Zindani hükümeti yolsuzlukla mücadelede zorlu bir sınavla karşı karşıya

Küresel endeks: Yemen, dünyanın en kötü beş ülkesi arasında

Yeni Yemen hükümeti, yolsuzlukla mücadele konusundaki zorluklarla yeni bir aşamaya başlıyor. (SABA)
Yeni Yemen hükümeti, yolsuzlukla mücadele konusundaki zorluklarla yeni bir aşamaya başlıyor. (SABA)
TT

Zindani hükümeti yolsuzlukla mücadelede zorlu bir sınavla karşı karşıya

Yeni Yemen hükümeti, yolsuzlukla mücadele konusundaki zorluklarla yeni bir aşamaya başlıyor. (SABA)
Yeni Yemen hükümeti, yolsuzlukla mücadele konusundaki zorluklarla yeni bir aşamaya başlıyor. (SABA)

Şai Muhsin ez-Zindani liderliğindeki yeni Yemen hükümeti, mali ve idari reform taahhütlerini hayata geçirerek yolsuzlukla mücadelede hem yerel hem de uluslararası güveni yeniden tesis etmeyi hedefliyor. Uluslararası bir raporun ülkeyi yolsuzlukla mücadelede dünyanın en kötü beş ülkesi arasında göstermesi dikkat çekerken, uzmanlar sorunun ilan edilen siyasi iradenin ötesine geçerek mali ve siyasi sistemin yapısal niteliğine dayandığını belirtiyor.

Yemen, kamu sektöründe yolsuzlukla mücadele performansında küresel ölçekte en zayıf ülkeler arasında yer aldı. Ülke, Transparency International tarafından yayımlanan 2025 Yolsuzluk Algı Endeksi’nde 182 ülke arasında 177’nci sıraya geriledi. Söz konusu sıralama, savaş nedeniyle bölünmüş durumdaki ülkede hesap verebilirlik mekanizmalarının çöküşünü, rüşvet ve yasa dışı vergi uygulamalarının yaygınlığını ortaya koyuyor.

Yemen hükümeti, özellikle uluslararası desteğin mali ve kurumsal reform şartlarına bağlanmış olması nedeniyle, yolsuzlukla mücadelede somut ilerleme kaydetmesi yönünde iç ve dış baskılarla karşı karşıya bulunuyor. Ancak siyaset ve güvenlik alanındaki bölünmüş yapı, kapsamlı reform girişimlerini karmaşık güç dengeleri nedeniyle zorlaştırıyor.

Yeni Başbakan Zindani ay başında yaptığı açıklamada, yolsuzlukla mücadeleye öncelik vereceklerini, kurumsal performansı güçlendireceklerini ve vatandaşlara sunulan hizmetlerin iyileştirilmesi için adımları hızlandıracaklarını duyurmuştu.

scvcdf
Yeni hükümetin kurulmasının ardından Yemenliler, çektikleri acılara ve kötüleşen yaşam koşullarına son verecek ciddi reformlar bekliyor. (Reuters)

Yemen Başkanlık Konseyi Ekonomik İşler Ofisi Danışmanı Faris en-Neccar, yolsuzlukla mücadelenin artık kısmi tedbirler ya da medya kampanyalarıyla sınırlandırılamayacağını belirterek, asıl çözümün mali yönetim sisteminin yeniden inşası ve maliye politikası ile para politikasını birbirine bağlayan net bir kurumsal yapı oluşturulmasından geçtiğini söyledi. Neccar, kamu kaynaklarının yönetiminde şeffaflık ve hesap verebilirliğin güçlendirilmesinin temel öncelik olması gerektiğini vurguladı.

Neccar, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, hükümetin Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası gibi uluslararası ortaklarla entegre bir çerçevede çalıştığını ifade etti. Önceliklerin kamu mali yönetiminin reformu, harcamaların kontrol altına alınması ve bazı tahsilat mekanizmalarının geliştirilmesi olduğunu kaydeden Neccar, bu adımların mali ve parasal yönetişime geçişi destekleyen çok sayıda projeye yansıdığını dile getirdi.

Öte yandan Yemen’de yargı ve idari denetim kurumlarının halen zayıf ve tam anlamıyla bağımsız olmadığı belirtiliyor. Bu durumun, egemenlik kapasitesinin sınırlı olduğu bir ortamda yolsuzlukla mücadele önlemlerinin uygulanmasını ve yasaların ülke genelinde etkin biçimde hayata geçirilmesini zorlaştırdığı ifade ediliyor.

Yolsuzluğun yeniden tanımlanması

Yemen’in yolsuzluk endeksindeki gerilemesinin, on yılı aşkın süredir devam eden savaşın geçici bir sonucu olmanın ötesinde, yolsuzluğun bir idari sapma olmaktan çıkarak savaş ekonomisinin yapısal bir unsuruna dönüşmesinin yansıması olduğu değerlendiriliyor. Bu çerçevede, mevcut tablo sürdüğü sürece para ve maliye politikalarına yönelik sınırlı müdahalelerin etkisinin kısıtlı kalacağı, asıl sorunun iktidar, kaynak ve silah arasındaki ilişkinin niteliğinde düğümlendiği ifade ediliyor.

fdvfdv
Taiz’de yıllar önce yolsuzluk nedeniyle yaşam koşullarının sürekli kötüleşmesine karşı yapılan bir protestodan (AFP)

Savaşın politik ekonomisi alanında uzman Yemenli akademisyen Yusuf Şemsan, ülkenin endeksteki gerilemesine ilişkin yapısal bir okuma sunarak, savaş öncesi dönemde de yolsuzluğun sistemden bir sapma değil, sistemin işleyiş mekanizmasının parçası olduğunu savundu.

Şemsan’ın Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmeye göre, yolsuzluk yapısal dengesizliklerin sürdürülmesinde bir araç işlevi gördü; yasaların etkisizleştirilmesi ve kurumların siyasi ve ekonomik elitleri koruyan yapılara dönüştürülmesi bu sürecin temel unsurları oldu. Bu anlamda yolsuzlukla mücadelenin sistem içinde gerçekçi bir seçenek olmadığı, çünkü bunun mevcut düzenin temellerine dokunmak anlamına geleceği belirtildi.

Şemsan’a göre daha tehlikeli dönüşüm ise savaşın başlamasının ardından yaşandı. Yolsuzluk, yasa ve kurum korumasından çıkarak silah ve güç korumasına dayalı bir yapıya evrildi; savaş ekonomisinin parçası ve başlıca rant ile finansman kaynağı haline geldi. Bu yapı, ordu, güvenlik, petrol ve gaz, kamu maliyesi, merkez bankası, elektrik ve insani yardım gibi kritik egemenlik alanlarında yoğunlaştı.

sdf
Yemen’deki insani yardımlar da yolsuzluktan nasibini aldı. Bu durum insani yardımı rant arayışının ve karaborsanın bir kaynağı haline getirdi. (Reuters)

Savaş yıllarında ülkede hayali askeri ve güvenlik birimlerinin oluşturulduğu, bu alanlarda maaşlarda mükerrer ödemeler yapıldığı, tedarik sözleşmelerinde yolsuzluk, yakıt ve silah kaçakçılığı vakalarının arttığı kaydedildi. Enerji sektöründe şeffaf olmayan sözleşmeler imzalandığı, bütçe dışı gelirlerin oluştuğu ve kaynakların silahlı nüfuz ağlarına aktarıldığı ifade ediliyor.

İrade sınavı

Bu karmaşık tablo içinde Yemen riyalinin değeri sert biçimde geriledi; kötü kur yönetimi, kamu gelirlerinin yağmalanması ve yasa dışı para transfer ağları nedeniyle alım gücü çöktü ve yaşam koşulları ağırlaştı. Elektrik sektöründeki sözleşmelerde yolsuzluğun yaygınlaştığı, insani yardımların ise rant kaynağına ve kara borsaya dönüştüğü ifade ediliyor.

Yemenli ekonomi araştırmacısı Abdulhamid el-Mesacedi ise ülkenin Transparency International endeksindeki alt sıralarının sürpriz olmadığını belirterek, bunun devlet kurumlarının çöküşünün ‘sayısal bir teyidi’ niteliği taşıdığını söyledi.

sdfrg
Marib’teki bir mülteci kampının yakınında çocuklarıyla birlikte duran Yemenli bir adam. Bu kampta, mülteciler insani yardımların kötü yönetilmesinden mustarip. (Reuters)

Mesacedi, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, söz konusu endeksin rüşvet düzeyini ölçtüğünü, aynı zamanda yönetişim zafiyetini, kamu kaynaklarının siyasallaştırılmasını ve denetim ile hesap verebilirlik mekanizmalarının aşınmasını yansıttığını belirtti.

Son yıllardaki başlıca yolsuzluk göstergelerini sıralayan Mesacedi, mali ve parasal kurumlarda yaşanan ikili yapının karar alma süreçlerinde çelişki yarattığını ve para politikasının bağımsızlığını zayıflattığını ifade etti. Üretken olmayan harcamaların genişlediğini, özellikle egemen sektörlerde gelir yönetiminde disiplinin kaybolduğunu kaydeden Mesacedi, imtiyaz ve tekel ekonomisinin nüfuz ağlarıyla iç içe geçerek rekabet ortamını bozduğunu ve gerçek özel sektörü dışladığını dile getirdi.

Mesacedi, bu uygulamaların yalnızca etik bir sapma olarak kalmadığını; para biriminin değer kaybı, ithalat maliyetlerinin artışı, yerli ve yabancı yatırımların gerilemesi ile ülke risk priminin ve finansman maliyetlerinin yükselmesinde doğrudan ekonomik bir etken haline geldiğini vurguladı.

ddv
Yemen’deki yolsuzluk, idari bir olgudan savaş ekonomisinin yapısal bir bileşenine dönüştü. (Reuters)

Faris en-Neccar, Yemen’in yeniden imarı için yürütülen iş birliği programlarının yalnızca mali destekle sınırlı kalmadığını belirterek, Suudi Arabistan’ın Yemen’in Yeniden İnşası Programı kapsamında yönetim standartları, harcama mekanizmaları ve hizmetlerin iyileştirilmesine ilişkin şartların da yer aldığını ifade etti. Neccar, önümüzdeki dönemde tek hazine hesabının etkinleştirilmesi, genel bütçenin onaylanması ve dijitalleşmenin yaygınlaştırılması gibi somut adımlara daha fazla ağırlık verilmesinin beklendiğini söyledi.

Yusuf Şemsan ise şiddet, gelir ve karar alma yetkisini tekelinde toplamayan bir devletin yolsuzlukla etkin biçimde mücadele edemeyeceğini vurguladı. Savaş ekonomisi koşullarında yolsuzluğun rasyonel, kârlı ve güçle korunan bir yapıya dönüştüğünü belirten Şemsan, bu yapısal mantık kırılmadıkça reform söylemlerinin yetersiz kalacağını savundu. Şemsan’a göre gerçek başlangıç noktası, yolsuzluğu savaş ekonomisinin ayrılmaz parçası haline getiren döngünün kırılması.

Abdulhamid el-Mesacedi ise iyileşme ihtimalini dışlamadığını ancak bunun belirli koşullara bağlı olduğunu ifade etti. Bu koşullar arasında mali kurumların birleştirilmesi, merkez bankasının bağımsızlığının güçlendirilmesi, denetim mekanizmalarının etkinleştirilmesi, gelir, gümrük ve vergi sistemlerinin dijitalleştirilmesi, egemen kaynaklarda tam şeffaflık sağlanması ve dış desteğin ölçülebilir reform şartlarına bağlanması yer alıyor.



Bağdat, DMO tarafından yönetilen milis gruplarının mevzilerini çatışma çıkmadan kuşatmak için harekete geçti

Bağdat, DMO tarafından yönetilen milis gruplarının mevzilerini çatışma çıkmadan kuşatmak için harekete geçti
TT

Bağdat, DMO tarafından yönetilen milis gruplarının mevzilerini çatışma çıkmadan kuşatmak için harekete geçti

Bağdat, DMO tarafından yönetilen milis gruplarının mevzilerini çatışma çıkmadan kuşatmak için harekete geçti

Iraklı kaynaklar dün yaptıkları açıklamada, silahların devlet kontrolünde toplanması için tanınan sürenin 30 Eylül 2026’da sona ermesinin ardından hükümetin uygulamaya koymayı planladığı yol haritasının ayrıntılarını açıkladı. Buna göre plan, İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) tarafından yönetilen silahlı grupların lider kadrolarına ait mevzilerin ‘çevrelenmesini’ ve ardından bu grupların ‘kademeli olarak dağıtılmasını’ öngörüyor. İranlı yetkililerin ise Bağdat’ın ‘silahlı çatışmaya yol açmayacak bir süreç tasarlamasına’ rağmen planı engellemeye veya ertelemeye çalıştığı belirtildi.

Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi daha önce yaptığı açıklamada, gelecek ayın sonunu ABD güçlerinin ülkeden çekilmesi için son tarih olarak belirlemişti. Aynı tarih, silahlı grupların elindeki silahların devletin kontrolüne geçirilmesi için tanınan sürenin de sona ereceği tarih olacak.

Kuşatma planı

Kaynaklar, Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, hükümetin 30 Eylül sonrasına ilişkin planının, ordu, Terörle Mücadele Birimi ve seçkin birliklerden oluşan düzenli güçlerin silahlı gruplara ait operasyon merkezlerinin çevresine ve bu merkezlere ulaşan güzergâhlara konuşlandırılmasını öngördüğünü söyledi. Bu adımla söz konusu merkezlere giriş çıkış yapan sevkiyat ve ikmal hareketlerinin kısıtlanmasının amaçlandığı belirtildi.

Kaynaklar, hükümet güçlerinin aşamalı olarak subayların komutasında kontrol noktaları kurmaya başlayacağını ve silah hareketliliğini takip ederek bunlara el koyacağını ifade etti. Özellikle insansız hava araçları (İHA) ve füzeler üzerinde durulacağı kaydedildi.

Kaynaklara göre hükümet güçleri, silahlı grupların merkezlerinin çevresinde herhangi bir çatışmaya yol açmadan sıkı bir güvenlik çemberi oluşturacak. Operasyonun nihai hedefinin ise grupları ‘ya İHA’ların sevk edilmesi gibi bir hata yapmaya, ya silahlı çatışmaya girmeye ya da tek kurşun atmadan mevzilerini resmî kurumlara bırakmaya’ zorlamak olduğu belirtildi.

DMO tarafından yönetilen grupların silahları konusunda yürütülen hassas görüşmelere yakın bir kaynak, “Hükümet güçleri, bu mevzilerin çevresindeki kısıtlayıcı tedbirleri sistematik biçimde aşamalı olarak artıracak ve sonunda yıllardır girilmesi zor olan bu bölgelerde kontrolü sağlamaya imkân verecek bir aşamaya ulaşacak” dedi.

bfdbf
Bağdat’taki Terörle Mücadele Birimi’nin bir üyesi (Arşiv – AFP)

Askeri ve siyasi liderliklerin, devlet kontrolü dışındaki silahlar konusunda taraflar arasında ‘askeri çatışmayı’ önleyecek bir yöntem üzerinde yürütülen görüşmelerin ardından bu formül üzerinde uzlaştığı belirtildi.

Saha kaynakları, ‘ordu ve Terörle Mücadele Birimi güçlerinin bu haftanın başında planın deneme aşaması kapsamında bazı bölgelerde ve ana yollarda gözetleme noktalarında görev yapmak üzere çok sayıda subayı konuşlandırmaya başladığını’ söyledi.

Kaynaklar ayrıca, bazı gözetleme noktalarının ‘son birkaç hafta içinde Irak’ın farklı bölgelerindeki çeşitli noktalara gönderilen İHA sevkiyatlarını ele geçirmeyi başardığını’ doğruladı.

Curf es-Sahr ve Curf en-Nedaf

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre plan, ağırlıklı olarak başkentin güneyinde bulunan ve Haşdi Şabi (Halk Seferberlik Güçleri) bünyesindeki silahlı grupların önemli merkezleri olarak bilinen Curf es-Sahr ve Curf en-Nedaf bölgelerine odaklanıyor. Curf es-Sahr, Ketaib Hizbullah’ın, Curf en-Nedaf ise Nuceba Hareketi’nin kalesi olarak öne çıkıyor.

Curf es-Sahr bölgesi, 2014’ten bu yana silahlı grupların en önemli kalelerinden biri olarak görülüyor. Bölgenin, gruplara ait kamplar, hapishaneler, depolar ile füze ve İHA üretim tesislerini barındıran stratejik bir askeri üsse dönüştüğü düşünülüyor. Ancak çok sayıda kişi, buranın DMO’nun operasyon merkezi olduğuna inanıyor.

Bağdat’ın güneydoğu eteklerinde, Bağdat-Medain yolu yakınında bulunan Curf en-Nedaf bölgesi ise son yıllarda Haşdi Şabi ile bağlantılı silahlı gruplara ait karargâh ve tesislerin bulunduğu bir bölge olarak öne çıktı.

Iraklı güvenlik kaynaklarına göre bölgenin silah ve mühimmat depolama tesisleriyle ve İran yanlısı silahlı grupların askeri faaliyetleriyle bağlantılı olması nedeniyle bölgeye yönelik güvenlik ilgisi de arttı.

Temmuz 2026’da güvenlik kaynakları, ortak bir güvenlik gücünün Curf en-Nedaf bölgesinde Nuceba Hareketi’ne ait olduğu düşünülen bir karargâha baskın düzenlediğini bildirdi. Kaynaklar, söz konusu yerde İHA üretim tesisi bulunduğunu ve buranın çeşitli hedeflere yönelik İHA saldırılarında kullanıldığını belirtti.

dfvgthy
Curf es-Sahr’daki Ketaib Hizbullah mensupları (AFP)

Iraklı kaynaklar, “İstihbarat değerlendirmeleri, ele geçirilen veya farklı hedeflere doğru gönderilen İHA sevkiyatlarının bu bölgelerdeki bir kontrol merkeziyle bağlantılı olduğunu ortaya koydu” dedi.

Baskına Bağdat Operasyonlar Komutanlığı, federal polis ve Haşdi Şabi Güvenlik Müdürlüğü güçleri katılırken, operasyon güvenlik güçlerinin bölgeden çekilmesi ve karargâhta arama yapmamasıyla sonuçlandı.

Siyasi bir kaynak ise “Curf en-Nedaf karargâhına düzenlenen baskının başarısız olması, askeri yönetime planı karargâhlara doğrudan baskın düzenlemek yerine bu noktaları kuşatma ve buralara erişim kapasitesini kısıtlama yönünde değiştirmesi için yeterli fikir verdi” ifadesini kullandı.

Daha geniş çaplı konuşlandırma

Silahlı grupların varlığı, Bağdat’ın güneybatısında bulunan Curf es-Sahr ve Curf en-Nedaf bölgeleriyle sınırlı değil. Ancak bu iki bölge, stratejik önemleri ve başkente yakınlıkları nedeniyle özel bir odak noktası oluşturuyor.

Grupların Bağdat’ın kuzeyindeki Salahaddin vilayetinde bulunan Tuzhurmatu ve Amirli’de de çeşitli mevzileri bulunuyor. Ayrıca Bağdat’ın kuzeydoğusundaki Diyala vilayetinde Eşref Kampı ile başkentin güneydoğusunda yer alan Vasit vilayetinin merkezi Kut kentinde de silahlı gruplara ait noktalar bulunuyor.

Üst düzey bir siyasi yetkiliye göre, DMO tarafından yönetilen grupların iki temel görevi öne çıkıyor. Bunlardan ilki, gerektiğinde hızlı müdahale edebilme kapasitesini güvence altına almak amacıyla Bağdat’a çok yakın noktalarda konuşlanmak. Grupların başkent çevresindeki çok sayıda noktada yoğun şekilde varlık göstermesi de bu durumla açıklanıyor.

İkinci görev ise Sünni bölgelerin, özellikle Suriye sınırına yakın stratejik coğrafi geçiş noktalarının kontrolünü ele geçirerek bu bölgeler üzerindeki baskıyı artırmak.

dfrgt
Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi (AFP)

Kaynaklar, “DMO tarafından yönetilen grupların tesislerinin çevresinde güvenlik çemberi oluşturulması ve hareket kabiliyetlerinin kısıtlanması, Haşdi Şabi’ye bağlı tüm tugayların bütün şehirlerden çıkarılmasını ve grupların liderlerinden bağımsız olarak askeri komutanlık tarafından belirlenecek bir plan doğrultusunda yeniden konuşlandırılmasını içeren daha kapsamlı bir planın parçası” dedi.

Üst düzey bir siyasi yetkili Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Hükümet planı, gruplarla silahlı çatışmadan kaçınacak şekilde tasarlandı. Ayrıca ileri bir aşamada silahlı grupların statüsü ve mensuplarının geleceği konusunda yetkililerle ulusal bir çerçevede ciddi müzakerelere girmesini hedefliyor” ifadelerini kullandı.

İran için ‘uygun zaman değil’

Şu ana kadar İran’ın müttefiki olan Ketaib Hizbullah, Ketaib Seyyid eş-Şuheda ve Nuceba Hareketi’nin tamamı silahlarını devlete teslim etmeyi reddediyor. Bu gruplara yakın aktivistler, “Direniş ekseni, Amerikalılar ülkeden çekildikten sonra dahi silahlarını teslim etmeyecek” derken, meydan okuyan bir tutumla açıkça ‘devletin silahlarının grupların elinde toplanması’ çağrısında bulundu.

Hükümetin planı, grupların elinde bulunan stratejik silahların yanı sıra DMO’ya bağlı İranlı danışmanların görev yaptığı komuta ve kontrol merkezlerinin akıbeti konusunda İranlı yetkilileri endişelendirdi.

İki siyasi kaynağın aktardığına göre İranlı yetkililer, Koordinasyon Çerçevesi ittifakı liderlerine harekâtın zamanlamasının son derece kötü olduğunu bildirdi. Yetkililer, bölgesel durumun müttefiklerin, özellikle de Irak’taki müttefiklerin, silahlarını ellerinde tutmasını gerektirdiğini savundu.

Şii bir siyasi parti liderine yakın siyasi bir kaynak, söz konusu liderin İranlıları Başbakan üzerindeki baskıyı daha fazla artırmamaya ikna etmeye çalıştığını söyledi. Kaynak, Başbakan’ın silah meselesi nedeniyle zaten ABD’nin karşı baskısı altında olduğunu belirterek, “Bu hükümetin başarısız olması, Koordinasyon Çerçevesi ittifakının ve ağır bir mali krizle karşı karşıya bulunan genç hükümetinin de sonu anlamına gelecek” dedi.

Kaynak sözlerini şöyle sürdürdü: “İranlılar, hükümeti planın uygulanmasını ertelemeye zorlamak amacıyla Koordinasyon Çerçevesi’ne baskı yapıyor. Gruplar ise nihayetinde yerel ve bölgesel güç dengeleri değişene ve askeri varlıklarının konuşlandığı noktaları değiştirebilecekleri bir ortam oluşana kadar zaman kazanmaya çalışacak.”


Lübnan, İslamcı tutuklular sorununu çözmeye çalışıyor

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, Lübnan’a Özel Askerî Koordinasyon Grubu (MCG4L) Başkanı General Joseph Clearfield’ı, ABD’nin Beyrut Büyükelçisi Michel Issa ile birlikte kabul etti. (Lübnan Cumhurbaşkanlığı)
Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, Lübnan’a Özel Askerî Koordinasyon Grubu (MCG4L) Başkanı General Joseph Clearfield’ı, ABD’nin Beyrut Büyükelçisi Michel Issa ile birlikte kabul etti. (Lübnan Cumhurbaşkanlığı)
TT

Lübnan, İslamcı tutuklular sorununu çözmeye çalışıyor

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, Lübnan’a Özel Askerî Koordinasyon Grubu (MCG4L) Başkanı General Joseph Clearfield’ı, ABD’nin Beyrut Büyükelçisi Michel Issa ile birlikte kabul etti. (Lübnan Cumhurbaşkanlığı)
Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, Lübnan’a Özel Askerî Koordinasyon Grubu (MCG4L) Başkanı General Joseph Clearfield’ı, ABD’nin Beyrut Büyükelçisi Michel Issa ile birlikte kabul etti. (Lübnan Cumhurbaşkanlığı)

Lübnan Parlamentosu tarafından dün kabul edilen “genel af yasası”, bazıları yargılanmadan 10 yılı aşkın süre cezaevinde tutulan İslamcı tutuklular sorununu çözmeye yönelik süreci başlattı. Parlamento, yasa tasarısını geniş bir çoğunlukla kabul ederken, Hizbullah ve Özgür Yurtsever Hareketi milletvekilleri, geçmişteki güvenlik olayları sırasında Lübnan ordusu mensuplarını öldürmekle suçlanan kişileri de kapsadığı gerekçesiyle oylamadan çekildi.

Bir yargı kaynağı Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, ilk aşamada yaklaşık 2 bin 300 mahkûmun serbest bırakılabileceğini belirtti. Kaynağa göre bunlar, genel aftan yararlanma şartlarını taşıyan ve çeşitli suçlardan yargılanan kişilerden oluşuyor.

Bu arada, Lübnan Özel Askerî Koordinasyon Grubu Başkanı Amerikalı General Joseph Clearfield, Beyrut ile Tel Aviv arasında mekik diplomasisi yürüterek güvenlik ve operasyonel konularda görüşmeler gerçekleştiriyor. Söz konusu temaslar, İsrail'in süreci ağırdan alması ve Lübnan'ın taleplerini yerine getirmekte isteksiz davranması karşısında, “çerçeve anlaşmasını” kurtarmaya yönelik Amerikan baskısının bir yansıması olarak değerlendiriliyor.


Türkiye, Libya’daki devlet kurumlarını birleştirme çabalarında koordinatör rolü üstlenmeyi hedefliyor

Müşir Halife Hafter ve Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, dün Bingazi'deki görüşmeleri sırasında (LUO Genel Komutanlığı Basın Ofisi)
Müşir Halife Hafter ve Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, dün Bingazi'deki görüşmeleri sırasında (LUO Genel Komutanlığı Basın Ofisi)
TT

Türkiye, Libya’daki devlet kurumlarını birleştirme çabalarında koordinatör rolü üstlenmeyi hedefliyor

Müşir Halife Hafter ve Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, dün Bingazi'deki görüşmeleri sırasında (LUO Genel Komutanlığı Basın Ofisi)
Müşir Halife Hafter ve Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, dün Bingazi'deki görüşmeleri sırasında (LUO Genel Komutanlığı Basın Ofisi)

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, dün yaptığı açıklamada, ülkesinin ‘Libya’daki devlet kurumlarını birleştirmeyi hedefleyen çabaları destekleme’ konusundaki kararlılığını vurgulayarak, Ankara'nın uluslararası çabaların koordinasyonunda rol oynama ve ‘Libya'daki kurumsal bölünmüşlüğü sona erdirmeyi amaçlayan ABD girişimini destekleme’ arzusunu dile getirdi.

Fidan, bu açıklamaları, Libya ziyaretinin ikinci gününde Bingazi'de Libya Ulusal Ordusu (LUO) Genel Komutanı Mareşal Halife Hafter, Yardımcısı Korgeneral Saddam Hafter ve Genelkurmay Başkanı Halid Hafter ile gerçekleştirdiği görüşmeler sırasında yaptı.

Ziyaretine salı günü Trablus'tan başlayan Fidan, ülkenin doğusundaki üst düzey yetkililerle görüşmek üzere Bingazi'ye geçmeden önce, geçici Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid ed-Dibeybe, Başkanlık Konseyi Başkanı Muhammed el-Menfi ve Devlet Yüksek Konseyi (DYK) Başkanı Muhammed Tekale ile bir araya gelmişti.

Ziyaret, Libya'da yürütme erki ile ülkedeki bölünmüş kurumların birleştirilmesine yönelik yeni bir formül geliştirilmesini amaçlayan ve ABD Başkanı Donald Trump’ın Arap ve Afrika İşleri Başdanışmanı Massad Boulos'un öncülük ettiği ABD girişimi etrafında temasların yoğunlaştığı hassas bir dönemde gerçekleşti.

Girişimin detaylarına dair basına yansıyan bilgilere göre bu plan, ülkenin doğusu ile batısındaki başlıca güç merkezlerini bir araya getirmeyi hedefleyen bir formül çerçevesinde yürütme erkinin yeniden şekillendirilmesini, Başkanlık Konseyi Başkanlığı'nın LUO Genel Komutan Yardımcısı Saddam Hafter'e verilmesini ve Dibeybe'nin başbakan olarak görevde kalmasını öngörüyor.

LUO Genel Komutanlığı’ndan yapılan açıklamaya göre Fidan, Hafter ile gerçekleştirdiği görüşmede onun üstlendiği role duyduğu takdiri dile getirerek, bu ziyaretin Türkiye ile Libya arasındaki ilişkileri geliştirme sürecinin bir uzantısı niteliğinde olduğunu belirtti. Bakan Fidan ayrıca, yeni bir Türk konsolosun atanmasının ardından Bingazi'deki Türk Konsolosluğu'nun faaliyetlerine başladığına da dikkati çekti.

Fidan, pazartesi günü Bingazi'nin el-Havari mahallesinde aracını hedef alan bombalı bir saldırıyla suikasta uğrayan Libya'nın doğusundaki Askeri İstihbarat İdaresi Müdürü Korgeneral Fevzi el-Mansuri'nin vefatı dolayısıyla Hafter'e taziyelerini iletti.

Hafter ise ‘Libya ile Türkiye arasındaki ilişkilerin sağlamlığını ve kaydettiği gelişimi’ vurgulayarak, Türk şirketlerinin yeniden imar projelerindeki katkısına ve iki ülke arasındaki ticaret hacminin yükselişine işaret etti.

LUO Genel Komutanlığından yapılan açıklamaya göre taraflar, ikili ilişkilerin ortak çıkarlara hizmet edecek şekilde pekiştirilmeye ve güçlendirilmeye devam edilmesinin önemini teyit etti.

Anadolu Ajansı'nın (AA) bildirdiğine göre görüşmenin ardından Temsilciler Meclisi Başkanı Akile Salih, Hakan Fidan’ı Bingazi'deki meclis binasında bulunan makamında kabul etti.

sdgs
Saddam Hafter, dün Bingazi’de Fidan’ı karşıladı (LUO Genel Komutanlığı Basın Ofisi)

Fidan'ın Libya'nın doğusuna ve batısına gerçekleştirdiği ziyaret, 2019 ve 2020 yıllarındaki Trablus savaşı sırasında Türkiye'nin üstlendiği rolün Libya'nın batısındaki eski Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH) ile sıkı ilişkilerinin ardından, Ankara'nın ülkedeki muhtelif güç merkezlerine yönelik artan açılımını yansıtıyor.

Libya’daki devlet kurumlarının birleştirilmesi dosyası, Fidan'ın salı günü Trablus'ta Dibeybe ile gerçekleştirdiği görüşmelerin ana gündem maddesiydi.

Öte yandan Başkanlık Konseyi Başkanı Muhammed el-Menfi, Fidan ile görüşmesinde muhtelif çabaların devlet kurumlarının birleştirilmesine katkı sağlaması gerektiğini vurguladı. Menfi, geçiş süreçlerini sona erdirecek ve sürdürülebilir bir istikrar tesis edecek seçimlere ulaşmak maksadıyla, her türlü girişimin veya mutabakatın devlet kurumlarına ve ulusal egemenliğe saygı duyulması ile ‘siyasi sürecin Libyalılar tarafından sahiplenilmesi’ esasına dayanması gerektiğinin altını çizdi.

Fidan ayrıca Tekale ile de görüştü. Görüşmeye dair fazla detay paylaşılmazken, görüşmede siyasi süreçte uzlaşıyı ve istikrara doğru ilerletmeyi hedefleyen çabalar ele aldı.