Rol model olarak Bağdat Ofisi: ABD’nin deneyiminden Şam'a neler aktarılabilir?

Irak deneyiminin doğru anlaşılması

Görsel: Axel Rangel Garcia
Görsel: Axel Rangel Garcia
TT

Rol model olarak Bağdat Ofisi: ABD’nin deneyiminden Şam'a neler aktarılabilir?

Görsel: Axel Rangel Garcia
Görsel: Axel Rangel Garcia

James Jeffrey

Suriye’nin ABD-İsrail ile İran arasında devam eden bölgesel çatışmada gündemden uzak kalmayı başarması, ülkenin ustaca diplomasi becerisinin bir başka göstergesi oldu. Son birkaç haftadır ülkede yaşanan gelişmeler daha fazla istikrar için umut verirken, aynı zamanda ABD'nin ilgisinin azalabileceği endişesini de beraberinde getirdi. Kürtlerin liderliğindeki Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile Şam hükümet arasında yaşanan hızlı güç dengesi değişimi ve sınırlı çatışmalar, şimdiye kadar geçerliliğini koruyan bir uzlaşı anlaşmasına varılmasının önünü açtı. Bu anlaşmanın, iki taraf arasındaki ilişkileri yatıştırması ve diğer azınlıkların entegrasyonu için bir model oluşması gerekiyor.

Ancak, ABD’nin Suriye'deki tüm güçlerini çekme niyetini açıklaması, Kürtleri entegre etmek, DEAŞ’ı kontrol altında tutmayı sürdürmek ve İran ile onun vekillerinin nüfuzunu sınırlamak için gerekli olan genel ABD müdahalesi konusunda endişelere yol açıyor. Bunun yanında Washington, Şam ile doğrudan diplomatik ilişkilerinin yanı sıra Suriye ile ilgili uluslararası toplumla olan daha geniş kapsamlı ilişkiler aracılığıyla ve SDG-Şam mutabakatının 10. maddesi kapsamında geleneksel ABD askeri varlığının ötesine geçen güvenlik iş birliği seçeneklerine sahip. Bu seçeneklerin etkili bir şekilde kullanılması, Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Suriye güçlerinin DEAŞ ve İran'ın olası girişimleriyle mücadele etme kapasitesini güçlendirebilir ve aynı zamanda ABD'nin daha geniş diplomatik varlığını destekleyebilir.

Bölgesel ortama entegre olmuş, DEAŞ üyelerinin ya da İran'ın vekillerinin yeniden dirilişini engelleyebilecek istikrarlı bir Suriye, uzun vadeli bölgesel istikrar için temel önem taşıyor. Bu hedefe ulaşmak için iki temel unsura ihtiyaç var. Bunlardan birincisi dini ve etnik bileşenleri tarafından kabul gören birleşik bir devletin kurulması, ikincisi ise Suriye'nin entegrasyonunu, kalkınmasını ve güvenliğini destekleyen ortak bir uluslararası yaklaşım. Bu iki unsur birbirini karşılıklı olarak güçlendiriyor. Zira iç birliğini güçlendirmeyi ve hoşgörü ortamını tesis etmeyi başaran bir Suriye, uluslararası desteği daha kolay kazanabilir ve 2011-2024 savaşında olduğu gibi dış güçlerin yerel ortaklarını seçici bir şekilde belirleme girişimlerinden kaçınabilir.

Öte yandan Suriye hükümetini destekleyen uluslararası konsensüs, kalkınma yardımı ve diplomatik destekle birleştiğinde, Şam'ın yanı sıra çeşitli azınlık gruplarının da daha sorumlu davranışlar sergilemesini teşvik eder.

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ile SDG lideri Mazlum Abdi arasında 29 Ocak'ta imzalanan mutabakat, azınlıkları yerel yönetim yapılarını ve kültürel haklarını koruyarak entegre etmeye yönelik en önemli girişimdir. Bu anlaşmanın başarısı veya başarısızlığı, diğer azınlıkların entegrasyonunu şekillendireceğine ve nihayetinde Suriye'nin birliği ve istikrarını etkileyeceğine şüphe yok.

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ile SDG lideri Mazlum Abdi arasında 29 Ocak'ta imzalanan mutabakat, azınlıkları yerel yönetim yapılarını ve kültürel haklarını koruyarak entegre etmeye yönelik en önemli girişimdir.

Burada 29 Ocak’taki mutabakata, her iki taraf arasında çatışmaları durdurmak, DEAŞ’ın en tehlikeli tutuklu üyelerinden bir kısmını nakletmek ve taraflar arasında daha önce varılan anlaşmayı iyileştirmek amacıyla ABD'li üst düzey sivil ve askeri yetkililerin her iki tarafla da yoğun istişarelerinin ardından varıldığını hatırlamakta fayda var. 18 Ocak'ta imzalanan anlaşma, Şam'ın lehine ağırlıklıydı ve SDG üyelerinin yalnızca bireysel olarak Suriye ordusuna entegre edileceğini öngörüyordu.

29 Ocak mutabakatının uygulanışı henüz tamamlanmaktan uzak olsa da ateşkesin yürürlüğe girmesinden bu yana şiddet olayları çok az ya da hiç yaşanmadı. Suriye İçişleri Bakanlığı’na bağlı askeri güçler, ocak ayı sonlarında kararlaştırıldığı üzere, SDG ile önemli bir sürtüşme yaşamadan Haseke ilindeki Kürt bölgelerine ve Kobani şehrine girdi. Bu güçlerin komutanları, tugayların Suriye ordusuna entegre edilmesi için gerekli mekanizmaları görüşmek üzere Savunma Bakanlığı yetkilileriyle de toplantılar düzenledi.

Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara, SDG’nin en önde gelen yetkililerinden Nureddin Ahmed İsa'yı Haseke valisi olarak atadı. İçişleri Bakanlığı, 22 Şubat'ta anlaşmanın hükümlerine uygun olarak Suriyeli Kürtlere vatandaşlık verilmesini düzenleyen bir kararname yayınladı. Şam ayrıca, İçişleri Bakanlığı'nın üst düzey yetkililerinden Tuğgeneral Ziyad el-Ayeş’i ocak ayında imzalanan anlaşmanın uygulanmasını takip etmek üzere görevlendirdi.

evfe
ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack ve Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara Şam'daki cumhurbaşkanlığı sarayında bir araya geldi, 18 Ocak 2026 (AFP)

Buna paralel olarak SDG lideri Mazlum Abdi, Şam, ABD ve SDG’Nin Irak’taki uzantısıyla çeşitli düzeylerde koordinasyon içinde, Münih Güvenlik Konferansı'na gitti ve burada Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile görüştü.

PKK sorununu çözmeye yoğun bir şekilde odaklanan Türkiye, ocak ayında imzalanan anlaşmayı sessizce destekledi. Çeşitli kaynaklara göre daha önce SDG'nin Suriye ordusuna başlı başına bir birlik olarak entegre edilmesine itiraz etmesine rağmen, bu maddeyi göz ardı etmiş gibi görünen Türkiye, Mazlum Abdi'nin Almanya'yı ziyaretine izin vermiş olabilir.

Buradaki en önemli husus, Şam ile Kürtler arasında bugüne kadar elde edilen başarının, Şam ile Dürziler ve belki de Alevi Araplar arasında gelecekteki iş birliğini teşvik etmek için bir model olarak hizmet edebileceği meselesi. Ancak, ABD güçlerinin Suriye'den çekilmesinin yakın olması hem gerçekte hem de algıda ABD’nin askeri varlığının azalması, DEAŞ ile mücadelede askeri iş birliğinin zayıflaması ve İran'ın vekillerinin varlığı nedeniyle, birlik ve hoşgörü yönündeki ivmeyi yavaşlatabilir.

Suriye'de 2024 yılı sonlarından bu yana tanık olunan yoğun üst düzey ABD diplomasisi bu azalmanın bir kısmını telafi edebilir, ancak bu diplomatik çabaların içinde bir güvenlik veya askeri bileşenin varlığı tüm taraflarca memnuniyetle karşılanıyor.

ffgrbgr
Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke ilinin Kamışlı kenti dışındaki bir otoyolda konvoy halinde seyreden bir Amerikan MRAP (Mayın Dirençli Pusu Korumalı) zırhlı savaş aracı, 23 Şubat 2026 (AFP)

Bu bağlamda Washington, DEAŞ’a karşı yürütülen kampanyada kazanılan deneyime dayanarak, istihbarat paylaşımı ve eğitimden ortak planlama ve operasyonlara ve muhtemelen tek taraflı ABD misyonlarına kadar uzanan çeşitli askeri ve güvenlik iş birliği seçeneklerine sahip. Ayrıca, 2011 yılında ABD askerlerinin Irak'tan çekilmesinin ardından kazanılan deneyim de bu seçenekler arasında yer alıyor.

Çekilme sonrası güvenlik iş birliği

Bu iş birliği, ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) tarafından koordine edilen askeri bileşeni ve paralel siyasi çerçevesi ile DEAŞ’ı yenmek için Uluslararası Koalisyonun kurulmasıyla başlıyor. Askeri cephede, Suriye bu koalisyonun üyesi olduğu için, eğitimden keşif, gözetleme ve bilgi toplama gibi çok çeşitli istihbarat paylaşımı ve diğer operasyonel yeteneklere talep üzerine erişebilir. Uluslararası Koalisyon ayrıca terör örgütüne üye kazandırılmasının yanı sıra DEAŞ üyelerinin sınır ötesi hareketlerine, fon toplama ve para transferlerine karşı uluslararası müdahalelerin koordinasyonunda ve dezenformasyon kampanyalarına karşı mücadelede etkili bir rol oynuyor. Tüm bunlar öncelikle DEAŞ’ın Irak ve Suriye'deki kalıntılarıyla mücadeleye hizmet etmek üzere tasarlanmış olsa da koalisyonla iş birliği Suriye'ye daha geniş güvenlik avantajları sağlıyor.

Washington ve Şam istekli olursa, ABD, büyükelçiliğinin yeniden açılmasının ardından, Bağdat'taki ABD büyükelçiliğine bağlı ofise benzer şekilde, askeri ataşe ofisi veya güvenlik iş birliği ofisi bünyesinde çok sayıda askeri personeli Şam'daki büyükelçiliğine gönderebilir. Bu düzenlemenin en önemli avantajlarından biri, askeri personelin dokunulmazlıklarını güvence altına almak için kuvvetler statüsü anlaşmasına ihtiyaç duymaması. Çünkü resmi olarak diplomatik misyon içinde çalışacaklar ve çeşitli şekillerde diplomatik dokunulmazlıktan yararlanacaklar. Bölgede bu tür anlaşmaların müzakere edilmesinin zorluğu göz önüne alındığında, bu düzenleme önemli bir avantaj sağlıyor.

Eğer Washington ve Şam istekli olursa, ABD, Bağdat Büyükelçiliği’ne bağlı ofise benzer şekilde, Şam'daki büyükelçiliğinin yeniden açılmasının ardından buraya çok sayıda askeri personel gönderebilir.

ABD’nin Bağdat Büyükelçiliği’ndeki Güvenlik İşbirliği Ofisi, 2011 yılında kurulduğunda, önemli yeteneklere sahipti. Bir ekip tarafından yönetilen ofis, istihbarat paylaşımı için gelişmiş mekanizmaların yanı sıra Irak güvenlik güçleri sistemine entegre edilmiş diğer koordinasyon işlevlerini de içeriyordu. Ofis, yabancı askeri satış programını yönetmekle kalmayıp Irak hükümeti ile koordineli olarak, ABD program yüklenicilerinin yoğun olarak faaliyet gösterdiği ülke çapındaki çeşitli Irak üslerine askeri personel konuşlandırma rolünü üstleniyordu. Bu askeri personelin görevleri, programla ilgili geleneksel işlevlerle sınırlı kalmayıp, çeşitli program sahalarında komuta ve kontrol rolleri ile güvenlik denetimini de kapsıyor ve raporlar Güvenlik İşbirliği Ofisi başkanı aracılığıyla büyükelçiye sunuluyordu.

Ofisi ilk kurulduğunda, ek olarak yarı operasyonel görevler de üstlendi. Bu görevler arasında, kuvvetler statüsü anlaşması gerektirmeyen uluslararası sulardan Irak açık deniz petrol tesislerine koruma sağlayan ABD Sahil Güvenlik gemilerinin çalışmalarını koordine etmek ve Kürdistan Bölgesi sınırları boyunca konuşlandırılmış Kürt Peşmerge birimleri ile Irak ordusunu sınırlı bir şekilde denetlemek yer alıyordu. Bu da Kürt güçleri ile merkezi hükümet güçleri arasındaki gerilimi azaltmayı amaçlayan ABD güçlerinin Irak'taki ‘Birleşik Ortak Görev Gücü’ operasyonunun kısa süreli bir uzantısıydı.

dfgrt
Suriye'nin kuzeydoğusundaki Tabka'da, yıkılmış SDG savaşçısı heykelinin üzerine çekilen Suriye bayrağı, 18 Ocak 2026 (Reuters)

Plan, özel kuvvetler ekiplerini periyodik eğitim turları düzenlemek üzere görevlendirmekti, ancak bu girişim hem Washington hem de Bağdat'taki endişeler nedeniyle kısa sürede durduruldu. ABD’nin Bağdat Büyükelçiliği ile Irak hükümetinin en üst düzey yetkilileri arasında Güvenlik İşbirliği Ofisi tarafından yönetilen belirli askeri istihbarat operasyonlarının yürütülmesi konusunda sessiz bir anlaşma da sağlandı. Bu model veya Uluslararası Koalisyon aracılığıyla benzer düzenlemeler, ABD veya diğer üye devletlerin Suriye içinde doğrudan operasyonlar yürütmesine olanak sağlayabilir.

ABD'nin askeri müdahalesinin birinci amacı, ister Uluslararası Koalisyon tarafından gerçekleştirilen operasyonlar kapsamında ister Güvenlik İşbirliği Ofisi aracılığıyla olsun, Suriyeli güvenlik güçlerinin profesyonelliğini artırmak ve DEAŞ üzerinde sürekli baskı uygulamak olsa da ikinci amaç siyasi kazanımlardı.

ABD'nin SDG ile askeri iş birliğini sürdürmesi, yıllardır Washington ile bağlantılı olan Kürt ortakları güvence altına alacak ve Suriye'deki Kürtlerin güvenliğine olan bağlılığını teyit edecektir. Bu varlık, Irak'taki deneyimde olduğu gibi, SDG'nin Suriye ordusuna entegrasyonunu ve iki taraf arasındaki gerginlik düzeyini doğrudan denetleme imkânı da sağlayabilir.

Benzer şekilde, ABD'nin askeri varlığı, Suriye hükümetini zayıflatmak veya Lübnan'daki Hizbullah'a silah temin etmek gibi İran'ın olası gizli hareketlerini daha net bir şekilde ortaya çıkarabilir. Bunun yanında yıllarca sürdürülen kapsamlı ve etkili güvenlik iş birliği, Suriye dahil olmak üzere stratejik öneme sahip ve kırılgan durumdaki ülkelerle Washington'ın ikili ilişkilerinin temel taşı oldu.

Iraklı yetkililer, İran'ın artan etkisi nedeniyle, Irak güçleri ve istihbarat kurumlarının yapısında ABD askeri personelinin yer almasından derin şüphe duyuyorlardı. Bu durum, sömürge benzeri bir varlığın varlığı konusundaki endişeleri daha da güçlendiriyordu.

Bu düzenlemeler, güvenlik iş birliğini sürdürmek ve hem Şam hükümeti hem de SDG ile siyasi bağları güçlendirmek için en gerçekçi seçenek gibi görünse de bazı uyarılar da içeriyor. Irak'taki Güvenlik İşbirliği Ofisi, 2010 yılında resmi olarak muharebe operasyonlarını sona erdiren ve eğitim ve teçhizat sağlama görevine geçen ABD güçlerinin fiili halefi olarak, çeşitli nedenlerle tam potansiyeline ulaşamadı.

Öncelikle ABD Savunma Bakanlığı'nın ülkede görünür bir varlığının olmaması ve belirli bir muharebe misyonunun bulunmaması, Washington'ın ilgi ve taahhüt düzeyinde sık sık düşüşe yol açtı. ABD Sahil Güvenlik gemileri başka görevlere gönderildi ve özel kuvvetler ve diğerlerinin dahil olduğu birkaç girişim, aciliyeti daha az olduğu gerekçesiyle sessizce iptal edildi.

Irak tarafında, özellikle Nuri el-Maliki hükümeti döneminde, ABD'nin askeri varlığına karşı açıkça ikircikli bir tutum sergilendi. Bir yandan, ABD güçleri, acil durumlarda, kesinlikle gerekli olduğunda yardıma çağrılabilecek bir güç olarak görülüyordu, diğer yandan Iraklı yetkililer, İran'ın artan nüfuzu nedeniyle, Amerikan askeri personelinin Irak Silahlı Kuvvetleri ve istihbarat teşkilatlarının yapısına dahil olmasına derin şüpheyle bakıyorlardı. Zira bu durum, sömürge benzeri bir varlığına dair korkularını artırıyordu.

sdgt
Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke ilinin Kamışlı kenti dışındaki bir otoyolda konvoy halinde seyreden bir Amerikan MRAP (Mayın Dirençli Pusu Korumalı) zırhlı savaş aracı ve askeri teçhizat taşıyan bir kamyon, 23 Şubat 2026 (AFP)

Güvenlik İşbirliği Ofisi'nin büyük boyutu, daha önce Bağdat'a bir dereceye kadar güvence sağlayan acil durum savaş yeteneklerini sunmadan bu endişeleri daha da artırdı. Sonuç olarak, Irak hükümeti ofisin boyutunu ve işlevlerini azaltmak için tekrar tekrar baskı uyguladı. Hem ofis hem de büyükelçilik, Irak güçlerinin yapısının, özellikle yetkin liderlik açısından ne kadar zayıfladığını ve eğitim, teçhizat ve bakım alanlarındaki köklü sorunları fark edememiştir. Bu faktörler, 2014 yılında DEAŞ’ın saldırısı karşısında Irak düzenli güçlerinin yaygın çöküşüne katkıda bulundu.

Tüm bu şartlar altında Suriye ile sınırlı bir güvenlik ilişkisi kurulması, eğer iyi yönetilirse, ABD askerlerinin yokluğunun büyük bir kısmını telafi edebilir ve ülkede istikrarın sağlanmasına katkıda bulunabilir.



ABD-İran anlaşması güvenliği yüksek tatil beldesinde imzalanacak... Görüşmeler törenin hemen ardından başlayacak

ABD-İran anlaşması güvenliği yüksek tatil beldesinde imzalanacak... Görüşmeler törenin hemen ardından başlayacak
TT

ABD-İran anlaşması güvenliği yüksek tatil beldesinde imzalanacak... Görüşmeler törenin hemen ardından başlayacak

ABD-İran anlaşması güvenliği yüksek tatil beldesinde imzalanacak... Görüşmeler törenin hemen ardından başlayacak

Amerika Birleşik Devletleri ile İran arasında varılan mutabakat zaptının imza töreni, cuma günü İsviçre’nin orta kesiminde bulunan ve Luzern Gölü’ne bakan Bürgenstock Dağı üzerindeki lüks bir otelde gerçekleştirilecek. İsviçre Dışişleri Bakanlığı, bölgenin ulaşımının zor olması nedeniyle güvenliğinin daha kolay sağlandığını belirterek, mekânın Pakistanlı ve Katarlı arabulucuların yanı sıra ABD ve İran tarafından da uygun görüldüğünü açıkladı.

Bir ABD’li yetkili, Washington ile Tahran arasındaki mutabakat zaptının ABD Başkanı Donald Trump, Başkan Yardımcısı JD Vance, İran Meclis Başkanı ve başmüzakereci Muhammed Bakır Kalibaf tarafından elektronik ortamda imzalandığını duyurdu. Kalibaf ile Vance’ın, ülkelerinin heyetlerine liderlik ederek İsviçre’deki resmi imza törenine katılması bekleniyor.

Belgenin içeriğine ilişkin açıklama yapan Vance, metnin yaklaşık bir buçuk sayfadan oluştuğunu ve genel çerçeveli hükümler içerdiğini söyledi. Trump ise bugün, G7 Zirvesi için bulunduğu Fransa’da yaptığı açıklamada anlaşma metninin yakında kamuoyuna duyurulacağını belirtti.

Bilindiği üzere anlaşma, nisan ayında ilan edilen ve kırılganlığını koruyan ateşkesi 60 gün daha uzatacak ve Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılmasını sağlayacak. Trump’a göre anlaşmada ayrıca İran’ın nükleer silah sahibi olmayacağının açık biçimde yer aldığı ifade ediliyor.

Tarafların, anlaşmanın imzalanmasının ardından İran’ın nükleer programının geleceği gibi karmaşık başlıklarda yeni müzakere sürecine başlaması bekleniyor. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, bu görüşmelerin cuma günü İsviçre’de, çerçeve anlaşmanın resmi olarak imzalanmasının ardından başlayacağını açıkladı.

Wall Street Journal’ın bilgili kaynaklara dayandırdığı habere göre:

  • ABD, savaşın sona erdirilmesine yönelik anlaşma kapsamında İran’ın petrol ve yakıt satışlarına derhal yeniden başlamasına izin verecek.
  • İran, anlaşmanın yürürlüğe girmesiyle birlikte uluslararası petrol ve yakıt ihracatını yeniden gerçekleştirebilecek.

İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf’ın Lübnanlı mevkidaşıyla yaptığı telefon görüşmesinde:

  • İsrail’in Lübnan’daki işgal ettiği bölgelerden çekilmesi ve Güney Lübnan sakinlerinin evlerine dönebilmesi gerektiği vurgulandı.
  • Lübnan cephesi de dahil olmak üzere tüm cephelerde savaşın sona erdirilmesi çağrısında bulunuldu.

İran Dışişleri Bakan Yardımcısı: ABD’nin deniz ablukası kaldırıldı

İran Dışişleri Bakan Yardımcısı, ABD’nin iki aydır İran limanlarına uyguladığı deniz ablukasını kaldırdığını açıkladı. Söz konusu adımın, iki ülke arasında Orta Doğu’daki savaşı sona erdirecek anlaşmanın imzalanmasından önce atıldığı belirtildi.

Hükümete bağlı internet sitesinin aktardığına göre Mecid Taht Revançi, “Deniz ablukasının kaldırılması, başından beri üzerinde ısrar ettiğimiz temel konulardan biriydi. Süreç başladı ve resmi imza töreninden önce abluka kaldırıldı” dedi.


ABD-İran uzlaşması, İsrail ile Hizbullah arasındaki savaşı bitirir mi?

İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Tyre kentine düzenlediği hava saldırısının ardından bir binadan yükselen yoğun alev ve dumanlar (AFP)
İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Tyre kentine düzenlediği hava saldırısının ardından bir binadan yükselen yoğun alev ve dumanlar (AFP)
TT

ABD-İran uzlaşması, İsrail ile Hizbullah arasındaki savaşı bitirir mi?

İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Tyre kentine düzenlediği hava saldırısının ardından bir binadan yükselen yoğun alev ve dumanlar (AFP)
İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Tyre kentine düzenlediği hava saldırısının ardından bir binadan yükselen yoğun alev ve dumanlar (AFP)

Washington'daki karar alma çevreleriyle yakın ilişkilere sahip iki Amerikalı uzman, ABD ile İran arasında bir mutabakat zaptına varılmasına yönelik işaretlerin artmasına rağmen, İsrail ile Hizbullah arasında halen devam eden savaşın yakın gelecekte sona ermesinin beklenmediğini değerlendirdi. Uzmanlara göre Lübnan, İsrail'in güvenlik kaygıları, Hizbullah'ın askerî rolü ve İran'ın bölgesel stratejisi arasında sıkışmış durumda bulunuyor.

Washington merkezli Savaş Araştırmaları Enstitüsü'nün (ISW) Ortadoğu ekibi başkanı Kelly Campa ile RAND Corporation Ulusal Güvenlik ve Strateji Programları Direktörü Raphael Cohen, Şarku’l Avsat verdikleri demeçlerde, ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin Lübnan ve İsrail hükümetleri arasında savaşın temel nedenlerini ele almak ve iki ülke arasında barış sağlamak amacıyla yürüttüğü arabuluculuk çabalarına rağmen çatışmaların farklı yoğunluk seviyelerinde devam edeceğini belirtti.

İsrail'in Hizbullah'a yönelik mevcut askerî operasyonlarının başlamasının üzerinden 100 günden fazla süre geçtiğini hatırlatan ve ABD askerî istihbaratında Albay Cohen, “Geri sayım 100 gün önce başlamadı. İsrail açısından bu, çok daha uzun bir mücadelenin parçası; ateşkes anlaşmalarıyla bölünen ayrı savaşlar dizisi değil” dedi.

dsvbht
Kelly Campa, Washington'daki Savaş Araştırmaları Enstitüsü'nde Ortadoğu ekibinin başkanı (Şarku’l Avsat)

Cohen, İsrail'in kuzey sınırlarının güvenliğinden tamamen emin olana kadar Güney Lübnan'da işgal ettiği bölgelerden çekilmeyeceğini düşündüğünü belirtti. Aynı zamanda İsrail'in Hizbullah'ı tamamen yenilgiye uğratmasının ya da İran destekli örgütün İsrail'i hedeflerinden vazgeçirmesinin düşük ihtimal olduğunu ifade ederek, “Uzun vadeli bir çatışmayla karşı karşıyayız. Taraflardan hiçbirinin nihai hedeflerine ulaşabilecek durumda görünmediği bir tablo söz konusu” değerlendirmesinde bulundu.

Lübnan ve Levant bölgesi güvenliği üzerine çalışan Kelly Campa da benzer görüşler dile getirerek, çatışmanın yakın dönemde çözülemeyeceğini söyledi. Bunun temel nedeninin bölgesel politikalar ve özellikle İran'ın hesapları olduğunu belirten Campa, “Bu çatışmanın kısa sürede çözüleceğini düşünmüyorum. İran, bölgedeki ortaklarından birine yönelik herhangi bir Amerikan veya İsrail saldırısının daha geniş çaplı bir savaşı tetikleyebileceği bir gerçeklik oluşturmaya çalışıyor” ifadelerini kullandı.

sdvghtyj
RAND Corporation'ın Strateji ve Ulusal Güvenlik Programları Direktörü (Şarku’l Avsat)

Campa'ya göre Tahran, Lübnan'daki gelişmeleri Washington ile yürüttüğü müzakerelerde elini güçlendirmek için kullanıyor. İran'ın, Levant bölgesindeki en önemli ortağı olmaya devam eden Hizbullah'ı korumaya çalıştığını belirten Campa, aynı zamanda Tahran'ın taviz vermek istemediği konuların görüşülmesini ertelemek için mevcut durumdan yararlandığını söyledi.

Askerî çözüm yeterli değil

Her iki uzman da askerî operasyonların tek başına kalıcı bir sonuç sağlayıp sağlayamayacağını sorguladı.

Cohen, İsrail'in elde ettiği bölgesel kazanımların Hizbullah'ın temel tutumunu değiştirmesinin zor olduğunu belirterek, “İsrail, Hizbullah'ı silahsızlandırmak için yoğun çaba gösteriyor. Ancak Hizbullah mensubuysanız bunu kabul etmeye yatkın olmazsınız. Bu nedenle çıkmazdayız” dedi.

Güney Lübnan'daki köy, kasaba ve şehirlerde meydana gelen büyük yıkım konusunda Campa yorum yapmaktan kaçınırken, Cohen askerî operasyonların genellikle hassas ve hedef odaklı yürütüldüğünde daha etkili olduğunu söyledi.

Cohen, “Amaç yıkımın kendisi değil. Sorun, Hizbullah'ın onlarca yıl boyunca Güney Lübnan'daki yerel topluluklar ve altyapı içinde kök salmış olmasıdır” dedi. Bununla birlikte savaş sırasında askerî gereklilik konusunda ortaya atılan karşıt iddiaların bağımsız biçimde doğrulanmasının son derece zor olduğuna dikkat çekti.

Uzman, savaşın sonunda kesin bir zafer tablosu beklenmemesi gerektiğini de vurgulayarak, “Sonunda bir zafer geçidi olmayacak. En gerçekçi sonuç, çatışmaların tamamen sona ermesinden ziyade şiddetin azaltılmasıdır” ifadelerini kullandı.

Benzer şekilde Campa da İsrail'in ne zaman duracağının ancak siyasi bir uzlaşmayla cevaplanabilecek bir soru olduğunu belirterek, çatışmanın nihai olarak diplomasi yoluyla çözülebileceğini savundu.

Diplomasinin sınırları

Uzmanlar, İsrail ile Lübnan arasında devam eden görüşmelerin önemli olduğunu kabul etmekle birlikte bunların sınırlı etkisine dikkat çekti.

Cohen, “Konuşuyor olmaları olumlu. Ancak bu çatışmanın önemli bir tarafı daha var: Hizbullah. Ve o müzakere masasında bulunmuyor” dedi.

Campa ise ABD arabuluculuğunda Washington'da Lübnan ve İsrail heyetleri arasında yürütülen doğrudan görüşmeleri “tarihî öneme sahip” olarak nitelendirdi. Ancak kalıcı bir anlaşmanın ancak Lübnan devletinin otoritesinin güçlendirilmesiyle mümkün olabileceğini söyledi.

fvhyju
Hizbullah destekçileri, ABD ve İsrail'in İran'a karşı askeri operasyonlarını protesto ederken İran bayrakları salladı (AP)

Önceki düzenlemelerin büyük ölçüde Hizbullah'ın davranışlarına bağlı olduğu için kırılgan kaldığını ifade eden Campa, kalıcı bir anlaşma için Lübnan devletinin otoritesini kullanabileceğine ve İsrail'in güvenlik kaygılarını giderebileceğine yönelik güven oluşturulması gerektiğini belirtti.

Birçok Lübnanlının İsrail'in gerçek rakibinin Lübnan hükümeti değil Hizbullah olduğunu düşündüğünü söyleyen Campa, buna karşın Hizbullah'ın İsrail ile doğrudan temas kurulmasına sürekli karşı çıktığını hatırlattı.

Lübnan devletinin son bir yıl içinde otoritesini güçlendirmek ve Hizbullah'ın askerî varlığını sınırlandırmak yönünde adımlar attığını belirten Campa, bu çabaların önemli olduğunu ancak kalıcı bir çözüm için Lübnan, İsrail ve ABD arasında iş birliği gerektiğini söyledi.

İran faktörü

Cohen, Washington ile Tahran arasında yürütülen diplomasinin Hizbullah'ın geleceği sorununu çözebileceği konusunda şüphelerini dile getirdi.

“İsrail'in yakın zamanda İran ile doğrudan müzakere edeceğini düşünmüyorum. Daha olası senaryo, ABD ile İran arasında dolaylı görüşmeler yürütülmesidir” diyen Cohen, kamuoyuna yansıyan görüşmelerin büyük ölçüde İran'ın nükleer programına odaklandığını, İran'ın bölgesel silahlı gruplar ağının ise geri planda kaldığını söyledi.

Bu nedenle olası bir anlaşmanın Hizbullah meselesine uzun vadeli bir çözüm getireceğinden kuşku duyduğunu belirten Cohen, İran'ın Hizbullah'ı hâlâ stratejik bir değer olarak gördüğünü ifade etti.

“Hizbullah belki de 7 Ekim 2023 öncesindeki kadar önemli değil; ancak Tahran'ın ondan vazgeçmeyeceği kadar değerli olmaya devam ediyor” dedi.

cdy6ujk
ABD Dışişleri Bakanlığı Genelkurmay Başkanı Daniel Hoeller, İsrail'in ABD Büyükelçisi Yehiel Leiter, ABD'nin Lübnan Büyükelçisi Michel Issa ve Lübnan'ın Washington Büyükelçisi Nada Hamadeh-Moawad ile birlikte, Washington DC'deki Dışişleri Bakanlığı merkezinde İsrail ve Lübnan heyetleri arasında gerçekleşen bir görüşmeden bir kare (AFP)

Yakın zamanda Suriye Devlet Başkanı Ahmed Şara'nın eski muhalifler ve müttefikleri kapsayan yeni bir ordu kurma çabalarını inceleyen bir rapora katkı sunan Campa ise, Donald Trump'ın önerilerine rağmen Suriye'nin Hizbullah'ı zayıflatma girişimlerinde önemli bir rol üstlenip üstlenemeyeceğini sorguladı.

Suriye hükümetinin ciddi iç sorunlarla mücadele ettiğini ve önceliğinin devlet kurumları ile güvenlik güçlerini yeniden inşa etmek olduğunu belirten Campa, “Şam'ın bundan daha büyük bir rol üstlenebileceğine şaşırırım” dedi.

Zorlu yol

Lübnan liderlerinin önündeki seçeneklere ilişkin değerlendirmelerinde her iki uzman da devlet kurumlarının güçlendirilmesinin ülke için en iyi uzun vadeli seçenek olduğu konusunda birleşti.

Campa, mevcut Lübnan yönetiminin geçmiş yıllarda hayal edilmesi zor olan zorlu meselelerle yüzleşmeye hazır göründüğünü belirterek, Lübnanlı yetkililere “baskılara rağmen bu çizgiyi sürdürmeleri” tavsiyesinde bulundu.

Cohen ise Lübnan açısından en olumlu senaryonun Hizbullah'ın savaştan ciddi ölçüde zayıflamış şekilde çıkması olduğunu söyledi. Böyle bir durumda Lübnan Silahlı Kuvvetleri'nin devlet otoritesini ülke genelinde daha fazla tesis edebileceğini ifade etti.

“Bu çatışmanın olumlu sayılabilecek tek yönü varsa, o da Hizbullah'ın Lübnan ordusunun daha fazla kontrol sağlamasına imkân verecek ölçüde zayıflayabilmesidir” dedi.

Bununla birlikte iki uzman da bu sonucun kesin olmadığını ve Lübnan'ın geleceğinin büyük ölçüde ülke dışındaki gelişmelere bağlı kalacağını kabul etti.

Şimdilik her ikisinin de üzerinde uzlaştığı nokta ise şu: Savaşın yakın zamanda sona ermesi beklenmiyor ve Lübnan, uzun süreli askerî çatışma ile İran, İsrail ve ABD'yi kapsayan daha geniş bölgesel mücadelenin ortasında kalmaya devam ediyor.


İsrail ordusu: Güney Lübnan'da güçlerimizin yakınlarına iki mühimmat düştü

Lübnan askerleri, Güney Lübnan, 5 Haziran 2026 (AP)
Lübnan askerleri, Güney Lübnan, 5 Haziran 2026 (AP)
TT

İsrail ordusu: Güney Lübnan'da güçlerimizin yakınlarına iki mühimmat düştü

Lübnan askerleri, Güney Lübnan, 5 Haziran 2026 (AP)
Lübnan askerleri, Güney Lübnan, 5 Haziran 2026 (AP)

İsrail ordusundan bugün yapılan açıklamada, ülkenin kuzeyindeki birçok bölgede sirenlerin çalmasının ardından, Lübnan’ın güneyinde İsrail güçlerinin faaliyet gösterdiği bir alanın yakınına iki "mühimmat" düştüğünün tespit edildiği bildirildi.

Daha erken saatlerde ordudan yapılan bir diğer açıklamada ise İç Cephe Komutanlığı'nın, Lübnan'dan İsrail'in kuzeyindeki çeşitli yerleşim yerlerine füze atışlarının tespit etmesi üzerine önleyici bir talimat yayınladığı belirtilmiş ve bölge sakinlerine güvenli alanlara geçmeleri çağrısında bulunulmuştu.