İsrail'deki Dürziler ve Suveyda olayları: Sınır ötesi dayanışma ve kimlik denklemindeki dönüşümler

Kudüs'teki ABD Büyükelçiliği önünde Suriye'deki Dürzilere ABD'nin destek vermesi talebiyle düzenlenen bir gösteride Dürzi bayrağı ve İsrail bayrağı taşıyan bir kadın, 13 Temmuz 2025 (AFP)
Kudüs'teki ABD Büyükelçiliği önünde Suriye'deki Dürzilere ABD'nin destek vermesi talebiyle düzenlenen bir gösteride Dürzi bayrağı ve İsrail bayrağı taşıyan bir kadın, 13 Temmuz 2025 (AFP)
TT

İsrail'deki Dürziler ve Suveyda olayları: Sınır ötesi dayanışma ve kimlik denklemindeki dönüşümler

Kudüs'teki ABD Büyükelçiliği önünde Suriye'deki Dürzilere ABD'nin destek vermesi talebiyle düzenlenen bir gösteride Dürzi bayrağı ve İsrail bayrağı taşıyan bir kadın, 13 Temmuz 2025 (AFP)
Kudüs'teki ABD Büyükelçiliği önünde Suriye'deki Dürzilere ABD'nin destek vermesi talebiyle düzenlenen bir gösteride Dürzi bayrağı ve İsrail bayrağı taşıyan bir kadın, 13 Temmuz 2025 (AFP)

İsrailli Dürziler son üç haftadır Suriye'nin Süveyda ilinde yaşanan şiddet dalgası ve kanlı çatışmaların gölgesinde burada yaşayan akrabalarının akıbeti konusunda daha önce benzeri görülmemiş bir endişe ve panik yaşadı. Söz konusu olaylar, Celile, Karmel ve Golan Tepeleri’ndeki Dürziler ile Suriye'deki akrabaları arasında ailevi ve duygusal bağları uyandırdı. Bu duygular, İsrail'deki Dürzilerin ruhani liderlerinin her düzeyde önderlik ettiği pratik hareketlere ve halkın ve resmi makamların baskısına dönüştü. Hatta İsrail hükümetinden doğrudan askeri müdahale talep edildi. Yaklaşık bin genç Suriye sınırını geçerek Süveyda'ya ulaşmaya çalışırken, Suriye güvenlik güçleri ile bedevi aşiretlerden silahlı gruplara karşı koymak için harekete geçti. Bu gruplar, şiddet eylemleri ve Süveydalılara zulümde bulunmakla suçlanıyordu. Tüm bu gelişmeler, İsrail'deki Dürziler ile Suriye'deki Dürziler arasındaki ilişkinin derinliği, bu azınlığı korumak için İsrail'in müdahale sınırları ve bunun bölgesel ve iç siyasi yansımaları hakkında temel soruların yeniden gündeme gelmesine neden oldu.

İsrailli Dürzilerin Süveydalı Dürzilerle olan dayanışması, yakınlık duygusunun ötesine geçerek, İsrail'deki Dürzi ailelerin yarısından fazlasının Suriye'deki birinci veya ikinci derece akrabalarıyla günlük olarak doğrudan temas halinde olmalarını sağlayan ‘kan ve akrabalık bağlarına’ dayanıyor. Dürzi inancında ‘kardeşleri korumak’ kavramı, mezhep mensupları için nerede olurlarsa olsunlar fedakarlık yapma görevini kutsallaştırır. Dürziler kendilerini sınır ötesi bir topluluk olarak görürler ve kolektif hafızaları, Suriye'de maruz kaldıkları tarihi katliamların tekrarlanmasından duydukları korkuyu pekiştirir. Bu katliamlara örnek olarak 1860’takı Dürzi Dağı olayları ve 2015 yılındaki İdlib olayları verilebilir.

İsrail'deki Dürziler, Suriye'deki özellikle de Süveyda ilindeki akrabalarıyla, bu kez daha önce hiç tanık olunmamış bir dayanışma örneği sergiledi.

Geçtiğimiz yıllarda -sonuncusu 2024 yılında Süveyda'da Beşşar Esed rejimine karşı düzenlenen protesto dalgası- olmak üzere dayanışma etkinlikleri ve hareketleri sırasında verilen destek kınama açıklamaları, protestolar, yürüyüşler ve yardım etkinlikleri ile sınırlı kalmıştı. Ayrıca Şeyh Muvaffak Tarif’in liderliğindeki Dürzi Yüksek Din Konseyi'nin himayesinde gençlerin bağış toplama girişimleri de vardı. Tarif, İsrail hükümetinden, herhangi bir İsrail müdahalesinin Suriye rejimine karşı siyasi veya askeri destek olarak yorumlanabileceği endişesiyle, Golan Tepeleri üzerinden tıbbi ve gıda yardımlarının temkinli bir şekilde ulaştırılmasına izin vermesini talep ediyordu. Ancak bu, bölgedeki Dürziler için güvenlik riskleri doğurabilirdi. Fakat bu kez talepler, daha önce görülmemiş bir düzeye ulaştı. Çünkü yapılan açıklamalar ilk kez yardım veya protesto yürüyüşleriyle sınırlı kalmayıp, doğrudan İsrail'in askeri müdahalesini talep etmeye kadar uzandı. Hatta onlarca Dürzi gencin sınırları geçerek Hadar beldesine ulaşmasıyla, İsrail'deki Dürziler ile Süveydalı dürziler arasındaki ilişkide daha önce görülmemiş bir dönüşüm yaşandı.

cu
Lübnan sınırında öldürülen Dürzi subayın cenazesine katılan İsrailli Dürziler, 20 Eylül (AFP)

Bugün İsrail'de çoğunluğu Celile ve Golan Tepeleri’nde olmak üzere yaklaşık 140 bin Dürzi yaşıyor. İsrail’deki Dürziler, İsrail vatandaşı olanlar (Celile ve Karmel'deki Dürziler) ve İsrail vatandaşı olmayı reddedenler (1967'den beri işgal altındaki Golan Tepeleri’nde yaşayanlar) olarak ikiye ayrılıyorlar. 1956'dan beri zorunlu olan askerlik hizmeti, Dürziler Yahudi devletiyle ‘kan bağı’ olarak bilinen benzersiz bir ilişki kurdurdu. Dürziler İsrail ordusuna ve devlet kurumlarına entegre olmuş ve üst düzey askeri, siyasi ve bakanlık görevlerine gelmiş olsalar da ittifak iç tartışmalara konu olmaya devam ediyor. Celile ve Karmel'deki Dürziler İsrail ile ortaklıklarını sürdürürken Golan Tepeleri’ndeki Dürziler (yaklaşık 25 bin kişi) Mecdel Şems, Masada, Bukata ve Ayn Kuneytira olmak üzere dört ayrı bölgede yaşıyor. İsrail vatandaşlığını reddederken Suriyeli kimliklerine ve Şam'a bağlılıklarına sadık kalıyorlar. Bu da İsrail'deki Dürziler arasında derin bir uçurum yaratıyor. Suriye ve Lübnan'da tekrarlanan büyük krizler, İsrail'in Dürzilere verdiği desteğin sınırlı olduğunu ortaya çıkarırken, Dürzi topluluğu içinde ‘kan bağı’ konusunda tartışmalar derinleşiyor. İsrail devletinin çıkarları, duygusal veya dini kaygıların üzerinde yer alıyor. Eşit vatandaşlık hakları konusunda daha bilinçli ve mutlak bağlılığa daha az eğilimli olan genç bir neslin ortaya çıkışıyla birlikte, İsrail içinde ve dışında Dürzi kimliğinin geleceği hakkında iç tartışmalar yaşanırken, gerçeklik ve çıkarlar arasında denge kuran pragmatik temeller üzerinde İsrail ile ilişkilerin gözden geçirilmesi yönündeki çağrılar artıyor.

İsrail Suveyda dosyasında genellikle ‘endişeli gözlemci’ pozisyonunu benimsemeyi ve ‘insani dayanışmasını’ ilan etmeyi tercih ederken, eski Suriye rejimi, o dönemde Suriye'nin güneyinde güçlü bir varlık gösteren Rusya ve İran ile çatışmaya girmemek için doğrudan askeri müdahaleye girmekten kaçınır ya da eski Beşşar Esed rejimine Dürzileri baskı altında tutmak ve onları İsrail'e iş birliği yapmakla suçlamak için bir bahane vermek istemezdi. Ancak Dürzilerin iç baskısının artması, İsrail'i ilk kez Dürzileri desteklemek için hava kuvvetlerini kullanarak Şam'da Suriye’nin önemli binalarını bombalamaya itti. Bu gelişme, mezhebin bazı liderleri tarafından ‘büyük bir başarı’ olarak değerlendirildi.

Bin 400'den fazla Alevi Dürzi'nin öldürülmesi ve Şam'daki kilisenin bombalanması gibi Suriye’nin kıyı bölgelerinde yaşanan olaylar, İsrail'deki Dürzilerin kalbinde korkunç bir kabusa dönüştü.

Son zamanlarda Suveyda’da yaşanan olaylar, İsrail'deki Dürzilerin kimlik ve aidiyet sorunlarını yeniden gündeme getirdi. Birçoğu Suveyda'nın kuşatılmasının ve hedef alınmasının ‘beka’ endişelerini yeniden canlandırdığını düşünüyor. Krizlerde devletlerin azınlıkları yüzüstü bırakması, mezhep İsrail'in kendilerine devletin zihniyeti ve çıkarları ile yaklaştığını açıkça ortaya koydu. Bu da, İsrail içinde etkili olan Dürzi seslerin herhangi bir rejim veya devlete çok fazla güvenmeme konusunda uyarırken, bölgesel ve dış ilişkilerle desteklenen, mezhebin bağımsız gücünü inşa etmenin yanında bağımsız kimliklerinin korunmasını ve konumlarının muhafaza edilmesini garanti altına alacak bir güç oluşturmanın öneminin altını çiziyorlar. İsrail'deki Dürzi tutumu, Suveyda olaylarına yönelik sınır ötesi kimliklerin gerçekçi siyasetin gereklilikleriyle iç içe geçtiğini gösterdi. Tarihi miras ve kan bağı onları Suriyeli kardeşlerini desteklemek için baskı yapmaya itse de bu desteğin sınırlarını çok iyi biliyorlar ve dikkatli bir şekilde yönetmeye çalışıyorlar. İsrail ise, bu mezhebi içerde kontrol altında tutarken, dışarda herhangi bir gerginlikten kaçınmaya ve başta ABD Başkanı Donald Trump olmak üzere müttefikleriyle ilişkilerini gerginleştirmemeye çalışıyor. Bu karmaşık denklemde, on yıllardır Dürziler ile İsrail devleti arasındaki ilişkiyi belirleyen ‘kan bağı’ kavramı geriledi ve yerini yeni neslin ‘hayat bağı’ olarak tanımladığı, geçmişteki gibi açık bir ‘kader ortaklığı’ değil, daha çok şartlı bir ortaklık ve çıkar hesaplarına benzeyen bir kavram aldı.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı habere göre Suriye'nin Suveyda ilinden yayılan ve Suriye’nin resmi güvenlik güçleri ile bedevi aşiretlerden gençlerinin Dürzi yaşlıların ve erkeklerin bıyıklarını kestiğini gösteren videolar, İsrail'deki Dürziler arasında öfke uyandırdı. Bin 400'den fazla Alevi Dürzi'nin öldürülmesi ve Şam'daki kilisenin bombalanması gibi Suriye’nin kıyı bölgelerinde yaşanan olaylar, İsrail'deki Dürzilerin kalbinde korkunç bir kabusa dönüştü. Sosyal medyayı aktif kullanan Dürziler, Suveyda'daki yakınlarına karşı işlenen ihlallerin boyutunu ortaya çıkarmada önemli bir rol oynadı. Daliyat el-Karmel'den Dürzi bir sosyal medya kullanıcısı, Al Majalla’ya yaptığı açıklamada Suriye'deki yeni rejimin Dürzilere eski rejim gibi muamele ettiğini, tek farkın dil olduğunu söyledi. Ona göre Esed rejimi seküler bir dil kullanıyordu, Ahmed Şara yönetimi ise dini bir dil kullanıyor. Suveydalıların yüzde sekseninin avukatlar, doktorlar, sanatçılar ve mühendislerden oluşan silahsız laik insanlar olduklarını söyleyen Dürzi akvist, “Eğer hepsi silahlı olsaydı, hiçbir güvenlik gücü onları hedef almaya cesaret edemezdi” yorumunda bulundu.

Gazze, Lübnan ve Suriye'deki savaşlarda şimdiye kadar 450 Dürzi asker öldürüldü, ama bu savaşlar Dürzilerin savaşları değildi. Bu yüzden İsrail bize yardım etmekle yükümlü ve bunu yapabilir, ama biz İsrail'den Suveyda'yı işgal etmesini istemedik.

İsrail'deki Dürzi topluluğunun lideri Şeyh Muvaffak Tarif, Suveyda'daki çatışmaların devam etmesinden derin endişe duyduğunu belirtti.

Tarif, Al Majalla’ya yaptığı özel açıklamada şunları söyledi:

“Ateşkes tek taraflı olarak uygulanırken, çatışmalar evlerimizde ve ailelerimiz arasında devam ediyor. Bu durum bizi çok endişelendiriyor. Herkesin ateşkes anlaşmasına uymasını umuyoruz, yeterince kan döküldü.”

Tarif, Suriye halkının uzun yıllar süren savaş ve acıların bedelini ağır bir şekilde ödediğini vurgulayarak, artık onurlu ve saygılı bir yaşam sürme zamanının geldiğini belirtti.

Tarif, mevcut çözüm önerilerine ilişkin olarak ise şöyle konuştu:

“Biz ateşkes ve barış istiyoruz. Suveyda, Dera, Şam ve tüm Suriye'nin tüm halkları ve mezhepleri onur ve saygı içinde yaşasın.”

cvdfgthy
Suveyda'dan ayrılan bir aileye eşlik eden Suriye güvenlik güçlerinin bir üyesi, 21 Temmuz 2025 (AFP)

İsrail, Suriye'nin güneyinde ağır ve orta silahların bulunmadığı ve Suriye ordusu unsurlarının bulunmadığı bir tampon bölge oluşturarak yeni bir güvenlik denklemi dayatmaya çalışıyor ve yerel güvenlik görevlilerinin halkın hizmetinde bulunmasıyla yetiniyor. Suriye’deki en büyük Dürzi kalesi olan ve 700 bin nüfusa sahip Suveyda ilini, bu planın merkezinde yer alıyor. Bu plan, 7 Ekim 2023 tarihinde Gazze'de yaşanan gibi herhangi bir ani saldırıyı önlemek için ‘başkalarının topraklarından sınırları korumak’ üzerine kurulu modern İsrail güvenlik doktrinini uygulamaya koyma çabasının bir parçası.

İsrail’in Şam ve Suveyda’da gerçekleştirdiği son saldırılar, bir yandan Dürzileri memnun etmeyi, diğer yandan Ahmed Şara yönetimine Arap dünyası ve uluslararası toplumun ona kalıcı koruma sağlamayacağına dair açık bir mesaj vermeyi amaçlıyordu. Öte yandan Dürzilere yönelik saldırılar, Suriye'deki Kürtlerin korkularını ve endişelerini artırdı. Kürtler, Suveyda'daki Dürzilere yönelik zulmün kendilerine de belki daha şiddetli bir şekilde tekrarlanabileceğini anladılar.

Suriye, Lübnan, Ürdün ve İsrail'deki Dürzilerin sayısı, söylentilerin aksine, yaklaşık bir buçuk milyon olarak tahmin ediliyor. Al Majalla’ya konuşan Dürzi liderleri, Suveyda'daki Dürzilerin Suriye'den ayrılmak veya bağımsız bir devlet kurmak gibi ulusal veya dini bir amacı olmadığını, yaşadıkları devlete sadakat göstermelerinin dinlerinin bir gereği olduğunu, inançlarının toprak, onur ve dinin eşit derecede kutsal olduğunu vurguladığını’ belirttiler.

İsrail'deki Dürziler de Suriye'deki yakınlarının vesayet altına olmalarını reddediyorlar. Suriye'deki Dürzilere kaderleri ve anavatanlarıyla olan ilişkileri konusunda ne yapmaları gerektiğini dikte etmediklerini vurgulayan İsrail’deki Dürziler, aksine onlara nasıl yardım edip destek olabileceklerini sorduklarını ve kararlarına müdahale etmediklerini ifade ettiler. Eğer birleşme kararı alırlarsa bunu onaylayacaklarını belirten İsrail’deki Dürziler, “Askeri, mali veya insani yardıma ihtiyaçları olursa onlara yardım etmek için koşarız” ifadelerini kullandılar. Daliyat el-Karmel'den Al Majalla’ya konuşan İsrailli bir Dürzi, Dürzilerin İsrail'e hizmet etmek için ağır bedeller ödediklerini söyledi.

İsrail'deki Dürzilerin önde gelen liderlerinden Şeyh Muvaffak Tarif ve Salih Tarif, 23 Temmuz Salı günü ABD’nin Tel Aviv Büyükelçisi Mike Hackaby'ye teslim ettikleri ve ABD Başkanı Donald Trump'a hitaben yazdıkları mektupta, Ahmed Şara yönetiminin, Suriye'nin güneyindeki Dürzileri hedef almaya son vermesi için müdahale etmesini ve baskı yapmasını istediler. Dürzilerin önde gelen liderleri geçtiğimiz yıllarda, Rus, İngiliz ve Fransız yetkililere, Esed rejiminin Suriye'deki Dürzileri hedef almasına karşı korumaları için çağrıda bulunmuştu.

Al Majalla'ya konuşan Dürzi lider Salih Tarif, Dürzilerin aşağılanarak yaşamayı reddettiklerini ve onurları için hayatlarını feda etmeye hazır olduklarını söyledi. Suriye'deki yeni yönetim altında Dürzilerin acılarının daha da artacağı konusunda uyaran Tarif, onların ‘daha önce eşi ve benzeri görülmemiş bir zulüm ve baskı ile karşı karşıya olduklarını’ vurgulayarak “Suriye’deki yeni rejimin önde gelen isimleriyle iletişim halindeydik ve yeni bir dönem başlayacağını umuyorduk, ancak durum beklediğimizden daha zorlu oldu. Dürzi azınlık baskı altında ve yeni rejimin politikalarına karşı öfkeliyiz” dedi. Dürzilerin 2014 yılından bu yana Esed rejimine karşı düzenlenen protestolara katıldıklarını ve hâlâ onurlarını zedelemeden vatanlarında kalmalarını sağlayacak bir formül bulmaya çalıştıklarını belirten Dürzi lider, “Tüm Arap Dağı, yeni rejimle ortak bir yaşam için anlaşmalar yapmak üzere müzakere ediyor. Ayrılmak veya bağımsız bir devlet kurmak istemiyoruz. Ancak uğruna hayatımızı feda etmemiz gerekse bile aşağılanarak yaşamayı kabul etmiyoruz” şeklinde konuştu.

Celile ve Karmel bölgelerindeki yaşayan ve bir dereceye kadar tam haklara sahip İsrail vatandaşları olan Dürzilerin durumu, işgal altındaki Golan Tepeleri'ndeki Dürzilerin durumundan farklı.

Başta ABD olmak üzere uluslararası toplumu, ‘Dürzi azınlığın katledilmesini durdurmak’ için müdahale etmeye çağıran Tarif, “Başkan Trump, isterse Dürzilere yönelik katliamları bir anda durdurabilir. Şam yönetiminin yaptıkları görmezden gelinirse, bu suçlar Hristiyanlar ve Kürtler gibi diğer azınlıklara da sıçrayacaktır” ifadelerini kullandı.

Dürzilerin yeni Suriye yönetimine olan güvenini kaybettiğini ifade eden Tarif, “Rejimi devirmeye çalışmıyoruz, ancak ondan korkuyoruz, çünkü bizimle yaptığımız hiçbir anlaşmaya veya mutabakata uymadı” dedi. Dürzi liderlerin müzakere yoluyla kan dökülmesini durdurmaya kararlı olduklarını vurgulayan Tarif, “Dürzilerin canını koruyacak bir anlaşmaya varmak için elimizden gelen her şeyi yapacağımıza söz veriyoruz, ancak onur kırmızı çizgimizdir” diye konuştu.

sdrty
Suveyda ilinin girişindeki Dürzi silahlı grupların üyeleri, 21 Temmuz 2025 (AFP)

Dürzi lider, İsrail'in 16 Temmuz'da Suriye Savunma Bakanlığı'nın bazı bölümlerini ve Şam'daki cumhurbaşkanlığı sarayının çevresini bombalamasını, İsrail'deki Dürziler için büyük bir başarı olarak değerlendirdi. İsrail Hava Kuvvetleri, İsrail sınırları dışındaki hedefleri vurmak için ilk kez kullanıldı ve bunun arkasında İsrail'in güvenlik ihtiyaçları gibi bir gerekçe yoktu. Saldırı, Suriye yönetimine, Suveyda’daki Dürzileri hedef almayı bırakması için bir caydırıcı mesaj vermeyi amaçlıyordu.

Öte yandan özellikle de Trump'ın İsrail'den bunu tekrarlamamasını istemesinden sonra İsrail'in bu adımının etkisinin sınırlı olduğunu düşünenler de var. Kimliğinin gizli tutulmasını isteyen bir gözlemci, Al Majalla’ya yaptığı değerlendirmede İsrail'in Suriye'deki Dürzilere verdiği askeri desteğin, İsrail'deki Dürzilerin talebi ve ısrarı üzerine gerçekleştiğini söyledi. Bu yardımın sembolik bir niteliği olduğunu belirten gözlemci, Suveyda sakinlerinin acılarına son vermek veya onları sürekli maruz kaldıkları saldırılardan korumak için fiili bir etkisi olmadığını, aksine, bu adımın orada yaşayan Dürzilerin imajına ve itibarına zarar verdiğini ve onları daha zor ve karmaşık bir duruma soktuğunu vurguladı.

Daliyat el-Karmel'den Dürzi bir aktivist, “İsrail'in şimdiye kadar attığı adımlar Dürzilerin beklentilerini karşılamadı, bunlar geçici birer yatıştırıcıdan öteye gitmiyor” yorumunda bulundu.

Dürzi aktivist, sözlerine şöyle devam etti:

İsrail ordusundan daha ciddi ve etkili bir tavır bekliyoruz, aksi takdirde silahlanıp Suveyda’ya gidip oradaki halkımızı desteklemekten başka seçeneğimiz kalmayacak.

Celile ve Karmel bölgelerindeki yaşayan ve bir dereceye kadar tam haklara sahip İsrail vatandaşları olan, İbraniceyi iyi bilen, orduda ve İsrail kurumlarında görev yapan Dürzilerin durumu, işgal altındaki Golan Tepeleri'ndeki Dürzilerin durumundan farklı. İsrail vatandaşı olan Dürzilerin dini liderlerinin çoğu, Şeyh Muvaffak Tarif başkanlığındaki Yüksek Ruhani Konsey'de temsil ediliyor. İsrail ile ilişkileri, İsrail'in kuruluşundan bu yana süren tarihi bir ortaklığa dayanmaktadır, bu da onların tutumlarının dış politika konularında bile İsrail'in politikalarıyla uyumlu olmasını sağlıyor. Golan Tepeleri’ndeki Dürziler ise İsrail vatandaşlığını reddetmeye devam ederken Suriyeli kimliklerine bağlı kalıyorlar. Devlet kurumlarındaki sayıları az olsa ve İsrail'de siyasi olarak izole bir grup olarak görülseler de Suveyda ile doğrudan iletişim halindeler. Siyasi eğilimleri Tel Aviv'den çok Şam'a yakın olsa da bu kez Suveyda’daki Dürzileri kurtarmak için yardım etmenin gerekliliği konusunda her zamankinden daha fazla aynı görüşteler.

Celile’nin önde gelen Dürzi liderlerinden biri olan Hasun Hasun, Al Majalla’ya yaptığı açıklamada, “Biz Dürziler Suriye'nin kurtuluşuna katkıda bulunduk ve daha önce diktatörlük altında yaşadık. Hikmet el-Hicri ve Dürziler mevcut yönetim altında kalmayı kabul ettiler, ancak dinlerini değiştirmeleri veya kafir olarak görülmeleri asla kabul edilemez” ifadelerini kullandı.

Suveyda'daki Dürzilere yönelik bazı ihlallere değinen Hasun, “Şam'daki hükümete Suveyda'da aranan 300 kişiyi teslim ettik, ancak karşılığında bize hiçbir şey vermedi. Ona bağlı güçler ateşkesin ardından geri çekildi, ancak başka kıyafetler giyerek gizlice geri döndü ve Dürzilere zulmetmeye, evleri yakmaya, su kuyularını, hastaneleri ve değirmenleri yağmalamaya ve tahrip etmeye devam etti” dedi. Dürzi meselesine ilişkin bölgesel karmaşıklıklara işaret eden Hasun, “Washington, İsrail'in Suriye'yi askeri olarak hedef almasını kırmızı çizgi olarak belirledi ve Netanyahu, Gazze ve İran'a karşı savaşında onun desteğine ihtiyaç duyduğu için Trump'ı kızdırmak istemiyor” diye konuştu.

cdfrgty
İsrail'deki Dürzi lider Şeyh Muvaffak Tarif, 15 Mart'ta ABD'de etkili Yahudi örgütlerinin başında gelen İftira ve İnkârla Mücadele Birliği (Anti-Defamation League-ADL) tarafından New York’ta düzenlenen etkinlikte konuşurken (AFP)

İsrail’in eski cumhurbaşkanlarından Şimon Peres ve Reuven Rivlin'in askeri sekreterliğini yapmış olan Hasun, İsrail'in rolüne değindi. İsrail’in Dürzileri desteklemek için Şam'daki resmi binalara düzenlediği bombardımana övgüde bulunan Hasun, “İsrail Hava Kuvvetleri’nin Dürziler için Şam'daki resmi binaları bombalaması büyük bir başarı. Bu aynı zamanda İsrail'in bu mezhebe karşı ahlaki bir sadakat göstergesiydi. İsrail, Suriye'den Dürziler temizlenirse ülkenin İsrail'in güvenliğini tehdit eden bir DEAŞ devletine dönüşeceğini çok iyi biliyor” şeklinde konuştu. Bunun son zamanlarda Dürziler ile Şam arasında imzalanan anlaşmaların kırılganlığını da ortaya çıkardığını ifade eden Hasun, “Son iki haftada Şam yönetimiyle üç anlaşma imzaladık, ancak hiçbir anlaşma iki saatten fazla dayanmadı” dedi.

İsrail'deki Dürziler, İsrail helikopterleriyle Suveyda vilayetindeki akrabalarına insani yardım malzemeleri ulaştırılmasını talep etmişlerdi. Halkın dikkatini çekmemesi için yardımların gece ulaştırılması istendi. Bazıları ise, utanç verici bir durumun yaşanmaması için İsrail'i, İsrail'deki bir askeri kışlada bulunan ABD ordusuna ait helikopterleri kullanarak aynı görevi yerine getirmeye ikna etmeye çalışmış, ancak talepleri ABD’li yetkililer tarafından reddedilmişti.

İsrail'deki Dürziler bugün, fırtınanın ortasında rollerini ve sınırlarını yeniden tanımlayarak, hayatta kalmalarının kolektif iradelerine ve siyasi ve coğrafi fırtınalara karşı sağlam duruşlarına bağlı olduğunu vurguluyorlar.

Suveyda olayları ve bunların etkileri, İsrail ve bölgedeki Dürzilerin bilincinde ve kimliğinde önemli bir dönüm noktası oluşturdu. Müdahale talepleri ve İsrail'in desteği konusunda ihtiyatlı davranması arasında, mezhep içinde İsrail ile şartlı bir ortaklık şeklinde yeni bir pragmatik denklem ortaya çıkıyor. Suriye'deki Dürzilerle sınır ötesi dayanışma ve azınlıkların kalıcı korunmasının sadece devletlerle ittifaklar üzerine değil, bağımsız bir öz güç ve bölgesel ve uluslararası destek ağları geliştirilmesi üzerine kurulduğu bilinci giderek artıyor.

Celile ve Karmel'in İsrail ile ilişkilerinin ana ekseni olarak ‘kan bağı’ öne çıkarılırken, son yıllarda bu ittifakın tamamen çıkar odaklı bir siyasi nitelik taşıdığı ve ahlaki bir taahhüt olmadığı ortaya çıktı. Dürzilerin zorunlu askerlik hizmeti ve güvenlik güçlerinde yer almaları, topluma katılma fırsatı sağladı. Ancak, köylerinde bütçe dağılımı veya kalkınma fırsatları konusunda bazen ayrımcılık hissi devam ediyor. İsrail'deki Dürziler daha önce Rusya, İngiltere ve Fransa gibi büyük güçlere Suriye'deki akrabalarını korumaları için çağrıda bulunmuşlardı. Bugün ise, hayatta kalma mücadelelerinin tüm olasılıklara açık olduğunu ve geçmişte olduğu gibi, rejimler ve bayraklar ne kadar değişirse değişsin, topraklarında sabit kalacaklarını düşünüyorlar. Aynı zamanda, Suveyda'daki yakınlarının hedef alınmasına karşı, Filistinliler de dahil olmak üzere, hiçbir Arap ülkesinin kendileriyle dayanışma içinde olmamasından dolayı öfke ve hoşnutsuzluk duyuyorlar.



Çekya Başbakanı Babis: Ukrayna'da barışı Boris Johnson engelledi

Ateşkes görüşmelerine rağmen Ukrayna'nın güneyindeki cephe hattında çatışmalar sürüyor (AFP)
Ateşkes görüşmelerine rağmen Ukrayna'nın güneyindeki cephe hattında çatışmalar sürüyor (AFP)
TT

Çekya Başbakanı Babis: Ukrayna'da barışı Boris Johnson engelledi

Ateşkes görüşmelerine rağmen Ukrayna'nın güneyindeki cephe hattında çatışmalar sürüyor (AFP)
Ateşkes görüşmelerine rağmen Ukrayna'nın güneyindeki cephe hattında çatışmalar sürüyor (AFP)

Çekya Başbakanı Andrej Babis, Ukrayna savaşının daha ilk aylarda bitirilmemesinden eski Birleşik Krallık Başbakanı Boris Johnson'ı sorumlu tuttu. 

Ülkesinin TN.cz adlı internet sitesine cumartesi günü konuşan 71 yaşındaki politikacı, Mart 2022'de İstanbul'da başlatılan müzakereleri işaret etti. 

2019-2022'de Birleşik Krallık Başbakanı olan Boris Johnson'ın meseleye karışmasından önce Rusya ve Ukrayna'nın nihai anlaşmaya varmaya çok yaklaştığını savunarak şöyle dedi:

Aslında Nisan 2022'de anlaşma tamamlanmak üzereydi ama sonra Boris Johnson belirdi. Bu çatışmanın sürmesinden çıkarları vardı.

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov da önceki aylarda verdiği bir röportajda "Dönemin Birleşik Krallık Başbakanı Boris Johnson'ın talebi ve Avrupa'nın buna itirazsız bir şekilde rıza göstermesiyle, ki suç ortaklığı da yapmış olabilirler, İstanbul anlaşmaları bozuldu" ifadesini kullanmıştı. 

Babis, Donald Trump yönetiminin arabuluculuk çalışmalarından umutlu olduğunu belirtti:

Müzakereler yoğun. Savaşı bitirip Ukrayna için istikrarlı güvenlik güvenceleri yaratacakları uzun vadeli bir çözüme yaklaşıyorlar gibi görünüyor. Avrupa bunu Donald Trump olmadan beceremez.

2026, Washington, Kremlin ve Kiev arasındaki üçlü görüşmelerin hız kazandığı bir yıl oldu. 

Taraflar, Birleşik Arap Emirlikleri'nin (BAE) başkenti Abu Dabi'de iki tur müzakere gerçekleştirdi. 

Kapalı kapılar ardından gerçekleşen görüşmelere dair ayrıntı vermekten kaçınılıyor. 

İkinci turu perşembe günü düzenlenen görüşmelerde Kiev ve Kremlin, toplamda 314 savaş esirinin takası için anlaşmıştı. Ayrıca Washington ve Moskova arasında "acil askeri iletişim hattının" tekrar açılacağı bildirilmişti. 

Kimliklerinin paylaşılmaması şartıyla Reuters'a konuşan güvenlik yetkilileri, ABD'nin martta ateşkes imzalanmasını hedeflediğini aktarıyor. 

ABD ve Ukrayna arasında yürütülen temaslarla belirlenen bu takvimin "fazla iddialı" olduğunu vurgulayan kaynaklar özellikle toprak tavizi ve güvenlik garantisi konularında henüz uzlaşı sağlanamadığına dikkat çekiyor. 

Rusya halihazırda Ukrayna topraklarının yaklaşık yüzde 20'sini kontrol ediyor. Bu topraklar arasında Donbas'ın sanayi merkezi Luhansk ve Donetsk'in büyük bir kısmıyla Zaporijya ve Herson'un bazı bölgeleri ve Kırım yer alıyor.

Independent Türkçe, RT, Reuters


ABD’ye güven azalırken Rus tehdidine karşı Avrupa sahada: Orion 26 neyi hedefliyor?

Fransız Donanması’na ait «Tonnerre» helikopter gemisinin içinde görülen çok amaçlı zırhlı araçlar (Reuters)
Fransız Donanması’na ait «Tonnerre» helikopter gemisinin içinde görülen çok amaçlı zırhlı araçlar (Reuters)
TT

ABD’ye güven azalırken Rus tehdidine karşı Avrupa sahada: Orion 26 neyi hedefliyor?

Fransız Donanması’na ait «Tonnerre» helikopter gemisinin içinde görülen çok amaçlı zırhlı araçlar (Reuters)
Fransız Donanması’na ait «Tonnerre» helikopter gemisinin içinde görülen çok amaçlı zırhlı araçlar (Reuters)

Pazar gününden bu yana, 30 Nisan’a kadar sürecek olan “Orion 26” tatbikatları başladı. Tatbikatlara çoğunluğu Avrupa ülkeleri olmak üzere 24 ülkeden birlikler katılıyor. ABD ve Kanada’nın yanı sıra Japonya, Avustralya, Güney Kore, Singapur ve Brezilya gibi ülkeler de yer alıyor. İki Arap ülkesi Fas ve Katar da tatbikata iştirak ediyor.

“Orion 26”, üç yıl önce “Orion 23” adıyla gerçekleştirilen tatbikatın ikinci versiyonu. Her iki tatbikatın ortak özelliği Fransa’nın girişimi ve liderliğinde yapılmaları olsa da, “Orion 26” hem kapsam hem de içinde gerçekleştiği son derece karmaşık jeostratejik ortam bakımından öne çıkıyor. Zira ABD’de Başkan Donald Trump’ın ikinci dönemiyle birlikte, Washington artık NATO’nun Avrupa kanadı için eskisi kadar güvenilir bir müttefik olarak görülmüyor. Bu durum Avrupalıları, savunmalarını güçlendirmeye ve kendi orduları ile kapasitelerine daha fazla dayanma arayışına itiyor.

Avrupa’nın endişelerini artıran bir diğer unsur ise Trump’ın, egemenliği NATO ve AB üyesi Danimarka’ya ait olan Grönland üzerinde kontrol kurma yönündeki söylemleri oldu. Ayrıca Washington’un, Kuzey Kutbu’ndaki yeni deniz geçitlerinde Rusya ve Çin’in emellerine dikkat çekmesi de bu tatbikatların hedeflerinden ayrı düşünülemiyor.

cdf vcfv
Fransız Donanması’na ait Tonnerre helikopter gemisi, Fransa kıyılarında Toulon üssü açıklarında Akdeniz’de gerçekleştirilen bir tatbikat sırasında askerî manevralara katılırken (Reuters)

Ukrayna’daki çatışmalar uzadıkça, Avrupa’da Rusya’nın yeni hedefler belirleyebileceği yönündeki endişeler de güç kazanıyor. Özellikle Almanya ve Fransa’daki askerî planlama birimleri, Moskova’nın Kuzey Avrupa’yı veya 1991’e kadar Sovyetler Birliği’nin parçası olan Baltık ülkelerini hedef almasının ihtimal dâhilinde olduğunu belirtiyor.

Rus saldırısına karşı senaryo

Bu çerçevede, Fransa Genelkurmay Başkanlığı tarafından planlanan “Orion 26”, bir Avrupa ülkesine yönelik hayali bir saldırıya karşı koordineli savunma planını simüle ediyor. Tatbikatta hayali adlandırmalar kullanılsa da, hedefin olası bir Rus saldırısını püskürtmek olduğu açık. Amaç, farklı milletlerden kuvvetler arasında müşterek çalışmaya uyum sağlamak; bu tür tatbikatlara NATO çerçevesinde zaten alışkın olan birliklerin eşgüdümünü pekiştirmek.

Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un göreve gelişinden bu yana Avrupa Birliği ülkelerini kendi savunma kapasitelerini inşa etmeye teşvik eden Fransa, tatbikatın lideri olarak en büyük kuvvet ve teçhizat katkısını sağlıyor. Kara ve hava tatbikatları Fransa toprakları ve hava sahasında, deniz tatbikatları ise Kuzey Atlantik’te icra ediliyor.

dfrvgf
Akdeniz’de düzenlenen bir tatbikat sırasında, Tonnerre helikopter gemisinin güvenliğini sağlamak üzere bot üzerinde görev yapan Fransız Deniz Kuvvetleri askerleri (Reuters)

Fransa, toplam 12 bin 500 askerin 8 binini, 140 uçak ve helikopter, 1200 insansız hava aracı, 6 hava savunma sistemi, ülke geneline yayılmış 10 hava üssü ve 2500 zırhlı araç ile tatbikata katılıyor. Deniz kuvvetleri kapsamında ise “Charles de Gaulle” uçak gemisi, refakat grubu ve 25 deniz muharebe unsuru görev alıyor. Tatbikat için biri Akdeniz’de, diğeri Atlas Okyanusu kıyısında olmak üzere iki deniz üssü hazırlandı. Operasyonların yönetimi için, katılımcı ülkelerden subayların yer aldığı müşterek bir karargâh kuruldu.

Mevcut bilgiler, tatbikatların amfibi harekâtlar, kara operasyonları, hava indirme, hava üstünlüğü, siber savaş, sızma riski taşıyan bölgelerin korunması ve güvence altına alınması gibi geniş bir yelpazeyi kapsadığını gösteriyor. Tatbikatın hedefleri üç başlıkta toplanıyor:

  • Yüksek yoğunluklu çatışmalara hazırlık (hibrit savaş senaryoları dâhil)
  • Katılımcı kuvvetler arasında müşterek çalışabilirliğin test edilmesi
  •  Farklı kuvvetler ve müttefikler arasında müşterek komuta usullerinin ve operasyonel alanlar arası entegrasyonun sınanması.

Kuzey Atlantik’in korunması

Orion 26’nın en dikkat çekici boyutu, özellikle Kuzey Atlantik’teki deniz operasyonları. Askerî raporlar, bu bölgede Rusya’nın farklı biçimlerde artan “düşmanca” faaliyetlerine işaret ediyor. Bu durum, Avrupalıların bölgenin korunması konusunda yeterince çaba göstermediğini savunan ABD baskılarından bağımsız değil. Nitekim Trump, Grönland üzerindeki iddialarını bu argümanla gerekçelendirmişti.

NATO Genel Sekreteri Mark Rutte’nin girişimleriyle Trump’ın, askerî güç kullanımını da içerecek şekilde Grönland’ı kontrol altına alma niyetinden şimdilik geri adım atmış olması, sorunun ortadan kalktığı anlamına gelmiyor. Aksine, Avrupalılar ve NATO’nun ciddiyetle ele alması gereken gerçek bir güvenlik krizi bulunduğu vurgulanıyor.

Bu nedenle başlayan tatbikatlar, Batılıların bu stratejik deniz bölgesinde atacağı adımların bir “ön hazırlığı” olarak görülüyor.

Le Parisien gazetesinin pazar günkü sayısına konuşan ve tatbikatlardan sorumlu isimler arasında yer alan General Goudellier, “bir güç gösterisi” olarak tanımladığı tatbikatın temel hedefinin, “kapasiteleri bizden geri olmayan, hatta eşdeğer bir rakiple yüksek yoğunluklu çatışmalara hazırlık seviyesini yükseltmek” olduğunu söyledi. Goudellier, bu hazırlıkların uzay, siber, elektronik ve bilgi harbi tehditlerinin yanı sıra uydu istihbaratı ve elektromanyetik karıştırma gibi yeni nesil savaş unsurlarını da kapsadığını vurguladı.

General Goudellier, hava üstünlüğünün önemine dikkat çekerek, “Hava-uzay muharebesi kilit bir unsurdur; hatta düşmanın iradesini ve hareket özgürlüğünü kırmanın ön koşuludur” dedi. Bu nedenle, savaş alanının kontrolünün sağlanmasında hava hâkimiyetinin belirleyici olduğunun altını çizdi.


Vance: İran’la müzakerelerde “kırmızı çizgileri” yalnızca Trump belirler

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, bugün Erivan’da düzenlenen basın toplantısında konuşurken (AP)
ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, bugün Erivan’da düzenlenen basın toplantısında konuşurken (AP)
TT

Vance: İran’la müzakerelerde “kırmızı çizgileri” yalnızca Trump belirler

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, bugün Erivan’da düzenlenen basın toplantısında konuşurken (AP)
ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, bugün Erivan’da düzenlenen basın toplantısında konuşurken (AP)

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, İran’la yapılacak herhangi bir müzakerede “kırmızı çizgilerin” belirlenmesine ilişkin kararın münhasıran Başkan Donald Trump’a ait olduğunu söyledi. Vance’in açıklaması, Tahran’ın nükleer kapasitelere yaklaşmasına dair ABD’li yetkililerin söylemlerinin sertleştiği bir dönemde, Washington’da İran dosyasına nasıl yaklaşılması gerektiğine dair tartışmaları yeniden alevlendirdi.

Trump, pazar akşamı yaptığı açıklamada, geçen haziran ayında İran’ın nükleer tesislerini hedef alan ABD saldırısı gerçekleşmeden önce Tahran’ın “bir ay içinde” nükleer silaha sahip olmanın eşiğine geldiğini söylemişti. Bu ifade, Ortadoğu’daki en önemli jeopolitik dosyalardan biri olan İran meselesinin nasıl yönetileceğine dair tartışmaları yeniden gündeme taşıdı.

Vance’e, müzakereler çerçevesinde İran’ın sınırlı düzeyde uranyum zenginleştirmesine izin verilip verilmeyeceği ya da bunun “kırmızı çizgi” olup olmadığı sorulduğunda, “Kırmızı çizgilerin nerede çizileceğine ilişkin nihai kararı başkan verecek” dedi. Pazartesi günü Ermenistan ziyareti sırasında gazetecilere konuşan Vance, “Müzakerelerde sınırın tam olarak nerede çekileceğini başkanın netleştirmesine bırakıyorum” ifadelerini kullandı.

Beyaz Saray içinde iki ana kamp bulunuyor: İran’ın nükleer ve füze kapasitelerini zayıflatmak için kesin askeri müdahale çağrısı yapan şahinler ve bölgesel tırmanmayı önleyecek bir anlaşmaya varmak amacıyla diplomatik müzakere yolunu savunan güvercinler.

Bu bölünmeye, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun sert koşullar dayatılması yönündeki baskısı da ekleniyor. Netanyahu, taleplerinin karşılanmaması hâlinde tek taraflı saldırılarla tehdit ediyor.

Çarşamba günü Washington’da yapılması planlanan Trump–Netanyahu görüşmesi öncesinde, gözlemciler anlaşmaların adamı olarak anılan Trump’ın hangi yönde karar alacağını yakından izliyor. Önde gelen ABD’li analistler, bir yanda tırmanma risklerine karşı uyarılarda bulunurken, diğer yanda diplomasiye öncelik verilmesi çağrıları yapıyor.

Şahinler cephesi

ABD yönetimi içindeki şahinler ve en sert kanat, İran’ı dizginlemenin tek yolunun askerî baskı olduğu görüşünde. Bu çizginin başında Savunma Bakanı Pete Hegseth yer alıyor. Hegseth, son açıklamalarında Pentagon’un Tahran’ın müzakereleri reddetmesi hâlinde “tamamen hazır” olduğunu belirterek, güvenlik ve komuta unsurları, balistik füze tesisleri ya da nükleer zenginleştirme programını hedef alabilecek askerî seçeneklere işaret etti.

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’ndaki (CENTCOM) bazı sertlik yanlısı danışmanlar da Trump’a, İran’ın füze kabiliyetlerini felce uğratmayı hedefleyen “kararlı” önleyici saldırı seçenekleri sundu. Dışişleri Bakanı Marco Rubio da, füze programı ve bölgesel vekil güçler dosyasını içermeyen müzakerelerin anlamlı olmadığı görüşünü savunarak askerî baskının temel bir araç olduğunu vurguluyor. Bu ekip, yalnızca diplomasinin, özellikle Aralık 2025’ten bu yana 6 bin 400’den fazla göstericinin hayatını kaybettiği protestoların bastırılmasının ardından, İran rejimini “meşrulaştırma” riski taşıdığı görüşünde.

Saldırı senaryoları

Şahinler, esas olarak USS Abraham Lincoln uçak gemisi grubundan ve ABD ya da Avrupa’daki üslerden kalkacak stratejik bombardıman uçaklarından düzenlenecek saldırılara dayanan birden fazla senaryo hazırladı. Bu paketler, hayalet uçaklar, hassas güdümlü mühimmat ve İran hava savunmasını şaşırtmayı amaçlayan eşgüdümlü bombardımanları içeriyor; ABD uçaklarının kayıplarını asgariye indirmeyi hedefliyor.

Pentagon yetkilileri, hipersonik silah teknolojilerindeki ilerlemelerin yanı sıra elektronik ve siber harp alanlarındaki kabiliyet artışının ABD’ye sahada ciddi avantajlar sağlayacağını ifade ediyor. Buna karşılık, İran’ın olası bir askerî senaryoya hazırlık kapsamında kritik altyapısını tahkim ettiği, varlıklarını coğrafi olarak dağıttığı, yedek komuta-kontrol ağları oluşturduğu ve ilk saldırı dalgalarına dirençli geniş yeraltı tesisleri inşa ettiği de kabul ediliyor.

Güvercinler cephesi

Buna karşılık “güvercinler”, askerî tehdidi bir baskı aracı olarak kullanan, ancak ilk seçenek olarak görmeyen “güç yoluyla barış” ilkesine dayalı diplomatik bir hattı savunuyor. Bu yaklaşımın öncülüğünü Özel Temsilci Steve Witkoff yapıyor. Witkoff, geçen cuma Umman’ın Maskat kentinde yürütülen dolaylı müzakere turunu “iyi bir başlangıç” olarak nitelendirdi.

dvfe
Ortadoğu’daki operasyonlardan sorumlu ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper, ABD’nin özel temsilcisi Steve Witkoff ve ABD Başkanı’nın damadı ve danışmanı Jared Kushner ile birlikte “Abraham Lincoln” uçak gemisi üzerinde (ABD Donanması–AFP)

Trump’ın damadı Jared Kushner de Witkoff’a, Arap Denizi’nde USS Abraham Lincoln uçak gemisini ziyaretinde eşlik etti. Bu ziyaret, müzakerelerin askerî güç gölgesi altında yürütüldüğü mesajını verirken, görüşmelerin nükleer dosyayla sınırlı bir anlaşmaya odaklandığını gösterdi. Başkan Yardımcısı Vance de bu çizgiyi destekleyerek aceleci saldırıların ters sonuçlar doğurabileceği uyarısında bulundu.

Güvercinler, ABD taleplerinin zenginleştirmenin durdurulması, füze programının sınırlandırılması ve bölgesel müttefiklere desteğin sona erdirilmesini içerdiğini; İran’ın ise füzeler ve bölgesel dosyaların “müzakere edilemez” olduğu görüşünde ısrar ettiğini belirtiyor.

Bu ekip, askerî bir saldırının İran’ı en güçlü kozlarından biri olan Hürmüz Boğazı’nı kapatmaya sevk edebileceği uyarısını yapıyor. Günde yaklaşık 21 milyon varil petrolün geçtiği boğaz, küresel arzın yaklaşık yüzde 21’ini oluşturuyor. Böyle bir adımın petrol fiyatlarını varil başına 200 dolar ve üzerine taşıyabileceği, ciddi ekonomik hasara yol açabileceği belirtiliyor. Güvercinler, ABD’nin askerî üstünlüğüne rağmen Tahran’ın herhangi bir Amerikan zaferini son derece maliyetli hâle getirebileceğini savunuyor.

sdfrg
ABD uçak gemisi “Abraham Lincoln” ve taarruz grubu, ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’nın (CENTCOM) harekât sahasında (AFP)

Beyaz Saray kaynakları, Witkoff ekibinin müzakereler yoluyla rasyonel kararların alınabileceğine inandığını ve İran’ın, kendi ekonomisine vereceği ağır zarar nedeniyle Hürmüz’de seyrüseferi aksatma riskini göze almayacağını düşündüğünü aktarıyor. Witkoff’un ayrıca Mısır, Türkiye ve Katar’dan kıdemli diplomatların önerilerini masaya koyduğu; bu çerçevede İran’ın üç yıl boyunca zenginleştirmeyi durdurması, zenginleştirilmiş stoklarını ülke dışına çıkarması ve balistik füzeleri “kullanmamayı taahhüt etmesi” gibi maddelerin yer aldığı belirtiliyor.

Müzakerelerin anlamı

Şarku’l Avsat’ın New York Times’tan aktardığı analize göre  Trump’ın uzun soluklu müzakerelere sabrının sınırlı olduğunu İran’ın muhtemel tepkilerine karşı bölgedeki ABD kuvvetlerini takviye etmek için zamana ihtiyaç duyuyor. Gazete, Trump’ın diplomasiye bir şans verebileceğini, ancak bunun süresine dair soru işaretleri bulunduğunu kaydetti.

zxvdfgbh
ABD Başkanı Donald Trump, İran’ın dini lideri Ali Hamaney ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun yer aldığı kolaj fotoğraf (AFP)

Fox News’te ulusal güvenlik analisti olan emekli General Jack Keane ise pazartesi sabahı, İran’la müzakerelerin geçmişte de askerî operasyonlardan önce tekrar eden bir aşama olduğunu belirterek sürecin faydasına şüpheyle yaklaştı. Keane, “İran’ın bu süreçte iki amacı var: Birincisi, olası bir ABD askerî harekâtını geciktirmek için müzakereleri mümkün olduğunca uzatmak; ikincisi ise ekonomisi kötü durumda olduğu için yaptırımların hafifletilmesini sağlayacak bir anlaşma elde etmek” dedi.

1999–2003 yılları arasında ABD Genelkurmay Başkan Yardımcılığı görevini yürüten Keane, tercih edilmesi gereken seçeneğin askerî yol olduğunu savundu. Keane’e göre, bir anlaşma sağlansa bile İran “hile yapmaya ve Orta Doğu’yu istikrarsızlaştırmaya devam edecek”; rejimin ömrünü birkaç yıl daha uzatmak “mantıklı değil”.

Keane, en iyi seçeneğin İran rejiminin çöküşüne zemin hazırlamak olduğunu, İsrail ve ABD’nin ortak bir operasyon yürütmesinin muhtemel bulunduğunu ifade etti. Ayrıca, İran’ın misillemelerine karşı bölgeye askerî kaynak transferinin sürdürülmesi, operasyonun sınırlı ve kısa süreli değil; rejimin tüm unsurları ve destekçileriyle birlikte askerî, özellikle de füze kapasitelerinin yok edilmesini hedefleyen kapsamlı bir kampanya olması gerektiğini savundu.