ABD’nin ulusal güvenliği Silikon Vadisi'nin pençesinde

Algoritmaların askerileştirilmesi

Görsel: Lina Jaradat
Görsel: Lina Jaradat
TT

ABD’nin ulusal güvenliği Silikon Vadisi'nin pençesinde

Görsel: Lina Jaradat
Görsel: Lina Jaradat

Marco Mossad

ABD ordusu, geçtiğimiz yıl haziran ayında, Meta ve OpenAI gibi teknoloji şirketlerinin üst düzey yöneticilerinden oluşan bir grubun ‘Executive Innovation Corps’ adlı yeni bir birime katıldığını duyuran yüksek profilli bir tören düzenledi. Bu birimde onlara albay rütbesi verildi. Bu adım, Silikon Vadisi ile ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) arasında giderek ortaklığın derinleştiğinin bir göstergesiydi.

Bu gelişme, Google gibi bazı büyük teknoloji şirketlerinin politikalarında da önemli değişikliklere yol açtı. Google, uzun süredir sürdürdüğü gözetleme sistemleri veya silahlar geliştirmeyeceklerine dair taahhüdünden vazgeçerek, yıllarca süren kısıtlamalar ve iç tartışmaların ardından askeri gereksinimlere daha fazla uyum sağlama isteğini ortaya koydu.

Burada teknolojinin ABD ordusunun stratejisini yeniden şekillendirip şekillendirmediği ya da Pentagon'un yeni bir inovasyon yolunu mu izlediği şeklinde daha geniş kapsamlı bir soru gündeme geldi. Bu soru, önümüzdeki on yıllarda küresel güvenliği şekillendirecek etik, ekonomik ve siber güvenlikle ilgili sonuçlar doğuruyor.

Geçişler ve yeni ilişkiler

Son yıllarda, büyük teknoloji şirketlerinin askeriye ile iş birliğine yönelik politikalarında köklü bir değişim yaşandı. Bu şirketler, muhafazakâr etik sloganları savunarak askeri alana katılım konusunda katı kısıtlamalar uyguladıkları bir aşamadan, Pentagon projelerine, özellikle yapay zeka (AI) ve bulut sistemi gibi hassas alanlarda doğrudan katılımı mümkün kılan daha esnek ve daha açık katılım kuralları ile karakterize edilen yeni bir aşamaya geçtiler. Bu değişim sadece taktiksel bir değişim değil, teknoloji ve askeri sektörler arasındaki ilişkinin daha organik bir şekilde yeniden şekillendiğinin de bir işareti.

Bu değişimin öncülerinden biri Google’dı. Geçtiğimiz şubat ayında gözetleme sistemleri ve silah araçları geliştirmeyeceğine dair açık bir taahhüt içeren AI İlkeleri sayfasından ‘Gözetlemeye Yönelik Uygulamalar’ başlıklı bölümü kaldırdı. Bu hamle, teknoloji raporları tarafından, şirket insan haklarına olan ilkesel taahhüdünü sürdürmeye ve zararlı etkilerden kaçınmaya çalışsa da, hassas askeri veya hükümet kullanımlarını kısıtlayan açık yasağın kaldırılması olarak yorumlandı. Burada, beyan edilen söylem ile fiili politikalar arasındaki tutarsızlık, savunma gereksinimleri ile iş birliğine yönelik daha fazla açıklığın bir göstergesi haline geliyor.

Bu değişiklikler birdenbire ortaya çıkmadı, ancak büyük teknoloji şirketlerini orduyla ilişkilerini yeniden tanımlamaya iten bir dizi iç içe geçmiş faktörün etkisiyle gerçekleşti.

OpenAI ayrıca geçtiğimiz yıl ocak ayında kurallarını revize ederek, silah geliştirme veya bireylere doğrudan zarar vermeyi açıkça yasaklarken, ‘askeri ve savaş amaçlı kullanımlar’ üzerindeki genel yasağı kaldırdı. Bu değişiklik, siber güvenlik ve operasyonel yönetim gibi alanlarda savaş dışı askeri iş birliklerine kapı açtı. Daha sonra gelişmeler devam etti ve geçtiğimiz aralık ayında Amerikan savunma şirketi Anduril ile resmi bir ortaklık kuruldu. Bu ortaklık, AI modellerini hava savunma sistemlerine entegre ederek drone filolarına karşı koymayı amaçlıyordu. Şirket geçtiğimiz haziran ayında revize edilen politikasının belirlediği sınırlara bağlılığını sürdürürken, idari ve operasyonel amaçlar için gelişmiş modeller geliştirmek üzere Pentagon ile 200 milyon dolar değerinde bir sözleşme imzaladı. Tüm bu gelişmeler politikanın genel bir yasaktan, askeri bağlamda neyin yapılabileceğini ve neyin yapılamayacağını kesin olarak tanımlayan ayrıntılı bir düzenlemeye nasıl dönüştüğünü gösteriyor.

Savunma bulut bilişim sözleşmeleri bu açıklığı kurumsallaştırdı. Pentagon, 2022 yılının aralık ayında Amazon, Microsoft, Google ve Oracle gibi büyük teknoloji şirketleriyle, 2027 yılına kadar geçerli olacak ve 9 milyar dolarlık bütçeye sahip Joint Warfighting Cloud Capability (JWCC) sözleşmesi imzaladı. Sözleşme imzalandığından bu yana, siparişler Mart 2024'te yarım milyar doları aşarken, bu yılın ortalarında hükümetin ve uzmanların tahminlerine göre gerçek harcamalar 3 milyar doların üzerindeydi. Bu gelişme, ABD ordusunun verilerini yönetmek ve AI uygulamalarını çalıştırmak için ticari bulut hizmeti sağlayıcılarına yapısal olarak bağımlı hale geldiğini ve geçmişte var olan geleneksel askeri müteahhitlere olan münhasır bağımlılığın yerini aldığını yansıtıyor.

Bu değişiklikler birdenbire ortaya çıkmadı, ancak büyük teknoloji şirketlerini orduyla ilişkilerini yeniden tanımlamaya iten bazı iç içe geçmiş faktörlerce yönlendirildi. Bu faktörlerin başında, Ukrayna'daki savaşın yol açtığı artan jeopolitik baskılar geliyor. Bu baskılar sonucunda AI artık teknik bir araç veya yenilikçi bir lüks olarak değil, enerji, uzay veya iletişim ile eşit düzeyde ulusal güvenlik için temel bir altyapı olarak değerlendiriliyor.

İkinci faktör, AI’nin kendi iç ekonomisiyle ilgili. Gelişmiş modeller, süper bilgisayar merkezlerine ve büyük miktarda veriye yönelik muazzam sermaye yatırımları gerektirir ve bu yatırımlar, dalgalı ve istikrarsız bir tüketici pazarında geri kazanılması zor yatırımlardan oluşuyor. Buna karşın, uzun vadeli savunma sözleşmeleri güvenli ve istikrarlı bir finansman kaynağı sağlıyor ve bu da hayatta kalmak ve büyümek için gerekli olan devasa AI altyapısını kurmak isteyen şirketler için daha cazip hale getiriyor.

Bu, risksiz bir yol değil. Silikon Vadisi'ndeki kurumsal hafıza, 2018 yılında Google'da Maven Projesi’ne karşı yapılan yaygın protestoları hatırlamaya devam ediyor.

Üçüncü faktör, bu şirketlerin yönetim felsefesindeki belirgin değişiklikti. Söz konusu şirketler, ‘silah üretimine katılmayacağız’ gibi genel yasaklar ve geniş sloganlarla göründükten sonra, bireylere doğrudan zarar vermeyi önlemeye odaklanan, ancak siber güvenlik, lojistik destek ve askeri tıp gibi alanlarda savaş dışı kullanımlara izin veren ayrıntılı politikalara geçtiler. Bu değişim, Google ve OpenAI'nin güncellemelerinde açıkça görüldü. Bu güncellemelerde, kullanım kuralları, ilan edilen kırmızı çizgileri aşmadan yeni savunma işbirliklerine kapı açacak şekilde yeniden yazıldı.

Dördüncü faktör, Pentagon’un kendi içindeki sözleşme yapısı ile ilgili. Bakanlık, JWCC sözleşmesinde görüldüğü üzere aynı anda birden fazla tedarikçi ile çalışmasına olanak tanıyan daha esnek modeller geliştirdi. Ayrıca, şirket başına 200 milyon dolara kadar bütçelerin ayrıldığı gelişmiş modeller için sözleşmeler de imzalandı. Bu yaklaşım, ABD ordusunun tek bir tedarikçiye olan bağımlılığını azaltırken, ticari yeniliklerin komuta ve kontrol sistemlerine entegrasyonunu hızlandırdı.

Ancak bu, risksiz bir yol değil. Silikon Vadisi'ndeki kurumsal hafıza, 2018 yılında Google'da Maven Projesi’ne karşı yapılan yaygın protestoları hatırlamaya devam ediyor. Bu da, çalışanlar kullanım sınırlarının aşıldığını hissettiklerinde bu tür gerilimlerin tekrarlanma olasılığının devam ettiğini gösteriyor. Bunun yanında ticari altyapıya olan bağımlılığın artması, büyük şirketlerin teknik aksaklıklar veya büyük ölçekli siber saldırılara maruz kalması durumunda potansiyel zafiyetler yaratırken özellikle Anduril gibi savunma şirketleriyle yapılan büyük sözleşmeler veya uzun vadeli ortaklıklar nedeniyle, beyan edilen sivil uygulamalardan doğrudan saha kullanımına kademeli bir geçiş riski de bulunuyor. Bu durum, şirketlerin kendi politikalarının ötesine geçen ve askeri-teknolojik iş birliğini düzenlemek için şeffaf standartlar belirleyen bağımsız denetim mekanizmaları ve dış denetimlerin kurulmasını acil hale getiriyor.

Jeopolitik değişim

Ukrayna'daki savaş, dijital gücün geleneksel silahlar kadar önemli hale geldiğini açıkça gösterdi. Teknoloji şirketi Palantir, NATO'ya geleneksel askeri prosedürlere kıyasla dakikalar içinde büyük miktarda keşif verisi ve görüntüsünü analiz edebilen AI tabanlı Maven sistemini sağladı. NATO bu sistemi olağanüstü bir hızla benimsedi ve savunma sistemine özel teknoloji şirketlerini dahil etmenin acil bir ihtiyaç olduğunu ortaya koydu. Gerçeklik, ordunun tek başına gelişimin hızına ayak uyduramayacağını, şirketlerin ise askeri bürokrasiden daha fazla operasyonel esnekliğe sahip olduğunu gösteriyor.

İsveç, Rusya ve Ukrayna'nın drone filolarını yoğun bir şekilde kullandığını gördükten sonra benzer teknolojiler geliştirmek için hızla harekete geçti ve program başlattı. Bu tür programların genellikle beş yıl sürmesine rağmen, programı bir yıldan kısa bir sürede tamamladı. Bu başarı, yerel ordu ve start-up'lar arasındaki doğrudan iş birliği sayesinde mümkün oldu ve askeri teknoloji yarışında zamanın ne kadar önemli olduğunu vurguladı.

Letonya hava savunma sanayisini genişletti ve Ukrayna'ya insansız hava araçları (İHA) tedarik etmek için NATO’ya katıldı. Tüm bunlarla birlikte sadece Kiev'e destek olmakla kalmadı, aynı zamanda yerel savunma sanayisinin modern NATO sistemine entegrasyonunu sağladı, değişikliklere ayak uydurma ve ötekileştirilmesini önleme yeteneğini güçlendirdi.

Tüm bu deneyimler, ABD ve müttefiklerinin üstünlüklerini korumak için teknoloji şirketleriyle doğrudan iş birliği yapmaktan başka seçenekleri olmadığını ortaya koydu.

İngiltere de benzer bir yaklaşım benimsedi. İngiltere Savunma Bakanı John Healey daha önce yaptığı bir açıklamada AI’nin İngiltere’nin savunma stratejisini gözden geçirme sürecinin merkezi bir unsuru olacağını açıkladı. Bakanlık, İngiliz ordusuna teknoloji entegrasyonunu uzun süredir engelleyen geleneksel yavaşlığı aşmak amacıyla, ekipman bütçesinin yüzde 10'unu yapay zeka sistemleri ve İHA’ların geliştirilmesine ayırdı.

Çin, sivil ve askeri sektörlerin entegrasyonuna dayalı farklı bir yol izledi. Bu strateji, sivil ve askeri sektörler arasındaki sınırları ortadan kaldırırken Huawei ve Baidu gibi şirketleri devletin elindeki doğrudan araçlara dönüştürdü. Çin Elektronik Şirketi (China Electronics Corporation/CEC), AI tabanlı gelişmiş gözetleme sistemleri geliştirirken, Çin Havacılık Sanayii Kurumu (Aviation Industry Corporation of China/AVIC) ise akıllı algoritmalarla yönlendirilen hipersonik füzelere odaklandı. Bu model, etik boyutun veya kullanım sınırlarının açıkça tartışılmadığı, aksine şirketlerin laboratuvardan savaş alanına geçişi hızlandırmak için devlet yapısına entegre edildiği mutlak merkezileşme ile öne çıkıyor.

gtrg
Güney Koreli teknoloji devi Samsung, Apple'dan dünyanın en büyük telefon satıcısı konumunu geri kazanmaya çabası çerçevesinde yeni AI özellikleriyle donatılmış en yeni Galaxy akıllı telefonlarını piyasaya sürdü (Glenn CHAPMAN / AFP)

Bu deneyimler, ABD ve müttefiklerinin üstünlüklerini korumak için teknoloji şirketleriyle doğrudan iş birliği yapmaktan başka seçenekleri olmadığını ortaya koydu. Rusya-Ukrayna savaşı, İHA’lar ve AI sistemlerinin artık yan unsurlar değil, güç dengesini belirleyen unsurlar olduğunu açıkça gösterdi. Bu da Silikon Vadisi ile Pentagon arasındaki ortaklığı, liderliği sağlamak için tamamlayıcı bir seçenek olmaktan çıkıp stratejik bir zorunluluk haline getirdi.

Post etik

Pentagon'un teknoloji şirketleriyle olan ortaklıkları, artık sadece tedarik sözleşmeleri veya stratejik yatırımlarla sınırlı kalmayıp Silikon Vadisi'nde hararetli bir siyasi ve etik mesele haline geldi. Hükümetler bu ortaklıkları askeri üstünlüğü korumak için bir araç olarak görürken, çalışanlar ve aktivistler ise bunları teknolojiyi militarize etme ve hassas insani sonuçları olan çatışmalarda kullanma girişimi olarak değerlendiriyor.

Tartışma yıllardır sürüyor. Google, 2018 yılında yaygın iç protestoların baskısı altında, drone görüntülerinin analizine yönelik Maven Projesi’nden çekildi. Bu çekilme, kurumsal politikada yeni bir yol açtı ve genel etik taahhütlerden, siber güvenlik ve lojistik gibi alanlarda savaş dışı sözleşmelere izin veren, ancak savunma sisteminin merkezinde kalan pratik bir yönetime geçildi.

Gazze'deki son savaş, bu tartışmayı yeniden alevlendirdi. Google ve Amazon çalışanları, geçtiğimiz yıl nisan ayında “Apartheid Rejimine Teknoloji Yok” kampanyası kapsamında New York ve Kaliforniya'daki yöneticilerin ofislerine baskın düzenleyerek, Nimbus Projesi’nin İsrail ile imzaladığı 1,2 milyar dolarlık sözleşmeyi protesto ettiler. Protestocular, teknolojinin askerileştirilmesini reddeden pankartlar taşıdılar. Bazıları ofislerin içinde oturma eylemi düzenlediler. Polis müdahale ederek birçoğunu gözaltına aldı. Protestolar, Filistinlilerin askeri olarak gözetlenmeleri için bulut sistemi ve AI teknolojilerinin kullanımına karşı profesyonel kesimin yaygın bir şekilde karşı çıktığını ortaya koydu.

Bunun sonucunda ortaya karmaşık bir denklem çıktı. ABD ve müttefikleri, teknolojik ve askeri liderliklerini korumak için Silikon Vadisi’ndeki şirketleri savunma stratejilerinin merkezine çekmek zorundalar.

Çalışanların öfkesi Microsoft'a da sıçradı. Microsoft çalışanları geçtiğimiz ağustos ayında İsrail ordusunun askeri operasyonlarında Azure Bulut Sistemi’ni kullandığına dair haberleri protesto etmek amacıyla şirketin Redmond'daki genel merkezindeki ana avluyu ‘Filistin’in Şehit Çocukları Meydanı’ olarak adlandırdılar.

Tüm bu olaylar, teknoloji şirketleri ile Pentagon arasındaki ilişkinin artık önemsiz bir ayrıntı olmadığını, ABD ulusal güvenliğinde yeni bir denklem haline geldiğini gösteriyor. Şirketler sarsılmaz etik tabuları terk etmeye başlayıp yavaş yavaş savunma sözleşmelerine yönelirken, NATO ticari yenilikleri askeri yapısına entegre etmeye çalışıyor. 21. yüzyılda askeri üstünlük artık sadece tank ve füze üretimi ile değil, algoritmaların, verilerin ve bulut sistemlerinin olduğu oyunun kurallarını değiştirme yeteneği ile ölçülüyor.

Ukrayna'daki savaş, bu değişimi açıkça ortaya koyarken İHA’ların, gerçek zamanlı veri analiz sistemlerinin ve elektronik savaşın değerini gösterdi. Bu savaş, teknoloji sektörüyle güçlü bir ortaklığı olmayan herhangi bir ordunun, hızla değişen savaş alanında geride kalacağını da ortaya çıkardı. Bu durum, özel sektörle sözleşmeleri hızlandıran NATO'nun yaklaşımı ile sivil ve askeri sektörlerin entegrasyonu ve endüstriyel devlet merkezileştirme politikası yoluyla sivil şirketlerini doğrudan askeri sisteme entegre eden Çin'in yaklaşımı arasındaki farka işaret ediyor.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Teknolojinin savaşa entegrasyonu, tehlikeli yeni bir cephe açtı. Siber güvenlik ilk savunma hattı haline gelirken verilerin ve AI algoritmalarının ihlali, inovasyonu felakete dönüştürebilecek bir potansiyel oluşturdu. Bununla birlikte  Google, Amazon ve Microsoft'un protestoları, teknolojinin askerileştirilmesinin herkes için etik olarak kabul edilebilir olmadığını ve çalışanların veya halkın güvenini kaybetmenin hükümetlerin bu stratejiyi izleme yeteneğini engelleyebileceğini gösterdi.

Bunun sonucunda ortaya karmaşık bir denklem çıktı. ABD ve müttefikleri, teknolojik ve askeri liderliklerini korumak için Silikon Vadisi’ndeki şirketleri savunma stratejilerinin merkezine çekmek zorundalar. Ancak bu, kullanıma sınırlar koyan ve insani değerleri koruyan etik ve yasal bir çerçeve içinde ancak mümkün olabilir. Dolayısıyla AI çağında savaşın geleceği sadece Ukrayna'nın savaş alanlarında veya Pekin ve Moskova'nın laboratuvarlarında değil, aynı zamanda ulusal güvenlik endüstrisinin doğrudan ortakları haline gelen teknoloji şirketlerinin yönetim kurullarında da şekillenecektir.



Google, ABD’deki kullanıcılar için Ontario Gölü’nün adını ‘Amerika Gölü’ olarak değiştirdi

Ontario Başbakanı Doug Ford, Kanada kıyısında devasa bir reklam panosu büyüklüğündeki "Ontario Gölü. Şimdi ve sonsuza dek" yazılı tabelanın önünde, (AP)
Ontario Başbakanı Doug Ford, Kanada kıyısında devasa bir reklam panosu büyüklüğündeki "Ontario Gölü. Şimdi ve sonsuza dek" yazılı tabelanın önünde, (AP)
TT

Google, ABD’deki kullanıcılar için Ontario Gölü’nün adını ‘Amerika Gölü’ olarak değiştirdi

Ontario Başbakanı Doug Ford, Kanada kıyısında devasa bir reklam panosu büyüklüğündeki "Ontario Gölü. Şimdi ve sonsuza dek" yazılı tabelanın önünde, (AP)
Ontario Başbakanı Doug Ford, Kanada kıyısında devasa bir reklam panosu büyüklüğündeki "Ontario Gölü. Şimdi ve sonsuza dek" yazılı tabelanın önünde, (AP)

Google, ABD’deki kullanıcıları için Ontario Gölü’nü "Amerika Gölü" (Lake America) olarak yeniden adlandırmak üzere Haritalar uygulamasını güncellediğini açıkladı. Küresel teknoloji devinin bildirdiğine göre bu adım, ABD Başkanı Donald Trump’ın kısa süre önce gölün adını değiştiren kararnamesini yansıtıyor.

Google Haritalar’daki bu güncelleme, Trump’ın iki ülke arasında her birinin diğerinin mallarına milyarlarca dolarlık ilave gümrük vergisi uygulamasına yol açan büyüyen ticaret savaşının ortasında çıkardığı kararnameden birkaç gün sonra geldi. Bu durum, Google’ın 2025 yılında Trump’ın Meksika Körfezi’nin adını Amerika Körfezi olarak değiştirme kararı aldığında yaptığı uygulamayı hatırlattı.

Google, cumartesi günü blog sayfasında yayınladığı yazıda, bu kararın ABD Coğrafi Adlar Bilgi Sistemi (GNIS) tarafından belirlenen isimleri kullanma yönündeki yerleşik uygulamalarına dayandığını belirtti.

Google yaptığı kısa açıklamada, "ABD’deki Haritalar kullanıcıları 'Amerika Gölü' adını görecek, Kanada’daki kullanıcılar 'Ontario Gölü' adını görmeye devam edecek, ABD ve Kanada dışındaki kullanıcılar ise her iki ismi de görecek" dedi. Şirket ayrıca, "Bu güncellemeler, ülkeden ülkeye farklılık gösteren adlara sahip su kütlelerine ilişkin uzun süredir devam eden politikalarımızın devamıdır ve şu anda uygulanmaya başlanmıştır" ifadelerini kullandı.

Trump’ın perşembe günü gölün adını değiştirme kararı hem Kanada’da hem de ABD’de alay ve ilgisizlikle karşılandı. Cumartesi günü Ontario Başbakanı Doug Ford, Trump’ın kararnamesine Kanada sahilinde dev reklam panosu büyüklüğündeki şu mesajla yanıt verdi: "Ontario Gölü. Şimdi ve sonsuza dek."

Beyaz Saray, Kanada Başbakanı Mark Carney’nin ofisi ve Ford’un ofisi, Google’ın kararı hakkında dün henüz bir yorumda bulunmadı.


Bir kez daha koşu rekoru kıran robot bariyere çarparak alev aldı

Pekin'de düzenlenen Dünya İnsansı Robot Oyunları kapsamında insansı robotlar, 26 Ağustos 2026 Çarşamba günü 100 metre final yarışında yarışıyor (AP/Achmad Ibrahim)
Pekin'de düzenlenen Dünya İnsansı Robot Oyunları kapsamında insansı robotlar, 26 Ağustos 2026 Çarşamba günü 100 metre final yarışında yarışıyor (AP/Achmad Ibrahim)
TT

Bir kez daha koşu rekoru kıran robot bariyere çarparak alev aldı

Pekin'de düzenlenen Dünya İnsansı Robot Oyunları kapsamında insansı robotlar, 26 Ağustos 2026 Çarşamba günü 100 metre final yarışında yarışıyor (AP/Achmad Ibrahim)
Pekin'de düzenlenen Dünya İnsansı Robot Oyunları kapsamında insansı robotlar, 26 Ağustos 2026 Çarşamba günü 100 metre final yarışında yarışıyor (AP/Achmad Ibrahim)

Çin'de düzenlenen ve "robot olimpiyatları" diye adlandırılan yarışmada çarşamba günü bir insansı robot, 100 metre sprintte yeni bir rekor kırdıktan sonra kaotik bir bitişle bariyere çarptı.

Yeni rekor, Pekin'de 5 gün boyunca düzenlenen Dünya İnsansı Robot Oyunları'nın kapanışında kırıldı. Bu yıl ikincisi düzenlenen etkinlikte 2 binden fazla robot, koşu, boks ve futbol gibi Olimpiyatlardan esinlenen spor dallarında yarıştı.

Kazanan makine, 100 metrelik sprint koşusunu 8,64 saniyede tamamlayarak sadece bir gün önce kırılan rekoru geride bıraktı.

Bu sonuçtan önce salı günü 8,86 saniyelik, yarışmanın dört gün öncesindeyse 9,39 saniyelik dereceler kaydedilmişti.

Robot, 2009'da koşuyu 9,58 saniyede tamamlayarak 100 metre sprintte en hızlı insan olan Usain Bolt'u da geçti.

Bitiş çizgisini geçerken, şampiyon da dahil birkaç sprint makinesi yastıklı bariyere çarptı. Düşen bazı ünitelerden kıvılcımlar çıkarken ekipler yangın söndürücülerle olay yerine koştu ve nihayetinde neredeyse tüm yarışmacılar sedyelerle götürüldü.

Çin'in "Robot Olimpiyatları"

Atletizm yarışmalarının yanı sıra çoğu Çin'den 666 takımın makineleri ev işleri, konaklama hizmetleri ve acil durum müdahalesi gibi pratik yetenekler açısından da değerlendirildi.

100 metredeki üç rekoru da Tiangong Ultra modeli kırdı. Makine, 2023'te Pekin'de kurulan ve X-Humanoid diye de bilinen Pekin İnsansı Robot İnovasyon Merkezi tarafından tasarlandı.

SDVFRB
100 metre final yarışının sonunda bir insansı robotun bariyere çarpmasının ardından görevliler yangını söndürüyor (AP/Achmad Ibrahim)

Oyunları izleyen seyirciler Reuters'a, robotların geçen yılki ilk oyunlardakilere kıyasla daha yetenekli göründüğünü söyledi.

34 yaşındaki Niu, "Geçen yılki robotlar biraz tutuk ve koordinasyonsuz görünüyordu" dedi. 

Bu yıl çok daha iyiler. Sanki yeni doğmuş sağlıklı bebekler gibi büyüyorlar.

Bir başka seyirci olan 29 yaşındaki Yang ise, robotların akıllı telefonlar kadar yaygınlaştığını hayal edebildiğini söyledi.

"Belki evde bir tane, iş yerinde bir tane olacak" diyerek ev işleri ve yaşlı bakımı gibi kullanım alanlarına işaret etti.

SDVDFE
Bir insansı robot, pitch-pot yarışmasının bacaklı robotlar grubu finalinde yarışıyor (AP/Achmad Ibrahim)

Geliştiriciler açısından bu oyunlar, fiziksel dünyada algılama ve hareket etme yeteneğine sahip makineleri yapay zeka yazılımıyla birleştiren bedenlenmiş yapay zeka teknolojisi için halka açık bir test ortamı sundu.

Galbot'un kurucusu ve baş teknoloji sorumlusu He Wang, yarışmanın takımların teknolojilerini geliştirmesine katkı sağlarken bedenlenmiş yapay zeka sistemlerinin otonom olarak neler yapabildiğini de göstereceğini söyledi.

Wang, "Sektörün gelişimine muazzam bir ivme kazandıracak" diyor.

Çin, dünyadaki insansı robotların çoğunu üretirken kısa süre önce ABD, bu ülkeden gelen robotlara yönelik denetimlerini artırdı.

ABD Federal İletişim Kurulu ulusal güvenlik endişelerini gerekçe göstererek Çin'den yeni üretilmiş insansı robotların ithalatını yasakladığını geçen ay duyurmuştu.

Kısa süre önce Pentagon da Çin'in önde gelen insansı robot üreticilerinden Unitree'yi, Çin ordusuyla bağlantısı olduğu düşünülen şirketler listesine eklemiş ancak Pekin bu suçlamalara sert tepki göstermişti.

Independent Türkçe


NASA teleskobu hiç görülmemiş bir tutulmayı yakaladı

Yıldız çiftlerinin yörüngesi 224,5 günde tamamlanıyor (Canterbury Üniversitesi)
Yıldız çiftlerinin yörüngesi 224,5 günde tamamlanıyor (Canterbury Üniversitesi)
TT

NASA teleskobu hiç görülmemiş bir tutulmayı yakaladı

Yıldız çiftlerinin yörüngesi 224,5 günde tamamlanıyor (Canterbury Üniversitesi)
Yıldız çiftlerinin yörüngesi 224,5 günde tamamlanıyor (Canterbury Üniversitesi)

Gökbilimciler, daha önce hiç gözlemlenmemiş bir tutulma düzenine sahip 4 yıldızlı bir sistem tespit etti.

NASA'nın Geçiş Halindeki Ötegezegen Araştırma Uydusu (TESS), Güneş Sistemi dışındaki gökcisimlerini bulmaya çalışırken tutulmalardan yardım alıyor.

Bir gezegen, TESS'in görüş hattından yörüngesinde döndüğü yıldızın önünden geçtiğinde yıldızın parlaklığı kısa süreliğine azalıyor. Gezegen de bu düzenli düşüşler sayesinde tespit ediliyor. Geçiş yöntemi denen bu teknik, ikili yıldız sistemlerini tespit etmek için de kullanılıyor. 

Macaristan'daki Baja Astronomi Gözlemevi'nden Tamás Borkovits liderliğindeki araştırmacılar ise TESS'le inceledikleri TIC 433545934 isimli yıldız sisteminde ilginç bir manzarayla karşılaştı.

Dörtlü bir yıldız sistemi olan TIC 433545934, 2+2 diye tanımlanan bir yapıya sahip. Başka bir deyişle sistem, kendi içinde birbirine yakın yörüngelerde dolanan iki ayrı yıldız çiftinden oluşuyor. Bu iki çift de ortak kütle merkezlerinin çevresinde çok daha geniş bir yörüngede hareket ediyor.

Her çiftteki yıldızlar birbirlerinin çevresinde dolanırken Dünya'dan bakıldığında düzenli olarak birbirlerinin önünden geçiyor. Bu geçişler de tutulma olarak gözlemleniyor.

Sistemi sıradışı kılan özellik, B çiftindeki yıldızların A çiftini oluşturan iki yıldızın da önünden geçerek tutulma yaratması. 4 yıldızın uzun bir hizalanma sırasında yaydıkları ışıkta üç ayrı azalma yaşandığının gözlemlenmesiyle bu bulguya ulaşıldı. 

Ancak A çiftinin, B çifti yıldızlarında tutulmaya yol açmadığı gözlemlendi. Bilim insanları bu durumun, çiftler arasındaki yörüngenin dairesel değil eliptik olmasından kaynaklandığını söylüyor. 

Bulguları ön baskı sunucusu arXiv'de bildirilen ve hakemli dergi Astronomy & Astrophysics'te yayımlanmak üzere kabul edilen çalışmaya göre TIC 433545934, iki yıldız çifti arasında tutulma yaşandığı gözlemlenen ilk sistem. 

Gökbilimciler yıldızların yörünge hızını ve kütlesini de hesaplamayı başardı. A çiftindeki yıldızlar Güneş'in sırasıyla 2,2 ve 2,4 katı kütleye sahip. İki yıldız, birbirlerinin çevresindeki bir turu iki günde tamamlıyor.

B çiftindeki yıldızlardan biri, A çiftindekilere yakın bir kütleye sahipken diğerinin kütlesi Güneş'in 1,3 katı. Daha hızlı dönen bu ikili ise yörünge dönüşlerini 1,4 günde tamamlıyor. 

Çiftler arasındaki yörünge de 224,5 gün sürüyor. 

Ekip, sistemin 580 milyon yaşında olduğunu ancak kütlelerinden dolayı, yıldızların ömürlerinin bir sonraki aşamasına geçmeye hazırlandığını söylüyor.

Araştırmacılar yaklaşık 152 milyon yıl içinde sistemdeki üç büyük yıldızın Roche loblarını doldurup taşmaya başlayacağını tahmin ediyor. Roche lobu, ikili sistemlerdeki yıldızların kütleçekim etkisiyle kendisine bağladığı maddelerin sınırını ifade ediyor. Bir yıldız Roche lobunun ötesine taşarsa, diğer yıldıza madde aktarmaya başlayabiliyor.

Bilim insanları TIC 433545934'teki yıldızlar bu sürece girdiğinde sistemin büyük ölçüde değişeceğini söylüyor. 

Independent Türkçe, IFLScience, Phys.org, SpaceEyeNews, arXiv