Trump'ın politikalarından rahatsız olan ABD'li bilim insanlarını çekmek için Avrupa'dan hamle

AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, Avrupa'yı araştırmacılar için cazip hale getirmek üzere 500 milyon euroluk ek bir bütçe açıkladı

Avrupa Birliği (AB) Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen Sorbonne'da yaptığı konuşmada, 2025, 2026 ve 2027 yıllarında bilimsel araştırmalar için 500 milyon euro ek kaynak sağlama taahhüdünü açıkladı. (Reuters)
Avrupa Birliği (AB) Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen Sorbonne'da yaptığı konuşmada, 2025, 2026 ve 2027 yıllarında bilimsel araştırmalar için 500 milyon euro ek kaynak sağlama taahhüdünü açıkladı. (Reuters)
TT

Trump'ın politikalarından rahatsız olan ABD'li bilim insanlarını çekmek için Avrupa'dan hamle

Avrupa Birliği (AB) Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen Sorbonne'da yaptığı konuşmada, 2025, 2026 ve 2027 yıllarında bilimsel araştırmalar için 500 milyon euro ek kaynak sağlama taahhüdünü açıkladı. (Reuters)
Avrupa Birliği (AB) Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen Sorbonne'da yaptığı konuşmada, 2025, 2026 ve 2027 yıllarında bilimsel araştırmalar için 500 milyon euro ek kaynak sağlama taahhüdünü açıkladı. (Reuters)

Fransa ve Avrupa Birliği (AB) Komisyonu'nun ortak davetiyle dün Paris'teki prestijli Sorbonne Üniversitesi'nde bir araya gelen büyük bir kalabalık, üniversiteleri, enstitüleri ve araştırma merkezleri Başkan Donald Trump yönetimi tarafından siyasi, akademik ve mali açıdan sıkıştırılan ve bu yüzden ABD'den ayrılmak isteyen Amerikalı ya da Amerikalı olmayan araştırmacı ve bilim insanlarına bir alternatif sunmak için toplandı.

Avrupalılar ya da en azından bazıları, Atlantik'in diğer yakasındaki mevcut gergin ortamdan faydalanarak, iki kıyı arasındaki bilimsel ve teknolojik uçurumu kapatmak amacıyla, açık Avrupa ‘modelini’ teşvik etmek istiyor. Eğer yeni Avrupa çağrısı başarılı olursa, bu, Avrupalı araştırmacılar ve bilim insanları her zaman bilimsel olarak daha gelişmiş ve araştırma projelerini finanse etme kapasitesi yüksek ABD'ye yöneldiği bir dönemde, tersine bir ‘beyin göçü’ yolunu açacaktır.

sdefrg
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron dün Elysee Sarayı'nın girişinde Avrupa Birliği (AB) Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'i karşıladı. (EPA)

Sorbonne Üniversitesi'nin ev sahipliğinde düzenlenen ve bilimsel araştırma bakanları, akademisyenler, araştırmacılar, üniversite temsilcileri, bilimsel enstitü yöneticileri ve öğrencilerden oluşan geniş bir dinleyici kitlesinin katıldığı Bilim için Avrupa'yı Seçin Konferansı’nın kapanış konuşmasını yapan Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, kendisi ve AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen adına Sorbonne çağrısını başlatmaktan çekinmedi. Von der Leyen, Fransa'nın başkentine bu dosyayla ilgilenen AB Komisyonu üyeleriyle birlikte geldi. Dün itibariyle, açıkça ABD'ye yönelik olan ve Trump yönetiminin yaklaşımına bir ‘itham’ teşkil eden Avrupa girişimine ABD'den herhangi bir tepki gelmedi. Söz konusu adımı atmakla Avrupalılar, ABD'li ortaklarıyla yeni bir ‘cephe’ açmış olacak. Ukrayna ve Gazze Şeridi'ndeki savaşlar, gümrük tarifeleri, çevre ve çölleşme gibi bilinen anlaşmazlık cephelerine yenilerini ekleyecekler.

xscdfv
Avrupa Birliği (AB) Komisyonu'nun Startup, Araştırma ve İnovasyondan Sorumlu Üyesi Ekaterina Zaharieva dün Sorbonne'da düzenlenen konferansta bir konuşma yaptı. (AFP)

Bilim insanları için bir cennet

İlginçtir ki Macron ve Von der Leyen, isim vermeden Trump'a ve politikalarına saldırmaktan çekinmedi. Macron’un bilim insanları ve araştırmacılar için ‘basit’ bir mesajı vardı: “Eğer özgürlüğü seviyorsanız, gelin ve özgür kalmamıza yardımcı olun. Burada araştırma yapın, daha iyi olmamıza yardımcı olun ve geleceğimize yatırım yapın.” Ona göre Avrupa, bilim insanları ve araştırmacılar için ‘bir cennet haline gelmeli’. Fransa Cumhurbaşkanı sözlerine şöyle devam etti: “Sorbonne çağrısı, bilim için çalışmak ve modelimizi savunmak isteyen, kendilerine dayatılan değil, kendi seçtikleri bir toplum isteyen, belli bir özgürlük fikrine sahip olan, kadın-erkek eşitliği, halklar arasında kardeşlik ve çağımızın sorunlarına cevap bulmak isteyen tüm özgür insanlara yöneliktir. Yarının demokrasilerinin kanseri yok etmede, iklim değişikliğini sağlamada, uzayı ve derin deniz yatağını daha iyi anlamada ve nihayetinde insanlığın ilerlemesine hizmet edecek bilgiyi inşa etmede daha güçlü olacağına inanan bu Avrupa'ya katılın. Bu özgürlük, bilgi ve bilim modeli için birleşin. Bizim inandığımız model budur.” Macron ABD'de işlerin gidişatından duyduğu şaşkınlığı ise şöyle dile getirdi: “Hiç kimse dünyanın en büyük demokrasilerinden birinin, şu ya da bu araştırmacının vize alma hakkını bir çırpıda iptal edeceğini düşünemezdi. Ama öyle oldu.”

frgthy
Sorbonne'da dün düzenlenen seminerlerden (EPA)

Fransa Cumhurbaşkanı, ABD'nin geride bırakıyor gibi göründüğü araştırma ve yaratıcılık özgürlüğü sayesinde, Avrupa'nın 500 Nobel ödüllü bilim insanı yetiştirdiğine dikkat çekti. Macron, her iki cinsiyetten gençleri bilimsel araştırmalara katılmaya teşvik ederek bilimsel araştırmalara yeni bir kan enjekte etmek istiyor, zira ona göre ‘Avrupa’nın her türlü yeteneği bilime çekmeye ihtiyacı var’. Fransa Cumhurbaşkanı her fırsatta Avrupa'nın ‘bağımsızlığını, sağlamlığını ve gücünü bilgi, özgür ve açık araştırma ve buna katılacak bugünün ve yarının gençleri aracılığıyla inşa etmeye devam edeceğini’ yineliyor. Macron, Trump'ın politikaları, Ukrayna savaşına yaklaşımı, NATO'nun geleceğine ilişkin belirsizlik ve Avrupa'nın Çin ile rekabete odaklanmak adına eski kıtayı unutma korkusu nedeniyle güçlü bir şekilde ön plana çıkan ve çok sayıda destekçi kazanan ABD'ye karşı, savunma da dahil olmak üzere Avrupa'nın ‘stratejik özerkliğini’ inşa etmek için 2017'de aynı salondan yaptığı çağrının önemini birden fazla kez hatırlattı. Macron, İngiltere, Norveç, İsviçre ve hatta Hindistan gibi AB dışındaki ülkeleri zamanın çeşitli zorluklarıyla yüzleşmek için iş birliği yapmaya ve birlikte çalışmaya davet ederek AB sınırlarının ötesinde uluslararası iş birliğine kapı açtı. Şarku’l Avsat’a konuşan Avrupalı bir kaynak, ABD'de akademik özgürlüklere yönelik tehdidin, AB’nin stratejik çıkarlarını ve küresel vizyonunu savunmak ve Avrupa'nın araştırmacılar ve bilim insanları için ‘cazip bir kutup olmaya devam ettiğini’ göstermek için fırsat olduğunu söyledi. Paris'e göre araştırmalar sağlık, çevre, biyoçeşitlilik, dijitalleşme, yapay zekâ, uzay ve tarım gibi kilit sektörlere odaklanmalı.

AB'nin planı

Eğer para savaşın belkemiği ise bilim adamlarını ve bilimsel araştırmaları cezbetme savaşı da bir istisna değildir. Macron, Paris'in Amerikalı ve yabancı araştırmacıları cezbetmek için ek 100 milyon euro tahsis edeceğini açıkladı. AB adına konuşan Von der Leyen ise daha iddialıydı. 2025-2027 dönemi için AB Komisyonu'nun ‘Avrupa'yı araştırmacılar için bir cazibe merkezi haline getirmek üzere’ 500 milyon euro ek kaynak sağlayacağını ve bu miktarın 2021-2027 dönemi için halihazırda 16 milyar euronun üzerinde bir bütçeye sahip olan Avrupa Araştırma Konseyi'ne (ERC) aktarılacağını duyurdu. Von der Leyen ayrıca, AB üye ülkelerinin 2030 yılına kadar araştırma ve geliştirmeye gayri safi yurt içi hasılalarının (GSYİH) yüzde 3'ü oranında yatırım yapmalarını istediğini söyledi.

as
Sorbonne’daki Bilim için Avrupa'yı Seçin Konferansı’na katılan Avrupalı yetkililer (EPA)

Macron'dan önce konuşan Avrupalı yetkili, 27 üyeli AB'nin yeni Avrupa mevzuatı yoluyla ‘bilimsel araştırma özgürlüğünü yasalarla güvence altına alma’ niyetinde olduğunu belirterek, “Dünya genelinde artan tehditler karşısında Avrupa'nın ilkelerinden ödün vermeyeceğini” ifade etti. Aynı şekilde Avrupa'nın bilimsel kimliğini de şu sözlerle vurgulamaya çalıştı: “Araştırma, yenilik, bilim ve teknolojiyi ekonomimizin merkezine koymayı seçiyoruz. Üniversitelerin toplumlarımızın ve yaşam tarzımızın temel direği olduğu bir kıta olmayı seçiyoruz.”

Von der Leyen, sakin yaklaşımları tercih eden ve çatışmacı olmayan doğası ile tanınan biridir; ancak dün bu alışkanlığını bozarak Trump'ın araştırma politikasına açık bir şekilde saldırdı. Trump yönetimi şimdiye kadar 380 araştırma bursunu iptal etmiş ve üniversiteleri ve enstitüleri federal yardımdan mahrum bırakarak kendi otoritesi altına almaya çalışmışken, Avrupalı yetkili bu önlemleri ve eğilimleri eleştirmekten ve “Hepimiz bilimin pasaportu, cinsiyeti, ırkı ve siyasi partisi olmadığı konusunda hemfikir olabiliriz” vurgusunu yapmaktan çekinmedi. “Çeşitliliğin insanlığın bir değeri ve bilimin can damarı olduğuna inanıyoruz. Bu, dünyanın en değerli varlıklarından biridir ve korunmalıdır” diyen Von der Leyen, özgür ve açık araştırmayı baltalamanın ‘büyük bir yanlış hesaplama’ olduğunu ifade etti.

Deklarasyon başka bir şey, gerçeklik başka bir şey. Avrupa'nın iyimserliğine rağmen, Avrupa bürokrasisinin üstesinden nasıl gelineceği ve ulusal düzeyde planlananların genel Avrupa ‘planının’ ayrıcalığı olanlarla nasıl birleştirileceği gibi pek çok soru ortaya çıkıyor. Bazı Fransız akademisyenler, Fransız araştırma sektörü sınırlı kaynaklardan muzdarip iken yeni vaatler karşısında ‘şaşkınlıklarını’ ifade etmekten çekinmediler.



ABD'den İran'a 5 saatlik bombardıman... Hürmüz'de iki tankere saldırı

ABD'den İran'a 5 saatlik bombardıman... Hürmüz'de iki tankere saldırı
TT

ABD'den İran'a 5 saatlik bombardıman... Hürmüz'de iki tankere saldırı

ABD'den İran'a 5 saatlik bombardıman... Hürmüz'de iki tankere saldırı

ABD ile İran arasındaki askeri çatışmalar salı günü de devam ederken, operasyonların kapsamı bölgedeki hedef ve askeri üslere doğru genişledi.

ABD ordusu, Başkan Donald Trump'ın talimatıyla İran'a yönelik yeni bir hava saldırısı dalgasını tamamladığını açıkladı. ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), yaptığı açıklamada, "Beş saat süren görev kapsamında ABD güçleri, İran genelindeki askeri hedefleri başarıyla vurdu. Saldırılar Buşehr, Çabahar, Cask, Konarak, Ebu Musa Adası ve Bender Abbas'taki hedefleri kapsadı" ifadelerini kullandı.

İran Devrim Muhafızları ise salı günü yaptığı açıklamada, Ürdün'deki bir ABD hava üssünü balistik füzelerle hedef aldığını duyurdu. Ürdün ordusu ise ülke hava sahasına giren dört füzeyi imha ettiğini belirterek, ülkenin egemenliğine yönelik her türlü ihlalin kararlılıkla karşılık bulacağını vurguladı. Açıklamada, son aylarda İran füzelerinin Ürdün topraklarına düşmesinin tekrarlandığına dikkat çekildi.

Sahadaki bir diğer önemli gelişmede ise Birleşik Arap Emirlikleri, sabaha karşı yaptığı açıklamada, Hürmüz Boğazı'nın güney geçiş koridorunda seyreden ülkeye ait "Mombasa" ve "Al Bahiyah" adlı iki ulusal tankerin İran tarafından fırlatılan iki seyir füzesiyle hedef alındığını duyurdu. Saldırıda mürettebattan bir kişi hayatını kaybederken, sekiz kişi de yaralandı.

ABD Başkanı Donald Trump, pazartesi akşamı yaptığı açıklamada, Amerikan güçlerinin Hürmüz Boğazı'yla bağlantılı İran askeri kapasitesini hedef almaya devam ettiğini söylemiş, önümüzdeki iki gün içinde yeni saldırılar düzenlenebileceği mesajını vermişti. Trump ayrıca, İran'ın tutumunu değiştirmesi halinde siyasi bir uzlaşma ihtimalinin hâlâ masada olduğunu belirtirken, ülkesinin ortaya çıkabilecek yeni tehditlere karşı gerekli adımları atacağını vurgulamıştı.


Güç mücadelesinin merkezinde yapay zekâ... Birleşmiş Milletler küresel yönetişimi kurmada başarılı olacak mı?

Büyük güç rekabeti ortamında küresel yapay zekâ yönetişimini kurmaya yönelik uluslararası çabaları gösteren yapay zekâ tarafından oluşturulmuş bir illüstrasyon (Şarku’l Avsat)
Büyük güç rekabeti ortamında küresel yapay zekâ yönetişimini kurmaya yönelik uluslararası çabaları gösteren yapay zekâ tarafından oluşturulmuş bir illüstrasyon (Şarku’l Avsat)
TT

Güç mücadelesinin merkezinde yapay zekâ... Birleşmiş Milletler küresel yönetişimi kurmada başarılı olacak mı?

Büyük güç rekabeti ortamında küresel yapay zekâ yönetişimini kurmaya yönelik uluslararası çabaları gösteren yapay zekâ tarafından oluşturulmuş bir illüstrasyon (Şarku’l Avsat)
Büyük güç rekabeti ortamında küresel yapay zekâ yönetişimini kurmaya yönelik uluslararası çabaları gösteren yapay zekâ tarafından oluşturulmuş bir illüstrasyon (Şarku’l Avsat)

Birleşmiş Milletler'in geçen hafta Cenevre'de düzenlediği yapay zekâ yönetişimi konulu ilk küresel diyaloğun sona ermesi, uluslararası kuruluşun hızla gelişen sektördeki dönüşümlere ayak uydurma kapasitesini yeniden gündeme taşıdı.

Bu süreç, büyük güçlerin en gelişmiş yapay zekâ modellerine, en yüksek performanslı çiplere ve bu sistemleri çalıştırabilecek altyapıya sahip olmak için rekabet ettiği bir dönemle eş zamanlı geliyor. BM ise bu teknolojinin beraberinde getirdiği riskleri sınırlamak amacıyla küresel yönetişim ilkeleri oluşturmanın yollarını arıyor.

"Yapay zekâ yönetişimi" kavramı, bu teknolojinin geliştirilmesi ve kullanımını düzenleyen kurallar ile denetim mekanizmalarının oluşturulmasını ifade ediyor.

Bu alandaki temel zorluk, yapay zekânın ulusal güvenlik, ekonomik büyüme ve askeri üstünlük hesaplamalarının merkezinde yer almaya başlamasından kaynaklanıyor. Bu nedenle hükümetler düzenleyici kurallara kendi stratejik çıkarları açısından yaklaşırken, büyük yapay zekâ modellerini geliştiren şirketler uluslararası kurumların ve ulusal yasaların hızını aşan bir tempoda ilerliyor.

fregh6j
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres, 6 Temmuz 2026'da İsviçre'nin Cenevre kentinde düzenlenen Yapay Zekâ Yönetişimi konulu ilk Küresel Diyalog'un açılış konuşmasını yaparken (AFP)

Bu çerçevede ABD'nin önde gelen düşünce kuruluşlarından Brookings Enstitüsü, yapay zekâ için etkili bir uluslararası yönetişim sisteminin yeni bir küresel kurum kurulmasından ziyade, mevcut düzenleyici yapıların koordine edilmesine, hükümetler, uluslararası kuruluşlar ve özel sektör arasındaki iş birliğinin güçlendirilmesine bağlı olduğunu değerlendiriyor. Bu yaklaşımda BM'nin, söz konusu çabaları ortak bir çerçevede birleştiren koordinatör rol üstlenmesi öngörülüyor.

Büyük güçlerin yaklaşımları

Washington, yapay zekâ alanındaki liderliğini korumanın uzun vadede ekonomik ve güvenlik açısından üstünlük sağlayacağının farkında. ABD, Çin'in ilerlemesini yavaşlatmak ve kritik Amerikan endüstrilerini korumak amacıyla gelişmiş çiplerin ve ilgili teknolojilerin ihracatına yönelik kısıtlamaları uygulamaya koydu.

Buna karşılık Pekin, yerli çip üretim kapasitesini artırmaya ve açık kaynaklı yapay zekâ modellerini geliştirmeye çalışıyor. Bu modeller, geliştiricilerin üzerine yeni uygulamalar inşa etmesine ve teknolojiyi ilerletmesine olanak sağlıyor. Çin ayrıca gelişmekte olan ülkelerin teknolojiye erişiminin genişletilmesini savunan bir aktör olarak kendini konumlandırıyor ve bu yolla küresel dijital ekonominin geleceğinin şekillendirilmesindeki etkisini artırmayı hedefliyor.

Avrupa Birliği ise düzenlemeler yoluyla küresel etkisini güçlendirmeye çalışıyor. AB, büyük pazar hacminden ve uluslararası şirketleri kendi standartlarına uymaya zorlayabilecek düzenleme kapasitesinden yararlanıyor. Bu yaklaşım, büyük yapay zekâ modellerinin geliştirilmesinde lider olmamasına rağmen, küresel düzenleyici ortamın şekillenmesinde AB'ye önemli bir etki alanı sağlıyor. Bu durum, her birinin siyasi ve ekonomik öncelikleri farklı olan çoklu düzenleyici sistemlere doğru ilerleyen küresel eğilimi yansıtıyor.

Uluslararası meşruiyet ve uygulama sorunları

Bu ortamda BM, hükümetler, uzmanlar, şirketler ve sivil toplum arasındaki diyalog yoluyla yapay zekâ yönetişimi sürecine uluslararası meşruiyet kazandırmaya çalışıyor.

Dünya ülkelerinin büyük bölümünü temsil etmesi, BM'ye sınırlı sayıdaki ittifakların sahip olmadığı bir avantaj sağlıyor. Özellikle yapay zekâ alanındaki kararların, büyük teknoloji şirketlerine veya gelişmiş hesaplama kapasitesine sahip olmayan ülkeleri de etkileyecek olması bu rolün önemini daha da artrıryor.

Ancak ülkeleri aynı masa etrafında toplamak, üzerinde uzlaşılan kararları uygulamaya zorlayabilmek anlamına gelmiyor. BM, üye ülkelerin iradesine dayanıyor ve büyük güçleri veya teknoloji şirketlerini ortak kuralları uygulamaya mecbur bırakacak doğrudan zorlayıcı bir yetkiye sahip değil.

edfrgty
BM tarafından 6 Temmuz 2026'da İsviçre'nin Cenevre kentinde düzenlenen Yapay Zekâ Yönetişimi konulu ilk Küresel Diyalog'un logosu (AFP)

Ayrıca Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi içindeki görüş ayrılıkları ve Washington-Pekin gerilimi, yakın gelecekte bağlayıcı bir uluslararası sistem oluşturulması ihtimalini zayıflatıyor.

Şarku’l Avsat’ın İngiliz Financial Times gazetesinden aktardığına göre BM'nin yapay zekâ danışma kurulunda görev yapan iki uzmanın yazdığı mektupta; güvenlik standartlarını destekleyecek ve hükümetlerin düzenleme kapasitelerini geliştirmelerine yardımcı olacak bağımsız, bilimsel bir uluslararası kurum kurulması çağrısında bulunuldu. Uzmanlar, kuralların sınırlı sayıdaki ülke ve şirketin elinde şekillenmesinin risklerine dikkat çekti.

Dijital uçurumun azaltılmasında BM'nin rolü

Dijital eşitsizlik konusu, BM'nin pratik bir rol üstlenebileceği en önemli alanlardan biri olarak görülüyor. Dünyadaki birçok ülke, gelişmiş yapay zekâ modelleri geliştirmek için gerekli finansal kaynaklara, enerji altyapısına veya verilere sahip değil.

Bu ülkeler, önceliklerini belirleme süreçlerine dahil olmadıkları yabancı şirketlerin geliştirdiği teknolojilere bağımlı hale gelebilir.

Bu durum, BM'ye kapasite geliştirme, düzenleyici kurumların eğitilmesi, dijital altyapıya erişimin artırılması, yapay zekâ sistemlerindeki önyargıları azaltacak standartların belirlenmesi, mahremiyetin korunması ve dezenformasyonla mücadele gibi alanlarda etkili olma fırsatı sunuyor.

Bu adımların, ülkeler arasındaki dijital uçurumun azaltılmasına katkı sağlaması hedefleniyor.

Büyük güçlerin kabulüne bağlı etki

Mevcut uluslararası rekabet ortamında kapsamlı bir küresel yapay zekâ anlaşması oluşturmak zor görünüyor. Daha gerçekçi görünen yaklaşım; ortak ilkeler, teknik standartlar ve risklerin niteliğine göre zaman içinde gelişecek kısmi uzlaşılar üzerine kuruluyor.

BM, bu sürece daha geniş bir meşruiyet kazandırma kapasitesine sahip. Ancak başarısı, büyük güçleri ortak kuralların kendi çıkarlarına hizmet edeceğine ve yapay zekâ yarışının beraberinde getirdiği riskleri azaltacağına ikna edebilmesine bağlı olacak.

Bu anlayış oluşmadığı sürece yapay zekâ yönetişimi Washington ile Pekin arasındaki rekabet alanı olmaya devam edecek; BM ise yapay zekâ yarışını yönlendiren bir aktörden ziyade bir diyalog platformu konumunda kalacak.

BM'nin küresel yapay zekâ yönetişimi oluşturma çabalarının başarısı, ilk küresel diyaloğun başlattığı süreci teknolojik gelişmelerin hızına ayak uydurabilecek somut adımlara dönüştürme ve uluslararası rekabet ile küresel iş birliği arasındaki farkı azaltma kapasitesine bağlı olacak.


İsrail Parlamentosu, Tevrat öğrenimini "temel ulusal değer" ilan eden yasayı kabul etti

Netanyahu Knesset'te konuşuyor (Arşiv- EPA)
Netanyahu Knesset'te konuşuyor (Arşiv- EPA)
TT

İsrail Parlamentosu, Tevrat öğrenimini "temel ulusal değer" ilan eden yasayı kabul etti

Netanyahu Knesset'te konuşuyor (Arşiv- EPA)
Netanyahu Knesset'te konuşuyor (Arşiv- EPA)

İsrail Parlamentosu (Knesset), dün Tevrat öğrenimini devletin "temel değerlerinden biri" olarak tanımlayan yasayı kabul etti. Düzenleme, Haredi (ultra-Ortodoks) Yahudi erkeklerin zorunlu askerlik hizmetinden muaf tutulmasına yönelik girişimleri güçlendiren bir adım olarak değerlendiriliyor.

Yasa, 27 Ekim'de yapılacak genel seçimler öncesinde Knesset'in feshedilmesine sayılı günler kala, son oylamalarda kabul edildi. Düzenleme, Başbakan Binyamin Netanyahu ile hükümetini destekleyen dini partiler arasında aylar süren zorlu müzakerelerin ardından yasalaştı.

Yasanın kabul edilmesinin, tartışmalı askerlik muafiyeti meselesi nedeniyle Netanyahu'ya destek vermekte isteksiz davranan dini partilerin koalisyona desteğini güçlendirmesi bekleniyor.

Haziran ayında ilk oylamadan geçen yasa tasarısı, süreç içinde çeşitli değişikliklere uğradı.

Başlangıçta "Tevrat Öğrenimine İlişkin Temel Yasa" adını taşıyan taslakta, dini okul öğrencilerinin haklarını askerlerin haklarıyla eşitleyen madde, Netanyahu'nun lideri olduğu Likud Partisi milletvekillerinin desteğini sağlamak amacıyla metinden çıkarıldı.

Nihai haliyle kabul edilen yasada ise yalnızca "Tevrat öğrenimi, Yahudi halkının mirasının ve İsrail Devleti'nin temel değerlerinden biridir" ifadesi yer aldı.

Söz konusu değişiklik, muhalefetin yanı sıra iktidar koalisyonu içinde de sert eleştirilere neden oldu. Likud Milletvekili Dan Illouz, tepki olarak partisinden istifa etti.

wderft5y
Maliye Bakanı Bezalel Smotrich, Knesset oturumu sırasında Netanyahu ile görüşüyor (arşiv - Reuters)

Illouz, "Yasanın amacını açıkça ortaya koyan maddenin çıkarılması ne yasanın niteliğini ne de gerçek hedefini değiştiriyor. Bu yasa fiilen askerlik muafiyetine meşruiyet kazandırmak için kullanılacak" ifadelerini kullandı.

İsrail'de onlarca yıldır Haredi erkeklerin büyük bölümü, dini eğitim kurumlarına tam zamanlı öğrenci olarak kayıt yaptırarak zorunlu askerlik hizmetinden muaf tutuluyor.

Ancak İsrail Yüksek Mahkemesi bu uygulamanın hukuka aykırı olduğuna hükmetmiş, iki yılı aşkın süredir devam eden savaş nedeniyle personel sıkıntısı yaşayan İsrail ordusu ise daha fazla kişinin askere alınmasını talep etmişti.

Koalisyon hükümeti, doğrudan askerlik muafiyeti getiren ve mahkeme tarafından iptal edilme ihtimali bulunan bir yasa yerine, İsrail'de anayasal nitelik taşıyan "Temel Yasa" statüsündeki bu düzenlemeyi kabul ederek dolaylı bir yol izledi.

Yasa karşıtları, düzenlemenin Haredi erkeklerin askerlik yapmamasına açıkça yer vermese de buna hukuki zemin hazırladığını savunuyor.

Şarku’l Avsat’ın İsrail basınından aktardığına göre Maliye Bakanlığı da düzenlemeye karşı çıktı. Bakanlık, Tevrat öğrenimi hakkının eşitlik ilkesinin önüne geçirilmesinin bütçe önceliklerini ciddi biçimde zedeleyebileceği uyarısında bulundu.

Buna karşılık Haredi partiler Şas ve Birleşik Tevrat Yahudiliği, söz konusu yasaya verdikleri destek karşılığında Likud'un sunduğu diğer yasa tasarılarını desteklemeyi kabul etti.

Eski İsrail Genelkurmay Başkanı ve yaklaşan seçimlerde Netanyahu'nun başlıca rakiplerinden biri olarak görülen Gadi Eisenkot ise hükümeti eleştirerek, "Hükümet, Knesset'in bu yasama döneminin son günlerini orduya zarar verecek yasaları geçirmek için kullanıyor" değerlendirmesinde bulundu.

Knesset'in mevcut yasama döneminin 17 Temmuz'da resmen sona ermesi bekleniyor.