Tehditlerinin ardından… İran gerçekten Hürmüz Boğazı'nı kapatabilir mi?

Hürmüz Boğazı'ndan geçen petrol tankerleri (Reuters)
Hürmüz Boğazı'ndan geçen petrol tankerleri (Reuters)
TT

Tehditlerinin ardından… İran gerçekten Hürmüz Boğazı'nı kapatabilir mi?

Hürmüz Boğazı'ndan geçen petrol tankerleri (Reuters)
Hürmüz Boğazı'ndan geçen petrol tankerleri (Reuters)

İsrail'in İran'a yönelik saldırılarının ardından tansiyon yükselirken, Tahran'ın dünyanın en önemli petrol arterlerinden biri olan Hürmüz Boğazı'nı hedef alarak karşılık verebileceğine dair korkular yeniden su yüzüne çıktı. İran Meclisi Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu üyesi İsmail Kosari dün Tesnim haber ajansına verdiği demeçte, Hürmüz Boğazı'nın kapatılmasının ‘değerlendirilmekte’ olduğunu ve Tahran'ın ‘en iyi kararı kesin olarak’ alacağını söyledi.

Mevcut jeopolitik dinamikler ışığında bu ne anlama geliyor?

Umman ve İran arasında yer alan Hürmüz Boğazı, Arap Körfezi'ni Umman Körfezi ve Umman Denizi'ne bağlayan hayati bir nakliye hattıdır. Boğazdan geçen büyük miktardaki petrol nedeniyle, dünyanın en önemli petrol koridoru olma özelliğine sahiptir. Daha da önemlisi, bölgeden petrol ihracatı için alternatif yolların sınırlı olması nedeniyle Arap Körfezi petrol ihracatının yaklaşık yüzde 90'ı Hürmüz Boğazı'ndan pompalanır. Bu koridor üzerinden 2022 yılında tankerlerle günde tahmini 20 milyon varil taşınıyordu. Bu da küresel petrol sevkiyatının yaklaşık beşte birini temsil ediyor. Sıvı doğal gazın yüzde yirmisi de buradan geçiyor.

Önceki İran tehditleri

İran geçmişte birkaç kez Hürmüz Boğazı'nı kapatma tehdidinde bulunmuştu. Bu tehditlerden en önemlisi ABD'nin nükleer anlaşmadan çekilmesi ve yaptırımların yeniden uygulanmasının ardından gerilimin arttığı 2018 yılındaydı. Bundan önce de 2011 ve 2012 yıllarında İranlı yetkililer, Batı'nın nükleer programı nedeniyle petrol ihracatına ek yaptırımlar uygulaması halinde boğazın kapatılabileceği uyarısında bulunmuşlardı. Ancak bu tehditler hiçbir zaman gerçekleşmedi.

Küresel ticaret dinamiklerinde değişim

Ekonomik araştırma sitesi Econovis'e göre, 2001'den 2022'ye kadar Arap Körfezi'nden ABD'ye ham petrol ihracatı günde 2 milyon 660 bin varilden 740 bin varile düşerek yüzde 72'lik önemli bir düşüş gösterdi. Avrupa Birliği'nde (AB) de benzer bir eğilim görüldü ve ihracat yüzde 37'lik bir düşüşle günde 2 milyon 330 bin varilden 1 milyon 460 bin varile geriledi. Buna karşılık Çin, küresel petrol piyasasında etkili bir güç olarak ortaya çıktı ve Arap Körfezi petrol ithalatında yüzde 800'lük benzeri görülmemiş bir artışa tanık oldu; 630 binden yaklaşık 5 milyon 800 bin varile yükseldi.

2022 yılında ABD ve AB'nin Arap Körfezi'nden ham petrol ithalatındaki payı sırasıyla yüzde 4,1 ve yüzde 8,1'e gerilerken, Çin yüzde 30'dan fazla ithalat yaparak ezici bir pay aldı. Arap Körfezi petrolü ABD'nin toplam ham petrol ithalatının yüzde 12'sini, AB'nin yüzde 15'ini ve Çin'in yüzde 55'ini oluşturuyor.

Çin, 2022 yılında küresel ithalatın yüzde 23'ünü gerçekleştirerek dünyanın en büyük ham petrol ithalatçısı haline geldi. Aynı zamanda İran petrolünün bir numaralı ithalatçısı olan Çin'in, petrol ihracatının dörtte üçünden fazlasını gerçekleştirdiği bildiriliyor. Dünyanın en büyük ikinci ekonomisi aynı zamanda İran'ın en büyük ticaret ortağı.

Çin, ham petrol başta olmak üzere enerji ithalatına büyük ölçüde bağımlı olmaya devam ediyor. 2022 yılında Çin'in mineral yakıt ve ürünleri ithalatı 535 milyar dolar olarak gerçekleşmiş ve bunun 366 milyar doları sadece ham petrole harcanmıştır. Bu da mineral yakıtlar ve ürünlerinde 470 milyar dolarlık bir ticaret açığı ile sonuçlanmıştır.

fegrhyjukı
İsrail'in gece düzenlediği saldırıda hedef alınan Tahran'ın güneyindeki bir petrol rafinerisinin üzerinden dumanlar yükseliyor. (AFP)

Yıllar içinde ortaya çıkan en dikkat çekici eğilimlerden biri, büyük küresel oyuncularla ticaretin değişen dinamikleridir. 2001 yılında Arap Körfezi'nin ABD ve AB ile olan ticareti Çin ile olan ticaretinden yaklaşık yedi kat daha büyüktü. Ancak son yıllarda bu ticaret modellerinde önemli bir değişim yaşandı ve Çin ile yapılan ticarette belirgin bir artış görüldü. Körfez ülkeleri ile Çin arasındaki ticari ilişkiler 2001 ile 2022 yılları arasında yüzde 2 bin 700'den fazla artarak muazzam bir büyüme gösterdi. 2022 yılı sonunda Çin ile ticaretin 385 milyar dolara ulaşması, bu ekonomik ortaklığın artan önemini yansıtıyor. Öte yandan Econovis verilerine göre aynı yıl Körfez ülkeleri ile AB arasındaki ticaret 219 milyar dolar, ABD ile ticaret ise 95 milyar dolar olarak gerçekleşti.

Boğazı kapatmanın zorlukları

Şarku’l Avsat’ın CNBC'den aktardığına göre piyasa gözlemcileri, boğazın kapatılmasıyla küresel petrol akışının tamamen kesilmesinin olası olmadığını ve hatta imkânsız olabileceğini düşünüyor. Transversal Consulting Başkanı Ellen Wald, Hürmüz Boğazı'ndan petrol geçişini engellemenin İran'a ‘net bir fayda sağlamayacağına’ ve böyle bir eylemin muhtemelen daha fazla misillemeye yol açacağına inanıyor. Wald, boğazın kapatılması nedeniyle petrol fiyatlarında yaşanacak önemli bir artışın, İran petrolünün en büyük alıcısı olan Çin'in tepkisine yol açabileceği uyarısında bulundu. Wald, “Çin, Körfez'den petrol akışının hiçbir şekilde kesintiye uğramasını ya da petrol fiyatlarının yükselmesini istemiyor. Bu yüzden İran'a baskı yapmak için tüm ekonomik gücünü kullanacaktır” dedi.

Enerji ekonomisti Dr. Anas Al-Hajji, “Söz konusu hamleyle İran’ın dostları düşmanlarından daha fazla zarar görecek” dedi. Al-Hajji, İran'ın günlük tüketim mallarının çoğunun bu güzergahtan geçtiği düşünüldüğünde, boğazın kapatılmasının Tahran için bir lanet olabileceğini belirterek, “Sorun çıkarmak onların çıkarına değil. Çünkü önce onlar zarar görecek” ifadelerini kullandı.

The Economist'e göre bu dar su yolu İran için hayati önem taşıdığından, böyle bir eylem pervasızca olacaktır. Dergi, İran'ın böyle bir önlemle ilgili çok sayıda tehdidine rağmen, şimdiye kadar risk almaya cesaret edemediğini belirtti.

Boğazı kapatmak teknik olarak imkânsız mı?

2018 yılında İran, ABD'nin nükleer anlaşmadan çekilmesi ve yaptırımların yeniden uygulanmasının ardından gerilimin artması üzerine Hürmüz Boğazı'nı kapatmakla tehdit etti. Bundan önce de 2011 ve 2012 yıllarında dönemin Cumhurbaşkanı Yardımcısı Muhammed Rıza Rahimi'nin de aralarında bulunduğu İranlı yetkililer, Batı'nın nükleer programı nedeniyle petrol ihracatına ek yaptırımlar uygulaması halinde boğazın kapatılabileceği uyarısında bulunmuşlardı.

Ancak tekrarlanan tehditlere rağmen Hürmüz Boğazı'nı kapatmak için herhangi bir girişimde bulunulmadı ki analistler bunun pratikte mümkün olmadığını söylüyor. Al-Hajji, boğazın büyük kısmının İran'da değil Umman'da olduğunu ve boğazın İranlıların kapatamayacağı kadar geniş olduğunu belirtti. Wald ise birçok geminin İran sularından geçmesine rağmen, gemilerin Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Umman üzerinden alternatif rotalar izleyebileceğine dikkat çekti.

Tanınmış Amerikalı profesör Paul Sullivan, “Burayı kapatarak ekonomilerini boğmayacaklar. Bunu daha kaç kere söylememiz gerekiyor?” diyerek konuyu özetledi. Kpler'de Ortadoğu ve OPEC+ Görünüm Başkanı Amena Bakr ise şunları söyledi: “Kritik bir durumda olmamıza rağmen boğazın kapatılması uç bir senaryo. Bu seçeneği tamamen göz ardı etmiyorum. Üzerinde çalışmamız gerekiyor.”



Arakçi parlamentoya görüşmeler hakkında bilgi verdi... Laricani yarın Umman’ı ziyaret edecek

İran parlamentosunun internet sitesinde yayınlanan bir fotoğrafta, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve Genelkurmay Başkanı Abdurrahim Musevi’nin son dönemdeki görüşmeler ve gerginliklerle ilgili kapalı kapılar ardında yapılan toplantıya katıldıkları görülüyor.
İran parlamentosunun internet sitesinde yayınlanan bir fotoğrafta, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve Genelkurmay Başkanı Abdurrahim Musevi’nin son dönemdeki görüşmeler ve gerginliklerle ilgili kapalı kapılar ardında yapılan toplantıya katıldıkları görülüyor.
TT

Arakçi parlamentoya görüşmeler hakkında bilgi verdi... Laricani yarın Umman’ı ziyaret edecek

İran parlamentosunun internet sitesinde yayınlanan bir fotoğrafta, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve Genelkurmay Başkanı Abdurrahim Musevi’nin son dönemdeki görüşmeler ve gerginliklerle ilgili kapalı kapılar ardında yapılan toplantıya katıldıkları görülüyor.
İran parlamentosunun internet sitesinde yayınlanan bir fotoğrafta, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve Genelkurmay Başkanı Abdurrahim Musevi’nin son dönemdeki görüşmeler ve gerginliklerle ilgili kapalı kapılar ardında yapılan toplantıya katıldıkları görülüyor.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, ABD’li müzakerecilerle gerçekleştirdiği görüşmelerin ilk turunun sonuçları hakkında meclis üyelerini bilgilendirdi. Diğer yandan Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Laricani, Tahran ile Washington arasında nükleer müzakerelerde arabuluculuk rolü üstlenen Umman’a yarın bir heyetin başında gitmeyi planladığını açıkladı.

Laricani’nin ziyareti, geçen hafta sonu Umman’da yaklaşık dokuz aylık aranın ardından yapılan dolaylı görüşmelerin ilk turunu izleyen ve İran-ABD hattında ikinci bir müzakere turuna ilişkin beklentilerin arttığı bir döneme denk geliyor.

Söz konusu görüşmeler, ABD’nin İran yakınlarında deniz kuvvetlerini artırdığı ve Tahran’ın olası bir saldırıya sert karşılık vereceğini duyurduğu bir ortamda, diplomasiye yeni bir fırsat açmayı amaçlıyor.

Laricani, Telegram hesabından yaptığı açıklamada, Umman’da üst düzey yetkililerle bir araya gelerek son bölgesel ve uluslararası gelişmeleri ele alacağını, bunun yanı sıra ikili iş birliğini farklı düzeylerde değerlendireceğini belirtti.

Müzakerelerin bir sonraki turunun tarih ve yerinin ise henüz açıklanmadığı kaydedildi. Nükleer görüşmelere, İran’da Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi’nin nezaret ettiği ve nihai kararların, Dini Lider Ali Hamaney’in onayının ardından alındığı ifade edildi.

scdvfgth
İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Laricani, 18 Ocak’ta Tahran’da Irak Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin için düzenlenen resepsiyonun ardından ofisinden ayrılırken görülüyor. (Laricani’nin internet sitesi)

Laricani’nin Umman’a yapacağı ziyaretin duyurulması, Arakçi’nin bugün parlamentoyu, kapalı kapılar ardında yapılan bir oturumda görüşmelerin sonuçları hakkında bilgilendirmesiyle eş zamanlı gerçekleşti.

Parlamentonun Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu Başkan Yardımcısı Abbas Muktedayi, oturumun yapıldığını doğrulayarak, İran Genelkurmay Başkanı Abdurrahim Musevi’nin de Arakçi ile birlikte toplantıya katıldığını bildirdi.

Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf ise “İran sıfır zenginleştirmeyi kabul etmeyecektir” diyerek, ‘ülkenin ulusal gücünün unsurlarından biri olan füze kapasitesinin hiçbir şekilde müzakere konusu yapılamayacağını’ vurguladı.

Parlamento Başkanlık Divanı Sözcüsü Abbas Guderzi de Dışişleri Bakanı ile Genelkurmay Başkanı’nın toplantı sırasında İran’ın uranyum zenginleştirmeden vazgeçmesine karşı olduklarını açıkça ifade ettiklerini söyledi.

Guderzi, ‘müzakerelerin yeri ve çerçevesinin tamamen İslam Cumhuriyeti tarafından belirlendiğinin’ teyit edildiğini belirterek, bunun ‘İran’ın diplomasi sahasındaki gücünü yansıttığını’ dile getirdi. Ancak bu tutumun hangi tarafça ilan edildiğine dair ayrıntı vermedi.

Öte yandan Arakçi dün düzenlediği basın toplantısında, ABD’nin ‘gerçek müzakereler yürütme’ konusundaki ciddiyetine dair şüphelerini dile getirdi. Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Arakçi, İran’ın ‘tüm işaretleri değerlendirdikten sonra müzakerelere devam edip etmeme konusunda karar vereceğini’ söyledi ve bu kapsamda Çin ve Rusya ile istişareler yürütüldüğünü ifade etti.

frvfr
ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’nın Ortadoğu’daki operasyonlardan sorumlu komutanı Amiral Brad Cooper, ABD’nin Orta Doğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff ve ABD Başkanı’nın damadı ve danışmanı Jared Kushner ile birlikte uçak gemisi “Abraham Lincoln” üzerinde (ABD Donanması – AFP).

İran, kırmızı çizgileri olarak gördüğü tutumunda ısrarcı davranıyor. Tahran, görüşmelerin yalnızca nükleer programıyla sınırlı kalmasını kabul ediyor ve barışçıl bir nükleer programa sahip olma hakkını vurguluyor. Buna karşılık, Körfez’de geniş bir deniz gücü konuşlandıran ve bölgedeki üslerde askeri varlığını artıran ABD, iki ek başlığı da içeren daha kapsamlı bir anlaşma talep ediyor. Washington’un gündemindeki bu başlıklar, İran’ın füze kapasitesinin sınırlandırılması ve Tahran’ın İsrail’e düşman silahlı gruplara verdiği desteğin sona erdirilmesi olarak öne çıkıyor.

İsrail ise bu iki başlıkta herhangi bir taviz verilmemesi gerektiğini savunuyor. Bu çerçevede İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun çarşamba günü Washington’a gitmesi bekleniyor.


Epstein Mossad ajanı mıydı? Yeni belgeler soru işaretleri oluşturuyor

ABD Adalet Bakanlığı’nın 19 Aralık 2025’te yayımladığı fotoğrafta Epstein ve Maxwell (Reuters)
ABD Adalet Bakanlığı’nın 19 Aralık 2025’te yayımladığı fotoğrafta Epstein ve Maxwell (Reuters)
TT

Epstein Mossad ajanı mıydı? Yeni belgeler soru işaretleri oluşturuyor

ABD Adalet Bakanlığı’nın 19 Aralık 2025’te yayımladığı fotoğrafta Epstein ve Maxwell (Reuters)
ABD Adalet Bakanlığı’nın 19 Aralık 2025’te yayımladığı fotoğrafta Epstein ve Maxwell (Reuters)

Amerikalı, Hint kökenli ruhani öğretmen ve çok satan sağlık kitaplarının yazarı Deepak Chopra, İsrail’e övgüler yağdırırken, Jeffrey Epstein’ın kendisine Tel Aviv’de katılması fikrine de büyük bir heyecan duyuyordu.

İngiliz The Times gazetesinin haberine göre, 2019’daki tutuklanmasından iki yıl önce Epstein, Chopra’nın Tel Aviv’deki Menora Salonu’nda vereceği konferans sırasında onunla görüşmeye davet edildi. Epstein dosyaları kapsamında yayımlanan milyonlarca belgeden birinde Chopra’nın şu ifadeleri yer aldı:
“Bizimle İsrail’e gel. Rahatla, ilginç insanlarla vakit geçir. İstersen takma isim kullan. Kızlarını da getir. Burada olman çok eğlenceli olur. Sevgiler.”

Ancak Epstein bu davete mesafeli yaklaştı ve şu yanıtı verdi:
“Başka bir yer. İsrail’i hiç sevmiyorum.”

Epstein’ın Mart 2017’de daveti reddetmesinin nedenleri, ABD Adalet Bakanlığı’nın yayımladığı dosyalardaki gizemlerden biri olmayı sürdürüyor. Belgeler, Epstein’ın özellikle İsrail ve eski Başbakan Ehud Barak ile ilişkisine dair çelişkili ve kafa karıştırıcı bir tablo ortaya koyuyor.

“Epstein casusluk eğitimi aldı” iddiası

ABD’de, Epstein’ın yabancı bir istihbarat servisi adına çalışmış olabileceğine dair iddialar yeniden gündeme geldi. Bu iddialar özellikle sağcı yorumcu Tucker Carlson ve benzer isimler tarafından dillendirildi. Dosyalar arasında, FBI’a bilgi veren gizli bir kaynağın, Epstein’ın gerçekte İsrail istihbarat servisi Mossad için çalıştığını öne sürdüğü iddialar da yer aldı.

FBI’ın Los Angeles ofisinin Ekim 2020 tarihli bir raporunda, söz konusu kaynağın “Epstein’ın Mossad tarafından devşirilmiş bir ajan olduğuna ikna olduğu” ifade edildi. Raporda ayrıca Epstein’ın Mossad adına “casusluk eğitimi aldığı”, uzun yıllar kişisel avukatlığını yapan Harvard Hukuk Fakültesi profesörü Alan Dershowitz aracılığıyla Amerikan ve müttefik istihbarat operasyonlarıyla bağlantılar kurduğu iddia edildi. Raporda, Jared Kushner ile kardeşi Josh Kushner’ın da Dershowitz’in öğrencileri arasında olduğu ifade edildi.

Ancak Dershowitz bu iddiaları alaya alarak, “Herhangi bir istihbarat servisinin ona gerçekten güveneceğini sanmıyorum. Ayrıca böyle bir şeyi benden saklayamazdı” dedi.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ise hafta sonunda yaptığı açıklamada, Epstein’ın Ehud Barak ile olan yakın ilişkisinin onun İsrail adına casusluk yapmadığının kanıtı olduğunu savundu. Netanyahu, X platformunda, “Jeffrey Epstein ile Ehud Barak arasında alışılmadık derecedeki yakın ilişki, onun İsrail için çalıştığını değil, tam tersini gösteriyor” ifadelerini kullandı.

Belgeler, Barak ve eşi Nili’nin defalarca Epstein’ın New York’taki dairesinde kaldığını ve Epstein’ın 2019’daki son tutuklanmasından kısa süre önce yeniden ziyaret planladıklarını ortaya koyuyor. Epstein’ın, 2006’da çocuk istismarı ve insan ticareti suçlamalarıyla ilk kez tutuklanmasından sonra da ilişkilerinin devam ettiği görülüyor. Barak daha sonra Epstein ile ilişkisi nedeniyle pişmanlık duyduğunu söyledi.

2018’de Epstein, Barak’tan bir e-postada “Mossad için çalışmadığımı netleştirmesini” istedi. Bir yıl önce ise Barak’a, kendisinden “eski Mossad ajanlarını kirli soruşturmalar için bulmasının istenip istenmediğini” sormuştu.

Belgelere göre Epstein, “Carbyne” adlı (eski adıyla Reporty Homeland Security) İsrailli bir girişime 1,5 milyon dolarlık yatırım yapılmasına katkıda bulundu. Barak, “Vergiden kaçınmak için Kıbrıs’ı kullanma yönündeki İsrail numarası eski ve tehlikelidir” uyarısında bulunurken, iş insanı Nicole Junkermann, Kıbrıs yerine Lüksemburg’un tercih edilmesini önerdi.

“Kesin kanıt yok”

Epstein’ın servetinin kaynağı da uzun süredir soru işaretleri yaratıyor. Eski İngiliz askeri istihbarat subayı Lynette Nusbacher, teorik olarak Epstein’ın bir istihbarat varlığı olmasının mümkün olduğunu, ancak “suçlarıyla mahkûm olmuş biri olmanın ötesine geçtiğini kanıtlayan hiçbir delil bulunmadığını” ifade etti.

2003 yılında Epstein, partneri Ghislaine Maxwell için “çelişkili vize damgalarından kaçınmak” gerekçesiyle ikinci bir pasaport başvurusunda bulundu. Başvuruda Maxwell’in İsrail, Ürdün ve Suudi Arabistan’a seyahat etmeyi planladığı belirtiliyordu. Maxwell’in babası, eski medya patronu Robert Maxwell’in Mossad ile bağlantıları olduğu uzun süredir iddia ediliyordu.

Epstein, Yahudi bir ailede dünyaya geldi ve New York’ta, çoğunluğu Yahudilerden oluşan Sea Gate adlı kapalı sitede büyüdü. 1985 yılında ailesiyle birlikte İsrail’i ziyaret etti, Tel Aviv’de Plaza Oteli’nde ve Kudüs’te King David Oteli’nde kaldı. Ailesini gezdirmek için limuzin kiraladığı da aktarılan bilgiler arasında.

Resmî kayıtlara geçmeyen başka ziyaretler de söz konusu. 20 Mayıs 2012 tarihli bir e-postada sekreterinden Paris’ten Tel Aviv’e, oradan New York’a ya da Tel Aviv’den Yalta’ya uçuşlar araştırmasını istedi. Bir gün sonra ise “24’ünde Tel Aviv, 27’sinde New York’a birinci sınıf” diye yazdı.

Epstein ayrıca, İsrail’deki en lüks mülklerin açık artırmalarını takip eden pahalı bir emlak sitesine üyeydi.

2017 itibarıyla İsrail’e seyahat etmeye hevesli görünmese de İsrailli kadınlara ilgisini gizlemedi. Chopra’dan “çekici sarışın bir İsrailli… zihin maddenin üstündedir” diye bir istekte bulundu. Chopra ise İsrailli kadınların “savaşçı, agresif ve son derece çekici” olduğu uyarısında bulundu.

Chopra geçen hafta yaptığı açıklamada, “Hiçbir zaman suç teşkil eden ya da sömürücü bir davranışın parçası olmadım. İstismar ve suistimalin her türlüsünü kesin bir dille kınıyorum” ifadesini kullandı.

Epstein ile halen çocuklara yönelik cinsel insan ticareti ağındaki rolü nedeniyle 20 yıl hapis cezası çeken Ghislaine Maxwell arasındaki derin ve uzun süreli ilişki de Epstein’ın İsrail ile bağlantılı olduğu yönündeki komplo teorilerini destekliyor.

Maxwell’in babası Robert Maxwell’in İsrail istihbaratıyla bağlantıları olduğu uzun süredir iddia ediliyor. Maxwell’in İsrail ekonomisine milyonlar aktardığı ve dönemin Başbakanı Yitzhak Shamir’e “en az 250 milyon dolar yatırım” sözü verdiği biliniyor.

Robert Maxwell, 1991 yılında “Lady Ghislaine” adlı yatından düşerek Kanarya Adaları açıklarında ölü bulundu. Cenazesi İsrail’e götürülerek, Kudüs’te devlet elitlerine ayrılan Zeytin Dağı Mezarlığı’na defnedildi.

“Mossad mı öldürdü?”

Epstein’ın bazı e-postalarında, Robert Maxwell’in Mossad tarafından öldürüldüğüne inandığına dair ifadeler yer aldı. 15 Mart 2018 tarihli bir e-postada Epstein, başlığı “İş bitirildi” olan mesajında Maxwell’in kaderine dair spekülasyonlarda bulundu.

Bu iddialar, Gordon Thomas ve Martin Dillon’un yazdığı “Robert Maxwell’in Suikastı: İsrail’in Süper Casusu” adlı kitapta ortaya atılan teoriyle örtüşüyor. Kitapta, Maxwell’in Mossad için çalıştığı, ancak 3 milyar doları aşan borçlarının faizi olarak talep ettiği 600 milyon dolar ödenmezse her şeyi ifşa etmekle tehdit ettiği ve bunun üzerine öldürüldüğü öne sürülüyor.

The Times’ın görüştüğü pek çok uzman, Maxwell’in Mossad ile bağlantılarını ya da Epstein’ın İsrail istihbaratıyla ilişkisini doğrulayan somut bir bilgiye rastlamadıklarını belirtiyor. Ancak İsrail istihbaratıyla bağlantıları olan ve isminin açıklanmasını istemeyen bir İsrailli yazar, “Mossad’ın kimi işe alacağını asla bilemezsiniz. Herkes ajan olabilir” değerlendirmesinde bulundu.


İsrail Cumhurbaşkanı, Avustralya'daki Bondi saldırısının yaşandığı yeri ziyaret etti

Herzog, Bondi Pavilion'un önüne çelenk bıraktıktan sonra konuşuyor (Reuters)
Herzog, Bondi Pavilion'un önüne çelenk bıraktıktan sonra konuşuyor (Reuters)
TT

İsrail Cumhurbaşkanı, Avustralya'daki Bondi saldırısının yaşandığı yeri ziyaret etti

Herzog, Bondi Pavilion'un önüne çelenk bıraktıktan sonra konuşuyor (Reuters)
Herzog, Bondi Pavilion'un önüne çelenk bıraktıktan sonra konuşuyor (Reuters)

İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog, dün yaptığı açıklamada, Yahudilerin "bu kötülüğün üstesinden geleceğini" belirterek, Sidney'deki Bondi Plajı'nda Yahudi bayramını kutlayan 15 kişinin ölümüne yol açan silahlı saldırının kurbanlarına başsağlığı diledi.

Bondi Pavilion'un önüne çelenk bıraktıktan sonra konuşan Herzog, "Terör, şiddet ve nefret karşısında, tüm inançlardan ve tüm milletlerden iyi insanlar arasındaki bağlar güçlü kalacaktır" dedi.

Bu arada, Filistin yanlısı göstericiler, İsrail Cumhurbaşkanı'nın ziyaretini protesto etmek için Sidney'de toplanmayı planlıyordu. Yetkililer ziyareti büyük bir olay olarak nitelendirmiş ve kalabalığı kontrol etmek için binlerce polis memuru görevlendirmişti. Polis, kamu güvenliği gerekçesiyle göstericileri Sidney'in merkezindeki bir parkta toplanmaya çağırmıştı, ancak protesto organizatörleri bunun yerine şehrin tarihi Belediye Binası'nda toplanmayı planladıklarını söylemişti.

Yetkililer, ziyaret sırasında polise nadiren kullanılan yetkiler verdi; bunlar arasında kalabalıkları dağıtma ve yer değiştirme, belirli alanlara erişimi kısıtlama, insanları ayrılmaya yönlendirme ve araçları arama yetkisi de bulunuyordu.

Yeni Güney Galler Emniyet Müdür Yardımcısı Peter McKenna, Channel Nine News'e yaptığı açıklamada, "Protesto organizatörleriyle yakın temas halinde olduğumuz için bu yetkilerden herhangi birini kullanmak zorunda kalmayacağımızı umuyoruz" dedi. "Genel olarak, tüm toplumu güvende tutmak istiyoruz... Toplum güvenliğini sağlamak için ancak bu amaçla, büyük sayıda polis memuru görevlendireceğiz" dedi. Avustralya'nın en büyük şehri olan Sidney'de yaklaşık 3 bin polis memuru görevlendirilecek.

Herzog, Bondi Plajı'ndaki ölümcül silahlı saldırının ardından Avustralya Başbakanı Anthony Albanese'nin daveti üzerine Avustralya'yı ziyaret ediyor.

Herzog'un ziyareti, Filistin yanlısı grupların muhalefetiyle karşılandı ve Avustralya'nın büyük şehirlerinde protestolar planlandı. Filistin Eylem Grubu da beklenen protestolara getirilen kısıtlamalara karşı Sidney'deki bir mahkemede dava açtı.

Filistin Eylem Grubu yaptığı açıklamada, "BM Soruşturma Komisyonu'nun Gazze'de soykırımı kışkırttığı sonucuna varmasının ardından, bugün Isaac Herzog'un tutuklanmasını ve soruşturulmasını talep etmek için ulusal bir protesto günü olacak" ifadeleri yer aldı.

İsrail hükümetinin sert eleştirmeni olan Avustralya Yahudi Konseyi, pazartesi günü 1000'den fazla önde gelen Avustralyalı Yahudi akademisyen ve toplum figürünün imzaladığı açık bir mektup yayınlayarak Albanese'yi Herzog'a yaptığı daveti geri çekmeye çağırdı.