NATO Genel Sekreteri Stoltenberg, Şarku’l Avsat’a konuştu: Çin'e ‘güçlü bir mesaj’ gönderdik… ABD'nin Ukrayna'ya desteğinin devam etmesini bekliyorum

Stoltenberg, Ukrayna’nın Rusya içindeki askeri hedefleri vurmasına yönelik kısıtlamaların gevşetilmesinden duyduğu memnuniyeti ifade etti

TT

NATO Genel Sekreteri Stoltenberg, Şarku’l Avsat’a konuştu: Çin'e ‘güçlü bir mesaj’ gönderdik… ABD'nin Ukrayna'ya desteğinin devam etmesini bekliyorum

NATO Genel Sekreteri Stoltenberg, Şarku’l Avsat’a konuştu: Çin'e ‘güçlü bir mesaj’ gönderdik… ABD'nin Ukrayna'ya desteğinin devam etmesini bekliyorum

Jens Stoltenberg 2014 yılında Kuzey Atlantik Antlaşması Teşkilat’nın (NATO) başına geçtiğinde muhtemelen Avrupa'nın İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana en büyük savaşı yaşayacağını tahmin etmiyordu. NATO Genel Sekreterliği görevini ekim ayında Mark Rutte'a devretmeye hazırlanan eski Norveç Başbakanı Stoltenberg, Batılı müttefikleri bir araya getirmeyi ve NATO’ya üye ülke sayısını 32’ye yükseltmeyi başardı. Bunun yanında NATO üyesi devletlerden, Rusya ile savaşında Ukrayna'yı mali ve askeri olarak desteklemeye devam etmeleri için söz aldı.

ABD’de kasım ayında yapılması planlanan başkanlık seçimlerinde eski Başkan Donald Trump'ın yeniden seçilmesi olasılığı NATO’nun çalışmalarına gölge düşürürken Stoltenberg, ABD'nin Ukrayna’ya verdiği desteğin ve NATO'yu güçlendirme konusundaki kararlılığının devam etmesi konusunda iyimser olduğunu ifade etti.

NATO Genel Sekreteri Stoltenberg, Washington’daki 75. NATO Zirvesi sonunda Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda, ABD'nin Ukrayna’yı desteklemeyi sürdürmesinin ‘özellikle bugün Ukrayna'da olanların yarın Asya'da tekrarlanması ihtimalinden dolayı’ kendi güvenlik çıkarlarına da uygun olduğunu söyledi.

NATO üyesi ülkelerin, Ukrayna’nın Rusya içindeki meşru askeri hedefleri vurmasına yönelik kısıtlamaların gevşetilmesinden duyduğu memnuniyeti dile getiren Stoltenberg, Batı'nın Ukrayna'ya desteğinin devam etmesi gerektiğini vurguladı.

saxcdvf
NATO üyesi ülkelerin liderleri Washington'daki zirvede bir araya geldiler (DPA)

Pekin'in NATO'nun Hint-Pasifik bölgesini istikrarsızlaştırdığı yönündeki suçlamasını reddederek, Belarus ile yaptığı askeri tatbikatlarla NATO üyesi ülkelerin sınırlarına yaklaşanın Çin olduğunu söyleyen NATO Genel Sekreteri, Washington'daki zirvede NATO'nun Rusya'nın Ukrayna’da yürüttüğü savaşa destek verdiği için Çin'e ilk kez ‘güçlü bir mesaj’ verdiğini ve bundan memnuniyet duyduğunu belirtti.

Ortadoğu ile ilgili olarak Gazze'de ateşkes için sürdürülen çabaları desteklediğini, ancak çatışmada ‘NATO'nun doğrudan bir rol oynamadığını’ ifade eden Stoltenberg, NATO'nun Ortadoğu'daki ortaklıklarından Suudi Arabistan ile terörle mücadele, İran'ın bölgenin istikrarını bozan faaliyetleri ve deniz seyrüsefer güvenliği konularında yapılan iş birliğine övgüde bulundu.

İşte NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg ile yapılan röportajın tam metni:

 Ukrayna'nın sağlamlığı ve NATO'nun sorumluluğu

NATO’nun kuruluşunun 75. yıldönümü münasebetiyle bu hafta Washington’da bir araya gelen NATO ülkeleri liderleri, Ukrayna için en büyük yardım paketlerinden birini onayladı. Rusya’nın 2022 yılının şubat ayında Ukrayna’ya karşı açtığı savaşın başlamasından bu yana ABD ve müttefikleri ilk kez Kiev'e F-16 savaş uçakları göndermeyi kabul etti. Ayrıca önümüzdeki yıl en az 40 milyar euroluk yardım taahhüdünde bulundular. NATO ülkeleri liderleri, bu yardımın Ukrayna ordusunun doğu ve güney cephelerinde yaşanan ve NATO’dan üst düzey bir yetkilinin ifadesiyle ‘Birinci ve İkinci Dünya Savaşları sırasındaki siper savaşlarını andıran’ şiddetli çatışmalara dayanma gücünü arttırmasını umuyor.

Ukrayna'daki zorlukları kabul eden Stoltenberg, Rusya’nın NATO Zirvesi’nden hemen önce Ukrayna’daki bir çocuk hastanesine düzenlediği saldırıya atıfta bulunarak “Savaş sahasındaki durum zor. Rusların yeni saldırılar düzenlemeye çalıştıklarını, Ukrayna şehirlerini vurduklarını ve masum sivilleri öldürdüklerini görüyoruz" dedi.

Ukrayna’daki savaş başladığında çoğu uzmanın ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in Kiev'i birkaç gün içinde, Ukrayna'nın geri kalanını ise birkaç hafta içinde kontrol altına alınacağını düşündüğünü belirten Stoltenberg, “Ancak böyle bir şey olmadı” dedi.

NATO Genel Sekreteri, şöyle devam etti:

“Ukraynalılar savaşın başında Rusya tarafından işgal edilen toprakların yüzde 50'sini geri almayı başardılar. Tahıl ve diğer ürünleri dünya pazarına ihraç etmek için Karadeniz'de bir koridor açabildiler. Ayrıca Rus işgalcilere saldırıp ağır kayıplar verdirebildiler. Savaşlar doğası gereği öngörülemez olsa da Ukraynalılar Rusya’nın savunma güçlerine karşı koyabileceklerini kanıtladılar. Biz, önemli ölçüde destek sağlamaya devam etmekle yükümlüyüz.”

NATO Genel Sekreteri, bu çerçevede NATO üyesi ülkelerin Washington'daki NATO zirvesinde Ukrayna'ya yönelik önemli askeri desteğin yoğunlaştırılması ve sürdürülmesi konusunda vardıkları mutabakata övgüde bulundu.

Rusya içindeki askeri hedeflerin vurulması

Başta ABD olmak üzere bazı Batılı ülkelerin Ukrayna'ya saldırı silahları vermeyi kabul etmelerinin önündeki en büyük engel, Rusya içindeki hedeflerin vurulmasına karşı çıkmalarıydı. Ancak Rusya içindeki hedeflerin vurulmasını ‘meşru müdafaa’ hakkı olarak gören Stoltenberg, “Bunun Rusya tarafından Avrupa’da barışçıl, bağımsız ve egemen bir devlet olan Ukrayna’ya karşı yürütülen bir saldırı savaşı olduğu unutulmamalı. Bu uluslararası hukukun açıkça ihlali. Uluslararası hukuka göre Ukrayna meşru müdafaa hakkına sahip” ifadelerini kullandı.

Söz konusu meşru müdafaa hakkının saldırganın, yani Rusya'nın topraklarındaki meşru askeri hedeflere saldırma ya da onları vurma hakkını da içerdiğini vurgulayan NATO Genel Sekreteri, bu yüzden Ukrayna’nın Rusya’nın derinliklerinde saldırılar gerçekleştirdiğini söyledi.

Stoltenberg, NATO üyesi ülkeler arasında Ukrayna’ya verilen silahlara getirilen kısıtlamalar konusunda   anlaşmazlıklar olmasına rağmen kısıtlama getiren ülkelerin, özellikle de çatışmaların çoğu Ukrayna'nın derinliklerinde gerçekleştiğinden bu kısıtlamaları gevşettiklerini vurguladı.

Ukrayna'nın Rusya topraklarına saldırmasına izin verilmesinin önemini açıklamak için Harkiv cephesini örnek gösteren Stoltenberg, “Rusya şimdi Harkiv bölgesinde yeni bir cephe açtı, cephe hattı ile sınır hattı aşağı yukarı aynı. Doğal olarak Ukrayna'nın kendini savunmasının tek yolu cephe hattının dışında saldırmak. Bu da Rusya toprakları içinde saldırılar düzenlemek anlamına geliyor. Dolayısıyla önemli olan Ukrayna'ya ihtiyaç duyduğu imkanları sağlayabilmemiz. Müttefiklerimizin bu silahların kullanımına yönelik kısıtlamaları gevşetmesini memnuniyetle karşılıyorum” diye konuştu.

İran ve Kuzey Kore'nin rolü

NATO üyesi ülkelerin liderleri Washington’daki zirvede Rusya'nın Ukrayna'da yürüttüğü savaşta İran, Kuzey Kore ve Çin'den aldığı desteğin etkisini ele aldılar.

Stoltenberg, bu hususta şunları söyledi:

“Görüyoruz ki otoriter güçler, Rusya'yı desteklemek ve bu acımasız savaşı yürütmesini sağlamak için ittifak halindeler. Buna Kuzey Kore gibi ülkelerin yanı sıra Çin ve İran da dâhil. İran, Ukrayna'da çok fazla acıya ve hasara neden olan ve Rusya'nın bu savaşı yürütmesine yardımcı olan çok sayıda Şahid model insansız hava aracını (İHA) Moskova’ya teslim etti.”

İran'ın Rusya’ya balistik füze tedarik etme olasılığının Ukrayna'daki savaşın şiddetlenmesi açısından son derece tehlikeli olacağı uyarısında bulunan Stoltenberg, “NATO müttefikleri, bölgede ve ötesinde istikrarı bozucu faaliyetleri nedeniyle İran'a uzun yıllardır sert yaptırımlar uyguluyor. Elbette bu yaptırımlar İran'ın nükleer programının yanı sıra füze programını da hedef alıyor. İran'ın Rusya'ya verdiği destek, bu yaptırımların İran'ın, Rusya'yı desteklerken yaptığı gibi, yasadışı savaşını destekleme imkanlarını sınırlamasının önemini ortaya koyuyor” şeklinde konuştu.

NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg: İran yapımı Şahid model İHA’lar Ukrayna'da büyük acılara neden oldu.

Pekin’in Moskova'yı güçlendirmesi

NATO Zirvesi sırasında Çin'i Rusya’yı desteklediği için sert bir dille eleştiren Stoltenberg, “Her şeyden önce Çin'in Rusya'nın Ukrayna’ya karşı yürüttüğü savaşın kritik bir destekçisi olduğuna şüphe yok. Çünkü Rusya'nın Ukrayna'ya saldırmak için kullandığı bombaları, uçakları ve füzeleri üretmek için ihtiyaç duyduğu elektronik parçalar, mikroçipler, çift kullanımlı ekipmanlar ve araçların neredeyse tamamını Çin sağlıyor. Çin'in Rusya'nın savaş ekonomisine verdiği destek olmasaydı, Rusya Ukrayna'ya açtığı bu savaşı yürütemezdi” dedi.

Pekin'in NATO’nun nihai bildirisine verdiği öfkeli tepkiye değinen NATO Genel Sekreteri “Çin'in bu tepkisinin, doğru bir noktaya temas ettiğimizi gösterdiğine yürekten inanıyorum” ifadelerini kullandı. Stoltenberg, küresel ekonominin yüzde 50'sini oluşturan NATO üyesi 32 ülkenin ilk kez Çin'in rolünü açıkça vurgulama kararının ‘güçlü bir mesaj’ olduğunu da sözlerine ekledi.

Pekin'in NATO'ya yönelik Hint-Pasifik bölgesini istikrarsızlaştırdığı suçlamasına yanıt veren Stoltenberg, “Mesele NATO'nun Hint-Pasifik bölgesine girmesi değil, Çin'in bize yaklaşması. Biz konuşurken Çin, Belarus ile birlikte NATO ve Ukrayna sınırında askeri tatbikatlar gerçekleştiriyor. Ayrıca Çin'in Afrika'da ve Kuzey Kutbu'nda kritik altyapıları kontrol etmeye çalıştığını görüyoruz” ifadelerini kullandı.

Stoltenberg, sözlerine şöyle devam etti:

İkinci olarak, Japonya, Güney Kore, Yeni Zelanda ve Avustralya’daki ortaklarımızla birlikte çalışıyoruz. Bunlar NATO ile güçlü bir ilişki içinde olmak isteyen bağımsız ve egemen ülkelerdir. Bunu memnuniyetle karşılıyoruz.

NATO’nun Kuzey Amerika ve Avrupa arasında bir ittifak olarak kalacağını vurgulayan Stoltenberg, “Küresel bir ittifak haline gelmeyeceğiz, ama küresel riskler, siber tehditler, terörizm ve aynı zamanda Çin'in modern askeri yeteneklere yaptığı büyük yatırımın güvenlik açısından doğurduğu sonuçları ele almak için elbette küresel ortaklarımızla birlikte çalışacağız” diye konuştu.

Batılı ülkelerin verdiği destekteki çatlaklar

ABD’nin Ukrayna'yı ve genel olarak NATO'yu desteklemekten vazgeçebileceği korkusu Washington’daki zirveye damgasını vururken Stoltenberg, ABD’de kasım ayında yapılması planlanan başkanlık seçimleri çerçevesinde oluşan belirsizliğe ve Kiev'e destek konusunda Avrupa'da yaşanan görüş ayrılıklarına rağmen iyimser konuştu. Avrupa'daki NATO müttefiklerinin yanı sıra Kanada gibi ABD'nin de Ukrayna'ya güçlü destek vermeyi sürdüreceğini umduğunu ifade eden Stoltenberg, “Rusya'nın Ukrayna'da zafer kazanmaması bizim güvenlik çıkarlarımızla da örtüşüyor” yorumunda bulundu. Bu desteğin çekilmesinin Rusya Devlet Başkanı Putin'in yanı sıra Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ve diğer otoriter ülkelerin liderlerine de uluslararası hukuku ihlal ettiklerinde ya da başka bir ülkeyi işgal ettiklerinde ‘istediklerini alacakları mesajını vereceği’ konusunda uyardı. Stoltenberg, bunun da tüm dünyayı daha tehlikeli hale getireceğinin altını çizdi.

Stoltenberg, kurallara dayalı bir uluslararası düzeni ve tanınmış uluslararası sınırlara saygıyı önemseyen her ülkenin, Rusya'nın Ukrayna'ya yönelik acımasız saldırısının yanına kar kalmasından büyük endişe duyması gerektiğini, zira bu durumun diğer otoriter devletleri de Rusya'yı örnek almaya iteceği uyarısında bulundu.

zaxsdf
Trump ve Stoltenberg'in İngiltere’deki NATO Zirvesi sırasında çekilmiş bir fotoğrafı, Aralık 2019 (AP)

Ukrayna’nın işgalinden birkaç gün önce Çin Devlet Başkanı Şi ve Rusya Devlet Başkanı Putin'in bir ortaklık anlaşması imzaladığını hatırlatan NATO Genel Sekreteri, “Birbirlerine sınırsız ortaklık sözü verdiler. Bu nedenlerle ABD'nin Ukrayna'yı desteklemeye devam etmesini bekliyorum” dedi.

ABD'nin bu desteği taahhüt etmesinin sadece Çin’e dair endişelerden dolayı değil, ABD’nin güvenlik çıkarlarına da uygun olduğu için de önemli olduğunu ifade eden Stoltenberg, “Japonya Başbakanı Fumiyo Kişida'nın kısa süre önce söylediği gibi, bugün Ukrayna'da olanlar yarın Asya'da da olabilir. Yani Ukrayna ve Asya arasında bir bağ var” değerlendirmesinde bulundu. Donald Trump’ın yeniden başkan seçilmesi ihtimaliyle ilgili olarak ise Stoltenberg, eski ABD Başkanı’nın Ukrayna'ya ‘Amerikan yapımı Javelin tank savar sistemleri sağlama kararını hatırlattı. Stoltenberg, “Bu karar, Rusya’nın Ukrayna’yı işgali karşısında çok önemliydi” dedi.

NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg: Bugün Ukrayna'da yaşananlar yarın Asya'da yaşanabilir.

Gazze’deki savaş

NATO’nun dünya genelindeki ortaklıklarını, özellikle de ‘Güney komşuları’ olarak adlandırdığı ülkeler aracılığıyla genişletmeye çalıştığını belirten Stoltenberg, buna karşın NATO’nun Gazze'deki insani kayıpların boyutu ve bu eşi benzeri görülmemiş şiddetin bölgesel ve uluslararası yansımaları göz önüne alındığında şaşkınlık ve eleştirilere neden olan Gazze'deki savaşla ilgili bir politikasını ya da tutumunu açıklamaktan kaçındı.

Stoltenberg, bu konuya şunları söyledi:

Tüm NATO müttefikleri ateşkes çağrısında bulundu. Ben de müttefiklerin müzakereleri, ateşkes çabalarını kolaylaştırma ve bu çatışmaya siyasi bir çözümle son verme yönündeki çabalarını destekliyorum. NATO müttefikleri, özellikle Gazze'deki yeni savaşın ardından iki devletli çözümü desteklediklerini ifade ettiler.

NATO Genel Sekreteri, sözlerine şöyle devam etti:

“NATO bir ittifak olarak (bu çatışmada) doğrudan bir rol üstlenmiyor. Bence şu an (bu çatışmada) yeterince aktör var. Başka bir kuruluşun doğrudan müdahil olmasına gerek yok. Ancak elbette ABD ve diğer arabulucuların müzakereleri kolaylaştırma, ateşkes sağlama ve siyasi bir çözüme ulaşma çabalarını destekliyoruz. İnsanların çektiği acıları, son aylarda tanık olduğumuz ölüm ve yıkımı görmek elbette yürek parçalayıcı. Tamda bu yüzden ben ve NATO müttefikleri siyasi bir çözüm bulunması yönündeki tüm çabaları destekliyoruz.”

xcsdfvfd b
NATO üyesi ülkelerin liderleri Washington'daki zirveye katıldılar, 9 Temmuz 2024 (DPA)

Bölgesel iş birliği

Gazze’deki savaşta NATO'nun bir rolü olmadığını belirtirken ittifakın Ortadoğu ülkeleriyle iş birliğinin ve ortaklığının altını çizen Stoltenberg, “NATO'nun Ortadoğu'da bir varlığı ve Körfez bölgesinde ortaklarımız var. Kısa bir süre önce terörle mücadele ve İran'ın istikrarı bozucu davranışları gibi konularda görüşmelerde bulunmak üzere Suudi Arabistan'ın başkenti Riyad'ı ziyaret ettim. Tüm bunlar NATO için olduğu kadar bölgedeki birçok ülke için de büyük bir endişe kaynağı” diye konuştu.

NATO’nun Ortadoğu’daki ortaklarıyla olan iş birliğini ve Suudi Arabistan'la terörizm ve deniz seyrüsefer güvenliği gibi birçok ortak problemi ele almak üzere yürüttüğü çalışmaları geliştirip genişletebileceklerini umduğunu ifade eden Stoltenberg, “NATO müttefikleri elbette Husilerin eylemleri karşısında derin bir endişe duyuyor. Bazı NATO müttefikleri seyrüsefer rotalarını korumak üzere deniz güçlerini bölgeye konuşlandırdı” ifadelerini kullandı.

Öte yandan NATO’nun Irak’ta DEAŞ’ın yeniden harekete geçmesini engellemeye yardımcı olmak üzere bir eğitim ve kapasite geliştirme misyonundan, Kuveyt'te bir eğitim merkezi kurduğundan ve Washington’daki zirvede duyurulan Amman'daki yeni irtibat ofisi açtığından bahseden Stoltenberg, Amman’daki ofisin NATO’nun Ürdün'le ortaklığını güçlendireceğini ve ‘siyasi diyaloğu ve operasyonel iş birliğini derinleştirmek için araçlar sağlayacağını’ belirtti.

Stoltenberg, devamında şöyle konuştu:

“Bunlar bölge ülkeleriyle farklı şekillerde ve farklı çerçevelerde nasıl çalıştığımıza dair sadece birkaç örnek. Irak'taki kapasite geliştirme misyonu, Amman'daki yeni irtibat ofisi, deniz seyrüsefer güvenliği, terörle mücadele ve İran'ın istikrarı bozucu davranışlarını ele aldığımız Riyad ziyaretim ve Tunus ile yürüttüğümüz ortak çalışmalar, bunların hepsi, farklı şekillerde de olsa, bölge ülkeleriyle ortak çalışmalarımız.”

NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg: Gazze'de ateşkes için sarf edilen çabaları destekliyoruz. İnsanların çektiği acılar yürek parçalayıcı.

Elde edilen başarılar ve sonraki adımlar

Stoltenberg, Şarku’l Avsat’ın NATO Genel Sekreteri olarak görev yaptığı uzun süre boyunca elde ettiği başarıları ve başarısızlıklarıyla ilgili sorusuna şu yanıtı verdi:

“Her şeyden önce, başarısızlıklarım ya da hatalarımın bir listesini tutmuyorum. Sanırım Genel Sekreter olarak görev yaptığım süre boyunca parçası olduğum en önemli karar Rusya'nın Ukrayna'yı acımasızca işgaline verdiğim yanıt ve aynı zamanda bu çatışmanın Ukrayna'nın ötesine geçmesini önlemek için yaptıklarımdı. NATO'nun burada iki görevi var. Bunlardan birincisi Ukrayna'yı desteklemek ki bunu yapıyoruz. İkincisi ise Moskova'ya bir NATO müttefikine yapılacak herhangi bir saldırının NATO'nun misillemesiyle sonuçlanacağına dair açık bir mesaj göndermekti. Bu mesajı vermek için NATO’nun doğu kanadına daha fazla asker konuşlandırdık bile.”

xscdfe
ABD Başkanı Joe Biden, NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg'e Başkanlık Özgürlük Madalyası verirken (AFP)

Farklı bir hayat sürmeyi sabırsızlıkla beklediğini söyleyen Stoltenberg, “NATO Genel Sekreteri olarak görev yapmak benim için bir onurdu. Hem NATO üyesi 32 müttefikle hem de Ortadoğu da dahil olmak üzere ortak ülkelerle çalışma ayrıcalığına sahip oldum. Artık Norveç'e döneceğim. Tam olarak ne yapacağımı bilmiyorum. Aslında merkez bankası başkanlığına atanmıştım, ama NATO'ya devam edebilmek için bu görevden vazgeçtim ve bu kararımdan bir an bile pişmanlık duymadım” dedi.



G7 Zirvesi: Filizlenen uluslararası ortaklık başarıya ulaşıyor

G7 Zirvesi sırasında Fransa'nın doğusundaki Evian şehrinde çekilen aile fotoğrafı, 16 Haziran 2026 (AFP)
G7 Zirvesi sırasında Fransa'nın doğusundaki Evian şehrinde çekilen aile fotoğrafı, 16 Haziran 2026 (AFP)
TT

G7 Zirvesi: Filizlenen uluslararası ortaklık başarıya ulaşıyor

G7 Zirvesi sırasında Fransa'nın doğusundaki Evian şehrinde çekilen aile fotoğrafı, 16 Haziran 2026 (AFP)
G7 Zirvesi sırasında Fransa'nın doğusundaki Evian şehrinde çekilen aile fotoğrafı, 16 Haziran 2026 (AFP)

James Jeffrey

Fransa'da 15 Haziran’da G7 Zirvesi’nin düzenlendiği kayda değer bir uluslararası günde yaşandı. Ancak zirve biraz sönük geçti. Dünya Kupası maçlarına eşlik eden heyecan, New York Knicks'in NBA şampiyonluğu ve İran'la ateşkese ilişkin siyasi drama bütün dikkatleri başka yöne çekti. Bununla birlikte bu toplantı, acil manşetlerin ve hızlı haber akışının gerisinde kaldığında bile çok daha uzun soluklu bir öneme sahip. Zirve, yalnızca G7 üyelerini bir araya getirmekle kalmadı. ABD ile güvenlik ittifakı, küresel ticaret ve finans sistemine entegrasyon ve güçlü bölgesel ağırlıkla temellenen uluslararası bir ‘ortaklık’ olarak nitelendirilebilecek yapının diğer kilit aktörlerini de bünyesinde barındırdı. Bu aktörler arasında Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Katar gibi Arap ülkelerinin yanı sıra Güney Kore ve Ukrayna da yer aldı. Söz konusu paylaşılan ortaklık, coğrafi ve kültürel açıdan dar kapsamlı ‘Batı’ kavramının yerini alarak geniş ve etkili bir küresel devletler topluluğunu tanımlıyor.

Avrasya'daki zorluklarla mücadeleye hazırlık

Bu ortaklık bünyesindeki ülkeler ABD önderliğindeki küresel güvenlik ve ekonomik düzeni destekleme kararlılıklarını teyit etmek, ABD'nin çalkantılı ya da geri çekilme eğiliminde olduğu dönemlerde bile bu düzen içindeki iş birliğini derinleştirmeye hazır olduklarını ortaya koymak ve en önemlisi de biri Avrupa'da diğeri Ortadoğu'da olmak üzere iki sıcak savaşı hegemonya güdüsüyle sürdüren Rusya ve İran'ın yarattığı Avrasya'daki askeri zorluklarla mücadele hazırlıklarını ilan etmek gibi belirli hedefler doğrultusunda bir araya geldi. Zirvenin nihai bildirgesi de bunu açıkça yansıttı. Nihai bildirgede, ‘Ukrayna'ya kararlı destek’, ‘İran'ın nükleer silah edinmesinin engellenmesi’ ve ‘Tayvan Boğazı üzerinden tek taraflı statüko değiştirme girişimlerine karşıt tutumun teyit edilmesi’ şeklinde üç net tutum ortaya kondu.

Katılımcılar ayrıca Avrasya'da ticari, teknolojik ve muhtemelen askerî açıdan da tehdit unsuru olan üçüncü büyük dış tehdit olarak değerlendirilen Çin'e yönelik ticari ve ekonomik adımlar atmak üzere de anlaştı. Bu ortaklık söz konusu tehditlere karşı farklı cephelerde ilerleme kaydediyor.

Geçtiğimiz yıllarda medya, anketler, seçimler ve akademik analizler, ABD önderliğindeki uluslararası kolektif güvenlik yapısının iç bölünmelerle ve genel bir hayal kırıklığıyla boğuştuğu izlenimini yarattı.

Bu tablo birkaç ay önce şaşırtıcı görünürdü. Geçtiğimiz yıllarda medya, kamuoyu yoklamaları, seçimler ve akademik analizler, ABD önderliğindeki uluslararası kolektif güvenlik yapısının iç bölünmelerle ve genel bir hayal kırıklığıyla boğuştuğu, dış güvenlik tehditlerini bertaraf etmekten aciz olduğu izlenimini yarattı. Rusya'nın Ukrayna'yı işgali, ardından İran'ın saldırıları ve Orta Doğu'daki İran vekil güçlerinin eylemleri, Çin'in Tayvan'a ve Güney Çin Denizi'ne yönelik hamle için fırsat kolladığı bir ortamda bu ortaklığın kendini savunma kapasitesine ilişkin köklü sorular doğurdu. Bu izlenimi daha da pekiştiren etkenler arasında pek çok ortak ülkedeki ekonomik zayıflık, Kuzey Amerika ve Batı Avrupa'da milliyetçi muhafazakârlarla ilerici evrenselciler arasındaki derin ideolojik kırılmalar ve Başkan Trump'ın ülkesinin onlarca yıl boyunca gayri resmi şekilde öncülük ettiği uluslararası düzene taşıdığı özel çatışmacı eğilim yer aldı.

xdvfd
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve Güney Kore Cumhurbaşkanı Lee Jae-myung, Fransa'nın doğusundaki Evian kentinde düzenlenen G7 Zirvesi kapsamındaki çalışma yemeği öncesinde gerçekleştirilen resmi karşılama töreninde, 16 Haziran 2026 (AFP)

Bununla birlikte bu yılın ortalarına gelindiğinde ortaya çıkan tablo, pek çok tartışma ve analizin ima ettiğinden çok daha iyi görünüyor. Bu ortaklık, Trump'ın şimdiye kadar sürdürdüğü iki cumhurbaşkanlığı döneminin yarattığı iç karışıklık dahil, söz konusu zorluklara karşı genel itibarıyla bütünlüğünü korumayı başardı.

Rusya ve İran'ın saldırılarının dizginlenmesi

2022'den bu yana ortaya çıkan iki büyük askeri zorluğa nasıl yanıt verildiği asıl belirleyici olan nokta oldu. Rusya'nın Ukrayna'ya savaş açmasının, İran’ın bölgedeki vekil güçlerinin saldırılarının, akabinde İran'ın bizzat İsrail ile bölgedeki diğer ülkelere, ayrıca Avrupa'ya ve ABD'ye karşı savaşa dahil olmasının taşıdığı anlam küçümsenemez. Moskova ve Tahran ‘gri bölge’ çatışmaları yürüttü. Rusya bunu 2008 yılında Gürcistan'da başlatarak Kırım'da, Doğu Ukrayna'da, Suriye'de ve Libya'da sürdürdü. İran ise 2000'den bu yana büyük ölçüde vekil güçler aracılığıyla bölge genelinde aynı yaklaşımı izledi. Çıkarlarını ve müttefiklerinin çıkarlarını pekiştirmek amacıyla Gazze, Yemen, Suriye, Irak ve Lübnan'daki iç çatışmalardan yararlandı.

İran'la yaşanan çatışmada ateşkesi hayata geçirmeye yönelik mutabakat muhtırası, Tahran'ın tam anlamıyla yenilgiye uğratılması olarak değerlendirilemese de 2023'ten bu yana süregelen çatışmanın bütününe bakıldığında İran derin bir zafiyet içinde kalıyor.

Ancak Rusya'nın Ukrayna'ya karşı başlattığı savaş, küresel düzende ciddi gedik açtı ve yeni bir uluslararası kaos dalgasının kapısını araladı. Büyük güçler, İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana sömürge karşıtı kurtuluş savaşlarından Kore, Vietnam ve defalarca Afganistan'da yaşanan türden iç savaşlara kadar pek çok çatışmaya dahil oldu. Ne var ki bu güçler, İkinci Dünya Savaşı'nın arifesinde Almanya, Japonya ve Sovyetler Birliği'nin yaptığı biçimde bütün devletleri ortadan kaldırmayı hedefleyen bir saldırganlıktan her zaman kaçındı. Rusya'nın 2022'de Ukrayna'yı silmek, topraklarını ve halkını ilhak etmek için giriştiği açık saldırı, büyük bir nükleer güçten ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) daimî üyesinden gelen aleni tecavüzdü ve Avrasya'yı derin bir krize sürükledi.

Benzer biçimde Hamas'ın 7 Ekim 2023'teki saldırısı da sınırlı füze bombardımanı, terör operasyonları ve kısa süreli çatışmaların ötesine geçerek İsrail'in bir bölümünü ele geçirmeyi hedefledi. Kısa süre içinde İran’ın diğer vekil güçleri de çatışmalara katıldı, ardından 2024 yılına kadar İran'ın kendisi iki büyük balistik füze saldırısıyla sahneye çıktı. Çatışma daha sonra Gazze'deki kara harekâtlarından Lübnan ve Suriye'ye, Yemen kıyılarında ABD ile Husiler ve zaman zaman Avrupa deniz kuvvetlerinin katıldığı deniz-hava savaşından 2025 ve 2026'da gerçekleştirilen ABD-İsrail ortak bombardıman seferlerine ve ardından gelen İran'ın karşı saldırılarına kadar geniş bir coğrafyaya yayıldı. Bu gelişmeler, 1990'da Saddam Hüseyin'in Kuveyt'i işgalinden beri bölgenin tanık olmadığı türden bir İran bölgesel hegemonik girişimini temsil ediyordu.

scvd
Ukrayna'nın Zaporijya bölgesinde cephe hattı yakınında düzenlenen askeri tatbikata katılan Ukrayna Silahlı Kuvvetleri'ne bağlı 118. Bağımsız Mekanize Tugay'dan bir er, 21 Mayıs 2026 (Reuters)

G7 zirvesine gelindiğinde bu ortaklık ülkelerinin, Rusya ve İran'ın saldırganlığını birlikte dizginlemeyi başardığı artık açıkça görülüyordu. Rusya geçtiğimiz yıl Ukrayna cephesinde fiilen durdurulurken, Ukrayna'nın insansız hava araçlarıyla Rusya enerjisine yönelik gerçekleştirdiği saldırılar Rusya'nın derinlerindeki kritik hedeflere ulaştı. Savaş yalnızca Zelenskiy'nin liderliği, Ukraynalıların cesareti ve muharebe etkinliği sayesinde değil; aynı zamanda Avrupa, Türkiye ve ABD'nin sağladığı mali, askeri ve istihbarat desteği aracılığıyla da bir çıkmaza dönüştü. Trump'ın doğrudan mali desteği kesmesine karşın Washington, Kiev'e kritik hedef tespiti istihbaratı sağlamayı sürdürdü ve İran'a karşı yürütülen harekât nedeniyle bir miktar yavaşlasa da Ukrayna ile NATO ortaklarına silah tedarikini devam ettirdi. G7 bildirgesinde de Rusya'ya güçlü yaptırımlar uygulanması desteklendi. Bu gelişmelerin sonucunda Putin, son aylarda Avrupa ile savaşın gidişatına ilişkin doğrudan müzakerelere çağrıda bulunmaya başladı.

İran'la yaşanan çatışmada ateşkesi hayata geçirmeye yönelik mutabakat muhtırası, Tahran'a sunulan yaptırım hafifletmeleri ve diğer mali transferler göz önüne alındığında tam bir yenilgi olarak değerlendirilemez. Bununla birlikte 2023'ten bu yana süregelen çatışmanın bütününe bakıldığında İran derin bir zafiyet içinde kalmaktadır. Hamas büyük ölçüde ya da tamamen tasfiye edildi; Husiler ve Iraklı milisler İran'a karşı yürütülen son harekâta katılmaktan kaçındı. Harekâta dahil olan tek vekil güç olan Hizbullah ise İsrail karşısında ağır bir yenilgiye uğrayarak güneyden çekilmek zorunda kaldı. Lübnan bugün, İsrail'le doğrudan müzakere masasına oturmaktadır.

ABD'nin teknoloji sektörü sayesinde Kuzey Amerika, Avrupa, Türkiye, Arap ülkeleri ve Doğu Asya kıyı devletlerinin birleşik gayri safi yurt içi hasılası, küresel toplam GSYİH'nin yaklaşık yarısına ulaşmaktadır.

Öte yandan Iraklı siyasetçiler, Amerikan baskısı altında İran'a yakın öne çıkan başbakan adaylarını reddederek, Washington'la iş birliğini ön plana çıkaran Ali el-Zeydi’yi seçti. İran'ın kendisi ise askeri teçhizatının ve sanayi kapasitesinin önemli bir bölümünü yitirdi. Füze ve insansız hava aracı saldırıları İsrail'de son derece sınırlı, Körfez ülkelerinde ise orta düzeyde hasara yol açtı. Bu ülkeler söz konusu saldırıların büyük çoğunluğunu kayda değer bir başarıyla savuşturdu. İran'ın boğazları kapatması küresel enerji fiyatlarında sert bir yükselişe ve Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) üyesi ülkelerin ekonomilerinin zayıflamasına neden olsa da küresel enerjiye genel etkisi, 1974 petrol ambargosu ve ardından yaşanan kesintilere kıyasla çok daha sınırlı kaldı. Dahası, Washington'ın İran'a giden ve gelen gemi trafiğine ambargo uygulaması Tahran'ı derinden sarstı.

Bu ortaklığın elde ettiği görece başarının izleri Çin'den de kaçmadı. Japonya, Tayvan, Güney Kore ve Filipinler savunma harcamalarını artırıyor ve ABD'nin güçlü desteğiyle birinci ada zincirini savunmaya yönelik koordinasyonlarını geliştiriyor. Üstelik Rusya'nın Ukrayna'daki saldırısının tökezlemesi ve İran'la yaşanan çatışmada Amerikan silahlarının stratejik başarıya her zaman eşlik etmemiş olsa da gösterdiği kayda değer taktik etkinlik, Pekin'e önemli uyarı dersleri sunmaktadır.

frgty
Hürmüz Boğazı'ndaki gemiler, Umman'ın Musandam ilinden görüldüğü gibi, 18 Haziran 2026 (Reuters)

Gerçi İran'la varılan mutabakat muhtırası başarısızlıkla sonuçlanabilir; bununla birlikte herhangi bir normalleşme süreci de rayından çıkabilir. Dört yıldır süren amansız saldırıların ardından Ukrayna halkının ve savaşan kuvvetlerinin ne denli direnç gösterebileceğini kimse bilmiyor. Ani bir çöküş ihtimali göz ardı edilemez; her ne kadar bu olasılık Rusya için daha düşük ölçüde de olsa geçerliyse. Putin, başarısızlıkla yüz yüze geldiğinde NATO üyesi ülkelere saldırılar düzenleyerek gerilimi artırmaya gidebilir; bunu yaparken Trump'ın hızlı ve etkin biçimde karşılık vermeyeceğini varsayabilir. Bununla birlikte, Rusya ve İran'ın küresel düzene yönelik şiddetli meydan okumalarının gerilemeyi sürdüreceği yönündeki beklenti en makul seçenek olmayı koruyor.

Batı ortaklığının zorlukları

Daha geniş bir perspektiften bakıldığında, bu ortaklığın ekonomik konumu güçlü olmayı sürdürmektedir. İstisnaî yaratıcılığıyla öne çıkan ABD'nin yüksek teknoloji sektörü sayesinde Kuzey Amerika, Avrupa, Türkiye, Arap ülkeleri ve Doğu Asya kıyı devletlerinin birleşik gayri safi yurtiçi hasılası (GSYH), dünyanın hidrokarbon kaynaklarının büyük bölümüne sahip olmalarıyla birlikte küresel toplamın yaklaşık yarısına ulaşmaktadır. Buna karşın Çin, Rusya, İran ve Kuzey Kore'den oluşan hasım ittifakının toplam GSYH'si bunun yarısının altında kalmaktadır. Meksika, Brezilya, Güney Afrika, Nijerya, Hindistan ve Endonezya gibi Güney'in büyük zengin ülkeleri ise tutarlı bir diplomatik ve ekonomik blok oluşturmalarına imkân tanıyacak ortak bir ilkeye, paylaşılan değerlere ya da birbirine bağlı kurumlara sahip bulunmuyor.

En büyük tehlike, gelecekteki ABD’li liderlerin ABD'nin 1940'lardan bu yana üstlendiği küresel stratejik rolden vazgeçilmesi yönündeki siyasi sol ve sağdan gelen çağrılara kulak verme ihtimalinde yatıyor.

Bu gayri resmi uluslararası ortaklığın önümüzdeki aylardaki başlıca zorluğu dış tehditten değil, iç bölünmeden kaynaklanmaktadır. Şarku’l Avsat’ın al Majalla'dan aktardığı analize göre Arap ülkeleri, başlıca rakipleri İran'a yaklaşımda olduğu gibi gayri resmi müttefikleri İsrail'e karşı tutumda da görece bölünmüş bir tablo sergileniyor. Üstelik İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu önderliğindeki İsrail, Batı Şeria'daki baskıcı politikalarını sürdürüyor. Avrupa, göç politikası, iklim değişikliğiyle mücadeleye yönelik sert önlemler ve zayıf ekonomik performansın yol açtığı sosyal yardım erozyonu konularında popülist ayaklanmalarla yüzleşiyor. Öte yandan Avrupa’nın şu an, Avrupa'daki popülist yükselişe sempatiyle yaklaşan kişilerce yönetilen ABD’den gelen ideolojik meydan okumayla da başa çıkması gerekiyor. ABD, Avrupa ve Doğu Asya ülkeleri ise Çin'in merkantilist ticaret ilişkilerini sınırlandırmaya çalışırken en azından kısa vadede Pekin'le son derece kârlı ekonomik bağlarını koruma dengesini kurmaya çabalıyor.

Bu zorluk, ortaklığın en güçlü üyesi ve sekiz on yıldır gayri resmi öncüsü olan ABD'de en belirgin biçimiyle kendini göstermektedir. Trump yönetimi, ortakları ve müttefiklere yönelik küçümseyici tutumu, güvenlik güvencelerine ilişkin koyduğu sınırlamalar ve bazı diğer adımlarıyla liderler ve halklar nezdinde öfke uyandırdı; bu durum ABD'nin güvenilirliğine dair temel varsayımların sorgulanmasına zemin hazırladı. Ancak bu meseleler büyük ölçüde ‘taktik’ nitelik taşıyor.

Trump, kolektif güvenlik sistemini destekleyen ve ortaklığın özünü oluşturan ABD askeri varlığını ciddi biçimde zayıflatacak herhangi bir adım atmadı. Grönland meselesi gibi alanlarda temel ilişkiler ve davranışlar konusundaki belirsizliği beslerken güce sık sık başvurması, bir ölçüde güvence de vermektedir. Bununla birlikte en büyük tehlike, gelecekteki ABD’li liderlerin, ABD'nin 1940'lardan bu yana üstlendiği küresel stratejik rolden vazgeçilmesi yönünde hem sol hem de sağdan gelen çağrılara kulak verme ihtimalinde yatıyor. Bu olasılığı bertaraf etmek, önümüzdeki yıllarda bu uluslararası ortaklığın karşılaşacağı en büyük görev olacaktır.

*”Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir."


ABD, Türkiye'ye uçak motoru satışında ilerleme kaydetti

Washington'daki Boeing fabrikasında bulunan bir uçak motoru (Reuters)
Washington'daki Boeing fabrikasında bulunan bir uçak motoru (Reuters)
TT

ABD, Türkiye'ye uçak motoru satışında ilerleme kaydetti

Washington'daki Boeing fabrikasında bulunan bir uçak motoru (Reuters)
Washington'daki Boeing fabrikasında bulunan bir uçak motoru (Reuters)

Donald Trump yönetiminin, Türkiye’ye yüzlerce milyon dolar değerinde onlarca uçak motoru satışı için ilerleme planladığı bildirildi. Gelişme, ABD Kongresi’ndeki itirazlara rağmen gündeme gelirken, kararın önümüzdeki NATO zirvesi öncesinde Türkiye ile ilişkilerde önemli bir adım olabileceği değerlendiriliyor.

Kaynaklara göre motorlar, ABD merkezli General Electric tarafından üretilecek ve Türkiye’nin yerli savaş uçağı TAI Kaan programında kullanılacak. Söz konusu anlaşmanın değerinin 700 milyon doları aşabileceği belirtiliyor.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Türkiye, 2016’da başlattığı KAAN projesiyle savunma alanında dışa bağımlılığı azaltmayı hedefliyor.

ABD ile Türkiye arasındaki ilişkiler, Trump döneminde genel olarak olumlu bir seyir izlese de Ankara’nın 2019’da S-400 hava savunma sistemi satın alması sonrası Lockheed Martin F-35 programından çıkarılmasıyla gerilim yaşamıştı.

Trump’ın, Türkiye’ye yönelik yeni adımlar atabileceğine dair açıklamaları da dikkat çekerken, Beyaz Saray’ın bazı çevreleri F-35 programına dönüş ihtimalini hâlâ değerlendirdiği ifade ediliyor.

ABD Kongresi’nde ise sürece yönelik itirazlar devam ediyor. Özellikle Demokrat Partili vekil Gregory Meeks, Türkiye’nin S-400 sahipliği nedeniyle anlaşmaya karşı çıkan isimler arasında yer alıyor.

Meeks, yönetimin yeterli bilgilendirme yapmadığını savunurken, bazı uzmanlar motor satışının F-35 programına dönüşten daha kolay bir adım olduğunu, ancak asıl kritik meselenin Ankara’nın S-400 politikası olduğunu vurguluyor.

ABD’li yetkililer, resmi sürecin sürdüğünü ve nihai kararın Kongre bilgilendirmesi sonrası şekilleneceğini ifade ediyor.


İsrail ordusu, Lübnan'ın güneyinde Hizbullah üyesi olduğundan şüphelenilen kişileri hedef aldığını duyurdu

Lübnan'ın güneyindeki Srifa köyünde yıkılmış evler... 24 Haziran 2026 (AFP)
Lübnan'ın güneyindeki Srifa köyünde yıkılmış evler... 24 Haziran 2026 (AFP)
TT

İsrail ordusu, Lübnan'ın güneyinde Hizbullah üyesi olduğundan şüphelenilen kişileri hedef aldığını duyurdu

Lübnan'ın güneyindeki Srifa köyünde yıkılmış evler... 24 Haziran 2026 (AFP)
Lübnan'ın güneyindeki Srifa köyünde yıkılmış evler... 24 Haziran 2026 (AFP)

İsrail ordusu, Güney Lübnan'da kendi kontrolü altında bulunduğunu belirttiği bir bölgeye giren ve Hizbullah mensubu olduklarından şüphelenilen kişilere yönelik hava saldırısı düzenlediğini açıkladı. Bu, ordunun dün duyurduğu ikinci benzer olay oldu.

İsrail ordusundan yapılan açıklamada, "Kısa süre önce, Ali el-Tahir Tepesi bölgesindeki güvenlik alanını geçen şüphelileri taşıyan bir araç tespit edildi. Söz konusu kişiler, İsrail ordu güçleri için tehdit oluşturuyordu" ifadelerine yer verildi.

Şarku’l Avsatın AFP’nin aktardığına göre açıklamada, şüphelilerin tespit edilmesinin ardından tehdidi ortadan kaldırmak amacıyla İsrail Hava Kuvvetleri tarafından hava saldırısı gerçekleştirildiği belirtildi.

İsrail ordusu, "Hizbullah unsurlarının İsrail askerlerine zarar vermesine izin vermeyeceğini" vurguladı.

Olayla ilgili olarak saldırının sonuçları, olası can kayıpları veya yaralanmalara ilişkin ayrıntılar ise açıklanmadı.