İran'ın Irak'taki milislerine ne olacak?

Silahlı gruplar askeri üniformalarını çıkarırken, Bağdat zorlu bir sınavla karşı karşıya

Bağdat'ta bir araç üzerinde duran Haşdi Şabi üyeleri (AFP)
Bağdat'ta bir araç üzerinde duran Haşdi Şabi üyeleri (AFP)
TT

İran'ın Irak'taki milislerine ne olacak?

Bağdat'ta bir araç üzerinde duran Haşdi Şabi üyeleri (AFP)
Bağdat'ta bir araç üzerinde duran Haşdi Şabi üyeleri (AFP)

Gufran Yunus

Irak'taki silahlı grupların dağıtılması ve silahlarının teslim edilmesi konusu, siyasetçiler tarafından dile getirilen ve medya tarafından analiz edilen ipuçları ve üstü kapalı mesajlarla dolu bir konu olmuştur. Irak Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin'in Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda, ülkesinin bu silahlı grupların dağıtılması için bazı mekanizmalara bağlı olduğunu ve bu konuda içeride bazı mutabakatlara varılması gerektiğini açıklamasının ardından konu, belirsiz olsa da artık tartışılmaz bir gerçeklik haline gelmiş görünüyor. Hüseyin silahlı grupların nasıl dağıtılacağı konusunda detay vermezken, yasal olarak ordunun bir parçası olan Halk Seferberlik Güçleri'nin (Haşdi Şabi) parçası olabileceklerini ya da silahlarını Haşdi Şabi'ye teslim edilebileceklerini yahut sadece siyasi oluşumlar haline gelebileceklerini söyledi.

İran’ın nüfuzu

Bölgesel olaylar ve müteakip jeo-stratejik değişiklikler, Irak'ı etkilemeye başladı. Bu gelişmeler ABD Başkanı Donald Trump'ın Beyaz Saray'a dönüşüyle aynı döneme denk gelirken Trump yönetiminin Irak'ı, silahlı grupların ana ayaklarından birini oluşturduğu İran ekseninden ve nüfuzundan koparma çabası hakkında çok şey söylendi. Katar merkezli El Cezire Medya Grubu'na bağlı El Cezire Araştırmalar Merkezi’nden (AJCS) araştırmacı Lika Mekki, basında ve araştırma merkezlerinde Başkan Trump'ın Irak'ı İran'ın nüfuzundan çıkarmak istediğine dair bilgilerin dolaştığını ve silahlı grupların dağıtılması meselesinin bu nüfuza karşı atılacak adımlardan biri olduğunu açıkladı.

scdfvgrthy
Irak'ın siyasi yönetimi, silahlı grupların dağıtılması yönündeki baskılara yanıt vermezse ABD'nin hedefi haline gelebilir (AFP)

Mekki, değerlendirmesinde şunları söyledi:

“Bu nüfuzun, Irak'ın İran'la olan ekonomik ilişkisiyle ilgili başka boyutları da var. Trump, Irak'ın İran için bir mali finansman kaynağı olmasını istemiyor. Irak'ın bu etkiden kurtarılması sadece grupların tasfiyesini kapsamıyor, orduya ve polise de uzanabilir. ABD raporlarına göre İran Irak polisine kadar nüfuz etmiş durumda ve İran’ın Irak’taki nüfuzunun sona erdirilmesi hamlesi idari, siyasi, güvenlik ve ekonomik alanlara kadar uzanacak.”

“Silahlarımızı bırakmayacağız”

Nuceba Hareketi Siyasi Büro Başkanı Ali el-Esedi, Dışişleri Bakanı Hüseyin'in silahlı grupların dağıtılması ve silahlarını teslim etmesine ilişkin açıklamalarını ‘gerçek dışı’ diye niteleyerek eleştirdi. Esedi basına yaptığı açıklamada, “Silahlı grupların dağıtılması ya da silahsızlandırılmasıyla ilgili herhangi bir diyalog yok. Hükümet bu konuda bizi muhatap almadı. Biz Nuceba Hareketi olarak silahlarımızı bırakmadık, bırakmayacağız. Ağır silahlarımız da var” şeklinde konuştu. Esedi ayrıca Irak Ulusal Hikmet Hareketi Başkanı Ammar el-Hekim’in, ‘direniş gruplarının silahlarının Irak ekonomisini tehdit ettiği’ yönündeki açıklamalarını ‘erken seçim propagandası’ olarak nitelendirdi.

x cvfdg
Irak Ordu Günü münasebetiyle askerî geçit törenine katılan komandolar (Irak Başbakanı Sudani’nin Facebook sayfası)

İran'a bağlı en önde gelen silahlı gruplardan biri ve Direniş Ekseni’nin parçası olan Nuceba Hareketi, Gazze Şeridi’nde ateşkes anlaşmasına varılmasının ardından İsrail'e karşı operasyonlarını askıya aldığını duyurmuştu. Aynı adımı Seraya Evliya ed-Dem grubu da attı.

Peki, hangi gruplar lağvedilecek?

Gazze'deki direnişi ‘meydanların birliği’ içinde desteklemek olarak tanımlanan sürecin bir parçası olarak silahlı saldırılarda bulunan Nuceba Hareketi, Ketaib Hizbullah ve Ketaib Seyyid eş-Şuheda dağıtılma sürecinde. Gazeteci ve Irak meselelerinde uzman Raad Haşim, silahlı grupların Ortak Operasyonlar Komutanlığı’na katılması sürecinin pek çok uyarının yapıldığı bir adım olduğunu, çünkü silahlı gruplardan bazılarının bu konuda inatçılık yaptığını ve bunların çoğunun talimatları ya İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney ya da İran Devrim Muhafızları Ordusu’ndan (DMO) aldığını, dolayısıyla bu grupların İran'a çekileceğini söyledi.

Engebeli yol

Irak’ta 2016 yılında çıkarılan 40 sayılı Halk Seferberlik Güçleri Heyeti Kanunu, Haşdi Şabi’nin bağımsız bir askeri oluşum ve Irak Silahlı Kuvvetleri'nin bir parçası, Genelkurmay Başkanlığı’na bağlı ve üyelerinin yürürlükteki askeri kanunlara tabi olduğunu belirtiyor. Haşdi Şabi Kanunu ayrıca bu oluşuma katılanların tüm siyasi, partizan ve sosyal çerçevelerden koparılmasını ve saflarında hiçbir siyasi çalışmaya izin verilmemesini öngörüyor. Haşdi Şabi Kanunu, devleti ve onun anayasal hükümlerini ve yasal mevzuatını tanımayan ve İran’ın Dini Lideri’ne bağlılıklarını açıkça ifade eden milislerin varlığını yasallaştırdı. Haşdi Şabi, 70 silahlı oluşumu ve kendilerini İslami direniş grupları olarak adlandıran Ketaib Hizbullah, Nuceba Hareketi, Liva et-Tafuf, el-Bedila, Seraya Evliya ed-Dem, Seyyid eş-Şuheda, İmam Ali Taburu ve Asaib Ehli’l-Hak gibi gruplar, Haşdi Şabi çatısı altında faaliyet gösteriyor. Örgüt içerisindeki liderlik koltuklarını kontrol ediyor.

Grupların lağvedilmesinde izlenecek yol

Doha Lisansüstü Çalışmalar Enstitüsü'nde güvenlik ve stratejik çalışmalar profesörü olan Muhannad Sallum, Irak hükümetinin silahlı grupların feshedilmesi için baskı yapabileceğini, ancak Haşdi Şabi’yi feshetme yetkisine sahip olmadığını, çünkü Haşdi Şabi'nin kuruluşuna idari bir kararla katılmadığını, Haşdi Şabi'nin Irak Meclisi’nde yapılan bir oylamay ile meşruiyet kazandığını söyledi. Haşdi Şabi'nin lağvedilmesi kararının, Haşdi Şabi'nin çekirdeğini oluşturan ve onu siyasi olarak destekleyen İslami Davet Partisi, Bedir Örgütü, Asaib Ehli’l-Hak ve diğerleri gibi siyasi güçlerin elinde olduğunu, dolayısıyla Haşdi Şabi’nin lağvedilmesinin Irak-İran siyasi kararı olduğunu vurguladı. Sallum’a göre İran’ın Dini Lideri Hamaney’in de belirttiği gibi İran Haşdi Şabi’nin var olmaya devam etmesini istiyor.

Irak meseleleri araştırmacısı Raad Haşim de yaklaşık olarak böyle düşünüyor. ABD'nin bu yönde bir baskısı olması halinde, Haşdi Şabi’nin feshedilmesi senaryolarından birinin siyasi uzlaşıya dayanması gerektiğini söyleyen Haşim, “İran, desteklediği gruplara Haşdi Şabi’nin feshedilmesi kararına yanıt vermemeleri talimatı verebilir. Karar taslağı Meclis’e sunulacak. Başta reddedilebilir ve daha sonra, sorunsuz bir şekilde uygulanması için Irak hükümeti ile ABD'nin mutabakatının sağlanması gerektiğinden, onaylanması gerektiğine dair bir tehdit gelebilir” değerlendirmesinde bulundu.

Tavizler

Siyasi ilişkiler uzmanı Yasin Aziz, mevcut Irak hükümetinin, yürütme ve yasama kurumları içinde artan nüfuzları nedeniyle silahlı grupları dağıtamayacağını söyledi. Aziz'e göre Haşdi Şabi ve silahlı gruplar dağıtılamaz. Eğer ABD baskısı devam ederse, Irak hükümeti muhtemelen Haşdi Şabi çatısı altındaki bazı grupları Irak güvenlik güçlerine entegre edilmesi de dahil olmak üzere uzlaşıya ya da başka manevralara başvuracak.

Güç kullanarak çözüm

Iraklı siyasi analist Abbas ed-Duri, ABD'nin Haşdi Şabi’yi feshetme ya da güvenlik güçleriyle bütünleştirme kararı alması halinde Irak hükümetinin söz hakkı olmayacağını, çünkü Şii Koordinasyon Çerçevesi güçlerinin oluşturduğu hükümetin bunu reddetmesinin Haşdi Şabi’nin Washington tarafından askeri güç kullanılarak feshedilmesi anlamına geleceğini söyledi.

Haşd Şabi ve silahlı grupların feshedilmesini zorlaştırabilecek pek çok olasılığın olduğunu söyleyen Duri, “İran'ın Haşdi Şabi’yi feshetmeyi kabul etmesi karşılığında nükleer programını müzakere edebilir ya da Bağdat'a ABD’nin baskısına boyun eğmeyip Haşdi Şabi’yi feshetmesine ya da güvenlik güçlerine entegre etmesine yeşil ışık yakmayabilir” değerlendirmesinde bulundu. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre Duri, Irak’ın Haşdi Şabi ve silahlı grupları dağıtmamakta ısrar etmesi halinde, Irak'a ekonomik yaptırımlar uygulanabileceğini ve grupların mevzilerine hava saldırıları düzenlenebileceğini belirtti.

dvfgtrhy
Silahlı gruplar, Dini Merci’nin silahların devletle sınırlandırılmasına ilişkin açıklamalarını kendilerine yönelik olarak değerlendirmedi (Sosyal medya)

Muhannad Sallum ise ABD’nin İran yanlısı milisleri dağıtması için Irak'a baskı yapmak üzere grupların liderlerine suikast düzenlemek de dahil olmak üzere çeşitli araçlara sahip olduğunu ve bu grupların üyesi olan bakanlara ve hükümet üyelerine yaptırımlar uygulayabileceğini söyledi.

Milis aklı mı, devlet aklı mı?

Analistlere göre Irak'taki siyasi sistem, silahlı grupların dağıtılması yönündeki baskılara yanıt vermediği takdirde ABD'nin hedefi haline gelebilir. Bu da Irak'a ekonomik yaptırımların uygulanmasına yol açarak, siyasi sistemin parçalanmasına katkıda bulunabilir. Yaptırımların uygulanmasıyla şiddetlenen ekonomik krizler nedeniyle de sistem devrilebilir. Washington'daki Medya Stratejik Araştırmalar Merkezi Direktörü Nizar Haydar, “Irak, devlet aklının milislerin aklına üstün gelmesi ya da tam tersi arasında bir yol ayrımında duruyor” dedi. Silahlı grupları dağıtma projesinin başarısının, Koordinasyon Çerçevesi güçleri ve liderlerine açık, net ve kesin bir tutum beyan etmeleri için baskı yapılmasına bağlı olduğunu vurgulayan Haydar, “Başbakan Muhammed Şiya es-Sudani, bu proje özellikle derin devleti korumak için milislerin silahlarından yararlananlar olmak üzere Koordinasyon Çerçevesi güçleri ve liderleri tarafından desteklenmediği takdirde bu konuda hiçbir şey yapamaz. Siyasi ve diplomatik çabalar, İran'ı milislerle iş yapmayı bırakması, devletin kadrolarını yenilemesi ve silahlı gruplara yönelik her türlü desteği kesmesi konusunda ikna etmeye yönelik olmalı” şeklinde konuştu.

Irak Anayasası

Irak Anayasası ve Halk Seferberlik Güçleri Heyeti Kanunu’nun milislerin yasal meşruiyetini ortadan kaldırmasına rağmen, milislerin neden silahlarını devlet otoritesinin dışında tuttuğunu soran Nizar Haydar, “Irak Anayasası'nın 9’uncu maddesi ordu dışında askeri grupların oluşturulmasını yasaklıyor. Haşdi Şabi Kanunu, bu yasanın çıkarılma gerekçesinde görevini, silahları ordunun elinde ve yasalar çerçevesinde tutmak ve devletin prestijini arttırmak olarak tanımlanıyor” ifadelerini kullandı.

Silahlı grupların görevlendirilmesi

Ufukta, silahların devletle sınırlandırılması ve silahlı grupların üyelerinin terhis edilebilmesi ya da devlet kurumlarına entegre edilebilmesi için askeri grupların dağıtılmasına yol açacak bir çözüm görünmediğini söyleyen Haydar, mevcut hükümetin silahların devletle sınırlandırılması konusunu hükümet programına dahil etmesine rağmen, korkudan ya da boyun eğmek zorunda olmasından dolayı bunu yapamadığını ve bunun sonucunda da ülkede milislerin çoğaldığını ve devletin ve anayasal kurumların zayıfladığını vurguladı. Haydar'a göre devlet bu gruplarla askeri faaliyetlerini durdurmaları için müzakere etmenin ötesine geçemez. Çünkü İran bu grupları bölgedeki siyasi projelerinde hala kullanabilir. Bu yüzden silahlı grupların parmağı talimat gelmesi üzerine tetikte olmaya devam edecektir.

Dini merciin fetvası

Silahlı gruplar, Irak'ta Şiilerin en büyük dini mercisi Ayrtullah Ali es-Sistani’nin fetvası üzerine kuruldukları için silahların devletle sınırlandırılmasına ilişkin açıklamalarının kendilerine yönelik olmadığını savunuyor. Nuceba Hareketi Siyasi Büro Başkanı Ali el-Esedi, Sistani'nin silahların devletle sınırlandırılmasından bahsederken, silahlı grupları kastetmediğini vurguladı. Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Irak Temsilcisi Muhammed el-Hasan ile geçtiğimiz yıl kasım ayında görüşmesinin ardından Sistani'nin ofisinden yapılan açıklamada, ‘hukukun üstünlüğü, silahların devletle sınırlandırılması ve her düzeyde yolsuzlukla mücadelenin önemi’ vurgulandı.

Araştırmacı Haydar, Sistani tarafından 2014 yılında eli silah tutanların güvenlik güçlerine katılmaları çağrısı yapıldığını, ancak bu çağrının kanun çerçevesi dışında silahlı gruplar oluşturma yönünde olmadığını açıkladı. Silahlı gruplara yönelik başka bir çözümün daha olduğunu söyleyen Haydar, ‘son çarenin devlet otoritesi dışında silahlanmayı yasaklayan bir fetva yayınlamak olduğunu’ belirtti. Devletin yetkisi dışındaki silahları yasaklayan bir fetvanın yoruma, analize ve gerekçelendirmeye açık olmadığını belirten Haydar, “Eğer silahlı gruplar buna uymazlarsa, fetva onları kamuoyuna hesap vermeye zorlayacak” yorumunda bulundu.



Suriye ordusu, el-Tanf askeri üssünü ABD güçlerinden devraldı

Suriye'nin Kamışlı kentindeki ABD askeri araçları (Reuters)
Suriye'nin Kamışlı kentindeki ABD askeri araçları (Reuters)
TT

Suriye ordusu, el-Tanf askeri üssünü ABD güçlerinden devraldı

Suriye'nin Kamışlı kentindeki ABD askeri araçları (Reuters)
Suriye'nin Kamışlı kentindeki ABD askeri araçları (Reuters)

Suriye Savunma Bakanlığı bugün yaptığı açıklamada, ABD güçlerinin ayrılmasının ardından ordu birliklerinin El-Tanf askeri üssünün kontrolünü ele geçirdiğini belirtti.

Bakanlık, “Suriye ve Amerika tarafları arasındaki koordinasyon sayesinde, Suriye Arap Ordusu birlikleri el-Tanf üssünü ele geçirdi, üssü ve çevresini güvenli hale getirdi ve el-Tanf çölündeki Suriye-Irak-Ürdün sınırına konuşlanmaya başladı” ifadelerini kullandı. Bakanlık ayrıca şunları ekledi: “Bakanlığın sınır muhafız güçleri önümüzdeki günlerde görevlerini devralmaya ve bölgeye konuşlanmaya başlayacak.”

ABD'nin el-Tanf üssü, Suriye-Irak sınırı ile başkent Şam arasındaki yolu kesmek için Humus'un doğu kırsalında bulunan en önemli ABD üslerinden biridir.

Area 55 olarak bilinen Amerikan üssünün yakınında, Amerikan güçleri tarafından denetlenen ve finanse edilen Komandolar olarak bilinen Özgür Suriye Ordusu'na ait bir tesisin yanı sıra, Humus, Hama ve Şam kırsalından gelen mülteciler için Rukban kampı da bulunmaktadır.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre 8 Aralık 2024'te Beşşar Esed rejiminin düşmesinden önce, üs birkaç kez insansız hava araçlarıyla saldırıya uğradı ve Irak'taki gruplar bu saldırıların sorumluluğunu üstlendi.


Filistin anayasa taslağı siyasi ve hukuki tartışmalara yol açtı

Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas geçen hafta geçici anayasa taslağını teslim alırken (WAFA)
Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas geçen hafta geçici anayasa taslağını teslim alırken (WAFA)
TT

Filistin anayasa taslağı siyasi ve hukuki tartışmalara yol açtı

Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas geçen hafta geçici anayasa taslağını teslim alırken (WAFA)
Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas geçen hafta geçici anayasa taslağını teslim alırken (WAFA)

Filistin geçici anayasa taslağının ilk metni, Anayasa Hazırlık Komitesi tarafından yayımlanmasının ardından geniş çaplı siyasi ve hukuki tartışmalara yol açtı. Bazı yorumcular taslağı olumlu karşılarken, bazıları çeşitli eleştiriler ve değişiklik önerileri dile getirdi.

Anayasa Hazırlık Komitesi, salı akşamı geçici taslağı çevrim içi bir platform üzerinden kamuoyunun erişimine açtı. Böylece vatandaşların metni incelemesi ve nihai şekli verilmeden önce görüş ve önerilerini sunması amaçlanıyor.

Komite, platformun devreye alınmasının, Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ın geçici anayasanın ilk taslağının yayımlanması ve 60 gün süreyle görüşlerin toplanması yönündeki kararı doğrultusunda gerçekleştiğini bildirdi.

Platformda, 13 bölüm ve 162 maddeden oluşan geçici anayasa taslağının tam metni yayımlandı. Taslak, maddelere giriş niteliğindeki bir önsözle başlıyor.

Mahmud Abbas, geçtiğimiz ağustos ayında ‘otoriteden devlete geçiş’ süreci için geçici bir anayasa hazırlanması amacıyla uzmanlar ve siyasetçilerden oluşan bir komite görevlendirmişti. Taslağın önsözünde, “Filistin halkının kendi kaderini tayin hakkı ve davasının adaletine dayanan, devredilemez ve sabit haklarından hareketle, halen işgal altında bulunan bir devlet için bu geçici anayasayı kaleme alıyoruz” ifadesine yer verildi.

Devlet başkanı ve yardımcısıyla ilgili maddeye olan ilgi

Devlet başkanı ve yardımcısına ilişkin maddeler, Filistin kamuoyunda özel bir ilgi uyandırdı ve geniş çaplı tartışmalara yol açtı. Özellikle mevcut Filistin Devlet Başkanı Yardımcısı Hüseyin eş-Şeyh’in görevde bulunması ve herhangi bir anda devlet başkanlığı görevini üstlenmesinin muhtemel görülmesi, söz konusu maddelerin siyasi önemini artırdı.

xsdvfe
Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas ve yardımcısı Hüseyin eş-Şeyh (Arşiv – Fetih Hareketi internet sitesi)

Taslağın 74’üncü maddesi, “Devlet Başkanı’nın beş takvim yılı için, genel, gizli ve doğrudan oyla ve geçerli oyların salt çoğunluğuyla seçileceğini” hükme bağlıyor. Bu düzenleme, devlet başkanlığı süresinin 4 yıldan 5 yıla çıkarılması anlamına geliyor.

Madde ayrıca, bir kişinin devlet başkanlığı görevini birbirini izleyen ya da ayrı dönemler halinde en fazla iki tam dönem üstlenebileceğini öngörüyor.

Taslağın 79’uncu maddesi ise Devlet Başkanı’na bir yardımcı atama, uygun gördüğü görevleri tevdi etme, görevden alma ve istifasını kabul etme yetkisi tanıyor. Bu hüküm, geçen yıl Mahmud Abbas’ın Hüseyin eş-Şeyh’i başkan yardımcısı olarak atamasıyla fiilen uygulanmıştı.

Ancak maddenin ikinci fıkrası tartışmalara yol açtı: “Devlet Başkanlığı makamının ölüm veya istifa nedeniyle boşalması halinde, görevi Meclis Başkanı devralır. Devlet Başkanı’nın ehliyetini kaybetmesi veya anayasal görevlerini yerine getirememesi durumunda ise makamın boşaldığı, Meclis üyelerinin salt çoğunluğunun talebi üzerine Anayasa Mahkemesi kararıyla ilan edilir ve Meclis Başkanı geçici olarak Devlet Başkanı’nın yetkilerini kullanır.”

sadcfgth
Filistin Devlet Başkanı Yardımcısı Hüseyin eş-Şeyh, yabancı ve Arap büyükelçilerle bir araya geldi. (Hüseyin eş-Şeyh’in ofisi)

Maddenin üçüncü fıkrası, Yasama Meclisi’nin mevcut olmaması halinde, Meclis Başkanı’nın yerine Anayasa Mahkemesi Başkanı’nın vekâlet edeceğini hükme bağlıyor.

Dördüncü fıkraya göre ise her durumda yeni devlet başkanının, makamın boşalmasından itibaren en geç 90 gün içinde seçilmesi gerekiyor. Bu durumda başkanlık süresi, seçim sonuçlarının ilan edildiği tarihten itibaren başlıyor.

Taslağın kabul edilmesi halinde, Mahmud Abbas’ın daha önce yayımladığı ve seçimler yapılıncaya kadar başkan yardımcısının geçici olarak devlet başkanlığı görevini üstlenmesini öngören kararnameyi yürürlükten kaldırıp kaldırmayacağı ise netlik kazanmış değil.

Eski büyükelçi Adli Sadık, yeni anayasa taslağının mevcut düzenlemeler çerçevesinde, makamın boşalması durumunda görevin Meclis Başkanı’na veya Anayasa Mahkemesi Başkanı’na geçeceği varsayımıyla, Hüseyin eş-Şeyh’in başkan yardımcılığı sıfatından yararlanmasına imkân tanımadığını savundu.

Ancak konuya yakın kaynaklar, 161’inci maddenin, Filistin Devlet Başkanlığı makamının boşalmasına ilişkin anayasal hükümlerin, ancak Yasama Meclisi seçimlerinin yapılmasının ardından yürürlüğe gireceğini şart koştuğunu belirtti.

Aynı kaynaklar, bunun genel yasama ve başkanlık seçimlerinin yapılmasını gerektirdiğini vurgulayarak, “Her hâlükârda bir sonraki başkan seçimle gelmek zorunda. Eğer şu an bir boşalma olursa, başkan yardımcısı seçimler yapılıncaya kadar devleti yönetir” değerlendirmesinde bulundu.

Kaynaklar ayrıca, Hüseyin eş-Şeyh’in de devlet başkanının yalnızca sandık yoluyla belirlenmesi gerektiğini savunduğunu ifade etti.

Öte yandan el-Ezher Üniversitesi öğretim üyesi Mervan el-Ağa, taslağın 11’inci maddesini eleştirdi. Söz konusu madde, “Filistin Devleti’nin kurulması, Filistin Kurtuluş Örgütü’nün (FKÖ) Filistin halkının meşru ve tek temsilcisi sıfatını ortadan kaldırmaz” hükmünü içeriyor. El-Ağa, anayasa, kurumlar ve hukuki egemenliğe sahip bir devletin kurulmasının, temsil konusundaki ikili yapıyı fiilen sona erdirmesi gerektiğini savundu.

El-Ağa, Devlet Başkanı’na bir yardımcı atama yetkisi tanıyan 79’uncu maddeye ilişkin önerilen düzenlemeyi de reddetti. El-Ağa, “Seçilmemiş bir kişiye olası başkanlık yetkilerinin devredilmesi, yerleşik demokratik ilkelerle çelişir” değerlendirmesinde bulundu. El-Ağa, esas olanın devlet başkanı ile yardımcısının birlikte ve genel seçim yoluyla belirlenmesi olduğunu vurguladı.

Ek eleştiriler

Geçici anayasa taslağı, Filistin’i ‘Arap ve Müslüman bir devlet; çoğulculuk, ifade özgürlüğü ve hesap verebilirlik esaslarına dayanan cumhuriyetçi bir sistem’ olarak tanımlıyor.

Filistinli hukuk uzmanı Ahmed el-Eşkar ise taslağın ‘gerçekten mükemmel’ olduğunu belirtti. Ancak Facebook üzerinden yaptığı paylaşımda, metinde ‘bazı basit biçimsel ve yapısal notlar ile anayasal düzenleme açısından eksiklikler’ bulunduğunu ifade etti.

vdfvfd
Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) Merkez Konseyi’nin 32. oturumundan, 23 Nisan 2025, Ramallah (EPA)

Filistin Ulusal Girişim Hareketi yöneticilerinden Gassan Cabir, taslağın 155’inci maddesini sert şekilde eleştirdi. Cabir, söz konusu maddenin ‘halkın iradesi açısından tehlike oluşturduğunu’ savunarak, Devlet Başkanı’na veya Meclis üyelerinin üçte birine anayasanın bir ya da daha fazla maddesinde değişiklik talep etme yetkisi tanıdığını belirtti.

Öte yandan avukatlar, hukukçular ve avukatlık ile yargı bağımsızlığı alanında faaliyet gösteren merkezler, geçici anayasa taslağının yargı erkini düzenleyen altıncı bölümüne (120-139. maddeler) ilişkin farklı düzeylerde olumlu ve eleştirel değerlendirmeler sundu.

Mahmud Abbas’ın iki ay içinde, iletilen görüş ve önerilerin değerlendirilmesine ilişkin ayrıntılı bir rapor alması bekleniyor. Bu rapor doğrultusunda anayasa taslağının nihai metni hazırlanacak ve ardından halkoyuna sunulacak.


BM: Suriye Cumhurbaşkanı Şara ve iki bakana yönelik 5 suikast girişimi engellendi

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, Dışişleri Bakanı Esad eş- Şeybani ve Suriye İçişleri Bakanı Enes Hasan Hattab ile bir araya geldi (SANA)
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, Dışişleri Bakanı Esad eş- Şeybani ve Suriye İçişleri Bakanı Enes Hasan Hattab ile bir araya geldi (SANA)
TT

BM: Suriye Cumhurbaşkanı Şara ve iki bakana yönelik 5 suikast girişimi engellendi

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, Dışişleri Bakanı Esad eş- Şeybani ve Suriye İçişleri Bakanı Enes Hasan Hattab ile bir araya geldi (SANA)
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, Dışişleri Bakanı Esad eş- Şeybani ve Suriye İçişleri Bakanı Enes Hasan Hattab ile bir araya geldi (SANA)

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri António Guterres, çarşamba günü yayımlanan ve DEAŞ militanlarının oluşturduğu tehditleri ele alan raporda, Suriye Cumhurbaşkanı, İçişleri Bakanı ve Dışişleri Bakanı’nın geçen yıl beş ayrı suikast girişiminde bulundu.

Şarku’l Avsat’ın BM Terörle Mücadele Ofisi’nin hazırladığı ve Genel Sekreter António Guterres’in imzasıyla yayımlanan raporundan aktardığı bilgilere göre Cumhurbaşkanı Ahmed el-Şara, Halep’in kuzeyi ile Dera’nın güneyinde, DEAŞ adına faaliyet yürüttüğü değerlendirilen bir paravan yapı tarafından hedef alındı.

Raporda, el-Şara’ya yönelik girişimlerin yanı sıra Suriye İçişleri Bakanı Enes Hasan Hattab ile Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani’ye yönelik suikast planlarının tarih ve ayrıntılarına yer verilmedi.

Suikast girişimlerinin, örgütün yeni Suriye yönetimini zayıflatma niyetinin ve ülkedeki güvenlik boşlukları ile belirsizlik ortamını aktif biçimde istismar ettiğinin göstergesi olduğu kaydedildi.

Raporda, el-Şara’nın DEAŞ tarafından birincil hedef olarak değerlendirildiği belirtilirken, söz konusu paravan yapının örgüte inkâr edilebilirlik imkânı sağladığı ve operasyonel kapasitesini artırdığı ifade edildi.

El-Şara, Aralık 2024’te muhalif güçlerin uzun süreli Devlet Başkanı Beşşar Esed’i devirmesinin ardından, 14 yıl süren iç savaşın sona ermesiyle birlikte Suriye’nin liderliğini üstlenmişti.

Kasım ayında hükümeti, bir dönem Suriye topraklarının geniş bir bölümünü kontrol eden DEAŞ’a karşı oluşturulan uluslararası koalisyona katıldı.

BM terörle mücadele uzmanları, örgütün ülke genelinde faaliyet göstermeyi sürdürdüğünü, özellikle kuzey ve kuzeydoğuda güvenlik güçlerini hedef alan saldırılar düzenlediğini belirtti.

13 Aralık’ta Palmira yakınlarında ABD ve Suriye güçlerine yönelik bir pusu saldırısında iki ABD askeri ile bir Amerikan sivil hayatını kaybetti; üç Amerikalı ve üç Suriyeli güvenlik görevlisi yaralandı. ABD Başkanı Donald Trump, DEAŞ unsurlarını etkisiz hale getirmeyi amaçlayan askeri operasyonlar başlatarak saldırıya karşılık verdi.

BM terörle mücadele uzmanlarına göre DEAŞ’ın Irak ve Suriye genelinde çoğunluğu Suriye’de konuşlu olmak üzere yaklaşık 3 bin unusuru bulunuyor.

ABD ordusu, ocak ayı sonunda, kuzeydoğu Suriye’de tutulan DEAŞ mensuplarını güvenli tesislerde kalmalarını sağlamak amacıyla Irak’a nakletmeye başladı. Irak yönetimi, söz konusu militanları yargılayacağını açıkladı.

Suriye hükümet güçleri ise Kürt güçlerle varılan ateşkes kapsamında ABD destekli Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) çekilmesinin ardından, binlerce DEAŞ tutuklusunun barındığı geniş bir kampın kontrolünü devraldı.

Çarşamba günü BM Güvenlik Konseyi’ne sunulan raporda, ateşkes anlaşmasından önce, aralık ayı itibarıyla ülkenin kuzeydoğusundaki Hol ve Roj kamplarında 25 bin 740’tan fazla kişinin bulunduğu, bunların yüzde 60’ından fazlasını çocukların oluşturduğu; diğer gözaltı merkezlerinde ise binlerce kişinin daha tutulduğu belirtildi.