ABD’nin Irak üslerinden çekilmesi süreci bölgede belirsizliğe yol açtı

Independent Arabia’ya konuşan üst düzey siyasi kaynaklar, yaşananların daha çok gergin bölgesel koşullar ve İran ile İsrail arasında açık bir çatışma olasılığı çerçevesinde hesaplanmış bir yeniden konuşlandırma olduğunu belirtti

ABD'nin Irak’tan çekilmesi Bağdat'ı tedirgin ederken devlet ile silahlı gruplar arasındaki kırılgan dengeyi ortaya koyuyor (AFP)
ABD'nin Irak’tan çekilmesi Bağdat'ı tedirgin ederken devlet ile silahlı gruplar arasındaki kırılgan dengeyi ortaya koyuyor (AFP)
TT

ABD’nin Irak üslerinden çekilmesi süreci bölgede belirsizliğe yol açtı

ABD'nin Irak’tan çekilmesi Bağdat'ı tedirgin ederken devlet ile silahlı gruplar arasındaki kırılgan dengeyi ortaya koyuyor (AFP)
ABD'nin Irak’tan çekilmesi Bağdat'ı tedirgin ederken devlet ile silahlı gruplar arasındaki kırılgan dengeyi ortaya koyuyor (AFP)

Ahmed es-Suheyl

ABD askerlerinin Irak’ın Enbar ilinde bulunan Ayn el-Esed Askeri Üssü’nden ve Bağdat Uluslararası Havaalanı içindeki Victory Askeri Üssü’nden çekilmesi, sadece geçici bir olay ya da Bağdat ile Washington arasında imzalanan ikili güvenlik anlaşmasının uygulanması çerçevesinde atılmış bir adım değil, aynı zamanda Irak devleti için yeni bir sınava dönüştü. Bu gelişme, özellikle de Irak sahnesinde bir değişiklik olasılığı veya en azından ülkeye ekonomik yaptırımlar uygulanması ihtimaliyle ilgili tartışmaların yoğunlaşmasıyla birlikte askeri görüntüsünden daha derin mesajlar taşıyor. Zira bu durum, İran'a sadık silahlı grupların liderlerinin açıklamalarında dahi açıkça görülüyordu.

Irak hükümeti, şu anda yaşananların yalnızca önceden kararlaştırılmış takvimin uygulanması olduğunu vurgulamaya çalışsa da daha fazla ayrıntıya girmekten kaçınması, bu çekilmenin içerdiği siyasi mesajların önemini ortaya koyuyor.

Hükümet, çekilmenin Washington ile yapılan anlaşmalara uygun olarak ilerlediğini söylemekle yetinirken İran yanlısı silahlı gruplar seslerini yükselterek, çekilme belirlenen tarihlerde tamamlanmazsa ABD askerlerinin hedef alınacağı uyarısında bulunuyor.

Yetkililerin ve silahı grupların açıklamaları arasındaki bu çelişki, Başbakan Muhammed Şiya es-Sudani hükümetini oluşturan, İran'a sadık silahlı grupların çoğunun yer aldığı (Şii) Koordinasyon Çerçevesi saflarında yaşanan bölünme ve kafa karışıklığının boyutuna işaret ediyor.

yjuıko
ABD askerlerinin Ayn el-Esed ve Victory üslerinden çekilmesi, nihai bir çıkış değil, Irak'ı daha çalkantılı bir bölgesel sürece sürükleyen bir yeniden konumlandırmadan ibaret (AFP)

Irak Meclis Başkanı Mahmud el-Meşhedani pazartesi günü ABD'nin Bağdat Büyükelçiliği Maslahatgüzarı Steven H. Fagin ile yaptığı görüşmede, Washington ile Ayn el-Esed Askeri Üssü’ndeki asker sayısını azaltmak ve operasyonlarını Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) topraklarıyla sınırlı bir ikili çerçeveye aktarmak üzere bir anlaşmaya varıldığını duyurdu.

Hükümet ihtiyatlı davranırken silahlı gruplar yaygara koparıyor

ABD’nin Irak'taki askeri hareketliliğinin yankılarının ardından Bağdat, hükümetin açıklamalarına göre ‘kontrollü’ bir çekilme ile ‘Halk Seferberlik Güçleri (Haşdi Şabi) Yasası’ çekişmesi ve Tahran yanlılarının yasayı meclisten geçirmek için artan söylemleri nedeniyle ortaya çıkan siyasi ve medyatik gerginlik arasında yeniden ikili bir yaklaşıma tanık oluyor.

Başbakan Sudani’nin danışmanları, yaşananları ABD askerlerinin ülkeden tamamen çekilmesi olarak gösterme girişimlerine rağmen, Bağdat ve Ayn el-Esed Askeri Üssü’ndeki Uluslararası Koalisyon misyonunun sona erme tarihinin eylül ayı olduğunu, ilişkilerin ikili ortaklık düzeyine geçeceğini ve ikinci aşamanın 2026 eylülüne kadar devam edeceğini söylediler.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre hükümet ayrıntılara girmekten kaçınsa da üst düzey siyasi kaynaklar, ABD'nin çekilmesinin yavaş ve aşamalı olarak gerçekleştiğini belirttiler.

Kaynakların açıklamasında belki de en dikkat çekici olan nokta, yaşananların kapsamlı bir geri çekilme değil, gergin bölgesel koşullar ve İran ile İsrail arasında açık bir çatışma olasılığı göz önüne alınarak hesaplanmış bir yeniden konuşlandırma olduğu gerçeğine açıkça atıfta bulunulmasıydı.

xcdvfgh
Bazı Iraklı politikacılar, yaşananların şaşırtıcı olmadığını, aksine Bağdat ile Washington arasında önceden varılmış bir anlaşmanın parçası olduğunu vurguluyor (AFP)

Ortaya çıkan fotoğrafların ve videoların ya eski ya da Irak'tan olmadığına dikkati çeken kaynaklar, hükümet, durumun hassasiyetinin farkında olduğundan, bu hareketleri ayrıntılı olarak ele almayacağını ifade ettiler.

Öte yandan silahlı gruplar tarafında, ABD askerlerinin Irak’tan çekilmesinde ilişkin hükümetin açıkladığı son tarihler yaklaşırken, gözlemcilerin kritik zamanlarda ‘zafer kazanma girişimleri’ olarak değerlendirdiği tantana devam ediyor. Ketaib Hizbullah tarafından daha önce yapılan açıklamada, grubundan ‘sabrının sınırsız olmadığı’ ve geri çekilme kararlaştırılan takvime göre gerçekleşmezse saldırı başlatacakları uyarısı yapıldı.

Yeni bir aşamaya giriş

Bazı Iraklı politikacılar, yaşananların şaşırtıcı olmadığını, aksine Bağdat ile Washington arasında önceden varılan ve şu an kademeli ve sessizce uygulanan bir anlaşmanın parçası olduğunu vurguluyor. Yine de bu görüş, Irak içinde siyasi yansımaların olasılığını dışlamıyor.

Iraklı siyasetçi Leys Şibir, Ayn el-Esed ve Victory üslerinden çekilmenin esasen Irak hükümeti ile ABD arasında Uluslararası Koalisyon misyonunun süresi ve Bağdat ve Enbar'daki görevlerinin sona ermesi konusunda önceden kararlaştırılanların uygulanmasından ibaret olduğunu vurguladı.

Belki de bu süreci nasıl tanımlayacağımızla ilgili olarak ‘bu süreç, silahlı gruplar için bir zafer mi, yoksa yeni bir aşamanın başlangıcı mı?’ şeklinde daha derin bir soru sormalıyız. Şibir, silahlı grupların ‘bu süreci siyasi olarak kendi zaferleri olarak göstermeye çalıştıklarını’ belirtti.

Gerçeğin farklı bir tablo çizdiğini ifade eden Şibir, “ABD, İran ile İsrail arasında açık bir çatışma çıkması durumunda askerlerinin çapraz ateşte kalmasını istemiyor. Bu da ABD’yi Irak'taki nüfuzunu kaybetmeden, IKBY ve Kuveyt gibi daha güvenli yerlere yeniden konumlanmayı tercih etmeye itti” yorumunda bulundu.

Bu adımla Haşdi Şabi Yasası konusundaki tartışmalar arasında bir bağlantı kurmanın ‘masumca’ olmadığını, çünkü Koordinasyon Çerçevesi güçlerinin bunu Haşdi Şabi’nin meşruiyetini artırmak için kullanmaya çalıştığını düşünen Şibir, yasanın mevcut haliyle kabul edilmesine karşı uyararak, bunun ‘devlete paralel bir gücün yasallaştırılması ve Irak'ın izolasyona, ekonomik baskıya ve muhtemelen yaptırımlara maruz kalmasına yol açması’ anlamına geleceğini vurguladı.

Şibir, şu an silahlı gruplar için bir ‘başarı’ olarak pazarlanan durumun, özellikle Washington'ın Haşdi Şabi Yasası’na ilişkin açıkça yaptığı uyarıları ve grupların ülkedeki güç dengesinde yer almaya devam etmelerini sağlamak için çabalarını açıkça ifade eden Tahran'ın tutumu karşısında, büyük bir siyasi ve stratejik çıkmaza dönüşebileceğini düşünüyor.

Iraklı siyasetçi, Başbakan Sudani’nin DEAŞ’ın yeniden ortaya çıkma olasılığı, ABD'nin sürekli olarak 2014 yılındaki senaryonun tekrarlanması konusundaki uyarıları ve silahlı grupların silahlarına herhangi bir müdahalede bulunulmasına karşı olan Koordinasyon Çerçevesi ve Tahran'ın bu konudaki baskısı olmak üzere üç baskı kaynağıyla karşı karşıya olduğunu belirtti.

Bu üçü de özellikle Koordinasyon Çerçevesi güçlerine yönelik tecrit durumunun yanı sıra Sünni ve Kürt güçlerin ABD ile uyumlu tutumu çerçevesinde siyaset sahnesiyle ve seçimlerle doğrudan bağlantılı.

o9
Irak'taki durum, özellikle 2025 kasımında yapılacak parlamento seçimlerinin yaklaşmasıyla birlikte giderek daha karmaşık hale geliyor (AFP)

Bu baskıların Başbakan Sudani için, özellikle de ikinci kez aday olduğu bir dönemde, büyük zorluklar yarattığına inanan Şibir, Sudani’nin seçeneklerinin ya Washington ile şartlı bir ortaklık kurarak Koordinasyon Çerçevesi güçlerinin desteğinin bir kısmını kaybetmek ya da kendini tamamen Tahran'ın kucağına atmak ve uluslararası toplum tarafından tecrit edilmekten ibaret olduğunu söyledi.

Şibir, ABD'nin çekilmesinin, silahlı gruplar için bir zafer olarak sunulmasına rağmen, özünde Irak devleti için son bir sınav ve daha derin iç bölünmelerin ve Irak'ın bölgesel çatışmadaki rolünün yeniden şekillenmesinin başlangıcı olduğu değerlendirmesinde bulundu.

Baskıcı mesajlar ve Şii çıkmazı

Bu gelişmelerle birlikte Haşdi Şabi Yasası da bir adım ileri, bir adım geri gidiyor. Geçtiğimiz hafta, Irak Meclisi’ndeki oturumların gündeminde bu yasa hakkında hiçbir şeyden bahsedilmedi. Sızan bilgilere göre Şii güçler arasında bu yasa konusunda dış baskıların açıklanmasından duyulan korkular nedeniyle büyük bir bölünme söz konusu.

Öte yandan siyaset araştırmacısı Nizar Haydar durumu daha geniş bir perspektiften ele alarak, İran ve Irak'taki müttefiklerinin şu an ‘benzeri görülmemiş bir çıkmaza’ girdiğini düşünüyor. Haydar’a göre yıllarca devlet kurumları içindeki nüfuzunu başarıyla pekiştiren ve iktidar koridorlarına sızan Tahran, şimdi ‘bu etkinin zayıflatılması ve Irak siyasi sistemindeki oyunun kurallarının değiştirilmesi’ olasılığından korkuyor.

Tahran'ın Irak'taki İran yanlısı önde gelen liderlerin doğrudan hedef alınmaya başladığı 2016 sonrası deneyimin tekrarlanmasından korktuğunu söyleyen Haydar, bu durumun Tahran'ı sanki Irak'ı yeniden bir çatışma döngüsüne sürükleyebilecek bir döneme hazırlanıyormuş gibi iktidar koltuğuna daha sıkı sarılmaya ittiğini söyledi.

Independent Arabia'ya yaptığı değerlendirmede, İran'a sadık silahlı grupların ‘şu anda kuşatma altında’ olduğunu ifade eden Haydar, “Bu grupların varlığı İran'ın siyasi ve ideolojik projesiyle iç içe geçmiş olsa da, Washington doğrudan baskı politikasına geri dönmeye karar verirse, bu gruplar Washington ile doğrudan bir çatışmanın bedelini ödeyebilecek kapasiteye sahip değiller” diye konuştu.

Yeniden konuşlandırma ve strateji değişikliği

Haydar, ABD askerlerinin Irak’tan geri çekilmesiyle ilgili olarak “Şu anda yaşananlar tam bir geri çekilme değil, hesaplı bir yeniden konuşlandırma” değerlendirmesinde bulundu. DEAŞ’la Mücadele Uluslararası Koalisyonu’nun adının ikili veya çok taraflı güvenlik ortaklığı olarak değiştirilmesinin, bu güçlerin misyonunun sona erdiği anlamına gelmediğini belirten Haydar, aksine bunun Irak'taki ABD askeri varlığının yeniden tanımlandığını, ancak bunun içerde farklı bir şekilde pazarlandığını belirtti.

Haydar, zamanlamayla ilgili olaraksa bunun siyasi mesajlar içerdiğini düşünüyor, zira Irak bölgesel gerilimin tırmanması ve Tahran ile Tel Aviv arasında bir çatışma olasılığı nedeniyle endişeli bir dönemden geçiyor.

Senaryoyu üç aşamaya ayıran Haydar’a göre bunlardan birincisi, siyasi rejimi devirmeye yönelik bir planın olmaması, ikincisi Şii güçlere doğrudan baskı uygulayarak araçları değiştirmeye çalışma, üçüncüsü ise özellikle İsrail'i hedef alan silahlı grupların liderlerine yönelik tasfiyeler gerçekleştirme olasılığı. İsrail'in bu operasyonları doğrudan gerçekleştirmesi muhtemel olsa da Washington siyasi ve ekonomik baskı ile sınırlı kalacaktır.

Ayrıca, Şii güçlerin karşı karşıya olduğu iç çıkmazı da işaret eden Haydar, “Meclis’te çoğunluğa sahip olmalarına rağmen, Seferberlik Güçleri Yasası gibi stratejilerine hizmet eden yasaları geçiremiyorlar” ifadelerini kullandı. Siyaset araştırmacısı, bu güçlerin, istemedikleri yasa tasarılarını geri çekemeyecek duruma geldiklerini ve bunun da onları bir kısır döngüye soktuğunu söyledi.

ABD'nin Irak'taki siyasi sistemi devirmeye çalışmadığını, ancak onu yöneten araçları ve yüzleri değiştirmek istediğini değerlendiren Haydar, bugün uygulanan baskının, siyasi deneyi devirmek değil, Haşdi Şabi’nin entegrasyonu, dolar kaçakçılığının önlenmesi ve İran'ın etkisinin sınırlandırılması gibi konularda Washington'ın çıkarlarına uygun olarak gidişatı değiştirmek olduğunu belirtti.

Dengeler değişirken Sudani ikilem yaşıyor

Diğer taraftan Başbakan Sudani, anlaşmaya varılan çekilme ile iç ve dış bölünmelere neden olan yasa arasında hassas bir dönüm noktasında bulunuyor. Sudani, özellikle İran tarafından silahlandırılan ve desteklenen Şii güçlerle herhangi bir çatışmaya girmek istemese de Washington ve müttefikleriyle güvenlik ve ekonomik ortaklıklara da ihtiyacı duyuyor.

Akademisyenler, ABD'nin çekilmesinin Irak Başbakanıiçin gerçek bir ikilem yarattığını düşünüyor. Zira Sudani artık Washington ile Tahran arasındaki eski dengeyi sağlayamıyor.

Arizona Üniversitesi'nde araştırmacı ve akademisyen olan Selim Suze, ABD askerlerinin geri çekilmesinin Bağdat ve Washington arasında karşılıklı anlaşma ile gerçekleşmesine rağmen, bunun iki taraf arasındaki ilişkinin kırılganlığını ortaya koyduğunu düşünüyor. Suze, Washington'ın, Haşdi Şabi’nin entegrasyonu, dolar kaçakçılığının kontrol altına alınması ve Tahran'ın nüfuzunun sınırlandırılması gibi önemli konularda hükümetin oyalayıcı tutumundan memnun olmadığını açıkça belirttiğini vurguladı.

Sudani'nin artık geleneksel dengeyi yeniden sağlayamayacağını ifade eden Suze, “Sudani özellikle kendisi de bu sistemin bir parçası olduğundan öncüllerinin yaptığı gibi Washington'ı İran'ın nüfuzunu kabul etmeye ikna edemediği gibi, ABD’nin Haşdi Şabi’yi feshetme yönündeki taleplerini de kabul edememe ikilemiyle karşı karşıya” yorumunda bulundu.

İran yanlısı silahlı gruplar, hükümeti ABD askerlerini ülkeden çıkarmaya zorlama konusunda ısrarcı bir tutum sergilese de Suze, Tahran'ın ‘ABD askerlerinin Irak’ta kalmasından memnun’ olduğunu düşünüyor. Suze, ABD askerlerinin Irak’taki varlığının ‘silahlı grupların hedef alınmayacağına dair dolaylı bir garanti’ oluşturduğunu belirtti.

Washington'ın artık bu ikili oyuna önem vermediğini ifade eden Suze’ye göre ABD yönetiminin çabaları, Bağdat'tan askerlerini çekmeye, IKBY’de yeniden konuşlanmaya ve Irak'ın Arap bölgesi dışındaki varlığını yeniden tanımlamaya odaklanmış görünüyor.

ABD askerlerinin çekilmesiyle Irak'taki durum, özellikle önümüzdeki kasım ayında yapılması planlanan seçimlerin yaklaşması ve İran ile İsrail arasında yeni bir çatışma olasılığıyla birlikte giderek daha karmaşık hale geliyor. Bu durum, hükümetin dengeyi sağlayamaması halinde iç çatışmaya yol açıp açmayacağına dair spekülasyonlara kapı açıyor.

Baskıcı mesajlar verilirken ve uyarılar yapılırken ABD’nin çekilmesini, üzerinde anlaşmaya varılmış bir hak olarak mı yoksa bu askeri varlığın yeniden tanımlanması olarak mı değerlendirmek arasında değişen görüşler, yaşananların sadece askeri bir hamle değil, Bağdat ile Washington arasındaki ilişkide dönüştürücü bir değişim olduğu noktasında birleşiyor.



Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, devletin ülkenin güneyine geri döneceğine söz verdi

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, ülkenin güneyindeki Keferşuba sakinleri tarafından çiçek ve pirinç yağmuru eşliğinde böyle karşılandı (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, ülkenin güneyindeki Keferşuba sakinleri tarafından çiçek ve pirinç yağmuru eşliğinde böyle karşılandı (Şarku’l Avsat)
TT

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, devletin ülkenin güneyine geri döneceğine söz verdi

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, ülkenin güneyindeki Keferşuba sakinleri tarafından çiçek ve pirinç yağmuru eşliğinde böyle karşılandı (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, ülkenin güneyindeki Keferşuba sakinleri tarafından çiçek ve pirinç yağmuru eşliğinde böyle karşılandı (Şarku’l Avsat)

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, halk ve siyasi partiler tarafından sıcak bir şekilde karşılanan iki günlük bölge gezisi sırasında, İsrail sınırındaki köylerdeki altyapının ‘birkaç hafta içinde’ yeniden inşa edilmesi ve güneydeki devlet otoritesinin yeniden tesis edilmesi için çalışacağına söz verdi.

Başbakan Selam şunları söyledi:

“Bu bölgenin devlete geri dönmesini istiyoruz ve ordunun güneyde sorumluluklarını yerine getirmeye devam etmesinden memnunuz. Ancak egemenlik sadece orduyla değil, aynı zamanda hukuk ve kurumlarla, halka sosyal koruma ve hizmetlerin sağlanmasıyla da tesis edilir.”

Bu ziyaret, Hizbullah ile Başbakan arasındaki siyasi farklılıkların önemli ölçüde aşıldığını gösterdi, zira Başbakan, birden fazla durakta Hizbullah, Emel Hareketi, Değişim bloğundan diğer milletvekilleri ve hatta etkinliklere katılan Hizbullah muhalifleri tarafından karşılandı.

Öte yandan Kuveyt Dışişleri Bakanlığı'nın Güvenlik Konseyi'nin VII. Bölüm Kapsamındaki Kararlarının Uygulanması Komitesi, terör listesine Lübnan’daki sekiz hastaneyi ekledi. Bu hastanelerin en az dördü Hizbullah tarafından işletiliyor.

Lübnan Sağlık Bakanlığı, ‘bu konuda Kuveytli yetkililerden herhangi bir inceleme veya bildirim almadığını’ açıklarken ‘konuyu açıklığa kavuşturmak, karışıklığı önlemek için doğru bilgileri sunmak ve Lübnan sağlık sistemini korumak için gerekli temasları kuracağını’ bildirdi.


İran'ın pazarlık hamleleri, Gazze anlaşmasının durgun sularını hareketlendiriyor

Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)
Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)
TT

İran'ın pazarlık hamleleri, Gazze anlaşmasının durgun sularını hareketlendiriyor

Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)
Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)

İran ile yaşanan gerilimler ve Gazze ateşkes anlaşmasındaki çıkmaz ortamında, ABD Başkanı Donald Trump ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu arasında, önümüzdeki çarşamba gününe ertelenen ve büyük bir merakla beklenen bir görüşme planlanıyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, yapılması planlanan görüşmenin, Gazze ateşkes anlaşmasındaki çıkmazın aşılması karşılığında İran'a yönelik baskının artırılması konusunda pazarlık içerebileceği ihtimalini göz ardı etmiyorlar.

Amerikan haber sitesi Axios'a göre 19 Şubat'ta yapılması planlanan ve ikinci aşamayı ilerletmesi beklenen Gazze "Barış Konseyi" toplantısı öncesinde, Netanyahu'nun ofisi, İran ile müzakereleri görüşmek üzere çarşamba günü Washington'da Trump ile bir araya gelmesinin beklendiğini belirtti. Açıklamada ayrıca, "İran ile yapılacak herhangi bir müzakerenin, balistik füzelerin sınırlandırılmasını ve bölgedeki İran'ın vekillerine verilen desteğin durdurulmasını içermesi gerektiğine inanılıyor" denildi.

Çarşamba günü yapılacak görüşme, ABD Başkanı Trump'ın Ocak 2025'te göreve dönmesinden bu yana Netanyahu ve Trump arasında gerçekleşecek yedinci görüşme olacak.

Mısır Dışişleri Konseyi üyesi ve eski Dışişleri Bakan Yardımcısı Büyükelçi Rakha Ahmed Hassan, Netanyahu'nun "Barış Konseyi" toplantısından önce Washington'a yaptığı ziyaretin zamanlamasının, "özellikle İran ve Gazze konularında, Washington ve Tel Aviv arasında çoğu noktada varılan anlaşma çerçevesinde" pozisyonların koordinasyonunu yansıttığına inanıyor.

Hassan, özellikle Washington'un "İran'a yapılacak bir saldırının kendi çıkarlarına daha büyük zarar vereceğinin farkına vardığı ve bunun Netanyahu için kabul edilemez göründüğü" göz önüne alındığında, iki konunun geleceğiyle ilgili "uzlaşma" olasılığına işaret etti.  

Filistinli siyasi analist Ayman al-Raqab, "uzlaşmanın mümkün olduğunu" ve Trump'ın "İran ve Gazze'nin birbirine bağlı meseleleri konusunda bir koordinasyon sağlamak isteyebileceğini ve birçok Amerikalı elçiyle, en son Steve Wittkoff ile görüşen ve başta uluslararası istikrar gücü, Hamas'ın silahsızlandırılması, yeniden yapılanma ve İsrail'in çekilmesi olmak üzere çetrefilli konuları ele alan Netanyahu ile meseleleri sonuçlandırmak isteyebileceğini" değerlendiriyor.

Gazze Şeridi'nin merkezindeki Nuseyrat mülteci kampında yıkılmış evler (AFP)Gazze Şeridi'nin merkezindeki Nuseyrat mülteci kampında yıkılmış evler (AFP)

Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati ise dün Yunanistan Dışişleri Bakanı Giorgos Gerapetritis ile yaptığı telefon görüşmesinde, "ABD başkanının planının ikinci aşamasının gereklerini yerine getirmek için çalışmanın gerekliliğini" vurgulayarak, "Mısır'ın Barış Konseyi'ne desteğini" belirtti.

Abdulati, "Mısır'ın Gazze Şeridi Yönetimi Ulusal Komitesi'nin çalışmalarına tam desteğini" yineleyerek, bunun nüfusun günlük işlerini yönetmeyi amaçlayan ve Filistin Yönetimi'nin Şeritteki tüm sorumluluklarını yeniden üstlenmesinin yolunu açan geçici bir çerçeve olduğunu ifade etti.

Mısır Dışişleri Bakanı, "ateşkesi izlemek, Gazze Şeridi'ne insani yardım ve kurtarma desteği sağlamaya devam etmek ve erken toparlanma ile yeniden yapılanmanın yolunu açmak için uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasının acil gerekliliğini" vurguladı.

Hassan, "Mısır, Gazze anlaşmasının tam olarak uygulanmasına bağlıdır ve gerek Barış Konseyi ve ona katılımı yoluyla gerekse uluslararası ortaklarla yapılan görüşmeler ve toplantılar yoluyla bu sürecin tamamlanmasını desteklemek için her cephede çalışmaktadır" dedi. Al-Raqab, Gazze anlaşmasının kalan konularının "barış sürecinin ilerlemesi için son derece önemli" olduğunu belirterek, İsrail'in "anlaşmada ilerlemenin önüne çok sayıda engel koyduğunu ve Trump ile Netanyahu arasındaki görüşmenin bu konuda çok önemli olacağını" ifade etti.


Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.