Rusya, Ukrayna'daki hedeflerine her zamankinden daha yakın

Avrupalılar Trump'ın kendilerini dışarıda bırakmasından endişeliler

Bir genç, Rusya'nın Ukrayna'nın dört bölgesini ilhak etmesinin birinci yıl dönümünü anma yürüyüşü öncesinde Kızıl Meydan'da Rus bayrağı sallıyor, Moskova, Rusya, 29 Eylül 2023
Bir genç, Rusya'nın Ukrayna'nın dört bölgesini ilhak etmesinin birinci yıl dönümünü anma yürüyüşü öncesinde Kızıl Meydan'da Rus bayrağı sallıyor, Moskova, Rusya, 29 Eylül 2023
TT

Rusya, Ukrayna'daki hedeflerine her zamankinden daha yakın

Bir genç, Rusya'nın Ukrayna'nın dört bölgesini ilhak etmesinin birinci yıl dönümünü anma yürüyüşü öncesinde Kızıl Meydan'da Rus bayrağı sallıyor, Moskova, Rusya, 29 Eylül 2023
Bir genç, Rusya'nın Ukrayna'nın dört bölgesini ilhak etmesinin birinci yıl dönümünü anma yürüyüşü öncesinde Kızıl Meydan'da Rus bayrağı sallıyor, Moskova, Rusya, 29 Eylül 2023

Ömer Önhon

Başkan Donald Trump ikinci kez göreve geldiğinde herkes onun politikalarının uluslararası alanda büyük bir yankı uyandıracağını tahmin ediyordu. Gerçekten de birkaç hafta geçmeden Trump’ın politikalarının hem üslup hem de uygulama açısından yarattığı şok dalgaları tüm beklentileri aştı.

Trump, seçim kampanyası sırasında iktidardan uzak kaldığı yılları “çok sayıda felaketle dolu bir dönem” olarak niteledi. Eğer kendisi başkan olsaydı bunların hiçbirinin yaşanmayacağını, yani Rusya’nın Ukrayna'yı işgal etmeyeceğini, Gazze'de savaş çıkmayacağını söyledi.

Bunu asla bilemeyeceğiz çünkü zamanı geriye döndürmenin bir yolu yok. Ancak Trump'ın bu çatışmaları bitirme konusundaki vaatlerini yerine getirip getiremeyeceğini göreceğiz.

Trump'ın hem siyasi hem de ekonomik politikaları, davranışları gibi keskin ve alışılmışın dışında. Ancak, diplomatik üslubuyla, girişimleri ve beklenmedik hamleleriyle herkesi şaşırtarak, işleri ilerletmeyi başarıyor.

Trump'ın Ukrayna yol haritasının temel unsurları şöyle:

- Savaşı savaşarak değil, diplomatik yollarla sonlandırmak

- Ukrayna'nın 2014 öncesi sınırlarına dönmesi gerçekçi olmadığından, Kırım ve doğu Ukrayna'nın ülke sınırları içerisinde kalması pek mümkün görünmüyor.

- Ukrayna'nın NATO üyesi olma şansı artık kalmadı.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio başkanlığındaki ABD heyeti, 18 Şubat'ta Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan ve Devlet Bakanı Musaid el-Ayban'ın ev sahipliğinde Riyad'da düzenlenen toplantıda Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ile bir araya geldi. Yaklaşık 5 saat süren görüşmelerin ardından ilk turun sona erdiği belirtilerek yeniden bir araya gelme kararı alındı. Yani süreç başladı.

Riyad görüşmesinde tek konu Ukrayna değildi. ABD-Rusya ilişkileri, olası iş birliği alanları ve Ukrayna'daki savaşın nasıl sonlandırılacağı konuşuldu. Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Rus mevkidaşıyla sürecin kolaylaştırılmasını sağlayacak şu dört ilke üzerinde anlaştıklarını duyurdu:

- Washington ve Moskova'daki diplomatik misyonlarının faaliyetlerini yeniden aktif hale getirmek.

- Ukrayna'daki çatışmanın sona erdirilmesine yönelik müzakerelere yardımcı olmak üzere üst düzey bir ekip atamak.

- Ukrayna'daki çatışmanın sona ermesinin ardından jeopolitik ve ekonomik iş birliği imkânlarını araştırmak.

- Bu sürece katılmaya devam etmek ve üretken bir şekilde ilerlemesini sağlamak.

ABD, Rusya'nın işgal ettiği ve on binlerce Ukraynalının ülkelerini savunurken öldüğü Ukrayna'ya danışmadan Riyad'a gitti. ABD, nasıl ilerleyeceği ve Rusya'dan ne talep edeceği konusundaki tartışmalarla zaman kaybetmemek adına Avrupa'nın kilit ülkeleriyle birlikte, Ukrayna'yı devre dışı bıraktı.

ABD, nasıl ilerleyeceği ve Rusya'dan ne isteyeceği konusundaki tartışmalar ile zaman kaybetmemek adına Avrupa'nın kilit ülkeleriyle birlikte, Ukrayna'yı devre dışı bıraktı.

Aynı gün, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenski'yi Ankara'da ağırladı. Görüşmenin ardından düzenlenen ortak basın toplantısında Erdoğan, Mart 2022'de Rusya ile Ukrayna arasında Ankara'nın ev sahipliğinde gerçekleştirilen ve Karadeniz Tahıl Girişimi gibi somut sonuçlar veren doğrudan görüşmeleri hatırlattı. Erdoğan, Başkan Trump'ın savaşı sona erdirme yönündeki diplomatik girişiminin Türkiye'nin son üç yıldır benimsediği politika ile uyumlu olduğunu söyledi. Türkiye’nin, önümüzdeki dönemde Rusya, Ukrayna ve ABD arasında gerçekleşecek görüşmelere ev sahipliği yapmak istediğini belirtti.

Zelenski ise Ukrayna'nın arkasından hiçbir karar alınamayacağı uyarısında bulunarak, Ukrayna'nın Rusya tarafından işgal edilen topraklarından hukuken vazgeçmeyeceğini söyledi.

Trump, savaşta milyonlarca insanın öldürülmesini durdurmak istediğini söylüyor ancak aynı zamanda yaklaşımının ve politikasının önemli bir özelliği haline gelen finansal boyutları da gündeme getiriyor. Donald Trump, Fox News'e verdiği son röportajda, Rusların Ukrayna'yı işgalinden bu yana ABD'nin sağladığı tüm desteğe karşılık Ukrayna'dan 500 milyar dolar değerinde nadir toprak madenleri istediğini söyledi. Ukrayna'nın nadir toprak madenleri açısından zengin bir ülke olduğu ve Rusya'nın işgal ettiği topraklarda bu madenlerden büyük miktarlarda bulunduğu biliniyor. Trump, Ukrayna'nın teklifini temelde kabul ettiğini söylerken, Ukrayna tarafı bunu kabul ettiğini teyit etmedi.

Ukrayna savaşının başlangıcından bu yana ABD ve Avrupa Ukrayna savaşına yoğun bir şekilde dahil oldu. Rusya'nın Ukrayna'da kazanmaması gerektiği sloganıyla Ukrayna'yı çeşitli yollarla silahlandırıp, bunun için tahsis ettiği büyük maddi kaynaklar ile desteklemeye başladı. Avrupa, 70 milyon avro insani yardım, 62 milyar avro da askeri yardım sağladı. ABD ise 50 milyar avro maddi ve insani yardım, 64 milyar avro da askeri yardımda bulundu. Bu miktarlar hesaplama yöntemlerine bağlı olarak daha da yüksek olabilir.

Ne toplu olarak AB ne de bireysel olarak Avrupa ülkeleri ABD olmadan Ukrayna'daki savaş çabalarını desteklemeyi sürdürebilirler. Bu nedenle, Riyad toplantısından bir gün önce İngiltere, Almanya, İtalya, Polonya, İspanya, Hollanda ve Danimarka liderlerinin yanı sıra Avrupa Konseyi ve Avrupa Komisyonu Başkanları ile NATO Genel Sekreteri, Paris'te Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un ev sahipliğinde düzenlenen gayrı resmi toplantıda bir araya geldi. Liderler Ukrayna'ya desteğin sürdürülmesi konusunda mutabık kaldılar ancak bunun nasıl yapılacağına dair somut bir plan ortaya koyamadılar. Haberlerde Ukrayna'ya hangi güvenlik garantilerinin sağlanacağı ve nasıl sağlanacağı gibi çeşitli konularda farklı yaklaşımların olduğu aktarıldı.

scdfrgthy
Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan, 18 Şubat'ta Riyad'ın ev sahipliğinde düzenlenen ikili görüşmelerde Washington ve Moskova heyetleri arasında arabuluculuk yapıyor (Reuters)

Ne toplu olarak AB ne de bireysel olarak Avrupa ülkeleri ABD olmadan Ukrayna'daki savaş çabalarını desteklemeyi sürdürebilirler

Riyad'daki görüşmelerin ardından Trump, sosyal medyada Zelenski'ye yönelik sert eleştirilerini artırdı. Onu “seçilmemiş bir diktatöre dönüşen sıradan bir komedyen” olarak tanımladı. ABD Başkanı'nın, Ukrayna dahil hiçbir taraf ile istişare etme niyeti olmaksızın Rusya ile anlaşmaya varmakta kararlı olduğu artık açık ve net.

Bu yaklaşım Putin'in benzeri görülmemiş bir diplomatik zafer elde etmesine yardımcı olacaktır. Zira Rusya Devlet Başkanı, taviz vermeye gerek olmadığına dair artan kanaati ile kendisini hedeflerine her zamankinden daha yakın hissedecektir. Nitekim Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, arkasında kim olursa olsun, Moskova'nın Ukrayna'da hiçbir barış gücü bulunmasını kabul etmeyeceğini vurguladı.

Bu sahnenin gölgesinde Ukrayna kendisini daha da kırılgan bir konumda buluyor; işgal altındaki topraklarını geri alma ihtimalini yitirdiği gibi, Zelenski'nin siyasi geleceği de tehlikede. Ukrayna, doğal zenginlikleri ile Trump'a tazminat ödemek zorunda kalabilir.

Putin ise kararlı duruşunu sürdürdü ve Rusya stratejik hedeflerine bir adım daha yaklaştı. Moskova bugün vizyonunu dayatma konusunda daha özgüvenli görünüyor. Riyad görüşmesinin ardından Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, kimliği ne olursa olsun Ukrayna'da herhangi bir barış gücü bulunmasının kendileri için kabul edilemez olduğunu net bir dille dile getirdi.

Buna karşılık, ABD ile Avrupalı müttefikleri arasındaki gerginlik tırmandı; bu durum, yakın zamanda düzenlenen Münih Güvenlik Konferansı'nda belirgin bir şekilde görüldü. ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance, demokratik değerler, ifade özgürlüğü ve sivil haklar konusunda Avrupa'yı sert bir şekilde eleştirdi. Öyle ki, ön sırada oturan Alman Savunma Bakanı, onun sözünü kesip, yüksek sesle itiraz ederek, “Bu kabul edilemez” dedi. Ancak Vance itirazlardan etkilenmedi ve konuşmasını sürdürdü.

Emekli Türk büyükelçi Ebru Barutçu, ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance'in konuşmasını, ABD daimi temsilcilerinin BM İnsan Hakları Konseyi'nde Çin'in insan hakları ihlallerine yönelik konuşmalarına benzetti.

ABD ile Avrupalı müttefikleri arasındaki ilişkiler büyük olasılıkla inişli çıkışlı bir yolda ilerleyecek ve bu durum yeni bir Avrupa güvenlik çerçevesi hakkındaki tartışmaları beraberinde getirecek. Buna karşılık Avrupa kendi savunmasını sağlamak için alternatif stratejiler arayışına girebilir.



Hürmüz Boğazı’nda bir konteyner gemisi vuruldu

Birleşik Arap Emirlikleri’nin Havr Fakkan kenti açıklarında, Umman Körfezi’nden geçen bir konteyner gemisi (Arşiv – AFP)
Birleşik Arap Emirlikleri’nin Havr Fakkan kenti açıklarında, Umman Körfezi’nden geçen bir konteyner gemisi (Arşiv – AFP)
TT

Hürmüz Boğazı’nda bir konteyner gemisi vuruldu

Birleşik Arap Emirlikleri’nin Havr Fakkan kenti açıklarında, Umman Körfezi’nden geçen bir konteyner gemisi (Arşiv – AFP)
Birleşik Arap Emirlikleri’nin Havr Fakkan kenti açıklarında, Umman Körfezi’nden geçen bir konteyner gemisi (Arşiv – AFP)

Birleşik Krallık Deniz Ticaret Operasyonları (UKMTO), Hürmüz Boğazı’nda bir olay yaşandığına ilişkin ihbar aldığını bildirdi. Kurum, güvenilir bir kaynağın konteyner gemisinin kimliği belirsiz bir mühimmatla vurulduğunu bildirdiğini aktardı.

İran Devrim Muhafızları Ordusu’na (DMO) bağlı Deniz Kuvvetleri ise resmi medyada yayımlanan açıklamasında, bir konteyner gemisinin deniz mayınına çarpması ve gemide yangın çıkmasının ardından Hürmüz Boğazı’nın güneyindeki sularda battığını duyurdu.

Açıklamada, 2 bin 500’den fazla konteyner taşıyan geminin, DMO tarafından ‘izinsiz ve tehlikeli’ olarak nitelendirilen bir güzergâhtan geçmeye çalıştığı belirtildi. Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığına göre açıklamada ayrıca, İran gemileri ve balıkçılar dikkatli olmaya çağrıldı.

İki üst düzey İranlı yetkili daha önce Reuters’a yaptıkları açıklamada, İran’ın petrol fiyatlarını yüksek tutmak ve ABD’deki ara seçimleri etkilemek amacıyla Hürmüz Boğazı’ndan geçen gemileri hedef almak için yeni yöntemler kullandığını söylemişti.

İran, ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta kendisine yönelik saldırılar başlatmasından bu yana Hürmüz Boğazı üzerinde kontrol kurmaya çalışıyor. Tahran yönetimi, savaş öncesinde dünya petrol ve sıvılaştırılmış doğal gaz arzının yaklaşık beşte birinin geçtiği su yolundaki gemi trafiğini kısıtlayarak Washington’a karşı bir baskı unsuru elde etmeyi hedefliyor.

İran’ın tehditleri ve saldırıları, boğazdaki deniz trafiğinin ciddi ölçüde azalmasına ve petrol fiyatlarının yükselmesine yol açtı. Buna rağmen bazı petrol sevkiyatları boğazdan geçmeye devam ediyor.


Necef Çölü’ndeki Ultra Ortodoks Yahudi akımı, İsrail’de bölünmeye yol açıyor

Necef Çölü’ndeki Ultra Ortodoks Yahudi akımı, İsrail’de bölünmeye yol açıyor
TT

Necef Çölü’ndeki Ultra Ortodoks Yahudi akımı, İsrail’de bölünmeye yol açıyor

Necef Çölü’ndeki Ultra Ortodoks Yahudi akımı, İsrail’de bölünmeye yol açıyor

İki yıl önce Noam Cohen, eşi ve arkadaşlarıyla birlikte İsrail’in güneyindeki Arad’da bir bara gitmek üzere otomobilini kullanırken, bir grup Ultra Ortodoks Yahudi genç tarafından durduruldu. Gençler, Yahudiler için kutsal gün olan Şabat’ın kutsallığını ihlal ettiği gerekçesiyle Cohen’i protesto etti.

Cohen, AFP’ye yaptığı açıklamada, gençlerin aralarında eşinin de bulunduğu gruptaki kadınlara hakaret ettiğini belirterek, “O anda sinirlerime hâkim olamamaya başladım. Bu mesele beni şahsen etkiledi” dedi.

Bu olay, Cohen’i, laik kesimden giderek daha fazla kişinin katıldığı bir protesto hareketine dahil olmaya yöneltti. Hareketin mensupları, Ultra Ortodoks Yahudi nüfusundaki artışın yaşadıkları kentin karakterini değiştirdiğini savunuyor. Arad’da yaşayan ve aynı görüşü paylaşan Einat Jüpiter ise “Artık şehir, büyüdüğüm şehir değil” dedi.

Ulusal bir tartışmanın küçük bir örneği

İsrailliler 27 Ekim’de yapılacak parlamento seçimlerinde oy kullanmaya hazırlanırken, bu yıl birçok kez halkın sokaklara dökülerek protesto gösterileri düzenlediği Arad’daki gerilim, konuya ilişkin ülke genelindeki daha geniş kapsamlı tartışmanın küçük bir yansımasını oluşturuyor.

Dinî okul öğrencilerinin askerlik hizmetinden muaf tutulması meselesi, İsrail ordusunun üç yıllık savaşın ardından ağır baskı altında olduğu bir dönemde özellikle tartışmalı bir konu olarak öne çıkıyor.

Cohen, “Arad’da yaşananlar, İsrail devletinin tamamının geleceğini yansıtabilir” diyerek, Ultra Ortodoks Yahudilerin “sadece daha fazla çocuk sahibi olduklarını, bununla mücadele edemeyeceğinizi” ifade etti.

Ultra Ortodoks Yahudiler, İsrail nüfusunun yüzde 14’ünden fazlasını oluşturuyor. Bu oranın yüzyılın ortalarına kadar yaklaşık dörtte bire ulaşması bekleniyor. Kadın başına 6,5 çocukluk doğurganlık oranının desteklediği demografik büyüme, topluluğun siyasi nüfuzunu da artırdı. Ultra Ortodoks iki parti, Başbakan Binyamin Netanyahu liderliğindeki iktidar koalisyonunu destekliyor.

Arad’da yaşayan laik kesimden birçok kişi için mesele giderek daha kişisel bir hâl alıyor. Cohen, “Birlikte yaşayamayız. Bizim hayatlarımızla onların hayatları tamamen farklı. Birbirimizle uyum sağlayamıyoruz” dedi.

Seküler bir şehirden, değişen bir çoğunluğa

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığı analize göre Necef Çölü’nün kıyısında, Lut Gölü’ne bakan Arad’ın nüfusu 30 bin. Kent, geçmişte gelişen ve laik yaşam tarzıyla öne çıkan bir yerleşim yeri olarak biliniyordu.

1980’lerde İsrail’in en zengin belediyeleri arasında yer alan Arad, ülkenin en büyük müzik festivaline de ev sahipliği yapıyordu. Ancak ekonomik gerileme, çok sayıda laik sakinin kasabayı terk etmesine yol açtı.

1990’larda eski Sovyetler Birliği’nden çok sayıda Yahudi göçmen Arad’a yerleşti. Daha sonraki yıllarda ise uygun konut fiyatları, daha fazla Ultra Ortodoks Yahudi ailenin kasabaya gelmesini sağladı.

xcdfvs
Ultra Ortodoks Yahudiler, sinagoga dönüştürülmüş bir sığınağa gidiyor. (AFP)

2014-2015 yıllarında belediye başkanlığı yapan Nisan Ben Hamo’ya göre, bugün Ultra Ortodoks Yahudiler kasaba nüfusunun yaklaşık yüzde 40’ını oluşturuyor.

Ben Hamo, İsrail’de art arda göreve gelen hükümetlerin ülkenin çevre bölgelerini ihmal ettiğini ve neredeyse tamamen güvenlik meselelerine odaklandığını söylüyor. AFP’ye konuşan Ben Hamo, “Siyaset yalnızca güvenlikle sınırlandırıldığında diğer bütün meseleler geri plana itiliyor” dedi.

Belediyenin zararı

Laik kesim, 2024 yerel seçimlerinde belediye yönetimini kaybetti. Ultra Ortodoks Yahudilerin sandığa yüksek oranda gitmesi, seçim sonucunda belirleyici oldu.

Ben Hamo, bu durumun parlamento seçimleri öncesinde laik İsrailliler için bir ders niteliği taşıdığını belirterek, “Onlar bizden daha örgütlü” dedi. Ben Hamo sözlerini şöyle sürdürdü: “Kazanmak istiyorsak liberallerin uyanması ve sandığa gitme oranını artırması gerekiyor. Çünkü karşı taraf, aşırı sağ ve Ultra Ortodoks Yahudiler, bizden daha örgütlü. İnsanları kontrol ediyor ve yüksek oranlarda seferber ediyorlar.”

Shlomi Tabşek’e göre ise anlaşmazlık, siyaset kadar kamusal alanın kullanımıyla da ilgili. Tabşek, belediyeyi kamu binalarını ve kaynaklarını giderek daha fazla Ultra Ortodoks Yahudi toplumunun yararına tahsis etmekle suçluyor.

Tabşek ayrıca, savaş sırasında halkın sığındığı bazı sığınakların ibadet odalarına dönüştürüldüğünü ve bunun acil durumlarda sığınakların kullanılabilirliğini azalttığını söylüyor. Tabşek, “Üzerimize füzeler düştüğünde sığınaklara ihtiyacımız var ama sığınak sinagoga dönüştürüldüğü için onları kullanamıyoruz. Bu kabul edilemez” dedi.

Ambulans servisine göre, geçen mart ayında İran’dan atılan bir füzenin Arad’a düşmesi sonucu kasabada yaşayan 84 kişi yaralandı.

Tabşek, eğlence faaliyetlerine ve toplumsal etkinliklere yapılan yatırımların azalmasından da üzüntü duyduğunu belirterek, bunun kasabadaki sosyal dokuyu zayıflattığını ifade etti. Kasaba sakinleri, kadınların fotoğraflarının yer aldığı reklamların hedef alındığı vandalizm olaylarının yaşandığını aktarıyor. Bu durum, kadınların kamusal alanlarda görüntülerinin sergilenmesine yönelik dinî itirazları yansıtıyor.

Tabşek, “Şehri kendilerine istiyorlar ve bizi buradan çıkarmak istiyorlar” diye konuştu.

Harediler: Şikayetler abartılı

Haredi sakinler, şehri ele geçirdikleri yönündeki düşünceyi reddediyor. Haredi toplumunun önde gelen isimlerinden ve Arad Belediyesi Mali İşler Dairesi Müdürü Yitzhak Gordon, ilişkilerin büyük ölçüde dostane olduğunu düşündüğünü söylüyor.

Gordon, AFP’ye yaptığı açıklamada, Haredi toplumuna yönelik şikâyetlerin ‘Facebook da dâhil olmak üzere bütün gün internette vakit geçiren kişiler’ tarafından abartıldığını belirtti. Gordon, “Laik gençler Arad’dan ayrılıyor, okullardaki sınıflar boşalıyor. Bizim de eğitim için mekânlara ihtiyacımız var” dedi.

Bazı laik sakinler de günlük yaşamda birlikte yaşamanın genel olarak sakin geçtiğini kabul ediyor. Jüpiter, “Hepimiz insanız. İnsanlar birbirleriyle nasıl anlaşacaklarını öğreniyor” ifadelerini kullandı.

Buna rağmen Jüpiter, Haredi sakinlerin şehrin geri kalanının kendi yaşam tarzlarına uyum sağlamasını istediği düşüncesinden endişe duyuyor. Jüpiter, “Bu işe yaramayacak çünkü ben özgür bir insanım. Özgürce yaşamak istiyorum” diye ekledi.


Husi askeri zihniyetine bir bakış: Ortaya çıkarılan taktikler ve tuzaklar

Hükümet güçleri batı kıyısı ile Babul Mendeb Boğazı'ndaki bölgeleri başarıyla geri aldı (Reuters)
Hükümet güçleri batı kıyısı ile Babul Mendeb Boğazı'ndaki bölgeleri başarıyla geri aldı (Reuters)
TT

Husi askeri zihniyetine bir bakış: Ortaya çıkarılan taktikler ve tuzaklar

Hükümet güçleri batı kıyısı ile Babul Mendeb Boğazı'ndaki bölgeleri başarıyla geri aldı (Reuters)
Hükümet güçleri batı kıyısı ile Babul Mendeb Boğazı'ndaki bölgeleri başarıyla geri aldı (Reuters)

Tevfik el-Şanvah

Savaş turları boyunca, Husi milisleri, başta aldatma olmak üzere yenilikçi savaş taktikleri kullanma konusundaki ustalıklarıyla ilgili sahte bir imaj yaratmaya çalışarak, sahada üstün savaş yeteneklerine sahip olduklarını iddia ettiler.

5 Ekim'de başlatılan Yemen Şafağı Operasyonu ile hükümet güçleri, batı kıyısında ve Babul Mendeb Boğazı'nda İran destekli Husi milislerinden birçok bölgeyi başarıyla geri aldı. Onlara karşı operasyonlar devam ederken, milisler, hükümet güçlerinin ilerlemesini engellemek için benzeri görülmemiş yöntemler kullanarak bir dizi yeni engel geliştirdi.

Araştırmacı gazeteci Muhammed Hafız, Husi milislerinin son günlerde hükümet güçlerinin çeşitli cephelerdeki ilerlemesini engelleyen çok sayıda engel kurmaya çalıştığını teyit etti.

xcgthy
Son birkaç gündür Husi milisleri, şu anda havadan gözetim altında olan ana yollara alternatif güzergahlar oluşturmaya çalışıyorlar (Independent Arabia)

Çatışmaların başlangıcından beri Husi milislerinin yeni yöntemlerini izleyen ve gözlemleyen Hafız, milislerin öncelikle Yemen'in batısında veya Marib ve el-Cevf gibi doğu bölgelerinde açık ve çöl alanlarında kullandıkları hendek kazma yöntemine başvurduklarını açıkladı. Ayrıca, iki amaca hizmet eden siperler ve bariyerler inşa ediyorlar. Bunlardan ilki, hükümet güçlerinin ateşinden korunmak, ikincisi ise geri çekilme durumunda içine mayın ve el yapımı patlayıcı yerleştirmek. Bu durumda mayın ve patlayıcıların toprak yığının altından çıkarılması ve sökülmesi uzun bir zaman alıyor.

Çölde kamuflaj ve boyama

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre milislerin yöntemlerinde dikkat edilmesi gereken nokta, el yapımı patlayıcılar ve mayınları gizlemek için doğal cisimlere ve askeri teçhizata benzeyen maketler kullanmak gibi gelişmiş kamuflaj tekniklerine ciddi şekilde önem vermeleridir. Bunlar hükümet güçlerine büyük oranda hasar vermek, onları yormak ve hedef alma eylemler sırasında yanıltmak için tasarlanmışlar. Marib'deki birçok savaşı takip eden Hafız, bununla ilgili olarak, milislerin el yapımı patlayıcıları gizlemek için plastik aletler ve doğadan ilham alan maketler kullandıklarını, ayrıca, hükümet güçlerine karşı kendilerini kamufle etmek ve böylece hava kuvvetlerini yanıltmak için beyaz çöl bölgelerinde araçları veya askeri teçhizatı petrol ve yakıt egzozuyla boyadıklarını da açıkladı.

Rota değişikliği

Hafız'a göre, açık kaynaklar Husilerin orduyu yanıltmak ve ilerlemesini engellemek için sahte mevziler ve çitler kurduğunu ortaya koydu. Hafız, bu taktiklerin “orduyu, üç metreye varan derinliklerde uzun ve derin hendekler kazdıkları bölgelerin etrafından dolanmak için alternatif rotalar aramaya zorlamada başarılı olduğunu” doğruladı.

Kaynaklar, Husilerin tanksavar mayınlarını hükümet güçleri unsurlarını hedef alan tuzaklara dönüştürerek mayınları yoğun bir şekilde kullandıklarını ve bunun da önemli bir engel teşkil ettiğini açıkladı. Ayrıca inşa ettikleri ana hatların içinde kazdıkları hendek ve çukurlara mayınlar yerleştirdiklerini de eklediler.

sdc
Milisler, özellikle açık ve çöl alanlarında, hendek kazma yöntemine başvuruyorlar (Independent Arabia)

Meşru Yemen silahlı kuvvetleri, daha önce, onlarca kilometre uzanan, kampları ve stratejik bölgeleri her yönden çevreleyen derin hendekler nedeniyle Cevf vilayeti cephesindeki ilerlemelerinde gecikmeler yaşandığını duyurmuştu.

Terk edilmiş, karanlık yollar

Son birkaç gündür Husiler, şu anda havadan gözetim altında olan ana yollara alternatif güzergahlar oluşturmaya çalışıyorlar. Geceleyin araçlarının ışıklarını kapatarak engebeli arazide ilerliyorlar; bu taktik, sahada kaydettikleri her ilerlemede doğrudan ve hızlı bir şekilde uygulamaya yöneldikleri bir yöntem.

Hafız ayrıca, Husi milislerinin Ras el-Ara bölgesindeki dağlarda, el-Amri kampının arkasından başlayıp el-Vaziye bölgesine kadar uzanan bir yol inşa ettiğini de belirtti. Bu, cephe hatları baskı altına girdiğinde güçlerinin iki bölge arasında kolayca hareket etmesini sağladı.

Son haritalar, milislerin son günlerde güçlerini Vaziye'den Zubab Havaalanı’nın arkasındaki bir cepheye taşıdığını ve oradaki hükümet güçlerine karşı sürpriz bir karşı saldırı ve kıskaç hareketi hazırladığını teyit ediyordu. Ve dün gece tam olarak bu oldu, ancak Devler Tugayları güçleri bu tuzağa karşı önceden hazırlıklı oldukları için saldırı başarısız oldu.

Yaklaşım ve coğrafya

Askeri analist Abdulaziz el-Hadaşi, Husi milislerinin askeri yaklaşımının, kontrol ettikleri her cephede, ister siper kazarak ister yüksek toprak setler inşa ederek, hızlı savunma bariyerleri ve tahkimatlar kurmayı, bunların etrafına mayın tarlaları döşemeyi içerdiğini söylüyor. Hadaşi'ye göre, bu yöntem, Devler Tugayları ve Vatan Kalkanı güçlerinin batı kıyılarını ve Babul Mendeb'i kurtarmak için başlattığı büyük taarruza rağmen, son günlerde Vaziye, Zubab ve Babul Mendeb'deki güçlerinin ilerleyişini engelledi. Ülkenin kuzeyindeki dağlık arazinin aksine, kıyı bölgelerinin coğrafi yapısının, Marib ve Cevf’teki çöllerle birlikte, Husilere bu tür savunma engelleri kurmaya yardım ettiğine dikkat çekti.

Hükümetin başkent Sana'ya doğru ilerleme çabalarıyla birlikte bu engellerin aşılması için, Hadaşi, askeri engellerin aşılmasının, ister piyadelere isterse zırhlı araçlara karşı olsun, her türlü mayının hızlı ve anında etkisiz hale getirebilmesinin mayın tarama ve temizleme araçları gerektirdiğini belirtti. Geleneksel yöntemlere güvenmekten kaçınmanın önemini vurgulayan Hadaşi, bu yöntemlerin ilerlemeyi önemli ölçüde geciktireceğini, bu gibi durumlarda, askerlerin ve araçların geçmesine olanak tanıyacak birkaç metreden daha geniş olmayan geçici yollar oluşturacak mayın temizleme teçhizatlarına güvenilmesi, ayrıca toprak setlerde dikkatli olunması gerektiğini de ekledi.