ABD’nin Irak üslerinden çekilmesi süreci bölgede belirsizliğe yol açtı

Independent Arabia’ya konuşan üst düzey siyasi kaynaklar, yaşananların daha çok gergin bölgesel koşullar ve İran ile İsrail arasında açık bir çatışma olasılığı çerçevesinde hesaplanmış bir yeniden konuşlandırma olduğunu belirtti

ABD'nin Irak’tan çekilmesi Bağdat'ı tedirgin ederken devlet ile silahlı gruplar arasındaki kırılgan dengeyi ortaya koyuyor (AFP)
ABD'nin Irak’tan çekilmesi Bağdat'ı tedirgin ederken devlet ile silahlı gruplar arasındaki kırılgan dengeyi ortaya koyuyor (AFP)
TT

ABD’nin Irak üslerinden çekilmesi süreci bölgede belirsizliğe yol açtı

ABD'nin Irak’tan çekilmesi Bağdat'ı tedirgin ederken devlet ile silahlı gruplar arasındaki kırılgan dengeyi ortaya koyuyor (AFP)
ABD'nin Irak’tan çekilmesi Bağdat'ı tedirgin ederken devlet ile silahlı gruplar arasındaki kırılgan dengeyi ortaya koyuyor (AFP)

Ahmed es-Suheyl

ABD askerlerinin Irak’ın Enbar ilinde bulunan Ayn el-Esed Askeri Üssü’nden ve Bağdat Uluslararası Havaalanı içindeki Victory Askeri Üssü’nden çekilmesi, sadece geçici bir olay ya da Bağdat ile Washington arasında imzalanan ikili güvenlik anlaşmasının uygulanması çerçevesinde atılmış bir adım değil, aynı zamanda Irak devleti için yeni bir sınava dönüştü. Bu gelişme, özellikle de Irak sahnesinde bir değişiklik olasılığı veya en azından ülkeye ekonomik yaptırımlar uygulanması ihtimaliyle ilgili tartışmaların yoğunlaşmasıyla birlikte askeri görüntüsünden daha derin mesajlar taşıyor. Zira bu durum, İran'a sadık silahlı grupların liderlerinin açıklamalarında dahi açıkça görülüyordu.

Irak hükümeti, şu anda yaşananların yalnızca önceden kararlaştırılmış takvimin uygulanması olduğunu vurgulamaya çalışsa da daha fazla ayrıntıya girmekten kaçınması, bu çekilmenin içerdiği siyasi mesajların önemini ortaya koyuyor.

Hükümet, çekilmenin Washington ile yapılan anlaşmalara uygun olarak ilerlediğini söylemekle yetinirken İran yanlısı silahlı gruplar seslerini yükselterek, çekilme belirlenen tarihlerde tamamlanmazsa ABD askerlerinin hedef alınacağı uyarısında bulunuyor.

Yetkililerin ve silahı grupların açıklamaları arasındaki bu çelişki, Başbakan Muhammed Şiya es-Sudani hükümetini oluşturan, İran'a sadık silahlı grupların çoğunun yer aldığı (Şii) Koordinasyon Çerçevesi saflarında yaşanan bölünme ve kafa karışıklığının boyutuna işaret ediyor.

yjuıko
ABD askerlerinin Ayn el-Esed ve Victory üslerinden çekilmesi, nihai bir çıkış değil, Irak'ı daha çalkantılı bir bölgesel sürece sürükleyen bir yeniden konumlandırmadan ibaret (AFP)

Irak Meclis Başkanı Mahmud el-Meşhedani pazartesi günü ABD'nin Bağdat Büyükelçiliği Maslahatgüzarı Steven H. Fagin ile yaptığı görüşmede, Washington ile Ayn el-Esed Askeri Üssü’ndeki asker sayısını azaltmak ve operasyonlarını Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) topraklarıyla sınırlı bir ikili çerçeveye aktarmak üzere bir anlaşmaya varıldığını duyurdu.

Hükümet ihtiyatlı davranırken silahlı gruplar yaygara koparıyor

ABD’nin Irak'taki askeri hareketliliğinin yankılarının ardından Bağdat, hükümetin açıklamalarına göre ‘kontrollü’ bir çekilme ile ‘Halk Seferberlik Güçleri (Haşdi Şabi) Yasası’ çekişmesi ve Tahran yanlılarının yasayı meclisten geçirmek için artan söylemleri nedeniyle ortaya çıkan siyasi ve medyatik gerginlik arasında yeniden ikili bir yaklaşıma tanık oluyor.

Başbakan Sudani’nin danışmanları, yaşananları ABD askerlerinin ülkeden tamamen çekilmesi olarak gösterme girişimlerine rağmen, Bağdat ve Ayn el-Esed Askeri Üssü’ndeki Uluslararası Koalisyon misyonunun sona erme tarihinin eylül ayı olduğunu, ilişkilerin ikili ortaklık düzeyine geçeceğini ve ikinci aşamanın 2026 eylülüne kadar devam edeceğini söylediler.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre hükümet ayrıntılara girmekten kaçınsa da üst düzey siyasi kaynaklar, ABD'nin çekilmesinin yavaş ve aşamalı olarak gerçekleştiğini belirttiler.

Kaynakların açıklamasında belki de en dikkat çekici olan nokta, yaşananların kapsamlı bir geri çekilme değil, gergin bölgesel koşullar ve İran ile İsrail arasında açık bir çatışma olasılığı göz önüne alınarak hesaplanmış bir yeniden konuşlandırma olduğu gerçeğine açıkça atıfta bulunulmasıydı.

xcdvfgh
Bazı Iraklı politikacılar, yaşananların şaşırtıcı olmadığını, aksine Bağdat ile Washington arasında önceden varılmış bir anlaşmanın parçası olduğunu vurguluyor (AFP)

Ortaya çıkan fotoğrafların ve videoların ya eski ya da Irak'tan olmadığına dikkati çeken kaynaklar, hükümet, durumun hassasiyetinin farkında olduğundan, bu hareketleri ayrıntılı olarak ele almayacağını ifade ettiler.

Öte yandan silahlı gruplar tarafında, ABD askerlerinin Irak’tan çekilmesinde ilişkin hükümetin açıkladığı son tarihler yaklaşırken, gözlemcilerin kritik zamanlarda ‘zafer kazanma girişimleri’ olarak değerlendirdiği tantana devam ediyor. Ketaib Hizbullah tarafından daha önce yapılan açıklamada, grubundan ‘sabrının sınırsız olmadığı’ ve geri çekilme kararlaştırılan takvime göre gerçekleşmezse saldırı başlatacakları uyarısı yapıldı.

Yeni bir aşamaya giriş

Bazı Iraklı politikacılar, yaşananların şaşırtıcı olmadığını, aksine Bağdat ile Washington arasında önceden varılan ve şu an kademeli ve sessizce uygulanan bir anlaşmanın parçası olduğunu vurguluyor. Yine de bu görüş, Irak içinde siyasi yansımaların olasılığını dışlamıyor.

Iraklı siyasetçi Leys Şibir, Ayn el-Esed ve Victory üslerinden çekilmenin esasen Irak hükümeti ile ABD arasında Uluslararası Koalisyon misyonunun süresi ve Bağdat ve Enbar'daki görevlerinin sona ermesi konusunda önceden kararlaştırılanların uygulanmasından ibaret olduğunu vurguladı.

Belki de bu süreci nasıl tanımlayacağımızla ilgili olarak ‘bu süreç, silahlı gruplar için bir zafer mi, yoksa yeni bir aşamanın başlangıcı mı?’ şeklinde daha derin bir soru sormalıyız. Şibir, silahlı grupların ‘bu süreci siyasi olarak kendi zaferleri olarak göstermeye çalıştıklarını’ belirtti.

Gerçeğin farklı bir tablo çizdiğini ifade eden Şibir, “ABD, İran ile İsrail arasında açık bir çatışma çıkması durumunda askerlerinin çapraz ateşte kalmasını istemiyor. Bu da ABD’yi Irak'taki nüfuzunu kaybetmeden, IKBY ve Kuveyt gibi daha güvenli yerlere yeniden konumlanmayı tercih etmeye itti” yorumunda bulundu.

Bu adımla Haşdi Şabi Yasası konusundaki tartışmalar arasında bir bağlantı kurmanın ‘masumca’ olmadığını, çünkü Koordinasyon Çerçevesi güçlerinin bunu Haşdi Şabi’nin meşruiyetini artırmak için kullanmaya çalıştığını düşünen Şibir, yasanın mevcut haliyle kabul edilmesine karşı uyararak, bunun ‘devlete paralel bir gücün yasallaştırılması ve Irak'ın izolasyona, ekonomik baskıya ve muhtemelen yaptırımlara maruz kalmasına yol açması’ anlamına geleceğini vurguladı.

Şibir, şu an silahlı gruplar için bir ‘başarı’ olarak pazarlanan durumun, özellikle Washington'ın Haşdi Şabi Yasası’na ilişkin açıkça yaptığı uyarıları ve grupların ülkedeki güç dengesinde yer almaya devam etmelerini sağlamak için çabalarını açıkça ifade eden Tahran'ın tutumu karşısında, büyük bir siyasi ve stratejik çıkmaza dönüşebileceğini düşünüyor.

Iraklı siyasetçi, Başbakan Sudani’nin DEAŞ’ın yeniden ortaya çıkma olasılığı, ABD'nin sürekli olarak 2014 yılındaki senaryonun tekrarlanması konusundaki uyarıları ve silahlı grupların silahlarına herhangi bir müdahalede bulunulmasına karşı olan Koordinasyon Çerçevesi ve Tahran'ın bu konudaki baskısı olmak üzere üç baskı kaynağıyla karşı karşıya olduğunu belirtti.

Bu üçü de özellikle Koordinasyon Çerçevesi güçlerine yönelik tecrit durumunun yanı sıra Sünni ve Kürt güçlerin ABD ile uyumlu tutumu çerçevesinde siyaset sahnesiyle ve seçimlerle doğrudan bağlantılı.

o9
Irak'taki durum, özellikle 2025 kasımında yapılacak parlamento seçimlerinin yaklaşmasıyla birlikte giderek daha karmaşık hale geliyor (AFP)

Bu baskıların Başbakan Sudani için, özellikle de ikinci kez aday olduğu bir dönemde, büyük zorluklar yarattığına inanan Şibir, Sudani’nin seçeneklerinin ya Washington ile şartlı bir ortaklık kurarak Koordinasyon Çerçevesi güçlerinin desteğinin bir kısmını kaybetmek ya da kendini tamamen Tahran'ın kucağına atmak ve uluslararası toplum tarafından tecrit edilmekten ibaret olduğunu söyledi.

Şibir, ABD'nin çekilmesinin, silahlı gruplar için bir zafer olarak sunulmasına rağmen, özünde Irak devleti için son bir sınav ve daha derin iç bölünmelerin ve Irak'ın bölgesel çatışmadaki rolünün yeniden şekillenmesinin başlangıcı olduğu değerlendirmesinde bulundu.

Baskıcı mesajlar ve Şii çıkmazı

Bu gelişmelerle birlikte Haşdi Şabi Yasası da bir adım ileri, bir adım geri gidiyor. Geçtiğimiz hafta, Irak Meclisi’ndeki oturumların gündeminde bu yasa hakkında hiçbir şeyden bahsedilmedi. Sızan bilgilere göre Şii güçler arasında bu yasa konusunda dış baskıların açıklanmasından duyulan korkular nedeniyle büyük bir bölünme söz konusu.

Öte yandan siyaset araştırmacısı Nizar Haydar durumu daha geniş bir perspektiften ele alarak, İran ve Irak'taki müttefiklerinin şu an ‘benzeri görülmemiş bir çıkmaza’ girdiğini düşünüyor. Haydar’a göre yıllarca devlet kurumları içindeki nüfuzunu başarıyla pekiştiren ve iktidar koridorlarına sızan Tahran, şimdi ‘bu etkinin zayıflatılması ve Irak siyasi sistemindeki oyunun kurallarının değiştirilmesi’ olasılığından korkuyor.

Tahran'ın Irak'taki İran yanlısı önde gelen liderlerin doğrudan hedef alınmaya başladığı 2016 sonrası deneyimin tekrarlanmasından korktuğunu söyleyen Haydar, bu durumun Tahran'ı sanki Irak'ı yeniden bir çatışma döngüsüne sürükleyebilecek bir döneme hazırlanıyormuş gibi iktidar koltuğuna daha sıkı sarılmaya ittiğini söyledi.

Independent Arabia'ya yaptığı değerlendirmede, İran'a sadık silahlı grupların ‘şu anda kuşatma altında’ olduğunu ifade eden Haydar, “Bu grupların varlığı İran'ın siyasi ve ideolojik projesiyle iç içe geçmiş olsa da, Washington doğrudan baskı politikasına geri dönmeye karar verirse, bu gruplar Washington ile doğrudan bir çatışmanın bedelini ödeyebilecek kapasiteye sahip değiller” diye konuştu.

Yeniden konuşlandırma ve strateji değişikliği

Haydar, ABD askerlerinin Irak’tan geri çekilmesiyle ilgili olarak “Şu anda yaşananlar tam bir geri çekilme değil, hesaplı bir yeniden konuşlandırma” değerlendirmesinde bulundu. DEAŞ’la Mücadele Uluslararası Koalisyonu’nun adının ikili veya çok taraflı güvenlik ortaklığı olarak değiştirilmesinin, bu güçlerin misyonunun sona erdiği anlamına gelmediğini belirten Haydar, aksine bunun Irak'taki ABD askeri varlığının yeniden tanımlandığını, ancak bunun içerde farklı bir şekilde pazarlandığını belirtti.

Haydar, zamanlamayla ilgili olaraksa bunun siyasi mesajlar içerdiğini düşünüyor, zira Irak bölgesel gerilimin tırmanması ve Tahran ile Tel Aviv arasında bir çatışma olasılığı nedeniyle endişeli bir dönemden geçiyor.

Senaryoyu üç aşamaya ayıran Haydar’a göre bunlardan birincisi, siyasi rejimi devirmeye yönelik bir planın olmaması, ikincisi Şii güçlere doğrudan baskı uygulayarak araçları değiştirmeye çalışma, üçüncüsü ise özellikle İsrail'i hedef alan silahlı grupların liderlerine yönelik tasfiyeler gerçekleştirme olasılığı. İsrail'in bu operasyonları doğrudan gerçekleştirmesi muhtemel olsa da Washington siyasi ve ekonomik baskı ile sınırlı kalacaktır.

Ayrıca, Şii güçlerin karşı karşıya olduğu iç çıkmazı da işaret eden Haydar, “Meclis’te çoğunluğa sahip olmalarına rağmen, Seferberlik Güçleri Yasası gibi stratejilerine hizmet eden yasaları geçiremiyorlar” ifadelerini kullandı. Siyaset araştırmacısı, bu güçlerin, istemedikleri yasa tasarılarını geri çekemeyecek duruma geldiklerini ve bunun da onları bir kısır döngüye soktuğunu söyledi.

ABD'nin Irak'taki siyasi sistemi devirmeye çalışmadığını, ancak onu yöneten araçları ve yüzleri değiştirmek istediğini değerlendiren Haydar, bugün uygulanan baskının, siyasi deneyi devirmek değil, Haşdi Şabi’nin entegrasyonu, dolar kaçakçılığının önlenmesi ve İran'ın etkisinin sınırlandırılması gibi konularda Washington'ın çıkarlarına uygun olarak gidişatı değiştirmek olduğunu belirtti.

Dengeler değişirken Sudani ikilem yaşıyor

Diğer taraftan Başbakan Sudani, anlaşmaya varılan çekilme ile iç ve dış bölünmelere neden olan yasa arasında hassas bir dönüm noktasında bulunuyor. Sudani, özellikle İran tarafından silahlandırılan ve desteklenen Şii güçlerle herhangi bir çatışmaya girmek istemese de Washington ve müttefikleriyle güvenlik ve ekonomik ortaklıklara da ihtiyacı duyuyor.

Akademisyenler, ABD'nin çekilmesinin Irak Başbakanıiçin gerçek bir ikilem yarattığını düşünüyor. Zira Sudani artık Washington ile Tahran arasındaki eski dengeyi sağlayamıyor.

Arizona Üniversitesi'nde araştırmacı ve akademisyen olan Selim Suze, ABD askerlerinin geri çekilmesinin Bağdat ve Washington arasında karşılıklı anlaşma ile gerçekleşmesine rağmen, bunun iki taraf arasındaki ilişkinin kırılganlığını ortaya koyduğunu düşünüyor. Suze, Washington'ın, Haşdi Şabi’nin entegrasyonu, dolar kaçakçılığının kontrol altına alınması ve Tahran'ın nüfuzunun sınırlandırılması gibi önemli konularda hükümetin oyalayıcı tutumundan memnun olmadığını açıkça belirttiğini vurguladı.

Sudani'nin artık geleneksel dengeyi yeniden sağlayamayacağını ifade eden Suze, “Sudani özellikle kendisi de bu sistemin bir parçası olduğundan öncüllerinin yaptığı gibi Washington'ı İran'ın nüfuzunu kabul etmeye ikna edemediği gibi, ABD’nin Haşdi Şabi’yi feshetme yönündeki taleplerini de kabul edememe ikilemiyle karşı karşıya” yorumunda bulundu.

İran yanlısı silahlı gruplar, hükümeti ABD askerlerini ülkeden çıkarmaya zorlama konusunda ısrarcı bir tutum sergilese de Suze, Tahran'ın ‘ABD askerlerinin Irak’ta kalmasından memnun’ olduğunu düşünüyor. Suze, ABD askerlerinin Irak’taki varlığının ‘silahlı grupların hedef alınmayacağına dair dolaylı bir garanti’ oluşturduğunu belirtti.

Washington'ın artık bu ikili oyuna önem vermediğini ifade eden Suze’ye göre ABD yönetiminin çabaları, Bağdat'tan askerlerini çekmeye, IKBY’de yeniden konuşlanmaya ve Irak'ın Arap bölgesi dışındaki varlığını yeniden tanımlamaya odaklanmış görünüyor.

ABD askerlerinin çekilmesiyle Irak'taki durum, özellikle önümüzdeki kasım ayında yapılması planlanan seçimlerin yaklaşması ve İran ile İsrail arasında yeni bir çatışma olasılığıyla birlikte giderek daha karmaşık hale geliyor. Bu durum, hükümetin dengeyi sağlayamaması halinde iç çatışmaya yol açıp açmayacağına dair spekülasyonlara kapı açıyor.

Baskıcı mesajlar verilirken ve uyarılar yapılırken ABD’nin çekilmesini, üzerinde anlaşmaya varılmış bir hak olarak mı yoksa bu askeri varlığın yeniden tanımlanması olarak mı değerlendirmek arasında değişen görüşler, yaşananların sadece askeri bir hamle değil, Bağdat ile Washington arasındaki ilişkide dönüştürücü bir değişim olduğu noktasında birleşiyor.



SDG’nin devlet kurumlarına entegrasyonu hayata geçirilebilecek mi, yoksa ciddi engellerle mi karşılaşacak?

Suriye Geçiş Dönemi Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve SDG Genel Lideri Mazlum Abdi, 10 Mart 2025 tarihinde Suriye'nin başkenti Şam'da SDG'nin devlet kurumlarına entegre edilmesini öngören anlaşmayı imzalarken (AFP)
Suriye Geçiş Dönemi Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve SDG Genel Lideri Mazlum Abdi, 10 Mart 2025 tarihinde Suriye'nin başkenti Şam'da SDG'nin devlet kurumlarına entegre edilmesini öngören anlaşmayı imzalarken (AFP)
TT

SDG’nin devlet kurumlarına entegrasyonu hayata geçirilebilecek mi, yoksa ciddi engellerle mi karşılaşacak?

Suriye Geçiş Dönemi Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve SDG Genel Lideri Mazlum Abdi, 10 Mart 2025 tarihinde Suriye'nin başkenti Şam'da SDG'nin devlet kurumlarına entegre edilmesini öngören anlaşmayı imzalarken (AFP)
Suriye Geçiş Dönemi Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve SDG Genel Lideri Mazlum Abdi, 10 Mart 2025 tarihinde Suriye'nin başkenti Şam'da SDG'nin devlet kurumlarına entegre edilmesini öngören anlaşmayı imzalarken (AFP)

Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile Suriye devlet kurumları arasındaki entegrasyon sorunsuz şekilde hayata geçirilebilecek mi, yoksa ciddi engellerle mi karşılaşacak? SDG, on yılı aşkın süredir sahip olduğu askerî ve bazı bölgelerdeki sivil nüfuzdan gerçekten vazgeçecek mi? Washington ve Erbil’in himayesinde 30 Ocak’ta varılan anlaşma tüm boyutlarıyla uygulanabilecek mi, yoksa yalnızca belirli başlıklarla mı sınırlı kalacak?

Şarku’l Avsat’ın görüştüğü isimlerin bir kısmı, metinden uygulamaya geçildiğinde başarı şansının sınırlı olduğunu savunurken; diğer bir kesim ise entegrasyon sürecinin bölgesel ve uluslararası destek altında yürütüldüğü sürece başarısızlık için gerçekçi bir neden bulunmadığı görüşünde.

sdvdfv
Suriye'nin Kamışlı kentinde, ABD askeri araçları, DEAŞ tutuklularını Suriye'den Irak'a taşıyan otobüslere eşlik etti (Reuters)

Sürecin başlangıcı, Kamışlı Uluslararası Havalimanı ile Rümeylan petrol sahasının devlete devredilmesiyle olumlu bir tablo çiziyor. Bu adımda bayrak indirme ya da personel gözaltıları gibi sembolik uygulamalara başvurulmaması, tarafların prensipte sürecin başarıya ulaşmasını istediğini gösteriyor. Suriyeliler, ülkenin yeniden birleşmesini, istikrarın sağlanmasını ve ekonomik canlanmayı umut ederken; geriye kalan ayrıntılar hâlâ soru işaretleri barındırıyor ve yanıtların uygulama aşamasında netleşmesi bekleniyor.

Karşılıklı çıkar

Hurşid Deli – Suriyeli Kürt siyaset analisti

Anlaşmanın sahada uygulanmaya başladığı açıkça görülüyor. Bunun başlıca nedeni, net bir yol haritası ve aşamalı adımlar içermesi. En önemlisi ise hem Suriye hükümeti hem de SDG açısından karşılıklı çıkarların söz konusu olması. Şam yönetimi için temel hedef Suriye’nin yeniden birleşmesi iken, SDG açısından çıkar; güçlerinin yerel bir yapı olarak varlığını sürdürmesi ve kontrol ettiği bölgelerin yönetiminde rol almaya devam etmesi. Bu durum, Kürtlerin gelecek dönemde Suriye siyasal yaşamına katılımını da güvence altına alıyor.

Deli’ye göre anlaşma yalnızca Şam ve SDG’nin çıkarlarıyla sınırlı değil; aynı zamanda uluslararası, bölgesel ve Arap desteğine de sahip. Anlaşma, Washington, Paris ve Erbil’in yoğun diplomatik çabaları sonucunda ortaya çıktı ve bu durum sürece bir tür uluslararası koruma ve garanti sağlıyor.

Bu çerçevede, SDG’nin askerî ve sivil kurumlarının Suriye devlet yapısına entegrasyonunun başarısız olacağına dair somut bir gerekçe bulunmadığı görüşü öne çıkıyor. Elbette bazı teknik ve idari zorluklar ortaya çıkabilir; ancak mevcut siyasi ve sahadaki koşullar, bu engellerin aşılmasına imkân tanıyor.

dsvfr
12 Ocak 2026'da Halep'in Şeyh Maksud mahallesinde SDG ile yaşanan çatışmaların ardından (AP)

Deli, anlaşmanın SDG ve Asayiş’in nüfuzundan tamamen vazgeçmesini öngörmediğini, aksine bu nüfuzun Savunma ve İçişleri bakanlıkları bünyesinde yeniden yapılandırıldığını belirtiyor. Asayiş güçlerine önümüzdeki dönemde temel bir rol verilirken, SDG’nin askerî yapısı Haseke’de üç tugaydan oluşan bir tümen ve Kobani’de Halep güvenlik komutanlığına bağlı bir tugay şeklinde organize edilecek. SDG ve Suriye ordusu birlikleri, şehir merkezlerinden Şeddadi ve Cebel’de belirlenecek noktalara çekilecek.

Bu yeniden yapılanmanın hedeflerinden biri de DEAŞ’la mücadelede yeni ve etkin bir mekanizma oluşturmak. SDG’nin bu alandaki uzun tecrübesi ve uluslararası koalisyonla yürüttüğü iş birliği, entegrasyonu askerî açıdan da anlamlı kılıyor.

Ayrıca SDG ve Asayiş’in  isimleri değişse dahi varlığını sürdürmesi, Kürt bölgelerindeki halk için önemli bir güven unsuru olarak görülüyor. Bu durum, Kürt bileşenin dışlanmadığı bir Suriye vizyonunu destekliyor. Cumhurbaşkanı Şara’nın Kürt meselesine yönelik kapsayıcı yaklaşımı ve bu konuda yayımlanan 13 sayılı kararname de süreci güçlendiren unsurlar arasında yer alıyor.

Uygulamada engeller

Samer el-Ahmed – Doğu Suriye uzmanı gazeteci ve araştırmacı

SDG ile varılan anlaşma iki temel faktörün sonucu. İlki, Suriye ordusunun halk desteğiyle birlikte Cezire bölgesinde sahada güç kazanması ve SDG’ye yönelik birikmiş toplumsal tepki. İkincisi ise özellikle ABD’nin tutumundaki değişim ve SDG’ye verilen siyasî-askerî desteğin azalmasıyla birlikte Şam’ın uluslararası koalisyonla yeniden temas kurması.

Teorik olarak anlaşma, SDG için devlet dışı bir askerî yapıdan ulusal bir çerçeveye geçiş açısından tarihî bir fırsat sunuyor. Aynı zamanda Kürtlerin haklarını Suriye devleti içinde elde etmesinin de önünü açıyor.

Ancak uygulamaya geçildiğinde başarı ihtimali sınırlı görünüyor. Zira SDG’nin fiilî yapısı hâlâ büyük ölçüde PKK’nın etkisi altında. Entegrasyon, PKK açısından bölgesel nüfuz, finansman ve stratejik alan kaybı anlamına geliyor ve bu durum örgütün anlaşmayı isteksizce uygulamasına yol açıyor.

Temel sorun, SDG içindeki Suriyeli bazı liderlerin niyetinden ziyade, karar alma yetkisine sahip olmamaları. Ağır silahların devri, Semalka Sınır Kapısı’nın kontrolü, yabancı unsurların bölgeden çıkarılması ve şehirlerden çekilme gibi kritik dosyalar hâlâ çözümsüz.

Bu nedenle süreç, Şeyh Maksud ve 10 Mart anlaşmalarında olduğu gibi zaman kazanmaya dayalı bir modele dönüşebilir. Kısa vadede askerî çatışma ihtimali düşük olsa da, anlaşmanın uygulanmasını zorlamak için baskı unsuru olarak gündeme gelebilir.

Şam yönetimi ise Haseke üzerindeki tam egemenliği yeniden tesis etme konusunda kararlı. Bu hedefin, barışçıl yollarla ya da gerekirse askerî seçenekle hayata geçirilmesi planlanıyor. Sahadaki ve siyasetteki göstergeler, bu yaklaşımın hem halk desteğine hem de bazı uluslararası aktörlerin örtük onayına sahip olduğunu gösteriyor.

Sivil ortak arayışı

Hüseyin Çelebi – Gazeteci yazar

PKK ve Suriye uzantılarının, sahip oldukları nüfuz ve ayrıcalıklardan kolayca vazgeçmesi gerçekçi değil. Özerk yönetim deneyimi, örgütün yarım yüzyıllık mücadelesinin tek somut kazanımı olarak görülüyor. Bu yapı, Esad yönetiminin devrim sürecinde zorunlu olarak verdiği bir alanın ürünüydü.

Çelebi’ye göre entegrasyon büyük ölçüde şekli kalacak. PKK, idari ve güvenlik yapılarını yeraltına taşıyarak “gölge yönetim” yoluyla etkisini sürdürmeye çalışacak. Tehdit, kadrolaşma ve mali baskılar bu stratejinin araçları olmaya devam edecek.

sdervr
Suriye hükümeti heyetinin Pazar günü Kamışlı Uluslararası Havalimanı'nı yeniden açmak için yaptığı ziyaret sırasında Kürt iç güvenlik güçlerine mensup kişiler havalimanı dışında nöbet tutuyor (Reuters)

Bu nedenle entegrasyonun başarısı, Şam’ın yaklaşımına bağlı. PKK’nın geçmişte imzaladığı anlaşmalara uymadığı biliniyor. Hükümetin yalnızca silahlı güç olduğu için SDG’yi ödüllendirmemesi, buna karşılık Kürt toplumundan sivil ortaklar bularak onları desteklemesi gerektiği vurgulanıyor.

Entegrasyonun önündeki 3 temel engel

El-Mu‘tasım Keylani – Hukuk ve uluslararası ilişkiler araştırmacısı

Haseke’deki entegrasyon süreci, yalnızca idari değil; Suriye krizinin özüne dokunan çok katmanlı bir sınav niteliği taşıyor.

Birinci engel, derinleşmiş güven krizidir. Yıllar süren çatışmalar ve fiilî özerk yönetim deneyimi, hem Kürt toplumunda hem de merkezî otorite çevrelerinde karşılıklı kaygılar yarattı. Bu kriz, yalnızca söylemlerle değil; somut garantiler ve şeffaf mekanizmalarla aşılabilir.

İkinci engel, egemenlik ve güvenlik boyutudur. Çoklu askerî otoriteler ve sınır aşan bağlantılar, ulusal entegrasyonu zayıflatıyor. Silahlı yapılar arasındaki sadakat çatışması sona ermeden kalıcı istikrar mümkün değil.

Üçüncü engel ise ekonomik ve hizmet alanındaki zorluklar. Haseke halkı entegrasyonu, günlük yaşamındaki iyileşmelere göre değerlendirecek. Hizmetlerde ve gelir dağılımında yaşanacak başarısızlıklar, sürecin meşruiyetini hızla aşındırabilir. Ayrıca yerel yönetimden devlet yapısına geçişte net bir ademimerkeziyetçilik vizyonunun olmaması, entegrasyonu biçimsel bir adıma dönüştürme riski taşıyor.

Sonuç olarak Haseke’deki entegrasyon; güven, egemenlik, ekonomi ve yönetişim başlıklarında eş zamanlı sınavlarla karşı karşıya. Bu engellerin aşılması, geçici denge politikalarıyla değil; hukuka dayalı, kapsayıcı ve ulusal bir projeyle mümkün olabilir.


Türkiye ve Ürdün, Gazze’de barış planının uygulanmasının sürdürülmesi gerektiğini belirtti

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cumartesi günü İstanbul’da Ürdün Kralı II. Abdullah’ı kabul ederken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cumartesi günü İstanbul’da Ürdün Kralı II. Abdullah’ı kabul ederken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
TT

Türkiye ve Ürdün, Gazze’de barış planının uygulanmasının sürdürülmesi gerektiğini belirtti

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cumartesi günü İstanbul’da Ürdün Kralı II. Abdullah’ı kabul ederken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cumartesi günü İstanbul’da Ürdün Kralı II. Abdullah’ı kabul ederken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Ürdün Kralı II. Abdullah, Gazze’de barış planının hayata geçirilmesinin önemini, ateşkesin kalıcı biçimde sürdürülmesini, yeniden imar sürecinin başlatılmasını ve bölge halkına insani yardımların kesintisiz ulaştırılmasını ele aldı.

Türk kaynaklara göre, Erdoğan ile Kral II. Abdullah, cumartesi günü İstanbul’daki Dolmabahçe Sarayı’nda bulunan Cumhurbaşkanlığı Ofisi’nde gerçekleştirdikleri görüşmede, iki ülke arasındaki ilişkiler ile bunların farklı alanlarda geliştirilme yollarını değerlendirdi; bölgesel ve uluslararası gelişmeleri masaya yatırdı.

Ürdün Kralı’nın, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın daveti üzerine Türkiye’ye yaptığı kısa ziyaret kapsamında, iki lider önce baş başa bir görüşme gerçekleştirdi, ardından iki ülke heyetlerinin katılımıyla genişletilmiş bir toplantı yapıldı.

Görüşmelerde Gazze’deki son durum ve barış planının ikinci aşamasının uygulanması ayrıntılı biçimde ele alındı. Taraflar, ateşkesin sürdürülmesi gerektiğini vurgularken, devam eden İsrail ihlallerini kınadı; insani yardımların sürdürülebilir şekilde ulaştırılmasının önemine ve Filistinlilerin zorla yerinden edilmesine yönelik her türlü girişimin reddedilmesi gerektiğine dikkat çekti.

Toplantılarda ayrıca Suriye’deki gelişmeler de ele alındı. Erdoğan ve Kral II. Abdullah, Suriye’nin toprak bütünlüğü ve egemenliğinin korunmasının, ülkenin istikrarını sarsmaya yönelik girişimlerin reddedilmesinin ve Suriyelilerin ülkelerine gönüllü ve güvenli şekilde dönüşlerinin sağlanmasının gerekliliğini vurguladı.

Kaynaklara göre, ikili ve genişletilmiş görüşmelerde bölgedeki diğer gelişmeler de değerlendirildi; taraflar, bölgesel istikrarın sağlanması için iş birliği ve ortak çalışma iradesini teyit etti.

efrgt87kı8
Erdoğan ile Ürdün Kralı’nın, iki ülke heyetlerinin katılımıyla gerçekleştirdiği genişletilmiş görüşmelerden bir kare (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Görüşmelere Türkiye tarafında Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, MİT Başkanı İbrahim Kalın ve Cumhurbaşkanlığı Dış Politika ve Güvenlik Başdanışmanı Akif Çağatay Kılıç katılırken, Ürdün tarafından da muhatap isimler yer aldı.

Ürdün Kralı’nın Türkiye ziyareti, Türkiye ile Suriye arasındaki Cilvegözü (Bab el-Hava) sınır kapısı üzerinden Türkiye ve Yunanistan’a yönelik kara taşımacılığının 15 yıl aradan sonra yeniden başlatılmasının hemen ardından gerçekleşti.

Ulaştırma bakanlıkları arasında yürütülen ortak koordinasyon ve çabalar sonucunda gümrük ve idari engellerin kaldırılmasıyla hayata geçirilen uygulama kapsamında, cuma günü üç tır deneme amaçlı olarak Türkiye topraklarına giriş yaptı.

Söz konusu adımın, bölgesel kara taşımacılığı haritasında nitelikli bir sıçrama yaratması ve Ürdün’ü, Suriye ve Türkiye üzerinden Avrupa kıtasına bağlayan önemli bir ticaret hattını yeniden canlandırması bekleniyor. Bu hat, Cilvegözü (Bab el-Hava) ve Öncüpınar (Bab es-Selame) sınır kapıları üzerinden işleyecek.


Arap ve İslam dünyası, İsrail’in Batı Şeria üzerinde egemenlik kurma girişimini reddediyor

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
TT

Arap ve İslam dünyası, İsrail’in Batı Şeria üzerinde egemenlik kurma girişimini reddediyor

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)

Suudi Arabistan, Ürdün, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Katar, Endonezya, Pakistan, Mısır ve Türkiye dışişleri bakanları, İsrail’in işgal altındaki Batı Şeria’da yasa dışı İsrail egemenliğini dayatmayı, yerleşimleri pekiştirmeyi ve yeni bir hukuki ve idari fiili durum oluşturmayı hedefleyen karar ve uygulamalarını en sert ifadelerle kınadı. Söz konusu adımların, Batı Şeria’nın yasa dışı ilhakına yönelik girişimleri hızlandırdığı ve Filistin halkının zorla yerinden edilmesine yol açtığı vurgulandı.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı tarafından yayımlanan ortak bildiride, İsrail’in işgal altındaki Filistin toprakları üzerinde herhangi bir egemenliğinin bulunmadığı bir kez daha yinelendi. Bakanlar, İsrail’in Batı Şeria’da sürdürdüğü yayılmacı politikalar ve hukuka aykırı uygulamaların bölgede şiddeti ve çatışmayı körüklediği uyarısında bulundu.

fevfev
İsrail ordusuna ait buldozerler, Batı Şeria’nın Ramallah kentinin batısındaki Şukba köyünde Filistinlilere ait üç evi yıktı. (AFP)

Bakanlar, bu hukuka aykırı uygulamaları kesin bir dille reddettiklerini belirterek, söz konusu adımların uluslararası hukukun açık bir ihlali olduğunu, iki devletli çözümü baltaladığını ve Filistin halkının 4 Haziran 1967 sınırları içinde, başkenti Kudüs olan, bağımsız ve egemen bir devlet kurma yönündeki devredilemez hakkına saldırı niteliği taşıdığını vurguladı. Açıklamada, bu uygulamaların bölgede barış ve istikrarın sağlanmasına yönelik devam eden çabaları da sekteye uğrattığı ifade edildi.

Bakanlar ayrıca, işgal altındaki Batı Şeria’da hayata geçirilen bu yasa dışı uygulamaların hükümsüz ve geçersiz olduğunu, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin özellikle 1967’den bu yana, Doğu Kudüs dahil olmak üzere işgal altındaki Filistin topraklarının demografik yapısını, karakterini ve statüsünü değiştirmeyi amaçlayan tüm İsrail uygulamalarını kınayan 2334 sayılı kararı başta olmak üzere BM kararlarının açık ihlali anlamına geldiğini kaydetti. Açıklamada, 2024 yılında Uluslararası Adalet Divanı (UAD) tarafından yayımlanan danışma görüşüne de atıf yapılarak, İsrail’in işgal altında bulunan Filistin topraklarındaki politika ve uygulamalarının ve bu topraklardaki varlığının hukuka aykırı olduğu hatırlatıldı.

sdfrg
İsrailli askerler, işgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinde yerleşimcilerin yaptığı bir tur sırasında nöbet tutuyor. (Reuters)

Bakanlar, uluslararası topluma yasal ve ahlaki sorumluluklarını üstlenmesi çağrısını yineleyerek, İsrail’i işgal altındaki Batı Şeria’da tehlikeli tırmanışı ve yetkililerinin kışkırtıcı açıklamalarını durdurmaya zorlaması gerektiğini vurguladı.

Açıklamada, Filistin halkının kendi kaderini tayin etme hakkının ve iki devletli çözüm temelinde, uluslararası meşruiyet kararları ile Arap Barış Girişimi doğrultusunda devletini kurma yönündeki meşru taleplerinin karşılanmasının, bölgede güvenlik ve istikrarı garanti altına alacak adil ve kapsamlı bir barışa ulaşmanın tek yolu olduğu ifade edildi.