Gazze savaşının sonuçlarından yara almadan çıkamayan Batı’ya dair

Tablo daha az iç açıcı görünüyor

İsrail'in güneyindeki Gazze sınırında, İsrail ve Hamas arasındaki ateşkesin ardından bir İsrail askeri zırhlı personel taşıyıcısının yanında duruyor, 12 Ekim (Reuters)
İsrail'in güneyindeki Gazze sınırında, İsrail ve Hamas arasındaki ateşkesin ardından bir İsrail askeri zırhlı personel taşıyıcısının yanında duruyor, 12 Ekim (Reuters)
TT

Gazze savaşının sonuçlarından yara almadan çıkamayan Batı’ya dair

İsrail'in güneyindeki Gazze sınırında, İsrail ve Hamas arasındaki ateşkesin ardından bir İsrail askeri zırhlı personel taşıyıcısının yanında duruyor, 12 Ekim (Reuters)
İsrail'in güneyindeki Gazze sınırında, İsrail ve Hamas arasındaki ateşkesin ardından bir İsrail askeri zırhlı personel taşıyıcısının yanında duruyor, 12 Ekim (Reuters)

Christopher Phillips

13 Ekim'de Şarm el-Şeyh'te düzenlenen Gazze barış zirvesi, başlangıçta Batı için büyük bir zafer gibi görünüyordu. 26 ülkenin liderleri ve beş ülkenin temsilcileri, Gazze ateşkes anlaşmasını onaylamak ve anlaşmayı sağladığı için Donald Trump'ı övmek üzere bir araya geldi. Etkinliğe Mısır ev sahipliği yapmış olsa da ABD Başkanı gösterinin yıldızıydı; Ortadoğu ve Avrupa'nın dört bir yanından başbakanlar ve devlet başkanları övgü dolu konuşmalar yapmak için sıraya girdiler.

Bu şüphesiz Trump'ın anıydı ve herkes Gazze'deki savaşın uzun zamandır beklenen sonunu memnuniyetle karşılasa da birçok Batılı lider, 7 Ekim saldırılarından iki yıl öncesine göre çatışmadan daha zayıf çıktıklarını itiraf edebilir. Trump ne kadar muzaffer görünse de gerçek şu ki, Gazze savaşı ve hem içeride hem de dışarıda yarattığı yankılar Batı'ya önemli zararlar verdi.

Sina’daki Batılı gülümsemeler

Trump, barış zirvesinde “Birçok insanın benimle aynı fikirde olmadığını biliyorum ama önemli olan tek kişi benim” dedi. Bu, ekim ayında ateşkes anlaşmasının imzalanmasını sağlamadaki başarısından sonra uluslararası arenadaki bariz hakimiyetini yansıtan bir açıklamaydı. Doğrusu kendisine duyduğu bu güvende haklı. İsrail ve Hamas'ı kalıcı bir ateşkese ikna etmek için aylarca uğraşan selefi Joe Biden'ın aksine -ki sağlamış olduğu ateşkes, mart ayında Binyamin Netanyahu tarafından bozulmasının ardından nihayetinde çöktü- Trump, her iki tarafa da yeterli baskıyı uygulayabilmiş gibi görünüyor. Birçok haberin de belirttiği gibi, Trump çabalarının kendisine gelecek yıl hak ettiği Nobel Barış Ödülü'nü kazandıracağını umuyor.

Ancak Trump'ın kişisel zaferinin ötesinde, ateşkes Batı için de görünür kazanımlar sunuyor. İlk olarak, çatışmanın sona erdirilmesi hayatlar kurtaracak, Ortadoğu'da istikrara katkıda bulunacak ve halklarının kendilerinden daha fazla eylem talep etmesinden kaynaklanan Batılı liderler üzerindeki baskıyı hafifletecek. İkinci olarak, jeopolitik açıdan bakıldığında Rusya ve Çin'in Sina zirvesinden dışlanması, Moskova ve Pekin pahasına Ortadoğu'da liderlik için yeni bir girişimin sinyali gibi görünüyordu. Dahası Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Sina zirvesiyle aynı zamana denk geldiği için planlanmış olan “Rusya ve Arap Dünyası” zirvesini iptal etmek zorunda kaldı ve bu, kendisini zor durumda bırakan bir hamleydi.

fgtr
ABD Başkanı Donald Trump ve Mısır Devlet Başkanı Abdulfettah es-Sisi, İsrail ve Hamas arasında Gazze ateşkes anlaşmasının ilk aşamasının imzalanması sırasında, 13 Ekim, Mısır'ın Şarm el-Şeyh şehri (Reuters)

Buna ilaveten, ateşkes Trump'ın müttefiki İsrail için de stratejik bir zafer sayılıyor. Netanyahu, Hamas'ı yok etme hedefini gerçekleştirememiş olsa da kalan tüm rehinelerin serbest bırakılmasını sağlamayı başardı. Sağcı koalisyon ortaklarının Gazze'ye yerleşme hayalleri gerçekleşmemiş olsa da İsrail'in Hamas'ı Gazze Şeridi'nden çıkarma konusundaki uzun süredir devam eden güvenlik hedefi, barış planının temel bir unsuru olmaya devam ediyor. Daha da önemlisi, Gazze'yi yönetmek üzere uluslararası bir istikrar gücünün kurulması, Gazze Şeridi'nin güvenliğinin sorumluluğunu İsrail'den dost bir dış tarafa devrediyor. Bu düzenleme, İsrail için avantajlı ve son 18 yıldaki duruma göre açık bir iyileşmeyi temsil ediyor.

Batı'nın uzun süreli endişeleri

Trump ve İsrail, Batı cephesinde en büyük kazananlar arasında yer alırken, genel tablo Batı için pek de iç açıcı değil. Trump güçlü bir konumda görünse de savaş, ABD'nin ve genel olarak Batı'nın son iki yıldır çatışmayı sona erdirme konusundaki yetersizliğini veya isteksizliğini ortaya koydu. Bu, girişimlerin yetersizliğinden kaynaklanmıyordu; Biden, kalıcı bir ateşkes sağlamak için defalarca girişimde bulundu, ancak sonuçta hepsi başarısız oldu. Keza Avrupalı ​​liderler bazı bakanlara yaptırımlar uygulayarak, silah ihracat lisanslarını kısıtlayarak ve Filistin devletini tanıyarak İsrail'e baskı yapmaya çalıştılar. Ne var ki Netanyahu'nun gerilimi azaltmayı reddetmeye devam etmesi, Batı'nın İsrail'i kontrol altına almadaki sınırlı nüfuzunu ortaya koydu. Ortadoğu ile Küresel Güney'deki birçok kişinin Batı'nın bir müttefik olarak gücünü ve güvenilirliğini sorgulamasına yol açtı.

Bu şüpheler, dünyayı Rusya'nın Ukrayna işgalini kınamaya çağırırken, İsrail'in Gazze'deki eylemleri konusunda nispeten sessiz kalan Batılı hükümetlere yönelik çifte standart suçlamalarıyla daha da arttı. Çin ve Rusya'nın Sina zirvesinden dışlanmasına rağmen, her iki ülke de uzun vadede Batı'nın küresel konumunun yeniden değerlendirilmesinden fayda görebilir ki bu süreç Gazze savaşıyla hız kazandı.

Batılı hükümetlere yönelik çifte standart suçlamalarının gölgesinde şüpheler arttı

İçeride ise savaş, Batı toplumlarında derin ve acı verici izler bırakarak, bölünmeleri derinleştirdi ve 7 Ekim'den bu yana antisemitizm ile İslamofobi'de bir artışa yol açtı. İngiltere’de Toplum Güvenliği Vakfı, antisemitik olayların 2023 ile 2024 yılları arasında iki katına çıktığını, ayrıca kendini güvende hissetmeyen İngiliz Yahudilerinin oranının da yüzde 9'dan üçte birin üzerine çıktığını belirtti. Bu arada, İslamofobiyi gözlemleyen bir kuruluş olan Tell Mama, 2023 ile 2025 yılları arasında Müslüman karşıtı olayların iki katına çıktığını kaydetti. Nefret suçlarındaki bu artış, Batı sokaklarındaki çatışmanın bölücü doğasını yansıtan, Filistin veya İsrail yanlısı büyük gösterilerde kendini gösteren keskin siyasi bölünmelerin yaşandığı bir ortamda kaydedildi.

sdf
Çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Nuseyrat'ın kuzeyinde yerinden edilmiş kişiler için kurulan bir kampta, çadırdaki delikten bakıyorlar, 7 Ekim 2025 (AFP)

Bir diğer sonuç ise çatışmayla ilgili artan siyasi aktivizmin bazı Batılı hükümetleri sert baskıcı önlemler almaya yöneltmesidir. ABD’de, Columbia gibi üniversitelerde Filistin yanlısı oturma eylemleri zorla dağıtıldı ve protestolara katılan bazı öğrenciler okuldan atıldı. İngiltere’de, şiddet eylemlerine başvurmayacağını duyurmasına rağmen, Palestine Action örgütünün terör örgütü olarak tanımlanması, binlerce kişinin tutuklanmasıyla sonuçlanan bir sivil itaatsizlik dalgasına yol açtı. Şarku’l Avsat’ın al Majalla’dan aktardığı analize göre bu icraatların sonuçları, yalnızca köklü bazı özgürlükleri zedelemekle kalmadı, aynı zamanda Batı'nın küresel imajını da zedeledi; özellikle de hükümetler gelişmekte olan ülkelerdeki savaşlara karşı çıkan barışçıl protestoları bastırdıklarında.

Savaş, Batı toplumlarında derin ve acı verici izler bırakarak, bölünmeleri derinleştirdi ve 7 Ekim'den bu yana antisemitizm ve İslamofobi'de bir artışa yol açtı

Bu endişeler uzun vadeli görünebilir ama bu çatışmanın sonuçlarıyla ilgili daha acil endişeler de var. Barack Obama'nın “Asya'ya yönelme” kararını duyurmasından itibaren, Amerikalı liderler, Çin ve daha sonra Rusya ile yüzleşmeye odaklanmayı tercih ederek, ABD'nin Ortadoğu'daki varlığını ve müdahalesini azaltmaya çalıştılar. Obama'ya karşı açıkça düşman olmasına rağmen Trump, özellikle Çin'in yükselişini kontrol altına almaya yönelik tekrarlanan çabalarında bu genel yaklaşımı sürdürdü.

Ancak Gazze'deki ateşkes anlaşması, Washington'u yeniden Arap-İsrail barış sürecinin garantörü konumuna döndürdü ve bu, önceki aşamalarda da oynadığı roldü. Bu süreç geçmiş deneyimlerin de gösterdiği gibi sekteye uğrarsa, ABD, uluslararası istikrar gücünü denetlemek de dahil olmak üzere barış sürecinin sorumluluğunu üstlenmek zorunda kalabilir; bu ise kaynaklarını zorlayabilir ve odağını diğer stratejik önceliklerden uzaklaştırabilir.

Buna bir de ateşkesin çökmesi ihtimali ekleniyor. Bu ihtimal ise Washington'u bir kez daha istikrarı dayatmaktan veya olayların gidişatını etkilemekten aciz ve zayıf bir konumda bırakabilir. Nitekim Gazze savaşı, başlangıcından bu yana Batı için zorlu bir sınav oldu, uluslararası arenadaki eksikliklerini açığa çıkardı, kolektif itibarını zedeledi, iç bölünmelerin derinleşmesine ve özgürlüklerin zayıflamasına yol açtı.

Mevcut ateşkes, özellikle Trump ve İsrail açısından Batı'nın bir zaferi gibi görünse de en önemlisi Washington'un uzun zamandır çekilmeye çalıştığı bir bölgeye geri dönmesi gibi ciddi riskleri gizliyor. Bu kayıplar, Filistinlilerin ve İsraillilerin son iki yılda yaşadığı trajedilerle karşılaştırıldığında önemsiz kalsa da Batı da Gazze savaşının sonuçlarından yara almadan çıkamadı.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarfından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Mısır'ın Somali'deki askeri varlığı İsrail'in endişelerini artırıyor

Mısır Cumhurbaşkanı Sisi, Kahire’yi ziyaret eden Somali Cumhurbaşkanı Mahmud’u ağırladı (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Mısır Cumhurbaşkanı Sisi, Kahire’yi ziyaret eden Somali Cumhurbaşkanı Mahmud’u ağırladı (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
TT

Mısır'ın Somali'deki askeri varlığı İsrail'in endişelerini artırıyor

Mısır Cumhurbaşkanı Sisi, Kahire’yi ziyaret eden Somali Cumhurbaşkanı Mahmud’u ağırladı (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Mısır Cumhurbaşkanı Sisi, Kahire’yi ziyaret eden Somali Cumhurbaşkanı Mahmud’u ağırladı (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

İsrail basını, İsrail’in Mısır ordusunun Somali ve Afrika Boynuzu'ndaki hareketlerinden duyduğu endişeyi dile getirirken, Mısırlı eski askeri yetkililer, Mısır'ın Somali'deki askeri varlığını ‘meşru ve uluslararası hukuk ve uluslararası sözleşmelere uygun’ olarak değerlendirdi ve bunun bölgede güvenlik ve istikrarın sağlanmasına yardımcı olmayı amaçladığını belirttiler.

İsrail gazetesi Yisrael Hayom, Mısır'ın ordusuna Somali üzerinden İsrail'e yanıt vermesini emrettiğini ve bu konuda onu destekleyen Arap ülkeleri olduğunu yazdı. Gazete, “Afrika Boynuzu'nda güç mücadelesi alevleniyor: Mısır, İsrail'in 'Somaliland'ı tanımasına yanıt veriyor” başlıklı haberinde, bu tanımaya karşı çıkan Kahire'nin, İsrail'in hamlesine yanıt olarak Somali'deki güçlerini yeniden konuşlandırdığını kaydetti. Gazeteye göre buraya yaklaşık 10 bin Mısırlı askerin konuşlandırıldığı tahmin ediliyor.

Ancak, Mısır ordusunun eski kimyasal savaş şefi Tümgeneral Muhammed eş-Şehavi, Mısır askerlerinin ‘dünyanın en büyük sekizinci barış gücü olduğunu ve Somali'deki Mısır güçlerinin Afrika Birliği (AfB) barış güçlerinin komutası altında olduğunu ve Somali'de barışı korumak için çalıştıklarını’ söyledi.

Şarku’l Avsat’a konuşan Şehavi, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Mısır, Somali'nin stratejik konumu nedeniyle birçok ülke tarafından, özellikle de İsrail tarafından arzulandığının farkında. İsrail, Somali'nin güvenliğini istikrarsızlaştırmak ve Etiyopya'nın Kızıldeniz'e ulaşma ve bir deniz gücü kurma planı gibi belirli planları kabul etmeye zorlamak amacıyla Somaliland bölgesini Somali'den ayrılmak isteyen bir devlet olarak tanıdı. Ayrıca Etiyopya, İsrail'in desteğiyle Sudan'da istikrarın yeniden sağlanmasını engellemek ve çatışmanın devamını sağlamak gibi başka faaliyetlerde de bulunuyor.”

Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi, İsrail'in ayrılıkçı bölgeyi tanıması ve Kızıldeniz'de bir yer edinme çabaları sonrasında Somali ve Kızıldeniz'in güvenliği konusunda defalarca kez uyardı.

grfbgfr
AfB'nin Somali'deki barış gücü misyonunda Mısır askerleri de yer alıyor (AFP)

İsrail, geçtiğimiz aralık ayında Aden Körfezi ve Kızıldeniz'in güneyine bakan Somaliland bölgesinin bağımsızlığını tanıdı. Etiyopya, bu bölgenin bağımsızlığını tanımak karşılığında bir deniz ve askeri liman elde etmek istiyordu.

Mısırlı ulusal güvenlik uzmanı Tümgeneral Muhammed Abdulvahid, Mısır askerlerinin Somali'deki rolünün Afrika Birliği ve barış gücü çatısı altında güvenlik ve istikrarı sağlamak olduğunu vurgulayarak “Bu nedenle Mısır güçlerinin varlığı, Afrika Birliği ve Somali Devleti'nin talebi üzerine meşrudur. Somali Devleti'nin cumhurbaşkanı kısa süre önce Mısır'ı ziyaret ederek bunu tüm dünyaya teyit etmiştir” ifadelerini kullandı.

Şarku’l Avsat’a konuşan Tümgeneral Abdulvahid, şunları söyledi:

“Bu bakımdan, İsrail'in Somaliland'ı bir devlet olarak tanıyarak ve Somali devletini bölmeye çalışarak yasadışı bir hamleye başvurup uluslararası hukuku hiçe saydığı halde, diğer tarafların Mısır'ın meşru varlığından endişe duyduklarını iddia etmeleri anlaşılabilir değil. Etiyopya'nın Somali'ye yönelik tacizleri ve kendi topraklarında bir Etiyopya deniz üssü kurulmasını kabul etmesi için yaptığı baskı, Addis Ababa tarafından gerçekleştirilen ve İsrail tarafından desteklenen, Sudan'daki Hızlı Destek Kuvvetleri’ne (HDK) milis, teçhizat ve silah sağlamak gibi Afrika Boynuzu bölgesinde genel olarak gerçekleştirilen diğer şüpheli hamleler, İsrail'in bölgeyi istikrarsızlaştırmaya yönelik hamleleri bağlamında değerlendirilmeli.”

Tümgeneral Abdulvahid, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Mısır ve AfB, bu gelişmelerin farkındadır ve bu nedenle Mısır'ın buradaki askeri varlığı, tüm bu tehditlere karşı koymak ve uluslararası yasal yükümlülükler ve uluslararası meşruiyet çerçevesinde hareket etmek için.”

Mısır Cumhurbaşkanı Sisi pazar günü, Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud ile Mısır ziyareti sırasında düzenledikleri ortak basın toplantısında, Somali'deki barış gücü misyonuna, ülkenin güvenliğini, istikrarını ve toprak bütünlüğünü destekleme taahhüdünün bir parçası olarak asker göndermeye devam edeceğini açıkladı. Sisi ve Mahmud, ikili bir toplantı düzenledikten sonra, her iki ülkenin heyetlerinin katılımıyla genişletilmiş bir toplantı gerçekleştirdi. Toplantıda, Mısır'ın Somali'nin birliği ve toprak bütünlüğünü destekleyen tutumunu vurgulayan Sisi, ülkenin egemenliğini zedeleyecek veya istikrarını tehdit edecek her türlü önlemi reddetti.

Sisi, düzenlenen ortak asın toplantısında, ‘devletlerin güvenliğini ve egemenliğini tehlikeye atabilecek adımlara’ karşı uyarıda bulunarak, bunları ‘Birleşmiş Milletler (BM) Şartı'nın ihlali’ olarak nitelendirdi. Mısır, 2024 yılının aralık ayı sonlarında, Somali'deki AfB barış gücü misyonuna asker göndereceğini duyurmuştu. Mısır Dışişleri Bakanı Bedir Abdulati, bu kararın ‘Somali hükümetinin talebi ve AfB Barış ve Güvenlik Konseyi'nin (AUSSOM) onayıyla’ alındığını söyledi. AUSSOM, 2024 yılı sonlarında sona eren terörle mücadele misyonunun yerini aldı.


Mısır Temsilciler Meclisi seçim itirazları konusunda yeni bir sınavla karşı karşıya

Mısır Temsilciler Meclisi oturumlarından bir kare (Mısır Parlamento İşleri Başkanlığı)
Mısır Temsilciler Meclisi oturumlarından bir kare (Mısır Parlamento İşleri Başkanlığı)
TT

Mısır Temsilciler Meclisi seçim itirazları konusunda yeni bir sınavla karşı karşıya

Mısır Temsilciler Meclisi oturumlarından bir kare (Mısır Parlamento İşleri Başkanlığı)
Mısır Temsilciler Meclisi oturumlarından bir kare (Mısır Parlamento İşleri Başkanlığı)

Mısır Temsilciler Meclisi, bazı milletvekillerinin üyeliğinin geçerliliğini sorgulayan mahkeme kararlarıyla ilgili yeni bir siyasi sınavla karşı karşıya. Bu kararların en sonuncusu, geçtiğimiz cumartesi günü iki milletvekilinin üyeliğinin iptal edilmesine ilişkin karardı. Meclis Yasama Komitesi Başkanı, ‘mahkeme kararlarının uygulanmasına tamamen bağlı olduklarını’ teyit etti.

Kahire'nin doğusundaki Şarkiya ilinin Minye el-Kamh bölgesindeki seçim sürecini geçersiz kılan ve yeniden yapılmasını emreden Yargıtay'ın kararının ardından Mısır Temsilciler Meclisi’ne bir bekleyiş havası hakim oldu.

Mahkeme ayrıca, diğer seçim bölgelerine ilişkin olası kararlar beklentisiyle, milletvekilleri Muhammed Şehide ve Halid Meşhur'un üyeliklerini geçersiz kılmaya ve seçim bölgelerinde yeniden seçimler yapılmasına hazırlık olarak zaferlerini iptal etme kararı aldı.

Temsilciler Meclisi Yasama Komitesi Başkanı Danışman Muhammed Eid Mahcub, Meclisin Minye el-Kamh bölgesindeki seçimleri geçersiz kılan karara uyacağını belirterek, devletin yargı kararlarına ve hukukun üstünlüğüne saygı duyduğunu vurguladı.

Mahcub, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, önceki parlamento seçimlerinde, özellikle de ilk aşamada, mahkeme kararlarıyla sonuçları iptal edilen seçim bölgelerinde seçimlerin yeniden yapıldığını hatırlatarak “Mısır devlet kurumları yargı kararlarına saygı duyar ve bunları uygular” ifadelerini kullandı.

Mahcub, kararın ‘olağan prosedür yolunu izleyeceğini, önce kararın gerekçelerinin Yargıtay'ın teknik ofisine sunulmasıyla başlayacağını, ardından dosyanın Temsilciler Meclisi Başkanlığı ve Genel Sekreterliğe, daha sonra da Meclis Yasama Komitesi'ne sevk edileceğini’ açıkladı. Bu idari döngünün tamamlanması için kesin bir zaman dilimi belirlemenin mümkün olmadığını vurguladı.

rgty67u
Mısır Temsilciler Meclisi Başkanı Hişam Bedevi (Mısır Parlamento İşleri Başkanlığı)

Mısır basını, Yargıtay'daki bir adli kaynağın, Minye el-Kamh seçim bölgesindeki seçimleri geçersiz kılan kararın nihai ve tüm taraflar için bağlayıcı olduğunu ve temyiz edilemeyeceğini söylediğini aktardı.

Mısır anayasasına göre Temsilciler Meclisi üyelerinin üyelikleri, kararın Meclise bildirildiği tarihten itibaren geçersiz hale gelir.

Yargıtay, Temsilciler Meclisi üyelerinin üyeliklerinin geçerliliği konusunda karar verme yetkisine sahiptir ve temyiz başvuruları, nihai seçim sonuçlarının açıklanmasından itibaren 30 günü geçmeyen bir süre içinde Yargıtay'a sunulmalıdır. Temyiz başvurusu, başvurunun alındığı tarihten itibaren 60 gün içinde karara bağlanır.

Yargıtay avukatı Albert Ansi, mahkeme kararının gerekçeleri hakkındaki yorumunda “Karar, kesin bir sahtekarlık kanıtına değil, seçim sürecini etkileyen usul ihlallerine ve açıklanan sonuçlara tam meşruiyet kazandırmak için gerekli olan temel belgelerin sunulmamasına dayanıyor” ifadelerini kullandı.

Şarku’l Avsat’a konuşan Ansi, “Karar, seçim sürecinin kendisini objektif olarak kınamaktan ziyade, daha çok usule ilişkin ve önleyici bir karar niteliğinde” şeklinde konuştu.

Ansi, bazı milletvekillerinin üyeliklerinin iptal edileceğini ve bir dizi seçim bölgesinde, her seçim bölgesinin özel koşullarına göre değişen prosedürlerle yeniden seçim yapılacağını öne sürdü.

Mısır medyasının tanınan simalarından Ahmed Musa ise Temsilciler Meclisi'nin seçim sürecini bozan unsurları düzeltmek için tarihi bir fırsatı olduğunu söyledi. Yerel bir kanalda yayınlanan programında, Yargıtay kararlarının uygulanmasının ‘parlamento da dahil olmak üzere herkesin görevi olduğunu ve hiçbir bahaneyle ertelenmemesi gerektiğini’ vurgulayan Musa, Ulusal Seçim Otoritesini görevini yerine getirmeye çağırarak, halkın güvenini korumak ve devletin prestijini ve hukukun üstünlüğünü muhafaza etmek için” Temsilciler Meclisi'nden kararlar yayınlanır yayınlanmaz bunları uygulamaya koymasını istedi.

Yargıtay, Batı Delta'daki bir parti listesine üye olan bazı milletvekillerinin üyeliğine karşı yapılan itirazla ilgili nihai kararını 5 Nisan'da verecek.

dfbg
Mısır Temsilciler Meclisi binası (Temsilciler Meclisi resmi internet sitesi)

Ancak analistler, bu mahkeme işlemlerini ‘bekleyen çok sayıda temyiz başvurusu ışığında Mısır Temsilciler Meclisi sahnesinde yaşanan kargaşanın bir işareti’ olarak gördüler. Al-Ahram Siyasi ve Stratejik Araştırmalar Merkezi Başkan Yardımcısı Imad Gad, bunları ‘Temsilciler Meclisi’nin güvenilirliğini zedeleyen’ bir unsur olarak değerlendirdi.

Gad, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, son parlamento seçimleri sırasında, özellikle seçim yasaları, siyasi partilerin düzenlenmesi ve parti listelerinde ve bağımsız adayların seçilme kriterleri ile ilgili kapsamlı siyasi reformlar yapılması yönünde siyasi ve insan hakları çevrelerinden gelen çağrıları hatırlattı.

Mısırlılar geçtiğimiz ay, seçim usulsüzlükleri nedeniyle bir dizi seçim bölgesinin sonuçlarının iptal edilmesinin ardından, iki ay boyunca sekiz tur süren maraton parlamento seçimlerine veda etti.

Devlet Konseyi Yüksek İdare Mahkemesi'nin Kasım ayında ilk aşamadaki yaklaşık 30 seçim bölgesindeki seçimlerin geçersiz olduğuna karar verdi.

Bu karar, adaylar tarafından yapılan itirazların sonucu olarak alındı. Yüksek Seçim Kurulu da Cumhurbaşkanı Abdulfettah el-Sisi'nin 10 Kasım'da başlayan bu aşamadaki usulsüzlüklerle ilgili açıklamalarının ardından, usulsüzlükler nedeniyle 19 seçim bölgesindeki seçim sonuçlarını iptal etti.


Mısır'da hükümet değişikliği kapsamında 13 yeni bakan atandı

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, yeni hükümetin yeniden yapılandırılmasına ilişkin Başbakan Mustafa Medbuli ile görüşürken (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, yeni hükümetin yeniden yapılandırılmasına ilişkin Başbakan Mustafa Medbuli ile görüşürken (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
TT

Mısır'da hükümet değişikliği kapsamında 13 yeni bakan atandı

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, yeni hükümetin yeniden yapılandırılmasına ilişkin Başbakan Mustafa Medbuli ile görüşürken (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, yeni hükümetin yeniden yapılandırılmasına ilişkin Başbakan Mustafa Medbuli ile görüşürken (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

Mısır Temsilciler Meclisi dün, Başbakan Mustafa Medbuli hükümetinde 13 bakanlıkta değişikliklerin yapılmasını öngören bir kabine değişikliğini onayladı. Egemen makamlardaki isimler görevlerinde kalırken, Enformasyon Bakanlığı yeniden hükümet yapısında kendine yer buldu.

Sekiz yılı aşkın bir süredir görevde olan Medbuli hükümetindeki dördüncü değişiklik, ekonomik kalkınma için bir başbakan yardımcısı ve dört bakan yardımcısının seçilmesini öngörüyordu.

Kabine değişikliği kapsamında Ziya Raşvan enformasyon bakanı olarak atanırken, Dr. Bedir Abdulati dışişleri bakanı, Korgeneral Abdulmecid Sakr savunma bakanı ve Tümgeneral Mahmud Tevfik içişleri bakanı olarak görevlerine devam etti.

Mısır Cumhurbaşkanlığından yapılan açıklamaya göre Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, kabine değişikliğini onaylamadan önce Medbuli ile ‘mevcut hükümette değişiklik yapılması’ konusunda istişare etti.

Anayasanın 147. maddesinde, “Cumhurbaşkanı, Başbakan ile istişare ettikten ve Temsilciler Meclisi'nin mevcut üyelerinin salt çoğunluğunun, ancak meclis üyelerinin en az üçte birinin onayıyla bakanlar kurulunda değişiklik yapabilir” deniyor.

Yeni bakanların bugün Cumhurbaşkanı huzurunda anayasal yeminlerini etmeleri bekleniyor.