Zindani hükümeti yolsuzlukla mücadelede zorlu bir sınavla karşı karşıya

Küresel endeks: Yemen, dünyanın en kötü beş ülkesi arasında

Yeni Yemen hükümeti, yolsuzlukla mücadele konusundaki zorluklarla yeni bir aşamaya başlıyor. (SABA)
Yeni Yemen hükümeti, yolsuzlukla mücadele konusundaki zorluklarla yeni bir aşamaya başlıyor. (SABA)
TT

Zindani hükümeti yolsuzlukla mücadelede zorlu bir sınavla karşı karşıya

Yeni Yemen hükümeti, yolsuzlukla mücadele konusundaki zorluklarla yeni bir aşamaya başlıyor. (SABA)
Yeni Yemen hükümeti, yolsuzlukla mücadele konusundaki zorluklarla yeni bir aşamaya başlıyor. (SABA)

Şai Muhsin ez-Zindani liderliğindeki yeni Yemen hükümeti, mali ve idari reform taahhütlerini hayata geçirerek yolsuzlukla mücadelede hem yerel hem de uluslararası güveni yeniden tesis etmeyi hedefliyor. Uluslararası bir raporun ülkeyi yolsuzlukla mücadelede dünyanın en kötü beş ülkesi arasında göstermesi dikkat çekerken, uzmanlar sorunun ilan edilen siyasi iradenin ötesine geçerek mali ve siyasi sistemin yapısal niteliğine dayandığını belirtiyor.

Yemen, kamu sektöründe yolsuzlukla mücadele performansında küresel ölçekte en zayıf ülkeler arasında yer aldı. Ülke, Transparency International tarafından yayımlanan 2025 Yolsuzluk Algı Endeksi’nde 182 ülke arasında 177’nci sıraya geriledi. Söz konusu sıralama, savaş nedeniyle bölünmüş durumdaki ülkede hesap verebilirlik mekanizmalarının çöküşünü, rüşvet ve yasa dışı vergi uygulamalarının yaygınlığını ortaya koyuyor.

Yemen hükümeti, özellikle uluslararası desteğin mali ve kurumsal reform şartlarına bağlanmış olması nedeniyle, yolsuzlukla mücadelede somut ilerleme kaydetmesi yönünde iç ve dış baskılarla karşı karşıya bulunuyor. Ancak siyaset ve güvenlik alanındaki bölünmüş yapı, kapsamlı reform girişimlerini karmaşık güç dengeleri nedeniyle zorlaştırıyor.

Yeni Başbakan Zindani ay başında yaptığı açıklamada, yolsuzlukla mücadeleye öncelik vereceklerini, kurumsal performansı güçlendireceklerini ve vatandaşlara sunulan hizmetlerin iyileştirilmesi için adımları hızlandıracaklarını duyurmuştu.

scvcdf
Yeni hükümetin kurulmasının ardından Yemenliler, çektikleri acılara ve kötüleşen yaşam koşullarına son verecek ciddi reformlar bekliyor. (Reuters)

Yemen Başkanlık Konseyi Ekonomik İşler Ofisi Danışmanı Faris en-Neccar, yolsuzlukla mücadelenin artık kısmi tedbirler ya da medya kampanyalarıyla sınırlandırılamayacağını belirterek, asıl çözümün mali yönetim sisteminin yeniden inşası ve maliye politikası ile para politikasını birbirine bağlayan net bir kurumsal yapı oluşturulmasından geçtiğini söyledi. Neccar, kamu kaynaklarının yönetiminde şeffaflık ve hesap verebilirliğin güçlendirilmesinin temel öncelik olması gerektiğini vurguladı.

Neccar, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, hükümetin Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası gibi uluslararası ortaklarla entegre bir çerçevede çalıştığını ifade etti. Önceliklerin kamu mali yönetiminin reformu, harcamaların kontrol altına alınması ve bazı tahsilat mekanizmalarının geliştirilmesi olduğunu kaydeden Neccar, bu adımların mali ve parasal yönetişime geçişi destekleyen çok sayıda projeye yansıdığını dile getirdi.

Öte yandan Yemen’de yargı ve idari denetim kurumlarının halen zayıf ve tam anlamıyla bağımsız olmadığı belirtiliyor. Bu durumun, egemenlik kapasitesinin sınırlı olduğu bir ortamda yolsuzlukla mücadele önlemlerinin uygulanmasını ve yasaların ülke genelinde etkin biçimde hayata geçirilmesini zorlaştırdığı ifade ediliyor.

Yolsuzluğun yeniden tanımlanması

Yemen’in yolsuzluk endeksindeki gerilemesinin, on yılı aşkın süredir devam eden savaşın geçici bir sonucu olmanın ötesinde, yolsuzluğun bir idari sapma olmaktan çıkarak savaş ekonomisinin yapısal bir unsuruna dönüşmesinin yansıması olduğu değerlendiriliyor. Bu çerçevede, mevcut tablo sürdüğü sürece para ve maliye politikalarına yönelik sınırlı müdahalelerin etkisinin kısıtlı kalacağı, asıl sorunun iktidar, kaynak ve silah arasındaki ilişkinin niteliğinde düğümlendiği ifade ediliyor.

fdvfdv
Taiz’de yıllar önce yolsuzluk nedeniyle yaşam koşullarının sürekli kötüleşmesine karşı yapılan bir protestodan (AFP)

Savaşın politik ekonomisi alanında uzman Yemenli akademisyen Yusuf Şemsan, ülkenin endeksteki gerilemesine ilişkin yapısal bir okuma sunarak, savaş öncesi dönemde de yolsuzluğun sistemden bir sapma değil, sistemin işleyiş mekanizmasının parçası olduğunu savundu.

Şemsan’ın Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmeye göre, yolsuzluk yapısal dengesizliklerin sürdürülmesinde bir araç işlevi gördü; yasaların etkisizleştirilmesi ve kurumların siyasi ve ekonomik elitleri koruyan yapılara dönüştürülmesi bu sürecin temel unsurları oldu. Bu anlamda yolsuzlukla mücadelenin sistem içinde gerçekçi bir seçenek olmadığı, çünkü bunun mevcut düzenin temellerine dokunmak anlamına geleceği belirtildi.

Şemsan’a göre daha tehlikeli dönüşüm ise savaşın başlamasının ardından yaşandı. Yolsuzluk, yasa ve kurum korumasından çıkarak silah ve güç korumasına dayalı bir yapıya evrildi; savaş ekonomisinin parçası ve başlıca rant ile finansman kaynağı haline geldi. Bu yapı, ordu, güvenlik, petrol ve gaz, kamu maliyesi, merkez bankası, elektrik ve insani yardım gibi kritik egemenlik alanlarında yoğunlaştı.

sdf
Yemen’deki insani yardımlar da yolsuzluktan nasibini aldı. Bu durum insani yardımı rant arayışının ve karaborsanın bir kaynağı haline getirdi. (Reuters)

Savaş yıllarında ülkede hayali askeri ve güvenlik birimlerinin oluşturulduğu, bu alanlarda maaşlarda mükerrer ödemeler yapıldığı, tedarik sözleşmelerinde yolsuzluk, yakıt ve silah kaçakçılığı vakalarının arttığı kaydedildi. Enerji sektöründe şeffaf olmayan sözleşmeler imzalandığı, bütçe dışı gelirlerin oluştuğu ve kaynakların silahlı nüfuz ağlarına aktarıldığı ifade ediliyor.

İrade sınavı

Bu karmaşık tablo içinde Yemen riyalinin değeri sert biçimde geriledi; kötü kur yönetimi, kamu gelirlerinin yağmalanması ve yasa dışı para transfer ağları nedeniyle alım gücü çöktü ve yaşam koşulları ağırlaştı. Elektrik sektöründeki sözleşmelerde yolsuzluğun yaygınlaştığı, insani yardımların ise rant kaynağına ve kara borsaya dönüştüğü ifade ediliyor.

Yemenli ekonomi araştırmacısı Abdulhamid el-Mesacedi ise ülkenin Transparency International endeksindeki alt sıralarının sürpriz olmadığını belirterek, bunun devlet kurumlarının çöküşünün ‘sayısal bir teyidi’ niteliği taşıdığını söyledi.

sdfrg
Marib’teki bir mülteci kampının yakınında çocuklarıyla birlikte duran Yemenli bir adam. Bu kampta, mülteciler insani yardımların kötü yönetilmesinden mustarip. (Reuters)

Mesacedi, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, söz konusu endeksin rüşvet düzeyini ölçtüğünü, aynı zamanda yönetişim zafiyetini, kamu kaynaklarının siyasallaştırılmasını ve denetim ile hesap verebilirlik mekanizmalarının aşınmasını yansıttığını belirtti.

Son yıllardaki başlıca yolsuzluk göstergelerini sıralayan Mesacedi, mali ve parasal kurumlarda yaşanan ikili yapının karar alma süreçlerinde çelişki yarattığını ve para politikasının bağımsızlığını zayıflattığını ifade etti. Üretken olmayan harcamaların genişlediğini, özellikle egemen sektörlerde gelir yönetiminde disiplinin kaybolduğunu kaydeden Mesacedi, imtiyaz ve tekel ekonomisinin nüfuz ağlarıyla iç içe geçerek rekabet ortamını bozduğunu ve gerçek özel sektörü dışladığını dile getirdi.

Mesacedi, bu uygulamaların yalnızca etik bir sapma olarak kalmadığını; para biriminin değer kaybı, ithalat maliyetlerinin artışı, yerli ve yabancı yatırımların gerilemesi ile ülke risk priminin ve finansman maliyetlerinin yükselmesinde doğrudan ekonomik bir etken haline geldiğini vurguladı.

ddv
Yemen’deki yolsuzluk, idari bir olgudan savaş ekonomisinin yapısal bir bileşenine dönüştü. (Reuters)

Faris en-Neccar, Yemen’in yeniden imarı için yürütülen iş birliği programlarının yalnızca mali destekle sınırlı kalmadığını belirterek, Suudi Arabistan’ın Yemen’in Yeniden İnşası Programı kapsamında yönetim standartları, harcama mekanizmaları ve hizmetlerin iyileştirilmesine ilişkin şartların da yer aldığını ifade etti. Neccar, önümüzdeki dönemde tek hazine hesabının etkinleştirilmesi, genel bütçenin onaylanması ve dijitalleşmenin yaygınlaştırılması gibi somut adımlara daha fazla ağırlık verilmesinin beklendiğini söyledi.

Yusuf Şemsan ise şiddet, gelir ve karar alma yetkisini tekelinde toplamayan bir devletin yolsuzlukla etkin biçimde mücadele edemeyeceğini vurguladı. Savaş ekonomisi koşullarında yolsuzluğun rasyonel, kârlı ve güçle korunan bir yapıya dönüştüğünü belirten Şemsan, bu yapısal mantık kırılmadıkça reform söylemlerinin yetersiz kalacağını savundu. Şemsan’a göre gerçek başlangıç noktası, yolsuzluğu savaş ekonomisinin ayrılmaz parçası haline getiren döngünün kırılması.

Abdulhamid el-Mesacedi ise iyileşme ihtimalini dışlamadığını ancak bunun belirli koşullara bağlı olduğunu ifade etti. Bu koşullar arasında mali kurumların birleştirilmesi, merkez bankasının bağımsızlığının güçlendirilmesi, denetim mekanizmalarının etkinleştirilmesi, gelir, gümrük ve vergi sistemlerinin dijitalleştirilmesi, egemen kaynaklarda tam şeffaflık sağlanması ve dış desteğin ölçülebilir reform şartlarına bağlanması yer alıyor.



Koalisyon güçleri, Husilerin Doğu Bölgesi’ne fırlattığı balistik füzeyi önledi

Koalisyon güçleri, Husilerin Doğu Bölgesi’ne fırlattığı balistik füzeyi önledi
TT

Koalisyon güçleri, Husilerin Doğu Bölgesi’ne fırlattığı balistik füzeyi önledi

Koalisyon güçleri, Husilerin Doğu Bölgesi’ne fırlattığı balistik füzeyi önledi

Yemen’de Meşruiyeti Destekleme Koalisyonu, Husilerin Yemen’den Suudi Arabistan’ın Doğu Bölgesi’ne doğru fırlattığı balistik füzenin bugün perşembe sabahının erken saatlerinde imha edildiğini duyurdu.

Suudi Arabistan Sivil Savunma Müdürlüğü de ülkenin güneybatısındaki Necran bölgesi ile Doğu Bölgesi’nde olası bir tehlikeye karşı iki ayrı uyarı yayımladı. Müdürlük, birkaç dakika sonra her iki bölgedeki tehlikenin ortadan kalktığını açıkladı.

Öte yandan, Husilerin tırmandırdığı saldırılar Yemen’deki insani krizi daha da derinleştirdi. Örgütün Lahic ve Taiz vilayetlerindeki köyleri ve yerleşim alanlarını hedef alan saldırılarını yoğunlaştırması yüzlerce ailenin yerinden edilmesine yol açtı. Uluslararası kuruluşlar, ülkede insani sıkıntıların yayılabileceği ve yardım ihtiyacının artabileceği uyarısında bulundu. Yemen’de 22,3 milyon kişinin insani yardıma ihtiyaç duyduğu belirtiliyor.

Hükümet kaynakları, Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, Husilerin sahada ilerleme sağlama girişimlerinin sonuçsuz kalmasının ardından yerleşim bölgelerini füze, insansız hava aracı ve havan topu saldırılarıyla daha yoğun biçimde hedef aldığını bildirdi. Kaynaklar, bu saldırılarla halk ve hükümet güçleri üzerinde baskı kurulmasının amaçlandığını ifade etti.

Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Dernekleri Federasyonu ise yerinden edilen kişilerin koşullarının kötüleştiği ve insani yardımlarla temel hizmetlere erişimin zorlaştığı uyarısında bulundu. Federasyon, son tırmanış dalgasından önce yaklaşık 5,2 milyon kişinin ülke içinde yerinden edildiğini, beş yaşın altındaki 2,2 milyon çocuğun ise akut yetersiz beslenme sorunu yaşadığını belirtti.


Husiler Turbe’yi kuşatıyor... Taiz ise ablukaya direniyor

Husi milislerinin abluka uyguladığı Taiz şehir merkezinde bulunan bir yerleşim bölgesi (Reuters)
Husi milislerinin abluka uyguladığı Taiz şehir merkezinde bulunan bir yerleşim bölgesi (Reuters)
TT

Husiler Turbe’yi kuşatıyor... Taiz ise ablukaya direniyor

Husi milislerinin abluka uyguladığı Taiz şehir merkezinde bulunan bir yerleşim bölgesi (Reuters)
Husi milislerinin abluka uyguladığı Taiz şehir merkezinde bulunan bir yerleşim bölgesi (Reuters)

Yemen’in güneybatısında, aralarında çatışma hatlarının bulunduğu iki kentte, savaşların geleneksel mantığına ters düşen bir çelişki yaşanıyor. Husilerin askeri kontrolü altındaki Turbe kenti, durgunluk ve ilan edilmemiş bir boykotun etkisi altında kalırken, kuşatma altındaki diğer kent Taiz’de ise tüm zorluklara rağmen hayat devam ediyor.

Husilerin her yönden kuşattığı Taiz ile yaklaşık bir ay önce milislerin kontrolüne giren Turbe arasındaki bu tezat, savaşın doğasını ve toplumsal direnişi özetleyen karmaşık bir tabloyu ortaya koyuyor. İki kentteki ekonomik ve toplumsal koşullar birbirine tamamen zıt bir görünüm sergiliyor.

Turbe kentinde ekonomik durgunluk ve toplumun sert tepkisi öne çıkıyor. Yerel halk, Husilerin yönetimini normalleştirmeyi reddediyor. Bu durum, piyasalarda daha önce görülmemiş bir durgunluğa, gündüz saatlerinde hareketliliğin büyük ölçüde azalmasına ve geceleri hayatın tamamen durarak yerini derin bir sessizliğe bırakmasına yol açan neredeyse tam kapsamlı bir boykotla sonuçlandı.

Taiz ile Turbe arasında her hafta gidip gelen kamu çalışanı Ahmed’in (gerçek adı değil) yaşadıkları, iki kent arasındaki bu keskin yaşam farklılığını özetliyor. Ahmed, Taiz’den ayrıldığı anda kişisel güvenliğine ilişkin korkularla yaşamaya başlarken, Husilerin yönetimi altındaki Turbe’de yaşayan ailesi için de sürekli endişe duyuyor.

fgthy
Husilerin şehri ele geçirmesinden yaklaşık bir ay sonra Turbe, adeta bir durgunluk dönemi yaşıyor. (Facebook)

Ahmed, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, bu durumun kendisini, Husilerin kontrolünün uzun sürmesi halinde ailesini kuşatma altındaki Taiz’e taşıma seçeneğini ciddi biçimde düşünmeye ittiğini söylüyor. Ahmed, Turbe’de güvenlik baskısı ve toplumsal tecridin gölgesinde yaşamaktansa, geçim koşullarının ağırlaştığı kuşatma altındaki bir kentte yaşamayı tercih ediyor.

Yaşanan değişimin ayrıntılarını anlatan Ahmed, daha önce ailesi ve arkadaşlarıyla geçirdiği hafta sonu tatillerinin artık tamamen farklı bir hal aldığını belirtiyor. “Evde sürekli bir gerginlik hâkim. Üç çocuğum okula gitmekten mahrum kaldı ve eğitim açısından onları nasıl bir geleceğin beklediği belirsiz” diyor. Arkadaşlarıyla geceleri evlerde veya kafelerde geçirdiği zamanlar da gün batımıyla birlikte hayatın tamamen durması sonucu geride kalmış durumda.

Hayat devam ediyor

Bu gelişmelerin gölgesinde Taiz Eğitim Müdürlüğü, Husilerin kontrolüne giren ilçelerdeki okullarda eğitimin askıya alınmasına ilişkin önceki kararını yineledi. Müdürlük, talimatlara aykırı hareket edilmesinden eğitim müdürlüklerinin ve okul yöneticilerinin sorumlu tutulacağını bildirdi. Bu sırada kırsal ilçelerdeki Toplumsal Eğitim Komitesi de öğrenci güvenliğini korumak amacıyla velilere ve okul yönetimlerine karara uyma çağrısında bulundu.

dfgthy
Husi ablukasına ve yerleşim bölgelerine yönelik saldırılara rağmen Taiz kentinde yaşamın akışı kesintiye uğramadı. (AFP)

Komite, eğitim kurumlarının silah depoları ve Husilere bağlı unsurların toplanma ve konaklama alanları gibi askeri amaçlarla kullanılmasının yanı sıra öğrencilerin örgüte kazandırılması ve silah altına alınması riskine karşı uyarıda bulundu.

Buna karşılık, kuşatma altındaki Taiz kenti, boğucu kuşatmaya, temel ihtiyaç maddeleri ve hizmetlerde yaşanan krizlere, sivilleri hedef alan günlük topçu saldırıları ve keskin nişancı ateşine rağmen olağanüstü bir dayanıklılık sergiliyor ve günlük yaşamını sürdürmeye devam ediyor. Kent, güvenlik risklerine meydan okuyan, insanların ilgisini çeken bir merkeze dönüşmüş durumda.

Kırsal bölgelerde yaşayan çok sayıda kişi, kendilerini çevreleyen ciddi tehlikelere rağmen bazı geçiş noktalarında çatışmaların durmasından yararlanarak kente girmeye çalışıyor. Bu sırada Husiler, hareketliliği kısıtlamaya ve halkı kentten ayrılmaya zorlamaya çalışıyor.

Taiz Kuşatması İşleri Dairesi Müdürü Salah Ahmed Galib, hükümete bağlı bir kurum olan dairenin çalışmaları hakkında Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Turbe ve yakın zamanda Husilerin kontrolüne giren diğer bölgelerde yaşayanların ellerindeki imkânlarla sivil protesto gerçekleştirdiğini ve ilan edilmemiş bir sivil itaatsizlik eylemine başvurduğunu söyledi.

 xcvfghy
Husi ablukası ve yolların kapatılmasına rağmen Taiz şehri ile çevresindeki kırsal bölgeler arasındaki ulaşım durmadı. (AFP)

Galib, açıklamasında, bölge sakinlerinin büyük bölümünün Husiler tarafından yağmalanma ve haraç vermeye zorlanma korkusuyla dükkânlarını kapattığını veya ticari faaliyetlerini durdurduğunu belirtti. Buna karşılık, kuşatmanın yol açtığı mal arzındaki azalma ve fiyatlardaki artışa rağmen, halkın devlete duyduğu güven sayesinde Taiz kentindeki ticari faaliyetler ve piyasalardaki hareketlilik bundan etkilenmedi.

Hükümet önlemleri

Taiz kentinde kuşatmanın etkilerini hafifletmek amacıyla çeşitli toplumsal faaliyetler yürütülüyor. Bunların başında, aileler arasındaki gıda ve diğer ihtiyaç maddelerinin paylaşımını sağlayarak yaşanan eksiklikleri gidermeyi ve yiyeceğe erişemeyen ailelere yardım etmeyi amaçlayan girişimler geliyor.

Taiz Sanayi ve Ticaret Müdürlüğü Müdürü Abdurrahman el-Kulayya, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, savaş ve kuşatmanın gerçek bir insani felakete yol açtığını belirtti. Tedarik yollarının kapatılması nedeniyle mal ve yakıt akışında ciddi bir azalma yaşandığını ifade eden Kulayya, bunun çok sayıda tüccarı yatırımlarını azaltmaya ve yüksek riskler nedeniyle ithalat yapmak yerine tasarrufa yönelmeye ittiğini söyledi.

sdefrgtyu
Husilerin hizmet ve mal tedarikinden mahrum bıraktığı Taiz’deki bir mahallede doldurulan su bidonları (AFP)

Yetkili, bölge müdürlüğünün durumun ciddiyetini geçen mayıs ayında, bölgesel gerilimlerin ve Hürmüz Boğazı’nın kapatılmasının yaşandığı dönemde fark ettiğini açıkladı. Ticaret odası ve önde gelen tüccarlarla koordinasyon içinde, üç ay yetecek miktarda temel tüketim maddesi stoku oluşturmayı başardıklarını belirten yetkili, ancak halk arasında yayılan panik ve Husilerin kente açılan tek geçiş noktasını kapatması nedeniyle bu stokun yüzde 50’sinin yalnızca bir hafta içinde tüketildiğini söyledi.

Hükümet yetkilisinin aktardığına göre müdürlük, temel ihtiyaç maddelerinin resmî fiyatlar üzerinden ve kontrollü biçimde dağıtılmasını sağlamak amacıyla denetim komiteleri oluşturulmasını ve 24 saat faaliyet gösteren bir kriz yönetim merkezinin kurulmasını gerektiren olağanüstü tedbirleri devreye soktu. Ayrıca büyük ticari işletmelerin acenteleri aracılığıyla ek miktarda gıda ürünü piyasaya sürmesiyle kuşatma altındaki kentte tedarik koşulları kısmen istikrara kavuştu.

Ancak yetkili, Husilerin uyguladığı kuşatma kaldırılmadığı sürece tüm bu tedbirlerin geçici kalacağı ve kalıcı bir çözüm sunamayacağı uyarısında bulundu.

Kent sakinleri ise Husilerin Taiz’e yönelik baskıcı uygulamalarını artırmasından ve geçiş noktalarını bu güzergâhları kullanan kişilerin kaçırılması için kurulan tuzaklara dönüştürmesinden endişe ediyor.


Sana’daki 550 özel okul, Husilerin askere alma baskısı altında

Husiler çocukları saflarına katmaya ve okulları eğitim merkezlerine dönüştürmeye devam ediyor. (Yerel medya)
Husiler çocukları saflarına katmaya ve okulları eğitim merkezlerine dönüştürmeye devam ediyor. (Yerel medya)
TT

Sana’daki 550 özel okul, Husilerin askere alma baskısı altında

Husiler çocukları saflarına katmaya ve okulları eğitim merkezlerine dönüştürmeye devam ediyor. (Yerel medya)
Husiler çocukları saflarına katmaya ve okulları eğitim merkezlerine dönüştürmeye devam ediyor. (Yerel medya)

Husiler, Yemen’in başkenti Sana’da özel okullarda öğrenim gören öğrencileri saflarına katma ve askere alma kampanyalarını yoğunlaştırdı. Eğitim kurumlarını, sürekli artan insan kayıplarını telafi etmek ve cephelere yeni savaşçılar kazandırmak amacıyla kullanan Husiler, öğrencileri askeri kurslara katılmaya zorlarken okul yönetimlerini kapaatılma, para cezası ve çeşitli yaptırımlarla tehdit ediyor.

Sana’daki eğitim çevrelerinden kaynaklar, Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, Husilere bağlı sözde Cihat Konseyi’nin, tanınmayan hükümetlerindeki Eğitim Bakanlığı ile koordinasyon içinde son günlerde Sana ve çevresindeki 550’den fazla özel okulu hedef alan bir kampanya başlattığını belirtti. Kaynaklar, bunun eğitim sektörünün Husilerin askeri ve ideolojik hedefleri doğrultusunda kullanılmasına yönelik yeni bir adım olduğunu ifade etti.

Kaynaklar, Husilere bağlı sorumluların birkaç gün önce Sana’daki 10 ilçede bulunan okullara saha ziyaretleri gerçekleştirdiğini ve okul yönetimlerinden her okuldan beş öğrenci seçerek askeri kurslara kaydettirmelerini istediğini aktardı. Talimatlara uymayı reddeden kurumların kapatılabileceği, yöneticilerine cezai yaptırımlar uygulanabileceği ve para cezası kesilebileceği yönünde tehditlerde bulunulduğu belirtildi.

thyj
Sana’da Husilerin yeni savaşçıları için düzenlenen tören sırasında silahını taşıyan bir çocuk (AFP)

Husilerin bu uygulaması, öğretmenler, öğrenciler ve veliler arasında öfke ve endişeye yol açtı. Söz konusu kesimler, bu adımın, eğitim sürecini özünden uzaklaştırmayı amaçlayan politikaların devamı olduğunu düşünüyor. Husilerin yıllardır müfredat ve okul faaliyetlerini ideolojik propaganda doğrultusunda şekillendirdiği ve eğitim kurumlarını askeri projelerine hizmet edecek şekilde kullandığı belirtiliyor.

Zorla düzenlenen kurslar

Şarku’l Avsat’a konuşan veliler, çocuklarının ailelerinin haberi olmadan sınıflarından alınarak bilinmeyen yerlere götürüldüğünü, burada ideolojik telkin ve askeri eğitim kurslarına tabi tutulduklarını söyledi. Bu durumun, söz konusu faaliyetlerin öğrencileri silah altına almanın ve cephelere sürmenin ön hazırlığı olabileceğine ilişkin endişelerini artırdığını belirtti.

Bu kaygılar nedeniyle bazı aileler, çocuklarını zorla saflara katılmaya maruz kalabilecekleri korkusuyla hedef alınan okullara göndermemeye başladı. Bazı özel okullarda öğrenci devamlılığının azaldığı gözlenirken, Husilerin baskı ve baskınlarının sürmesi ve eğitim kurumlarının öğrencileri bilimsel açıdan yetiştirmek yerine onları silah altına almak için kullanılan merkezlere dönüştürülmesi yönündeki endişeler de giderek artıyor.

gtyh
Husiler, aileleri, çocuklarıyla savaşçı olarak gurur duymaya teşvik ediyor. (Getty Images)

Sana’nın merkezindeki Muin bölgesinde yaşayan ve dört öğrencinin babası olan Abdullah, Husilerin askere alma girişimlerine maruz kalmalarından korktuğu için ortaokul ve lise çağındaki iki çocuğunu evde tutmak zorunda kaldığını söyledi. Okul yönetiminin çocuklarını Husilerin baskılarından koruyabileceğine dair güvenini kaybettiğini belirten Abdullah, çocuklarını eğitimden mahrum bırakmakla askeri saflara katılma riskine maruz bırakmak arasında zor bir seçimle karşı karşıya kaldığını ifade etti. Abdullah, kendi ifadesiyle öğrencileri saflarına katmak ve askeri telkine tabi tutmak için kullanılan merkezlere dönüşen okullara çocuklarını göndermekten artık ailelerin büyük bölümünün korktuğunu dile getirdi.

Abdullah, “Çocuklarımızı eğitim almaları ve geleceklerini inşa etmeleri için okullara gönderdik; askeri kurslara ve savaş cephelerine sürüklenmeleri için değil” dedi. Husilerin uygulamalarının artık müfredat ve okul faaliyetlerine kendi görüşlerini dayatmakla sınırlı kalmadığını belirten Abdullah, okul yönetimlerine öğrenci seçmeleri ve bu öğrencileri askeri eğitim kurslarından sorumlu birimlere teslim etmeleri yönünde baskı yapıldığını kaydetti.

Okullar üzerindeki baskı

Sana’nın güneyindeki Sebin bölgesinde bulunan özel bir okulda görev yapan ve adının açıklanmasını istemeyen bir öğretmen, Sana ve çevresindeki özel okul yönetimlerinin, öğrencileri saflarına katmak ve eğitim başarılarının önüne geçecek şekilde askeri kurslara yönlendirmek amacıyla Husilere bağlı kültürel sorumluların giderek artan baskısıyla karşı karşıya olduğunu söyledi.

Öğretmen, ideolojik telkin faaliyetlerinin eğitim sürecine giderek daha fazla müdahale ettiğini, Husilerin eğitim kurumları üzerindeki kontrolünü sıkılaştırdığı ve okul yönetimlerini talimatlarına uymaya zorladığı bir ortamda, öğretmenlerin tehdit veya cezalarla karşılaşma korkusuyla bu uygulamalara itiraz etmekten çekindiğini belirtti.

dcfhyjg
Husiler, Sana’daki okullara mezhepçi programlar ve savaşa seferberlik zorunluluğu getirdi. (X)

Öğretmen, öğrenim görmek ve geleceklerini inşa etmek için güvenli bir ortam sunması gereken okulların giderek artan müdahalelerle karşı karşıya kaldığını vurguladı. Öğrencileri okul sıralarından uzaklaştırarak eğitimle hiçbir ilgisi bulunmayan faaliyetlere katılmaya zorlamayı amaçlayan baskıların da giderek yoğunlaştığını ifade etti.

Husilerin bu girişimleri, örgütün kontrolündeki bölgelerde eğitim sisteminin kötüleşmeye devam ettiği bir dönemde gerçekleşti. On binlerce öğretmen ve eğitim çalışanı yıllardır maaşlarını alamazken, uygulanan politikalar yaşam koşullarını daha da ağırlaştırdı ve okulların eğitim ve öğretim görevlerini yerine getirme kapasitesini zayıflattı.