İsrail neden savaşın başına, Gazze'ye yönelik saldırılarına geri döndü?

Analistlere göre çatışmaların yeniden başlaması, müzakerelerin hızlanması ya da Gazze'deki rehinelerin serbest bırakılması için bir fırsat olabilir

İsrail tankları Gazze sınırında ilerlerken arka planda Gazze Şeridi'ndeki tüm mahalleler görülüyor (AFP)
İsrail tankları Gazze sınırında ilerlerken arka planda Gazze Şeridi'ndeki tüm mahalleler görülüyor (AFP)
TT

İsrail neden savaşın başına, Gazze'ye yönelik saldırılarına geri döndü?

İsrail tankları Gazze sınırında ilerlerken arka planda Gazze Şeridi'ndeki tüm mahalleler görülüyor (AFP)
İsrail tankları Gazze sınırında ilerlerken arka planda Gazze Şeridi'ndeki tüm mahalleler görülüyor (AFP)

Emel Şehade

İsrail, Gazze Şeridi’nde Hamas Hareketi ile varılan ve iki ay süren ateşkesin ardından Gazze’ye yeniden ve yoğun bir şekilde saldırdı. İsrail Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir tarafından güvenlik birimlerinin onayıyla hazırlanan ve cumartesi akşamı hükümet tarafından görüşülen plana göre bu hafta Gazze Şeridi’nde yeni bir kara saldırısı başladı.

Havadan ve denizden yoğun bombardımanla başlayan plan, kısa süre sonra kara operasyonuna geçerek Netzarim Koridoru’nun yeniden ele geçirilmesini, operasyonun kapsamının Refah'a doğru genişletilmesini ve Selahaddin Caddesi'nin kapatılarak Gazze Şeridi'nin kuzeyi ile güneyinin birbirinden ayrılmasını sağladı. Planın sonraki aşamalarına göre Hamas liderlerinin bulunduğu karargâhlar başta olmak üzere hedefleri vurmak ve Hamas’ın askeri kabiliyetlerini zayıflatmak için kara birlikleri aynı anda büyük yerlerde yoğun olarak konuşlandırılacak. İsrail'in tahminlerine göre Hamas'ın 20 bin üyesi ve büyük miktarda silah ve askeri teçhizatı bulunuyor.

İsrail ordusu, ‘8. Emir’ olarak bilinen ilk aşamada on binlerce yedek askeri göreve çağırarak hükümet tarafından görüşülecek olan planın sonraki aşamalarını önceden haber verdi. Hava savunma sistemi için hazır olması talimatı verildi. Başta Demir Kubbe olmak üzere İsrail’in hava savunma sistemleri üzerinde testler yapıldı.

Çoklu cepheler

İsrail güvenlik birimleri, Yemen’deki Husilerin roketli saldırılarının ardından Gazze’deki savaşa başka cephelerden misilleme yapılması olasılığını ele aldılar. İsrail ordusu, Hermon Dağı'nın Suriye'ye doğru en ucundan Lübnan sınırının en ucuna, Ürdün sınırı boyunca doğuya ve Mısır sınırına doğru güneye kadar çeşitli cephelerde alarm ve hazırlık durumunu yükseltti.

İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz, Gazze Şeridi'ni yok etmeye ve Gazzelilerin buradan çıkarılmasına en sert şekilde devam etme sözü vererek, “Rehineler serbest bırakılmazsa tüm bedeli ödeyeceksiniz” diye tehdit etti.

scdfrgt
İsrail güçleri, Selahaddin Caddesi'ni kapatarak Gazze Şeridi'nin kuzeyi ile güneyini birbirinden ayırdı (AFP)

Ancak Gazze halkına vurulan en güçlü darbe, daha önce Maliye Bakanı Bezalel Smotrich'e verdiği, ateşkesin ikinci aşamasına ilişkin müzakerelere gitmeme ve İsrail'in bir buçuk yılı aşkın bir süre önce Gazze’deki savaş için belirlediği hedeflerle aynı olan hedeflere ulaşana kadar savaşa devam etme sözünü yerine getirerek saldırı kararı alan Başbakan Binyamin Netanyahu hükümetinin Gazze Şeridi'ne yönelik oyununun kurallarının değişmeye başlaması oldu.

Kademeli baskı stratejisi

İsrail ordusu, kara operasyonun ilk aşamasına ilişkin plana göre Gazze'nin derinliklerine ilerledi ve hedefleri adım adım gerçekleştirdi. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre İsrail, ilk aşamada Gazze’yi çevreleyen koruma alanındaki kontrolünü genişletirken daha sonra sınıra yakın bölgelerde yoğunlaşarak Gazze Şeridi'nin merkezinde ve güneyinde Netzarim Koridoru’nun ortasına kadar ulaştı.

İsrail ordusunun Golani Tugayı operasyonlarını yoğunlaştırmak için hazırlığını tamamladı. Esir takası anlaşması müzakerelerinde ilerleme olup olmamasına göre plan hakkında kararın verildiği dünkü toplantının ardından hükümetten gelecek yeni talimatlar beklenirken operasyonların Gazze Şeridi’nin güneyinde yoğunlaştırılması kararlaştırıldı.

Rehineler için ölüm fermanı

İsrail güvenlik birimlerinin üst düzey yetkilileri yaptıkları açıklamalarda, İsrail ordusunun salı gecesi Hamas'a yönelik acımasız ve ani saldırısının olumlu gelişmelere yol açtığını söylediler. Onlara göre saldırılar Hamas’ı rehineleri serbest bırakmayı kabul etmeye iterken arabulucuların Hamas’ı yeniden müzakere masasına geri getirmeye çabalarını artırdı. İsrail’in başlattığı saldırılar, ABD Başkanı Donald Trump'ın Orta Doğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff’un yaklaşımına geri dönülmesine ve ABD'nin rehine işlerinden sorumlu temsilcisi Adam Boehler'in İsrail tarafından reddedilen yaklaşımının sona ermesine katkıda bulundu. Boehler’in yaklaşımına göre Hamas, uzun süreli bir ateşkes karşılığında sadece ABD vatandaşı olan İsrail askeri Aidan Alexander'ın yanı sıra dört çifte vatandaşın naaşlarını teslim edecekti.

csdfrg
İsrail'de savaşın yeniden başlamasına karşı protestolar aralıksız olarak devam ediyor (AFP)

Muhalefet partilerinin liderleri ve muhalif siyasetçiler, İsrail tarafından Gazze'ye karşı yeniden başlayan savaşın Itamar Ben-Gvir'i hükümete geri döndürmeyi amaçladığını vurgularken Netanyahu, Hamas'ın müzakerelerdeki tutumunu sertleştirmesinin ardından güvenlik birimlerinin liderlerinin savaşı onayladıklarını ve desteklediklerini düşünüyor. Özellikle İsrail'in iç istihbarat teşkilatı Şin Bet'in başkanı Ronen Bar’ın hakkındaki görevden alma kararından bir gün sonra savaşı onayladığına ve desteklediğine dikkati çeken Netanyahu'ya göre bu durum, savaşın gerekli olduğunu ve siyasi bir hamle olmadığını teyit ediyor.

Netanyahu tarafından esir takası anlaşması müzakere heyetinden çıkarılan Yedek General Nitzan Alon'un da Hamas'ı İsrail'in koşullarını kabul etmeye ve rehineleri serbest bırakmaya zorlamak için Gazze'ye savaş açılmasını desteklediği, kapalı kapılar ardında yapılan toplantılardan sızdırılan bilgiler arasındaydı.

Öte yandan İsrail, ateşkes anlaşmasının ikinci aşamasını müzakere etmeyi reddederken Witkoff'un savaş tamamen durmasa bile ateşkesin ilk aşamasında halen hayatta olan rehinelerin ve ölenlerin yarısının serbest bırakılması önerisini uygulamakta ısrar etti. Ancak bu öneri İsrail içinde anlaşmazlıklara ve tartışmalara yol açtı.

İsrail’deki Rehine Aileleri Forumu üyelerinin yanı sıra esir takası anlaşması yapılması ve savaşa son verilmesi çağrısında bulunan protesto gösterilerinin organizatörleri, İsrail'in şartlarını kabul etmesi ve bir esir takası anlaşması yapması için Hamas üzerindeki baskıyı arttırma bahanesiyle savaşa girme kararını Gazze'de geriye kalan 24 rehine için verilmiş bir ölüm fermanı olarak değerlendirdiler.

“Netanyahu'nun demagojisi”

İsrail Hava Savunma Kuvvetleri eski komutanı Tzvika Haimovich, askeri baskı bahanesiyle savaşın yeniden başlatılmasını ‘demagoji’ olarak nitelendirdi.

Haimovich, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Üç gündür süren savaşa bakıp bu hükümetin nasıl bir demagojiye başvurduğunu anlamaya çalışıyorum. Bizi bu savaşın rehineleri geri almak için gerekli olduğuna ve rehinlerin geri dönmesinin tek yolunun Hamas'a askeri baskı yapmak olduğuna ikna etmeye çalışıyor. Rehineleri geri almak isteyenlerin savaşı yeniden başlatmalarına gerek yoktu. İkinci aşama için müzakerelerin anlaşmanın 16’ncı gününde başlaması gerektiğine dair bir anlaşma imzaladık. Ancak Netanyahu’nun tüm rehinelerin geri alınmasını ve savaşın sona ermesini sağlayacak olan ikinci aşamaya yönelik müzakerelere geçmeyi reddetmesiyle anlaşmayı bozan biz olduk.”

Müzakereleri aksatan ve devam etmesini engelleyenin İsrail tarafının anlaşmaya uymaması olduğunu vurgulayan Haimovich, “Bugün hükümetin, rehinelerin tamamını değil, bir kısmını geri alacağımız müzakereler için bizim de ağır bedeller ödeyeceğimiz bir savaşa geri döndük. Gerçek bu ve hükümetin bu savaşı meşrulaştırmaya yönelik demagojileri karar vericilerimizin masalarından tamamen kaldırılmalı” ifadelerini kullandı.

Bütçenin onaylanması

İsrailli yazar ve siyasi analist Ephraim Ganor, bu saldırının asıl amacının Hamas'tan kurtulmak değil, bütçenin geçmesini sağlamak olduğunu savundu. Hamas’tan kurtulmak için kökünün kazınması gerektiğini, bunun için de öncelikle otoriter bir yapı ve Gazze Şeridi'nde hayatı yöneten bir organ olarak ortadan kaldırılması gerektiğini belirten Ganor, “Ne yazık ki bu hükümet felç olmuş haliyle bunu gerçekleştiremedi. Ani saldırı, Hamas'ın ortadan kaldırılmasına değil, sadece mart ayı bitmeden onaylanması gereken devlet bütçesinin onaylanmasına ve seçimlerin engellenmesine yol açacak. Saldırı, Maliye Bakanı Bezalel Smotrich ve hükümet koalisyonuna geri dönen ve şimdi bütçedeki önemli payına katkıda bulunacak olan Itamar Ben-Gvir'in kaprislerini tatmin etmek için tasarlandı” yorumunda bulundu.

sdfrgtyh
Eşyalarıyla birlikte Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki Beyt Lahiye'den kaçan Filistinliler (AFP)

Bu ani saldırının Gazze'de bugüne kadar hayatta kalmayı başaran rehineleri ciddi şekilde tehlikeye atacağı uyarısında bulunan Ganor, “Zor kullanarak rehineleri geri getirmenin mümkün olmayacağını çoktan öğrendik. Ani bir hava saldırısı ya da yeni bir kara operasyonula Hamas'ı bitirip rehineleri geri getireceğimizi sananlar henüz Hamas'ın kim olduğunu öğrenemedi” diye konuştu.

Üç senaryo

Öte yandan İsrailli siyaset bilimci Avi Shilon, rehineler meselesinin kamuoyundaki tartışmaların merkezinde yer almasına rağmen, Gazze'de çatışmaların yeniden başlamasının gerçek hikayesinin bir parçası olmaya devam ettiğini söyledi. Savaşın sona ermesinin ertesi günü, Hamas askeri olarak yenilirse ne olacağını ve Gazze'de kimin hüküm süreceğini soran Shilon, “Bize, rehinelerin Gazze'nin geleceğine ilişkin devam eden müzakerelerde sadece bir kart olduğu söylemiyorlar” dedi.

İsrail'in önünde üç senaryo olduğunu vurgulayan Shilon, bunlardan birincisinin Hamas’ın zayıf olmasına rağmen kontrolü elinde tutarken rehinlerin salıverilmesi karşılığında gerektiğinde onlara saldırmanın her zaman mümkün olacağı değerlendirmesine dayanacak şekilde Gazze'yi terk etmesi, ikincisinin Mısır ve Arap ülkeleriyle Gazze Şeridi'nde Hamas'ın hüküm sürmediği, ama tamamen de teslim olmadığı bir siyasi çözümü görüşmek ve karşılığında rehinelerin serbest bırakılmasının yanı sıra Gazze Şeridi'nde Hamas'ın katılmadığı bir Filistin-Arap yönetiminin olduğu daha iyi bir geleceğe kapının aralanması ve üçüncüsünün de Gazze Şeridi'ni işgal edip, orayı kontrol etmeye  devam ederken bu amaç uğruna rehineleri feda ettiğini kabul etmesi olduğunu söyledi.



İran'da rejim değişikliğinin Rusya'nın çıkarlarına yansımaları

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)
TT

İran'da rejim değişikliğinin Rusya'nın çıkarlarına yansımaları

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)

Anton Mardasov

ABD silahlı kuvvetleri, bilhassa üst düzey liderliği hedef alarak ve askeri ve hükümet yapısını istikrarsızlaştırarak İran'a karşı etkili saldırılar düzenlemesini sağlayacak muharebe gücüne ve sayısına sahip operasyonel birimleri konuşlandırmaya devam ediyor. Buna, çeşitli istihbarat türlerinde önemli bir yoğunlaşma, denizaltı ve savaş gemilerinin hızlıca konuşlandırılması ve önemli hava birimlerinin dikkatlice seçilmiş operasyonel üslere yeniden konumlandırılması eşlik ediyor.

Bununla birlikte en kritik aşama, hedef belirleme, gerekli kuvvet ve kaynakların değerlendirilmesi, bunların farklı eksenlere dağıtılması ve sadece çeşitli askeri oluşumlar arasında değil, İsrail ile de koordinasyon ve etkileşim mekanizmalarının incelenmesini içeren bir acil durum planının geliştirilmesi olmayı sürdürüyor.

Tahran misilleme saldırıları düzenlerse, bunların İsrail içindeki tesisleri ve muhtemelen bölgedeki ABD üslerini hedef alacak orta menzilli balistik füze saldırılarını içermesi bekleniyor. Önceki füzeleri önleme operasyonlarında anti-füze mühimmatındaki yüksek tüketim göz önüne alındığında, rezervlerin yenilenmesi ve güçlendirilmesi acil bir ihtiyaç olarak öne çıkıyor. Bununla birlikte, 12 Gün Savaşı'ndan bu yana geçen süre, savunma sanayilerinin bu mühimmatın üretimini daha etkili muharebe operasyonlarını desteklemek için gerekli oranda artıramadığını gösteriyor.

ABD ve İsrail'in, İran'ı sürekli teyakkuz halinde tutup, kuvvetlerini tüketen ve ekonomisine yük getiren askeri eylem tehditleriyle Tahran'a baskı uygulamaya devam etmesi muhtemel. Öte yandan, uzun bir süre boyunca bölgede yüksek düzeyde muharebe hazırlığı ve güçlü bir askeri varlığı sürdürmek, ABD kaynakları üzerinde de baskı oluşturmaktadır. Bununla birlikte, İran'ın ekonomik durumunu dikkate almasak bile, bu tür senaryolarda daha büyük inisiyatife ve stratejik avantajlara sahip olan saldırgan taraftır.

Tahran, bölgedeki ABD askeri üslerini, hayati önemdeki petrol altyapısını ve hatta İsrail'in kendisini hedef almakla tehdit etmekten çekinmedi

Askeri açıdan bakıldığında, herhangi bir ABD-İsrail askeri operasyonuna İran'ın olası bir yanıtının etkinliği sorgulanabilir. Geçen yıl ABD ve İsrail ile yaşanan çatışmanın ardından İran, o dönemde fırlattığı yüzlerce balistik füzenin somut bir stratejik etki yaratamaması nedeniyle nispeten daha zayıf bir görüntü verdi. Tahran'ın son çatışma (12 Gün Savaşı) sırasındaki tutumu da özellikle petrol tankerlerini hedef almak gibi bu tür durumlarda en etkili baskı taktiklerinden bazılarını kullanmaktan kaçınarak, uzun süreli bir yüksek gerilimden kaçınma arzusunda olduğunu açıkça gösterdi. Bu ihtiyatlılık, her şeyden önce İsrail'in bir caydırıcılık ile karşılaşmadan yoğun ve sürekli hava saldırıları düzenlemesine olanak sağladı.

Bu sefer, teorik olarak, İran stratejisini yeniden değerlendirmek zorunda kalabilir. Saldırı durumunda, ABD'nin öncelikle deniz birimlerini korumak için ana kuvvetlerini İran'ın balistik ve gemisavar seyir füzelerinin menzilinin ötesine konuşlandırması bekleniyor. Aynı zamanda, İran'a yakın bölgelerdeki ABD askeri üsleri, çok katmanlı ve yoğun hava ve füze savunma sistemleri konuşlandırılarak azami koruma ile güçlendirilecektir.

Görsel kaldırıldı.Umman Körfezi'nde İran, Rusya ve Çin arasında yapılan askeri tatbikatlara katılan gemiler, 12 Mart 2025 (AFP)

Bu bağlamda, Tahran, bölgedeki ABD askeri üslerini, hayati önemdeki petrol altyapısını ve hatta İsrail'in kendisini hedef almakla tehdit etmekten çekinmiyor. Irak'taki İran yanlısı gruplar, özellikle Nuceba Hareketi, Hizbullah Tugayı ve Bedir Örgütü, bu kez askeri destek sağlama konusunda daha net bir kararlılık gösteriyorlar. Irak'taki İran yanlısı silahlı örgütlerden biri olan Seraya Evliya ed-Dem, yaklaşık 86 kilometre menzilli İran yapımı Ebabil/Arman güdümlü füzeler de dahil olmak üzere taktik füzeler için fırlatma rampalarıyla donatılmış bir yeraltı üssünden faaliyet göstermeye hazır olduğunu açıkladı. Bu türden herhangi bir tırmandırma, mümkün olduğunca çok potansiyel bölgesel müttefiki devreye sokmayı İran için son derece önemli hale getirecektir. Zira bu, İran'ın düşmanının çabalarını dağıtmasına ve daha yakın mesafeden ve daha düşük stratejik maliyetle birden fazla Amerikan mevziini hedef almasına olanak tanıyacaktır.

Kanıtlar, Moskova'nın önceki çatışmaya (12 Gün Savaşı) kıyasla bu krize daha fazla dahil olduğuna ve İran rejimine daha net destek verdiğine işaret ediyor

Bununla birlikte, ABD ve İsrail lehine olan ezici askeri ve ekonomik dengesizlik, Tahran için uzun süreli bir silahlı çatışmada kesin bir zaferi neredeyse imkansız kılıyor. Beklenen tüm senaryolarda, savaşın stratejik ve ekonomik maliyetinin İran için çok yüksek olacağı ve nihai sonucun kesinlikle onun lehine olmayacağı öngörülüyor.

ABD ve İsrail'in tehditlerini yerine getirip mevcut İran askeri ve siyasi liderliğini devirmeyi başardığını varsayalım. Bu, tamamen göz ardı edilemese de gerçekleşme olasılığı belirsiz olduğundan, sadece varsayımsal bir senaryodur. Ancak, böyle bir senaryonun İran rejiminin yapısında hızlı bir değişikliğe yol açmayacağı açık ve net. Eşsiz iç yapısı ve örgütlü muhalefetin zayıflığı nedeniyle, iktidar mücadelesi süreci muhtemelen uzun ve karmaşık olacaktır. Bu tür acil durumlarda, İran Devrim Muhafızları, ülkedeki tüm reformist akımları marjinalleştirerek ve hatta ortadan kaldırarak, “Venezuela senaryosu” olarak bilinen -ılımlı güçlerle barışçıl bir iktidar geçişi- durumundan kaçınmaya çalışabilir. Zira teorik olarak, bu akımlar, uluslararası izolasyonun sona ermesi ve ekonomik durumun iyileştirilmesi karşılığında sadece nükleer programdan değil, füze programından da vazgeçmeye istekli olabilirler.

Görsel kaldırıldı.İran ordusu askerleri, Saddam Hüseyin Irakı'yla 1980-1988’de yaşanan savaşın başlangıcını anma amacıyla Tahran'da düzenlenen yıllık askeri geçit töreninde, 21 Eylül 2024 (AFP)

Bu gerçeklik önemli bir soruyu gündeme getiriyor: Bu gelişmelerin Rusya üzerindeki etkisi nedir? Kanıtlar, Moskova'nın önceki çatışmaya (12 Gün Savaşı) kıyasla bu krize daha fazla dahil olduğuna ve İran rejimine daha net destek verdiğine işaret ediyor. Rusya’nın iç protestoları bastırmak için özel araçlar sağlamasının yanı sıra, Rus Antonov-124 ve Ilyushin-76 gibi ağır askeri kargo uçakları, dikkat çekici ve alışılmadık bir hamleyle Çinli muadilleriyle koordineli olarak İran'a askeri sevkiyatlar gerçekleştiriyor. Sosyal medyada İran'daki Rus Mi-28 saldırı helikopterlerine dair ilk görüntülerin yayınlanması iki anlam taşıyor. Birincisi operasyonel olup, daha önce verilmiş siparişler kapsamında teslim edilen partileri temsil ediyor; ikincisi ise medyatik ve psikolojik olup, devam eden bilgi savaşının bir parçası olarak İran'ın müttefiklerinden önemli askeri “sürprizler” teslim alabileceğini yaymayı amaçlıyor.

Rusya için olduğu gibi Çin için de İran'daki olası bir rejim değişikliğinin taşıdığı en büyük risk, bir güç boşluğundan kaynaklanabilecek belirsizliktir

Bununla birlikte, bu sevkiyatların doğrudan askeri etkisi, geniş çaplı gerilimi tırmandırma senaryoları karşısında sınırlı kalıyor ve gerçek ihtiyaçlar denizinde bir damlayı temsil ediyor. Yine de değerleri maddi boyutlarının çok ötesine uzanıyor. Bu, stratejik desteğin somut ve pratik ifadesi, siyasi ittifakın diplomatik açıklamaların ötesine geçen somut adımlara dönüşmesidir. Bu bağlamda, İran medyası, İran, Rusya ve Çin arasında şubat ayında Kuzey Hint Okyanusu'nda üçlü ortak deniz tatbikatlarının yapılmasının planlandığını bildirdi. Şarku'l Avsat'ın al Majalla'dan aktardığı analize göre bu hamle, özünde, Batı baskısı karşısında bu güçler arasındaki koordinasyon ve stratejik ittifak düzeyinde ciddi yükselişi yansıtan güçlü bir sembolik siyasi ve askeri mesaj niteliğinde.

Görsel kaldırıldı.İran'ın “Nahid-2” iletişim uydusu Rusya'nın Uglegorsk kenti dışında, Rus Soyuz roketi kullanılarak Vostochny Uzay Üssü'nden fırlatılıyor, 25 Temmuz 2025 (AFP)

Moskova ve Tahran arasındaki gizli askeri-teknik iş birliği ve istihbarat etkileşiminin dinamikleri, uzun zamandır resmi ticari ve ekonomik ilişkilerden bağımsız olarak işlemektedir. Ancak, iki ülkenin derin yaptırımlar konusundaki ortak deneyimi, yeni yakınlaşma noktaları yaratmaya başladı. 2022'de uygulanan kapsamlı yaptırımların ardından Moskova, özellikle petrol ticaretinde, karıştırma, yeniden etiketleme ve petrolü üçüncü bir ülkeden gelmiş gibi satma yoluyla yaptırımların etrafından dolaşma konusunda İran'ın birikmiş deneyimine aktif olarak güvendi. Ancak bu ilişkinin derinliği abartılmamalı. Temel ekonomik gösterge olan ikili ticaret hacmi, 2025 yılında 4,8 milyar doları aşmadı. Bu rakam örneğin, Rusya ile Birleşik Arap Emirlikleri arasındaki ticaret hacmiyle (12 milyar dolar) karşılaştırıldığında oldukça düşük olup, iki ülke arasındaki ekonomik ortaklığın sınırlı kapsamını vurguluyor.

Rusya için olduğu gibi Çin için de İran'daki olası bir rejim değişikliğinin taşıdığı en büyük risk, bir güç boşluğundan kaynaklanabilecek belirsizliktir. Ekonomik ve iş birliği açısından olası en kötü sonuçlardan biriyse, son yıllarda Rusya'nın Ortadoğu ve ötesindeki varlığının ideolojik gerekçesinin temeli olan uluslararası Kuzey-Güney ulaşım koridorunun çökmesidir. Moskova, küresel ölçekte Tahran'ın taktiksel bir müttefik olabileceğini, ancak tam anlamıyla stratejik bir müttefik olamayacağını kabul ediyor; zira bu ittifak, siyasi iradeden ziyade din faktörü tarafından kısıtlanıyor. Uzmanlar, yalnızca ideolojisini paylaşanların İran'ın müttefiki veya dostu olabileceğini, diğer ülkelerin ise bu ideolojik bağlamda sadece birer araç olduğu gerçeğini sıklıkla gözden kaçırıyorlar.


New START Anlaşması’nın sona ermesinin ardından... Dünya, nükleer yok oluş tehdidinden kendini nasıl kurtaracak?

Dönemin ABD Başkanı Barack Obama ve Rus mevkidaşı Dmitriy Medvedev, 8 Nisan 2010 tarihinde Prag’da New START Anlaşması’nı imzaladıktan sonra el sıkışıyor. (AP)
Dönemin ABD Başkanı Barack Obama ve Rus mevkidaşı Dmitriy Medvedev, 8 Nisan 2010 tarihinde Prag’da New START Anlaşması’nı imzaladıktan sonra el sıkışıyor. (AP)
TT

New START Anlaşması’nın sona ermesinin ardından... Dünya, nükleer yok oluş tehdidinden kendini nasıl kurtaracak?

Dönemin ABD Başkanı Barack Obama ve Rus mevkidaşı Dmitriy Medvedev, 8 Nisan 2010 tarihinde Prag’da New START Anlaşması’nı imzaladıktan sonra el sıkışıyor. (AP)
Dönemin ABD Başkanı Barack Obama ve Rus mevkidaşı Dmitriy Medvedev, 8 Nisan 2010 tarihinde Prag’da New START Anlaşması’nı imzaladıktan sonra el sıkışıyor. (AP)

Antoine el-Hac

5 Şubat 2026, Rusya ile ABD arasında nükleer silahların sınırlandırılmasına yönelik son anlaşmanın da sona ermesiyle, dünyayı yeni bir belirsizlik ve endişe dönemine sokan tarihi bir gün olarak kayda geçti.

8 Nisan 2010’da dönemin ABD Başkanı Barack Obama ile Rusya Devlet Başkanı Dmitriy Medvedev, Prag’da Yeni Stratejik Silahların Azaltılması Anlaşması’nı (New START) imzaladı. Anlaşma 5 Şubat 2011’de yürürlüğe girdi ve 2021 yılında beş yıl süreyle uzatıldı. Anlaşma, stratejik nükleer silah sistemlerini ‘kıtalararası’ olarak tanımladı; yani örneğin Avrupa'dan fırlatılıp ABD’de patlayabilecek ve bunun tersi de mümkün olabilecek sistemler olarak nitelendirildi.

New START Anlaşması, ABD ve Rusya için konuşlandırılmış stratejik nükleer başlık sayısını bin 550 ile sınırlandırdı. Bu başlıkların, uçaklar, kıtalararası balistik füzeler ve denizaltılar dahil olmak üzere 700 nükleer taşıma aracı üzerinde konuşlandırılması öngörüldü. Ayrıca nükleer silah taşıma kapasitesine sahip füzeler ve uçaklar için konuşlandırılmış ve konuşlandırılmamış toplam 800 fırlatma platformu sınırı getirildi.

Rusya Savunma Bakanlığı tarafından 9 Aralık 2020’de yayınlanan, Rusya'nın kuzeybatısındaki bir üsten kıtalararası balistik füze fırlatılmasını gösteren videodan alınan ekran görüntüsü (AP)Rusya Savunma Bakanlığı tarafından 9 Aralık 2020’de yayınlanan, Rusya'nın kuzeybatısındaki bir üsten kıtalararası balistik füze fırlatılmasını gösteren videodan alınan ekran görüntüsü (AP)

Anlaşma, konuşlandırılmış stratejik nükleer silahları kapsasa da her iki ülkenin bunun ötesinde daha büyük ‘stoklanmış’ nükleer cephaneliklere sahip olduğu biliniyor. Tahminlere göre Rusya’nın yaklaşık 5 bin 459, ABD’nin ise yaklaşık 5 bin 177 nükleer başlığı bulunuyor.

New START Anlaşması ayrıca, hızlı bildirimlerin ardından düzenli saha denetimleri yapılmasını ve iki ülke arasında yılda iki kez veri paylaşımını öngörüyordu.

Üst sınır konusunda anlaşma sağlanamadı

Anlaşma şartlarına göre New START Anlaşması yalnızca bir kez uzatılabiliyordu; bu nedenle baştan itibaren 5 Şubat 2026’da sona ereceği biliniyordu. Ancak Rusya ile ABD, söz konusu anlaşmanın yerini alacak yeni bir anlaşmaya vararak oluşacak boşluğu önleyebilirdi. Nitekim Rusya, Eylül 2025’te iki ülkenin anlaşmada öngörülen üst sınırlara bir yıl daha uyması yönünde bir öneride bulundu. Bu teklif, ilk aşamada ABD Başkanı Donald Trump’tan olumlu bir karşılık gördü. Ancak Trump daha sonra Çin’in de dahil olduğu yeni bir anlaşma müzakere etme isteğini dile getirdi.

Taraflar yıllar boyunca anlaşmanın getirdiği sınırlamalara uymuş olsa da doğrulama mekanizmaları bir süredir işletilmedi. 2020’de Kovid-19 salgını nedeniyle saha denetimleri askıya alındı. Rusya’nın Ukrayna’yı işgali ve ABD’nin Kiev’e verdiği askeri destekle birlikte iki ülke arasındaki gerilim artarken, ABD Şubat 2023’te Rusya’nın anlaşmaya uymadığını açıkladı. Bunun ardından Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, ülkesinin anlaşmaya uyumunu askıya aldığını duyurarak, denetimlere ve veri paylaşımına son verdi. Washington da buna karşılık Moskova ile bilgi paylaşımını durdurma kararı aldı.

Açıklanmayan bir yerde yapılan askeri tatbikat sırasında Rus nükleer denizaltısı (AP)Açıklanmayan bir yerde yapılan askeri tatbikat sırasında Rus nükleer denizaltısı (AP)

Küresel nükleer sistemin giderek daha fazla baskı altında olduğu görülüyor. Başlıca iki ülkenin ötesinde, Kuzey Kore cephaneliğini genişletirken, Ukrayna-Rusya savaşı bağlamında nükleer tırmanma riski hâlâ yüksek. İran’ın nükleer programının 22 Haziran 2025’teki ABD saldırısından sonraki durumu kesin olarak bilinmiyor ve Hindistan ile Pakistan arasındaki gerilim, Keşmir meselesi gibi konular nedeniyle tamamen azalmış değil.

Aynı zamanda, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin beş daimî üyesinin, gezegeni korumak amacıyla nükleer silahsızlanma konusunda kayda değer bir ilerleme kaydetmediği görülüyor. Oysa bu ülkeler, 1968’de kabul edilen ve 1995’te süresiz olarak yenilenen Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması (NPT) kapsamında yükümlü. Anlaşmanın bir sonraki gözden geçirme konferansı, önümüzdeki nisan ve mayıs aylarında New York’ta yapılacak. Bu toplantıda nükleer silah sahibi ülkelerin, son beş yılda antlaşma kapsamında ne kadar ilerleme kaydettiklerini açıklamaları ve önümüzdeki beş yılda bu yükümlülüklerini nasıl yerine getireceklerini ortaya koymaları gerekiyor.

Saldırganca konuşma

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın (UAEA) eski Genel Direktörü Muhammed el-Baradey, geçtiğimiz aralık ayında yaptığı değerlendirmede, “Büyük nükleer silah sahibi devletler yalnızca silahlanmayı kontrol etme ve silahsızlanma çabalarında başarısız olmadılar; aynı zamanda cephaneliklerini modernize edip genişletmeye, artan saldırgan retorikleriyle uyumlu şekilde açıkça devam ediyorlar. Oysa insanlığın kendi yok oluşunu önlemesi beklenen kırılgan küresel yapılar gözlerimizin önünde çöküyor” ifadelerini kullandı.

Gözlemcileri endişelendiren bir diğer konu ise ABD ve Rusya arasındaki New START Anlaşması’nın yerini alacak anlaşmaya dair diplomatik çabaların neredeyse yok denecek kadar az olması. Bu süreçte yalnızca iki ülke başkanından kısa açıklamalar geldi. Trump, görev süresinin ikinci gününde Rusya ve Çin ile silah kontrolünün geleceği hakkında konuşacağını belirterek, “Nükleer silahlara muazzam paralar harcanıyor ve yıkıcı güçleri hakkında konuşmayı bile istemiyoruz… Nükleer silahsızlanmanın mümkün olup olmadığını görmek istiyoruz ve bence bu mümkün” dedi.

Kuzey Dakota’da bir Minuteman füzesini inceleyen ABD Hava Kuvvetleri askeri ile Moskova’nın merkezinde düzenlenen askerî geçit töreninde bir kıtalararası balistik füzeyi gösteren birleştirilmiş görüntü (AFP)Kuzey Dakota’da bir Minuteman füzesini inceleyen ABD Hava Kuvvetleri askeri ile Moskova’nın merkezinde düzenlenen askerî geçit töreninde bir kıtalararası balistik füzeyi gösteren birleştirilmiş görüntü (AFP)

Eylül ayında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, New START Anlaşması’nın sona ermesinin ardından Rusya’nın ‘temel niceliksel sınırlamalara bir yıl daha uymaya hazır olduğunu’, ancak bunun ABD’nin de ‘aynı ruhla hareket etmesi’ şartına bağlı olduğunu açıkladı. Trump yönetimi bu teklife yanıt vermedi; Başkan Trump ise açıklamalarında çelişkili mesajlar verdi. Trump, ekim ayında Putin’in teklifine ilişkin olarak “Bana iyi bir fikir gibi görünüyor” derken, ocak ayında New York Times’a verdiği bir röportajda New START Anlaşması için “Biterse bitsin. Daha iyi bir anlaşma yaparız” ifadelerini kullandı.

Birleşik Krallık merkezli Kraliyet Birleşik Hizmetler Enstitüsü’nden (RUSI) Nükleer Politika ve Yayılmayı Önleme Programı uzmanı Darya Dolzikova, New START Anlaşması’nın sona ermesini ‘endişe verici’ olarak nitelendirdi ve tarafların stratejik kapasitelerini genişletme yönünde güçlü motivasyonları olduğunu vurguladı. Dolzikova makalesinde şu ifadeleri kullandı: “Rusya, ABD hava savunma sistemlerini aşma kapasitesi konusunda kaygı duyuyor; bu kaygılar, Başkan Trump’ın Kuzey Amerika’yı uzun menzilli silahlardan koruma amaçlı ‘Altın Kubbe’ (Golden Dome) planlarıyla daha da arttı. Buna karşılık Rusya, bu savunma sistemlerini aşacak şekilde tasarlanmış yeni silahlar geliştiriyor; bunlar arasında nükleer başlıklı, kendi kendine hareket eden kıtalararası torpido Poseidon ve nükleer başlıklı seyir füzesi Burevestnik yer alıyor. Ayrıca ABD, Rusya ve Çin, 4.000 mil/saat (6.437 km/s) hızın üzerinde manevra kabiliyetine sahip uzun menzilli hipersonik füzeler geliştiriyor; bu da onları imkânsız hale getiriyor.”

Dolzikova, bu askeri kapasite artışının ‘yeni bir silah kontrol anlaşmasına varmayı daha da zorlaştıracağını’ ve ‘nükleer silahların önemini artıracağını’ belirtti. Ayrıca diğer ülkelerin de nükleer silahları caydırıcı bir araç olarak edinme isteği gösterdiğini bildirdi.

Kuzey Kore lideri Kim Jong-un ve kızı Kim Ju-ae, 27 Ocak 2026’da Kuzey Kore'nin açıklanmayan bir yerinde füze fırlatma testini denetliyor. (EPA)Kuzey Kore lideri Kim Jong-un ve kızı Kim Ju-ae, 27 Ocak 2026’da Kuzey Kore'nin açıklanmayan bir yerinde füze fırlatma testini denetliyor. (EPA)

Dünya çapında gerginliğin arttığı bir sır değil. Böyle bir dönemde, silahsızlanma veya en azından silahların kontrol altına alınmasına yönelik önlemler daha da önem kazanıyor. Uluslararası güvenliğin kötüye gitmesi, harekete geçmemek için bir mazeret olamaz; aksine, özellikle son zamanlarda ‘Batı elitleri’ hakkında duydukları haberlerden endişe duyan insanları yatıştırmak için acil önlemler alınması için bir teşvik olmalı.


İtalya, demiryolu ağını hedef alan bir sabotaj eylemini soruşturuyor

İtalyan polisi olası sabotaj olayını araştırıyor (Reuters)
İtalyan polisi olası sabotaj olayını araştırıyor (Reuters)
TT

İtalya, demiryolu ağını hedef alan bir sabotaj eylemini soruşturuyor

İtalyan polisi olası sabotaj olayını araştırıyor (Reuters)
İtalyan polisi olası sabotaj olayını araştırıyor (Reuters)

Reuters'ın haberine göre bir yetkili, İtalyan polisinin, kuzeydeki Bologna kenti yakınlarındaki demiryolu hatlarına elektrik sağlayan kablolara zarar veren ve tren gecikmelerine neden olan olası bir sabotaj eylemini soruşturduğunu açıkladı.

İtalyan devlet demiryolu şirketi Ferrovie dello Stato, Kış Olimpiyatları'nın başlamasından bir gün sonra meydana gelen sorunun herhangi bir teknik arızadan kaynaklanmadığını belirtti.

Polis sözcüsü, yangının "kundaklama olduğuna inanıldığını" ancak henüz kimsenin sorumluluğu üstlenmediğini duyurdu. Sözcü, olay yerinde ulaşım polisi ve terörle mücadele birimlerinin inceleme yaptığını açıkladı.

Yangın, Bologna ve Venedik arasındaki hattı etkilemekle kalmadı, aynı zamanda Bologna ve Milano arasındaki ve Adriyatik kıyılarına giden yollarda da trafik aksamalarına neden oldu.

Milano, Venedik'ten trenle ulaşılabilen Cortina ile birlikte Kış Olimpiyatlarına ev sahipliği yapıyor.

Paris'te düzenlenen 2024 Yaz Olimpiyatlarında, sabotajcılar ülke genelinde şafak vakti bir dizi saldırı düzenleyerek Fransa'nın TGV yüksek hızlı tren ağını hedef almış ve açılış töreninden saatler önce trafik kaosuna neden olmuştu.

İtalyan devlet demiryolu şirketi Ferrovie dello Stato, aksaklıklara rağmen tren seferlerinin devam ettiğini açıkladı.