Tehditlerinin ardından… İran gerçekten Hürmüz Boğazı'nı kapatabilir mi?

Hürmüz Boğazı'ndan geçen petrol tankerleri (Reuters)
Hürmüz Boğazı'ndan geçen petrol tankerleri (Reuters)
TT

Tehditlerinin ardından… İran gerçekten Hürmüz Boğazı'nı kapatabilir mi?

Hürmüz Boğazı'ndan geçen petrol tankerleri (Reuters)
Hürmüz Boğazı'ndan geçen petrol tankerleri (Reuters)

İsrail'in İran'a yönelik saldırılarının ardından tansiyon yükselirken, Tahran'ın dünyanın en önemli petrol arterlerinden biri olan Hürmüz Boğazı'nı hedef alarak karşılık verebileceğine dair korkular yeniden su yüzüne çıktı. İran Meclisi Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu üyesi İsmail Kosari dün Tesnim haber ajansına verdiği demeçte, Hürmüz Boğazı'nın kapatılmasının ‘değerlendirilmekte’ olduğunu ve Tahran'ın ‘en iyi kararı kesin olarak’ alacağını söyledi.

Mevcut jeopolitik dinamikler ışığında bu ne anlama geliyor?

Umman ve İran arasında yer alan Hürmüz Boğazı, Arap Körfezi'ni Umman Körfezi ve Umman Denizi'ne bağlayan hayati bir nakliye hattıdır. Boğazdan geçen büyük miktardaki petrol nedeniyle, dünyanın en önemli petrol koridoru olma özelliğine sahiptir. Daha da önemlisi, bölgeden petrol ihracatı için alternatif yolların sınırlı olması nedeniyle Arap Körfezi petrol ihracatının yaklaşık yüzde 90'ı Hürmüz Boğazı'ndan pompalanır. Bu koridor üzerinden 2022 yılında tankerlerle günde tahmini 20 milyon varil taşınıyordu. Bu da küresel petrol sevkiyatının yaklaşık beşte birini temsil ediyor. Sıvı doğal gazın yüzde yirmisi de buradan geçiyor.

Önceki İran tehditleri

İran geçmişte birkaç kez Hürmüz Boğazı'nı kapatma tehdidinde bulunmuştu. Bu tehditlerden en önemlisi ABD'nin nükleer anlaşmadan çekilmesi ve yaptırımların yeniden uygulanmasının ardından gerilimin arttığı 2018 yılındaydı. Bundan önce de 2011 ve 2012 yıllarında İranlı yetkililer, Batı'nın nükleer programı nedeniyle petrol ihracatına ek yaptırımlar uygulaması halinde boğazın kapatılabileceği uyarısında bulunmuşlardı. Ancak bu tehditler hiçbir zaman gerçekleşmedi.

Küresel ticaret dinamiklerinde değişim

Ekonomik araştırma sitesi Econovis'e göre, 2001'den 2022'ye kadar Arap Körfezi'nden ABD'ye ham petrol ihracatı günde 2 milyon 660 bin varilden 740 bin varile düşerek yüzde 72'lik önemli bir düşüş gösterdi. Avrupa Birliği'nde (AB) de benzer bir eğilim görüldü ve ihracat yüzde 37'lik bir düşüşle günde 2 milyon 330 bin varilden 1 milyon 460 bin varile geriledi. Buna karşılık Çin, küresel petrol piyasasında etkili bir güç olarak ortaya çıktı ve Arap Körfezi petrol ithalatında yüzde 800'lük benzeri görülmemiş bir artışa tanık oldu; 630 binden yaklaşık 5 milyon 800 bin varile yükseldi.

2022 yılında ABD ve AB'nin Arap Körfezi'nden ham petrol ithalatındaki payı sırasıyla yüzde 4,1 ve yüzde 8,1'e gerilerken, Çin yüzde 30'dan fazla ithalat yaparak ezici bir pay aldı. Arap Körfezi petrolü ABD'nin toplam ham petrol ithalatının yüzde 12'sini, AB'nin yüzde 15'ini ve Çin'in yüzde 55'ini oluşturuyor.

Çin, 2022 yılında küresel ithalatın yüzde 23'ünü gerçekleştirerek dünyanın en büyük ham petrol ithalatçısı haline geldi. Aynı zamanda İran petrolünün bir numaralı ithalatçısı olan Çin'in, petrol ihracatının dörtte üçünden fazlasını gerçekleştirdiği bildiriliyor. Dünyanın en büyük ikinci ekonomisi aynı zamanda İran'ın en büyük ticaret ortağı.

Çin, ham petrol başta olmak üzere enerji ithalatına büyük ölçüde bağımlı olmaya devam ediyor. 2022 yılında Çin'in mineral yakıt ve ürünleri ithalatı 535 milyar dolar olarak gerçekleşmiş ve bunun 366 milyar doları sadece ham petrole harcanmıştır. Bu da mineral yakıtlar ve ürünlerinde 470 milyar dolarlık bir ticaret açığı ile sonuçlanmıştır.

fegrhyjukı
İsrail'in gece düzenlediği saldırıda hedef alınan Tahran'ın güneyindeki bir petrol rafinerisinin üzerinden dumanlar yükseliyor. (AFP)

Yıllar içinde ortaya çıkan en dikkat çekici eğilimlerden biri, büyük küresel oyuncularla ticaretin değişen dinamikleridir. 2001 yılında Arap Körfezi'nin ABD ve AB ile olan ticareti Çin ile olan ticaretinden yaklaşık yedi kat daha büyüktü. Ancak son yıllarda bu ticaret modellerinde önemli bir değişim yaşandı ve Çin ile yapılan ticarette belirgin bir artış görüldü. Körfez ülkeleri ile Çin arasındaki ticari ilişkiler 2001 ile 2022 yılları arasında yüzde 2 bin 700'den fazla artarak muazzam bir büyüme gösterdi. 2022 yılı sonunda Çin ile ticaretin 385 milyar dolara ulaşması, bu ekonomik ortaklığın artan önemini yansıtıyor. Öte yandan Econovis verilerine göre aynı yıl Körfez ülkeleri ile AB arasındaki ticaret 219 milyar dolar, ABD ile ticaret ise 95 milyar dolar olarak gerçekleşti.

Boğazı kapatmanın zorlukları

Şarku’l Avsat’ın CNBC'den aktardığına göre piyasa gözlemcileri, boğazın kapatılmasıyla küresel petrol akışının tamamen kesilmesinin olası olmadığını ve hatta imkânsız olabileceğini düşünüyor. Transversal Consulting Başkanı Ellen Wald, Hürmüz Boğazı'ndan petrol geçişini engellemenin İran'a ‘net bir fayda sağlamayacağına’ ve böyle bir eylemin muhtemelen daha fazla misillemeye yol açacağına inanıyor. Wald, boğazın kapatılması nedeniyle petrol fiyatlarında yaşanacak önemli bir artışın, İran petrolünün en büyük alıcısı olan Çin'in tepkisine yol açabileceği uyarısında bulundu. Wald, “Çin, Körfez'den petrol akışının hiçbir şekilde kesintiye uğramasını ya da petrol fiyatlarının yükselmesini istemiyor. Bu yüzden İran'a baskı yapmak için tüm ekonomik gücünü kullanacaktır” dedi.

Enerji ekonomisti Dr. Anas Al-Hajji, “Söz konusu hamleyle İran’ın dostları düşmanlarından daha fazla zarar görecek” dedi. Al-Hajji, İran'ın günlük tüketim mallarının çoğunun bu güzergahtan geçtiği düşünüldüğünde, boğazın kapatılmasının Tahran için bir lanet olabileceğini belirterek, “Sorun çıkarmak onların çıkarına değil. Çünkü önce onlar zarar görecek” ifadelerini kullandı.

The Economist'e göre bu dar su yolu İran için hayati önem taşıdığından, böyle bir eylem pervasızca olacaktır. Dergi, İran'ın böyle bir önlemle ilgili çok sayıda tehdidine rağmen, şimdiye kadar risk almaya cesaret edemediğini belirtti.

Boğazı kapatmak teknik olarak imkânsız mı?

2018 yılında İran, ABD'nin nükleer anlaşmadan çekilmesi ve yaptırımların yeniden uygulanmasının ardından gerilimin artması üzerine Hürmüz Boğazı'nı kapatmakla tehdit etti. Bundan önce de 2011 ve 2012 yıllarında dönemin Cumhurbaşkanı Yardımcısı Muhammed Rıza Rahimi'nin de aralarında bulunduğu İranlı yetkililer, Batı'nın nükleer programı nedeniyle petrol ihracatına ek yaptırımlar uygulaması halinde boğazın kapatılabileceği uyarısında bulunmuşlardı.

Ancak tekrarlanan tehditlere rağmen Hürmüz Boğazı'nı kapatmak için herhangi bir girişimde bulunulmadı ki analistler bunun pratikte mümkün olmadığını söylüyor. Al-Hajji, boğazın büyük kısmının İran'da değil Umman'da olduğunu ve boğazın İranlıların kapatamayacağı kadar geniş olduğunu belirtti. Wald ise birçok geminin İran sularından geçmesine rağmen, gemilerin Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Umman üzerinden alternatif rotalar izleyebileceğine dikkat çekti.

Tanınmış Amerikalı profesör Paul Sullivan, “Burayı kapatarak ekonomilerini boğmayacaklar. Bunu daha kaç kere söylememiz gerekiyor?” diyerek konuyu özetledi. Kpler'de Ortadoğu ve OPEC+ Görünüm Başkanı Amena Bakr ise şunları söyledi: “Kritik bir durumda olmamıza rağmen boğazın kapatılması uç bir senaryo. Bu seçeneği tamamen göz ardı etmiyorum. Üzerinde çalışmamız gerekiyor.”



Maskat müzakereleri: Sadece nükleer dosya ile kapsamlı anlaşma arasında

ABD Başkanı Donald Trump ve Hürmüz Boğazı (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump ve Hürmüz Boğazı (Reuters)
TT

Maskat müzakereleri: Sadece nükleer dosya ile kapsamlı anlaşma arasında

ABD Başkanı Donald Trump ve Hürmüz Boğazı (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump ve Hürmüz Boğazı (Reuters)

Ömer Harkus

Umman'ın başkenti Maskat'ta Washington ve Tahran arasındaki müzakerelerin umut verici bir başlangıç ​​yaptığı yönündeki konuşmalar, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi'nin Washington'un İran'a karşı askeri operasyon düzenlemesi durumunda, bölgedeki ABD üslerinin hedef alınacağı tehdidinde bulunmasını engellemedi.

İlk müzakere turunun sona ermesinden saatler sonra, İran ve ABD arasındaki gergin ilişki, askeri ve ekonomik hazırlıklar, bölgeyi açık çatışmanın eşiğine iten karşılıklı baskılar arasında bir kez daha sınanıyor. Tahran turu “iyi bir başlangıç” olarak nitelendirirken, Washington bunu angajman kurallarını yeniden tanımlama fırsatı olarak gördü.

Asgari güven düzeyinin testi olarak nitelendirilen bir turdan sonra Arakçi, müzakere gündeminin Tahran'ın caydırıcılık sisteminin kalbinde yer aldığını düşündüğü konuları da kapsamasını engelleyecek dar bir çerçeve belirlemek için gerçek bir ilerleme kaydedilmeden önce, askeri tehditlerin ve ekonomik baskıların kaldırılmasını talep eden bir dizi açıklama yayınladı.

Ancak ABD Başkanı Donald Trump yönetimi, nükleer program ile yetinmeyen, İran'ın balistik füze programını ve bu füzelerin menzilini de içeren, ayrıca, Tahran'ın bölgedeki silahlı örgütlere verdiği desteği, insan hakları ve baskı konusundaki iç tutumunu da ele alan kapsamlı bir anlaşma için bastırıyor. Washington'un adımları, İran'ın enerji, madencilik ve petrokimya sektörlerindeki finansman kaynaklarını felç etme çabasıyla, Tahran ile ticaret yapan ülkelere yüzde 25 oranında gümrük tarifesi uygulayarak desteklediği “azami baskı” stratejisinin bir parçası.

Diplomatik değerlendirmelere göre ABD'nin baskıyı artırmadaki amacı, nükleer anlaşmayı bölgesel güç dengesini yeniden şekillendiren daha geniş bir müzakere platformuna dönüştürmek. Bu, İran'ın bölgesel müttefik ağını zayıflatarak nüfuzunu azaltmayı amaçlayan İsrail vizyonuyla örtüşüyor.

sxdcfrgt
Umman Dışişleri Bakanı Said Bedr el-Busaidi ve İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi, 6 Şubat, Maskat (Umman Dışişleri Bakanlığı/Reuters)

Buna karşılık, Tahran, İranlı yetkililerin de vurguladığı gibi, başından beri açık olan “kırmızı çizgilerine” sıkıca bağlı. İran, arabuluculara nükleer program dışındaki herhangi bir konunun görüşülmesine kapının kapalı olduğunu bildirdi. Arakçi, “tehdit ve baskıdan vazgeçmek, herhangi bir diyalog için ön koşuldur” dedi. Tahran'ın “sadece nükleer konuyu görüşeceğini ve Washington ile başka hiçbir konuyu görüşmeyeceğini” ifade etti.

Diplomatik değerlendirmelere göre, ABD'nin baskıyı artırmadaki amacı, nükleer anlaşmayı bölgesel güç dengesini yeniden şekillendiren daha geniş bir müzakere platformuna dönüştürmek

İranlı bir kaynak, Tahran'ın uranyum zenginleştirme hakkının tanınmasında ısrar ettiğini, ancak zenginleştirme seviyesi ve saflığı veya nükleer yakıtı yönetmek için bölgesel bir konsorsiyum oluşturmak gibi alternatif düzenlemeler konusunda görüşmeye istekli olduğunu ifade etti. Nükleer stokun doğrudan Amerikan gözetimi altında olması fikri ise orta yol olarak bir kısmının Rusya'ya devredilmesi olasılığı konuşulsa da kabul edilemez olmaya devam ediyor.

İran ne istiyor?

Tahran'ın vizyonu, zenginleştirme konusunda teknik bir anlaşmaya varmanın ötesine geçiyor. Başta bankacılık ve petrol sektörüne yönelik yaptırımlar olmak üzere ekonomik yaptırımların derhal ve etkili bir şekilde kaldırılması dahil çeşitli hedeflere ulaşmayı amaçlıyor. Buna ilave olarak, üzerindeki askeri baskıyı azaltmak için Amerikan askeri varlıklarını coğrafi çevresinden uzaklaştırmayı hedefliyor. Olası herhangi bir saldırıya karşı ilk savunma hattı olarak bölgesel müttefikler veya “vekiller” ağını korumayı amaçlıyor.

İranlı kaynağa göre bu hedefler, İran'ın askeri ve teknolojik ilerlemeleri göz önüne alındığında çok önemli gördüğü nükleer tavizler karşılığında bölgesel nüfuzunu pekiştirmeye dayalı bir vizyonunu yansıtıyor. Tahran'ın bu tutumu, Kudüs'teki bir Arap kaynağın belirttiği gibi, şimdilik diyalog devam etmesine rağmen, iki taraf arasındaki uçurumu daha da genişletiyor.

Maskat görüşmelerindeki en büyük sorun, müzakere gündemi. Amerikalılar, füzeler ve bölgesel nüfuz konularına değinilmeden varılacak bir nükleer anlaşmanın kırılgan olacağına inanırken, İranlılar bu konuların dahil edilmesinin müzakereleri bölgesel davranışlarına yönelik “siyasi bir yargılamaya” dönüştüreceğine inanıyor. Bu noktada müzakereler ilan edilmemiş bir savaş olarak tanımlanabilir. Washington ve Tel Aviv, Tahran ile müttefikleri arasındaki bağları koparmaya çalışıyor ve balistik füze sorunu İsrailliler için son derece önemli. Bu nedenle, Maskat'ta görüşülen her konu için son tarihler belirlenmesi konusunda ısrar ediliyor. Amerikalılar açısından nükleer dosya, birincisi kendisini tartışmak, karşılıklı olarak talepleri ve teklifleri sunmak için ikincisi ise bir karara varmak için sadece iki oturum gerektiriyor. Bu, önümüzdeki birkaç günde, cuma günü Maskat'ta görüşülen konulara ve bunlara ilişkin benimsenen tutumlara verilen yanıtları göreceğimiz anlamına geliyor; aksi takdirde, durum farklı gelişmeler gösterecektir.

Müzakereler başlamadan önce bölgedeki birçok ülke, balistik füze programının ve Tahran'ın bölgesel müttefiklerine verdiği desteğin hızla müzakerelere dahil edilmesinin müzakerelerde bir çıkmaza yol açacağından ve ilerleme şansını baltalayacağından endişe ederek, ilk günkü görüşmelerin nükleer meseleyle sınırlı tutulmasını destekledi.

Tahran'daki bir kaynak, Maskat müzakerelerinin nihai bir sonuca varmayacağını tahmin ediyor ve katılımın, savaşın şu anda tercih edilen bir seçenek olmadığı konusunda karşılıklı bir anlayışı yansıttığına inanıyor

Washington için nükleer mesele endişe kaynağı olmaya devam ediyor, çünkü tahminler İran'ın yaklaşık 400 kilogram yüzde 60 oranında zenginleştirilmiş uranyuma sahip olduğunu gösteriyor. Bu miktar, zenginleştirme oranı yüzde 90'a çıkarılırsa teorik olarak dokuz nükleer savaş başlığı üretmek için gereken eşiğe yaklaşıyor.

İran, vekiller ve kollar

Bölgede yaşanan değişimin ışığında vekiller ağı savaşı dönüyor. Washington ve Tel Aviv, Tahran ile müttefikleri arasındaki bağları koparmaya çalışırken, İran, rolünü kaybetmesine rağmen, bu ağın beklenmedik saldırılara karşı gelişmiş bir savunma hattını temsil ettiğine inanıyor. Bu “kolların” her birinin kendine özgü krizleri var. Irak'ta siyasi güçler bakanlıkların ve başkanlıkların paylaşımına dalmış görünüyorlar. Kaldı ki Irak’ta daha önce ülkeyi Hamas hareketinin saldırısının ardından 7 Ekim 2023'ten bu yana bölgede devam eden çatışmadan uzak tutma çağrıları yapılmıştı. Ancak Hizbullah Tugayları liderliğindeki birkaç küçük örgüt, gelecekteki herhangi bir savaşta Tahran'a katılma konusunda ısrar etmeye devam ediyor. Lübnan'a gelince, İsrail’in liderlerini, askeri tesislerini, altyapısını hedef almaya odaklanmasıyla birlikte Hizbullah büyük bir askeri baskıyla karşı karşıya. Hatta iç çatışmalar siyasi yetkililerinin görevlerinden ayrılmasına yol açtı. Yemen'deki Husiler şu ana kadar en önemli güç olmaya devam ediyor; zira Kızıldeniz'de gerilimi yükseltmeleri küresel nakliye maliyetini artırmış ve İran'a yönelik herhangi bir saldırının hayati önem taşıyan deniz yollarını tehdit edebileceği mesajını vermişti.

cdfvgh
USS Abraham Lincoln uçak gemisi Kaliforniya'daki San Diego üssünde, 11 Ağustos (Reuters)

Bu koşullar çerçevesinde Tahran'daki bir kaynak, Maskat müzakerelerinin nihai bir sonuca varmayacağını tahmin ediyor. Kendisi, müzakerelere katılmanın, savaşın şu anda ne Tahran ne de Washington için tercih edilen bir seçenek olmadığı yönündeki karşılıklı farkındalığı yansıttığı değerlendirmesinde bulunuyor. Olan bitenin diyalog ve baskının birleşimi olduğuna inanıyor, ABD’nin İran içini etkilemek amacıyla ekonomik olarak gerilimi artırmaya yöneleceğini tahmin ediyor.

Önümüzdeki günler, yaptırımların sınırlı ölçüde hafifletilmesi karşılığında yüksek düzeydeki zenginleştirmenin dondurulmasını içeren geçici bir anlaşmaya sahne olabilir

İranlı kaynak, devam eden baskının “Tahran'ı uyarıda bulunmaya”, İsrail'den daha kolay hedefler oldukları ve tepkilerinin daha öngörülebilir olduğu göz önüne alındığında, belki de bölgedeki Amerikan çıkarlarına karşı proaktif bir saldırı yapmayı düşünmeye ittiğini belirtti.

Müzakerelere rağmen Tahran, olası saldırılara karşı güçlerini hazırladı. Bu hazırlıklar, müzakerelerin başarısızlıkla sonuçlanması ve yeni yaptırımlar ve belki de sınırlı askeri saldırılar yoluyla gerilimi tırmandırma olasılığına dayanıyor. Ülkenin en gelişmiş uzun menzilli balistik füzelerinden biri olan “Hürremşehr-4”ün konuşlandırıldığını duyuran silahlı kuvvetler, özellikle hava, kara ve deniz sınırlarındaki hazırlıklarını en üst seviyeye çıkardı.

Geçici bir anlaşma mı yoksa saldırı mı?

Önümüzdeki günler, yaptırımların sınırlı ölçüde hafifletilmesi karşılığında yüksek düzeydeki zenginleştirmenin dondurulmasını içeren geçici bir anlaşmaya sahne olabilir. Şarku'l Avsat'ın al Majalla'dan aktardığı analize göre bölgedeki etkili ülkelerin istediği kapsamlı anlaşmaya gelince, bu şu anda çok uzak görünen bir senaryo. Sonuç olarak Maskat görüşmeleri “son şans” müzakerelerine daha yakın görünüyor. Yetkililer diyaloğun başladığını temkinli bir olumlu tavırla duyururken, arka planda denizdeki Amerikan savaş gemileri ve caydırıcılık mesajları olarak sergilenen İran füzeleriyle somutlaşan güç dili devam ediyor. En büyük sorular hâlâ cevapsız: Anlaşmaya varılmazsa “kötü şeyler” olabileceği uyarısında bulunan Trump, sadece sınırlı bir nükleer zaferle mi yetinecek? Yoksa İran'ın kırmızı çizgileriyle çatışan kapsamlı bir anlaşma için mi bastıracak? Bu iki seçenek arasında, tüm bölge kontrol altına alma olasılığı ile patlama olasılığı arasında gidip geliyor gibi görünüyor.


Starmer, İşçi Partisi milletvekillerini kendisini İngiltere başbakanı olarak tutmaya ikna etmeye çalışıyor

İngiliz Başbakanı Keir Starmer (AP)
İngiliz Başbakanı Keir Starmer (AP)
TT

Starmer, İşçi Partisi milletvekillerini kendisini İngiltere başbakanı olarak tutmaya ikna etmeye çalışıyor

İngiliz Başbakanı Keir Starmer (AP)
İngiliz Başbakanı Keir Starmer (AP)

İngiltere Başbakanı Keir Starmer'ın pozisyonu bugün, sadece bir buçuk yıldır sürdürdüğü görevinden alınmasını engellemek için İşçi Partisi milletvekillerini ikna etmeye çalışırken, pamuk ipliğine bağlı gibi görünüyor.

Starmer, son iki günde özel kalem müdürü Morgan McSweeney ve iletişim direktörü Tim Allen'ı kaybetti ve İngiltere'nin eski ABD Büyükelçisi Peter Mandelson ile hükümlü cinsel suçlu Jeffrey Epstein arasındaki ilişkinin ortaya çıkmasının ardından İşçi Partisi milletvekillerinden desteğini hıazla kaybediyor.

Allen, Starmer'ın özel kalem müdürü Morgan McSweeney'nin istifasından 24 saatten kısa bir süre sonra yaptığı açıklamada, "Downing Street'te yeni bir ekibin kurulmasına izin vermek için kenara çekilmeye karar verdim" dedi.

Starmer'ın kendisi de muhalefetten istifa çağrılarıyla karşı karşıya. Bugün, zayıflayan otoritesini yeniden inşa etme girişiminde bulunmak üzere İşçi Partisi milletvekilleriyle kapalı kapılar ardında bir toplantı yapması planlanıyor.

Siyasi gerilim, Starmer'ın Epstein ile olan ilişkisini bilmesine rağmen Mandelson'ı 2024 yılında İngiltere'nin ABD Büyükelçisi olarak atama kararından kaynaklanıyor.

Starmer, geçen eylül ayında, Mandelson'ın 2008'de bir çocukla cinsel suçlardan mahkum edildikten sonra Epstein ile arkadaşlığını sürdürdüğünü gösteren e-postaların ortaya çıkmasının ardından onu görevinden almıştı.

Starmer geçen hafta "Mandelson'ın yalanlarına inandığı" için özür diledi.

Starmer'ın en yakın danışmanı ve Temmuz 2024'teki İngiltere genel seçimlerinde İşçi Partisi liderinin başarısının mimarlarından biri olarak kabul edilen McSweeney yaptığı açıklamada, Mandelson'ın atanması kararında yakından yer aldığını söyledi. Şarku'l Avsat'ın Reuters'ten aktardığına göre "Peter Mandelson'ı atama kararı yanlıştı. Partimize, ülkemize ve siyasete olan güvene zarar verdi" ifadelerini kullandı. Sözlerine şöyle devam etti: "Fikrim sorulduğunda Başbakana bu atamayı yapmasını tavsiye ettim ve bu tavsiyenin sorumluluğunu tamamen üstleniyorum."

Mandelson'ın tazminatı

İngiliz hükümeti, Eylül 2025'te görevden alınmasının ardından Peter Mandelson'a ödenen kıdem tazminatı paketiyle ilgili bir soruşturma başlattığını duyurdu. Mandelson, özellikle 2008-2010 yılları arasında Gordon Brown hükümetinde bakanlık yaptığı dönemde, Epstein'e borsa hakkında potansiyel olarak zarar verici bilgiler sızdırdığı iddiasıyla şu anda bir güvenlik soruşturması altında bulunuyor. Cuma günü Mandelson ile bağlantılı iki adreste arama yapıldı.


Arakçi parlamentoya görüşmeler hakkında bilgi verdi... Laricani yarın Umman’ı ziyaret edecek

İran parlamentosunun internet sitesinde yayınlanan bir fotoğrafta, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve Genelkurmay Başkanı Abdurrahim Musevi’nin son dönemdeki görüşmeler ve gerginliklerle ilgili kapalı kapılar ardında yapılan toplantıya katıldıkları görülüyor.
İran parlamentosunun internet sitesinde yayınlanan bir fotoğrafta, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve Genelkurmay Başkanı Abdurrahim Musevi’nin son dönemdeki görüşmeler ve gerginliklerle ilgili kapalı kapılar ardında yapılan toplantıya katıldıkları görülüyor.
TT

Arakçi parlamentoya görüşmeler hakkında bilgi verdi... Laricani yarın Umman’ı ziyaret edecek

İran parlamentosunun internet sitesinde yayınlanan bir fotoğrafta, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve Genelkurmay Başkanı Abdurrahim Musevi’nin son dönemdeki görüşmeler ve gerginliklerle ilgili kapalı kapılar ardında yapılan toplantıya katıldıkları görülüyor.
İran parlamentosunun internet sitesinde yayınlanan bir fotoğrafta, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve Genelkurmay Başkanı Abdurrahim Musevi’nin son dönemdeki görüşmeler ve gerginliklerle ilgili kapalı kapılar ardında yapılan toplantıya katıldıkları görülüyor.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, ABD’li müzakerecilerle gerçekleştirdiği görüşmelerin ilk turunun sonuçları hakkında meclis üyelerini bilgilendirdi. Diğer yandan Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Laricani, Tahran ile Washington arasında nükleer müzakerelerde arabuluculuk rolü üstlenen Umman’a yarın bir heyetin başında gitmeyi planladığını açıkladı.

Laricani’nin ziyareti, geçen hafta sonu Umman’da yaklaşık dokuz aylık aranın ardından yapılan dolaylı görüşmelerin ilk turunu izleyen ve İran-ABD hattında ikinci bir müzakere turuna ilişkin beklentilerin arttığı bir döneme denk geliyor.

Söz konusu görüşmeler, ABD’nin İran yakınlarında deniz kuvvetlerini artırdığı ve Tahran’ın olası bir saldırıya sert karşılık vereceğini duyurduğu bir ortamda, diplomasiye yeni bir fırsat açmayı amaçlıyor.

Laricani, Telegram hesabından yaptığı açıklamada, Umman’da üst düzey yetkililerle bir araya gelerek son bölgesel ve uluslararası gelişmeleri ele alacağını, bunun yanı sıra ikili iş birliğini farklı düzeylerde değerlendireceğini belirtti.

Müzakerelerin bir sonraki turunun tarih ve yerinin ise henüz açıklanmadığı kaydedildi. Nükleer görüşmelere, İran’da Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi’nin nezaret ettiği ve nihai kararların, Dini Lider Ali Hamaney’in onayının ardından alındığı ifade edildi.

scdvfgth
İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Laricani, 18 Ocak’ta Tahran’da Irak Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin için düzenlenen resepsiyonun ardından ofisinden ayrılırken görülüyor. (Laricani’nin internet sitesi)

Laricani’nin Umman’a yapacağı ziyaretin duyurulması, Arakçi’nin bugün parlamentoyu, kapalı kapılar ardında yapılan bir oturumda görüşmelerin sonuçları hakkında bilgilendirmesiyle eş zamanlı gerçekleşti.

Parlamentonun Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu Başkan Yardımcısı Abbas Muktedayi, oturumun yapıldığını doğrulayarak, İran Genelkurmay Başkanı Abdurrahim Musevi’nin de Arakçi ile birlikte toplantıya katıldığını bildirdi.

Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf ise “İran sıfır zenginleştirmeyi kabul etmeyecektir” diyerek, ‘ülkenin ulusal gücünün unsurlarından biri olan füze kapasitesinin hiçbir şekilde müzakere konusu yapılamayacağını’ vurguladı.

Parlamento Başkanlık Divanı Sözcüsü Abbas Guderzi de Dışişleri Bakanı ile Genelkurmay Başkanı’nın toplantı sırasında İran’ın uranyum zenginleştirmeden vazgeçmesine karşı olduklarını açıkça ifade ettiklerini söyledi.

Guderzi, ‘müzakerelerin yeri ve çerçevesinin tamamen İslam Cumhuriyeti tarafından belirlendiğinin’ teyit edildiğini belirterek, bunun ‘İran’ın diplomasi sahasındaki gücünü yansıttığını’ dile getirdi. Ancak bu tutumun hangi tarafça ilan edildiğine dair ayrıntı vermedi.

Öte yandan Arakçi dün düzenlediği basın toplantısında, ABD’nin ‘gerçek müzakereler yürütme’ konusundaki ciddiyetine dair şüphelerini dile getirdi. Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Arakçi, İran’ın ‘tüm işaretleri değerlendirdikten sonra müzakerelere devam edip etmeme konusunda karar vereceğini’ söyledi ve bu kapsamda Çin ve Rusya ile istişareler yürütüldüğünü ifade etti.

frvfr
ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’nın Ortadoğu’daki operasyonlardan sorumlu komutanı Amiral Brad Cooper, ABD’nin Orta Doğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff ve ABD Başkanı’nın damadı ve danışmanı Jared Kushner ile birlikte uçak gemisi “Abraham Lincoln” üzerinde (ABD Donanması – AFP).

İran, kırmızı çizgileri olarak gördüğü tutumunda ısrarcı davranıyor. Tahran, görüşmelerin yalnızca nükleer programıyla sınırlı kalmasını kabul ediyor ve barışçıl bir nükleer programa sahip olma hakkını vurguluyor. Buna karşılık, Körfez’de geniş bir deniz gücü konuşlandıran ve bölgedeki üslerde askeri varlığını artıran ABD, iki ek başlığı da içeren daha kapsamlı bir anlaşma talep ediyor. Washington’un gündemindeki bu başlıklar, İran’ın füze kapasitesinin sınırlandırılması ve Tahran’ın İsrail’e düşman silahlı gruplara verdiği desteğin sona erdirilmesi olarak öne çıkıyor.

İsrail ise bu iki başlıkta herhangi bir taviz verilmemesi gerektiğini savunuyor. Bu çerçevede İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun çarşamba günü Washington’a gitmesi bekleniyor.