Avrupa kurumları ‘Bulgar şokuna’ hazırlanıyor

Orban’ın düşüşünün ardından Radev’in zaferi, Rusya ve Ukrayna konusunda zorlu soruları yeniden gündeme getiriyor

Bulgaristan seçimlerini kazanan Rumen Radev’in Sofya’daki seçim afişleri, 20 Nisan 2026 (AFP)
Bulgaristan seçimlerini kazanan Rumen Radev’in Sofya’daki seçim afişleri, 20 Nisan 2026 (AFP)
TT

Avrupa kurumları ‘Bulgar şokuna’ hazırlanıyor

Bulgaristan seçimlerini kazanan Rumen Radev’in Sofya’daki seçim afişleri, 20 Nisan 2026 (AFP)
Bulgaristan seçimlerini kazanan Rumen Radev’in Sofya’daki seçim afişleri, 20 Nisan 2026 (AFP)

Avrupa Birliği (AB), son dönemde birbirini izleyen sürpriz gelişmelerle karşı karşıya; ancak bu gelişmeler her zaman aynı yönde ilerlemiyor. Bunun son örneği, Bulgaristan’ın eski Cumhurbaşkanı Rumen Radev’in genel seçimlerde elde ettiği zafer oldu. Radev’in Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile olan yakın ilişkileri, Ukrayna’ya mali ve askeri destek verilmesine karşı çıkması ve AB ile Rusya arasındaki ilişkilerin yeniden onarılması yönündeki tutumu nedeniyle, bu sonuç Moskova tarafından memnuniyetle karşılandı.

Bu beklenmedik gelişme, Macaristan’da Viktor Orban’ın seçimleri kaybetmesinden yalnızca birkaç gün sonra geldi. AB içinde Moskova’ya en yakın isimlerden biri olarak görülen Orban’ın ardından göreve gelen Peter Magyar, selefinin Uluslararası Ceza Mahkemesi’nden (UCM) çekilme yönünde başlattığı süreci durdurduğunu açıkladı. Magyar ayrıca, UCM’nin kararlarını ve hakkında yakalama kararı bulunan kişilerle ilgili yükümlülükleri uygulama niyetini teyit etti. Bu kapsamda, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu hakkında çıkarılan yakalama kararına da işaret edilerek, Netanyahu’nun yakın zamanda Orban’ın davetiyle planladığı Macaristan ziyareti gerçekleşirse gözaltına alınabileceği belirtildi.

vfvf
Rumen Radev, Sofya’da düzenlenen seçim mitinginde konuşma yapıyor, 16 Nisan 2026. (Reuters)

Geçtiğimiz pazar günü Bulgaristan’da yapılan seçimler, son beş yılda gerçekleştirilen sekizinci genel seçim oldu. Sandıktan çıkan sonuç, Rumen Radev’e parlamentoda tek başına hükümet kurmasına yetecek mutlak çoğunluğu sağladı. Bu sonuç, son yıllarda Bulgar siyasetinde belirleyici olan koalisyon arayışlarını geride bırakırken, ülkeyi uzun süredir etkisi altına alan siyasi istikrarsızlık ve ekonomik durgunluğun aşılması açısından kritik bir dönemeç olarak değerlendiriliyor. Siyasi partiler arasındaki derin çekişmelerin engellediği kalkınma projelerinin de bu yeni dönemde yeniden hız kazanması bekleniyor.

Radev’in, yılın başında cumhurbaşkanlığı görevinden istifa ederek İlerici Bulgaristan Koalisyonu’nun başına geçmesinden bu yana Avrupa’daki ortakları gelişmeleri yakından ve temkinli şekilde izliyor. Yolsuzluk karşıtı protestoların ardından muhafazakâr hükümetin düşmesiyle şekillenen bu süreçte, ABD’de eğitim almış ve Bulgaristan Hava Kuvvetleri komutanlığı yapmış olan Radev’in, Putin ile olan yakın ilişkilerini açıkça dile getirmesi dikkat çekiyor. Radev’in ayrıca, kısa süre önce seçim yenilgisi yaşayan Orban’ın siyasi çizgisini örnek aldığını ifade etmesi de Avrupa başkentlerinde endişe yaratıyor. Orban, 12 Nisan’da yapılan seçimlerde 16 yıllık iktidarını kaybetmiş; bu süre zarfında ülkesini AB içinde Rusya’ya yakın bir çizgiye taşımakla ve Ukrayna’ya yönelik Avrupa desteklerini engellemekle suçlanmıştı.

Orban’ın iktidarı kaybetmesinin ardından Avrupa çevrelerinde oluşan kısa süreli rahatlama ve Ukrayna’ya yönelik yardımların yeniden hız kazanacağı beklentisi, Radev’in seçim zaferiyle gölgelenmiş görünüyor. Zira Radev, Ukrayna’ya mali ve askeri destek verilmesine açık şekilde karşı çıkarken, Moskova ile normal ilişkilerin yeniden tesis edilmesi gerektiğini savunuyor.

vfv
Rumen Radev, Sofya’da düzenlenen Kurtuluş Günü kutlamaları sırasında bir destekçisiyle tokalaşıyor, 3 Mart 2026. (AFP)

Seçim kampanyasını kapattığı mitingde konuşan Radev, Bulgaristan’ın ‘AB içindeki tek Slav ve Ortodoks ülke’ olduğunu söyleyerek, bu konumun Rusya ile ilişkilerin yeniden inşasında kilit bir rol oynayabileceğini savundu. Radev, Bulgaristan’ın coğrafi, ekonomik ve ticari açıdan buna ihtiyaç duyduğunu belirterek, bu sürecin ‘en önemli halkası’ olmayı hedeflemeleri gerektiğini ifade etti.

Radev ayrıca, Bulgaristan ile Ukrayna arasındaki ikili güvenlik iş birliği anlaşmasının iptal edilmesi, AB’nin Rusya’ya yönelik ekonomik yaptırımlarının kaldırılması ve Ukrayna’ya askeri yardımların sonlandırılması çağrısında bulundu. Bu yardımların savaşın uzamasına yol açtığını ve Avrupa kaynaklarını gereksiz yere tükettiğini savundu.

Seçim sonuçlarının açıklanmasının ardından yaptığı ilk değerlendirmede ise Radev, Bulgaristan siyasetinde hâkim olan durgunluğu yendiklerini, ancak siyasi sisteme duyulan güvensizliğin hâlâ yüksek seviyede olduğunu söyledi. Radev, “Uzun bir yol bizi bekliyor. Bu, güveni yeniden tesis etmek ve toplumsal sözleşmeyi yenilemek için atılmış ilk adım” ifadelerini kullandı.

dsvd
Bulgaristan seçimlerini kazanan Rumen Radev’in Sofya’daki seçim afişi (AFP)

Avrupa kurumlarında ise hava giderek daha temkinli ve kaygılı bir hal alıyor. Yetkililer, Radev’in parlamentoda elde ettiği geniş çoğunluğun, ona karar alma süreçlerinde büyük ölçüde tek başına hareket etme imkânı verdiğine dikkat çekiyor. AB içindeki bazı çevreler, Radev’in geçen yıl başarısız olan ve Bulgaristan’da reddedilen euro karşıtı girişimini yeniden gündeme getirebileceğinden endişe ediyor. Bulgaristan, yıl başında resmen ortak Avrupa para birimi euroyu kullanmaya başlamıştı. AB Komisyonu’ndan bir yetkili, asıl sürprizin Radev’in Orban örneğini izlememesi ve Kremlin’in siyasi çizgisine mesafe koyması olacağını, aksi durumda Bulgaristan’ın Macaristan’ın yerine Rusya’ya daha yakın yeni bir aktör haline gelebileceğini ifade etti.

Bulgaristan’da geçen yıl boyunca özellikle öğrencilerin öncülük ettiği geniş çaplı protestolar yaşanmış, kamu kurumlarında yaygınlaşan yolsuzluk iddiaları ve muhafazakâr hükümetin istifası talepleri ülkeyi sarsmıştı. Yolsuzlukla mücadele sloganıyla kurulan hükümete rağmen toplumda memnuniyetsizlik artmıştı. Son seçim kampanyası ise yoğun gerilimlere sahne oldu. Seçim sürecinde hile iddiaları, oy satın alma soruşturmaları ve yüzlerce gözaltı gündeme gelirken, taraflar birbirini sert biçimde suçladı. Bağımsız kuruluşlar, Rusya ve Radev lehine olduğu iddia edilen yoğun dezenformasyon faaliyetlerine dikkat çekti. Sosyal medya, kampanyanın ana çatışma alanına dönüşürken, Avrupa kurumlarına yönelik sert eleştiriler ekonomik ve sosyal hoşnutsuzluğun da etkisiyle daha görünür hale geldi.



Rusya ve NATO “gri bölge” savaşında

Polis, Dublin–Varşova güzergâhındaki demiryolu hattının bir bölümünün patlayıcılarla tahrip edildiği olay yerinde inceleme yapıyor. (EPA)
Polis, Dublin–Varşova güzergâhındaki demiryolu hattının bir bölümünün patlayıcılarla tahrip edildiği olay yerinde inceleme yapıyor. (EPA)
TT

Rusya ve NATO “gri bölge” savaşında

Polis, Dublin–Varşova güzergâhındaki demiryolu hattının bir bölümünün patlayıcılarla tahrip edildiği olay yerinde inceleme yapıyor. (EPA)
Polis, Dublin–Varşova güzergâhındaki demiryolu hattının bir bölümünün patlayıcılarla tahrip edildiği olay yerinde inceleme yapıyor. (EPA)

Rusya ile Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) arasındaki mücadele, Ukrayna’daki savaş alanlarının ve geleneksel askeri caydırıcılık dengelerinin ötesine geçti. Varşova’da bir ABD vatandaşına yönelik olduğu öne sürülen Rus suikast planının engellenmesi, Moskova’nın Starlink’e rakip bir uydu ağı kurma çalışmalarını hızlandırması ve Batı’nın Rusya’yı Avrupa genelinde sabotaj eylemleri ve siber saldırılar düzenlemekle suçlamasının artması, doğrudan savaş eşiğinin altında yürütülen çok boyutlu mücadelenin safhaları olarak öne çıkıyor.

Polonya güvenlik güçleri, 30 Temmuz’da Lublin yakınlarında bir tarlaya düşen mühimmatın bulunduğu bölgede inceleme yapıyor. (Reuters)
Polonya güvenlik güçleri, 30 Temmuz’da Lublin yakınlarında bir tarlaya düşen mühimmatın bulunduğu bölgede inceleme yapıyor. (Reuters)

Bu gelişmeler, asıl tehlikenin tek olaydan ziyade, kaynağı ve niyeti kısa sürede ortaya konulması zor olan operasyonların birikmesinden kaynaklandığını gösteriyor. Bu durum NATO’yu sürekli bir sınamayla karşı karşıya bırakıyor: Moskova’yı, muğlak operasyonu veya bilinçli bir provokasyonu açık çatışmaya dönüştürmeden nasıl caydırabilir?

Suikast sınırları aşıyor

Polonya Başbakanı Donald Tusk, ülkesinin güvenlik birimlerinin Varşova’da Ukrayna asıllı bir ABD vatandaşına yönelik Rusya bağlantılı bir suikast planını engellediğini açıkladı. Tusk, hedef alınan kişinin Putin rejimini “rahatsız eden” biri olduğunu belirtti.

Polonya makamları, ABD istihbaratıyla yürütülen ortak operasyonun ardından 7 Ağustos’ta, Rus istihbarat servisleri tarafından işe alındığından şüphelenilen bir Rus vatandaşını gözaltına aldı. Varşova, hedef alınan kişinin kimliğini veya faaliyetlerinin niteliğini açıklamadı. Ancak müdahalenin operasyonun gerçekleştirilmesinden hemen önceki son aşamada yapıldığını ifade etti.

Polonya’da 18 Aralık 2025’te Entegre Muharebe Komuta Sistemi’nin (IBCS) faaliyete hazır olduğunun duyurulması sırasında Patriot füze sistemleri. (Reuters)
Polonya’da 18 Aralık 2025’te Entegre Muharebe Komuta Sistemi’nin (IBCS) faaliyete hazır olduğunun duyurulması sırasında Patriot füze sistemleri. (Reuters)

Tusk, olayı Polonya’nın suçlamalarının doğru olması halinde Rusya’nın başka NATO üyesi ülkede bir ABD vatandaşını öldürmeye yönelik ilk girişimi olarak nitelendirdi. Bu durum, NATO’nun kolektif savunmayı düzenleyen 5. maddesinin otomatik olarak devreye gireceği anlamına gelmiyor. Ancak hedefin ittifakın lider ülkesi olan ABD vatandaşı olması ve eylemin NATO’nun doğu kanadının temel ülkelerinden Polonya’da gerçekleştirilmesinin planlanması, iddia edilen Rus suikast operasyonlarını daha hassas bir duruma sokuyor.

Polonya Başbakanı Donald Tusk, Ukrayna Cumhurbaşkanı ile birlikte. (Reuters)
Polonya Başbakanı Donald Tusk, Ukrayna Cumhurbaşkanı ile birlikte. (Reuters)

Varşova, olayı demiryolu hatlarına yönelik sabotajlar, siber saldırılar, kundaklamalar ve Rus devletine doğrudan bağlanması zor operasyonlarda suç şebekelerinin kullanılmasını kapsayan daha geniş bir çerçevede değerlendiriyor.

Şarku’l Avsat’ın AP’den aktardığına göre üç Batılı istihbarat yetkilisi yaptıkları açıklamada, Kremlin karşıtları ve Ukrayna destekçilerine yönelik tasfiye girişimlerinin 2022’deki geniş çaplı işgalden beri Avrupa’da arttığını belirtti. Moskova ise kamuoyuna açık istihbarat kanıtlarının yetersizliği ve operasyonların kaynaklarını ve yöntemlerini açığa çıkarmanın güç olması nedeniyle bu tür eylemlerdeki sorumluluğu genellikle reddediyor.

Elon Musk’ın Starlink hizmetine ait bir reklam, SpaceX’in halka arzının ardından New York’taki Times Square’deki bir ekranda görülüyor. (AFP)
Elon Musk’ın Starlink hizmetine ait bir reklam, SpaceX’in halka arzının ardından New York’taki Times Square’deki bir ekranda görülüyor. (AFP)

Mücadele yörüngeye taşınıyor

Daha uzun vadeli bir diğer meydan okuma ise Rusya’nın Starlink’e egemen bir alternatif olarak geliştirdiği “Rasvet” (Şafak) adlı uydu ağı.

Reuters’ın haberine göre Ukrayna Askerî İstihbarat Başkan Yardımcısı Tümgeneral Vadim Skibitski, Moskova’nın bu ağdaki uyduları planlanandan “çok daha hızlı” bir şekilde fırlatmaya başladığını söyledi.

Mart ayında 16 uydudan oluşan bir grup fırlatıldı; bunu temmuz ayında bir başka fırlatma izledi. Ukraynalı bir yetkili, ağ kapsamında yörüngede bulunan araçların sayısını yaklaşık 40 olarak tahmin etti. Ancak fiilen çalışan uydu sayısının bunun altında olduğu değerlendiriliyor.

Polonya Başbakanı Donald Tusk ve Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, Ukrayna konulu Gdansk Zirvesi’ne katılmak üzere birlikte gidiyor. (Arşiv-Reuters)
Polonya Başbakanı Donald Tusk ve Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, Ukrayna konulu Gdansk Zirvesi’ne katılmak üzere birlikte gidiyor. (Arşiv-Reuters)

Rusya, 2027 yılına kadar 292 uyduya, 2035’e kadar ise 924 uyduya ulaşmayı planlıyor. Ağ şu anda uydular Ukrayna üzerinden geçerken yalnızca kesintili iletişim sağlayabiliyor. Ancak ileride uzun mesafelerde insansız hava araçlarının doğrudan kontrol edilmesine, bunların anlık olarak yönlendirilmesine ve karadaki saldırıya açık altyapıya daha az bağımlı, daha güvenli askeri iletişim sağlanmasına imkân tanıyabilir.

Projenin önemi, Kiev’in Rus güçlerinin gri piyasadan elde ettiği Starlink terminallerini devre dışı bırakması konusunda SpaceX’i ikna etmesinin ardından daha da arttı.

Polonya Cumhurbaşkanı Karol Nawrocki ve Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenskiy, Zelenskiy’nin Varşova’ya gerçekleştirdiği ziyaret sırasında. (AP)
Polonya Cumhurbaşkanı Karol Nawrocki ve Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenskiy, Zelenskiy’nin Varşova’ya gerçekleştirdiği ziyaret sırasında. (AP)

Moskova’nın çıkardığı ders açık: Komuta ve kontrol kapasitesi, kritik anda devre dışı bırakabilecek yabancı şirkete ait bir hizmete dayandırılamaz. Bu nedenle Rasvet yalnızca ticari bir proje değil, Rusya’nın operasyonlarını Batı’nın siyasi ve teknolojik kararlarına karşı daha dayanıklı hâle getirme girişimi olarak görülüyor.

Bununla birlikte, Rusya’nın hedefleri; büyük ölçekli fırlatma ihtiyaçları, yaptırımlar ve bazı gelişmiş bileşenlerdeki eksiklikler nedeniyle oldukça iddialı. Dolayısıyla Rasvet giderek büyüyen bir tehdit oluştursa da şu aşamada Starlink’in tam anlamıyla yerini alabilmiş değil.

Lockheed Martin tarafından üretilen geliştirilmiş Patriot PAC-3 MSE füzesinin modeli. (Reuters)
Lockheed Martin tarafından üretilen geliştirilmiş Patriot PAC-3 MSE füzesinin modeli. (Reuters)

ABD Savaş Bakanlığı Politikalardan Sorumlu Müsteşar Yardımcısı Elbridge Colby, Pentagon’un nükleer stratejiyi gözden geçirdiğini ve başkana Rusya veya Çin’le yaşanabilecek bölgesel bir çatışmada taktik nükleer silahların kullanımına ilişkin daha geniş seçenekler sunulmasını değerlendirdiğini açıkladı.

Ancak NATO’nun acil sınavı nükleer düzeyin altında kalıyor: İHA’ları düşük maliyetle etkisiz hâle getirecek yöntemler geliştirmek, bunların kaynağını daha hızlı belirlemek, karşılık verme kurallarını ortaklaştırmak ve havaalanları ile enerji ve iletişim ağlarını korumak.

Moskova baskı aracı olarak belirsizliğe bel bağladığı ve NATO da doğrudan çatışmaya yol açmayacak bir caydırıcılık arayışını devam ettirdiği sürece, “gri bölge savaşı” iki taraf arasındaki çatışmanın en tehlikeli biçimi olmaya aday. Resmen ilan edilmeyen bu savaş, her an kontrol altına alınması zor bir krize yol açabilir.


Amerikan üssüne yönelik operasyon sonrasında kaybolan üç İranlı pilot Katar'da tutuluyor

Doha'nın güneyindeki El Udeyd ABD hava üssünün görüntüsü (Arşiv- AFP)
Doha'nın güneyindeki El Udeyd ABD hava üssünün görüntüsü (Arşiv- AFP)
TT

Amerikan üssüne yönelik operasyon sonrasında kaybolan üç İranlı pilot Katar'da tutuluyor

Doha'nın güneyindeki El Udeyd ABD hava üssünün görüntüsü (Arşiv- AFP)
Doha'nın güneyindeki El Udeyd ABD hava üssünün görüntüsü (Arşiv- AFP)

İran Genelkurmay Başkanlığı, yarı resmî Fars Haber Ajansı tarafından bugün yayımlanan açıklamasında, Katar’ın elinde bulunduğunu öne sürdüğü üç İranlı pilotun serbest bırakılmasının sağlanması için Uluslararası Kızılhaç Komitesi’nden yardım talep ettiğini duyurdu.

Genelkurmay Başkanlığı, pilotların mart ayında İran’ın Katar’daki “düşman askeri üssü” olarak nitelendirdiği hedefe yönelik operasyon sırasında uçaklarının vurulmasının ardından alıkonulduğunu belirtti. Şarku’l Avsat’ın Reuters’ten aktardığı habere göre İran tarafı, pilotların Katar tarafından tutulduğunu iddia ediyor.

İran Ordusu Hava Kuvvetleri Komutan Yardımcısı Mesud Caferi ise geçen hafta İran’ın ISNA haber ajansına yaptığı açıklamada, Katar’daki El Udeyd Üssü’ne düzenlenen saldırının ardından, cenazesi İran’a getirilen Mecid Kazımi dışında operasyona katılan diğer üç pilotun akıbetinin netlik kazanmadığını söylemişti.

Caferi, söz konusu operasyonun, THAAD ve Patriot hava savunma sistemlerinin yanı sıra ABD ve Katar’a ait hava devriyelerinin bulunduğu bir ortamda, iki adet Su-24 savaş uçağıyla gerçekleştirildiğini belirtti. Pilotların Körfez üzerinde son derece alçak irtifada uçtuğunu belirtti.

Hava Kuvvetleri Komutan Yardımcısı ayrıca İranlı pilotların operasyonu GPS kullanmadan, aldıkları eğitim ve sahip oldukları yerli imkân ve kabiliyetlere dayanarak gerçekleştirdiğini ifade etti.


ABD'nin uçak gemisindeki kriz nasıl başladı?

Trump, USS Abraham Lincoln'ın 9 aylık görev süresinin "yeterince uzun bile olmadığını" söylemişti (Reuters)
Trump, USS Abraham Lincoln'ın 9 aylık görev süresinin "yeterince uzun bile olmadığını" söylemişti (Reuters)
TT

ABD'nin uçak gemisindeki kriz nasıl başladı?

Trump, USS Abraham Lincoln'ın 9 aylık görev süresinin "yeterince uzun bile olmadığını" söylemişti (Reuters)
Trump, USS Abraham Lincoln'ın 9 aylık görev süresinin "yeterince uzun bile olmadığını" söylemişti (Reuters)

ABD'nin İran savaşında kullandığı USS Abraham Lincoln uçak gemisiyle ilgili lojistik sorunlar çatışmanın ilk günlerinde başlamış.

New York Times'ın aktardığına göre gemiyle ilgili ikmal sorunları, İran'ın 28 Şubat'ta Bahreyn'deki ABD üssüne düzenlediği füze ve drone saldırılarının ardından ortaya çıktı.

Tahran yönetimi, bu operasyonu ABD'yle İsrail'in aynı gün savaşı başlattığı saldırılara misilleme olarak yapmıştı.

Haberde, saldırıda ağır hasar gören Bahreyn Deniz Kuvvetleri Destek Üssü'nün ABD donanması için önemli bir lojistik merkez olduğu vurgulanıyor.

Bunun ardından Pentagon, Hint Okyanusu'ndaki Diego Garcia adasında yer alan ABD üssünü yeni ikmal ve lojistik merkezi olarak belirlemiş. Ancak Britanya Denizaşırı Toprağı olan adadaki üssün, bu konuda yetersiz kaldığı ifade ediliyor.

Ayrıca İran, adadaki üsse 20 Mart'ta füze saldırısı düzenlemişti. Füzelerden biri Hint Okyanusu'na düşmüş, diğeriyse Amerikan savaş gemisi tarafından havada vurulmuştu.

Yaklaşık 9 aydır karaya yanaşmayan USS Abraham Lincoln'da görev yapan askerlerin ruh sağlığına ve gemideki yaşam koşullarına ilişkin haberler de ABD kamuoyunda tartışma yarattı.

CNN, 13 Ağustos'taki haberinde iki denizcinin gemiden atlayarak intihar etmeye kalkıştığını öne sürmüştü.

Uzatılan görev süresi boyunca mürettebatın temel malzeme eksikliği, hijyen sorunları, posta dağıtımında aksamalar ve ciddi gıda kısıtlamalarıyla karşı karşıya kaldığı iddia edilmişti.

Savunma Bakanı Hegseth ise iddiaları reddederek uçak gemisindeki koşullara ilişkin haberleri "çarpıtma" diye nitelemişti. ABD Senatosu'nun Demokrat Azınlık Lideri Chuck Schumer ise gemideki durumla ilgili haberlerin ardından Hegseth'in görevden alınması çağrısında bulunmuştu.

ABD Başkanı Donald Trump, dünkü açıklamasında iddiaların asılsız olduğunu savunurken, USS Abraham Lincoln'ın yakın zamanda benzer bir savaş gemisiyle değiştirileceğini söyledi.

Amerikan basınına göre USS Abraham Lincoln'ın yerine USS George Washington gönderilecek. Ancak uçak gemisinin bölgeye ne zaman varacağına dair bilgi paylaşılmıyor.

ORtadoğu'da görev yapan ABD donanmasına ait uçak gemisi USS George H.W. Bush da 31 Mart'tan bu yana karaya yanaşmadı.

Independent Türkçe, New York Times, CNN