Osmanlı geçmişi ve Rus nüfuzu arasında Ermenistan seçimleri

Ermeniler, sınır kapısının açılmasının ve en azından üçüncü ülke vatandaşlarının geçişine izin verilmesinin Ermenistan içinde çok olumlu bir atmosfer yaratacağına inanıyor

Fotoğraf: Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan, Erivan'da Fransız Cumhurbaşkanı ile yaptığı görüşmeler sırasında bir konuşma yapıyor, 5 Mayıs 2026 (AFP)
Fotoğraf: Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan, Erivan'da Fransız Cumhurbaşkanı ile yaptığı görüşmeler sırasında bir konuşma yapıyor, 5 Mayıs 2026 (AFP)
TT

Osmanlı geçmişi ve Rus nüfuzu arasında Ermenistan seçimleri

Fotoğraf: Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan, Erivan'da Fransız Cumhurbaşkanı ile yaptığı görüşmeler sırasında bir konuşma yapıyor, 5 Mayıs 2026 (AFP)
Fotoğraf: Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan, Erivan'da Fransız Cumhurbaşkanı ile yaptığı görüşmeler sırasında bir konuşma yapıyor, 5 Mayıs 2026 (AFP)

Ömer Önhon

Şubat 2022'de Rusya'nın Ukrayna'yı işgali ve 28 Şubat 2026'da ABD-İsrail'in İran'a saldırısı, küresel enerji güvenliğini ve alternatif transit yolları uluslararası gündemin ön saflarına taşıdı. Kafkasya bölgesi bu bağlamda kilit bölgelerden biri. Enerji kaynaklarına sahip olan ve/veya hayati ulaşım yolları üzerinde bulunan üç Kafkas ülkesi (Azerbaycan, Ermenistan ve Gürcistan), Rusya ve Amerika Birleşik Devletleri arasındaki rekabetin yanı sıra, başta Türkiye ve İran olmak üzere bölgesel güçlerin rekabetinden, ek olarak, bölgenin ekonomik ve ticari potansiyelinden pay almak isteyen Batılı ülkeler ile diğer güçler arasındaki rekabetten doğrudan etkilenmektedir.

Gürcistan, büyük ölçüde Batı ile mi yoksa Rusya ile mi daha yakın ilişkiler konusunda yaşanan ciddi bir siyasi krizle mücadele etmeye devam ediyor. Azerbaycan ve Ermenistan arasındaki tarihi anlaşmazlıklar, her iki ülkenin de 1990 yılında bağımsızlığını kazanmasının ardından şiddetli bir şekilde yeniden su yüzüne çıktı.

Ermenistan, 2020'deki İkinci Dağlık Karabağ Savaşı'nın ardından tamamen sona ermeden önce, yaklaşık 35 yıl boyunca Dağlık Karabağ da dahil olmak üzere Azerbaycan topraklarının yaklaşık yüzde 20'sini işgal etti. Bu savaşı, 2023 yılında Azerbaycan ordusunun terörle mücadele operasyonu olarak nitelendirilen bir günlük askeri operasyonu izledi.

Bu durum, Azerbaycan ve Ermenistan'ın yanı sıra Türkiye ve Ermenistan arasındaki ilişkilerin normalleşmesinin önünü açtı. Ne var ki halen çözülmesi gereken birçok hassas konu mevcut.

Seçimler öncesi durum

Ermenistan'da 7 Haziran'da seçimler yapılacak. Geçen hafta Erivan'a yaptığım bir gezi sırasında, bu seçimlere giden süreçte ülkedeki durumu bizzat gözlemleme fırsatım oldu.

Karabağ'ın kaybedilmesi ve Ermenistan'daki ekonomik ve sosyal koşulların kötüleşmesi, Başbakan Nikol Paşinyan ve Sivil Sözleşme Partisi'ne destekte düşüşe neden oldu. Paşinyan'a destek oranının yaklaşık yüzde 25-30'a düştüğü söyleniyor. Bununla birlikte, artık ona sempati duymayan seçmenler bile diğer adaylara daha fazla karşı oldukları için, Paşinyan hâlâ önde gelen aday konumunda.

Türkiye, öncelikle coğrafi konumu, tarihi rolü ve Azerbaycan ile çok yakın bağları nedeniyle Ermenistan'da ve genel olarak Kafkasya'da önemli bir konuma sahiptir

Paşinyan'ın en öne çıkan potansiyel rakipleri arasında, eski cumhurbaşkanı ve aşırı milliyetçi Taşnaktsutyun Partisi (Ermeni Devrimci Federasyonu) tarafından desteklenen Ermeni İttifakı'nın adayı Robert Koçaryan, Ermeni-Rus işadamı ve Güçlü Ermenistan Partisinin adayı Samvel Karapetyan yer alıyor.

Eski Ermenistan dışişleri bakanı, Paşinyan karşıtı cephenin ana dayanaklarını “Rusya, Kilise ve Taşnaklar” olarak tanımladı.

Paşinyan, Azerbaycan ve Türkiye ile ilişkileri geliştirmeyi, Batı ile bağları güçlendirmeyi ve ekonomiyi canlandırmayı vaat ediyor. Ancak rakiplerinin politikaları, komşu ülkelerle devam eden çatışma ve Rusya ile daha yakın ilişkilerle dolu bir geleceğe işaret ediyor.

vfvbfb
Erivan'da, tartışmalı Dağlık Karabağ bölgesinde Azerbaycan ile çatışmayı sona erdirme anlaşmasını protesto eden bir halk gösterisi 12 Kasım 2020 (AFP)

Paşinyan, kazanma olasılığı en yüksek aday olmaya devam ediyor. Ancak soru şu: Eğer kazanırsa, yönetebilecek mi, yoksa ona karşı olan güçler ülkeyi krize sürükleyecek şekilde yönetime dahil mi olacaklar?

Türkiye'nin konumu ve rolü

Türkiye, hem Ermenistan'da hem de genel olarak Kafkasya'da, öncelikle coğrafi konumu, tarihi rolü ve Azerbaycan ile çok yakın bağları nedeniyle bu denklemde önemli bir konumda yer alıyor.

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “işgal altındaki Azerbaycan topraklarının kurtuluşu Kafkasya'da yeni bir dönemi başlattı" dedi ve Ermenistan ile ilişkilerin normalleştirilmesi sürecinin başladığını belirtti.

Rusya'nın seçimlere müdahale olasılığı Ermenistan'da geniş çaplı bir endişe uyandırıyor. Birçok kişi, sonuçların istediği gibi gelmemesi durumunda Moskova'nın çeşitli yollarla müdahaleye başvurmasından korkuyor

Bu yaklaşım -Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan'ın Türkiye'nin önce Ermeni soykırımını tanıması şartını kaldırma kararıyla birlikte- yenilenmiş diplomasiye zemin hazırladı. Bu bağlamda, Türkiye ve Ermenistan tarafından atanan özel temsilciler düzenli görüşmeler yapmaya devam ediyor.

Buna paralel olarak, Türk Hava Yolları ve Türkiye'nin en büyük özel havayolu şirketi Pegasus Havayolları, İstanbul ile Erivan arasında günlük direkt uçuşlar gerçekleştiriyor. Bu uçuşlar her iki yönde de tamamen dolu olup, yolcuların büyük çoğunluğu Ermeni vatandaşlardan oluşuyor.

İki ülke arasında şu anda doğrudan ticaret bulunmuyor, ancak Gürcistan üzerinden Ermenistan'a yaklaşık 1,3 milyar dolar değerinde Türk malı ihraç ediliyor.

35 yıldır kapalı olan Türkiye-Ermenistan arasındaki Alican/Margara sınır kapısından insan ve araç geçişine izin verecek altyapı mevcut olmasına rağmen, sistemi aktif hale getirmek için gerekli siyasi karar henüz alınmadı.

Ermenistan, Türkiye ile ilişkilerin tamamen normalleştirilmesini, diplomatik bağların kurulmasını ve iki ülke arasındaki sınırın tamamen açılmasını istiyor. Bu yönde olumlu gelişmeler olduğunu belirtiyor ancak aynı zamanda yavaş ilerlemeden de şikayetçi.

frbgfbgfb
Türkiye’nin doğusunda Türk-Ermeni sınırına yakın Kars Kalesi, 9 Ocak 2022 (AFP)

Ermeniler, sınır kapısının açılmasının ve en azından üçüncü ülke vatandaşlarının geçişine izin verilmesinin Ermenistan içinde çok olumlu bir atmosfer yaratacağına inanıyor.

Öte yandan Türkiye, 2009'da Türkiye ve Ermenistan'ın Zürih Protokollerini imzalamasıyla yaşanan gerilimlerin tekrarını önlemek için Ermenistan ile normalleşme sürecini Azerbaycan ile koordine etmeye ve senkronize etmeye önem veriyor.

Azerbaycan ise, barış anlaşması imzalanmadan önce Ermenistan'dan anayasasında Karabağ'ın Ermenistan'ın bir parçası olduğunu öngören maddeleri kaldırmasını bekliyor.

Paşinyan bu adımı atmaya hazır olduğunu açıkladı, ancak önce seçimleri kazanması gerekiyor. Daha sonra anayasa değişikliğinin parlamento tarafından onaylanması ve ardından halk referandumuna sunulması gerekiyor.

Türkiye ve Ermenistan arasındaki son önemli ve olumlu gelişme, Türkiye Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz'ın 4 Mayıs'ta Erivan'da düzenlenen Avrupa Siyasi Forumu toplantısına katılması oldu. Erivan'da bulunduğu süre boyunca Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, Ermeni mevkidaşıyla ikili bir görüşme gerçekleştirdi ve bu görüşmenin iyi geçtiği belirtildi.

Rusya da Ermenistan için büyük bir endişe kaynağı

Rusya'nın seçimlere müdahale olasılığı Ermenistan'da geniş çaplı bir endişe uyandırıyor. Birçok kişi, sonuçların istediği gibi gelmemesi durumunda Moskova'nın çeşitli yollarla müdahaleye başvurmasından korkuyor.

Paşinyan, Ermenistan'ın geleceğini Batı ile iş birliği ve entegrasyonda gören bir politikacı. Türkiye ile ilişkilerin iyileştirilmesini destekliyor ve ülkesinin tekrar Rus egemenliğine girmesini istemiyor.

Eski bir üst düzey Ermeni diplomat, “daha fazla Batı” ve “daha fazla Türkiye”nin Ermenistan için “daha az Rusya” anlamına geldiğini söyledi.

Ermeni diasporası uzun zamandır Türkiye karşıtı kampanyaların ve soykırım suçlamalarının arkasındaki itici güç olarak görülüyor

Paşinyan iktidara geldiğinden beri, Rusya'nın Ermenistan'daki nüfuzu ve varlığı belirgin şekilde azaldı. Elektrik şebekesi artık Ermeni devletinin kontrolünde ve sınır kontrolü Ruslardan Ermeni sınır muhafızlarına devredildi.

Ancak, doğalgaz, bankacılık ve demiryolları gibi ülkedeki diğer stratejik sektörler kısmen veya büyük ölçüde Rus kontrolü altında kalmaya devam ediyor. Gümrü'deki Rus 102. Askeri Üssü de varlığını sürdürüyor.

Trump'ın iş ve kâr odaklı politikası

Yaklaşık 1800 çalışanıyla Erivan'daki ABD Büyükelçiliği'nin büyüklüğü, Amerika Birleşik Devletleri'nin Ermenistan'a ve daha geniş çapta bölgeye olan ilgisinin açık bir göstergesi.

vgthy
ABD Başkanı Donald Trump, Washington, D.C.'deki Beyaz Saray'da düzenlenen üçlü anlaşma imza töreninde Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan ile el sıkışıyor, 8 Ağustos 2025 (Reuters)

Başkan Trump, Ermenistan ve Azerbaycan arasındaki çatışmanın, dünyada sona erdirdiği dokuz savaştan biri olduğunu defalarca dillendirdi. Trump, adını taşıyan Uluslararası Barış ve Refah Yolu (TRIPP) projesi aracılığıyla barış anlaşmasından faydalanma yönünde adımlar attı.

Bu proje, 43 kilometrelik bir ulaşım ve enerji koridoru üzerinden Azerbaycan'ı Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti'ne ve oradan da Türkiye'ye bağlayacaktır. Yol Ermenistan'ın Sünik bölgesinden de geçiyor.

Türkiye ve Azerbaycan, uzun zamandır Zangezur Koridoru olarak adlandırdıkları bu projeyi güçlü bir şekilde destekliyorlar. Bu proje hayata geçirildiğinde, Türkiye'nin Orta Asya ve genel olarak Asya ile bağları güçlenecektir.

Ancak İran, sınırlarındaki olası bir Amerikan varlığından endişe duyduğu ve bunu bölgesel bir merkez olma hırsıyla rekabet edebilecek bir girişim olarak gördüğü için projeden memnun değil. Şaşırtıcı olmayan bir şekilde, Rusya'nın da benzer çekinceleri var.

Peki Ermeni diasporası nerede duruyor?

Ermeni diasporası uzun zamandır Türkiye karşıtı kampanyaların ve soykırım suçlamalarının arkasındaki itici güç olarak görülüyor.

Erivan'da görüştüğüm, çok çeşitli görüşleri temsil eden Ermeni politikacılar ve kanaat önderleri, Ermeni diasporasının ve sertlik yanlısı Taşnakların hâlâ bir güce sahip olduğunu, ancak eskiden sahip olduğu kadar güç ve nüfuza sahip olmadığını söylediler.

Birinci Dünya Savaşı'nın karanlık günlerinde Osmanlı İmparatorluğu'nda yaşanan ve Ermenistan'ın soykırım olarak nitelendirdiği, Türkiye'nin ise o dönemin şartlarında her iki tarafın da kayıplar verdiği trajik olaylar olarak tanımladığı ölümler, on yıllardır Türkler ve Ermeniler arasında büyük bir gerilim kaynağı oldu.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Türkiye, geçmişteki trajik olayların iki ülke arasındaki ilişkileri gölgelemesini önlemeyi ve gelecekte karşılıklı saygı ve iş birliğine dayalı ilişkiler geliştirmeyi amaçlayan bir politika izliyor.

Bu bağlamda, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bu yıl 24 Nisan'da yayınladığı taziye mesajında, Birinci Dünya Savaşı sırasında Ermeni kökenli birçok Osmanlı vatandaşının büyük acılar çektiğini, Ermenilerin acısını paylaştığını ve hayatını kaybeden tüm Osmanlı vatandaşlarını bir kez daha saygıyla andığını ifade etti.

Bu adımlar, iki ülke arasındaki acı hatıraların üstesinden gelme, düşmanca politikaları terk etme ve karşılıklı faydaya dayalı iş birliği fikrini benimseme umuduyla atılıyor.

Sonuç olarak, genel izlenimim şu ki, bazı görüş ayrılıkları olsa da, Türkiye ve Ermenistan arasında karşılıklı saygı ve ortak çıkarlara dayalı, ortak bir gelecek inşa etmek için gerekenlerin büyük bir kısmı zaten mevcut durumda; yeter ki siyaset bu yönde ilerlemeye devam etsin ve çeşitli üçüncü taraflar olayların seyrini olumsuz yönde etkilemesin.



Suudi Arabistan-Mısır-Türkiye görüşmesinde bölgesel gelişmeler ele alındı

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan, Mısır Dışişleri Bakanı Bedir Abdülati ve Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, El Alameyn kentindeki görüşmesinden bir kare (Mısır Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü)
Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan, Mısır Dışişleri Bakanı Bedir Abdülati ve Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, El Alameyn kentindeki görüşmesinden bir kare (Mısır Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü)
TT

Suudi Arabistan-Mısır-Türkiye görüşmesinde bölgesel gelişmeler ele alındı

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan, Mısır Dışişleri Bakanı Bedir Abdülati ve Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, El Alameyn kentindeki görüşmesinden bir kare (Mısır Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü)
Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan, Mısır Dışişleri Bakanı Bedir Abdülati ve Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, El Alameyn kentindeki görüşmesinden bir kare (Mısır Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü)

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan, Mısır Dışişleri Bakanı Bedir Abdülati ve Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ile bölgedeki mevcut gelişmeleri ve son durumu ele aldı.

Mısır Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Büyükelçi Temim Hilaf'ın bugün (Cuma) yaptığı açıklamaya göre El Alameyn kentinde gerçekleştirilen dostane görüşmede bakanlar, stratejik ortaklığı güçlendirme ve ortak çıkarları ilerletme konusundaki kararlılıklarını vurguladı.

Mısır Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü, bakanların ayrıca ülkeleri arasındaki köklü dostluk ve yakın iş birliği bağlarının derinliğine dikkat çektiğini belirtti.


Salah transferi Mısır-Türkiye görüşmelerine damga vurdu

Salah’ın Türkiye’de karşılanması sırasında (Facebook)
Salah’ın Türkiye’de karşılanması sırasında (Facebook)
TT

Salah transferi Mısır-Türkiye görüşmelerine damga vurdu

Salah’ın Türkiye’de karşılanması sırasında (Facebook)
Salah’ın Türkiye’de karşılanması sırasında (Facebook)

Mısır’da futbolun etkisinin ulaştığı boyutu gösteren dikkat çekici bir gelişme yaşandı. Mısır Milli Takımı’nın kaptanı Muhammed Salah’ın Trabzonspor’a transferi, spor dünyasından siyaset alanına taşındı. Transfer, Mısır Dışişleri Bakanı Bedir Abdulati ile Türk mevkidaşı Hakan Fidan’ın perşembe günü Mısır’ın Yeni El-Alameyn kentinde gerçekleştirdiği görüşmede gündeme geldi.

Abdulati, Fidan’la düzenlediği ortak basın toplantısında, “Mısır, değer verdiğimiz yıldız futbolcu Muhammed Salah’ın Türk halkı tarafından büyük bir coşkuyla karşılanmasından dolayı minnettarlığını ifade ediyor” dedi. Abdulati, Salah’ın Türkiye’de gördüğü coşkulu karşılamanın “Mısırlıların kalbini mutlu ettiğini” belirtti.

Türk Dışişleri Bakanı Fidan da konuya ilişkin, “Muhammed Salah’ın transferinden memnuniyet duyuyoruz. Sanki bu vesileyle Mısır ve Türkiye halkları birbirine sarıldı” ifadelerini kullandı. Fidan, transferin “iki halk arasındaki bağların derinliğini yansıttığını ve Kahire ile Ankara arasındaki ilişkilerin gücünü ortaya koyduğunu” söyledi.

Mısırlı yazar ve akademisyen, Mansura Üniversitesi İletişim Fakültesi öğretim görevlisi Muhammed Fethi Yunus ise Salah’ın Türkiye ligine transferini, “Mısır’ın en önemli yumuşak güç unsurlarından birinin harekete geçirilmesi” olarak değerlendirdi. Yunus, Salah’ın “toplumsal etkisi oldukça yüksek küresel bir yıldız” olduğunu belirterek, çeşitli araştırmaların onun İngiltere’de “İslamofobi”nin, yani İslam’a yönelik hastalıklı korku ve önyargının, gerilemesindeki rolünü ortaya koyduğunu ve Liverpool’da forma giydiği dönemde İslam’a ilişkin olumsuz paylaşımların oranının düştüğünü gösterdiğini ifade etti.

crgthy
Mısır ve Türkiye dışişleri bakanları, Muhammed Salah’ın Türkiye’de futbol kariyerine devam etmesini konuştu (Mısır Dışişleri Bakanlığı)

Yunus, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Dünya daha önce de spor yıldızlarının siyasetin ve siyasi çıkarların aşırılıklarını yatıştırmada olumlu roller üstlendiğine tanık oldu” dedi. Buna örnek olarak Fildişi Sahili’nin yıldızı Didier Drogba’yı gösteren Yunus, Drogba’nın ülkesinin 2007’de Dünya Kupası’na katılmaya hak kazanmasından önce isyancıları ateşkes ve barış ilan etmeye çağırdığını hatırlattı. Fildişi Sahili Milli Takımı’nın ülkenin kuzeyinde isyancıların kontrolündeki bölgelerde maç oynamasının da ülkede barışın önünü açtığını belirtti.

Muhammed Salah, Türk taraftarlardan “destansı” olarak nitelendirilen bir karşılama gördü. Transferin tamamlandığının açıklanmasının ardından Trabzon sokaklarında düzenlenen kutlama konvoylarıyla başlayan coşku, havalimanında Salah’ı karşılamak için toplanan binlerce taraftarla devam etti. Stadı dolduran taraftarlarla, havai fişekler ve yüksek tezahüratlar geceye damgasını vurdu.

Salah, kendisine yönelik coşkulu karşılama hakkında, “Böylesine harika bir atmosferin içinde olduğum için çok mutluyum. Daha önce böyle bir şey gördün mü? Açıkçası hatırlamıyorum. Ancak bu kadar büyük bir sevgi ve ilgi görmek beni gerçekten çok mutlu ediyor” dedi.

Salah ayrıca medya kuruluşlarına yaptığı açıklamalarda, Trabzonspor ile hem yerel hem de Avrupa arenasında başarı elde etmek için “elinden gelenin en iyisini yapacağı” sözünü verdi. Daha önce forma giydiği her kulüpte başarılar elde ettiğini belirten Salah, “Türkiye’de de aynısını yapacağım” dedi.

Fethi Yunus, Muhammed Salah’ın transferinin, geçmişte Çin ile ABD arasında yaşanan ve “ping pong diplomasisi” olarak bilinen süreci yeniden hatırlattığını söyledi. Yunus, 1971’de Japonya’da düzenlenen dünya şampiyonası sırasında sporun iki ülke arasındaki uzlaşmanın önünü açtığını belirtti. Yunus, “Popüler futbol yıldızlarının etkisi zaman zaman kurşunlardan daha güçlü olabilir” ifadelerini kullanarak, Salah’ın Türkiye’de gördüğü olağanüstü ilginin, karşılanma törenlerinden kamuoyuna sunuluş biçimine kadar her aşamada kendisini gösterdiğini kaydetti.


Mısır, Mekke Ortak Savunma Anlaşması’na katılacak mı?

  Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Pakistan Başbakanı Şehbaz Şerif ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan arasında Mekke Anlaşması’nın imzalanmasının ardından (AFP)
Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Pakistan Başbakanı Şehbaz Şerif ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan arasında Mekke Anlaşması’nın imzalanmasının ardından (AFP)
TT

Mısır, Mekke Ortak Savunma Anlaşması’na katılacak mı?

  Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Pakistan Başbakanı Şehbaz Şerif ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan arasında Mekke Anlaşması’nın imzalanmasının ardından (AFP)
Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Pakistan Başbakanı Şehbaz Şerif ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan arasında Mekke Anlaşması’nın imzalanmasının ardından (AFP)

Ahmed Abdulhakim

Kahire'nin Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan'ı bir araya getiren ve geçtiğimiz cuma imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması’na ilişkin şimdiye kadar resmi bir tutum açıklamamış olsa da Mısır'ın anlaşmaya taraf olan ülkelerle arasındaki yakın ve stratejik ilişkileri ile bölgenin sıcak kriz başlıklarında bu üç ülkeyle ikili düzeydeki çıkarları ve vizyonlarındaki kesişimleri göz önüne alındığında, gelecekte bu çerçeveye katılma ihtimali bir tartışma ve merak konusu olmaya devam ediyor.

Mısır’ın Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nda yer almaması önemsiz bir ayrıntı değildi. Çünkü anlaşma, süregelen güvenlik sorunlarının ve askeri çalkantıların yaşandığı bir ortamda, bölgenin güç ve güvenlik denklemlerinin yeniden şekillendiği bir dönemde ortaya çıktı. Söz konusu anlaşma, kolektif güvenlik anlayışına ve her türlü saldırganlığa karşı ortak caydırıcılığın güçlendirilmesine dayanan yeni dengeler kurmayı hedefliyor. Bu durum, ‘üç ülkeden herhangi birine yönelik bir silahlı saldırının, hepsine yapılmış sayılacağı’ ilkesine dayanıyor.

Zamanlama ve taşıdığı anlamlar açısından bakıldığında, Mısır’ın Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nda yer almaması önemsiz bir ayrıntı değildi. Çünkü anlaşma, süregelen güvenlik sorunlarının ve askeri çalkantıların yaşandığı bir ortamda, bölgenin güç ve güvenlik denklemlerinin yeniden şekillendiği bir dönemde ortaya çıkarak, ‘üç ülkeden herhangi birine yönelik bir silahlı saldırının hepsine yapılmış sayılacağı’ ilkesi temelinde kolektif güvenlik anlayışına ve her türlü saldırganlığa karşı ortak caydırıcılığın güçlendirilmesine dayanan yeni dengeler kurmayı hedefliyor.

Son birkaç gündür Mısır çevrelerinde Mekke Ortak Savunma Anlaşması üzerine tartışmalar yapılıyor. Bölgede yaşanan istikrarsızlık, süregelen çok sayıda kriz ve çatışmanın gölgesinde Kahire'nin stratejik çıkarlarının bölgedeki müttefik ve etkin ülkelerle bir savunma ittifakına girmesini mi gerektirdiği, yoksa bağımsız bir hareket alanını korumanın Mısır'ın hesaplarına daha mı uygun olduğu değerlendiriliyor.

Mekke Ortak Savunma Anlaşması Riyad, Ankara ve İslamabad arasındaki ortak caydırıcılığı pekiştirmeyi amaçlıyor. Üç ülkenin kolektif güvenliğini güçlendirmeyi, bölgede ve ötesinde barış, güvenlik ve istikrarı desteklemeyi hedefleyen anlaşma, tarafların savunma ile stratejik kapasitelerini geliştirmelerine ve savunma yeteneklerinin entegrasyonu üzerine çalışmalarına imkan tanıyor.

Anlaşmaya dair yapılan resmi açıklamalarda; söz konusu imzanın üç ülke arasındaki köklü tarihi bağlar, aralarındaki kardeşlik ve İslami dayanışma ilişkileri ile ortak stratejik çıkarlar ve yakın savunma iş birliği temelinde atıldığı belirtildi. Açıklamada, anlaşmanın ‘hiçbir ülkeyi hedef almadığı’ ve ‘bölgede istikrarı sağlamayı hedefleyen’ diğer ülkelerin de katılımına açık olduğu vurgulandı.

Kahire'nin hesapları

Mısırlı diplomatik kaynaklara göre Kahire, Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nı ve Riyad, Ankara ile İslamabad arasında üçlü bir ittifak kurulmasının ilanını, ‘bölgesel güvenlik düzenlemelerinin yeniden şekillenmesinde önemli bir gelişme ve bölge ülkelerinin kendi çıkarları ile ihtiyaçlarını gözeten bir güvenlik sistemi kurma yeteneğinin bir teyidi’ olarak değerlendiriyor.

Independent Arabia’ya konuşan kaynaklar, Mısır'ın üç ülkeyle -vizyon ve önceliklerde fikir birliği düzeyine varan- seçkin ilişkilerine rağmen ittifaka katılıp katılmama konusunda temkinli davranmasının gerekçesini açıklarken, anlaşmanın ‘sadece askeri bir koordinasyon çerçevesi sunmayıp, tehdit halkalarının genişlediği, askeri ve siyasi hesapların iç içe geçtiği bir bölgede kolektif bir güvenlik modeli ortaya koyduğunu, bunun da kararı daha hassas hale getirerek Mısır açısından doğrudan sınırlarını aşan kriz ve çatışmalara yönelik yeni hesaplamaları zorunlu kıldığını’ belirttiler.

Diplomatik kaynaklardan biri, yaptığı açıklamada, “Mısır Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan arasındaki savunma iş birliğinin önemini takdir etse de Mısır açısından iş birliği ve koordinasyondan ortak bir savunma taahhüdüne geçiş titiz bir inceleme gerektiriyor” ifadelerini kullandı. Kaynak, Kahire'nin geçtiğimiz dönem boyunca bölge ülkeleriyle çok sayıda güvenlik ve askeri istişareye dahil olduğuna işaret ederek ‘ancak konuyu Mısır'ın çıkarları ve milli güvenlik hesapları açısından ele aldığını’ belirtti.

Aynı kaynak, ‘özellikle çalışma mekanizması ve üye ülkelere getirilen yükümlülükler netleştikten sonra’ Mısır'ın ilerleyen bir aşamada ittifaka katılma ihtimalini dışlamadı. Aynı zamanda Kahire ile üç başkent arasındaki koordinasyonun ‘son aylarda diplomatik, güvenlik ve askeri tüm düzeylerde ivme kazandığını ve Mısır'ın bölge güvenliğine ilişkin bu istişarelerden uzak kalmadığını’ vurguladı.

Mck
Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ve Dışişleri Bakanı Bedir Abdulati (AFP)

Başka bir Mısırlı diplomat ise “Kahire ile üç ülke arasında muhtelif stratejik düzeylerde zaten geniş kapsamlı bir iş birliği mevcut ve mevcut sınamalar ışığında bu iş birliğinin güçlendirilmesinin önünde bir engel bulunmuyor” dedi. Ancak diplomat, Mısır'ın herhangi bir ittifaka üyeliğinin farklı bir mesele olduğunu ve bağımsız bir değerlendirme gerektirdiğini hatırlatarak, katılım konusunun yalnızca siyasi bir karar olmadığını; askeri yükümlülüğün niteliğiyle ve anlaşmanın bir koordinasyon ve caydırıcılık çerçevesi olarak mı kalacağı, yoksa operasyonel yükümlülükleri olan bir savunma ittifakına mı dönüşeceğiyle bağlantılı olduğunu belirtti.

Üç ülkeden herhangi birine yönelik silahlı bir saldırının hepsine yapılmış sayılacağını öngören Mekke Ortak Savunma Anlaşması, aynı zamanda Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan arasında savunma, askeri ve istihbarat iş birliği alanlarının güçlendirilmesini içeriyor. Aynı kaynak, "Kahire'nin anlaşmayı ilgiyle takip ettiğini; ancak özellikle çalışma mekanizmalarının nihai tablosu ve katılabilecek ülkeler henüz netleşmediği için tutum belirlemede acele etmediğini" ifade etti.

Mısırlı kaynakların açıklamaları, iki gün önce Mısır'ın önümüzdeki dönemde Mekke Anlaşması'na katılmasını beklediğini açıklayan Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın sözleriyle örtüşüyor. Anadolu Ajansı'nın aktardığı açıklamasında Fidan, Kahire'nin ‘tüm konularda halihazırda doğal ortakları olduğunu ve önümüzdeki dönemde Mısır'ın da bir ittifak olarak aralarında yer alacağına inandığını’ belirterek, ‘bazı teknik hususların bulunduğunu, bunların tamamlanmasıyla Mısır'ın bu ittifakın bir parçası olmasının önünde hiçbir engel kalmayacağını’ vurguladı.

Mısır Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, Dışişleri Bakanı Bedir Abdülati ile Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, gerçekleştirdikleri bir telefon görüşmesinde bölgesel güvenlik düzenlemelerini, gerilimi düşürme çabalarını ve bölgede istikrarı destekleme adımlarını ele aldıklarını belirtti. Bu sırada Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar, sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı paylaşımda, Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nın temel ilkelerine bağlı kalmak ve anlaşmazlıkları karşılıklı saygı, iş birliği ve barışçıl yollarla çözmek isteyen bölgedeki her ülkeye açık olduğunu ve bu ülkeler arasında var olan veya üçüncü ülke/kuruluşlarla yapılmış mevcut ikili ya da çok taraflı anlaşmaları hükümsüz kılmadığını veya onların yerini almadığını yazdı. Dar, bunun ‘doğası gereği bir savunma anlaşması olduğunu, hiçbir ülkeyi hedef almadığını ve yegane amacının barışa yönelik kesintisiz çabaları daha da pekiştirmek olduğunu’ ifade etti.

Kahire'nin katılım ihtimalleri

Mısırlı gözlemci ve uzmanların Mısır'ın Mekke Ortak Savunma Anlaşması’na katılma ihtimallerine dair görüşleri, Kahire'nin stratejik çıkarlarının bölgedeki müttefik ve etkin ülkelerle bir savunma ittifakına girmeyi gerektirdiğini savunanlar ile bölgede yaşanan istikrarsızlık durumu ve mevcut kriz ile çatışmaların çokluğu ışığında bağımsız bir hareket alanını korumanın Mısır'ın hesaplarına daha uygun olacağına inananlar arasında farklılık gösteriyor. Özellikle de bölgenin etkin ve ağırlık sahibi başlıca ülkelerinin bu ittifakın çatısı altında yer alması, bu ihtimallere yönelik tartışmaları daha da dikkat çekici kılıyor.

Jfjfj
Geçtiğimiz aylarda Türkiye, Suudi Arabistan, Pakistan ve Mısır; bölgedeki meseleleri, özellikle de İran'a karşı yürütülen savaşı ele almak üzere bir grup oluşturdu (AFP)

Mısır'ın eski Dışişleri Bakan Yardımcısı Büyükelçi Yaser Osman, üçlü ittifakın ilanına ilişkin değerlendirmesinde, Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nın bir boşluktan doğmadığını veya sürpriz olmadığını aksine, bölgenin bu ülkelerin çıkarlarına dokunan ve bölgesel güvenlik ile istikrarı olumsuz etkileyen şiddetli krizlerle kaynadığı son derece hassas bir dönemde, aylarca süren yakın bir koordinasyon ve istişare çerçevesinde ortaya çıktığını belirtiyor. Independent Arabia’ya konuşan Osman, bu üçlü ittifakın ortak çıkarlar ile bu ülkelerin milli güvenliklerini tehdit eden mevcut ve gelecekteki sınama ve tehlikelerin idrak edilmesi temelinde inşa edildiğini ifade etti.

İttifakın taşıdığı, ‘bölge ülkelerinin, büyük Batılı güçlerin şemsiyesi dışında kendi içlerinden bölgesel bir güvenlik sistemi kurma kapasitesinde somutlaşan’ mesajın önemini vurgulayan Osman, Mısır'ın veya bir başka ülkenin bu ittifaka katılma meselesinin her ülkenin kendi hesaplarına, çıkarlarına ve bölgesel güvenlik ile onun belirleyicilerine dair kapsamlı vizyonuna tabi olduğunu açıkladı. Durumun ‘Kahire açısından, Mısır'ın Arap milli güvenliği kavramı ile bunun bölgesel güvenlikle olan kesişim ve temas düzeyiyle bağlantılı olduğunu’ sözlerine ekleyen Osman, Mısır'ın Arap Ortak Savunma Anlaşması'nın bir üyesi olduğunu ve Arap milli güvenliğini korumak amacıyla ortak bir Arap gücü oluşturulması teklifini sunma konusunda öncü bir rol üstlendiğini unutmamak gerektiğini vurguladı.

Eski Mısır Dışişleri Bakan Yardımcısı Büyükelçi Masum Merzuk, konuya ilişkin yaptığı değerlendirmede, 1950 tarihli Arap Ortak Savunma ve Ekonomik İşbirliği Antlaşması’na atıfla “Prensip olarak, bölgedeki güç dengelerini değiştirmeye yönelik herhangi bir bölgesel birleşmenin övgüye değer ve gerekli bir adım olduğuna şüphe yoktur. Ancak istenen hedefe ulaşılması ve bölgede daha önce tamamlanamayan girişimlerin tekrarlanmasından kaçınılması için bunun bilimsel bir yöntem ve biçimde gerçekleştirilmesi gerekir” ifadelerini kullandı.

“Bölgede herhangi bir askeri ittifakın başarılı olması mümkün mü?" sorusunu soran Merzuk, kendi sorusuna “Evet, mümkün. Eğer ciddi bir adım atılır ve Ortadoğu'daki dengeyi ve güvenlik denklemlerini yeniden tesis etmek amacıyla bilimsel bir şekilde inşa edilirse bu gerekli bir durumdur. Böylece bölgeye hegemonyasını dayatmaya çalışan -kim olursa olsun- o güçlere karşı bir caydırıcılık oluşur” yanıtını verdi. Kahire'nin anlaşmanın imza töreninde bulunmamasının ‘ilgi çekici ve şaşırtıcı’ olduğunu vurgulayan Merzuk, kendi ifadesiyle ‘bölgede hegemonya ve tahakküm kurmaya çalışan tüm planlara karşı koymak amacıyla Ortadoğu'da hepimizin ihtiyaç duyduğu bir gücün inşasına ulaşmak için’ Mısır'ın ‘anlaşmanın taraflarıyla koordinasyon ile iş birliğini sürdürmesinin ve imkanlar dahilinde yardım sunmasının’ önemini vurguladı. Merzuk, Mısır’ın ‘bölgedeki istikrarsızlık ve bozgunculuk girişimlerine karşı duran ciddi herhangi bir bölgesel sistemde etkin bir taraf olmasını sağlayacak tecrübe, kapasite ve imkanlara’ sahip olduğuna dikkati çekti.

Eski Mısır Dışişleri Bakan Yardımcısı Büyükelçi Hüseyin Heridi ise Kahire'yi İslamabad, Riyad ve Ankara'ya bağlayan seçkin ve iyi ilişkileri teyit ederek “Arap Birliği üyelerinden Mısır ve Suudi Arabistan, 1950 yılında imzalanan Arap Ortak Savunma ve Ekonomik İşbirliği Antlaşması kapsamında savunma, güvenlik ve askeri bir çerçevede iş birliği yapıyor. Bu da teorik ve diplomatik açıdan iki ülkenin ortak bir savunma anlaşmasıyla birbirine bağlı olduğu anlamına geliyor” şeklinde konuştu. “Pakistan ve Türkiye'ye gelince; Mısır'ın bu ülkelerle askeri ve güvenlik iş birliği her biriyle ayrı ayrı yürütülüyor" diyen Heridi, bu iş birliğinin ülkelerin ortak çıkarlarını karşılayacak şekilde geliştiğine ve ilerlediğine dikkati çekti.

Kahire'nin bölgesel güvenlik ve caydırıcılığı pekiştirme yönündeki her türlü adım veya girişimi desteklediğini ifade eden Heridi, bölgedeki çeşitli etkin ülkelerin tehlike ve tehditleri kontrol altına almak, bölgedeki sorunları, krizleri ve çatışmaları barışçıl çözümlerle gidermek için çalıştığını ve kendi ifadesiyle bunun Mekke Anlaşması'nda yer alan hususlarla örtüştüğünü açıkladı.

Mısır’ın Mekke Ortak Savunma Anlaşması’na katılıp katılmama meselesinin ‘imzacı taraf ülkelerle arasındaki ilişkilerin doğasını etkilemeyeceğini’ savunan Heridi, Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nın ‘Ortadoğu tarihinde taraflarından birinin nükleer güç olduğu ilk resmi ortak savunma anlaşması’ olduğuna işaret ederek, bu durumun beraberinde özel anlamlar ve önemli mesajlar getirdiğine dikkati çekti.

Kahire Üniversitesi Siyaset Bilimi Profesörü Dr. Hasan Nafaa da Heridi'nin görüşüne katılarak şunları söyledi:

“Geleneksel olarak Mısır dış politikasında, Arap çerçevesi dışında savunma veya askeri ittifaklara meyletmeme şeklinde sabit bir çizgi var olagelmiştir."

Nafaa sözlerine şöyle devam etti:

“Bu durum, illa ki siyasi, askeri ve güvenlik koordinasyonunun bulunmadığı veya belirli bazı rollerin üstlenilmediği anlamına gelmez. Ancak bu, doğrudan askeri yükümlülükler ve sorumluluklar doğuran bir askeri ittifak boyutuna varmaz. Mısır, kendisiyle birlikte Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan'ı bir araya getiren ve ABD/İsrail-İran Savaşı’nın gölgesinde oluşturulan uluslararası dörtlünün bir parçasıydı. Dolayısıyla, ilk olarak geçtiğimiz mart ayında İslamabad'da, ardından Türkiye ve Mısır'da gerçekleşen önceki istişarelere katıldı. Bu da dört ülke arasındaki koordinasyon ve iş birliğinin halen güçlü ve kesintisiz bir şekilde devam ettiği anlamına geliyor."

Nafaa son olarak, ‘belirli bir ülkeye karşı bir ittifaka dönüşmeksizin, bölgedeki genel gelişmelere yönelik olumlu yansımaları dolayısıyla bu dört güç arasındaki iletişim ve koordinasyonun sürdürülmesinin önemini’ vurguladı.

Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nın imzalanmasının ardından, Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı Kamu Diplomasisi Müsteşarı Büyükelçi Raid Krimli sosyal medya üzerinden yaptığı bir paylaşımda, ‘anlaşmanın askeri bir eksen veya mezhepsel bir blok oluşturma girişimi olmadığını ve herhangi bir nükleer hedef ya da silahlanma yarışı ile de bağlantısı bulunmadığını’ ifade etti.

Bilindiği üzere geçtiğimiz birkaç ay içerisinde, her biri ABD’nin müttefikleri arasında yer alan Türkiye, Suudi Arabistan, Pakistan ve Mısır, bölgedeki meseleleri, özellikle de İran'a karşı yürütülen savaşı ele almak üzere bir grup oluşturmuştu. Daha sonra Türkiye, ‘R4’ adı verilen bu grubun somut mekanizmalar aracılığıyla ortaklığını güçlendirmeyi hedeflediğini duyurdu.

Öte yandan bazı kesimler, bu dört ülke arasındaki istişare ve koordinasyonun yoğunlaşmasının, bölgedeki krizlere ve çatışmalara olumlu yansıyacak geniş çaplı stratejik bir mutabakatla sonuçlanacağı değerlendirmesinde bulunuyor.