Süveyda sahil bölgesine destek verirken, karşı gösteriler Suriye hükümetini destekliyor

İdlib kırsalında bir silah deposu patlamasında hayatını kaybedenler var; Deyrizor kırsalında DMUK’un hava indirme operasyonu

Suriye hükümetine destek amacıyla Tartus'ta düzenlenen gösteriden (Suriye devlet televizyonu el-İhbariyye)
Suriye hükümetine destek amacıyla Tartus'ta düzenlenen gösteriden (Suriye devlet televizyonu el-İhbariyye)
TT

Süveyda sahil bölgesine destek verirken, karşı gösteriler Suriye hükümetini destekliyor

Suriye hükümetine destek amacıyla Tartus'ta düzenlenen gösteriden (Suriye devlet televizyonu el-İhbariyye)
Suriye hükümetine destek amacıyla Tartus'ta düzenlenen gösteriden (Suriye devlet televizyonu el-İhbariyye)

Suriye genelinde dün düzenlenen protesto gösterileri ile karşı gösterilerin ardından ülkede belirgin bir kutuplaşma hâkim olmaya devam ediyor. Yetkililer, sosyal medya üzerinden artan kışkırtma kampanyalarının gölgesinde, şiddetli toplumsal çatışmalara sürüklenmemek için azami ölçüde itidal gösteriyor. Bu ortamda açıklama yapan Suriye Enformasyon Bakanı Hamza el-Mustafa, “Acı tecrübemiz bize sözün sorumluluk olduğunu, kışkırtmanın ise yıkımın ateşini beslediğini öğretti” ifadelerini kullandı.

Aynı saatlerde, İdlib kırsalındaki bir silah deposunda meydana gelen patlama sonucu beş kişi hayatını kaybetti, çok sayıda kişi de yaralandı. Öte yandan, DEAŞ’la Mücadele Uluslararası Koalisyonu (DMUK) güçleri, Deyrizor kırsalında DEAŞ’a yönelik bir hava indirme operasyonu gerçekleştirdi.

y67uı8
Suriye'nin batısındaki Lazkiye kentinde düzenlenen bir gösteriden (AFP)

Ülkenin çeşitli bölgelerinde (Humus, Hama, Lazkiye ve Tartus) düzenlenen ve yerel yönetimlerin güçlendirilmesi ile eski rejim mensuplarından tutukluların serbest bırakılması taleplerinin öne çıktığı protestoların ardından, aynı bölgelerde bu kez hükümete destek veren ve adem-i merkeziyet çağrılarını reddeden karşı gösteriler düzenlendi. Bu karşı gösterilerde, ‘eski rejimin suçlularının hesap vermesi’ talebi de dile getirildi.

Bazı protestolarda mezhepsel tonda kışkırtıcı sloganlar atılırken, Humus ve Lazkiye’nin es-Suleybe mahallesinde düzenlenen gösterilerde ise Suriye halkının birliği vurgulandı; katılımcılar, yeni Suriye yönetimi etrafında kenetlenme ve fitne girişimlerinin önlenmesi çağrısı yaptı. Öte yandan, Süveyda’da Dürzi lider Hikmet el-Hicri’ye destek veren aktivistler, ‘sahil bölgesi ayaklanması’ olarak tanımladıkları hareketle dayanışma için bir eylem gerçekleştirdi. Eylemde, adem-i merkeziyet talebi ve tutukluların serbest bırakılması çağrıları yinelendi; katılımcılar, Şeyh el-Hicri ile protesto çağrısında bulunan Şeyh Gazzal Gazzal’ın fotoğraflarını taşıdı.

Dün Süveyda’da düzenlenen bu eylem, pazartesi günü şehirde araç konvoylarıyla yapılan gösterinin devamı niteliğindeydi. O konvoy gösterisinde de katılımcılar, Şeyh el-Hicri’nin fotoğraflarının yanı sıra İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile birlikte çekilmiş görsellerini taşıdı.

gt
Süveyda'dan (Süveyda 24 internet sitesi)

Yazar Mahir Şerafeddin, Şeyh el-Hicri’nin en önde gelen destekçilerinden biri olarak, sahil bölgesindeki halkı ‘bütün güçleriyle Şeyh Gazzal Gazzal’ın etrafında kenetlenmeye’ çağırdı. Şerafeddin, Facebook’taki paylaşımında, sahil bölgesindeki hareketin ‘Şeyh el-Hicri’ye benzer halktan bir lidere ihtiyaç duyduğunu’ belirterek, “Kendi el-Hicri’nizi ortaya çıkarın; dengeleri değiştireceksiniz” dedi.

Kışkırtıcı kanallar…

Lazkiye Emniyet Müdürü Tuğgeneral Abdulaziz Hilal el-Ahmed, başlangıçta protesto görünümüyle ortaya çıkan çağrıların kısa sürede ‘toplumsal bölünme yaratmayı hedefleyen, mezhepsel tonda sistematik bir kışkırtma platformuna’ dönüştüğünü söyledi. Ahmed, yurtdışından yayın yapan ve nefret söylemi ile mezhepsel gerilimleri körüklemekle bilinen bazı medya kanallarının bu çağrıları büyüttüğünü, hatta taleplerin ‘kanlı olaylara karışmış ağır insan hakları ihlalleriyle suçlanan savaş suçlularının serbest bırakılmasına’ kadar genişletildiğini ifade etti.

Ahmed ayrıca, gösteriler sırasında ‘eski rejimin kalıntılarıyla bağlantılı suç hücrelerine mensup grupların’ tespit edildiğini aktardı. Bu grupların kargaşayı körüklediğini, polis, özel görev timleri ve trafik ekiplerine saldırdığını, ayrıca il emniyet müdürlüğüne bağlı bazı resmi araçları tahrip ettiğini belirtti.

rgthy
Lazkiye'deki güvenlik güçleri (Suriye resmi haber ajansı SANA)

Ahmed, Lazkiye kent merkezindeki Ziraat Kavşağı’nda yapılan eylemi korumakla görevli güvenlik güçlerinin, Ziraat mahallesi yönünden doğrudan ateş altına alındığını açıkladı. Ahmed’e göre söz konusu mahallede, ‘eski rejime bağlı askeri kurumlarla ilişkili bazı subaylar’ yaşıyor. Açılan ateş sonucu iki iç güvenlik personeli ile eyleme katılan bazı siviller yaralandı.

Tuğgeneral Ahmed, “Gösteri yapma ve görüş açıklama hakkı tüm Suriyeliler için meşrudur. Ancak iç güvenlik unsurlarına saldıran, yetki sınırlarını aşan, mezhepsel kargaşa yaratmak için kışkırtma faaliyetlerine katılan herkes yasal çerçevede hesap vermek zorundadır” şeklinde konuştu. Hiçbir tarafın ‘cezasız kalmasına izin verilmeyeceğini’ vurguladı.

Süveyda

Salı günü kentteki bir genel güvenlik kontrol noktasına düzenlenen saldırının ardından Süveyda’da yükselen gerilimi değerlendiren Süveyda Emniyet Müdürü Süleyman Abdulbaki, “Hikmet el-Hicri’nin öncülük ettiği bu tırmanış, devletin işleyişini felç eden bir tümör hâline geliyor” dedi.

xsdfr
Süveyda şehri levhasının yakınında bulunan Suriye güvenlik güçleri (Reuters)

Abdulbaki, Suriye devlet televizyonu el-İhbariyye’ye yaptığı açıklamada, Süveyda’daki genel güvenlik birimlerinin ‘çatışmaya sürüklenmemek için azami çaba gösterdiğini, yanıtın yalnızca saldırılara ve ateş açılan noktalara yönelik olduğunu’ söyledi. Sonuçta ‘Suriye kanının bir olduğunu ve Süveydalıların da kendi halkları olduğunu’ belirterek, bir diyalog zemini oluşturmak için çalıştıklarını ifade etti. Abdulbaki, Hikmet el-Hicri’yi ‘çatışmayı körüklemek ve devletle iş birliğini reddetmekle’ suçladı.

Suriye İçişleri Bakanlığı ise daha önce yaptığı açıklamada, Süveyda’nın batı kırsalında bakanlığa bağlı bir güvenlik kontrol noktasının ‘kanun dışı gruplar’ tarafından saldırıya uğradığını ve saldırıda bir güvenlik görevlisinin hayatını kaybettiğini, ikisinin de yaralandığını bildirdi. Açıklamaya göre, İçişleri Bakanlığı birimleri ateşin kaynağına karşılık verdi ve ‘saldırgan gruplar arasında ölü ve yaralılar’ olduğu ifade edildi. Bakanlık, bu tür saldırıların ‘yalnızca Süveyda’daki güvenliği ve sivillerin günlük yaşamını istikrarsızlaştırmayı hedeflediğini’ vurguladı.

Öte yandan Süveyda’daki yerel medya kaynakları, genel güvenlik güçlerinin salı akşamı kentin kuzeyinde birden fazla hatta ‘insansız hava araçları (İHA) ve ağır makineli tüfeklerle ani operasyonlar’ düzenlediğini aktardı. Şarku’l Avsat’ın yerel haber sitesi Süveyda 24’ten aktardığına göre, bu olaylarda bir genç öldü, çok sayıda kişi de yaralandı. Site ayrıca, Süveyda’nın güneybatısındaki Yerd köyü yakınlarında bir kontrol noktasına yönelik silahlı saldırıda, bir güvenlik görevlisinin öldürülmesi ve ikisinin yaralanmasının ardından bölgede ‘yoğun gerilim’ yaşandığını duyurdu.

ty7u
Süveyda vilayetinin Basra el-Harir bölgesindeki Suriye güvenlik güçleri (AP)

Yerel haber sitesi, bölgedeki kaynaklara dayanarak, ‘yerel grupların herhangi bir saldırı düzenlediği iddialarının doğru olmadığını’ belirtti. Kaynaklara göre ateş açılması olayı, ‘kontrol noktasında, arama yapılmadan geçmeye çalışan bir aracın durdurulması sırasında’ meydana geldi.

Aynı kaynaklar, insani yardım hattı üzerinde, Busra eş-Şam’a uzanan güzergâhtaki bu kontrol noktasına takviye birliklerin gönderilmesinin ardından, iki kişinin güvenlik güçlerince gözaltına alındığını bildirdi. Bu gelişmeyi, Süveyda kentinin batı kesiminde yerel Ulusal Muhafız grupları ile genel güvenlik güçleri arasında kısa süreli çatışmalar izledi.

Yıkımın yakıtı

Kahire’de düzenlenen Arap Enformasyon Bakanları Konseyi’nin 55. oturumunda konuşan Suriye Enformasyon Bakanı Hamza el-Mustafa, Suriye’nin ‘çoğulculuğa saygı duyan, diyaloğa inanan özgür ve sorumlu bir medya inşa etmeye çalıştığını’ söyledi. Mustafa, medyanın ‘halkın sesi ve Suriye’nin çeşitli toplumsal bileşenleri arasında köprü’ olması gerektiğini belirterek şu ifadeyi kullandı: “Acı tecrübemiz bize gösterdi ki, söz sorumluluktur; kışkırtma ise yıkımın yakıtıdır.”

İdlib kırsalı

Saha kaynaklarına göre, İdlib’in kuzeybatısındaki Kafr Teharim kasabasında bir silah deposunda patlama meydana geldi. Yerel kaynaklar, patlamanın DMUK uçaklarının hava saldırısından kaynaklanmış olabileceğini öne sürdü. Ancak vilayetin iç güvenlik birimleri, patlamanın yakında çalışan bir tamir ekibinden kaynaklanan arıza nedeniyle gerçekleştiğini açıkladı. Patlamada 5 işçi hayatını kaybetti, 9 kişi yaralandı. Sosyal medyada paylaşılan görüntülerde yoğun duman bulutları görülürken, bölge sakinleri patlamanın ‘geniş bir alanda hissedildiğini ve yakın okullardaki çocuklarda paniğe yol açtığını’ aktardı.

fr
Tamamen yıkılan deponun bulunduğu yere gelen kurtarma ekipleri (Suriye resmi haber ajansı SANA)

Yerel kaynaklar, Deyrizor’da DMUK güçlerinin, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile iş birliği içinde, kentin kuzeydoğu kırsalındaki Marat beldesinin Zelzele mahallesinde bir hava indirme operasyonu gerçekleştirdiğini bildirdi. Operasyon kapsamında iki eve baskın düzenlendi ve DEAŞ örgütüne bağlı olmakla suçlanan iki kişi gözaltına alındı.



Çin, Sudan ile ilişkilerinde borç tuzağının üzerinden mi atlıyor?

Fotoğraf: Dünya Bankası tahminlerine göre, Sudan'ın kamu borcu GSYİH'sının yaklaşık yüzde 147'sine denk geliyor (Independent Arabia - Hasan Hamed)
Fotoğraf: Dünya Bankası tahminlerine göre, Sudan'ın kamu borcu GSYİH'sının yaklaşık yüzde 147'sine denk geliyor (Independent Arabia - Hasan Hamed)
TT

Çin, Sudan ile ilişkilerinde borç tuzağının üzerinden mi atlıyor?

Fotoğraf: Dünya Bankası tahminlerine göre, Sudan'ın kamu borcu GSYİH'sının yaklaşık yüzde 147'sine denk geliyor (Independent Arabia - Hasan Hamed)
Fotoğraf: Dünya Bankası tahminlerine göre, Sudan'ın kamu borcu GSYİH'sının yaklaşık yüzde 147'sine denk geliyor (Independent Arabia - Hasan Hamed)

Muna Abdulfettah

Sudan ekonomisini sarsan ve ülkeyi bağımsızlığından bu yana en derin finansal krizlerinden birine sürükleyen bir savaşın ortasında, Çin, Hartum'un kendisine olan yaklaşık 50 milyon dolarlık borcunu sildiğini duyurdu. Bu hamle, Sudan'ın dünyanın en karmaşık borç krizlerinden biriyle karşı karşıya olduğu bir dönemde geldi. Sudan’ın dış borcu yaklaşık 67 milyar dolara ulaşıyor ve bunun büyük kısmı on yıllar içinde biriken faiz ve gecikmelerden oluşuyor. Öte yandan, Sudan'ın Ağır Borçlu Yoksul Ülkeler (HIPC) Girişimi kapsamında borçlarının önemli ölçüde silinmesi yolunda ilerleme kaydedilmişken, bu süreç, Egemenlik Konseyi Başkanı General Abdulfettah el-Burhan'ın 2021'de hayata geçirdiği önlemler ve ardından Nisan 2023'te savaşın patlak vermesiyle tamamen durdu.

Tamamen finansal açıdan bakıldığında, bu miktar dış borcun büyüklüğünü önemli ölçüde değiştirmiyor, savaşın neden olduğu ciddi ekonomik daralmayı çözmüyor ve çatışmanın genişlemesiyle duran uluslararası finansman akışını da yeniden başlatmıyor. Bununla birlikte, bu adımın önemi zamanlaması ve bağlamında gizli; zira borçların yeniden yapılandırılması çabalarının sekteye uğradığı, Sudan'ın uluslararası finans kuruluşlarına erişiminin azaldığı ve devam eden savaş ve kötüleşen ekonomik faaliyet nedeniyle kamu maliyesinin artan bir baskı altında olduğu bir dönemde geldi.

Anlaşma, Çin hükümetinin verdiği dört faizsiz kredi borcunun silinmesini içeriyor ve Port Sudan'da protokolün imzalanmasının hemen ardından yürürlüğe girdi. Bu gelişme, her iki tarafın da bankacılık engellerinin giderilmesi, Çin Ulusal Petrol Şirketi'nin (CNPC) faaliyetlerinin yeniden başlatılması ve enerji, su ve tarım projelerine tahsis edilen Çin hibelerinin uygulanmasına devam edilmesi de dahil olmak üzere çeşitli ekonomik konularda devam eden iş birliğine olan bağlılıklarını teyit etmeleriyle aynı zamana denk geldi. Bu, savaş ve neden olduğu siyasi ve ekonomik karmaşıklıklar nedeniyle birçok uluslararası finansörün ve ortağın varlığının azaldığı bir dönemde, Çin'in özellikle petrol sektöründe Sudan'ın en önde gelen yatırımcılarından ve ekonomik ortaklarından biri haline geldiği, on yıllara yayılan bir ekonomik ilişkinin uzantısı olarak öne çıkıyor.

Durdurulan projeler

Sudan-Çin ilişkileri, Afrika'da siyasi ekonomi ve jeopolitik değerlendirmelerin iç içe geçişinin bir örneğini teşkil ediyor. 1990'ların ortalarından beri Pekin, Sudan'ı kıtada enerji sektöründe varlığını genişletmesine olanak tanıyan bir ortak olarak gördü. Bu arada Hartum, Batı'nın artan izolasyonu, sermayeye ve uluslararası pazarlara erişimini sınırlayan ekonomik yaptırımlardan muzdarip olduğu bir dönemde Çin'de bir finansman, yatırım ve teknoloji kaynağı buldu. Çin yatırımları, Sudan'ın petrol endüstrisi gelişiminin omurgasını oluşturdu; Port Sudan'daki petrol sahalarını, boru hatlarını ve ihracat tesislerini finanse etti. Bu durum, Çin'i uzun yıllar boyunca Sudan'ın en büyük yabancı yatırımcısı ve en önemli ticaret ortağı haline getirdi.

Ancak bu ilişki, 2011'de Güney Sudan'ın ayrılmasından sonra, petrol rezervlerinin büyük çoğunluğunun yeni devlete devredilmesiyle farklı bir aşamaya girdi. Bu durum, Sudan'daki Çin yatırımlarının ekonomik olarak faydasını azalttı, ancak ilişkilerde tam bir kopmaya yol açmadı. Pekin, siyasi istikrarsızlığa rağmen sürekli ekonomik etkileşim politikası benimseyerek altyapı, enerji ve madencilik sektörlerindeki varlığını sürdürdü. Fakat, devam eden savaş, projeleri aksatan ve birçok şirketin faaliyetlerini kısıtlayan zorluklar ortaya çıkardı. Ayrıca, kötüleşen güvenlik ortamında bazı yatırımların yeniden değerlendirildiğine dair işaretler de ortaya çıktı.

Dünya Bankası tahminlerine göre, Sudan'ın kamu borcu GSYİH'sının yaklaşık yüzde 147'sine denk geliyor ve hükümet, uluslararası piyasalardan borçlanamadığı için nakit finansmanına güvenmeye devam ediyor.

e7kı
Pekin'in Sudan'ın borcunun bir kısmını silme kararı, Çin'in Afrika'da küçük, faizsiz devlet kredilerinin silinmesine dayanan diplomatik yaklaşımının bir uzantısı olarak görülüyor (Independent Arabia - Hasan Hamed)

Çin'in Sudan'ın alacaklılarının başında geldiği yönündeki yaygın algıya rağmen, Sudan'ın dış borcunun büyük çoğunluğu aslında uluslararası finans kuruluşlarına ve diğer resmi alacaklılara ait. Çin’e borcu, toplamın sınırlı bir yüzdesini temsil ediyor ve imtiyazlı krediler, tercihli krediler ve altyapı ve enerji projelerine bağlı finansman karışımından oluşuyor. Pekin'in son kredi borcunu silme kararı, ticari krediler veya büyük yatırım projelerine bağlı finansman hariç, imtiyazsız devlet kredilerine ilişkin olağan politikası çerçevesinde yer alıyor. Bu da Çin'in ortaklarının borçlarını yönetmedeki rolünün yanı sıra, devam eden çatışmaya rağmen Sudan'daki ekonomik varlığını sürdürdüğünü yansıtıyor.

Varlığını pekiştirme

Sudan, Çin için gelişmekte olan bir pazar ve doğal kaynaklar için bir kaynak olmasının yanı sıra, Afrika Boynuzu'nu Kızıldeniz'e bağlayan stratejik bir konumda yer alıyor ve bölgesel ticaret ve enerji ağlarında önemli bir bağlantı noktası oluşturuyor. Bu anlayışa dayanarak, Pekin 1990'ların ortalarından beri petrol, altyapı, enerji ve ulaşım projelerini düşük faizli krediler ve kalkınma kredileri yoluyla finanse ederek ülkedeki varlığını pekiştirirken, aynı zamanda ekonomik iş birliğini yönetim veya iç reformlarla ilgili siyasi koşullara bağlamaktan kaçındı. Bu yaklaşım, Çin'in on yıllardır Sudan'ın en büyük ekonomik ortağı olmasına katkıda bulundu, ancak aynı zamanda finansal yükümlülükler de biriktirdi, çünkü Çin'in finansmanının çoğu hibe yerine üretken projelere bağlı krediler şeklinde oldu.

rgthyju
Çin için Sudan, gelişmekte olan bir pazar ve doğal kaynaklar için bir kaynaktır (Independent Arabia - Hasan Hamed)

Bu bağlamda, Pekin'in Sudan'ın borcunu silme kararı, Çin'in Afrika'da benimsediği diplomatik yaklaşımın bir uzantısıdır; bu yaklaşım, küçük, faizsiz devlet kredileri borcunu silmeyi, ticari krediler ve altyapı finansmanını ise silme programının kapsamı dışında tutmayı içeriyor. Bu nedenle, kararın finansal etkisi, dış borç ve Çin'e olan 5 milyar dolardan fazla borçla karşılaştırıldığında sınırlı kalıyor. Ancak, gerçek değeri zamanlamasında gizli, çünkü karar, HIPC girişiminin durduğu, Batı finansman kanallarının azaldığı ve Sudan'ın savaş nedeniyle finansal izolasyonunun arttığı bir dönemde geldi.

Buna karşılık, ekonomik çöküş ve ardından gelecek muazzam yeniden inşa ihtiyacı, Çin için limanlar, yollar, enerji ve lojistik alanlarında büyük yatırımlar gerektirecek bir ülkede varlığını pekiştirmek için stratejik bir fırsat sunuyor. Mesele, sadece sınırlı bir borç yükünü hafifletmekle ilgili değil, aynı zamanda gelecekteki yeniden inşa pazarında lider bir konumu korumak ve Kızıldeniz'de stratejik bir konumda bulunan bir ülkede uzun vadeli ekonomik nüfuz ağlarını pekiştirmekle de ilgili. Burada altyapının yeniden inşası, bir ekonomik kalkınma projesi olduğu kadar, güç dengesini yeniden şekillendirmenin bir aracı haline de geliyor.

Borç tuzağı

Sudan'ın Çin'e olan borcunu yalnızca “borç tuzağı diplomasisi” anlatısıyla yorumlamak uygun olmayabilir, aynı şekilde Çin finansmanını garantili bir kalkınma motoru olarak gösteren karşı bir anlatıya da indirgenemez. Sudan'daki durum, siyasi ekonomi değerlendirmeler ve jeopolitik değişimlerin kesişim noktasında şekilleniyor. Milenyumun başından beri Çin'den alınan borçların genişlemesi, Hartum'un sermaye ve teknik uzmanlık ihtiyaçlarını karşılayan ve aynı zamanda Çin'in enerji sektöründeki stratejik çıkarlarını güçlendiren karşılıklı bir ilişki içinde, petrol ve altyapı projelerinin finansmanıyla bağlantılı oldu. Ancak, Güney Sudan'ın ayrılmasıyla Sudan ekonomisi petrol kaynaklarının büyük bir kısmından mahrum kaldı ve bu durum denklemin dengesini büyük ölçüde bozdu. Bu dengesizlikler, ardı ardına gelen finansal krizlerle daha da kötüleşti. Ardından, borç sürdürülebilirliğini, borçların şartlarından ziyade devletin kurumsal hayatta kalmasına bağımlı hale getirecek bir şekilde ekonomik ortamı yeniden şekillendiren savaş patlak verdi.

Bu perspektiften bakıldığında, Çin'in stratejik varlıklar edinmek veya doğrudan egemen düzenlemeler dayatmak için borçları kullandığına dair kesin bir kanıt olmadığı için, “borç tuzağı” tezi Sudan deneyimini açıklamak için yetersiz görünüyor. Buna karşılık, dış yükümlülüklerin birikiminden kaynaklanan yapısal riskleri göz ardı etmek de aynı derecede aşırı bir basitleştirmedir. Borçlanmanın zayıf yönetişim, dar bir üretim tabanı ve kamu maliyesinin değişken gelirlere bağımlılığıyla birleşimi, şartlarından bağımsız olarak her türlü dış borcu, ekonomik kırılganlığı şiddetlendiren ve kamu politikası seçeneklerini kısıtlayan bir unsur haline getiriyor. Dahası Sudan'ın Çin'e olan borcunun geleceği, borç verenin niteliğinden ziyade, devletin savaş sonrası dönemde istikrarı yeniden sağlama, kamu maliyesini yeniden yapılandırma, gelir kaynaklarını çeşitlendirme ve finansmanları sürdürülebilir getiri sağlayabilecek verimli yatırımlara yönlendirme becerisine bağlı olacaktır. Borç sürdürülebilirliği, borcun kendisinin doğal bir özelliği değil, devletin borçlanmayı ekonomik büyümeye dönüştürmedeki verimliliğinin doğrudan bir sonucudur; bu da devletin egemenliğini veya kalkınma fırsatlarını tehlikeye atmadan yükümlülüklerini yerine getirme kapasitesini desteklemektedir.

Rekabet avantajı

Şarku’l Avsat Indpendent Arabia’dan aktardığı analize göre Sudan ve Çin arasındaki ekonomik ilişkilerin geleceği, herhangi bir tekli finansal anlaşmadan daha belirleyici bir değişkene bağlı kalacaktır, o da savaşın sonucu. Sudan ekonomisinin canlandırılması, siyasi olarak ne kadar önemli olursa olsun, sınırlı borç silme ile sağlanamaz. Minimum düzeyde güvenliğin yeniden sağlanmasını, devlet kurumlarının yeniden inşasını, üretimin yeniden başlatılmasını ve Sudan'ın uluslararası finans sistemine yeniden entegre edilmesini gerektiriyor. Bu adımlar atılmadığı takdirde, nedenleri ve büyüklüğü dış mali yükümlülüklerin çok ötesine uzanan yapısal bir kriz karşısında, herhangi bir borç hafifletme önleminin etkisi sınırlı kalacaktır.

Bu bağlamda, Çin, otuz yılı aşkın süredir inşa ettiği ekonomik varlığından ve koşullar uygun olduğunda yeniden inşaya katılma isteğinden yararlanarak, Sudan'ın en önde gelen dış ortaklarından biri olarak konumunu korumaya hazır görünüyor. Ancak, bu rolün niteliği, Hartum'un borcunu etkin bir şekilde yönetme, kamu harcama önceliklerini yeniden yapılandırma ve borçlanmayı, mali dengesizlikleri daha da kötüleştirmek yerine, gelecekteki borç ödemelerini güvence altına alacak getiriler üretebilen verimli projelere yönlendirme becerisine bağlı olacaktır. Ayrıca, Çin ile iş birliği, büyük olasılıkla Çinli şirketlerin rekabet avantajına ve Afrika pazarlarında geniş deneyime sahip olduğu altyapı, enerji ve lojistik sektörlerine odaklanmaya devam edecektir.

Buna karşılık, Sudan da aynı derecede önemli bir zorlukla karşı karşıya; Çin finansmanından yararlanmak ile tek bir ortağa bağımlılığın ekonomik veya müzakere açısından kırılganlık kaynağı haline gelmesini önlemek arasında hassas bir denge kurmak. HIPC girişiminin askıya alınması, borç krizinin ele alınmasının, ne kadar önemli olurlarsa olsunlar, ikili girişimlere dayanamayacağını gösterdi. Aynı zamanda, uluslararası finans kuruluşlarıyla iş birliğinin yeniden başlatılmasına ve Sudan ekonomisine olan güvenin yeniden inşa edilmesine olanak tanıyan siyasi bir çözüme ihtiyaç duyulduğunu da gösterdi.

Jeopolitik düzeyde, 50 milyon dolarlık bir borcun silinmesinin tek başına Afrika'daki güç dengesini değiştirmesi beklenmiyor, ancak Pekin'in izlediği daha geniş bir eğilimi destekliyor; krizler sırasında kırılgan devletlerde varlık göstermek ve böylece yeniden inşa aşamasında göreceli bir avantaj elde etmek. Dahası söz konusu hamlenin stratejik değeri, finansal rakamın kendisinde değil, Sudan istikrar kazanırsa daha derin ve daha geniş bir ekonomik ortaklığa dönüşebilecek veya savaş devam ederse, kalkınma mantığından ziyade kriz yönetimi mantığıyla yönetilmeye devam edecek uzun vadeli bir ilişkiyi sağlamlaştırmaya katkısında yatıyor.


Şera, NATO Zirvesi kapsamında Ankara’da hangi konuları görüşecek?

(foto altı) Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera, Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani’nin de hazır bulunduğu bir toplantıda, bir grup Kongre üyesi ve ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack ile bir araya geldi. (Suriye Cumhurbaşkanlığı)
(foto altı) Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera, Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani’nin de hazır bulunduğu bir toplantıda, bir grup Kongre üyesi ve ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack ile bir araya geldi. (Suriye Cumhurbaşkanlığı)
TT

Şera, NATO Zirvesi kapsamında Ankara’da hangi konuları görüşecek?

(foto altı) Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera, Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani’nin de hazır bulunduğu bir toplantıda, bir grup Kongre üyesi ve ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack ile bir araya geldi. (Suriye Cumhurbaşkanlığı)
(foto altı) Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera, Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani’nin de hazır bulunduğu bir toplantıda, bir grup Kongre üyesi ve ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack ile bir araya geldi. (Suriye Cumhurbaşkanlığı)

Suriye, Ankara’da düzenlenen NATO Zirvesi’ne katılımını büyük önemle değerlendiriyor. Suriye medyasına göre bu katılım, ‘Şam’ın uluslararası sistemin yapısı içinde kendisi için oluşturduğu yeni stratejik konumlanmanın’ bir parçası olmanın yanı sıra, zirvenin bölge ve dünyada büyük jeopolitik dönüşümlerin yaşandığı bir dönemde gerçekleştirilmesi nedeniyle de ayrı bir önem taşıyor.

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera, 36’ncısı düzenlenen NATO Zirvesi’nin ikinci gününde (çarşamba) Ankara’ya ulaştı. Ankara, 2004 yılından bu yana ikinci kez NATO Zirvesi’ne ev sahipliği yapıyor. Şera’nın zirveye davet edilmesi, Suriye’nin uzun yıllar süren uluslararası izolasyon ve siyasi tecridin ardından Şam’a yönelik uluslararası açılımın genişlediğine işaret eden derin siyasi anlamlar taşıyor.

Şera, Ankara’ya varışının hemen ardından, Suriye Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani’nin de katılımıyla ABD Kongresi’nden bir heyet ve ABD Başkanı’nın Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack ile bir araya geldi. Suriye Cumhurbaşkanlığı’nın açıklamasına göre görüşme, Şera’nın ABD Başkanı Donald Trump ile gerçekleştireceği buluşma öncesinde yapıldı.

dfgthy
Ticaret Bakanı Ömer Bolat, NATO Zirvesi’nin ikinci gününde Ankara’ya gelen Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera’yı karşıladı. (SANA)

Şera’nın zirve kapsamında gerçekleştireceği temaslarda birçok başlık ele alınacak. Suriye’nin es-Sevra gazetesi dün yayımladığı haberde, görüşmelerde terörle mücadele, Hizbullah’ın geleceği, milis grupların silahsızlandırılması, sınır güvenliği ve Lübnan’ın bölgesel hesaplaşmaların sahası haline gelmesinin önlenmesi gibi konuların masaya yatırılacağını belirtti. Gazete, bu hedeflerin ‘açık mutabakatlar, güçlü bir Lübnan devleti ve dengeli bir Suriye rolü’ çerçevesinde ele alınacağını ifade etti.

Görüşmelerde ayrıca, sınır güvenliğinin güçlendirilmesi, kaçakçılık faaliyetlerinin önlenmesi, uyuşturucuyla mücadelede iş birliği, Suriye ekonomisi üzerindeki kısıtlamaların kaldırılması, ülkede istikrarın desteklenmesi ve Suriye devlet kurumlarının görevlerini etkin şekilde yerine getirebilmesi için atılacak adımların da değerlendirilmesi bekleniyor.

Gazetenin görüştüğü siyaset analistleri ise “Ortadoğu haritasını okumak isteyen hiç kimse Suriye’yi görmezden gelemez. Akdeniz’in güvenliği, Lübnan, Irak, sınırlar, terörle mücadele, milis gruplar ve bölgesel dengenin yeniden tesisi gibi başlıklar Şam devre dışı bırakılarak tartışılamaz. Suriye, harita üzerinde yalnızca bir geçiş noktası değil, bölgenin ve dünyanın merkezindeki stratejik bir düğüm noktasıdır” değerlendirmesinde bulundu.

Suriye... Stratejik bir konum

NATO, Suriye’yi daha geniş kapsamlı güvenlik düzenlemelerine entegre ederek bölgede gerilimin tırmanma riskini azaltmayı hedefliyor. Bu yaklaşım, özellikle Washington ile Tahran arasında Hürmüz Boğazı’nda yeniden yükselen askerî gerilim nedeniyle önem kazanıyor. Şera da salı günü Şam’da Fransa Cumhurbaşkanı ile gerçekleştirdiği görüşmede bu konuya değinerek, “Hürmüz Boğazı krizinin ardından dünya, güvenli ve istikrarlı ulaşım koridorlarının değerini daha iyi anladı” ifadesini kullandı. Şera, bu değerlendirmeyi yaparken Suriye’nin Akdeniz’i Körfez bölgesi ve Irak’a bağlayan stratejik bir konuma sahip olduğunu vurguladı. Ayrıca ülkenin, deniz yoluyla Fransa’nın Marsilya kentine yalnızca birkaç saatlik mesafede bulunduğuna dikkat çekti.

scdvfbgh
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera (AP)

Bağımsız yerel gazete Enab Baladi ise NATO Zirvesi’nin gündeminin ağırlıklı olarak kolektif savunma, askerî kapasitenin güçlendirilmesi ve Avrupa güvenliğinin geleceğine odaklandığını, ancak zirve kapsamında yürütülen diplomatik temasların, özellikle de Suriye’nin katılımı ve Şera’nın çeşitli liderlerle gerçekleştirmesi beklenen görüşmelerin Suriye dosyasını zirvenin önemli başlıklarından biri haline getirebileceğini yazdı. Gazete, zirveden Şam’ın başta Washington, Ankara ve Paris olmak üzere etkili başkentlerle gelecekteki ilişkilerine dair yeni işaretlerin çıkmasının beklendiğini belirtti.

Enab Baladi, Trump ile Şera arasında yapılması beklenen görüşmede, Washington ile Şam arasındaki ilişkilerin geleceği ile Suriye’ye ilişkin siyasi ve güvenlik dosyalarının ele alınmasının öngörüldüğünü aktardı. Haberde, son aylarda Suriye’de yaşanan gelişmeler ışığında iki taraf arasındaki iletişim kanallarının genişletilmesi imkânlarının da masaya yatırılmasının beklendiği ifade edildi.

Gazete ayrıca, ikili görüşmelerde Suriye-Türkiye koordinasyonunun da öne çıkacağını; özellikle sınır güvenliği ve ekonomik iş birliği başlıklarının ele alınacağını kaydetti. Haberde, Şam yönetiminin Batılı ve bölge ülkeleriyle diplomatik açılımını genişletme çabalarını sürdürdüğüne dikkat çekildi.

Suriye resmi haber ajansı SANA ise NATO Zirvesi’nin, Suriye ile ABD arasındaki ilişkilerin ‘yaptırımlar ve kopuş döneminden yapıcı diyalog ve stratejik iş birliği aşamasına geçiş’ sürecinde düzenlendiğini belirtti. Şarku’l Avsat’ın SANA’dan aktardığına göre zirve, ‘Suriye'nin bölgede güvenlik ve istikrarın güçlendirilmesindeki merkezi rolünü pekiştiren geniş kapsamlı uluslararası ve bölgesel diplomatik hareketliliğin bir parçası olması ve kapsamlı ekonomik toparlanma çabalarını ileri taşıması’ nedeniyle özel önem taşıyor.


Rapor: Irak, İran destekli gruplara dolar akışını durdurmayı kabul etti

Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi (Reuters)
Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi (Reuters)
TT

Rapor: Irak, İran destekli gruplara dolar akışını durdurmayı kabul etti

Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi (Reuters)
Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi (Reuters)

ABD gazetesi Wall Street Journal (WSJ), ABD’li ve Iraklı yetkililere dayanarak Irak'ın dolar akışını İran ve müttefiki silahlı gruplara yönlendirmeyi önlemeye yönelik yeni denetim mekanizmalarını hayata geçirmeyi kabul ettiğini aktardı. Bu adım, ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin dört aydır Bağdat'a Amerikan doları transferini askıya alma kararının kaldırılması karşılığında atıldı.

Irak hükümeti pazartesi günü, Tahran'a yakın silahlı grupların 30 Eylül'e kadar silahlarını devlete teslim etmesi için süre tanıdığını açıkladı. Bu tarih, bazı grupların silahlarını elinde tutmak için öne sürdüğü gerekçe olan DEAŞ terör örgütüne karşı Uluslararası Koalisyonun misyonunun sona ereceği tarihe denk geliyor.

Bu açıklama, Başbakan Ali ez-Zeydi'nin geçtiğimiz ay göreve gelmesinden bu yana yapacağı ilk yurt dışı ziyaret olması beklenen temmuz ayı ortalarındaki Washington turu öncesinde yapıldı. ABD’nin artan baskısıyla Zeydi, Washington'ın ‘terör örgütü’ olarak sınıflandırdığı grupların silahlarını devlet tekeline alma taahhüdünde bulunmuştu.

Bu ay Asaib Ehlil Hak ve İmam Ali Tugayları, Halk Seferberlik Güçleri (Haşdi Şabi) bünyesindeki silahlı tugaylarının yönetimini Irak hükümetine devretti.

Haşdi Şabi 2014 yılında DEAŞ’a karşı savaşmak amacıyla Iraklı silahlı gruplardan oluşturuldu ve daha sonra askeri kurumun bir parçası haline getirildi.

Ancak bünyesinde aynı zamanda Tahran yanlısı grupların bağımsız hareket eden tugaylarını da barındırıyor. Bu gruplar özellikle Orta Doğu savaşı sırasında Amerikan çıkarlarına yönelik saldırılar düzenledi; Washington da buna ağır saldırılarla karşılık verdi.

Bu saldırılar gerekçesiyle Washington, ABD işgalinin ardından imzalanan anlaşma kapsamında yönettiği Irak petrol gelirlerinin nakit ödemelerini ve güvenlik yardımlarını askıya aldı.

ABD’li bir yetkili geçtiğimiz ay, yardımların yeniden başlatılabilmesi için Washington'ın Zeydi'den silahlı grupların devlet kurumlarından uzaklaştırılması yönünde ‘somut adımlar’ beklediğini açıkladı.