmüştü.

Yönetim ayrıca temmuz ayında, ABD ile İran arasındaki kısa süreli ateşkesin çökmesinin ardından patlak veren çatışmalarda hayatını kaybeden 4 asker ile onlarca yaralının statüsünü değiştirdiği için eleştirilerin hedefi olmuştu.

Savunma Bakanlığı yetkililerinin ölü ve yaralı sayıları için defalarca nihai kaynak olarak gösterdiği Savunma Bakanlığı Kayıp Analiz Sistemi’nde, daha önce savaş zayiatı toplamlarına dahil edilen bu kayıplar, ‘Dış Operasyonlar’ adıyla açılan yeni bir kategori altında sınıflandırılmıştı.

Washington, petrol akışlarına güveniyor

Trump yönetimi, fiyatlar yüksek seyretmeye devam etse de Körfez’den daha fazla miktarda petrolün çıkış yaptığını savunuyor. Brent petrolün varil fiyatı, çatışmaların başlamasından önceki gün yaklaşık 72 dolar seviyesindeyken, dün 95 doların üzerinde dalgalandı.

Trump ve kurmayları, savaştan önce küresel ticaretin yaklaşık yüzde 20’sinin geçtiği Hürmüz Boğazı’nın ABD Donanması’nın kontrolünde olduğunu vurgulamaya çalışırken, Körfez petrol akışının çatışma öncesi seviyelere yaklaştığını iddia ediyor.

Vance, ABD’nin çarşamba günü Boğaz’dan geçen yaklaşık 15 milyon varil petrole eşlik ettiğini duyurdu.

Enerji Bakanı Chris Wright da CNBC’ye yaptığı açıklamada, savaştan önce günde yaklaşık 20 milyon varil Körfez petrolünün geçtiği boğazdan, pazartesi günü ABD Donanması’nın yardımıyla 17 milyon varilin taşındığını söyledi.

Ancak bağımsız seyrüsefer takip şirketlerinin verileri, gemi sayısının çatışma öncesi seviyelerin hâlâ oldukça altında olduğunu gösteriyor.

İranlı bir kadın ve çocuğu, Tahran’da bir sokaktaki duvar resminin önünden geçiyor, 2 Eylül 2026 (AFP)
İranlı bir kadın ve çocuğu, Tahran’da bir sokaktaki duvar resminin önünden geçiyor, 2 Eylül 2026 (AFP)

Lloyd’s List Intelligence, savaştan önce günde 130 veya daha fazla geçiş gerçekleşmesine karşın, geçen hafta 102, bir önceki hafta ise 126 gemi geçişi kaydetti.

TankerTrackers verilerine göre, son 28 gün içinde Boğaz’dan çıkan petrolün günlük ortalaması yaklaşık beş milyon varil olarak gerçekleşirken, yakın tarihli diğer tahminler günlük iki ila altı milyon varil arasında değişti.

Trump, savaş boyunca dalgalı seyreden piyasaları sakinleştirmeye çalıştı; küresel piyasaların gergin olduğu anlarda defalarca müzakerelerde ilerleme kaydedildiğini duyurdu veya son anda askeri tehditlerinden geri adım attı.

Defense Priorities Ortadoğu Direktörü Rosemary Kelanic, yönetimin ‘petrol piyasalarına sözlü baskı uygulamaya devam ettiğini’ belirterek, yetkililerin fiyatların aşırı yükselmesini önlemeye ve daha büyük bir artış yaşanmadan önceki süreyi uzatmaya çalıştığını ifade etti.

Ekonomik baskı ve güç kullanımı tehdidi

Tahran’ın ABD’nin askerî harekâtı karşısında geri adım atmayı reddetmesi üzerine Trump, ekonomik baskıyı artırma stratejisini gerektiğinde gücün dozunu yükseltme tehdidiyle birleştirdi.

Trump, ABD-İsrail ortak harekatının İran Deniz ve Hava Kuvvetleri’ne ağır kayıplar verdirdiğini defalarca vurguladı. İranlı yetkililer de ülkenin 270 milyar dolarlık doğrudan ve dolaylı zarara uğradığını bildirdi.

Savaşın ilk haftalarında düzenlenen İsrail saldırıları, İran Dini Lideri Ali Hamaney dahil olmak üzere rejim kademesindeki üst düzey komuta zincirinin büyük bölümünü etkisiz hale getirmişti.

Diğer yandan İran, ABD’nin Körfez’deki müttefiklerine yönelik saldırılarıyla baskı uygulamayı sürdürürken, ABD yönetimi ise içinden geçen petrol miktarını artırarak bu su yolunun İran elinde bir koz olma değerini düşürdüğünü kanıtlamaya çalıştı.

 ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, 1 Eylül 2026 tarihinde Kuzey Carolina eyaletinin Asheville kentinde düzenlenen G20 Mali Toplantıları sırasında (Getty/AFP)
ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, 1 Eylül 2026 tarihinde Kuzey Carolina eyaletinin Asheville kentinde düzenlenen G20 Mali Toplantıları sırasında (Getty/AFP)

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, Fox News’e verdiği demeçte, bölgede geçit yolunu baypas eden yeni kara boru hatlarının inşa edilmesiyle Hürmüz Boğazı’nın iki yıl içinde ‘değersiz bir su sahasına’ dönüşeceğini belirtti.

Trump ise dün sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, Suriye’nin Akdeniz kıyısındaki Baniyas Limanı’nı Körfez ihracatçılarını uluslararası pazarlara bağlayan batı yönlü bir güzergaha dönüştürme çabalarına ilişkin bir rapora dikkat çekti.

Seçim öncesi hesaplamalar

ABD yönetimi, Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) da dahil olmak üzere İran üzerindeki ekonomik baskıyı artırma konusunda ilerleme kaydettiğini savunuyor; ancak Hürmüz Boğazı’nın kontrolü, olası bir uzlaşmanın temel anlaşmazlık noktalarından biri olmayı sürdürüyor.

Trump’ın ilk başkanlık döneminde İran politikalarından sorumlu kıdemli danışman olarak görev yapan Richard Goldberg, “Başkan’ın, ellerinden alınan Boğaz kontrolünün en ufak bir parçasını dahi DMO’ya geri verecek bir anlaşmayı onaylayacağına inanmakta güçlük çekiyorum” değerlendirmesinde bulundu.

Carnegie Uluslararası Barış Vakfı Kıdemli Uzmanı Aaron David Miller ise ekonomisi ağır baskı altında olmasına rağmen İran’ın ‘Trump’ı bu zor durumdan kurtarmaya’ niyetli görünmediğini ifade etti.

Miller, Trump’ın ara seçimler öncesinde İran’ı yoğun bombardımana tutmaktan kaçınan, aynı zamanda Hürmüz Boğazı konusunda da Tahran’a taviz vermeyen bir yaklaşımı benimsediğini belirtti.

Miller değerlendirmesini, “Beyaz Saray geniş çaplı bir savaş istemiyor, büyük tavizler veriyor gibi görünmek de istemiyor. İzlediği strateji ise bu iki durumdan da kaçınmasını sağlıyor” sözleriyle tamamladı.