Gazze savaşının sonuçlarından yara almadan çıkamayan Batı’ya dair

Tablo daha az iç açıcı görünüyor

İsrail'in güneyindeki Gazze sınırında, İsrail ve Hamas arasındaki ateşkesin ardından bir İsrail askeri zırhlı personel taşıyıcısının yanında duruyor, 12 Ekim (Reuters)
İsrail'in güneyindeki Gazze sınırında, İsrail ve Hamas arasındaki ateşkesin ardından bir İsrail askeri zırhlı personel taşıyıcısının yanında duruyor, 12 Ekim (Reuters)
TT

Gazze savaşının sonuçlarından yara almadan çıkamayan Batı’ya dair

İsrail'in güneyindeki Gazze sınırında, İsrail ve Hamas arasındaki ateşkesin ardından bir İsrail askeri zırhlı personel taşıyıcısının yanında duruyor, 12 Ekim (Reuters)
İsrail'in güneyindeki Gazze sınırında, İsrail ve Hamas arasındaki ateşkesin ardından bir İsrail askeri zırhlı personel taşıyıcısının yanında duruyor, 12 Ekim (Reuters)

Christopher Phillips

13 Ekim'de Şarm el-Şeyh'te düzenlenen Gazze barış zirvesi, başlangıçta Batı için büyük bir zafer gibi görünüyordu. 26 ülkenin liderleri ve beş ülkenin temsilcileri, Gazze ateşkes anlaşmasını onaylamak ve anlaşmayı sağladığı için Donald Trump'ı övmek üzere bir araya geldi. Etkinliğe Mısır ev sahipliği yapmış olsa da ABD Başkanı gösterinin yıldızıydı; Ortadoğu ve Avrupa'nın dört bir yanından başbakanlar ve devlet başkanları övgü dolu konuşmalar yapmak için sıraya girdiler.

Bu şüphesiz Trump'ın anıydı ve herkes Gazze'deki savaşın uzun zamandır beklenen sonunu memnuniyetle karşılasa da birçok Batılı lider, 7 Ekim saldırılarından iki yıl öncesine göre çatışmadan daha zayıf çıktıklarını itiraf edebilir. Trump ne kadar muzaffer görünse de gerçek şu ki, Gazze savaşı ve hem içeride hem de dışarıda yarattığı yankılar Batı'ya önemli zararlar verdi.

Sina’daki Batılı gülümsemeler

Trump, barış zirvesinde “Birçok insanın benimle aynı fikirde olmadığını biliyorum ama önemli olan tek kişi benim” dedi. Bu, ekim ayında ateşkes anlaşmasının imzalanmasını sağlamadaki başarısından sonra uluslararası arenadaki bariz hakimiyetini yansıtan bir açıklamaydı. Doğrusu kendisine duyduğu bu güvende haklı. İsrail ve Hamas'ı kalıcı bir ateşkese ikna etmek için aylarca uğraşan selefi Joe Biden'ın aksine -ki sağlamış olduğu ateşkes, mart ayında Binyamin Netanyahu tarafından bozulmasının ardından nihayetinde çöktü- Trump, her iki tarafa da yeterli baskıyı uygulayabilmiş gibi görünüyor. Birçok haberin de belirttiği gibi, Trump çabalarının kendisine gelecek yıl hak ettiği Nobel Barış Ödülü'nü kazandıracağını umuyor.

Ancak Trump'ın kişisel zaferinin ötesinde, ateşkes Batı için de görünür kazanımlar sunuyor. İlk olarak, çatışmanın sona erdirilmesi hayatlar kurtaracak, Ortadoğu'da istikrara katkıda bulunacak ve halklarının kendilerinden daha fazla eylem talep etmesinden kaynaklanan Batılı liderler üzerindeki baskıyı hafifletecek. İkinci olarak, jeopolitik açıdan bakıldığında Rusya ve Çin'in Sina zirvesinden dışlanması, Moskova ve Pekin pahasına Ortadoğu'da liderlik için yeni bir girişimin sinyali gibi görünüyordu. Dahası Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Sina zirvesiyle aynı zamana denk geldiği için planlanmış olan “Rusya ve Arap Dünyası” zirvesini iptal etmek zorunda kaldı ve bu, kendisini zor durumda bırakan bir hamleydi.

fgtr
ABD Başkanı Donald Trump ve Mısır Devlet Başkanı Abdulfettah es-Sisi, İsrail ve Hamas arasında Gazze ateşkes anlaşmasının ilk aşamasının imzalanması sırasında, 13 Ekim, Mısır'ın Şarm el-Şeyh şehri (Reuters)

Buna ilaveten, ateşkes Trump'ın müttefiki İsrail için de stratejik bir zafer sayılıyor. Netanyahu, Hamas'ı yok etme hedefini gerçekleştirememiş olsa da kalan tüm rehinelerin serbest bırakılmasını sağlamayı başardı. Sağcı koalisyon ortaklarının Gazze'ye yerleşme hayalleri gerçekleşmemiş olsa da İsrail'in Hamas'ı Gazze Şeridi'nden çıkarma konusundaki uzun süredir devam eden güvenlik hedefi, barış planının temel bir unsuru olmaya devam ediyor. Daha da önemlisi, Gazze'yi yönetmek üzere uluslararası bir istikrar gücünün kurulması, Gazze Şeridi'nin güvenliğinin sorumluluğunu İsrail'den dost bir dış tarafa devrediyor. Bu düzenleme, İsrail için avantajlı ve son 18 yıldaki duruma göre açık bir iyileşmeyi temsil ediyor.

Batı'nın uzun süreli endişeleri

Trump ve İsrail, Batı cephesinde en büyük kazananlar arasında yer alırken, genel tablo Batı için pek de iç açıcı değil. Trump güçlü bir konumda görünse de savaş, ABD'nin ve genel olarak Batı'nın son iki yıldır çatışmayı sona erdirme konusundaki yetersizliğini veya isteksizliğini ortaya koydu. Bu, girişimlerin yetersizliğinden kaynaklanmıyordu; Biden, kalıcı bir ateşkes sağlamak için defalarca girişimde bulundu, ancak sonuçta hepsi başarısız oldu. Keza Avrupalı ​​liderler bazı bakanlara yaptırımlar uygulayarak, silah ihracat lisanslarını kısıtlayarak ve Filistin devletini tanıyarak İsrail'e baskı yapmaya çalıştılar. Ne var ki Netanyahu'nun gerilimi azaltmayı reddetmeye devam etmesi, Batı'nın İsrail'i kontrol altına almadaki sınırlı nüfuzunu ortaya koydu. Ortadoğu ile Küresel Güney'deki birçok kişinin Batı'nın bir müttefik olarak gücünü ve güvenilirliğini sorgulamasına yol açtı.

Bu şüpheler, dünyayı Rusya'nın Ukrayna işgalini kınamaya çağırırken, İsrail'in Gazze'deki eylemleri konusunda nispeten sessiz kalan Batılı hükümetlere yönelik çifte standart suçlamalarıyla daha da arttı. Çin ve Rusya'nın Sina zirvesinden dışlanmasına rağmen, her iki ülke de uzun vadede Batı'nın küresel konumunun yeniden değerlendirilmesinden fayda görebilir ki bu süreç Gazze savaşıyla hız kazandı.

Batılı hükümetlere yönelik çifte standart suçlamalarının gölgesinde şüpheler arttı

İçeride ise savaş, Batı toplumlarında derin ve acı verici izler bırakarak, bölünmeleri derinleştirdi ve 7 Ekim'den bu yana antisemitizm ile İslamofobi'de bir artışa yol açtı. İngiltere’de Toplum Güvenliği Vakfı, antisemitik olayların 2023 ile 2024 yılları arasında iki katına çıktığını, ayrıca kendini güvende hissetmeyen İngiliz Yahudilerinin oranının da yüzde 9'dan üçte birin üzerine çıktığını belirtti. Bu arada, İslamofobiyi gözlemleyen bir kuruluş olan Tell Mama, 2023 ile 2025 yılları arasında Müslüman karşıtı olayların iki katına çıktığını kaydetti. Nefret suçlarındaki bu artış, Batı sokaklarındaki çatışmanın bölücü doğasını yansıtan, Filistin veya İsrail yanlısı büyük gösterilerde kendini gösteren keskin siyasi bölünmelerin yaşandığı bir ortamda kaydedildi.

sdf
Çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Nuseyrat'ın kuzeyinde yerinden edilmiş kişiler için kurulan bir kampta, çadırdaki delikten bakıyorlar, 7 Ekim 2025 (AFP)

Bir diğer sonuç ise çatışmayla ilgili artan siyasi aktivizmin bazı Batılı hükümetleri sert baskıcı önlemler almaya yöneltmesidir. ABD’de, Columbia gibi üniversitelerde Filistin yanlısı oturma eylemleri zorla dağıtıldı ve protestolara katılan bazı öğrenciler okuldan atıldı. İngiltere’de, şiddet eylemlerine başvurmayacağını duyurmasına rağmen, Palestine Action örgütünün terör örgütü olarak tanımlanması, binlerce kişinin tutuklanmasıyla sonuçlanan bir sivil itaatsizlik dalgasına yol açtı. Şarku’l Avsat’ın al Majalla’dan aktardığı analize göre bu icraatların sonuçları, yalnızca köklü bazı özgürlükleri zedelemekle kalmadı, aynı zamanda Batı'nın küresel imajını da zedeledi; özellikle de hükümetler gelişmekte olan ülkelerdeki savaşlara karşı çıkan barışçıl protestoları bastırdıklarında.

Savaş, Batı toplumlarında derin ve acı verici izler bırakarak, bölünmeleri derinleştirdi ve 7 Ekim'den bu yana antisemitizm ve İslamofobi'de bir artışa yol açtı

Bu endişeler uzun vadeli görünebilir ama bu çatışmanın sonuçlarıyla ilgili daha acil endişeler de var. Barack Obama'nın “Asya'ya yönelme” kararını duyurmasından itibaren, Amerikalı liderler, Çin ve daha sonra Rusya ile yüzleşmeye odaklanmayı tercih ederek, ABD'nin Ortadoğu'daki varlığını ve müdahalesini azaltmaya çalıştılar. Obama'ya karşı açıkça düşman olmasına rağmen Trump, özellikle Çin'in yükselişini kontrol altına almaya yönelik tekrarlanan çabalarında bu genel yaklaşımı sürdürdü.

Ancak Gazze'deki ateşkes anlaşması, Washington'u yeniden Arap-İsrail barış sürecinin garantörü konumuna döndürdü ve bu, önceki aşamalarda da oynadığı roldü. Bu süreç geçmiş deneyimlerin de gösterdiği gibi sekteye uğrarsa, ABD, uluslararası istikrar gücünü denetlemek de dahil olmak üzere barış sürecinin sorumluluğunu üstlenmek zorunda kalabilir; bu ise kaynaklarını zorlayabilir ve odağını diğer stratejik önceliklerden uzaklaştırabilir.

Buna bir de ateşkesin çökmesi ihtimali ekleniyor. Bu ihtimal ise Washington'u bir kez daha istikrarı dayatmaktan veya olayların gidişatını etkilemekten aciz ve zayıf bir konumda bırakabilir. Nitekim Gazze savaşı, başlangıcından bu yana Batı için zorlu bir sınav oldu, uluslararası arenadaki eksikliklerini açığa çıkardı, kolektif itibarını zedeledi, iç bölünmelerin derinleşmesine ve özgürlüklerin zayıflamasına yol açtı.

Mevcut ateşkes, özellikle Trump ve İsrail açısından Batı'nın bir zaferi gibi görünse de en önemlisi Washington'un uzun zamandır çekilmeye çalıştığı bir bölgeye geri dönmesi gibi ciddi riskleri gizliyor. Bu kayıplar, Filistinlilerin ve İsraillilerin son iki yılda yaşadığı trajedilerle karşılaştırıldığında önemsiz kalsa da Batı da Gazze savaşının sonuçlarından yara almadan çıkamadı.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarfından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Irak: Cumhurbaşkanlığı seçim oturumu için tarih belirleme konusunda yine karar veremedi

Meclis Başkanı, Cumhurbaşkanı seçiminin sonuçlandırılmasını görüşmek üzere 1 Şubat'ta bir toplantı düzenledi (X)
Meclis Başkanı, Cumhurbaşkanı seçiminin sonuçlandırılmasını görüşmek üzere 1 Şubat'ta bir toplantı düzenledi (X)
TT

Irak: Cumhurbaşkanlığı seçim oturumu için tarih belirleme konusunda yine karar veremedi

Meclis Başkanı, Cumhurbaşkanı seçiminin sonuçlandırılmasını görüşmek üzere 1 Şubat'ta bir toplantı düzenledi (X)
Meclis Başkanı, Cumhurbaşkanı seçiminin sonuçlandırılmasını görüşmek üzere 1 Şubat'ta bir toplantı düzenledi (X)

Irak parlamentosu, bugün gündemine yeni bir cumhurbaşkanı seçimini dahil etmeyi başaramadı; bu, parlamento seçimlerinin üzerinden iki aydan fazla zaman geçmesine rağmen yaşanan üçüncü başarısızlık oldu.

Bu geri adım, Şii ve Kürt güçleri arasında devam eden siyasi anlaşmazlıkların ortasında geldi; bu anlaşmazlıklar, cumhurbaşkanı adayı konusunda uzlaşmaya varmalarını engelledi ve ülkedeki siyasi çıkmazın devam etmesine neden oldu.

Mevcut Başbakan Muhammed Şiya es-Sudani, yeni bir hükümet kurma ve cumhurbaşkanı seçme için anayasal sürelerin aşılmasının ardından geçici hükümete liderlik ediyor; bu durum Irak siyasi sahnesini daha da karmaşıklaştırarak, anayasal kurumların etkinliğini zayıflatmaktadır.

Gözlemciler, bu durumun devam etmesinin, siyasi güçler arasındaki gerilim ve bölünme ortamında, devlet çalışmalarında daha fazla olumsuzluğa yol açabileceğine ve diğer anayasal hakların tamamlanmasını geciktirebileceğine dikkat çekiyor.


Meşal: Hamas, silah bırakmayı ve yabancı yönetimi reddediyor

Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki Cibaliye mülteci kampında, dün yıkılan binaların enkazı arasında oynayan çocuklar (AFP)
Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki Cibaliye mülteci kampında, dün yıkılan binaların enkazı arasında oynayan çocuklar (AFP)
TT

Meşal: Hamas, silah bırakmayı ve yabancı yönetimi reddediyor

Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki Cibaliye mülteci kampında, dün yıkılan binaların enkazı arasında oynayan çocuklar (AFP)
Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki Cibaliye mülteci kampında, dün yıkılan binaların enkazı arasında oynayan çocuklar (AFP)

Hamas'ın yurt dışı siyasi bürosunun başkanı Halid Meşal, hareketin silahlarından vazgeçmeyi ve Gazze Şeridi'nde "yabancı yönetimi" kabul etmeyi reddettiğini teyit etti.

Meşal, dün 17. Doha Forumu'nda yaptığı konuşmada, "direnişi, direniş silahlarını ve direnişi gerçekleştirenleri suçlu ilan etmenin" kabul edilemez bir şey olduğunu ifade etti. Şarku'l Avsat'ın AFP'den aktardığına göre Meşal konuşmasına şöyle devam etti: "İşgal olduğu sürece direniş de vardır. Direniş, işgal altındaki halkların hakkıdır ve uluslararası hukukun, ilahi yasaların, ulusların hafızasının bir parçasıdır ve uluslar bununla gurur duyarlar."

Meşal, ABD Başkanı Donald Trump başkanlığındaki “Barış Konseyi”ne, Gazze Şeridi'nin yeniden inşasına ve yaklaşık 2,2 milyon sakinine yardım ulaştırılmasına olanak sağlayacak “dengeli bir yaklaşım” benimsemesi çağrısında bulundu.

Fetih ise İsrail'i, Gazze'yi yönetmekle görevli ulusal komitenin Şeride girişini engellemeye devam etmekle suçladı ve bunu, İsrail'in ateşkes anlaşmasının bir sonraki aşamasını uygulamaya geçmeyi reddetmesi olarak değerlendirdi.


Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, devletin ülkenin güneyine geri döneceğine söz verdi

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, ülkenin güneyindeki Keferşuba sakinleri tarafından çiçek ve pirinç yağmuru eşliğinde böyle karşılandı (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, ülkenin güneyindeki Keferşuba sakinleri tarafından çiçek ve pirinç yağmuru eşliğinde böyle karşılandı (Şarku’l Avsat)
TT

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, devletin ülkenin güneyine geri döneceğine söz verdi

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, ülkenin güneyindeki Keferşuba sakinleri tarafından çiçek ve pirinç yağmuru eşliğinde böyle karşılandı (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, ülkenin güneyindeki Keferşuba sakinleri tarafından çiçek ve pirinç yağmuru eşliğinde böyle karşılandı (Şarku’l Avsat)

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, halk ve siyasi partiler tarafından sıcak bir şekilde karşılanan iki günlük bölge gezisi sırasında, İsrail sınırındaki köylerdeki altyapının ‘birkaç hafta içinde’ yeniden inşa edilmesi ve güneydeki devlet otoritesinin yeniden tesis edilmesi için çalışacağına söz verdi.

Başbakan Selam şunları söyledi:

“Bu bölgenin devlete geri dönmesini istiyoruz ve ordunun güneyde sorumluluklarını yerine getirmeye devam etmesinden memnunuz. Ancak egemenlik sadece orduyla değil, aynı zamanda hukuk ve kurumlarla, halka sosyal koruma ve hizmetlerin sağlanmasıyla da tesis edilir.”

Bu ziyaret, Hizbullah ile Başbakan arasındaki siyasi farklılıkların önemli ölçüde aşıldığını gösterdi, zira Başbakan, birden fazla durakta Hizbullah, Emel Hareketi, Değişim bloğundan diğer milletvekilleri ve hatta etkinliklere katılan Hizbullah muhalifleri tarafından karşılandı.

Öte yandan Kuveyt Dışişleri Bakanlığı'nın Güvenlik Konseyi'nin VII. Bölüm Kapsamındaki Kararlarının Uygulanması Komitesi, terör listesine Lübnan’daki sekiz hastaneyi ekledi. Bu hastanelerin en az dördü Hizbullah tarafından işletiliyor.

Lübnan Sağlık Bakanlığı, ‘bu konuda Kuveytli yetkililerden herhangi bir inceleme veya bildirim almadığını’ açıklarken ‘konuyu açıklığa kavuşturmak, karışıklığı önlemek için doğru bilgileri sunmak ve Lübnan sağlık sistemini korumak için gerekli temasları kuracağını’ bildirdi.