İran, Husiler ve İsrail: Washington karşısındaki üçlü ittifakhttps://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/5141106-i%CC%87ran-husiler-ve-i%CC%87srail-washington-kar%C5%9F%C4%B1s%C4%B1ndaki-%C3%BC%C3%A7l%C3%BC-ittifak
İran, Husiler ve İsrail: Washington karşısındaki üçlü ittifak
ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
Hüda Rauf
İran ile ABD arasındaki müzakereler, her iki müzakereci ve arabulucu tarafın iyimser ve olumlu açıklamalarıyla ilerleyen üç turdan sonra durdu. Dördüncü turun ertelenmesi, ABD-İran arasında geçici veya kalıcı bir anlaşmaya varılma şansı konusunda soru işaretlerine yol açtı.
Donald Trump'ın göreve gelmesinden bu yana tüm göstergeler, hem İran hem de Amerikan tarafının bir anlaşma imzalamaya hazır ve niyetli olduğuna işaret etse de, şimdilik görüşmelerin üçüncü turda durmasının -ama bu geçici ve yakında dördüncü turla devam edecek gibi görünüyor- her bir tarafın istediği şeyin teknik ayrıntılarından ibaret olmayan başka nedenleri de vardı. Nitekim Washington'daki bazı taraflar İran'ın nükleer programının tamamen ortadan kaldırılmasından bahsederken, diğerleri ise sıfır zenginleştirmeden bahsediyor ve İran her ikisini de reddediyor.
Trump yönetiminin İran ile müzakerelerdeki temsilcisi Steve Witkoff, Tahran'ın uranyumu yüzde 3.67 oranında zenginleştirme hakkı olduğunu söylese de, ertesi gün İran'ın uranyum zenginleştirmemesi gerektiğini açıkladı. Ardından Dışişleri Bakanı Marco Rubio, İran'ın uranyum zenginleştiren tek nükleer olmayan ülke olmak istediğini söyledi.
Öte yandan İran'ın yüzde 3.67 oranında uranyum zenginleştirme imkânına sahip olması durumunda bu oranın barışçıl amaçlarla uyumlu olmadığı belirtiliyor. Zira birkaç hafta içinde yüzde 20, sonra yüzde 60 ve en sonunda da yüzde 90 zenginleştirme oranına ulaşabilir ki bu da silah üretmek için gereken oran.
Her iki taraftan gelen belirsiz açıklamalara rağmen İran ve Washington'un çok yakında bir anlaşmaya varma noktasında olduğu kesin. Ancak görüşmelerdeki duraklamanın bölgesel bir başka gelişmeyle bağlantılı olduğu anlaşılıyor. İran'da Recai Limanı’nda ağır kayıplara yol açan ve etkileri halen devam eden bir patlama meydana gelirken, Husilerin İsrail hedeflerine yönelik saldırısı gerçekleşti. Husilere ait bir insansız hava aracı İsrail'deki enerji merkezini çevreleyen köprünün yakınına düşerek geniş çaplı bir hasara yol açtı. İsrail güvenlik birimlerinin yaptığı değerlendirmelerde, Husilerin Ben Gurion Havalimanı'na yeni tip bir füze fırlattığı belirtiliyor. Saldırı üzerine İsrail, İran’ı hedef alma ve eleştirme bahanesi bulma fırsatını kaçırmayarak, Tahran’ı Husi saldırısının arkasında olmakla suçladı.
İran'ın yıllardır Husilere askeri, mali ve lojistik destek sağladığı biliniyor. Ancak İsrail, bu olayı İran'ı eleştirmek ve Washington ile yürüttüğü müzakereler kapsamında ona baskı yapmak için kullandı. Öte yandan İran da Husi saldırılarını, Washington'u Kızıldeniz'deki saldırıları durdurmaları için Husileri etkileme gücüne sahip olduğuna ikna etmek amacıyla kullanıyor ve bu, İran'ın bilinen meseleleri birbirine bağlama politikasıyla örtüşüyor.
Daha sonra üçüncü tur görüşmelerin ardından müzakereler durdu, ama dördüncü tur görüşmeler yakın. Trump da Husiler ile Kızıldeniz'de ABD gemilerine yönelik saldırıların durdurulması ve ABD’nin Yemen'deki Husilere yönelik saldırılarının durması konusunda anlaşmaya vardıklarını duyurdu.
Bilhassa saldırılardan zarar gören Mısır ve Suudi Arabistan gibi Kızıldeniz'e kıyısı olan bölge ülkeleri olduğu için, iki taraf arasındaki saldırıların durması, bölgede sükunetin sağlanması ve gerginliğin azalması için olumlu bir gösterge. Suudi Arabistan, Yemen'de gerginliğin azaltılması ve Yemen krizinin barışçıl bir şekilde çözülmesi amacıyla bu anlaşmaya mutlaka destek verecektir. Ancak anlaşma diğer yandan, Trump'ın övünebileceği herhangi bir başarı elde etmek isteyen Washington'a baskı yaparak, İran ve İsrail'in çıkarları doğrultusunda birbirlerini nasıl kullandıklarını da ortaya koydu.
Kaldı ki Washington ile Husiler arasındaki anlaşmaya ilişkin soru işaretleri de gündemde; anlaşma Trump'ın bölge ziyareti bitene kadar geçici mi olacak, yoksa devam mı edecek? Yemenli isyancılar sadece İsrail gemilerine saldırmaya devam ederse ne olacak? Bu durum İsrail'in Gazze'ye yönelik saldırılarının durmasına yol açacak mı? Tüm bunlar önümüzdeki ziyaretten sonra cevapları daha da netleşebilecek sorular.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre İran, İsrail ve Husiler, mevcut süreçte çıkarlarını korumak için Amerikan rolünü kullanmayı, ondan faydalanmayı başardılar. Ancak gelişmeler henüz şekillenme aşamasında ve bunların kısa sürede çökecek geçici düzenlemelerle mi yoksa daha uzun süre devam edecek düzenlemelerle mi sonuçlanacağı belirsiz.
G7 Zirvesi: Filizlenen uluslararası ortaklık başarıya ulaşıyor
G7 Zirvesi sırasında Fransa'nın doğusundaki Evian şehrinde çekilen aile fotoğrafı, 16 Haziran 2026 (AFP)
James Jeffrey
Fransa'da 15 Haziran’da G7 Zirvesi’nin düzenlendiği kayda değer bir uluslararası günde yaşandı. Ancak zirve biraz sönük geçti. Dünya Kupası maçlarına eşlik eden heyecan, New York Knicks'in NBA şampiyonluğu ve İran'la ateşkese ilişkin siyasi drama bütün dikkatleri başka yöne çekti. Bununla birlikte bu toplantı, acil manşetlerin ve hızlı haber akışının gerisinde kaldığında bile çok daha uzun soluklu bir öneme sahip. Zirve, yalnızca G7 üyelerini bir araya getirmekle kalmadı. ABD ile güvenlik ittifakı, küresel ticaret ve finans sistemine entegrasyon ve güçlü bölgesel ağırlıkla temellenen uluslararası bir ‘ortaklık’ olarak nitelendirilebilecek yapının diğer kilit aktörlerini de bünyesinde barındırdı. Bu aktörler arasında Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Katar gibi Arap ülkelerinin yanı sıra Güney Kore ve Ukrayna da yer aldı. Söz konusu paylaşılan ortaklık, coğrafi ve kültürel açıdan dar kapsamlı ‘Batı’ kavramının yerini alarak geniş ve etkili bir küresel devletler topluluğunu tanımlıyor.
Avrasya'daki zorluklarla mücadeleye hazırlık
Bu ortaklık bünyesindeki ülkeler ABD önderliğindeki küresel güvenlik ve ekonomik düzeni destekleme kararlılıklarını teyit etmek, ABD'nin çalkantılı ya da geri çekilme eğiliminde olduğu dönemlerde bile bu düzen içindeki iş birliğini derinleştirmeye hazır olduklarını ortaya koymak ve en önemlisi de biri Avrupa'da diğeri Ortadoğu'da olmak üzere iki sıcak savaşı hegemonya güdüsüyle sürdüren Rusya ve İran'ın yarattığı Avrasya'daki askeri zorluklarla mücadele hazırlıklarını ilan etmek gibi belirli hedefler doğrultusunda bir araya geldi. Zirvenin nihai bildirgesi de bunu açıkça yansıttı. Nihai bildirgede, ‘Ukrayna'ya kararlı destek’, ‘İran'ın nükleer silah edinmesinin engellenmesi’ ve ‘Tayvan Boğazı üzerinden tek taraflı statüko değiştirme girişimlerine karşıt tutumun teyit edilmesi’ şeklinde üç net tutum ortaya kondu.
Katılımcılar ayrıca Avrasya'da ticari, teknolojik ve muhtemelen askerî açıdan da tehdit unsuru olan üçüncü büyük dış tehdit olarak değerlendirilen Çin'e yönelik ticari ve ekonomik adımlar atmak üzere de anlaştı. Bu ortaklık söz konusu tehditlere karşı farklı cephelerde ilerleme kaydediyor.
Geçtiğimiz yıllarda medya, anketler, seçimler ve akademik analizler, ABD önderliğindeki uluslararası kolektif güvenlik yapısının iç bölünmelerle ve genel bir hayal kırıklığıyla boğuştuğu izlenimini yarattı.
Bu tablo birkaç ay önce şaşırtıcı görünürdü. Geçtiğimiz yıllarda medya, kamuoyu yoklamaları, seçimler ve akademik analizler, ABD önderliğindeki uluslararası kolektif güvenlik yapısının iç bölünmelerle ve genel bir hayal kırıklığıyla boğuştuğu, dış güvenlik tehditlerini bertaraf etmekten aciz olduğu izlenimini yarattı. Rusya'nın Ukrayna'yı işgali, ardından İran'ın saldırıları ve Orta Doğu'daki İran vekil güçlerinin eylemleri, Çin'in Tayvan'a ve Güney Çin Denizi'ne yönelik hamle için fırsat kolladığı bir ortamda bu ortaklığın kendini savunma kapasitesine ilişkin köklü sorular doğurdu. Bu izlenimi daha da pekiştiren etkenler arasında pek çok ortak ülkedeki ekonomik zayıflık, Kuzey Amerika ve Batı Avrupa'da milliyetçi muhafazakârlarla ilerici evrenselciler arasındaki derin ideolojik kırılmalar ve Başkan Trump'ın ülkesinin onlarca yıl boyunca gayri resmi şekilde öncülük ettiği uluslararası düzene taşıdığı özel çatışmacı eğilim yer aldı.
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve Güney Kore Cumhurbaşkanı Lee Jae-myung, Fransa'nın doğusundaki Evian kentinde düzenlenen G7 Zirvesi kapsamındaki çalışma yemeği öncesinde gerçekleştirilen resmi karşılama töreninde, 16 Haziran 2026 (AFP)
Bununla birlikte bu yılın ortalarına gelindiğinde ortaya çıkan tablo, pek çok tartışma ve analizin ima ettiğinden çok daha iyi görünüyor. Bu ortaklık, Trump'ın şimdiye kadar sürdürdüğü iki cumhurbaşkanlığı döneminin yarattığı iç karışıklık dahil, söz konusu zorluklara karşı genel itibarıyla bütünlüğünü korumayı başardı.
Rusya ve İran'ın saldırılarının dizginlenmesi
2022'den bu yana ortaya çıkan iki büyük askeri zorluğa nasıl yanıt verildiği asıl belirleyici olan nokta oldu. Rusya'nın Ukrayna'ya savaş açmasının, İran’ın bölgedeki vekil güçlerinin saldırılarının, akabinde İran'ın bizzat İsrail ile bölgedeki diğer ülkelere, ayrıca Avrupa'ya ve ABD'ye karşı savaşa dahil olmasının taşıdığı anlam küçümsenemez. Moskova ve Tahran ‘gri bölge’ çatışmaları yürüttü. Rusya bunu 2008 yılında Gürcistan'da başlatarak Kırım'da, Doğu Ukrayna'da, Suriye'de ve Libya'da sürdürdü. İran ise 2000'den bu yana büyük ölçüde vekil güçler aracılığıyla bölge genelinde aynı yaklaşımı izledi. Çıkarlarını ve müttefiklerinin çıkarlarını pekiştirmek amacıyla Gazze, Yemen, Suriye, Irak ve Lübnan'daki iç çatışmalardan yararlandı.
İran'la yaşanan çatışmada ateşkesi hayata geçirmeye yönelik mutabakat muhtırası, Tahran'ın tam anlamıyla yenilgiye uğratılması olarak değerlendirilemese de 2023'ten bu yana süregelen çatışmanın bütününe bakıldığında İran derin bir zafiyet içinde kalıyor.
Ancak Rusya'nın Ukrayna'ya karşı başlattığı savaş, küresel düzende ciddi gedik açtı ve yeni bir uluslararası kaos dalgasının kapısını araladı. Büyük güçler, İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana sömürge karşıtı kurtuluş savaşlarından Kore, Vietnam ve defalarca Afganistan'da yaşanan türden iç savaşlara kadar pek çok çatışmaya dahil oldu. Ne var ki bu güçler, İkinci Dünya Savaşı'nın arifesinde Almanya, Japonya ve Sovyetler Birliği'nin yaptığı biçimde bütün devletleri ortadan kaldırmayı hedefleyen bir saldırganlıktan her zaman kaçındı. Rusya'nın 2022'de Ukrayna'yı silmek, topraklarını ve halkını ilhak etmek için giriştiği açık saldırı, büyük bir nükleer güçten ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) daimî üyesinden gelen aleni tecavüzdü ve Avrasya'yı derin bir krize sürükledi.
Benzer biçimde Hamas'ın 7 Ekim 2023'teki saldırısı da sınırlı füze bombardımanı, terör operasyonları ve kısa süreli çatışmaların ötesine geçerek İsrail'in bir bölümünü ele geçirmeyi hedefledi. Kısa süre içinde İran’ın diğer vekil güçleri de çatışmalara katıldı, ardından 2024 yılına kadar İran'ın kendisi iki büyük balistik füze saldırısıyla sahneye çıktı. Çatışma daha sonra Gazze'deki kara harekâtlarından Lübnan ve Suriye'ye, Yemen kıyılarında ABD ile Husiler ve zaman zaman Avrupa deniz kuvvetlerinin katıldığı deniz-hava savaşından 2025 ve 2026'da gerçekleştirilen ABD-İsrail ortak bombardıman seferlerine ve ardından gelen İran'ın karşı saldırılarına kadar geniş bir coğrafyaya yayıldı. Bu gelişmeler, 1990'da Saddam Hüseyin'in Kuveyt'i işgalinden beri bölgenin tanık olmadığı türden bir İran bölgesel hegemonik girişimini temsil ediyordu.
Ukrayna'nın Zaporijya bölgesinde cephe hattı yakınında düzenlenen askeri tatbikata katılan Ukrayna Silahlı Kuvvetleri'ne bağlı 118. Bağımsız Mekanize Tugay'dan bir er, 21 Mayıs 2026 (Reuters)
G7 zirvesine gelindiğinde bu ortaklık ülkelerinin, Rusya ve İran'ın saldırganlığını birlikte dizginlemeyi başardığı artık açıkça görülüyordu. Rusya geçtiğimiz yıl Ukrayna cephesinde fiilen durdurulurken, Ukrayna'nın insansız hava araçlarıyla Rusya enerjisine yönelik gerçekleştirdiği saldırılar Rusya'nın derinlerindeki kritik hedeflere ulaştı. Savaş yalnızca Zelenskiy'nin liderliği, Ukraynalıların cesareti ve muharebe etkinliği sayesinde değil; aynı zamanda Avrupa, Türkiye ve ABD'nin sağladığı mali, askeri ve istihbarat desteği aracılığıyla da bir çıkmaza dönüştü. Trump'ın doğrudan mali desteği kesmesine karşın Washington, Kiev'e kritik hedef tespiti istihbaratı sağlamayı sürdürdü ve İran'a karşı yürütülen harekât nedeniyle bir miktar yavaşlasa da Ukrayna ile NATO ortaklarına silah tedarikini devam ettirdi. G7 bildirgesinde de Rusya'ya güçlü yaptırımlar uygulanması desteklendi. Bu gelişmelerin sonucunda Putin, son aylarda Avrupa ile savaşın gidişatına ilişkin doğrudan müzakerelere çağrıda bulunmaya başladı.
İran'la yaşanan çatışmada ateşkesi hayata geçirmeye yönelik mutabakat muhtırası, Tahran'a sunulan yaptırım hafifletmeleri ve diğer mali transferler göz önüne alındığında tam bir yenilgi olarak değerlendirilemez. Bununla birlikte 2023'ten bu yana süregelen çatışmanın bütününe bakıldığında İran derin bir zafiyet içinde kalmaktadır. Hamas büyük ölçüde ya da tamamen tasfiye edildi; Husiler ve Iraklı milisler İran'a karşı yürütülen son harekâta katılmaktan kaçındı. Harekâta dahil olan tek vekil güç olan Hizbullah ise İsrail karşısında ağır bir yenilgiye uğrayarak güneyden çekilmek zorunda kaldı. Lübnan bugün, İsrail'le doğrudan müzakere masasına oturmaktadır.
ABD'nin teknoloji sektörü sayesinde Kuzey Amerika, Avrupa, Türkiye, Arap ülkeleri ve Doğu Asya kıyı devletlerinin birleşik gayri safi yurt içi hasılası, küresel toplam GSYİH'nin yaklaşık yarısına ulaşmaktadır.
Öte yandan Iraklı siyasetçiler, Amerikan baskısı altında İran'a yakın öne çıkan başbakan adaylarını reddederek, Washington'la iş birliğini ön plana çıkaran Ali el-Zeydi’yi seçti. İran'ın kendisi ise askeri teçhizatının ve sanayi kapasitesinin önemli bir bölümünü yitirdi. Füze ve insansız hava aracı saldırıları İsrail'de son derece sınırlı, Körfez ülkelerinde ise orta düzeyde hasara yol açtı. Bu ülkeler söz konusu saldırıların büyük çoğunluğunu kayda değer bir başarıyla savuşturdu. İran'ın boğazları kapatması küresel enerji fiyatlarında sert bir yükselişe ve Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) üyesi ülkelerin ekonomilerinin zayıflamasına neden olsa da küresel enerjiye genel etkisi, 1974 petrol ambargosu ve ardından yaşanan kesintilere kıyasla çok daha sınırlı kaldı. Dahası, Washington'ın İran'a giden ve gelen gemi trafiğine ambargo uygulaması Tahran'ı derinden sarstı.
Bu ortaklığın elde ettiği görece başarının izleri Çin'den de kaçmadı. Japonya, Tayvan, Güney Kore ve Filipinler savunma harcamalarını artırıyor ve ABD'nin güçlü desteğiyle birinci ada zincirini savunmaya yönelik koordinasyonlarını geliştiriyor. Üstelik Rusya'nın Ukrayna'daki saldırısının tökezlemesi ve İran'la yaşanan çatışmada Amerikan silahlarının stratejik başarıya her zaman eşlik etmemiş olsa da gösterdiği kayda değer taktik etkinlik, Pekin'e önemli uyarı dersleri sunmaktadır.
Hürmüz Boğazı'ndaki gemiler, Umman'ın Musandam ilinden görüldüğü gibi, 18 Haziran 2026 (Reuters)
Gerçi İran'la varılan mutabakat muhtırası başarısızlıkla sonuçlanabilir; bununla birlikte herhangi bir normalleşme süreci de rayından çıkabilir. Dört yıldır süren amansız saldırıların ardından Ukrayna halkının ve savaşan kuvvetlerinin ne denli direnç gösterebileceğini kimse bilmiyor. Ani bir çöküş ihtimali göz ardı edilemez; her ne kadar bu olasılık Rusya için daha düşük ölçüde de olsa geçerliyse. Putin, başarısızlıkla yüz yüze geldiğinde NATO üyesi ülkelere saldırılar düzenleyerek gerilimi artırmaya gidebilir; bunu yaparken Trump'ın hızlı ve etkin biçimde karşılık vermeyeceğini varsayabilir. Bununla birlikte, Rusya ve İran'ın küresel düzene yönelik şiddetli meydan okumalarının gerilemeyi sürdüreceği yönündeki beklenti en makul seçenek olmayı koruyor.
Batı ortaklığının zorlukları
Daha geniş bir perspektiften bakıldığında, bu ortaklığın ekonomik konumu güçlü olmayı sürdürmektedir. İstisnaî yaratıcılığıyla öne çıkan ABD'nin yüksek teknoloji sektörü sayesinde Kuzey Amerika, Avrupa, Türkiye, Arap ülkeleri ve Doğu Asya kıyı devletlerinin birleşik gayri safi yurtiçi hasılası (GSYH), dünyanın hidrokarbon kaynaklarının büyük bölümüne sahip olmalarıyla birlikte küresel toplamın yaklaşık yarısına ulaşmaktadır. Buna karşın Çin, Rusya, İran ve Kuzey Kore'den oluşan hasım ittifakının toplam GSYH'si bunun yarısının altında kalmaktadır. Meksika, Brezilya, Güney Afrika, Nijerya, Hindistan ve Endonezya gibi Güney'in büyük zengin ülkeleri ise tutarlı bir diplomatik ve ekonomik blok oluşturmalarına imkân tanıyacak ortak bir ilkeye, paylaşılan değerlere ya da birbirine bağlı kurumlara sahip bulunmuyor.
En büyük tehlike, gelecekteki ABD’li liderlerin ABD'nin 1940'lardan bu yana üstlendiği küresel stratejik rolden vazgeçilmesi yönündeki siyasi sol ve sağdan gelen çağrılara kulak verme ihtimalinde yatıyor.
Bu gayri resmi uluslararası ortaklığın önümüzdeki aylardaki başlıca zorluğu dış tehditten değil, iç bölünmeden kaynaklanmaktadır. Şarku’l Avsat’ın al Majalla'dan aktardığı analize göre Arap ülkeleri, başlıca rakipleri İran'a yaklaşımda olduğu gibi gayri resmi müttefikleri İsrail'e karşı tutumda da görece bölünmüş bir tablo sergileniyor. Üstelik İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu önderliğindeki İsrail, Batı Şeria'daki baskıcı politikalarını sürdürüyor. Avrupa, göç politikası, iklim değişikliğiyle mücadeleye yönelik sert önlemler ve zayıf ekonomik performansın yol açtığı sosyal yardım erozyonu konularında popülist ayaklanmalarla yüzleşiyor. Öte yandan Avrupa’nın şu an, Avrupa'daki popülist yükselişe sempatiyle yaklaşan kişilerce yönetilen ABD’den gelen ideolojik meydan okumayla da başa çıkması gerekiyor. ABD, Avrupa ve Doğu Asya ülkeleri ise Çin'in merkantilist ticaret ilişkilerini sınırlandırmaya çalışırken en azından kısa vadede Pekin'le son derece kârlı ekonomik bağlarını koruma dengesini kurmaya çabalıyor.
Bu zorluk, ortaklığın en güçlü üyesi ve sekiz on yıldır gayri resmi öncüsü olan ABD'de en belirgin biçimiyle kendini göstermektedir. Trump yönetimi, ortakları ve müttefiklere yönelik küçümseyici tutumu, güvenlik güvencelerine ilişkin koyduğu sınırlamalar ve bazı diğer adımlarıyla liderler ve halklar nezdinde öfke uyandırdı; bu durum ABD'nin güvenilirliğine dair temel varsayımların sorgulanmasına zemin hazırladı. Ancak bu meseleler büyük ölçüde ‘taktik’ nitelik taşıyor.
Trump, kolektif güvenlik sistemini destekleyen ve ortaklığın özünü oluşturan ABD askeri varlığını ciddi biçimde zayıflatacak herhangi bir adım atmadı. Grönland meselesi gibi alanlarda temel ilişkiler ve davranışlar konusundaki belirsizliği beslerken güce sık sık başvurması, bir ölçüde güvence de vermektedir. Bununla birlikte en büyük tehlike, gelecekteki ABD’li liderlerin, ABD'nin 1940'lardan bu yana üstlendiği küresel stratejik rolden vazgeçilmesi yönünde hem sol hem de sağdan gelen çağrılara kulak verme ihtimalinde yatıyor. Bu olasılığı bertaraf etmek, önümüzdeki yıllarda bu uluslararası ortaklığın karşılaşacağı en büyük görev olacaktır.
*”Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir."
ABD, Türkiye'ye uçak motoru satışında ilerleme kaydettihttps://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/t%C3%BCrkiye/5288386-abd-t%C3%BCrkiyeye-u%C3%A7ak-motoru-sat%C4%B1%C5%9F%C4%B1nda-ilerleme-kaydetti
ABD, Türkiye'ye uçak motoru satışında ilerleme kaydetti
Washington'daki Boeing fabrikasında bulunan bir uçak motoru (Reuters)
Donald Trump yönetiminin, Türkiye’ye yüzlerce milyon dolar değerinde onlarca uçak motoru satışı için ilerleme planladığı bildirildi. Gelişme, ABD Kongresi’ndeki itirazlara rağmen gündeme gelirken, kararın önümüzdeki NATO zirvesi öncesinde Türkiye ile ilişkilerde önemli bir adım olabileceği değerlendiriliyor.
Kaynaklara göre motorlar, ABD merkezli General Electric tarafından üretilecek ve Türkiye’nin yerli savaş uçağı TAI Kaan programında kullanılacak. Söz konusu anlaşmanın değerinin 700 milyon doları aşabileceği belirtiliyor.
Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Türkiye, 2016’da başlattığı KAAN projesiyle savunma alanında dışa bağımlılığı azaltmayı hedefliyor.
ABD ile Türkiye arasındaki ilişkiler, Trump döneminde genel olarak olumlu bir seyir izlese de Ankara’nın 2019’da S-400 hava savunma sistemi satın alması sonrası Lockheed Martin F-35 programından çıkarılmasıyla gerilim yaşamıştı.
Trump’ın, Türkiye’ye yönelik yeni adımlar atabileceğine dair açıklamaları da dikkat çekerken, Beyaz Saray’ın bazı çevreleri F-35 programına dönüş ihtimalini hâlâ değerlendirdiği ifade ediliyor.
ABD Kongresi’nde ise sürece yönelik itirazlar devam ediyor. Özellikle Demokrat Partili vekil Gregory Meeks, Türkiye’nin S-400 sahipliği nedeniyle anlaşmaya karşı çıkan isimler arasında yer alıyor.
Meeks, yönetimin yeterli bilgilendirme yapmadığını savunurken, bazı uzmanlar motor satışının F-35 programına dönüşten daha kolay bir adım olduğunu, ancak asıl kritik meselenin Ankara’nın S-400 politikası olduğunu vurguluyor.
ABD’li yetkililer, resmi sürecin sürdüğünü ve nihai kararın Kongre bilgilendirmesi sonrası şekilleneceğini ifade ediyor.
İsrail ordusu, Lübnan'ın güneyinde Hizbullah üyesi olduğundan şüphelenilen kişileri hedef aldığını duyurduhttps://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/5288385-i%CC%87srail-ordusu-l%C3%BCbnan%C4%B1n-g%C3%BCneyinde-hizbullah-%C3%BCyesi-oldu%C4%9Fundan-%C5%9F%C3%BCphelenilen-ki%C5%9Fileri
İsrail ordusu, Lübnan'ın güneyinde Hizbullah üyesi olduğundan şüphelenilen kişileri hedef aldığını duyurdu
Lübnan'ın güneyindeki Srifa köyünde yıkılmış evler... 24 Haziran 2026 (AFP)
İsrail ordusu, Güney Lübnan'da kendi kontrolü altında bulunduğunu belirttiği bir bölgeye giren ve Hizbullah mensubu olduklarından şüphelenilen kişilere yönelik hava saldırısı düzenlediğini açıkladı. Bu, ordunun dün duyurduğu ikinci benzer olay oldu.
İsrail ordusundan yapılan açıklamada, "Kısa süre önce, Ali el-Tahir Tepesi bölgesindeki güvenlik alanını geçen şüphelileri taşıyan bir araç tespit edildi. Söz konusu kişiler, İsrail ordu güçleri için tehdit oluşturuyordu" ifadelerine yer verildi.
Şarku’l Avsatın AFP’nin aktardığına göre açıklamada, şüphelilerin tespit edilmesinin ardından tehdidi ortadan kaldırmak amacıyla İsrail Hava Kuvvetleri tarafından hava saldırısı gerçekleştirildiği belirtildi.
İsrail ordusu, "Hizbullah unsurlarının İsrail askerlerine zarar vermesine izin vermeyeceğini" vurguladı.
Olayla ilgili olarak saldırının sonuçları, olası can kayıpları veya yaralanmalara ilişkin ayrıntılar ise açıklanmadı.
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة