Trump'ın 2026'daki Ortadoğu yaklaşımına bakış

Bölgesel gelişmeler, Trump'ı öncelikleri arasında yer almayan konuları ele almaya zorladı

Fotoğraf: Reuters/Al-Majalla
Fotoğraf: Reuters/Al-Majalla
TT

Trump'ın 2026'daki Ortadoğu yaklaşımına bakış

Fotoğraf: Reuters/Al-Majalla
Fotoğraf: Reuters/Al-Majalla

Brian Katulis

Donald Trump'ın ikinci başkanlık döneminin ilk yılı hem içeride hem de dışarıda keskin dönüşler ve hızlı değişimlerle dolu, siyasi bir iniş çıkışlar silsilesine benziyordu ve bu amansız aktivizmin merkezinde Ortadoğu yer alıyordu. Bölgesel odak noktasını iki ana faktör belirledi; net bir kendini beğenme duygusu ve olayların hızlandığı, çeşitli aktörlerin hesaplarının giderek daha fazla iç içe geçtiği çalkantılı bölgesel ortamda, tarihte önemli bir yer edinme arzusu.

Trump, 2020’deki İbrahim Anlaşmaları'nı ve aynı yıl İranlı General Kasım Süleymani'nin öldürüldüğü saldırı da dahil olmak üzere İran'a karşı azami baskı kampanyasını, ilk dönemindeki dış politikasının kilit kilometre taşları olarak sunmaya devam ediyor. Ukrayna'daki savaşı sona erdirmekten, Amerika Birleşik Devletleri'nin dünyanın büyük bölümüyle ekonomik bağlarını yeniden şekillendirmeye, göçmenlik politikalarını on yıllardır görülen en sert şekilde sıkılaştırmaya kadar uzanan geniş küresel emelleri arasında, Ortadoğu hesaplarında sürekli bir yer tutuyor. İbrahim Anlaşmaları, ilk döneminde bölgenin tarihinde açık bir iz bıraktı ve ikinci döneminde de bu mirası sağlamlaştırmayı ve güçlendirmeyi amaçlıyor.

Ancak, kişisel hırs tek başına onun bu konuya dahil olmasını açıklamakta yetersiz kalıyor. Bölgesel gelişmeler, onu mutlaka öncelikleri arasında yer almayan konuları ele almaya zorladı. Bu, Amerikan başkanlarının deneyimlerinde tekrar eden bir kalıptır; bölge meselelerine müdahalelerini ne kadar en aza indirmeye çalışsalar da kendilerini bölgenin krizlerinin içine çekilmiş bulurlar. Her başkanın, tıpkı “Baba” serisinin üçüncü filminde Michael Corleone’nin yaptığı gibi, bu döngüden kalıcı olarak kurtulamayacağını acı bir şekilde kabul ettiği bir anı vardır.

Bu eğilim, Trump'ın 2025'te İsrail'in eylemlerine yanıt olarak attığı bir dizi adımla pekişti. İsrail, mart ayında Hamas ile ateşkesi tek taraflı olarak sona erdirdi, haziran ayında İran'a saldırdı ve hassas müzakerelerin yürütüldüğü bir sırada Doha'yı bombaladı. Buna ilave olarak Trump, göreve başlamasından sadece birkaç gün önce, Aralık 2024'te Esed rejiminin devrilmesinin akabinde Suriye'de hızla gelişen olaylarla karşı karşıya kaldı.

Son aylarda, İsrail'in Batı Şeria üzerinde daha fazla kontrol kurma ve muhtemelen bu bölgeyi ilhak etme girişimleri nedeniyle, Trump'ın İsrail Başbakanı Netanyahu'dan uzaklaşabileceğine dair spekülasyonlar arttı

sdcfvg
ABD Başkanı Donald Trump tarafından paylaşılan ve Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro'nun ABD ordusu tarafından yakalanmasının ardından USS Iwo Jima uçak gemisinde çekilmiş bir fotoğrafı, 3 Ocak 2026 (AFP)

Geçtiğimiz yıla dair bu yoğun okuma, modern tarihin en tahmin edilemez ABD başkanı hakkında 2026'nın neler getirebileceğini tahmin etmek için makul bir temel sunuyor. Yatırım firmaları geçmişteki performansın gelecekteki sonuçların göstergesi olmadığı konusunda uyarmayı adet edinmişlerdir, bu kural açıkça Trump için de geçerli. Karar alma kalıplarını ve eylemlerini izlemek önemli ipuçları veriyor. Dolayısıyla geçtiğimiz yıl boyunca yaklaşımını belirleyen üç genel özellik olduğu gözlemlenebilir.

Şok ve korku uyandıran açıklamalar

Dikkat çeken ve rakiplerini tedirgin eden sansasyonel açıklamalar yapmak, Trump'ın tarzının ayrılmaz bir parçası. 2025’te başkanlığının ilk haftalarında, ABD'nin Gazze'yi kontrol edeceğini ilan etmiş ve komşu ülkelere Filistinlileri kabul etmelerini önermişti. Bir yıl sonra, bu öneri, ister gerçek bir plan isterse sadece retorik bir manevra olsun, artık tartışılmıyordu. Ancak, şok etkisi yadsınamazdı; çünkü diğer tarafları pozisyonlarını yeniden değerlendirmeye ve bu sürprizin baskısı altında hareket etmeye sevk etti.

Hızlı kazançları tercih etme

İkinci özelliği, ABD için sınırlı maliyetle net bir siyasi getiri sağlayan adımlar veya anlaşmalar olarak adlandırdığı hızlı kazanımlara olan eğilimidir. ABD'nin Karakas'ta Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro'yu tutukladığı haberi buna örnek gösterilebilir. Böyle bir senaryoda, Başkan kararlı, George W. Bush yönetimi sırasında Irak'ta olduğu gibi uzun süren, kaynak tüketen bir savaşa saplanmadan Amerikan gücünü kullanabilen birisi gibi göründü.

Başarıları abartmak

Trump, sahadaki çok daha karmaşık ve iç içe geçmiş gerçeklere rağmen, Ermenistan ve Azerbaycan, Kongo ve Ruanda, Hindistan ve Pakistan ile Kamboçya ve Tayland arasındaki anlaşmaları örnek göstererek, on ayda sekiz savaşı bitirdiğini sürekli olarak vurguladı. Büyük vaatlerde bulunmaya, bu vaatlerin gerisinde kalan sonuçlar elde etmeye ama bu sonuçları tarihi bir başarı olarak sunmaya meyillidir. Bu tarzı muhtemelen mevcut yıl boyunca da devam ettirecek.

Bu üç özellik İran, İsrail, Filistin ve Suriye'yi kapsayan çatışmalara uygulandığında, Trump'ın 2026'da Ortadoğu'ya yaklaşımını şekillendirebilecek potansiyel senaryoların özellikleri belirginleşmektedir.

İran

2026 yılı, Trump'ın İran rejimine karşı olası bir saldırısı hakkındaki spekülasyon dalgasıyla başladı. Bu açıklamaları, mevcut hükümete karşı sokaklara dökülen protestocuların umutlarını körükledi. Haftalar sonra binlerce kişi öldürüldü ve Trump, Tahran'ın hesaplarını etkilemek için bölgeye daha fazla askeri varlık ve diplomat gönderdi. Tüm seçenekler masada olmaya devam etse de ilk döneminde Kuzey Kore gibi ülkelere veya Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'e yaklaşımı, rejimi zayıflatmak için baskı yapmaya devam ederken, diplomatik kanallar aracılığıyla bir tür uzlaşmaya ulaşmak için çalışabileceğini ve belki de geçen yıl Yemen'de Husilere yaptığı gibi sınırlı bir güç kullanımına başvurulabileceğini akla getiriyor. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre İsrail'in İran'a karşı tutumu, hesapları her an değiştirebilecek belirsiz bir faktör olmaya devam ediyor.

İsrail ve Filistin

Son aylarda, İsrail'in Batı Şeria üzerinde daha fazla kontrol kurma ve hatta ilhak etme girişimleri nedeniyle, Trump'ın İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'dan uzaklaşabileceğine dair değerlendirmelerde bir artış görüldü. Trump geçen yıl bu tür girişimlere karşı kırmızı çizgi çekmiş olsa da sağcı İsrail hükümetine sarsılmaz desteğini sürdürmesi ve Filistinlilere yönelik sembolik jestlerle yetinmesi muhtemel.

Trump'ın kişiliğinin öngörülemezliği ve belirsizliği, bölgede hüküm süren kırılgan, dağılması olası sükunet göz önüne alındığında, tüm bu değerlendirmeler sürprizlere açık kalmayı sürdürüyor

sdcfrgt
ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD'nin Florida eyaletindeki Palm Beach'te bulunan Trump'ın Mar-a-Lago kulübünde yaptıkları görüşmenin ardından düzenlenen basın toplantısında, 29 Aralık 2025 (Reuters)

Bununla birlikte, Trump'ın, eylül ayında Doha’ya düzenlenen ve Hamas liderlerini hedef alan hava saldırısından sonra yaptığı gibi, İsrail'e karşı belirli Amerikan baskı taktikleri kullanması da uzak bir ihtimal değil. O dönemde, şu ana kadar Gazze ve Batı Şeria'da Filistinlileri öldürmeye devam etmesine rağmen, İsrail'i ateşkes anlaşmasını kabul etmeye zorlamayı başarmıştı. İsrail ve Filistin içindeki siyasi dengesizlikler ve bu aşamada ciddi bir barış sürecine girme vizyonuna sahip liderlerin yokluğu göz önüne alındığında, yaklaşan “Barış Konseyi” toplantısının somut sonuçlardan yoksun, sadece diplomatik formalitelerin tekrarı olması muhtemeldir.

Suriye

Trump'ın Suriye'de Ahmed eş-Şara'ya beklenmedik desteği, ikinci döneminin ilk yılında en dikkat çekici değişiklik oldu ve bu hamle Suudi Arabistan'ın açık desteğini aldı. Bu eylem biçimi, ABD'ye çok az maliyet getirdi ve Washington terörle mücadele çabalarına, Suriye, İsrail ve Türkiye arasında daha geniş bölgesel istikrarsızlığa yol açabilecek gerilimlerin artmasını önlemeye odaklanmaya devam etti. Bu yaklaşımın, yani ABD'nin doğrudan katılım maliyetini en aza indirirken, asıl yükü bölgesel ortaklara kaydırmanın devam etmesi bekleniyor.

Trump'ın kişiliğinin öngörülemezliği ve belirsizliği, bölgede hüküm süren kırılgan ve dağılması olası sükunet göz önüne alındığında, tüm bu değerlendirmeler sürprizlere açık kalmayı sürdürüyor. Ancak, bunların gündeme getirilmesi, olası yollar ve bunların ABD ve kilit ortakları için önümüzdeki yılda taşıdığı fırsatlar ve riskler hakkında daha geniş bir tartışma alanı sağlıyor.

Bu analiz Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Trump bugün Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek

ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
TT

Trump bugün Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek

ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump bugün (Perşembe) kendi çağrısıyla oluşturulan Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek. Toplantıya 45’ten fazla ülkeden temsilcinin katılması beklenirken, Gazze’nin geleceğine ilişkin çözümsüz başlıkların gündeme damga vurması bekleniyor.

Hamas mensuplarının silahsızlandırılması, yeniden imar fonunun büyüklüğü ve savaş nedeniyle ağır yıkıma uğrayan Gazze halkına insani yardım akışının sağlanması gibi konuların, Konsey’in önümüzdeki haftalar ve aylardaki etkinliğinin sınanacağı temel dosyalar olması bekleniyor.

Trump’ın Washington’da kısa süre önce adını verdiği “Donald J. Trump Barış Enstitüsü” binasında katılımcılara hitap etmesi ve katılımcı ülkelerin yeniden imar fonu için 5 milyar dolar topladığını açıklaması planlanıyor. Söz konusu tutarın, ilerleyen dönemde milyarlarca dolarlık ek kaynağa ihtiyaç duyulması beklenen fon için ilk katkı niteliğinde olacağı belirtiliyor.

Trump’ın çağrısıyla kurulan Barış Konseyi geniş tartışmalara yol açtı. Konsey’de İsrail yer alırken Filistinli temsilcilerin bulunmaması dikkat çekiyor. Trump’ın Konsey’in ilerleyen aşamada Gazze’nin ötesindeki küresel meydan okumaları da ele alabileceğini önermesi, bunun Birleşmiş Milletler’in küresel diplomasi ve ihtilaf çözümündeki merkezi rolünü zayıflatabileceği yönündeki kaygıları artırdı.

Üst düzey ABD’li yetkililer, Trump’ın ayrıca bazı ülkelerin Gazze’de barışın korunmasına yardımcı olmak amacıyla kurulacak uluslararası bir istikrar gücüne binlerce asker göndermeyi planladığını açıklayacağını bildirdi.

Hamas mensuplarının silahsızlandırılması ve böylece barış gücü birliklerinin göreve başlayabilmesi konusu ise temel anlaşmazlık başlıklarından biri olmaya devam ediyor. Hamas, İsrail’in olası misilleme adımlarına ilişkin endişeler nedeniyle silah bırakmaya yanaşmıyor. Silahsızlandırma, Trump’ın iki yıl süren Gazze savaşının ardından Ekim ayında başlayan kırılgan ateşkese zemin hazırlayan planının maddeleri arasında yer alıyor.

Üst düzey bir yönetim yetkilisi, “Silahsızlanmaya ilişkin zorlukların tamamen farkındayız, ancak arabuluculardan gelen mesajlar bizi cesaretlendiriyor” dedi.

Güvenlik Konseyi üyelerinin çoğu yok

ABD’li yetkililer, etkinliğe 47 ülkeden heyetlerin ve Avrupa Birliği’nin katılımının beklendiğini belirtti. Listede İsrail’in yanı sıra Arnavutluk’tan Vietnam’a kadar geniş bir ülke yelpazesi yer alıyor.

Ancak Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin daimi üyeleri olan Fransa, Birleşik Krallık, Rusya ve Çin listede bulunmuyor.

Etkinlikte Trump’ın yanı sıra ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, ABD’nin özel temsilcileri Steve Witkoff ve Jared Kushner ile eski Birleşik Krallık Başbakanı Tony Blair’in konuşma yapması bekleniyor. Konsey’de önemli bir rol üstlenmesi öngörülen Blair’in yanı sıra, ABD’nin Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi Mike Waltz ve Gazze Yüksek Temsilcisi Nickolay Mladenov’un da etkinlikte yer alacağı ifade ediliyor.

İsmini açıklamak istemeyen bir Konsey üyesi, Gazze planının ciddi engellerle karşı karşıya olduğunu belirtti. Yetkili, diğer alanlarda ilerleme sağlanabilmesi için Gazze’de güvenliğin tesis edilmesinin temel şart olduğunu, ancak polis güçlerinin henüz yeterince hazır ve eğitimli olmadığını kaydetti.

Açıklamaya göre henüz karara bağlanmamış temel soru, Hamas’la görüşmeleri kimin yürüteceği. Konsey temsilcilerinin, örgüt üzerinde nüfuz sahibi aktörler — özellikle Katar ve Türkiye — aracılığıyla süreci ilerletebileceği değerlendiriliyor. Ancak İsrail’in bu iki ülkeye mesafeli yaklaşımı sürecin önündeki başlıca engellerden biri olarak görülüyor.

İnsani yardımın ulaştırılması da çözüm bekleyen başlıklar arasında yer alıyor. Yetkili, mevcut durumu “katastrofik” olarak nitelendirirken, yardım akışının süratle genişletilmesi çağrısında bulundu. Buna karşın, dağıtımın sahada hangi yapı tarafından koordine edileceğinin netleşmediğini belirtti.


İsrail, ABD'nin yakında İran'a saldıracağı beklentisiyle hazırlık yapıyor

İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
TT

İsrail, ABD'nin yakında İran'a saldıracağı beklentisiyle hazırlık yapıyor

İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)

İsrail gazetesi Yedioth Ahronoth, İsrailli yetkililerin, Tahran'ın Cenevre'de yapılan son müzakerelerde ABD'nin taleplerini karşılamaması üzerine, ABD Başkanı Donald Trump'ın ‘yakında’ İran'a karşı büyük çaplı bir askeri saldırı başlatabileceğini öngördüklerini aktardı. Gazeteye göre Trump yönetiminin yetkilileri, İranlıların zaman kazanmaya ve ABD'yi yanıltmaya çalıştığını düşünüyor.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu başkanlığında kısa bir süre önce gerçekleşen istişarelerde, İran'ın İsrail ordusu olası bir ABD saldırısına katılmasa bile İsrail'e füze saldırısı düzenleyebileceği yönünde bir değerlendirme yapıldı. Buna göre acil durum hizmetleri ve sivil savunmadan sorumlu askeri kurum olan İç Cephe Komutanlığı'ndan savaşa hazırlık yapması istendi. Çeşitli güvenlik kurumları da en yüksek savunma hazırlık seviyesine geçtiklerini açıklarken, güvenlik kurumları da yüksek alarm durumuna geçti.

Ne zaman olacağı bilinmiyor

ABD, Trump'ın ‘güzel filo’ olarak nitelendirdiği, İran ile kısa süreli bir çatışma yerine uzun süreli bir savaş yürütebilecek güçleri bölgeye çoktan konuşlandırdı. Ancak İsrailli yetkililer, ABD'nin saldırısının kesin zamanlamasının bilinmediğini ve nihai olarak Trump'ın kararına bağlı olduğunu belirtiyor. Karar verildikten sonra bile planlar değişebilir. İsrail'de karar anının yaklaştığı ve zamanın daraldığı yönünde bir izlenim hakim. Yetkililer birkaç gün önce iki haftalık bir süreden, ondan önce de yaklaşık bir aydan bahsetmişlerdi, ancak şimdi birkaç gün içinde harekete geçilebileceğine dair işaretler var.

Öte yandan saldırıyı geciktirebilecek birkaç faktör de söz konusu. Gazze Barış Kurulu, perşembe günü Washington'da toplanacak ve İtalya'daki Kış Olimpiyatları 22 Şubat'ta sona erecek. Trump'ın bu faktörlere ne kadar ağırlık vereceği belirsiz.

Her ne kadar kesin bir tarih belirlenmemiş olsa da ABD'nin İran ile uzun süreli bir çatışmaya hazırlandığına dair işaretler giderek artıyor. Geçtiğimiz yıl haziran ayında yaşanan 12 günlük savaştan bu yana yüksek seviyede olan gerginlik, İran rejiminin son zamanlarda protestoculara yönelik sert müdahalelerinin ardından daha da tırmandı. ABD'li yetkililer, büyük çaplı bir operasyonun hızlı bir saldırı olmayacağını, aksine haftalarca sürebilecek bir kampanya olacağını tahmin ediyorlar. Bu da Ortadoğu'daki askeri yığınağı açıklıyor.

Herhangi bir saldırının olası hedeflerinden biri İran'da rejim değişikliği olacak. Ancak ABD yetkilileri, bu hedefin tek bir saldırıyla değil, haftalarca sürecek bir dizi saldırıyla gerçekleştirilebileceğini kabul ediyor.

Bu da İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney'in yanı sıra, bazıları toplu katliamlardan sorumlu tutulan İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) kurumlarını da hedef alabilir. Washington ayrıca İranlıların sokaklara dökülmesini istiyor, ancak bunun için rejim muhaliflerini ABD'nin onları desteklemeye hazır olduğuna ikna etmek gerekiyor.

CNN'in haberine göre iki İsrailli yetkili, önümüzdeki günlerde ABD ve İsrail'in İran'a ortak bir saldırı düzenleyeceğine dair ‘artan işaretler’ üzerine İsrail'in askeri alarm ve hazırlık seviyesini yükselttiğini söyledi.

Haberin kaynaklarından biri olan bir askeri yetkiliye göre İsrail operasyonel ve savunma planlamasını hızlandırdı. Bir kaynak, Trump tarafından onaylanması halinde beklenen saldırının önceki 12 gün süren savaşın ötesine geçeceğini ve ABD ile İsrail arasında koordineli saldırılar içereceğini ekledi.

Diğer taraftan bugün yapılması planlanan İsrail Savaş Kabinesi toplantısı pazar gününe ertelendi. Bu ertelemenin nedeni, ABD ve İsrail'in herhangi bir karar vermeden önce İran'ın yanlış bir hesap yapıp önleyici bir saldırı düzenlemesini önlemek olabilir.

Hizbullah ve Husiler hesapların merkezinde

Son iki gün içinde, Ortadoğu'ya doğru takviye savaş uçakları, yakıt ikmal uçakları, keşif ve istihbarat uçakları ile komuta ve kontrol uçaklarının yola çıktığı görüldü. Bu hareketlilik, bölgede uzun zamandır görülmemiş büyüklükte bir ABD askeri gücü oluşturuyor. Bu devasa bir savaş makinesi ve bölgede sadece ‘pozisyon almak’ için konuşlandırılmış olması pek olası değil. Amaç sadece müzakerelerde baskı uygulamaksa, bu olağanüstü bir baskı olur, çünkü ABD İran'a çok daha az güçle saldırabilir.

Bu büyük ölçekli tehdit ve caydırıcı etkisinin, İran'ı son dakikada ABD'nin taleplerini kabul etmeye zorlayabileceği ihtimali göz ardı edilemez. Trump daha önce tehditlerinin boş olmadığını göstermişti ve müzakereler sırasında Washington’ın Tahran'a ilettiği mesaj açıktı: “Sabrımı sınama!”

Ancak, en azından kamuoyu önünde İran bu tür sonuçlara varmış gibi görünmüyor. Hatta Hamaney, Amerikan uçak gemilerini vurmakla tehdit etti. İsrail'de bu durum, iktidar sahibine pahalıya mal olabilecek aşırı bir kibir olarak görülüyor.

Çoğu gösterge, İsrail'in bu tür bir saldırıya katılacağını ve kenara çekilmesinin istenmeyeceğini işaret ediyor. ABD’li yetkililerin İsrail'in yeteneklerine, özellikle de İsrail ordusunun uzmanlığına ihtiyaç duyduğu söyleniyor. İsrail'in başlıca hedefi, İran'ın balistik füze sistemini yok etmek ya da ona ciddi şekilde hasar vermek olacak. Aynı zamanda, İsrail ordusundan iki cephede daha mücadele etmesi istenebilir. Bunlar Lübnan'daki Hizbullah ve Yemen'deki Husiler.

Husilerin hemen savaşa katılıp İsrail'e füze ve insansız hava araçları (İHA) ile saldıracağı tahmin ediliyor. Ayrıca, daha önce 12 gün süren savaşta olduğu gibi Hizbullah'ın bu kez tarafsız kalmayıp savaşa katılma ihtimali de var. Bu durumda İsrail, bunu hesaplaşmak için bir fırsat olarak görebilir.


İsrail muhalefet partileri kafa karışıklığı ve bölünmüşlük içinde… Netanyahu’yu devirme fırsatı kaçabilir

İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
TT

İsrail muhalefet partileri kafa karışıklığı ve bölünmüşlük içinde… Netanyahu’yu devirme fırsatı kaçabilir

İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)

İsrail’de yaklaşan seçimler öncesinde kamuoyunda muhalefet partilerinin Binyamin Netanyahu hükümetini devirmeye yönelik mücadelede yeterince profesyonel davranmadığı ve seçim kazanma fırsatını heba edebileceği yönündeki görüşler güç kazanırken, sol eğilimli Demokratlar Partisi lideri Yair Golan, üç partinin birleşmesini önerdi. Golan, kendi liderliğini yaptığı Demokratlar Partisi’nin yanı sıra, Yair Lapid liderliğindeki Yesh Atid Partisi ve Gadi Eisenkot’un başında bulunduğu Yashar Partisi’nin tek çatı altında toplanmasını teklif etti. Golan, söz konusu ittifakın başına Eisenkot’un getirilmesi konusunda uzlaşmaya varılmasını önererek, “Çünkü anketler onun hem benden hem de Lapid’den daha fazla beğeni topladığını gösteriyor” ifadesini kullandı.

sdvfgt
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid (Reuters)

Golan dün yaptığı basın açıklamasında, önerdiği üçlü ittifakın mevcut anketlere göre şimdiden 31-33 sandalye kazanabileceğini ve böylece en büyük parti konumuna yükselebileceğini söyledi. Golan, söz konusu bloğun kurulması ve Netanyahu’yu kendi seçmeni nezdinde de zorlayacak mücadeleci bir seçim kampanyası yürütmesi halinde, desteğini daha da artırabileceğini ve bir sonraki hükümeti kurabilecek güce ulaşabileceğini ifade etti.

Ancak Lapid teklifi kabul etmedi. Lapid, bu girişimin kendisini solcu bir parti lideri gibi göstermeyi amaçladığını savunurken, kendisini sağ liberal olarak tanımladığını belirtti. Golan’a saatler içinde yanıt veren Lapid, birlik önerisinin Golan’ın kendi popülaritesini artırma amacı taşıdığını öne sürdü. Lapid ayrıca Golan’ı ve ‘şu dönemde birlik adı altında safları dağıtmaya çalışan tüm muhalefet liderlerini’ sert sözlerle eleştirdi.

Lapid, “Kamuoyu blokların birleşmesini istemiyor; bizi olduğumuz gibi görmek istiyor. Her parti kendi ilkeleri temelinde mücadele etmeli. Seçimden sonra bloklar arasında bir birleşme yolu bulunabilir” dedi. Muhalefet liderlerini son dönemde ‘zırhlı aracın içinde ateş açmakla’ suçlayan Lapid, bunun ‘Netanyahu’nun iktidarını sonsuza dek sürdürmesine yol açabilecek bir intihar eylemi’ olduğunu söyledi.

Lapid, seçim hazırlıklarında kendisiyle çalışan uzmanların hükümetin düşmesinin ‘teorik olarak artık kesinleştiği’ görüşünde olduğunu belirterek, muhalefet partilerinin bu gerçeği pekiştirmeye odaklanması gerektiğini kaydetti. Lapid’e göre Netanyahu, yenilginin eşiğinde olduğunu biliyor ve iki hedefe yöneliyor: Araplar ile liberal kesim arasındaki katılım oranını düşürmek ve seçimlere hile karıştırmak. Bu çerçevede önceliğin, Yahudiler arasında yüzde 70, Araplar arasında ise yüzde 48 seviyesinde olan oy verme oranını artırmak ve özellikle kırsal bölgelerde seçim hilesini önlemek amacıyla sıkı denetim mekanizmaları oluşturmak olduğunu ifade etti.

juıo9
Tel Aviv’de düzenlenen Netanyahu karşıtı gösteriden (Arşiv – AFP)

Lapid iki gün önce yaptığı açıklamada, ‘liberal kamp içindeki tüm partilerin, Netanyahu’nun yer alacağı herhangi bir koalisyona katılmama taahhüdünde bulunmasını’ şart koştu. Lapid’in bu sözlerle, birlikte önceki hükümeti kurduğu müttefiki Naftali Bennett’e gönderme yaptığı değerlendirildi. Bennett, Netanyahu ile bir hükümet kurmayacağına dair açık bir taahhütte bulunmayı reddediyordu. Bennett’e yakın kaynaklar ise bu tutumun Likud’dan oy çekme amacı taşıdığını savundu. Nitekim Likudlu Bakan Idit Silman, Bennett’in açıklamalarını sert sözlerle eleştirerek sağ seçmene seslendi ve “Bennett sizi, geçmişte sağ seçmeni kandırdığı gibi kandırıyor; sol ve Araplarla hükümet kuruyor” ifadesini kullandı. Silman daha önce Lapid hükümetinde yer almış, ancak 2022 yılında koalisyondan çekilerek hükümetin düşmesine yol açmıştı.

Lapid’in bir yandan, sağ kanadın ise diğer yandan baskısı altında kalan Bennett, Netanyahu liderliğinde kurulacak bir hükümete katılmayacağını açıkladı. Ancak Likud ile Netanyahu’suz bir senaryoda iş birliğine açık olup olmadığı konusunda net bir ifade kullanmadı.

Öte yandan, Avigdor Lieberman liderliğindeki Yisrael Beiteinu Partisi de muhalefet cephesindeki yön arayışını yansıtan açıklamalarda bulundu. Lieberman, muhalefet partilerinin seçmenlere, Netanyahu ile ya da Arap partileriyle hükümet kurmayacaklarına dair açık ve samimi bir taahhüt vermeleri gerektiğini söyledi.

dfgthy
Netanyahu ve Bennett (İsrail medyası)

İsrail’de yayımlanan son Maariv gazetesi anketine göre, seçimlerin bugün yapılması halinde Arap partileri hesaba katılmaksızın muhalefet partileri 60 sandalye kazanıyor. Aynı ankette, Binyamin Netanyahu liderliğindeki koalisyonun sandalye sayısının 68’den 50’ye gerilediği belirtiliyor. Bu tablo karşısında Netanyahu’nun, özellikle Arap seçmenler arasında katılım oranını düşürmeye yönelik bir plan üzerinde çalıştığı öne sürülüyor. İddiaya göre bu plan, korku siyaseti yürütmeyi ve Arap listeleri ile adayları seçim sürecinden diskalifiye etmeyi içeriyor. Muhalefet ise Netanyahu’yu ve müttefiklerini ‘geniş çaplı bir seçim sahtekârlığı kampanyasına hazırlanmakla’ suçluyor.