Kuzey Suriye'deki yangın söndürülürken Ankara’nın SDG’ye verdiği mühletin sonu bekleniyor

SDG: Otoriteye bağlı silahlı fraksiyonlar ateşkese uymadı

 Kuzey Suriye'de çatışmalar dururken gergin atmosfer devam ediyor (Independent Arabia)
Kuzey Suriye'de çatışmalar dururken gergin atmosfer devam ediyor (Independent Arabia)
TT

Kuzey Suriye'deki yangın söndürülürken Ankara’nın SDG’ye verdiği mühletin sonu bekleniyor

 Kuzey Suriye'de çatışmalar dururken gergin atmosfer devam ediyor (Independent Arabia)
Kuzey Suriye'de çatışmalar dururken gergin atmosfer devam ediyor (Independent Arabia)

Mustafa Rüstem

Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) kontrolü altındaki Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi’nin (KDSÖY) Halep'teki ateşkes konusunda müzakerecisi ve Dış İlişkiler Dairesi Eşbaşkan Yardımcısı Bedran Çiya  Kurd, Suriye otoritesine bağlı silahlı fraksiyonların, Şam ile varılan ve Şeyh Maksud ile Eşrefiye mahallelerinde derhal çatışmaların durdurulmasını hedefleyen ateşkese uymadığını söyledi.

Kurd, “Tırmandırma, seferberlik ve iki mahalleye uygulanmaya devam eden kuşatma, Ankara tarafından desteklenen silahlı fraksiyonların geçici otoritenin kararlarına uymadığını, aksine Suriye ulusal çıkarlarıyla çelişen dış ajandaları uyguladığını bir kez daha teyit ediyor. Uluslararası ve bölgesel arabulucuların Ankara'ya Suriye’nin iç işlerine müdahalesini durdurması için baskı yapmak üzere müdahale etmesi kesinlikle gereklidir. Bu arabulucular, durumun yatıştırılmasında aktif bir rol oynamalı ve Şam ile aramızda, herhangi bir dış müdahaleden uzak, uzlaşıya dayalı ve sürdürülebilir çözümlere ulaşmanın önünü açmalıdır. Suriye'nin ulusal çıkarı, bölgesel dayatmalardan ve gerginliklerden uzak, Suriyeliler arasında diyalog ve doğrudan müzakerelerde yatmaktadır” dedi.

Görünüşe göre, ABD'nin SDG’ye yönelik baskısı, Suriye'nin kuzeyindeki Halep şehrinde, özellikle Eşrefiye ve Şeyh Maksud mahallelerinde, son dönemde yükselen gerginliği durdurarak istenen sonuçları vermiş gibi görünüyor. Suriye Savunma Bakanlığı'nın kuzeye askeri takviye gönderdiği, iki taraf arasındaki çatışmalar sebebiyle kanlı ve sıcak geçen bir gecenin ardından, iki mahalleye giden yollar ve geçiş noktaları, bölgede hüküm süren sükunete rağmen kapalı kalmaya devam ediyor.

Bölge sakinleri, Suriye ordusu ve SDG'nin kimin tansiyonun yükselmesine sebep olduğu konusunda karşılıklı suçlamalarda bulunduğu şiddetli bir çatışmanın izlerinden kurtulmaya çalışıyor. Bu arada, bölgede büyük bir göç dalgası yaşandı ve ailelerin İbn Rüşd Hastanesi'nin karşısındaki ile Tarım Müdürlüğü yakınlarındaki bölge de dahil olmak üzere birçok bölgeyi terk ettikleri görüldü.

Sükûnetin ardından bölge sakinleriyle yaptığımız görüşmelerde, aşırı bir temkin eşliğinde bir rahatlama hissi hakimdi. Çatışmaların sona ermesine rağmen atmosfer gerginliğini koruyor. İçlerinden biri, “Toprak barikatlar iki mahalleye giden tüm giriş ve çıkışları hâlâ kapatıyor, fakat yetkililer sivillerin çıkmasına izin verdi ancak kimsenin girmesine izin vermedi” dedi.

Halep'teki ateşkes, SDG lideri Mazlum Abdi'nin başkent Şam'ı ziyaret edip Suriye Savunma Bakanı Murhaf Ebu Kasra ile görüşmesinin ardından geldi. Ebu Kasra'nın X hesabından yapılan paylaşıma göre, iki yetkili, kuzey ve kuzeydoğu Suriye'deki cephe hatları ve askeri konuşlanma noktalarında kapsamlı bir ateşkes konusunda anlaştı. Fransız Haber Ajansı AFP, Abdi ile Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara arasında, ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack ve ABD Merkez Kuvvetler Komutanı Amiral Brad Cooper'ın da katılımıyla bir görüşme gerçekleştiğini teyit etti.

SDG yaptığı açıklamada, güçlerinin hükümetin güvenlik kontrol noktalarını hedef aldığını reddederken, geçen nisan ayında varılan bir anlaşma uyarınca Halep'ten çekilmelerinden bu yana şehirde SDG unsurlarının bulunmadığını belirtti. Yaşananların, devlet güçlerinin sivillere yönelik tekrarlanan saldırıları, Eşrefiye ve Şeyh Maksud mahallelerini kuşatma altına alma girişimi olduğu ifade edildi.

Diplomatik çabalar

Bu arada, Suriye Dışişleri Bakanı Esad Şeybani, Türk mevkidaşı Hakan Fidan'ın daveti üzerine Çarşamba günü Türkiye'yi ziyaret etti. Bu ziyaret, Şara ile Türk mevkidaşı Recep Tayyip Erdoğan arasında beklenen görüşmenin öncesinde gerçekleşti. Fidan, Abdi ve Şam'ın ateşkes deklare etmesinden bir gün sonra, Kürt liderliğindeki SDG’nin “ayrılıkçı ajandasından” vazgeçmesi gerektiğini söyledi.

Ankara'da Şeybani ile düzenlediği ortak basın toplantısında Fidan, Suriye yönetiminin artık ülkede DEAŞ ile tek başına mücadele edebileceğini, bu nedenle yabancı ülkelerin yaklaşımlarını değiştirmeleri gerektiğini belirtti.

Suriye Savunma Bakanı ve SDG Komutanı Salı günü, kuzey ve kuzeydoğu Suriye'deki tüm cephelerde kapsamlı bir ateşkes konusunda anlaştıklarını söyledi.

Şarku’l Avsat’ın Türk medya kuruluşlarından aktardığı habere habere Ankara'nın Şam ile iş birliği içinde, SDG'nin taahhütlerini yerine getirip geçiş hükümetinin silahlı kuvvetlerine katılmaması halinde büyük olasılıkla SDG'ye karşı askeri operasyon başlatacağını belirtti. Türkiye, SDG'nin yeni Suriye ordusuna entegrasyonunun tamamlanması için bu yıl sonuna kadar mühlet verdi.

Ankara, SDG'nin entegrasyonuna sıkı sıkıya bağlı olduğunu göstermeye çalışıyor ve askeri harekât tehdidinde bulunuyor. Türkiye Dışişleri Bakanlığı'ndan resmi bir kaynak salı günü yaptığı basın açıklamasında, SDG'nin 10 Mart anlaşmasının şartlarını ihlal etmesi halinde, ülkesinin Şam'ın yanında yalnızca siyasi olarak değil, askeri olarak da durmaya hazır olduğunu söyledi. Türkiye'nin bölgesel güvenliği tehdit eden veya Ankara-Şam anlaşmalarını ihlal eden hiçbir hamle karşısında sessiz kalmayacağını da sözlerine ekledi.

sdfrgt
SDG, güçlerinin hükümetin güvenlik kontrol noktalarını hedef aldığı iddialarını yalanladı (Independent Arabia)

Türk kaynak, “Geçen hafta düzenlenen ortak güvenlik toplantılarında anlaşmanın uygulama mekanizmalarına odaklanıldığını ve SDG'nin herhangi bir ihlalinin sahada kararlı adımlarla karşılanacağını” açıkladı.

Bu arada, The Independent Arabia'ya özel konuşan Türk araştırmacı Firas Rıdvanoğlu, devam eden siyasi ve diplomatik gelişmeler nedeniyle kapsamlı hazırlıklar yapıldığını gösteren ilk bilgilere rağmen, Türkiye'nin herhangi bir askeri müdahalede bulunmasının uzak bir ihtimal olduğunu söyledi. “SDG'ye verilen mühlet nedeniyle Suriye'de bir askeri operasyon pek olası görünmüyor. Ayrıca, Suriye, mevcut koşulların yeni bir krizi kaldıramayacak durumda olması nedeniyle askeri müdahaleyi reddediyor. Cumhurbaşkanı Şara'nın sorunları siyasi yollarla çözmek istediği açık” dedi. Rıdvanoğlu, entegrasyon sağlanana kadar SDG üzerindeki baskının devam edeceğini öngörerek, “Mazlum Abdi ve Şam'da Şara ile görüşmesinin, olası olmayan bir çözüm olan askeri çatışmayı önlemek için bir formül bulma çerçevesinde gerçekleştiği açık. ABD bile SDG'ye baskı yapma görüşünde ve Şam da aynı görüşü paylaşıyor. Görünüşe göre Ankara da bu yolu izleyecek” diye ekledi.

Anlaşmaya dönüş veya kaçış

Her halükarda, SDG Komutanının, kuzeydoğu Suriye’de özerk bir bölge ve güçlerinin yeni orduya bağımsız gruplar aracılığıyla entegre edilmesi şeklinde özetlenen taleplerine bağlı kaldığına dair bilgiler mevcut. Bu arada, çeşitli bileşenlerden oluşan SDG'nin savaşçı sayısının 100 bini aştığı ve seferberlik durumunda 200 bine ulaşacağı belirtiliyor.

BM Suriye Özel Temsilcisi Geir Pedersen, iç zorlukların ortasında ülkedeki durumun ciddiyeti konusunda uyarıda bulunurken, Kuzeydoğu Suriye Özerk Yönetimi'nin Dış İlişkiler Dairesi Eşbaşkanı İlham Ahmed, son Halep olaylarının patlak vermesinden önce yaptığı açıklamada, SDG Komutanının yeni Suriye ordusunun Genelkurmay Başkanlığı görevini üstlenebileceğini açıkladı.

scdfrgt
Türkiye, SDG güçlerini Suriye ordusuna entegre etmeyi hedefliyor (Independent Arabia)

Bu arada, kuzeydoğu Suriye müzakere heyeti, hükümet temsilcileriyle yapılan toplantının ayrıntılarını resmi X hesabında yayınladı. Toplantıda herhangi bir resmi belge imzalanmadan dört konu görüşüldü.

SDG'ye verilen mühlete gelince, Rıdvanoğlu, bunun iyi bir süre olduğunu ve entegrasyon sürecine zaman tanıdığını düşünüyor; “Bir şekilde aceleci olduğu düşünülebilir, çünkü SDG bir yıldan kısa bir süre içinde kendisini feshedecek. Uzun yıllardır aktif ve etkin bir şekilde faaliyet gösteriyor ve bu onun için zor, ancak sahada pratik adımlar atılması gerekiyor” diyor.

Erdoğan, SDG ile Şam hükümeti arasındaki entegrasyon anlaşmasının uygulanmasına yönelik diplomatik çabalar başarısız olursa Suriye'nin parçalanmasına veya toprak bütünlüğünün ihlal edilmesine izin vermeyeceklerinin altını çizdi. Erdoğan bu açıklamayı 1 Ekim’de TBMM’deki yasama yılı açılış toplantısında yaparken, çatışmanın iki tarafı 10 Mart anlaşmasına dayalı siyasi bir çözüm için çalışmalarını sürdürüyor.



SDG’nin devlet kurumlarına entegrasyonu hayata geçirilebilecek mi, yoksa ciddi engellerle mi karşılaşacak?

Suriye Geçiş Dönemi Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve SDG Genel Lideri Mazlum Abdi, 10 Mart 2025 tarihinde Suriye'nin başkenti Şam'da SDG'nin devlet kurumlarına entegre edilmesini öngören anlaşmayı imzalarken (AFP)
Suriye Geçiş Dönemi Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve SDG Genel Lideri Mazlum Abdi, 10 Mart 2025 tarihinde Suriye'nin başkenti Şam'da SDG'nin devlet kurumlarına entegre edilmesini öngören anlaşmayı imzalarken (AFP)
TT

SDG’nin devlet kurumlarına entegrasyonu hayata geçirilebilecek mi, yoksa ciddi engellerle mi karşılaşacak?

Suriye Geçiş Dönemi Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve SDG Genel Lideri Mazlum Abdi, 10 Mart 2025 tarihinde Suriye'nin başkenti Şam'da SDG'nin devlet kurumlarına entegre edilmesini öngören anlaşmayı imzalarken (AFP)
Suriye Geçiş Dönemi Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve SDG Genel Lideri Mazlum Abdi, 10 Mart 2025 tarihinde Suriye'nin başkenti Şam'da SDG'nin devlet kurumlarına entegre edilmesini öngören anlaşmayı imzalarken (AFP)

Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile Suriye devlet kurumları arasındaki entegrasyon sorunsuz şekilde hayata geçirilebilecek mi, yoksa ciddi engellerle mi karşılaşacak? SDG, on yılı aşkın süredir sahip olduğu askerî ve bazı bölgelerdeki sivil nüfuzdan gerçekten vazgeçecek mi? Washington ve Erbil’in himayesinde 30 Ocak’ta varılan anlaşma tüm boyutlarıyla uygulanabilecek mi, yoksa yalnızca belirli başlıklarla mı sınırlı kalacak?

Şarku’l Avsat’ın görüştüğü isimlerin bir kısmı, metinden uygulamaya geçildiğinde başarı şansının sınırlı olduğunu savunurken; diğer bir kesim ise entegrasyon sürecinin bölgesel ve uluslararası destek altında yürütüldüğü sürece başarısızlık için gerçekçi bir neden bulunmadığı görüşünde.

sdvdfv
Suriye'nin Kamışlı kentinde, ABD askeri araçları, DEAŞ tutuklularını Suriye'den Irak'a taşıyan otobüslere eşlik etti (Reuters)

Sürecin başlangıcı, Kamışlı Uluslararası Havalimanı ile Rümeylan petrol sahasının devlete devredilmesiyle olumlu bir tablo çiziyor. Bu adımda bayrak indirme ya da personel gözaltıları gibi sembolik uygulamalara başvurulmaması, tarafların prensipte sürecin başarıya ulaşmasını istediğini gösteriyor. Suriyeliler, ülkenin yeniden birleşmesini, istikrarın sağlanmasını ve ekonomik canlanmayı umut ederken; geriye kalan ayrıntılar hâlâ soru işaretleri barındırıyor ve yanıtların uygulama aşamasında netleşmesi bekleniyor.

Karşılıklı çıkar

Hurşid Deli – Suriyeli Kürt siyaset analisti

Anlaşmanın sahada uygulanmaya başladığı açıkça görülüyor. Bunun başlıca nedeni, net bir yol haritası ve aşamalı adımlar içermesi. En önemlisi ise hem Suriye hükümeti hem de SDG açısından karşılıklı çıkarların söz konusu olması. Şam yönetimi için temel hedef Suriye’nin yeniden birleşmesi iken, SDG açısından çıkar; güçlerinin yerel bir yapı olarak varlığını sürdürmesi ve kontrol ettiği bölgelerin yönetiminde rol almaya devam etmesi. Bu durum, Kürtlerin gelecek dönemde Suriye siyasal yaşamına katılımını da güvence altına alıyor.

Deli’ye göre anlaşma yalnızca Şam ve SDG’nin çıkarlarıyla sınırlı değil; aynı zamanda uluslararası, bölgesel ve Arap desteğine de sahip. Anlaşma, Washington, Paris ve Erbil’in yoğun diplomatik çabaları sonucunda ortaya çıktı ve bu durum sürece bir tür uluslararası koruma ve garanti sağlıyor.

Bu çerçevede, SDG’nin askerî ve sivil kurumlarının Suriye devlet yapısına entegrasyonunun başarısız olacağına dair somut bir gerekçe bulunmadığı görüşü öne çıkıyor. Elbette bazı teknik ve idari zorluklar ortaya çıkabilir; ancak mevcut siyasi ve sahadaki koşullar, bu engellerin aşılmasına imkân tanıyor.

dsvfr
12 Ocak 2026'da Halep'in Şeyh Maksud mahallesinde SDG ile yaşanan çatışmaların ardından (AP)

Deli, anlaşmanın SDG ve Asayiş’in nüfuzundan tamamen vazgeçmesini öngörmediğini, aksine bu nüfuzun Savunma ve İçişleri bakanlıkları bünyesinde yeniden yapılandırıldığını belirtiyor. Asayiş güçlerine önümüzdeki dönemde temel bir rol verilirken, SDG’nin askerî yapısı Haseke’de üç tugaydan oluşan bir tümen ve Kobani’de Halep güvenlik komutanlığına bağlı bir tugay şeklinde organize edilecek. SDG ve Suriye ordusu birlikleri, şehir merkezlerinden Şeddadi ve Cebel’de belirlenecek noktalara çekilecek.

Bu yeniden yapılanmanın hedeflerinden biri de DEAŞ’la mücadelede yeni ve etkin bir mekanizma oluşturmak. SDG’nin bu alandaki uzun tecrübesi ve uluslararası koalisyonla yürüttüğü iş birliği, entegrasyonu askerî açıdan da anlamlı kılıyor.

Ayrıca SDG ve Asayiş’in  isimleri değişse dahi varlığını sürdürmesi, Kürt bölgelerindeki halk için önemli bir güven unsuru olarak görülüyor. Bu durum, Kürt bileşenin dışlanmadığı bir Suriye vizyonunu destekliyor. Cumhurbaşkanı Şara’nın Kürt meselesine yönelik kapsayıcı yaklaşımı ve bu konuda yayımlanan 13 sayılı kararname de süreci güçlendiren unsurlar arasında yer alıyor.

Uygulamada engeller

Samer el-Ahmed – Doğu Suriye uzmanı gazeteci ve araştırmacı

SDG ile varılan anlaşma iki temel faktörün sonucu. İlki, Suriye ordusunun halk desteğiyle birlikte Cezire bölgesinde sahada güç kazanması ve SDG’ye yönelik birikmiş toplumsal tepki. İkincisi ise özellikle ABD’nin tutumundaki değişim ve SDG’ye verilen siyasî-askerî desteğin azalmasıyla birlikte Şam’ın uluslararası koalisyonla yeniden temas kurması.

Teorik olarak anlaşma, SDG için devlet dışı bir askerî yapıdan ulusal bir çerçeveye geçiş açısından tarihî bir fırsat sunuyor. Aynı zamanda Kürtlerin haklarını Suriye devleti içinde elde etmesinin de önünü açıyor.

Ancak uygulamaya geçildiğinde başarı ihtimali sınırlı görünüyor. Zira SDG’nin fiilî yapısı hâlâ büyük ölçüde PKK’nın etkisi altında. Entegrasyon, PKK açısından bölgesel nüfuz, finansman ve stratejik alan kaybı anlamına geliyor ve bu durum örgütün anlaşmayı isteksizce uygulamasına yol açıyor.

Temel sorun, SDG içindeki Suriyeli bazı liderlerin niyetinden ziyade, karar alma yetkisine sahip olmamaları. Ağır silahların devri, Semalka Sınır Kapısı’nın kontrolü, yabancı unsurların bölgeden çıkarılması ve şehirlerden çekilme gibi kritik dosyalar hâlâ çözümsüz.

Bu nedenle süreç, Şeyh Maksud ve 10 Mart anlaşmalarında olduğu gibi zaman kazanmaya dayalı bir modele dönüşebilir. Kısa vadede askerî çatışma ihtimali düşük olsa da, anlaşmanın uygulanmasını zorlamak için baskı unsuru olarak gündeme gelebilir.

Şam yönetimi ise Haseke üzerindeki tam egemenliği yeniden tesis etme konusunda kararlı. Bu hedefin, barışçıl yollarla ya da gerekirse askerî seçenekle hayata geçirilmesi planlanıyor. Sahadaki ve siyasetteki göstergeler, bu yaklaşımın hem halk desteğine hem de bazı uluslararası aktörlerin örtük onayına sahip olduğunu gösteriyor.

Sivil ortak arayışı

Hüseyin Çelebi – Gazeteci yazar

PKK ve Suriye uzantılarının, sahip oldukları nüfuz ve ayrıcalıklardan kolayca vazgeçmesi gerçekçi değil. Özerk yönetim deneyimi, örgütün yarım yüzyıllık mücadelesinin tek somut kazanımı olarak görülüyor. Bu yapı, Esad yönetiminin devrim sürecinde zorunlu olarak verdiği bir alanın ürünüydü.

Çelebi’ye göre entegrasyon büyük ölçüde şekli kalacak. PKK, idari ve güvenlik yapılarını yeraltına taşıyarak “gölge yönetim” yoluyla etkisini sürdürmeye çalışacak. Tehdit, kadrolaşma ve mali baskılar bu stratejinin araçları olmaya devam edecek.

sdervr
Suriye hükümeti heyetinin Pazar günü Kamışlı Uluslararası Havalimanı'nı yeniden açmak için yaptığı ziyaret sırasında Kürt iç güvenlik güçlerine mensup kişiler havalimanı dışında nöbet tutuyor (Reuters)

Bu nedenle entegrasyonun başarısı, Şam’ın yaklaşımına bağlı. PKK’nın geçmişte imzaladığı anlaşmalara uymadığı biliniyor. Hükümetin yalnızca silahlı güç olduğu için SDG’yi ödüllendirmemesi, buna karşılık Kürt toplumundan sivil ortaklar bularak onları desteklemesi gerektiği vurgulanıyor.

Entegrasyonun önündeki 3 temel engel

El-Mu‘tasım Keylani – Hukuk ve uluslararası ilişkiler araştırmacısı

Haseke’deki entegrasyon süreci, yalnızca idari değil; Suriye krizinin özüne dokunan çok katmanlı bir sınav niteliği taşıyor.

Birinci engel, derinleşmiş güven krizidir. Yıllar süren çatışmalar ve fiilî özerk yönetim deneyimi, hem Kürt toplumunda hem de merkezî otorite çevrelerinde karşılıklı kaygılar yarattı. Bu kriz, yalnızca söylemlerle değil; somut garantiler ve şeffaf mekanizmalarla aşılabilir.

İkinci engel, egemenlik ve güvenlik boyutudur. Çoklu askerî otoriteler ve sınır aşan bağlantılar, ulusal entegrasyonu zayıflatıyor. Silahlı yapılar arasındaki sadakat çatışması sona ermeden kalıcı istikrar mümkün değil.

Üçüncü engel ise ekonomik ve hizmet alanındaki zorluklar. Haseke halkı entegrasyonu, günlük yaşamındaki iyileşmelere göre değerlendirecek. Hizmetlerde ve gelir dağılımında yaşanacak başarısızlıklar, sürecin meşruiyetini hızla aşındırabilir. Ayrıca yerel yönetimden devlet yapısına geçişte net bir ademimerkeziyetçilik vizyonunun olmaması, entegrasyonu biçimsel bir adıma dönüştürme riski taşıyor.

Sonuç olarak Haseke’deki entegrasyon; güven, egemenlik, ekonomi ve yönetişim başlıklarında eş zamanlı sınavlarla karşı karşıya. Bu engellerin aşılması, geçici denge politikalarıyla değil; hukuka dayalı, kapsayıcı ve ulusal bir projeyle mümkün olabilir.


Türkiye ve Ürdün, Gazze’de barış planının uygulanmasının sürdürülmesi gerektiğini belirtti

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cumartesi günü İstanbul’da Ürdün Kralı II. Abdullah’ı kabul ederken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cumartesi günü İstanbul’da Ürdün Kralı II. Abdullah’ı kabul ederken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
TT

Türkiye ve Ürdün, Gazze’de barış planının uygulanmasının sürdürülmesi gerektiğini belirtti

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cumartesi günü İstanbul’da Ürdün Kralı II. Abdullah’ı kabul ederken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cumartesi günü İstanbul’da Ürdün Kralı II. Abdullah’ı kabul ederken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Ürdün Kralı II. Abdullah, Gazze’de barış planının hayata geçirilmesinin önemini, ateşkesin kalıcı biçimde sürdürülmesini, yeniden imar sürecinin başlatılmasını ve bölge halkına insani yardımların kesintisiz ulaştırılmasını ele aldı.

Türk kaynaklara göre, Erdoğan ile Kral II. Abdullah, cumartesi günü İstanbul’daki Dolmabahçe Sarayı’nda bulunan Cumhurbaşkanlığı Ofisi’nde gerçekleştirdikleri görüşmede, iki ülke arasındaki ilişkiler ile bunların farklı alanlarda geliştirilme yollarını değerlendirdi; bölgesel ve uluslararası gelişmeleri masaya yatırdı.

Ürdün Kralı’nın, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın daveti üzerine Türkiye’ye yaptığı kısa ziyaret kapsamında, iki lider önce baş başa bir görüşme gerçekleştirdi, ardından iki ülke heyetlerinin katılımıyla genişletilmiş bir toplantı yapıldı.

Görüşmelerde Gazze’deki son durum ve barış planının ikinci aşamasının uygulanması ayrıntılı biçimde ele alındı. Taraflar, ateşkesin sürdürülmesi gerektiğini vurgularken, devam eden İsrail ihlallerini kınadı; insani yardımların sürdürülebilir şekilde ulaştırılmasının önemine ve Filistinlilerin zorla yerinden edilmesine yönelik her türlü girişimin reddedilmesi gerektiğine dikkat çekti.

Toplantılarda ayrıca Suriye’deki gelişmeler de ele alındı. Erdoğan ve Kral II. Abdullah, Suriye’nin toprak bütünlüğü ve egemenliğinin korunmasının, ülkenin istikrarını sarsmaya yönelik girişimlerin reddedilmesinin ve Suriyelilerin ülkelerine gönüllü ve güvenli şekilde dönüşlerinin sağlanmasının gerekliliğini vurguladı.

Kaynaklara göre, ikili ve genişletilmiş görüşmelerde bölgedeki diğer gelişmeler de değerlendirildi; taraflar, bölgesel istikrarın sağlanması için iş birliği ve ortak çalışma iradesini teyit etti.

efrgt87kı8
Erdoğan ile Ürdün Kralı’nın, iki ülke heyetlerinin katılımıyla gerçekleştirdiği genişletilmiş görüşmelerden bir kare (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Görüşmelere Türkiye tarafında Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, MİT Başkanı İbrahim Kalın ve Cumhurbaşkanlığı Dış Politika ve Güvenlik Başdanışmanı Akif Çağatay Kılıç katılırken, Ürdün tarafından da muhatap isimler yer aldı.

Ürdün Kralı’nın Türkiye ziyareti, Türkiye ile Suriye arasındaki Cilvegözü (Bab el-Hava) sınır kapısı üzerinden Türkiye ve Yunanistan’a yönelik kara taşımacılığının 15 yıl aradan sonra yeniden başlatılmasının hemen ardından gerçekleşti.

Ulaştırma bakanlıkları arasında yürütülen ortak koordinasyon ve çabalar sonucunda gümrük ve idari engellerin kaldırılmasıyla hayata geçirilen uygulama kapsamında, cuma günü üç tır deneme amaçlı olarak Türkiye topraklarına giriş yaptı.

Söz konusu adımın, bölgesel kara taşımacılığı haritasında nitelikli bir sıçrama yaratması ve Ürdün’ü, Suriye ve Türkiye üzerinden Avrupa kıtasına bağlayan önemli bir ticaret hattını yeniden canlandırması bekleniyor. Bu hat, Cilvegözü (Bab el-Hava) ve Öncüpınar (Bab es-Selame) sınır kapıları üzerinden işleyecek.


Arap ve İslam dünyası, İsrail’in Batı Şeria üzerinde egemenlik kurma girişimini reddediyor

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
TT

Arap ve İslam dünyası, İsrail’in Batı Şeria üzerinde egemenlik kurma girişimini reddediyor

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)

Suudi Arabistan, Ürdün, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Katar, Endonezya, Pakistan, Mısır ve Türkiye dışişleri bakanları, İsrail’in işgal altındaki Batı Şeria’da yasa dışı İsrail egemenliğini dayatmayı, yerleşimleri pekiştirmeyi ve yeni bir hukuki ve idari fiili durum oluşturmayı hedefleyen karar ve uygulamalarını en sert ifadelerle kınadı. Söz konusu adımların, Batı Şeria’nın yasa dışı ilhakına yönelik girişimleri hızlandırdığı ve Filistin halkının zorla yerinden edilmesine yol açtığı vurgulandı.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı tarafından yayımlanan ortak bildiride, İsrail’in işgal altındaki Filistin toprakları üzerinde herhangi bir egemenliğinin bulunmadığı bir kez daha yinelendi. Bakanlar, İsrail’in Batı Şeria’da sürdürdüğü yayılmacı politikalar ve hukuka aykırı uygulamaların bölgede şiddeti ve çatışmayı körüklediği uyarısında bulundu.

fevfev
İsrail ordusuna ait buldozerler, Batı Şeria’nın Ramallah kentinin batısındaki Şukba köyünde Filistinlilere ait üç evi yıktı. (AFP)

Bakanlar, bu hukuka aykırı uygulamaları kesin bir dille reddettiklerini belirterek, söz konusu adımların uluslararası hukukun açık bir ihlali olduğunu, iki devletli çözümü baltaladığını ve Filistin halkının 4 Haziran 1967 sınırları içinde, başkenti Kudüs olan, bağımsız ve egemen bir devlet kurma yönündeki devredilemez hakkına saldırı niteliği taşıdığını vurguladı. Açıklamada, bu uygulamaların bölgede barış ve istikrarın sağlanmasına yönelik devam eden çabaları da sekteye uğrattığı ifade edildi.

Bakanlar ayrıca, işgal altındaki Batı Şeria’da hayata geçirilen bu yasa dışı uygulamaların hükümsüz ve geçersiz olduğunu, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin özellikle 1967’den bu yana, Doğu Kudüs dahil olmak üzere işgal altındaki Filistin topraklarının demografik yapısını, karakterini ve statüsünü değiştirmeyi amaçlayan tüm İsrail uygulamalarını kınayan 2334 sayılı kararı başta olmak üzere BM kararlarının açık ihlali anlamına geldiğini kaydetti. Açıklamada, 2024 yılında Uluslararası Adalet Divanı (UAD) tarafından yayımlanan danışma görüşüne de atıf yapılarak, İsrail’in işgal altında bulunan Filistin topraklarındaki politika ve uygulamalarının ve bu topraklardaki varlığının hukuka aykırı olduğu hatırlatıldı.

sdfrg
İsrailli askerler, işgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinde yerleşimcilerin yaptığı bir tur sırasında nöbet tutuyor. (Reuters)

Bakanlar, uluslararası topluma yasal ve ahlaki sorumluluklarını üstlenmesi çağrısını yineleyerek, İsrail’i işgal altındaki Batı Şeria’da tehlikeli tırmanışı ve yetkililerinin kışkırtıcı açıklamalarını durdurmaya zorlaması gerektiğini vurguladı.

Açıklamada, Filistin halkının kendi kaderini tayin etme hakkının ve iki devletli çözüm temelinde, uluslararası meşruiyet kararları ile Arap Barış Girişimi doğrultusunda devletini kurma yönündeki meşru taleplerinin karşılanmasının, bölgede güvenlik ve istikrarı garanti altına alacak adil ve kapsamlı bir barışa ulaşmanın tek yolu olduğu ifade edildi.