ABD’nin Irak üslerinden çekilmesi süreci bölgede belirsizliğe yol açtı

Independent Arabia’ya konuşan üst düzey siyasi kaynaklar, yaşananların daha çok gergin bölgesel koşullar ve İran ile İsrail arasında açık bir çatışma olasılığı çerçevesinde hesaplanmış bir yeniden konuşlandırma olduğunu belirtti

ABD'nin Irak’tan çekilmesi Bağdat'ı tedirgin ederken devlet ile silahlı gruplar arasındaki kırılgan dengeyi ortaya koyuyor (AFP)
ABD'nin Irak’tan çekilmesi Bağdat'ı tedirgin ederken devlet ile silahlı gruplar arasındaki kırılgan dengeyi ortaya koyuyor (AFP)
TT

ABD’nin Irak üslerinden çekilmesi süreci bölgede belirsizliğe yol açtı

ABD'nin Irak’tan çekilmesi Bağdat'ı tedirgin ederken devlet ile silahlı gruplar arasındaki kırılgan dengeyi ortaya koyuyor (AFP)
ABD'nin Irak’tan çekilmesi Bağdat'ı tedirgin ederken devlet ile silahlı gruplar arasındaki kırılgan dengeyi ortaya koyuyor (AFP)

Ahmed es-Suheyl

ABD askerlerinin Irak’ın Enbar ilinde bulunan Ayn el-Esed Askeri Üssü’nden ve Bağdat Uluslararası Havaalanı içindeki Victory Askeri Üssü’nden çekilmesi, sadece geçici bir olay ya da Bağdat ile Washington arasında imzalanan ikili güvenlik anlaşmasının uygulanması çerçevesinde atılmış bir adım değil, aynı zamanda Irak devleti için yeni bir sınava dönüştü. Bu gelişme, özellikle de Irak sahnesinde bir değişiklik olasılığı veya en azından ülkeye ekonomik yaptırımlar uygulanması ihtimaliyle ilgili tartışmaların yoğunlaşmasıyla birlikte askeri görüntüsünden daha derin mesajlar taşıyor. Zira bu durum, İran'a sadık silahlı grupların liderlerinin açıklamalarında dahi açıkça görülüyordu.

Irak hükümeti, şu anda yaşananların yalnızca önceden kararlaştırılmış takvimin uygulanması olduğunu vurgulamaya çalışsa da daha fazla ayrıntıya girmekten kaçınması, bu çekilmenin içerdiği siyasi mesajların önemini ortaya koyuyor.

Hükümet, çekilmenin Washington ile yapılan anlaşmalara uygun olarak ilerlediğini söylemekle yetinirken İran yanlısı silahlı gruplar seslerini yükselterek, çekilme belirlenen tarihlerde tamamlanmazsa ABD askerlerinin hedef alınacağı uyarısında bulunuyor.

Yetkililerin ve silahı grupların açıklamaları arasındaki bu çelişki, Başbakan Muhammed Şiya es-Sudani hükümetini oluşturan, İran'a sadık silahlı grupların çoğunun yer aldığı (Şii) Koordinasyon Çerçevesi saflarında yaşanan bölünme ve kafa karışıklığının boyutuna işaret ediyor.

yjuıko
ABD askerlerinin Ayn el-Esed ve Victory üslerinden çekilmesi, nihai bir çıkış değil, Irak'ı daha çalkantılı bir bölgesel sürece sürükleyen bir yeniden konumlandırmadan ibaret (AFP)

Irak Meclis Başkanı Mahmud el-Meşhedani pazartesi günü ABD'nin Bağdat Büyükelçiliği Maslahatgüzarı Steven H. Fagin ile yaptığı görüşmede, Washington ile Ayn el-Esed Askeri Üssü’ndeki asker sayısını azaltmak ve operasyonlarını Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) topraklarıyla sınırlı bir ikili çerçeveye aktarmak üzere bir anlaşmaya varıldığını duyurdu.

Hükümet ihtiyatlı davranırken silahlı gruplar yaygara koparıyor

ABD’nin Irak'taki askeri hareketliliğinin yankılarının ardından Bağdat, hükümetin açıklamalarına göre ‘kontrollü’ bir çekilme ile ‘Halk Seferberlik Güçleri (Haşdi Şabi) Yasası’ çekişmesi ve Tahran yanlılarının yasayı meclisten geçirmek için artan söylemleri nedeniyle ortaya çıkan siyasi ve medyatik gerginlik arasında yeniden ikili bir yaklaşıma tanık oluyor.

Başbakan Sudani’nin danışmanları, yaşananları ABD askerlerinin ülkeden tamamen çekilmesi olarak gösterme girişimlerine rağmen, Bağdat ve Ayn el-Esed Askeri Üssü’ndeki Uluslararası Koalisyon misyonunun sona erme tarihinin eylül ayı olduğunu, ilişkilerin ikili ortaklık düzeyine geçeceğini ve ikinci aşamanın 2026 eylülüne kadar devam edeceğini söylediler.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre hükümet ayrıntılara girmekten kaçınsa da üst düzey siyasi kaynaklar, ABD'nin çekilmesinin yavaş ve aşamalı olarak gerçekleştiğini belirttiler.

Kaynakların açıklamasında belki de en dikkat çekici olan nokta, yaşananların kapsamlı bir geri çekilme değil, gergin bölgesel koşullar ve İran ile İsrail arasında açık bir çatışma olasılığı göz önüne alınarak hesaplanmış bir yeniden konuşlandırma olduğu gerçeğine açıkça atıfta bulunulmasıydı.

xcdvfgh
Bazı Iraklı politikacılar, yaşananların şaşırtıcı olmadığını, aksine Bağdat ile Washington arasında önceden varılmış bir anlaşmanın parçası olduğunu vurguluyor (AFP)

Ortaya çıkan fotoğrafların ve videoların ya eski ya da Irak'tan olmadığına dikkati çeken kaynaklar, hükümet, durumun hassasiyetinin farkında olduğundan, bu hareketleri ayrıntılı olarak ele almayacağını ifade ettiler.

Öte yandan silahlı gruplar tarafında, ABD askerlerinin Irak’tan çekilmesinde ilişkin hükümetin açıkladığı son tarihler yaklaşırken, gözlemcilerin kritik zamanlarda ‘zafer kazanma girişimleri’ olarak değerlendirdiği tantana devam ediyor. Ketaib Hizbullah tarafından daha önce yapılan açıklamada, grubundan ‘sabrının sınırsız olmadığı’ ve geri çekilme kararlaştırılan takvime göre gerçekleşmezse saldırı başlatacakları uyarısı yapıldı.

Yeni bir aşamaya giriş

Bazı Iraklı politikacılar, yaşananların şaşırtıcı olmadığını, aksine Bağdat ile Washington arasında önceden varılan ve şu an kademeli ve sessizce uygulanan bir anlaşmanın parçası olduğunu vurguluyor. Yine de bu görüş, Irak içinde siyasi yansımaların olasılığını dışlamıyor.

Iraklı siyasetçi Leys Şibir, Ayn el-Esed ve Victory üslerinden çekilmenin esasen Irak hükümeti ile ABD arasında Uluslararası Koalisyon misyonunun süresi ve Bağdat ve Enbar'daki görevlerinin sona ermesi konusunda önceden kararlaştırılanların uygulanmasından ibaret olduğunu vurguladı.

Belki de bu süreci nasıl tanımlayacağımızla ilgili olarak ‘bu süreç, silahlı gruplar için bir zafer mi, yoksa yeni bir aşamanın başlangıcı mı?’ şeklinde daha derin bir soru sormalıyız. Şibir, silahlı grupların ‘bu süreci siyasi olarak kendi zaferleri olarak göstermeye çalıştıklarını’ belirtti.

Gerçeğin farklı bir tablo çizdiğini ifade eden Şibir, “ABD, İran ile İsrail arasında açık bir çatışma çıkması durumunda askerlerinin çapraz ateşte kalmasını istemiyor. Bu da ABD’yi Irak'taki nüfuzunu kaybetmeden, IKBY ve Kuveyt gibi daha güvenli yerlere yeniden konumlanmayı tercih etmeye itti” yorumunda bulundu.

Bu adımla Haşdi Şabi Yasası konusundaki tartışmalar arasında bir bağlantı kurmanın ‘masumca’ olmadığını, çünkü Koordinasyon Çerçevesi güçlerinin bunu Haşdi Şabi’nin meşruiyetini artırmak için kullanmaya çalıştığını düşünen Şibir, yasanın mevcut haliyle kabul edilmesine karşı uyararak, bunun ‘devlete paralel bir gücün yasallaştırılması ve Irak'ın izolasyona, ekonomik baskıya ve muhtemelen yaptırımlara maruz kalmasına yol açması’ anlamına geleceğini vurguladı.

Şibir, şu an silahlı gruplar için bir ‘başarı’ olarak pazarlanan durumun, özellikle Washington'ın Haşdi Şabi Yasası’na ilişkin açıkça yaptığı uyarıları ve grupların ülkedeki güç dengesinde yer almaya devam etmelerini sağlamak için çabalarını açıkça ifade eden Tahran'ın tutumu karşısında, büyük bir siyasi ve stratejik çıkmaza dönüşebileceğini düşünüyor.

Iraklı siyasetçi, Başbakan Sudani’nin DEAŞ’ın yeniden ortaya çıkma olasılığı, ABD'nin sürekli olarak 2014 yılındaki senaryonun tekrarlanması konusundaki uyarıları ve silahlı grupların silahlarına herhangi bir müdahalede bulunulmasına karşı olan Koordinasyon Çerçevesi ve Tahran'ın bu konudaki baskısı olmak üzere üç baskı kaynağıyla karşı karşıya olduğunu belirtti.

Bu üçü de özellikle Koordinasyon Çerçevesi güçlerine yönelik tecrit durumunun yanı sıra Sünni ve Kürt güçlerin ABD ile uyumlu tutumu çerçevesinde siyaset sahnesiyle ve seçimlerle doğrudan bağlantılı.

o9
Irak'taki durum, özellikle 2025 kasımında yapılacak parlamento seçimlerinin yaklaşmasıyla birlikte giderek daha karmaşık hale geliyor (AFP)

Bu baskıların Başbakan Sudani için, özellikle de ikinci kez aday olduğu bir dönemde, büyük zorluklar yarattığına inanan Şibir, Sudani’nin seçeneklerinin ya Washington ile şartlı bir ortaklık kurarak Koordinasyon Çerçevesi güçlerinin desteğinin bir kısmını kaybetmek ya da kendini tamamen Tahran'ın kucağına atmak ve uluslararası toplum tarafından tecrit edilmekten ibaret olduğunu söyledi.

Şibir, ABD'nin çekilmesinin, silahlı gruplar için bir zafer olarak sunulmasına rağmen, özünde Irak devleti için son bir sınav ve daha derin iç bölünmelerin ve Irak'ın bölgesel çatışmadaki rolünün yeniden şekillenmesinin başlangıcı olduğu değerlendirmesinde bulundu.

Baskıcı mesajlar ve Şii çıkmazı

Bu gelişmelerle birlikte Haşdi Şabi Yasası da bir adım ileri, bir adım geri gidiyor. Geçtiğimiz hafta, Irak Meclisi’ndeki oturumların gündeminde bu yasa hakkında hiçbir şeyden bahsedilmedi. Sızan bilgilere göre Şii güçler arasında bu yasa konusunda dış baskıların açıklanmasından duyulan korkular nedeniyle büyük bir bölünme söz konusu.

Öte yandan siyaset araştırmacısı Nizar Haydar durumu daha geniş bir perspektiften ele alarak, İran ve Irak'taki müttefiklerinin şu an ‘benzeri görülmemiş bir çıkmaza’ girdiğini düşünüyor. Haydar’a göre yıllarca devlet kurumları içindeki nüfuzunu başarıyla pekiştiren ve iktidar koridorlarına sızan Tahran, şimdi ‘bu etkinin zayıflatılması ve Irak siyasi sistemindeki oyunun kurallarının değiştirilmesi’ olasılığından korkuyor.

Tahran'ın Irak'taki İran yanlısı önde gelen liderlerin doğrudan hedef alınmaya başladığı 2016 sonrası deneyimin tekrarlanmasından korktuğunu söyleyen Haydar, bu durumun Tahran'ı sanki Irak'ı yeniden bir çatışma döngüsüne sürükleyebilecek bir döneme hazırlanıyormuş gibi iktidar koltuğuna daha sıkı sarılmaya ittiğini söyledi.

Independent Arabia'ya yaptığı değerlendirmede, İran'a sadık silahlı grupların ‘şu anda kuşatma altında’ olduğunu ifade eden Haydar, “Bu grupların varlığı İran'ın siyasi ve ideolojik projesiyle iç içe geçmiş olsa da, Washington doğrudan baskı politikasına geri dönmeye karar verirse, bu gruplar Washington ile doğrudan bir çatışmanın bedelini ödeyebilecek kapasiteye sahip değiller” diye konuştu.

Yeniden konuşlandırma ve strateji değişikliği

Haydar, ABD askerlerinin Irak’tan geri çekilmesiyle ilgili olarak “Şu anda yaşananlar tam bir geri çekilme değil, hesaplı bir yeniden konuşlandırma” değerlendirmesinde bulundu. DEAŞ’la Mücadele Uluslararası Koalisyonu’nun adının ikili veya çok taraflı güvenlik ortaklığı olarak değiştirilmesinin, bu güçlerin misyonunun sona erdiği anlamına gelmediğini belirten Haydar, aksine bunun Irak'taki ABD askeri varlığının yeniden tanımlandığını, ancak bunun içerde farklı bir şekilde pazarlandığını belirtti.

Haydar, zamanlamayla ilgili olaraksa bunun siyasi mesajlar içerdiğini düşünüyor, zira Irak bölgesel gerilimin tırmanması ve Tahran ile Tel Aviv arasında bir çatışma olasılığı nedeniyle endişeli bir dönemden geçiyor.

Senaryoyu üç aşamaya ayıran Haydar’a göre bunlardan birincisi, siyasi rejimi devirmeye yönelik bir planın olmaması, ikincisi Şii güçlere doğrudan baskı uygulayarak araçları değiştirmeye çalışma, üçüncüsü ise özellikle İsrail'i hedef alan silahlı grupların liderlerine yönelik tasfiyeler gerçekleştirme olasılığı. İsrail'in bu operasyonları doğrudan gerçekleştirmesi muhtemel olsa da Washington siyasi ve ekonomik baskı ile sınırlı kalacaktır.

Ayrıca, Şii güçlerin karşı karşıya olduğu iç çıkmazı da işaret eden Haydar, “Meclis’te çoğunluğa sahip olmalarına rağmen, Seferberlik Güçleri Yasası gibi stratejilerine hizmet eden yasaları geçiremiyorlar” ifadelerini kullandı. Siyaset araştırmacısı, bu güçlerin, istemedikleri yasa tasarılarını geri çekemeyecek duruma geldiklerini ve bunun da onları bir kısır döngüye soktuğunu söyledi.

ABD'nin Irak'taki siyasi sistemi devirmeye çalışmadığını, ancak onu yöneten araçları ve yüzleri değiştirmek istediğini değerlendiren Haydar, bugün uygulanan baskının, siyasi deneyi devirmek değil, Haşdi Şabi’nin entegrasyonu, dolar kaçakçılığının önlenmesi ve İran'ın etkisinin sınırlandırılması gibi konularda Washington'ın çıkarlarına uygun olarak gidişatı değiştirmek olduğunu belirtti.

Dengeler değişirken Sudani ikilem yaşıyor

Diğer taraftan Başbakan Sudani, anlaşmaya varılan çekilme ile iç ve dış bölünmelere neden olan yasa arasında hassas bir dönüm noktasında bulunuyor. Sudani, özellikle İran tarafından silahlandırılan ve desteklenen Şii güçlerle herhangi bir çatışmaya girmek istemese de Washington ve müttefikleriyle güvenlik ve ekonomik ortaklıklara da ihtiyacı duyuyor.

Akademisyenler, ABD'nin çekilmesinin Irak Başbakanıiçin gerçek bir ikilem yarattığını düşünüyor. Zira Sudani artık Washington ile Tahran arasındaki eski dengeyi sağlayamıyor.

Arizona Üniversitesi'nde araştırmacı ve akademisyen olan Selim Suze, ABD askerlerinin geri çekilmesinin Bağdat ve Washington arasında karşılıklı anlaşma ile gerçekleşmesine rağmen, bunun iki taraf arasındaki ilişkinin kırılganlığını ortaya koyduğunu düşünüyor. Suze, Washington'ın, Haşdi Şabi’nin entegrasyonu, dolar kaçakçılığının kontrol altına alınması ve Tahran'ın nüfuzunun sınırlandırılması gibi önemli konularda hükümetin oyalayıcı tutumundan memnun olmadığını açıkça belirttiğini vurguladı.

Sudani'nin artık geleneksel dengeyi yeniden sağlayamayacağını ifade eden Suze, “Sudani özellikle kendisi de bu sistemin bir parçası olduğundan öncüllerinin yaptığı gibi Washington'ı İran'ın nüfuzunu kabul etmeye ikna edemediği gibi, ABD’nin Haşdi Şabi’yi feshetme yönündeki taleplerini de kabul edememe ikilemiyle karşı karşıya” yorumunda bulundu.

İran yanlısı silahlı gruplar, hükümeti ABD askerlerini ülkeden çıkarmaya zorlama konusunda ısrarcı bir tutum sergilese de Suze, Tahran'ın ‘ABD askerlerinin Irak’ta kalmasından memnun’ olduğunu düşünüyor. Suze, ABD askerlerinin Irak’taki varlığının ‘silahlı grupların hedef alınmayacağına dair dolaylı bir garanti’ oluşturduğunu belirtti.

Washington'ın artık bu ikili oyuna önem vermediğini ifade eden Suze’ye göre ABD yönetiminin çabaları, Bağdat'tan askerlerini çekmeye, IKBY’de yeniden konuşlanmaya ve Irak'ın Arap bölgesi dışındaki varlığını yeniden tanımlamaya odaklanmış görünüyor.

ABD askerlerinin çekilmesiyle Irak'taki durum, özellikle önümüzdeki kasım ayında yapılması planlanan seçimlerin yaklaşması ve İran ile İsrail arasında yeni bir çatışma olasılığıyla birlikte giderek daha karmaşık hale geliyor. Bu durum, hükümetin dengeyi sağlayamaması halinde iç çatışmaya yol açıp açmayacağına dair spekülasyonlara kapı açıyor.

Baskıcı mesajlar verilirken ve uyarılar yapılırken ABD’nin çekilmesini, üzerinde anlaşmaya varılmış bir hak olarak mı yoksa bu askeri varlığın yeniden tanımlanması olarak mı değerlendirmek arasında değişen görüşler, yaşananların sadece askeri bir hamle değil, Bağdat ile Washington arasındaki ilişkide dönüştürücü bir değişim olduğu noktasında birleşiyor.



Saddam Hafter’in Libya’nın güneyindeki askeri üs hamlesi ve arkasındaki boyutlar

Ulusal Ordu" Komutan Yardımcısı Saddam Hafter, güneydeki el-Vav Askeri Üssü'nde incelemelerde bulunuyor (Ulusal Ordu)
Ulusal Ordu" Komutan Yardımcısı Saddam Hafter, güneydeki el-Vav Askeri Üssü'nde incelemelerde bulunuyor (Ulusal Ordu)
TT

Saddam Hafter’in Libya’nın güneyindeki askeri üs hamlesi ve arkasındaki boyutlar

Ulusal Ordu" Komutan Yardımcısı Saddam Hafter, güneydeki el-Vav Askeri Üssü'nde incelemelerde bulunuyor (Ulusal Ordu)
Ulusal Ordu" Komutan Yardımcısı Saddam Hafter, güneydeki el-Vav Askeri Üssü'nde incelemelerde bulunuyor (Ulusal Ordu)

Libya Ulusal Ordusu Genel Komutan Yardımcısı Korgeneral Saddam Hafter’in ülkenin güneybatısındaki Vav Askerî Üssü’ne gerçekleştirdiği ziyaret, güneydeki Fizan bölgesinin sınır güvenliği alanında karşı karşıya olduğu sorunları yeniden gündeme taşıdı.

Geçen şubat ayından bu yana askerî noktalara yönelik saldırıların tekrarlanması, güvenlik endişelerini artırıyor. Söz konusu saldırıların, Muhammed Verdagu’nun liderlik ettiği silahlı grup tarafından gerçekleştirildiği belirtiliyor. Grubun faaliyetlerinde gerileme yaşanmasına rağmen, yerel basında yer alan son haberlerde Batı Libya’daki ittifaklar aracılığıyla nüfuzunu yeniden tesis etmeye çalıştığı öne sürülüyor.

Saddam Hafter, pazartesi günü gerçekleştirdiği ziyaretin amacını vurgulayarak bunun sınır güvenliğini sağlama ve Libya’nın egemenliğini koruma çalışmalarını yerinde takip etmeye yönelik saha ziyaretleri kapsamında yapıldığını belirtti. Üste görev yapan subay ve askerlerle bir araya gelen Hafter, personelin bölgenin güvenliğini sağlama ve sınır aşan suç örgütleriyle mücadele kapsamında üstlendiği görevler hakkında bilgi aldı.

Hafter, ziyaretin ardından yaptığı açıklamalarda, kaçakçılık ve organize suçlarla mücadelenin sürdürülmesinin önemine de dikkat çekti. Genel Komutanlığın güney bölgesine yönelik vizyonunun yalnızca sınırların korunmasıyla sınırlı olmadığını belirten Hafter, güvenliğin pekiştirilmesi, kalkınmanın desteklenmesi ve ekonomik faaliyetlerin canlandırılmasının da bu yaklaşımın devamı olduğunu ifade etti.

Verdagu’nun Batı Libya’daki temasları gündemde

Genel Komutanlığa yakınlığıyla bilinen askerî araştırmacı Muhammed Terhuni, Muhammed Verdagu ve liderliğini yaptığı, “Güneyi Kurtarma Harekât Odası” olarak bilinen yapının Batı Libya’daki silahlı gruplarla gerçekleştirdiği toplantı ve temaslara ilişkin haberlere dikkat çekti.

Terhuni, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, ismini vermediği bazı tarafların güneydeki dengeleri yeniden değiştirmeye çalıştığını savundu. Terhuni, bu girişimlerin Libya’daki siyasi sürecin ilerletilmesi ve bölünmüşlüğün sona erdirilmesi amacıyla uluslararası düzeyde yakınlaşma işaretlerinin görüldüğü bir eş zamanlı olduğunu belirtti.

Yerel basında daha önce de Verdagu ile Batı Libya’daki Ulusal Birlik Hükümeti arasında bağlantılar bulunduğuna ilişkin haberler yayımlanmıştı. Ancak hükümetten üst düzey bir yetkili, daha önce Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada bu yöndeki iddiaları reddetmişti. İki taraf arasındaki ilişkilerin niteliğini kesinleştirecek bağımsız kanıtlar ise ortaya konmuş değil.

Vav Üssü stratejik konumuyla öne çıkıyor

Libya’nın güneybatısında, Nijer ve Çad sınırlarına yakın çöl bölgesinde bulunan Vav Askerî Üssü, kontrol edilmesi güç geniş bir güvenlik sahasının parçası olması nedeniyle önem taşıyor. Sınır aşan hareketlilik, kaçakçılık faaliyetleri ve silahlı grupların varlığı, bölgedeki güvenlik sorunlarını daha da karmaşık hâle getiriyor.

Geçen şubat ayından itibaren orduya bağlı üs ve stratejik noktalara yönelik saldırılar tekrarlandı. Bu saldırıların bir kısmı, Verdagu’nun liderliğindeki grupla ilişkilendirildi. Nijer sınırındaki Tüm Sınır Kapısı’na düzenlenen saldırı, grubun faaliyetleriyle bağlantılı öne çıkan operasyonlardan biri olarak kayda geçti. Bazı Libya aşiretleri ve belediyeler de daha önce söz konusu gruba atfedilen saldırıları kınamıştı.

Saddam Hafter’in Vav Üssü ziyareti sırasında sınır güvenliği konusu ön plana çıktı. Hafter, bir Türk şirketi ile yürütülmesi kararlaştırılan proje kapsamında sınırların korunması, yönetilmesi ve gözetlenmesine yönelik sistemin geliştirilmesi çalışmalarının sürdürüleceğini belirtti.

Geçen temmuz ayında Libya’nın güney sınırlarında yaşanan istikrarsızlık ve silah ile uyuşturucu kaçakçılığındaki artış, Mareşal Halife Hafter liderliğindeki Libya Ulusal Ordusu Genel Komutanlığını, geniş bir alana yayılan sınır hattında kontrolü güçlendirmek amacıyla Türk şirketiyle iş birliğini genişletmeye yöneltmişti.

Güneydeki Harawa Belediyesi ileri gelenleri, Korgeneral Saddam Hafter'i karşılıyor (Genel Komutanlık)
Güneydeki Harawa Belediyesi ileri gelenleri, Korgeneral Saddam Hafter'i karşılıyor (Genel Komutanlık)

Güvenlik ve kalkınma birlikte ele alınıyor

Saddam Hafter’in açıklamaları yalnızca askerî konularla sınırlı kalmadı. Hafter, altyapı yatırımlarına ilişkin projelere de değindi. Bu kapsamda Sirte-Sukna-Sebha uluslararası kara yolu, Sirte Serbest Bölgesi, güneyde bulunan şehirler arasındaki yolların bakımı ve yıllardır âtıl durumda olan tarım projelerinin yeniden canlandırılması öne çıktı.

Hafter, söz konusu projelerin ülkenin kuzeyi ile güneyi arasındaki bağlantıyı güçlendirmeyi, ayrıca Afrika’daki komşu ülkelerle ticaret ve yatırım imkanlarını geliştirmeyi amaçladığını söyledi.

Fizan bölgesindeki toplumsal kesimlere de övgüde bulunan Hafter, bu kesimlerin güneyin güvenliğini tehlikeye atmaya yönelik girişimleri reddettiğini ifade etti. Bölge halkına desteğin sürdürüleceğini kaydeden Hafter, hizmetlerin iyileştirilmesi ve yaşam koşullarının geliştirilmesi yönündeki çalışmaların devam edeceğini belirtti.

Güvenlik ile kalkınmanın birlikte ele alınması, güney Libya’da istikrarın yalnızca askerî birliklerin konuşlandırılmasıyla değil, altyapının iyileştirilmesi ve ekonomik fırsatların artırılmasıyla da sağlanabileceği yaklaşımını yansıtıyor.

Hafter Hırava’da aşiret temsilcileriyle görüştü

Genel Komutanlık, dün Saddam Hafter’in Hırava Belediyesine gerçekleştirdiği ziyaretin ayrıntılarını da paylaştı. Hafter, bölgede Süleyman, Cemaat ve Amamra aşiretlerinin şeyhleri ve ileri gelenleri tarafından karşılandı.

Genel Komutanlığın açıklamasına göre aşiret temsilcileri, Genel Komutan Yardımcısı’nın ziyaretinden duydukları memnuniyeti dile getirerek, Silahlı Kuvvetler Genel Komutanlığının güvenlik ve istikrarın korunmasındaki rolünü takdir etti. Temsilciler ayrıca ülkenin korunması, egemenliğinin savunulması ve birliğinin sürdürülmesine yönelik çabalara desteklerini bildirdi.

Saddam Hafter ise Süleyman, Cemaat ve Amamra aşiretlerinin “millî rolüne” övgüde bulundu. Aşiretlerin tarih boyunca sergilediği tutumları takdir eden Hafter, “Kerame Muharebesi” sırasında silahlı kuvvetlere verdikleri desteğe, toplumsal bütünlüğün korunmasına ve ulusal uzlaşı çabalarına katkılarına dikkat çekti.


Bağdat’tan “silahların devletin kontrolünde toplanmasına” karşı çıkanlara uyarı

Haziran 2026’nın başlarında Samarra’da Irak devletine entegrasyon sürecinin başlangıç törenine katılan Seraya es-Selam mensupları. (AP)
Haziran 2026’nın başlarında Samarra’da Irak devletine entegrasyon sürecinin başlangıç törenine katılan Seraya es-Selam mensupları. (AP)
TT

Bağdat’tan “silahların devletin kontrolünde toplanmasına” karşı çıkanlara uyarı

Haziran 2026’nın başlarında Samarra’da Irak devletine entegrasyon sürecinin başlangıç törenine katılan Seraya es-Selam mensupları. (AP)
Haziran 2026’nın başlarında Samarra’da Irak devletine entegrasyon sürecinin başlangıç törenine katılan Seraya es-Selam mensupları. (AP)

Irak’ta yürütme ve yasama organları, dün “silahların devletin kontrolünde toplanması” projesine karşı çıkanlara yönelik yaptırım uygulanabileceği uyarısında bulundu. İktidardaki Koordinasyon Çerçevesi İttifakı, silah meselesinin 30 Haziran 2027’ye kadar çözüme kavuşturulmasını öngören anlaşmaya bağlılığını teyit etti.

Irak hükümeti de kurumlarına yasaları uygulama ve “silahların devlet kontrolünde toplanmasına ilişkin devlet kararlarını engelleyen, bu girişimlere katılan veya katkıda bulunan herkes hakkında cezai şikâyet süreçlerini başlatma” talimatı verdiğini açıkladı.

Irak Meclis Başkanı Heybet el-Halbusi de iç barışın korunması, hukukun uygulanması ve silahların devletin kontrolünde toplanması amacıyla hükümetin attığı adımlara destek verdiğini bildirdi.

Ankara’dan Irak ve Suriye açıklaması

Öte yandan Türkiye Savunma Bakanı Yaşar Güler, Türkiye’nin “komşuları Suriye ve Irak ile sınırlarının güvenliği tamamen sağlanana kadar” bu ülkelerdeki askerlerini tutmaya devam edeceğini söyledi.

Güler, “Kuvvet yapımız ve konuşlanmamız; terör tehdidinin gelişimine, sınır güvenliğimize ve sahadaki gelişmelere göre belirleniyor” ifadelerini kullandı.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Iraklı bazı silahlı grupların, silahların devlet kontrolünde toplanması planına katılmayı kabul etmeleri karşılığında öne sürdükleri şartlardan biri de Türk askerlerinin Irak’tan çekilmesiydi.


Yemen ordusu, Husilere verdirdiği kayıpları ikiye katladı

Güneydeki “Devler Tugayları”, Babülmendeb Boğazı’na hâkim Kahbub Dağları’na yönelik saldırıları püskürttü.
Güneydeki “Devler Tugayları”, Babülmendeb Boğazı’na hâkim Kahbub Dağları’na yönelik saldırıları püskürttü.
TT

Yemen ordusu, Husilere verdirdiği kayıpları ikiye katladı

Güneydeki “Devler Tugayları”, Babülmendeb Boğazı’na hâkim Kahbub Dağları’na yönelik saldırıları püskürttü.
Güneydeki “Devler Tugayları”, Babülmendeb Boğazı’na hâkim Kahbub Dağları’na yönelik saldırıları püskürttü.

Yemen ordusu, son saatlerde birçok cephede Husilere verdirdiği kayıpları artırdı. Yüzlerce hedefin vurulduğunu duyuran ordu, yaklaşık 500 Husi mensubunun etkisiz hale getirildiğini ve onlarca askeri aracın imha edildiğini açıkladı. Gelişmeler, “Yemen Şafağı” operasyonu sürerken Taiz’in güneyinde şiddetli çatışmaların yeniden başlamasıyla eş zamanlı yaşandı.

Taiz’deki hükümet güçleri ve Halk Direnişi, dün Şakab cephesinde Husilerin saldırılarını püskürttü. Cebel Sabır’daki köylerin topçu ateşine tutulduğu bildirildi. Sınemat ve Misrah bölgelerinde de çatışmalar devam etti.

Hava saldırıları ve insansız hava aracı (İHA) operasyonları, Husilerin Marib ve Cevf vilayetlerindeki mevzilerini de hedef aldı. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre güneydeki Devler Tugayları ise Lahic vilayetinin batısında, Babülmendeb Boğazı’na uzanan güzergâhların yakınındaki Kahbub Dağları’nda geniş çaplı bir saldırıyı püskürttü.

El-Alimi: Operasyon hedeflerine ulaşılana kadar sürecek

Siyasi cephede ise Yemen Başkanlık Liderlik Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi, “Yemen Şafağı” operasyonunun hedeflerine ulaşılana kadar devam edeceğini vurguladı.

El-Alimi, Birleşmiş Milletler’den, Husilerin terör örgütü olarak sınıflandırılması, örgüte silah tedarikinin yasaklanması ve finansman kaynaklarının kurutulması amacıyla Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi üzerinden girişimde bulunulmasına destek vermesini istedi.

El-Alimi ayrıca Taiz’e uygulanan kuşatmanın kaldırılması ve insani yardım malzemelerinin ulaştırılabilmesi için yolların açılması çağrısında bulundu.