Hamaney suikastı sonrası Pakistan ve yeni bölgesel bölünmenin yansımalarının barometresi

Halkın duyguları genellikle İslam dünyasındaki tepkilerin yankılarını yansıtır

Pakistan'ın Karaçi kentindeki parlamento binası önünde düzenlenen protesto gösterisini dağıtmak için göz yaşartıcı gaz bombası atan bir polis memuru, 1 Mart 2026 (Reuters)
Pakistan'ın Karaçi kentindeki parlamento binası önünde düzenlenen protesto gösterisini dağıtmak için göz yaşartıcı gaz bombası atan bir polis memuru, 1 Mart 2026 (Reuters)
TT

Hamaney suikastı sonrası Pakistan ve yeni bölgesel bölünmenin yansımalarının barometresi

Pakistan'ın Karaçi kentindeki parlamento binası önünde düzenlenen protesto gösterisini dağıtmak için göz yaşartıcı gaz bombası atan bir polis memuru, 1 Mart 2026 (Reuters)
Pakistan'ın Karaçi kentindeki parlamento binası önünde düzenlenen protesto gösterisini dağıtmak için göz yaşartıcı gaz bombası atan bir polis memuru, 1 Mart 2026 (Reuters)

Kaswar Klasra

İran'ın Dini Lideri Ali Hamaney'in suikastı Tahran'ın ötesinde şok dalgaları yarattı, Güney Asya'da siyasi dalgalanmalara neden oldu ve Pakistan'ı jeopolitik etkileşimin merkezinde beklenmedik bir konuma soktu. Suikast haberinin yayılmasından birkaç saat sonra, kıyı kenti Karaçi'den kuzeydeki Skardu'ya kadar protesto gösterileri patlak verdi. Bu olaylar, Pakistan toplumundaki ideolojik akımların derinliğini ortaya koyarken karar alıcılar için bölgesel istikrar, diplomatik misyonların güvenliği ve Ortadoğu ile Güney Asya'daki krizler arasındaki artan örtüşmenin sınırları hakkında acil sorular gündeme getirdi.

ABD'nin önemli bir diplomatik tesisinin etrafını saran kalabalıkların görüntüleri, politika yapıcılar ve yatırımcılar arasında hem yabancı personelin güvenliği hem de ülkenin iç uyumu koruma kabiliyeti konusunda endişelere yol açtı.

Uluslararası gözlemcilere göre İran'daki liderlik boşluğunun etkileri dar coğrafi sınırların ötesine yayıldığından, gösterilerin ölçeği ve yoğunluğunun daha geniş bir gerçeği yansıtıyor. Bu durum, iç güvenlik baskılarıyla boğuşan ve aynı zamanda Afganistan ile sınırında istikrarsız gerilimler yaşayan bir nükleer devletin genel ruh halini, güvenlik hesaplamalarını ve diplomatik eylem risklerini yeniden şekillendirmeye başladı.

Karaçi: Büyük şehirlerde öfke

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Pakistan'ın finans başkenti ve önemli yabancı misyonların bulunduğu Karaçi, kaosun yuvası haline geldi. Protestocular, Mai Colachi Caddesi üzerindeki ABD konsolosluğu yakınında toplanarak Batı karşıtı sloganlar attılar ve kısıtlı diplomatik bölgelere doğru ilerlemeye çalıştılar. Güvenlik güçleriyle çatışmalar şiddetlendi ve dokuz protestocu öldü, çok sayıda kişi yaralandı. Karaçi'nin önemi, sembolik ve ekonomik ağırlığından kaynaklanıyor. Karaçi, Pakistan ekonomisinin can damarı ve çok uluslu yatırımların merkezi ve buradaki herhangi bir kaos sınırların ötesine uzanıyor. Büyük bir ABD diplomatik tesisini çevreleyen kalabalığın görüntüleri, karar vericiler ve yatırımcılar arasında hem yabancı personelin güvenliği hem de jeopolitik şok anlarında devletin iç uyumu koruma kabiliyeti konusunda endişelere yol açtı.

tr
Güvenlik güçleri, Pakistan'ın Karaçi kentindeki ABD konsolosluğu önünde protesto gösterisi düzenleyen ve sloganlar atan Şii Müslümanlara göz yaşartıcı gazla müdahale etti, 1 Mart 2026 (AFP)

Yetkililer hiç vakit kaybetmeden polis güçlerini ve paramiliter ‘Rangers’ birimlerini görevlendirdi. Çok sayıda güvenlik kordonu kurdu ve trafiği ana caddelerden uzaklaştırdı. Yetkililer ayrıca, diplomatik misyonları korumak, halk ayaklanmaları sırasında bile uluslararası hukukun kesin bir yükümlülüğü olduğunu vurguladı. Hükümetin yaklaşımı, Washington ile diplomatik bir krize yol açabilecek veya Pakistan'ın uluslararası itibarını zedeleyebilecek herhangi bir ihlali önlerken, kamuoyunun ifade özgürlüğüne sınırlı bir alan tanıyarak, hesaplı bir denge kurmaya yönelik dikkatli bir çabayı yansıtıyordu.

Kaos çevre bölgelere yayılıyor

Karaçi dünyanın dikkatini çekti, ancak kuzey bölgelerde yaşananlar daha derin bir kırılganlığın olduğunu ortaya çıkardı. Skardu'da on binlerce kişi sokaklara döküldü, yolları kapattı ve Birleşmiş Milletler (BM) ofisini yaktı. Bu sert tırmanış, federal yetkilileri kontrolü yeniden ele geçirmek için Skardu ve Gilgit-Baltistan'ın bazı bölgelerde sokağa çıkma yasağı ilan etmeye zorladı.

Bu karar, bölgenin son yıllarda gördüğü en sert idari önlemlerden biriydi. Yetkililer, kararın gerekçesi olarak ayaklanmanın yönetim yapılarının yeterince güçlü olmadığı ve büyük kalabalıkların yerel güvenlik güçlerini alt edebileceği hassas dağlık bölgelere yayılmasını önleme ihtiyacını gösterdiler.

Bu karışıklıklar, Pakistan'ın güvenlik kurumlarının kronik bir yorgunluktan mustarip olduğu bir dönemde patlak verdi.

Gilgit-Baltistan bölgesindeki protestolar, İran ile bağlantılı ulusötesi anlatıların karar alma merkezlerinden coğrafi olarak uzak toplulukları ne ölçüde etkilediğini yansıtan, birbiriyle örtüşen dini çağrışımlar ve siyasi mesajlar içeriyordu. İslamabad için, çevre bölgelerdeki karışıklıklar, lojistik kısıtlamaların mezhepsel hassasiyetler ve sınırlara stratejik yakınlık ile kesiştiği karmaşık bir güvenlik sorunu teşkil ediyor ve yerel karışıklıkların ötesinde riskleri artırıyor.

İslamabad gerginliğin eşiğinde

Öte yandan krizin yansımaları başkent İslamabad’a da sıçradı. Şii dini liderler, sıkı güvenlik önlemlerinin alındığı Kırmızı Bölge'deki ABD’nin İslamabad Büyükelçiliği önünde protesto gösterisi düzenleme çağrısı yaptı. Bu çağrı, yeni bir gerginlik dalgasının yaşanacağına dair endişeleri artırdı. Güvenlik güçleri önlemleri sıkılaştırdı, kontrol noktalarını güçlendirdi ve hızlı müdahale ekiplerini hazırda bekletti.

effr
Lahor'daki ABD konsolosluğu önünde düzenlenen protesto sırasında bir araya gelerek sloganlar atan Şii Müslüman kadınlar, 1 Mart 2026 (AFP)

Endişeler artarken, ABD Dışişleri Bakanlığı durumu yakından takip ettiğini doğruladı ve Pakistan'daki ABD vatandaşlarına dikkatli olmaları çağrısında bulundu.

ABD'nin İslamabad Büyükelçiliği tarafından yayınlanan güvenlik uyarısında şöyle denildi.

“Karaçi ve Lahor'daki ABD konsoloslukları yakınında devam eden gösterilerle ilgili haberleri ve İslamabad'daki ABD Büyükelçiliği ile Peşaver'deki konsolosluk önünde yeni protestolar çağrısı yapılan haberleri takip ediyoruz. Pakistan'daki ABD vatandaşlarına yerel haberleri takip etmelerini ve çevrelerine dikkat etmeleri, büyük kalabalıkları kaçınmaları ve Akıllı Gezgin Kayıt Programı (Smart Traveller Enrolment Programme/STEP) kayıtlı olmalarını sağlamak gibi uygun kişisel güvenlik önlemlerini almalarını tavsiye ediyoruz.”

Bu uyarı, protestoların coğrafi olarak yayılabileceği ve diplomatik ve insani yardım faaliyetlerini artan bir baskı altına sokabileceği yönündeki uluslararası endişelerin artmasını yansıtıyor.

Devlet çok sayıda baskı altında

Bu karışıklıklar, Pakistan'ın güvenlik kurumlarının kronik bir yorgunluktan mustarip olduğu bir dönemde patlak verdi. Yetkililer, ülkenin Afganistan sınırında neredeyse savaş halinde olduğunu, silahlı grupların saldırılarına devam ettiğini, sınır ötesi gerilimin ise ordunun dikkatini ve kaynaklarını tükettiğini söylüyor. Krizlerin bir araya gelmesi, hükümetin hesaplamalarını karmaşıklaştırdı ve manevra kabiliyetini yavaşlattı. Yetkililer, diplomatik misyonları hedef alan şiddetli protestoların, kargaşayı istismar etmeye çalışan devlet karşıtı güçlerin işine yarayabileceği konusunda kamuoyunu uyardı. Yetkililer, olayları ulusal güvenliğe doğrudan bir tehdit olarak nitelendirerek, bunları sokaklarda yapılan sıradan siyasi ifadelerin ötesine taşıdı.

Protestolar, daha geniş bir jeopolitik değişimi ortaya koyuyor ve Pakistan, Ortadoğu krizlerinin coğrafi sınırlarının ötesinde ne kadar yankı uyandırdığının hassas bir göstergesi olarak hizmet ediyor.

Bu baskılara rağmen, Pazar günü öğleden sonraya kadar Başbakan Şehbaz Şerif'in hükümeti durumu kontrol altına almak için çok çeşitli önlemler aldı. Federal ve eyalet yetkilileri koordinasyonu artırdı, ülke çapında güvenlik uyarıları yayınladı ve diplomatik bölgeleri, havaalanlarını ve kritik altyapıyı korumak için kuvvetlerin konuşlandırılmasını güçlendirdi.

Bu gelişmeler, politika yapıcılara, dış jeopolitik şokların kırılgan ortamlarda iç güvenlik yükünü nasıl artırdığı açıkça kanıtladı.

Siyasi seferberlik ve gizli mezhepçi akımlar

Pakistan'ın İran'daki olaylara tepkisi sadece dış politika ile sınırlı kalmadı. Dini ağlar hızla sokakları harekete geçirdi ve Hamaney suikastını İran'ın iç siyasi olaylarının sınırlarını aşan bir yorumla İslam liderliğine yönelik bir saldırı olarak sundu.

Siyasi aktörler de bu anı fırsat bilerek Batı karşıtı söylemleri ön plana çıkardılar ve halkın öfkesini protesto meydanlarına yönlendirdiler. Analistler, Pakistan'ın mezhepsel manzarasının, tarihi karmaşıklığı ve inceliklerine rağmen, dış kriz dönemlerinde bir tür geçici ideolojik yakınlaşma eğilimi gösterdiğini ve bu durumun, gidişatını tahmin etmesi zor olan yaygın protesto dalgalarını tetiklediğini düşünüyor.

d
İslam Partisi aktivistleri ve destekçileri, Pakistan'ın Peşaver kentinde düzenlenen ABD ve İsrail karşıtı protestolar sırasında ABD Başkanı Donald Trump'ın posterini yaktı, 2 Mart 2026 (AFP)

Bu dinamik, hükümeti oldukça hassas bir denklemle karşı karşıya getiriyor. Aşırı güç kullanımı gerilimleri tırmandırabilirken, hoşgörü devletin otoritesini sınamak veya uluslararası kurumları zayıflatmak isteyen grupların ortaya çıkmasına neden olabilir.

Diplomatik ve bölgesel yansımalar

Pakistan genelinde ABD’nin yanı sıra Avrupa ve bölge ülkelerinin misyonlarına ait binalar da dahil olmak üzere diplomatik tesislerin çevresindeki güvenlik önlemleri önemli ölçüde sıkılaştırıldı. İslamabad, diplomatları korumaya ve uluslararası yükümlülüklerini yerine getirmeye devam edeceğini teyit ederek yabancı hükümetlere güven verici mesajlar göndermeye özen gösterdi. Pakistan'ın istikrarı, iki taraf arasındaki yakın ekonomik ve askeri bağlar ve İran ile paylaştığı uzun sınır göz önüne alındığında, Körfez ülkeleri için özel bir stratejik öneme sahip. İran'ın Dini Lideri Hamaney’e düzenlenen suikast, İslamabad'ı hassas bir diplomatik konuma sokarken onu bölgesel ilişkilerini dikkatli bir şekilde dengelemek ve daha geniş çaplı çatışmalara sürüklenmekten kaçınmak zorunda bıraktı.

Skardu'daki BM ofisinin yakılması endişeleri artırdı. Zira uluslararası kurumlara yönelik artan düşmanlık, Pakistan genelinde, özellikle de en kırılgan bölgelerde insani yardım kuruluşlarının ve kalkınma programlarının çalışmalarını zorlaştırabilir.

Jeopolitik barometre olarak Pakistan

Protestolar, daha geniş bir jeopolitik değişimi ortaya koydu. Pakistan, Ortadoğu’daki krizlerin coğrafi sınırlarının ötesinde nasıl yankı bulduğunun hassas bir barometresi oldu. Pakistan kamuoyu, genellikle İslam dünyasındaki tepkileri yansıtsa da ülkenin büyüklüğü, stratejik konumu ve nükleer silahlara sahip olması, gelişmelere küresel boyutlar kazandırıyor. Oradaki herhangi bir kargaşa, Güney Asya'nın ötesine sinyaller gönderiyor ve diplomatik hesaplamaları, yatırımcıların güvenini ve bölgesel güvenlik planlamasını etkiliyor.

Pakistan deneyimi, jeopolitik şokların artık ulusal sınırlarla sınırlı kalmadığı konusunda dünya çapındaki karar alıcılara açık bir uyarı mesajı taşıyor.

Yaygın huzursuzluğa rağmen, yetkililer şimdiye kadar diplomatik tesislerin basılmasını önlemeyi başardılar, bu da uluslararası güveni korumak için çok önemli. Ancak kriz, İslamabad'ın dış ve iç baskılar arasında sürdürmesi gereken kırılgan dengeyi ortaya koyuyor.

İran'daki belirsiz siyasi durum, Washington ile Tahran arasında devam eden gerginlikler ve Pakistan'ı etkileyen güvenlik sorunları, kargaşanın yakın vadede devam edeceğini gösteriyor. Ekonomik baskılar, siyasi kutuplaşma ve ideolojik mobilizasyon, istikrarsızlık ortamını besliyor ve önümüzdeki haftalarda bu durumun uzamasına neden olabilir.

Pakistan deneyimi, jeopolitik şokların artık ulusal sınırlarla sınırlı kalmadığı konusunda dünya çapındaki karar alıcılara açık bir uyarı mesajı taşıyor. Tahran'da yaşananlar, Güney Asya'daki siyasi dengeleri hızla yeniden şekillendirebilir ve uzak krizleri acil güvenlik sorunlarının merkezine taşıyabilir. Pakistan bugün, uluslararası sistemdeki gerilimler ile iç istikrarı ve diplomatik güvenilirliğinin kesiştiği bu dönüşümlerin kavşağında duruyor.

İslamabad'ın bu hassas dönemi yönetme şekli, iç politikadaki gidişatını belirleyebilir ve temasların hızlandığı ve mesafelerin kısaldığı bir dönemde Ortadoğu ile Güney Asya'yı birbirine bağlayan daha geniş stratejik manzaraya iz bırakabilir.



Savaşın beşinci gününden İsrail, İran’ın güvenlik güçlerini ve liderliğini hedef alırken; Tahran bölge genelinde saldırılarını sürdürüyor

Savaşın beşinci gününden İsrail, İran’ın güvenlik güçlerini ve liderliğini hedef alırken; Tahran bölge genelinde saldırılarını sürdürüyor
TT

Savaşın beşinci gününden İsrail, İran’ın güvenlik güçlerini ve liderliğini hedef alırken; Tahran bölge genelinde saldırılarını sürdürüyor

Savaşın beşinci gününden İsrail, İran’ın güvenlik güçlerini ve liderliğini hedef alırken; Tahran bölge genelinde saldırılarını sürdürüyor

ABD ve İsrail ile İran arasındaki savaş beşinci gününe girerken, bugün (Çarşamba) İran’ın başkenti Tahran’da patlamalar meydana geldi. İsrail’in İran liderliği ve güvenlik güçlerini hedef aldığı, Tahran’ın ise İsrail’e ve Körfez bölgesine yönelik füze ve insansız hava aracı (İHA) saldırılarını sürdürdüğü bildirildi.

İran devlet medyası, başkent Tahran’da şafak vakti patlamalar yaşandığını duyurdu. İsrail tarafı ise İran’ın ateşlediği füzeleri durdurmak amacıyla hava savunma sistemlerinin devreye alındığını bildirdi. Kudüs çevresinde de patlamalar meydana geldiği belirtildi.

İran’ın, dünya petrolünün yaklaşık beşte birinin sevk edildiği Basra Körfezi’nin dar geçidi olan Hürmüz Boğazı’ndaki tanker trafiği üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmasıyla birlikte Brent petrolün varil fiyatı 82 doların üzerine çıktı. Fiyatlar, çatışmanın başlamasından bu yana yüzde 13 artarak Temmuz 2024’ten bu yana en yüksek seviyesine ulaştı. Petrol fiyatlarındaki artışın küresel ekonomiyi yavaşlatabileceği ve şirket kârlarını azaltabileceği endişesiyle dünya borsalarında sert düşüşler yaşandı.

Salı günü ABD’nin Riyad Büyükelçiliği ile Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki ABD Konsolosluğu İHA saldırılarının hedefi oldu. ABD Dışişleri Bakanlığı, Çarşamba günü yaptığı açıklamada, acil olmayan hükümet personeline Suudi Arabistan’dan ayrılma izni verildiğini duyurdu.

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’nın (CENTCOM) başındaki ABD Donanması Amirali Brad Cooper, İran’ın şimdiye kadar 500’den fazla balistik füze ve 2 bin İHA fırlattığını söyledi. Cooper, kampanyanın ilk saatlerinde gerçekleştirilen Amerikan saldırılarının, 2003’te ABD öncülüğünde Irak’a düzenlenen işgalin başlangıcındaki ilk saldırılardan “neredeyse iki kat daha büyük ölçekte” olduğunu ifade etti.

Çarşamba günü çevrim içi paylaşılan önceden kaydedilmiş mesajında Cooper, “Şimdiye kadar yaklaşık 2 bin hedefi vurduk ve 2 binden fazla mühimmat kullandık. İran’ın hava savunmasını ciddi şekilde zayıflattık; yüzlerce balistik füze, fırlatıcı ve İHA’yı imha ettik” dedi. Cooper, “Basitçe söylemek gerekirse, bize ateş edebilecek her şeyi vurmayı hedefliyoruz” ifadelerini kullandı.

ABD Başkanı Donald Trump’ın bir ay ya da daha uzun sürebileceğini ima ettiği savaşın beşinci gününde, İran’da yaklaşık 800 kişi hayatını kaybetti. Trump, ölenler arasında gelecekte ülkeyi yönetebilecek isimler olarak değerlendirdiği bazı kişilerin de bulunduğunu söyledi.

İsrail, Çarşamba günü Tahran genelinde İran güvenlik güçlerini hedef alan bir dizi saldırı düzenlediğini açıkladı. İsrail, bir gün önce de Kum kentinde İran’ın bir sonraki dini liderini belirleyecek olan Uzmanlar Meclisi ile bağlantılı bir binayı vurmuştu.

Bölgede patlamalar ve sirenler

ABD Donanması 5. Filosu’na ev sahipliği yapan Bahreyn’de sabah saatlerinde hava saldırısı sirenleri çaldı. Katar Savunma Bakanlığı, İran’ın ülkeye iki balistik füze fırlattığını, bunlardan birinin El-Udeyd Katar Üssü’ne isabet ettiğini ancak can kaybına yol açmadığını bildirdi.

İsrail’in, İran destekli Hizbullah’ın saldırılarına misilleme olarak Lübnan’a yönelik saldırılarını sürdürdüğü kaydedildi. Lübnan resmi haber ajansına göre, İsrail’in Baalbek kentindeki bir konut kompleksini hedef alan saldırısında en az beş kişi öldü. Lübnan Sağlık Bakanlığı, ülkede 50’den fazla kişinin hayatını kaybettiğini, 300’den fazla kişinin de yaralandığını açıkladı.

Hizbullah’ın yanı sıra Irak’taki İran bağlantılı milis gruplar da saldırılar düzenliyor. Saraya Awliya el-Dam (Seraya Evliya el-Dem)  adlı grup, Çarşamba günü Ürdün’e yönelik bir İHA saldırısının sorumluluğunu üstlendi. Ülke genelinde hava saldırısı sirenleri çaldı. Şii milis grup, son günlerde Bağdat ve Erbil’deki Amerikan hedeflerine yönelik saldırıları da üstlenmişti.

İran, İsrail’e düzenli aralıklarla füze ve İHA salvo atışları gerçekleştiriyor. Ancak gelen saldırıların büyük bölümü engelleniyor. Çatışmanın başlangıcından bu yana İsrail’de 11 kişi hayatını kaybetti.

Savaşın giderek tırmanması, çatışmanın ne zaman ve nasıl sona ereceğine ilişkin soru işaretlerini artırdı.

Trump yönetimi, İran’ın füze kapasitesini yok etmek, donanmasını etkisiz hale getirmek, nükleer silah edinmesini engellemek ve müttefik silahlı gruplara verdiği desteği kesmesini sağlamak gibi çeşitli hedefler ortaya koydu.

İsrail, İran liderliği ve güvenlik güçlerine baskıyı artırıyor

ABD-İsrail saldırılarının ilk aşamasında İran’ın dini lideri Ali Hamaney’in öldürüldüğü belirtilmiş, Trump da İran halkına hükümeti devirmeleri çağrısında bulunmuştu. Ancak üst düzey ABD’li yetkililer daha sonra rejim değişikliğinin hedef olmadığını ifade etti.

Trump, Salı günü yaptığı açıklamada, ABD-İsrail kampanyası sona erdiğinde iktidarı devralacak en uygun kişinin “rejim içinden biri” olabileceğini belirterek savaşın İran’daki teokratik yönetimi sona erdirme ihtimalini küçümsedi.

İsrail Savunma Bakanı Israel Katz, Çarşamba günü X platformunda yaptığı paylaşımda, İran’ın yeni dini lider olarak seçeceği kişinin “ortadan kaldırılacak bir hedef” olacağını söyledi.

Katz, “İran terör rejimi tarafından İsrail’i yok etme planını sürdürmek ve yönetmek, ABD’yi, özgür dünyayı ve bölge ülkelerini tehdit etmek ve İran halkını baskı altında tutmak üzere atanan her lider, ortadan kaldırılacak bir hedef olacaktır” ifadelerini kullandı.

İsrail ordusu ayrıca Tahran’da, Ocak ayında binlerce kişinin öldüğü ve on binlercesinin gözaltına alındığı protestolara yönelik kanlı baskıyı gerçekleştiren Devrim Muhafızları’na bağlı gönüllü paramiliter güç Besic ile bağlantılı binaları vurduğunu açıkladı.

ABD ve İsrail, İran halkının teokratik yönetimi devirmesini görmek istediklerini belirtiyor.

37 yıldır ülkeyi yöneten Hamaney’in yerine geçecek ismin belirlenmesi için İranlı liderler yoğun çaba harcıyor. 1979 Devrimi’nden bu yana yalnızca ikinci kez yeni bir dini lider seçiliyor. Adaylar arasında Batı ile çatışmayı sürdürmeyi savunan muhafazakâr isimlerin yanı sıra diplomatik angajman arayışındaki reformistler de bulunuyor.

İsrail Ordu Sözcüsü Tuğgeneral Effie Defrin, Salı günü Kum kentinde din adamlarının yeni dini liderin seçimini görüşmek üzere toplanmasının beklendiği bir binanın vurulduğunu açıkladı. Defrin, saldırıda herhangi bir isabet olup olmadığının değerlendirildiğini söyledi.

İran Devrim Muhafızları’na yakın oldukları değerlendirilen yarı resmî Fars ve Tasnim haber ajansları, söz konusu binanın Uzmanlar Meclisi ile bağlantılı olduğunu aktardı. Çarşamba günü yapılan açıklamada saldırı sırasında binada herhangi bir toplantının yapılmadığı belirtildi. Fars, meclisin uzaktan toplandığını bildirdi ancak ayrıntı vermedi.

ABD-İsrail saldırılarında İran’da en az 787 kişi hayatını kaybettiği bildirildi.

Daha önce bir ölüm vakası açıklayan Kuveyt, Çarşamba günü 11 yaşındaki bir kız çocuğunun, Kuveyt güçlerinin “düşmanca hava hedeflerini” engellemesi sırasında düşen şarapnel parçaları nedeniyle hayatını kaybettiğini duyurdu. Ayrıca Birleşik Arap Emirlikleri’nde üç, Bahreyn’de ise bir kişi yaşamını yitirdi.

Pazar günü Kuveyt’in Şuaybe Limanı’ndaki bir komuta merkezine düzenlenen İHA saldırısında ABD Kara Kuvvetleri Yedek Birliği’nden altı asker hayatını kaybetti.


Savaş beşinci gününe girdi... Yoğun bombardıman devam ediyor ve Hamaney’in veda töreni başlıyor

Savaş beşinci gününe girdi... Yoğun bombardıman devam ediyor ve Hamaney’in veda töreni başlıyor
TT

Savaş beşinci gününe girdi... Yoğun bombardıman devam ediyor ve Hamaney’in veda töreni başlıyor

Savaş beşinci gününe girdi... Yoğun bombardıman devam ediyor ve Hamaney’in veda töreni başlıyor

İran’a yönelik savaş bugün beşinci gününe girdi. Başkent Tahran’da patlamalar duyulurken, İsrail ordusu, başkentteki çeşitli noktalarda ‘onlarca’ güvenlik komuta merkezine hava saldırıları düzenlediğini açıkladı.

Buna karşılık, İran’ın İsrail’e füzelerle karşılık verdiği bildirildi. İsrail ordusu, ‘savunma sistemlerinin tehdidi engellemek için çalıştığını’ duyurdu.

Öte yandan, Tahran’da bulunan Humeyni Camii’nde İran Dini Lideri Ali Hamaney için cenaze törenlerinin yerel saatle bu akşam 22:00’de başlayıp üç gün süreceği belirtildi.

Lübnan cephesinde ise İsrail, Hizbullah’ı hedef almayı sürdürdü. İsrail ordusu, bugün Güney Lübnan’daki 16 köy ve kasaba sakinlerine bölgeyi boşaltmaları gerektiği uyarısında bulundu.


Çin neden İran'ın savaşına uzak duruyor?

Çin Cumhurbaşkanı Şi Cinping, Pekin'deki Büyük Halk Salonu'nda İranlı mevkidaşı Mesud Pezeşkiyan'ı kabul etti (Arşiv-İran Cumhurbaşkanlığı)
Çin Cumhurbaşkanı Şi Cinping, Pekin'deki Büyük Halk Salonu'nda İranlı mevkidaşı Mesud Pezeşkiyan'ı kabul etti (Arşiv-İran Cumhurbaşkanlığı)
TT

Çin neden İran'ın savaşına uzak duruyor?

Çin Cumhurbaşkanı Şi Cinping, Pekin'deki Büyük Halk Salonu'nda İranlı mevkidaşı Mesud Pezeşkiyan'ı kabul etti (Arşiv-İran Cumhurbaşkanlığı)
Çin Cumhurbaşkanı Şi Cinping, Pekin'deki Büyük Halk Salonu'nda İranlı mevkidaşı Mesud Pezeşkiyan'ı kabul etti (Arşiv-İran Cumhurbaşkanlığı)

Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail’in İran’a yönelik saldırısının ardından Çin, ilk resmî açıklamasını yapmak için birkaç saat bekledi. Pekin yönetimi, “derin endişe” duyduğunu belirterek askerî operasyonların derhâl durdurulması ve yeniden diyaloğa dönülmesi çağrısında bulundu. Ertesi gün Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi, saldırıları “kabul edilemez” olarak nitelendirdi ve daha fazla müzakere çağrısını yineledi.

Amerikan haber ajansı Associated Press (AP), Çin’in krizdeki tutumunun dış politika yaklaşımını ortaya koyduğunu ve Pekin’in doğrudan müdahale edeceğine dair herhangi bir işaret bulunmadığı ve böyle bir beklentinin gerçekçi olmadığını yazdı.

AP, Çin’in son dönemdeki diğer çatışmalarda da benzer bir tutum izlediğine dikkat çekerek, güç kullanımını kınarken uzun vadeli çıkarlarını gözeterek tarafsız kalmayı tercih ettiğini ifade etti. Bu çıkarlar arasında, ABD Başkanı Donald Trump’ın nisan ayı başında gerçekleştirmesi beklenen Pekin ziyareti de yer alıyor.

ABD Başkanı Donald Trump, geçen yıl 30 Ekim'de Güney Kore'nin Busan kentinde Çinli mevkidaşı Şi Cinping ile görüşmeleri öncesinde (DPA) ABD Başkanı Donald Trump, geçen yıl 30 Ekim'de Güney Kore'nin Busan kentinde Çinli mevkidaşı Şi Cinping ile görüşmeleri öncesinde (DPA)

Çin neden temkinli davranıyor?

Ajans, Çin ordusunun son yıllarda hızla büyüdüğü, İran’la askerî tatbikatlar gerçekleştirdiği ve 2017’de Cibuti’de askerî üs kurduğunu belirtti.Şarku'l Avsat'ın AP'den aktardığına göre ancak Pekin’in önceliği, Tayvan’dan Güney Çin Denizi’ne kadar uzanan Asya’daki çıkarlarını korumak olmaya devam ediyor.

Uluslararası Kriz Grubu analisti William Yang, “Çin’in sınırları dışındaki bölgelerde askerî nüfuzunu genişletme konusunda isteksiz olduğunu ve Ortadoğu gibi istikrarsız bölgelerde güvenlik garantörü rolü üstlenmek istemediği” değerlendirmesinde bulundu.

Benzer şekilde Çin, Rusya ve Venezuela’ya diplomatik ve ekonomik destek sağlarken, Ukrayna veya Latin Amerika’da askerî bir askeri eylemden kaçındı.

Washington merkezli düşünce kuruluşu Demokrasi Savunma Vakfı’ndan Çin uzmanı Craig Singleton, Pekin’in temkinli tavrının, küresel jeopolitikteki etki sınırlarını gösterdiğini ifade etti.

Singleton şöyle devam etti: “Pekin’in tepkisi beklendiği gibi ölçülü oldu. Bu durum, askerî güç devreye girdiğinde Çin’in olayları etkileme kapasitesinin sınırlı olduğunu gösteriyor. Pekin endişesini dile getirebilir, ancak ABD-İsrail askerî eylemini caydırma ya da etkili biçimde yönlendirme gücüne sahip değildir.”

ABD ile ilişkiler İran’dan daha önceliklidir

Analistler, Çin’in İran’a yönelik hava saldırılarından duyduğu rahatsızlığın ABD ile ilişkileri veya Trump ile Çin Devlet Başkanı Şi arasında yaklaşık bir ay sonra Pekin'de yapılması planlanan görüşmesini ciddi biçimde etkilemesinin beklenmediğini belirtiyor.

Çinli liderler için, ticaret ve ekonomiden Tayvan'a kadar birçok alanda ABD ile olan ilişki, İran ile olan ilişkiden çok daha büyük önem taşıyor.

Asya Grubu araştırmacısı George Chen, Pekin’in İran konusunda Washington’la sözlü bir polemiğe girebileceğini ancak Trump’la yeni bir çatışma yaratmanın maliyetinin daha ağır basacağını söyledi. Chen, “ABD-Çin ilişkileri zaten Trump ve Şi için yeterince karmaşık. İran’ı bu dosyaya eklemek iki tarafın da isteyeceği bir durum değil” dedi. Bununla birlikte, Pekin’in Trump’ın ziyaretini erteleyebilme ihtimalinin bulunduğuna dikkat çekti.

Enerji kaygıları İran petrolüyle sınırlı değil

Çin, İran’dan en fazla petrol ithal eden ülke konumunda, ancak Pekin yönetimi enerji güvenliğine büyük önem veriyor ve alternatif kaynaklar geliştirmiş durumda. Asıl endişe, fiyat artışı ve Ortadoğu genelindeki petrol ve doğal gaz arzına erişimin riske girmesi ihtimali olarak gösteriliyor.

Veri ve analiz firması Kpler'e göre Çin, geçen yıl İran'dan günde yaklaşık 1,4 milyon varil petrol ithal etti; bu ise toplam deniz yoluyla petrol ithalatının yüzde 13'üne tekabül ediyor.

Şirket, hâlihazırda yolda bulunan sevkiyatların dört ila beş ay yetecek düzeyde olduğu tahmininde bulunuyor.

Kpler Kıdemli Analisti Muyu Şu, bunun Çin’deki bağımsız rafinerilere uyum sağlama ve alternatif tedarik aramak için fırsat vereceğini belirtti. Bu, indirimli Rus petrolünü başlıca seçenek olarak öne çıkarıyor.

Çin, tedarik kaynaklarını çeşitlendirmek ve bu alandaki yeteneklerini güçlendirmek için yıllardır çalışıyor.

Singleton ise “İran petrolünün kaybı kısa vadede sınırlı bir etki yaratır, hayati nitelikte değildir” değerlendirmesinde bulundu.

İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatma girişimleri ve Körfez ülkelerindeki sıvılaştırılmış doğal gaz tesislerine yönelik olası saldırıları daha büyük endişe kaynağıdır.

"Vantour" şirketinin sağladığı görüntülerde, saldırılardan önce Tahran'daki "İran Devrim Muhafızları" karargahı görülüyor (AP)"Vantour" şirketinin sağladığı görüntülerde, saldırılardan önce Tahran'daki "İran Devrim Muhafızları" karargahı (AP)

Çin neden İran’ı silahlandırmayabilir?

Analistler, Çin’in, ABD’ye karşı yürüttüğü mücadelede İran’a silah göndermesinin düşük ihtimal olduğunu değerlendiriyor.

Endonezya merkezli Ekonomik ve Hukuki Çalışmalar Merkezi araştırmacısı Muhammed Zülfikar Rahmet, olası askerî desteğin mevcut uzun vadeli savunma anlaşmalarıyla sınırlı kalacağını ve doğrudan sahada hızlı bir destek anlamına gelmeyeceğini ifade etti. Rahmet, Pekin’in ABD ve müttefikleriyle doğrudan çatışmadan kaçınma eğiliminde olduğunu vurguladı.

Çin, ABD'nin Ukrayna'ya silah tedarik etmesini eleştirerek, bunun çatışmaları uzattığını ifade etmişti.

Singapur’daki Nanyang Teknoloji Üniversitesi’nden araştırmacı James Dorsey, İran’ın füze programının Çin teknolojisine dayandığını ancak Pekin’in İran ordusuna yeni füze satışında temkinli davranabileceğini belirtti. Dorsey, “Çin’in istediği, bu durumun sona ermesidir” ifadelerini kullandı.