Boğazlar savaşı ve petrol tankerleri: Kızıldeniz'de ilk kim diğerinin kapısını çalacak?

Husiler savaşa katılmak İçin Tahran'dan yeşil ışık mı bekliyor?

ABD Donanması denizcileri, USS Gerald R. Ford uçak gemisinin güvertesinde seyreden 124. Hava Komuta ve Kontrol Filosu'ndan bir E-2D Hawkeye uçağına sinyaller gönderiyor, 28 Şubat 2026 (Reuters)
ABD Donanması denizcileri, USS Gerald R. Ford uçak gemisinin güvertesinde seyreden 124. Hava Komuta ve Kontrol Filosu'ndan bir E-2D Hawkeye uçağına sinyaller gönderiyor, 28 Şubat 2026 (Reuters)
TT

Boğazlar savaşı ve petrol tankerleri: Kızıldeniz'de ilk kim diğerinin kapısını çalacak?

ABD Donanması denizcileri, USS Gerald R. Ford uçak gemisinin güvertesinde seyreden 124. Hava Komuta ve Kontrol Filosu'ndan bir E-2D Hawkeye uçağına sinyaller gönderiyor, 28 Şubat 2026 (Reuters)
ABD Donanması denizcileri, USS Gerald R. Ford uçak gemisinin güvertesinde seyreden 124. Hava Komuta ve Kontrol Filosu'ndan bir E-2D Hawkeye uçağına sinyaller gönderiyor, 28 Şubat 2026 (Reuters)

Enver el-Ansi

Birçok soru işareti uyandıran bir zamanda ve yerde, ABD USS Gerald R. Ford uçak gemisini Kızıldeniz'e gönderiyor. İran Devrim Muhafızları bu hamleyi İran için bir tehdit olarak gördü ve yaptığı açıklamada, “Kızıldeniz'deki lojistik ve hizmet merkezleri bizim için hedeftir” dedi.

Bu, İran Devrim Muhafızları’nın Hürmüz ve Babül Mendeb boğazlarını kapatma veya seyrüseferleri aksatma ve küresel ekonomiye zarar verme tehditlerini kınayan ortak bir Körfez-İngiliz açıklamasıyla eş zamanlı olarak geldi.

Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ve İngiltere dışişleri bakanlarının toplantısının ardından yayınlanan bildiride, “bölgesel hava sahasının, deniz yollarının ve seyrüsefer özgürlüğünün korunmasının, buna ilave olarak tedarik zincirlerinin, nakliye ve ticaret operasyonlarının güvenliğinin ve küresel enerji piyasalarının istikrarının sağlanmasının önemi” vurgulandı.

Bu bir hazırlık mı yoksa sadece bir güç gösterisi mi?

Burada dikkat çekici olan, ABD ve İngiltere'nin attığı adımlar ve İran'ın Kızıldeniz ve Babül Mendeb Boğazı ile ilgili tehditlerinin artık sadece birer açıklama olmaktan çıkıp, Hürmüz Boğazı ile ilgili şiddetlenen çatışmanın yanı sıra, Ortadoğu savaşının bu aşamasında, güney Kızıldeniz'de kimin diğerinin kapısını çalacağına bağlı olarak bir yakın çatışma ihtimaline dönüşmesidir.

Bu gelişmeler, ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun İran’ın tehditlerinin “ölmekte olan bir kuşun son çırpınışı”ndan başka bir şey olmadığına dair kanaatleriyle çelişiyor.

İki gün önce, bir Körfez medya kuruluşu, “üst düzey bir İran askeri yetkilisinin” şu sözlerini aktardı: “Washington stratejik bir hata yaparsa, başka bir boğaz da Hürmüz Boğazı'na benzer bir durumda olacaktır.”

Bazıları, İran destekli Husi isyancılarının Tahran'ı desteklemek için girişecekleri yeni bir maceraya karşı koymanın, nükleer uçak gemisi USS Gerald Ford'un görev listesinde olabileceğine veya bunun en alt sıralarında yer aldığına inanıyor

Bahsi geçen yüksek rütbeli İranlı yetkili, bahsettiği “stratejik hatanın” ne olduğunu tam olarak belirtmedi. Ancak şüphesiz ki, Tahran ile ittifak halindeki Husi milislerinin fırlattığı füzelerin ve insansız hava araçlarının menzilinde bulunan Kızıldeniz'in güneyindeki Babül Mendeb Boğazı'nı kastediyordu. Kaldı ki Husi milis grubu, Yemen'in kuzeybatısındaki dağlık ve ova bölgelerindeki hava savunmalarının yanı sıra bu kapasitesini de yüksek alarma geçirdiğini tekrarlıyor.

Gerald Ford'un görevi

Askeri analistler ve strateji uzmanları, bu güçlü savaş platformunun görevinin muhtemelen iki ana kategoriye ayrılacağını düşünüyor. Birincisi, şu anda İran'a karşı devam eden askeri operasyonlarının geri kalanında, Arap Denizi yakınlarındaki Hint Okyanusu'nda konuşlandırılmış olan USS Abraham Lincoln uçak gemisi ile ABD Donanması'na göre yakında Akdeniz'e konuşlandırılması planlanan USS George H.W. Bush'a ek destek ve koruma sağlamaktır.

SC
Yemen'in Sana şehrinde Filistinliler ve Lübnan Hizbullahı ile dayanışma mitinginde Husi destekçileri, Husi lideri Abdulmelik el-Husi ve eski Hizbullah lideri Hasan Nasrallah'ın resimlerini taşıyor, 8 Kasım 2024 (Reuters)

İkincisi, bu analistlere ve uzmanlara göre bu adım, savaş sonrası aşamaya hazırlık olarak, İran'ın ötesine uzanabilecek ve genel olarak Ortadoğu bölgesindeki jeopolitik sahneyi yeniden inşa etmeyi ve düzenlemeyi içerebilecek başka bir sonraki görevin parçasıdır. Bu görev, İsrail'in Güney Lübnan'daki Hizbullah üslerine yönelik saldırısını da içeren büyük ölçekli hava harekatının sonuçları ile İsrail'in Gazze Şeridi'ndeki Filistinli Hamas hareketine karşı yürüttüğü savaşın önceki sonuçları gölgesinde değerlendirilmelidir.

ABD Donanması, yapımı 12 yıl süren planlama ve çalışmanın ardından tamamlanan bu uçak gemisini “teknolojik bir harika” ve dünyanın en büyük yüzen savaş gemisi olarak tanımlıyor. Yaklaşık 333 metre uzunluğunda ve 40,8 metre genişliğinde olan geminin uçuş güvertesi yaklaşık 78 metre uzunluğunda. Tam yüklü haldeki ağırlığı yaklaşık 100 bin ton.

Bu arada, bazıları, İran destekli Husi isyancılarının Tahran'ı desteklemek için girişecekleri yeni bir maceraya karşı koymanın, nükleer uçak gemisi USS Gerald Ford'un görev listesinde olabileceğine veya bunun en alt sıralarında yer aldığına inanıyor.

Son iki yılda Husiler, sadece İsrail'den coğrafi uzaklıkları nedeniyle değil, aynı zamanda “manevra yapabilme” yetenekleri nedeniyle de İran ekseninin en “bağımsız” kolu haline geldi

 Bu inanç, Husi milis lideri Abdulmelik el-Husi'nin perşembe akşamı yaptığı tehditle daha da güçleniyor. Husi, İran’a yönelik savaş sebebiyle örgütünün her an askeri müdahalede bulunabileceğini belirterek, “Parmaklarımız tetikte” dedi.

Örgüte bağlı el-Mesira uydu kanalında yayınlanan konuşmasında Husi lideri Abdulmelik Husi şunları söyledi: “Çeşitli faaliyetlerde aktif durumdayız ve gelişmeler gerektirdiği anda gerilimi artırma ve askeri müdahale konusunda parmaklarımız tetikte. Bu savaşı tüm ümmetin savaşı olarak görüyoruz.”

Yemenli ve Arap gözlemciler, Husilerin İran ve Lübnan'da yaşananlardan “henüz gereken dersi almadıklarını” ve şimdi Tahran'daki geçici liderlikten bu savaşa katılmak için yeşil ışık beklediklerini düşünüyorlar.

Husilerin katılımına dair senaryolar nelerdir?

Amerikan saldırı gücü USS Gerald Ford'un Kızıldeniz'e varmasıyla birlikte, Husilerin artık İran ve Lübnan'daki Hizbullah'tan sonra, hatta belki de Tahran'a bağlı Şii grupların Amerikan üslerini ve çıkarlarını hedef aldığı Irak'tan önce, ABD ve İsrail için ikinci hedef olacaklarının farkına varmış olmaları gerekiyor. Özellikle çatışma kurallarının bu kez değişmiş olması nedeniyle, bugünkü çatışmanın şüphesiz daha tehlikeli ve zorlu olacağı düşünülüyor.

FRGTH
Hareketin Yemen'in Sana şehrinde, “Halk Ordusu” seferberlik kampanyasının bir parçası olarak düzenlenen askeri geçit töreninde, bir Husi takipçisi Husi lideri Abdulmelik Husi'nin resmi bulunan bir ceket giyiyor, 7 Şubat 2024 (Reuters)

Ancak Husilerin, şu ana kadar harekete geçmemelerine rağmen, buna göz yumup, uluslararası deniz güvenliğini tehdit etmek için rahat bir üs olarak kullandıkları Kızıldeniz'in güvenliğini bir kez daha tehlikeye atma riskini göze alabilecekleri tahmin ediliyor. Yani, İran'a ait olan, İranlı ve Hizbullahlı uzmanların doğrudan gözetimi altında, kontrolü altındaki bölgelerde tutulan İran yapımı füze ve insansız hava aracı stokundan geride kalanları fırlatma riskini alabilirler.

Riskin sınırları ve doğası

Yemen'deki el-Muha Çalışmaları Merkezi'nin bir raporu, Husilerin son iki yılda, sadece İsrail'den coğrafi uzaklıkları nedeniyle değil, aynı zamanda “manevra yapabilme” yetenekleri nedeniyle de İran ekseninin en “bağımsız” kolu haline geldiğini vurguluyor. Ancak rapor, İran'ın Dini Lideri Ali Hamaney suikastının, “temsil ettiği stratejik pusulanın kaybı” anlamına geldiğini, bunun da Husilerin gelecekteki eylemlerini, örgütün hangi fraksiyonunun kritik anlarda etkili olduğuna bağlı olarak daha “rastgele” veya “intihar eğilimli” hale getirebileceğini düşünüyor.

Ancak bazıları Husi milisleri, savaşa dahil olma olasılığından şüphe duyuyor ve hatta İran ile Husiler arasındaki ilişkinin önemini küçümsüyor. Lübnanlı askeri ve silahlanma uzmanı Riyad Kahvaci, bu ilişkinin sadece “çıkar evliliği” olduğunu, yani Husilerin Yemen'deki kontrollerini pekiştirmek için İran'ın askeri ve lojistik desteğinden, uzmanlığından ve eğitiminden yararlandığını, ama şimdi Husilerin, savaşın İran'ın geleceği üzerindeki etkileri gölgesinde bu ilişkiyi yeniden değerlendiriyor olabileceğini düşünüyor.

Yemen ile ilgili birçok kişi, Husilerin Hamaney ve Devrim Muhafızları'nın evlat edindiği bir güç gibi görünmesi nedeniyle “İran ile Lübnan Hizbullahı arasındaki manevi ilişkinin Husilerle olduğundan daha güçlü olduğuna” inanmakta yanılıyor.

Uçak gemisi USS Gerald R. Ford ve saldırı grubu, İran ile “direniş ekseni” olarak bilinen ittifak içindeki son vekili Husi arasındaki bağı koparmak için Kızıldeniz'in çalkantılı sularına ulaştı

Husiler, Hizbullah'ın aksine, kontrol ettiği bölgelerin coğrafi olarak İsrail ile sınır komşusu olmaması nedeniyle İran'ın ajandasına hizmet etme konusunda bir dereceye kadar özgürlüğe sahip olmuş olabilir. Ancak manevi olarak, İran Dini Lideri ve askeri kolu olan İslam Devrim Muhafızları Ordusu'na bağlılık konusunda Hizbullah’tan geride kalmıyor. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre bunun için Husilerin Sana sokaklarında İran'ı desteklemek için düzenlediği tuhaf gösterileri hatırlamak yeterli; bu gösterilerde Humeyni, Hamaney, Kasım Süleymani (Devrim Muhafızları’na bağlı Kudüs Gücü’nün eski komutanı) ve merhum Lübnan Hizbullahı lideri Hasan Nasrallah'ın portrelerinin yanında İran bayrakları da taşınmıştı.

DRGTHFS
Geçtiğimiz ağustos ayında Kızıldeniz'deki Hudeyde açıklarında Yemen'deki Husilerin saldırısına uğrayan Yunan petrol tankeri “Sunion”dan dumanlar yükseliyor, tanker alev aldıktan sonra bir Fransız fırkateyni mürettebatını kurtardı (AFP)

Yukarıda bahsedilen tüm verilerin nihai analizine göre “Gerald Ford” uçak gemisi ve ona eşlik eden saldırı grubu, Kızıldeniz'in çalkantılı sularına “piknik yapmaya” ya da sadece ABD ve İsrail'in İran'a karşı yürüttüğü savaş sırasında olası bir Husi eylemini önlemeye gelmediler. Aksine, bu savaş sırasında veya sonrasında, İran ile “direniş ekseni” olarak bilinen ittifak içinde geride kalan son vekil gücü Husi arasındaki ilişkiyi koparmak gibi bir amaçları var.

Hem Washington hem de Tel Aviv, Husilerin 2023 sonlarından Ekim 2025'e kadar Kızıldeniz ve Aden Körfezi'ndeki uluslararası denizcilik yollarına ve İsrail'e karşı bir savaş yürüttüğünü şüphesiz hatırlıyorlar. Ayrıca, Husi kontrolündeki bölgeleri hedef alan tüm karşı saldırıların, güney Kızıldeniz bölgesi ve Babül Mendeb Boğazı'ndaki küresel barış ve güvenliğe yönelik tehditlerini ortadan kaldırmak için yeterli olmadığını ve olmayacağını da anlıyorlar. Bu tehdidi sona erdirmek için bir fırsatları olduğunu ve şimdi bu tehdit sonlandırılmazsa, gelecekte başka bir şans olmayabileceğini biliyorlar.

*Bu analiz Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Devrim Muhafızları’nın seferberlik ve iç güvenlik kolu: Besic

Tahran’ın güvenliğinden sorumlu Tharullah özel kuvvet birimine bağlı Besic devriyeleri (Arşiv - Tasnim)
Tahran’ın güvenliğinden sorumlu Tharullah özel kuvvet birimine bağlı Besic devriyeleri (Arşiv - Tasnim)
TT

Devrim Muhafızları’nın seferberlik ve iç güvenlik kolu: Besic

Tahran’ın güvenliğinden sorumlu Tharullah özel kuvvet birimine bağlı Besic devriyeleri (Arşiv - Tasnim)
Tahran’ın güvenliğinden sorumlu Tharullah özel kuvvet birimine bağlı Besic devriyeleri (Arşiv - Tasnim)

İran’da Besic yalnızca Devrim Muhafızları’na bağlı bir milis gücü olarak görülmüyor; toplumda en yaygın ve güvenlik, ideoloji ile siyaseti birbirine bağlayan araçlardan biri olarak kabul ediliyor.

1979 Devrimi’nin ardından kurulan Besic, başlangıçta yeni rejimi korumak ve İran-Irak Savaşı’na destek vermek amacıyla seferber edilen bir halk gücüydü. Zamanla iç denetim, sosyal gözetim, ideolojik seferberlik ve Devrim Muhafızları’nın devlet ve toplum üzerindeki etkisini artırma gibi çok boyutlu roller üstlendi.

Halk gücüden iç güvenlik kurumuna

Besic, Kasım 1979’da Ruhullah Humeyni tarafından “20 milyonluk ordu” fikriyle kuruldu. Başlangıçta sınırlı güvenlik ve hizmet görevleri üstlense de, 1980-1988 İran-Irak Savaşı sırasında İran tarafından kullanılan gönüllü milis güçleri özellikle savaşın zorlu dönemlerinde, cephe hatlarında mayın tarlalarını temizlemek ve Irak ordusunu yormak amacıyla binlerce genç ve çocuktan oluşan “insan dalgası” (human wave) saldırılarıyla tanınmışlardır.

Savaşın bitimi, Besic’ın önemini azaltmadı; aksine içe yönlendirildi ve temel bir iç güvenlik unsuru haline geldi. 1990’lardan itibaren öğrenci ve toplumsal protestolara müdahalede, 1999’daki eylemlerden 2009’daki Yeşil Hareket’e kadar aktif rol aldı.

Silahlı kuvvetler içindeki konumu

Besic bağımsız bir güç olarak değil, İran Devrim Muhafızları’na bağlı olarak yönetiliyor. Yapısal olarak resmi rakamlardan bağımsız olarak, şehirlerde, okullarda, üniversitelerde, sendikalarda ve mahallelerde Devrim Muhafızları’nın sosyal uzantısı işlevi görüyor.

fbf
Besic öğrenci birimi üyeleri, eski Dini lider Ali Hamaney’i sloganlar eşliğinde karşılıyor (Arşiv- Hamaney’in resmi sitesi)

Böylece Besic, geleneksel anlamda bir ordu değil, sadece sokak milisi de değil; toplumda yaygın bir seferberlik ağı olarak hareket ediyor ve güvenlik güçlerinin yanı sıra ideolojik denetim sağlıyor.

Kapsamlı yapısı

Besic, sadece askeri değil, sosyal, kültürel ve mesleki birimler içeriyor. Aşura, Zehra, Beitül Mukaddes, İmam Ali, İmam Hüseyin ve Kevser gibi taburlar; isyan bastırma, lojistik destek, koruma ve askeri eğitim gibi görevler yürütüyor. Bunun yanında öğrencilerden doktorlara, sanatçılardan medyaya kadar toplumun farklı kesimlerine yönelik yapılanmaları var. Bu yapı, Besic’ı İran toplumunda “paralel bir toplum” haline getiriyor; okullar, üniversiteler, camiler ve resmi daireler aracılığıyla gözetim, seferberlik ve denetim sağlıyor.

İç güvenliğin omurgası

Protestolar başladığında Besic, polis ve güvenlik güçlerinin yanında ilk müdahale hattı olarak devreye giriyor. Sokakta motosikletlerle veya saha ekipleriyle göstericileri dağıtıyor, gözaltı ve takip yapıyor, sivil kıyafet veya muhbirler aracılığıyla hareket ediyor. Bu sayede rejim, doğrudan baskı maliyetini azaltıyor ve ideolojik bir güvenlik ağı üzerinden kontrol sağlıyor.

Siyasal ve ekonomik etki

Besic sadece güvenlik değil, siyasi ve ekonomik bir güç haline geldi. Seçimlerde muhafazakar akımları destekliyor, üniversiteler ve medya üzerinden nüfuz sağlıyor, inşaat ve kalkınma projelerine dahil oluyor. Bu genişleme, Besic’ı devletin merkezi bir gücü ve Devrim Muhafızları’nın etkisini artıran bir araç haline getiriyor.

fdfvdf
Tahran’da bir askeri geçit töreni sırasında Besıc üyeleri (Arşiv - Reuters)

Yumuşak güç ve dijital milis

Besic, son 20 yılda “yumuşak güç” ve dijital alanlarda da etkin hale geldi. Siber ve propaganda birimleri, muhalifleri hedef alıyor, üyeleri çevrimiçi içerik üretimi ve sosyal medya gözetimi konusunda eğitiliyor. Besic’a bağlı haber ajansları ve öğrenci ajansları, Devrim Muhafızları ile yakın bağlantılı medya kuruluşlarıyla birlikte sistemin propagandasını yapıyor.

Sadece bir milis değil

Besic, sahadaki milis gücü ile dijital milisi birleştiren hibrit bir yapı oluşturdu. Yüzbinlerce üyesi ile iç güvenlik, toplum gözetimi ve ideolojik seferberlik sağlıyor. Gerçek gücü sadece silahlı varlığı değil, devlet ve toplum içindeki yaygın ağı ve örgütsel kapasitesinde yatıyor. Besic, İran’da ideoloji, silah ve sosyal örgütlenmeyi birleştiren merkezi bir güvenlik ve siyasi kurum olarak öne çıkıyor.

evfe
Besic milislerinin üyeleri, 10 Ocak 2024'te Tahran'da düzenlenen askeri geçit töreninde (AP)

 


İran’da gölge savaş: İsrail neden İslami Cihad liderlerini hedef alıyor?

Ekim 2023’te Gazze’de Kudüs Tugayları’na bağlı bir grup milis (EPA)
Ekim 2023’te Gazze’de Kudüs Tugayları’na bağlı bir grup milis (EPA)
TT

İran’da gölge savaş: İsrail neden İslami Cihad liderlerini hedef alıyor?

Ekim 2023’te Gazze’de Kudüs Tugayları’na bağlı bir grup milis (EPA)
Ekim 2023’te Gazze’de Kudüs Tugayları’na bağlı bir grup milis (EPA)

İsrail Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir, salı günü yaptığı açıklamada, İran’la bağlantılı Filistinli isimlerin “sığındıkları güvenli bir evde” öldürüldüğünü duyurdu. İsrail medyasındaki askeri muhabirler ise hedef alınan kişilerin Filistin İslami Cihad Hareketi’nin iki üst düzey yöneticisi olduğunu aktardı. Bunlardan biri, hareketin genel sekreter yardımcısı ve ikinci ismi Muhammed el-Hindi; diğeri ise askeri kanat Kudüs Tugayları’nın başındaki Ekrem el-Acuri.

İslami Cihad, İran’dan mali ve lojistik destek alan en büyük gruplardan biri olarak biliniyor. Ancak İsrail kaynaklarının aktardığı bilgilerde, saldırıda iki ismin birlikte mi yoksa yalnızca birinin mi hedef alındığı konusunda çelişkiler bulunuyor. İsrail’in Kanal 12 televizyonu saldırının İran’ın Kum kentinde Acuri ve bazı yardımcılarını hedef aldığını belirtirken, Kanal 14 ise Hindi’nin de hedefler arasında olduğunu öne sürdü.

Kanal 14’e göre yaklaşık dört gün önce gerçekleşen saldırı, yer altındaki tahkim edilmiş bir noktaya düzenlendi; hedefin tamamen imha edilmesi için onlarca mühimmat kullanıldı.

DSRFGT
Temmuz 2024’te Tahran’da, İran dini lideri Ali Hamaney, Hamas lideri İsmail Heniye ve İslami Cihad Hareketi Başkanı Ziyad en-Nehhale’yi kabul ederken (AFP)

İslami Cihad Hareketi ise haberin yazıldığı saate kadar (salı öğle saatleri) İsrail’in iddiaları hakkında resmi bir açıklama yapmadı. Ancak hareketten bir kaynak, Muhammed el-Hindi’nin İran’da bulunmasının “pek olası olmadığını” söyledi. Aynı kaynak, güvenlik gerekçeleriyle Hindi’nin hareketlerinin gizli tutulduğunu ve son teyitli bilgilere göre birkaç gün önce başka bir ülkede bulunduğunu ifade etti.

Hareket içindeki diğer kaynaklar da Hindi’nin Tahran ziyaretlerinin, 7 Ekim 2023’ten önce dahi sınırlı olduğunu ve son dönemde ciddi şekilde azaldığını belirtiyor.

Muhammed el-Hindi kimdir?

1955 doğumlu Muhammed el-Hindi, uzun yıllardır İsrail’in arananlar listesinde yer alıyor. Gazze’de bulunduğu dönemde hakkında birkaç kez suikast girişiminde bulunulurken, 2014’te bölgeden ayrılmasının ardından bu girişimlerin azaldığı belirtiliyor. Son yıllarda bulunduğu ülkeleri sık sık değiştirdiği ifade ediliyor.

Hindi, 2018’de Ziyad en-Nehhale’nin genel sekreterliğe gelmesinden önce hareketin üçüncü ismiydi. Önceki lider Ramazan Şallah’ın sağlık sorunları nedeniyle görevini bırakmasının ardından Hindi, hareketin ikinci ismi konumuna yükseldi.

DF
Muhammed el-Hindi, İslami Cihad Hareketi Başkan Yardımcısı (Hareket’e bağlı ‘Filistin Bugün’ televizyonu)

Hindi’nin Hamas ile yakın ilişkileri olduğu, iki hareket arasındaki bağların güçlenmesinde önemli rol oynadığı biliniyor. Ayrıca Türkiye’deki bazı çevreler ve Müslüman Kardeşler ile ilişkiler geliştirdiği, son 10 yılda ise hareketin Katar ve Mısır gibi aktörlerle daha açık ilişkiler kurmasına katkı sağladığı ifade ediliyor.

Ekrem el-Acuri kimdir?

60’lı yaşlarında olduğu belirtilen Ekrem el-Acuri, İslami Cihad içinde yalnızca askeri operasyonlar açısından değil, stratejik düzeyde de etkili bir isim olarak öne çıkıyor. Özellikle Gazze’de silahlanma faaliyetleri ve Kudüs Tugayları’nın yönetiminde uzun süredir kilit rol oynuyor.

Acuri’nin Hizbullah ile güçlü bağlara sahip olduğu, ayrıca geçmişte Suriye’de Beşşar Esad yönetimiyle yakın ilişkiler yürüttüğü belirtiliyor. Kaynaklara göre Acuri, İran Devrim Muhafızları açısından da kritik bir figür ve silah transferleri ile askeri planlamada önemli görevler üstleniyor.

FERF
Ekrem el-Acuri, İslami Cihad Hareketi’ne bağlı ‘Kudüs Tugayları’ komutanı (Harekete destek veren X platformu hesaplarından alınmıştır)

Uzun yıllardır hareketin askeri kanadını yöneten Acuri’nin, Gazze ve Batı Şeria’da askeri yapılanmayı geliştirdiği, ayrıca Lübnan ve Suriye’de de örgütsel kapasite inşa ettiği ifade ediliyor. 7 Ekim 2023 sonrasında Lübnan’dan yürütülen saldırılarda ve Hizbullah’a verilen destekte rol oynadığı da belirtiliyor.

Acuri daha önce Suriye’de iki kez suikast girişimine maruz kaldı; 2014’te bir saldırıdan kurtulurken, 2019’da evinin hedef alınması sonucu oğlu ve bazı yakınları hayatını kaybetti. Lübnan’da da en az bir kez suikast girişiminden sağ kurtulduğu biliniyor.

Hareket içinden bir kaynak, ABD-İsrail’in İran’a yönelik saldırılarının başlamasından bu yana Acuri ile iletişimin kesildiğini belirtti. Başka bir üst düzey kaynak ise Acuri’nin yakın zamanda dolaylı bir elektronik mesaj ilettiğini, ancak yerinin bilinmediğini ifade etti.

EVFE
Suriye Sivil Savunma ekipleri, Mart 2025’te Şam’da İslami Cihad’ın üst düzey bir yöneticisini hedef alan İsrail hava saldırısının yapıldığı binayı inceliyor (AFP)

Kaynaklara göre Acuri, İran’a yönelik savaş öncesinde Lübnan’dan ayrılmayı planlıyordu; ancak bazı Arap ve İslam ülkeleri güvenlik ve hukuki gerekçelerle kendisini kabul etmedi. Bu nedenle Acuri’nin şu anda İran’da olabileceği değerlendiriliyor.

İsrail’in yaklaşık bir hafta önce, Acuri’ye yakın isimlerden Adham el-Osman’ı Beyrut’un güney banliyösünde Hizbullah’a ait bir “güvenli evde” düzenlediği saldırıyla öldürdüğü de belirtiliyor.


İsrail hava saldırıları Beyrut banliyölerini ve Güney Lübnan’ı hedef aldı

İsrail’in Beyrut’un güneyindeki el-Kafaat mahallesine düzenlediği hava saldırısı sonucu çıkan yangını söndürmeye çalışan itfaiye ekipleri (AFP)
İsrail’in Beyrut’un güneyindeki el-Kafaat mahallesine düzenlediği hava saldırısı sonucu çıkan yangını söndürmeye çalışan itfaiye ekipleri (AFP)
TT

İsrail hava saldırıları Beyrut banliyölerini ve Güney Lübnan’ı hedef aldı

İsrail’in Beyrut’un güneyindeki el-Kafaat mahallesine düzenlediği hava saldırısı sonucu çıkan yangını söndürmeye çalışan itfaiye ekipleri (AFP)
İsrail’in Beyrut’un güneyindeki el-Kafaat mahallesine düzenlediği hava saldırısı sonucu çıkan yangını söndürmeye çalışan itfaiye ekipleri (AFP)

İsrail’in saldırıları hız kesmeden devam ediyor; Güney Lübnan, Bekaa Vadisi ve Beyrut’un güney banliyösündeki farklı bölgeler hedef alınıyor.

Bugün sabaha karşı İsrail, güneydeki üç bölge ile Aramun’a hava saldırısı düzenledi. Resmî kaynaklara göre bu saldırılardan biri bir apartmanı hedef aldı.

Lübnan Ulusal Haber Ajansı (NNA), İsrail savaş uçaklarının el-Kafaat ve Haret Hreik bölgelerine iki ayrı saldırı gerçekleştirdiğini bildirirken, Aramun’daki saldırının ise bir binanın üst katlarındaki bir daireyi vurduğunu aktardı.

csde
İsrail’in Beyrut’un güneyindeki el-Kafaat mahallesine düzenlediği hava saldırısının ardından yol üzerinde görülen enkaz ve moloz yığınları (AFP)

NNA, şafak vakti gerçekleştirilen bir dizi hava saldırısı ve topçu atışının güneydeki bazı beldelere yöneldiğini de belirtti.

Güneyde şiddetli hava saldırıları

Güneyde ise İsrail savaş uçakları bu sabah, Sayda ilçesine bağlı Vadi Arab el-Cel köyüne yoğun hava saldırısı düzenledi. Saldırının etkisi Sayda ve doğusunda da duyuldu. Olay öncesinde İsrail Ordu Sözcüsü Avichay Adraee, özellikle Vadi Arab el-Cel köyü sakinlerini acil uyarı yaparak bilgilendirdi.

Adraee, X hesabından yaptığı paylaşımda, “Yakın zamanda İsrail ordusu, Hizbullah’a ait askerî altyapıyı hedef alacak. Haritada kırmızı ile işaretlenmiş binadaki ve çevresindeki yapıların sakinlerini derhal tahliye etmeye ve binadan en az 300 metre uzaklaşmaya çağırıyoruz. Bu bölgede kalmanız tehlikeye yol açar” ifadelerini kullandı.

Gece yarısından itibaren İsrail savaş uçakları, Taybe, Debal, Deyr Kifa, Kana, Zebkin, Kafr Cuz, Habuş, el-Beyad, Secd, Bint Cubeyl, Arid, Debbin, el-Hıyam ve el-Kufur gibi güneydeki birçok beldeyi hedef alan bir dizi hava saldırısı gerçekleştirdi.

Deyr Kifa’daki saldırıda üç kişi enkaz altında kalarak yaşamını yitirdi, Kana beldesinin el-Huşne bölgesine düşen bir füze ise patlamadı.

fsvfd
İsrail’in Güney Lübnan’a düzenlediği hava saldırılarının ardından yükselen dumanlar (Reuters)

Hava saldırılarına paralel olarak, bazı beldelerin çevresi de İsrail topçu birliklerinin bombardımanına maruz kaldı. Bu kapsamda, Cibal el-Batm, Yatar, Zebkin, Taybe, el-Hıyam ve Kafr Şuba çevresindeki bölgeler hedef alındı.

Bir vatandaşın kaçırılıp ardından serbest bırakılması

Şarku’l Avsat’ın NNA’dan aktardığına göre İsrail birlikleri şafak vakti sınır kasabası Kafr Şuba’ya girerek beldenin çevresindeki bazı evleri bastı. Kasım el-Kadiri’yi alıkoyan birlikler, ardından beldenin yüksek kesimlerindeki mevzilerine geri çekildi.

Daha sonra NNA, İsrail güçlerinin el-Kadiri’yi serbest bıraktığını bildirdi; detay verilmedi.

Avichay Adraee, 36. Tümen’in Güney Lübnan’da yürütülen kara operasyonunu genişletmek için harekâta katıldığını ve bunun ‘ileri savunma hattını’ güçlendirme çerçevesinde gerçekleştiğini belirtti.

Adraee, tümen birliklerinin son günlerde, Güney Lübnan’daki ek hedeflere yönelik yoğun kara faaliyetleri yürüttüğünü ve bu sayede askerî varlığın artırıldığını ve savunma hattının güçlendirildiğini açıkladı.

Ayrıca, 36. Tümen’in, 91. Tümen ile birlikte daha önce başlatılan görevleri tamamlayarak ileri savunma hattını pekiştirdiğini ve hedefin İsrail’in kuzeyinde yaşayanlar için ek güvenlik katmanı oluşturmak ve tehditleri ortadan kaldırmak olduğunu vurguladı.

Adraee, kara birliklerinin girişinden önce bölgedeki bir dizi hedefin hem topçu hem de hava saldırılarıyla vurulduğunu da belirtti.

Lübnan ordusu Sadikin’deki Lübnanlıları tahliye etti

Buna paralel olarak, Lübnan ordusu gece yarısına doğru, Sadikin beldesinde kalan vatandaşların güvenli bir şekilde tahliye edilmesine eşlik etti ve yardımcı oldu. Bu adım, İsrail ordusunun, Sur’daki halka yaptığı uyarının ardından gerçekleşti.

Daha önce benzer bir uyarı Cibal el-Batm sakinlerine de iletilmişti.

Savaşın başlamasından bu yana 886 kişi hayatını kaybetti

Ortadoğu’daki savaş, Lübnan’ı 2 Mart’ta etkisi altına aldı. Hizbullah, ABD-İsrail saldırısının ilk gününde İran Dini Lideri Ali Hamaney’nin suikastına yanıt olarak İsrail’e roket attı. İsrail ise geniş çaplı hava saldırıları düzenleyerek, Güney Lübnan’a birliklerini soktu.

grfe
Beyrut’un güney banliyölerinde İsrail hava saldırısı sonucu hasar gören bir bina (AP)

Lübnan Sağlık Bakanlığı dün yaptığı açıklamada, İsrail saldırıları sonucu 886 kişinin hayatını kaybettiğini, bunların arasında 67 kadın ve 111 çocuğun bulunduğunu; ayrıca 2 bin 141 kişinin yaralandığını duyurdu.

Yetkililer, 2 Mart’tan bu yana bir milyondan fazla kişinin göçmen kaydı yaptırdığını ve 130 binden fazla kişinin 600’ü aşkın toplu barınma merkezinde ikamet ettiğini bildirdi.

Öte yandan İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz dün yaptığı açıklamada, Lübnan’daki göçmenlerin Litani Nehri güneyindeki evlerine, İsrail’in kuzeyindeki halkın güvenliği sağlanmadan dönmeyeceklerini vurguladı.