Netanyahu’nun açıklamalarının ardından... İsrail, askerî açıdan ABD’den ‘bağımsız’ hale gelebilir mi?

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (Reuters)
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (Reuters)
TT

Netanyahu’nun açıklamalarının ardından... İsrail, askerî açıdan ABD’den ‘bağımsız’ hale gelebilir mi?

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (Reuters)
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (Reuters)

Antoine el-Hac 

İsrail ile ABD arasındaki askeri ilişki, çağdaş dünyanın en güçlü stratejik ittifaklarından biri olarak değerlendiriliyor. On yıllar boyunca savaşlar, diplomatik temaslar, teknolojik iş birlikleri ve ortak jeopolitik çıkarlar üzerinden şekillenen bu bağ, temkinli ve sınırlı bir ilişkiden derin ve çok katmanlı bir güvenlik ortaklığına dönüştü. Günümüzde iki ülke arasındaki askeri iş birliği; askeri yardımlar, istihbarat paylaşımı, füze savunma sistemleri alanındaki ortak çalışmalar, müşterek askeri tatbikatlar ve Ortadoğu meselelerinde stratejik koordinasyon gibi geniş başlıkları kapsıyor. Ancak son dönemde yaşanan gelişmeler, İsrail’in Washington ile yakın ortaklığını sürdürürken aynı zamanda askerî açıdan kendi kendine yeterliliğini artırmaya çalıştığı yeni bir döneme girilebileceğine işaret ediyor.

İsrail ile ABD arasındaki ilişki başlangıçta doğrudan bir askeri ittifak niteliği taşımıyordu. İsrail’in 1948 yılında kuruluşunun ilan edilmesinin ardından dönemin ABD Başkanı Harry Truman ülkeyi hızla tanımış olsa da Washington yönetimi ilk aşamada İsrail’in başlıca silah tedarikçisi olma konusunda mesafeli davrandı. 1950’li yıllarda Fransa, İsrail’in temel silah kaynağı olarak öne çıkarken, ABD ise Arap ülkelerini rahatsız etmekten ve Ortadoğu’daki Batılı petrol çıkarlarını riske atmaktan kaçınan ihtiyatlı bir politika izledi. Süveyş Krizi ve 1956’daki üçlü saldırının ardından ABD’nin bölgeye silah ihracatına çeşitli kısıtlamalar getirmesi, askeri iş birliğinin uzun süre sınırlı kalmasına neden oldu.

Merkava tankı, İsrail Kara Kuvvetleri’nin bel kemiği (Reuters)Merkava tankı, İsrail Kara Kuvvetleri’nin bel kemiği (Reuters)

İsrail ile ABD arasındaki askeri ittifak, 1960’lı yıllarda daha da derinleşmeye başladı. John F. Kennedy döneminde ABD, İsrail’e hava savunma sistemleri de dahil olmak üzere çeşitli savunma ekipmanlarının satışına onay verdi. Bunlar arasında uçaksavar füzeleri de yer aldı. Ancak ilişkilerdeki asıl dönüm noktası, Altı Gün Savaşı sonrasında yaşandı. İsrail’in Sovyetler Birliği tarafından kısmen desteklenen Arap ordularına karşı elde ettiği hızlı zaferler, Washington yönetiminin Soğuk Savaş döneminde İsrail’e bakışını değiştirdi. ABD, İsrail’i Ortadoğu’da Sovyet nüfuzunu dengeleyebilecek bölgesel bir müttefik olarak görmeye başladı. Bu süreçle birlikte Washington yönetimi, İsrail’e gelişmiş savaş uçakları sağlamaya başladı. Bunların başında McDonnell Douglas F-4 Phantom II savaş uçakları geldi. Böylece iki ülke arasında uzun vadeli askeri ortaklığın temelleri atıldı.

İkili ilişkiler, 1973 savaşı sonrasında daha da genişledi. Mısır ve Suriye’nin İsrail’e sürpriz saldırı düzenlemesinin ardından ABD, İsrail’e silah ve askeri malzeme ulaştırmak amacıyla Nickel Grass Operasyonu olarak bilinen acil hava köprüsünü devreye soktu. Bu destek, İsrail’in askeri dengeleri yeniden kurmasına yardımcı oldu. Söz konusu savaş, iki ülke arasındaki ilişkilerin yapısını önemli ölçüde değiştirdi. İstihbarat koordinasyonu güçlendirilirken, ABD’nin uzun vadeli askeri yardım taahhütleri kurumsallaştı ve ortak stratejik planlama mekanizmaları genişletildi.

1970’lerin sonu ile 1980’li yıllarda İsrail, ABD’nin en büyük askeri yardım alan ülkelerinden biri haline geldi. Ronald Reagan döneminde İsrail, Sovyet etkisine karşı stratejik ortak olarak konumlandırıldı. Bu süreçte ortak askeri tatbikatların kapsamı genişletildi, İsrail’de ABD’ye ait askeri ekipman depolanmaya başlandı ve bölgedeki Sovyet faaliyetlerine ilişkin istihbarat paylaşımı artırıldı. 1987 yılında ise İsrail’e ‘NATO dışı başlıca müttefik’ statüsü verildi. Bu statü, İsrail’e ABD askeri teknolojilerine ve savunma iş birliği programlarına ayrıcalıklı erişim imkânı sağladı.

İsrail şirketi Rafael’in Fransa’nın Le Bourget kentinde düzenlenen savunma fuarındaki standı (Reuters)İsrail şirketi Rafael’in Fransa’nın Le Bourget kentinde düzenlenen savunma fuarındaki standı (Reuters)

Sovyetler Birliği’nin dağılması sonrasında İsrail ile ABD arasındaki askeri ortaklık, yeni güvenlik koşullarına uyum sağlayacak biçimde yeniden şekillendi. Körfez Savaşı sırasında Irak ordusunun İsrail kentlerine 39 adet Scud füzesi fırlatması, füze savunma sistemlerinin önemini ortaya koydu. Bu gelişmenin ardından ABD ile İsrail, füze savunma teknolojilerinin geliştirilmesi alanındaki iş birliklerini önemli ölçüde artırdı.

11 Eylül Saldırıları sonrasında ise iki ülke arasındaki iş birliği, terörle mücadele, siber güvenlik, insansız hava araçları (İHA) ve şehir savaşlarına yönelik askeri teknolojiler gibi alanlarda daha da yoğunlaştı.

Kurumsal ilişki

Günümüzde İsrail ile ABD arasındaki askeri ortaklık kurumsallaşmış ve çok katmanlı bir yapıya dönüşmüş durumda. 2016 yılında imzalanan ve 10 yıl süreli mutabakat çerçevesinde ABD, İsrail’e yılda yaklaşık 3,8 milyar dolar askeri yardım sağlıyor. Bu kaynakların önemli bir bölümü, F-35 Lightning II gibi gelişmiş silah sistemlerinin satın alınmasında kullanılıyor. Ayrıca hassas güdümlü mühimmatlar, radar sistemleri ve ileri gözetleme teknolojileri de bu kapsamda finanse ediliyor. İki ülke, Demir Kubbe, Davud Sapanı ve Arrow füze sistemi gibi füze savunma sistemlerinin geliştirilmesinde de yakın iş birliği yürütüyor. Bu projelerde Amerikan finansmanı ve sanayi desteği, İsrail’in operasyonel tecrübesi ve teknolojik yenilik kapasitesiyle birleşiyor.

İstihbarat paylaşımı, iki ülke ilişkilerinin temel sütunlarından biri olmaya devam ederken; ortak deniz ve hava tatbikatları da düzenli olarak gerçekleştiriliyor.

Bununla birlikte, bu stratejik ilişki hem ABD’de hem de İsrail’de giderek artan bir tartışmanın konusu haline geldi. Eleştirmenler, ABD’nin İsrail’e sağladığı yardımın aşırı olduğunu ve Washington’ın Tel Aviv’e gereğinden fazla diplomatik koruma sağladığını savunuyor. Buna karşılık destekçiler, İsrail’in stratejik öneme sahip bölgede kilit bir müttefik olduğunu ve askeri iş birliğinin her iki ülke için de teknolojik ve güvenlik açısından önemli kazanımlar sağladığını belirtiyor.

Tartışmalar, Gazze savaşı sonrasında daha da yoğunlaştı. Bu süreçte ABD, bölgeye askeri sevkiyatlarını hızlandırırken, Ortadoğu’daki askeri varlığını da artırdı. Öte yandan İsrailli yetkililer, ABD askeri yardımına bağımlılığın azaltılması gerektiğini daha sık dile getirmeye başladı. Son olarak İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ülkesinin önümüzdeki on yıl içinde ABD askeri yardımına olan bağımlılığını kademeli olarak azaltma hedefini açık biçimde dile getirdi. Bu yaklaşım, İsrail’in stratejik karar alma süreçlerinde daha fazla bağımsızlık kazanma arayışı olarak değerlendiriliyor.

İsrail Hava Kuvvetleri’ne ait F-35 savaş uçağı... Vazgeçilmez bir Amerikan yapımı (Reuters)İsrail Hava Kuvvetleri’ne ait F-35 savaş uçağı... Vazgeçilmez bir Amerikan yapımı (Reuters)

Asıl amaç ne?

İsrail, ABD ile olan askeri bağlarından gerçekten vazgeçebilir mi?

Bu soru, mevcut koşullarda sınırlı bir gerçekçilik taşıyan bir hedef olarak değerlendiriliyor. İsrail, dünyanın en gelişmiş savunma sanayilerinden birine sahip ülkeler arasında yer alıyor. İsrail Havacılık ve Uzay Sanayii (IAI), Rafael ve Elbit Systems gibi şirketler, ülkenin askeri kapasitesinin temelini oluşturuyor. İsrail; İHA’ları, füze sistemleri, siber savaş teknolojileri, elektronik harp ve gözetleme sistemleri ile Merkava tankını geliştirmeye devam ediyor. Ayrıca dünya genelinde en büyük silah ihracatçıları arasında yer alan ülkenin, 2024 yılında savunma ihracatının 14,8 milyar dolara ulaştığı belirtiliyor.

Buna rağmen, ABD ile askeri bağımlılıktan tamamen kopmanın oldukça zor olduğu ifade ediliyor. İsrail Hava Kuvvetleri, F-35 Lightning II, F-15 Eagle ve F-16 Fighting Falcon gibi Amerikan yapımı savaş uçaklarına büyük ölçüde bağımlı durumda. Bu platformların bakım, yazılım güncellemesi, yedek parça ve mühimmat tedariki ABD desteği gerektiriyor. Geniş çaplı askeri çatışmalarda İsrail’in, güdümlü bombalar, önleyici füze sistemleri, topçu mühimmatı ve hava savunma bileşenleri gibi kritik alanlarda hızlı Amerikan ikmaline ihtiyaç duyduğu belirtiliyor. Bunun yanında ABD’nin sağladığı stratejik ve diplomatik koruma da dikkat çekiyor. Antoine el-Hac'ın Şarku'l Avsat için kaleme aldığı analize göre özellikle Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nde Washington’ın veto gücü ve bölgesel caydırıcılık rolü, İsrail açısından önemli bir güvenlik şemsiyesi oluşturuyor.

Son dönemde ABD Kongresi’nin mevcut çatışmalar kapsamında yaklaşık 14,5 milyar dolarlık ilave askeri yardım paketini onayladığı belirtiliyor. Ayrıca Bank of Israel verilerine göre 2023-2025 dönemindeki savaş maliyetlerinin 55,6 milyar dolara ulaşabileceği tahmin ediliyor. Bu durum, İsrail ekonomisi üzerinde ciddi bir yük oluştururken, kısa vadede ABD’nin askeri ve finansal desteğinden tamamen vazgeçilmesini oldukça zorlaştırıyor.

İsrail ordusu Amerikan silahlarından vazgeçebilir mi? (Reuters)İsrail ordusu Amerikan silahlarından vazgeçebilir mi? (Reuters)

Bazı analistlere göre Netanyahu’nun bu yöndeki açıklamaları, ABD’nin İsrail’e silah ve mühimmat tedarikinde olası gecikmelerine karşı bir baskı ve stratejik manevra niteliği taşıyor. Netanyahu’nun daha önce de ABD Başkanı Joe Biden yönetimini, İsrail ordusuna ihtiyaç duyduğu askeri desteği geç sağlamakla eleştirdiği biliniyor. Netanyahu, bu gecikmelerin Gazze’de İsrail askerleri arasındaki kayıpların artmasına yol açtığını ileri sürmüştü.

Genel değerlendirmelere göre, iki ülke arasında askeri ilişkilerin gelecekte tamamen kopması olası görünmüyor. Aksine, ilişkinin daha dengeli bir yapıya evrilmesi bekleniyor. Bu süreçte İsrail’in kendi kendine yeterliliğini artırmaya çalışırken, ABD ile derin stratejik iş birliğini sürdürmesi öngörülüyor. Böylece mevcut ‘yardım eden ve yardım alan’ modeli, zaman içinde daha simetrik bir yapıya dönüşebilir; iki ülkenin daha entegre, karşılıklı bağımlılığa dayalı ve koordinasyon içinde hareket eden iki askeri güç haline gelmesi ihtimali öne çıkıyor.



Brezilya'da kritik seçimin ikinci turu: Lula koltuğunu koruyabilecek mi?

 Solcu Devlet Başkanı Luiz Inacio Lula da Silva'yla radikal sağcı rakibi Flavio Bolsonaro karşı karşıya
Solcu Devlet Başkanı Luiz Inacio Lula da Silva'yla radikal sağcı rakibi Flavio Bolsonaro karşı karşıya
TT

Brezilya'da kritik seçimin ikinci turu: Lula koltuğunu koruyabilecek mi?

 Solcu Devlet Başkanı Luiz Inacio Lula da Silva'yla radikal sağcı rakibi Flavio Bolsonaro karşı karşıya
Solcu Devlet Başkanı Luiz Inacio Lula da Silva'yla radikal sağcı rakibi Flavio Bolsonaro karşı karşıya

80 yaşındaki Lula, yeniden seçilerek dördüncü kez devlet başkanlığı yapmak istiyor (Reuters)

Brezilya'da pazar günü yapılacak ikinci tur seçimden önce Devlet Başkanı Luiz Inacio Lula da Silva'yla rakibi Flavio Bolsonaro arasındaki rekabet kızışıyor.

4 Ekim'deki ilk turda 33,4 milyon kişi sandığa gitmedi. Seçmenlerin yüzde 21,1'ine karşılık gelen bu oran, 1998'den bu yana kaydedilen en yüksek çekimserlik seviyesi oldu.

İlk turda iki aday arasında 2,2 milyon oy farkı vardı. Wall Street Journal'ın analizine göre oy kullanmayan seçmenlerin ikinci tura katılımı sonucu değiştirebilir.

Geçen hafta yayımlanan Quaest anketi, ilk turda oy kullanmayan veya geçersiz oy veren seçmenler arasında İşçi Partili (PT) Devlet Başkanı Lula'nın yüzde 40, radikal sağcı Liberal Parti'nin (PL) adayı olan Senatör Flavio Bolsonaro'nun ise yüzde 36 desteğe sahip olduğunu gösterdi.

Uzmanlar, hastalık ve ulaşım gibi pratik engellerin yanı sıra siyasete yönelik hayal kırıklığının da seçmen katılımındaki düşüşte etkili olduğunu belirtiyor.

Bolsonaro, ilk turu önde tamamlamıştı. Ancak bu hafta yayımlanan anketlerde iki adayın destek oranlarının birbirine yaklaştığı görüldü.

Son haftalardaki kampanyasında Lula, kanunen oy kullanmaları isteğe bağlı olan 70 yaş ve üstü seçmenlere odaklandı. Bu grubun yaklaşık yarısı ilk turda sandığa gitmedi. Brezilya lideri, kendisi 80 yaşında kampanya yürütürken 70 yaş ve üstü kişilerin sandığa gitmekten kaçınmaması gerektiğini söyledi.

Solcu liderin destekçileri de bu kesimi çekebilmek için "Vovó Vota" (Büyükanne Oy Kullanıyor) adlı bir sosyal medya kampanyası yürütüyor.

Lula ve Bolsonaro, ikinci tur öncesindeki son televizyon tartışmasını dün yaptı. Globo kanalında yayımlanan tartışmada Lula, hükümetinin asgari ücreti enflasyonun üzerinde artırdığını ve milyonlarca Brezilyalının açlıktan kurtulmasını sağladığını savundu.

Bolsonaro ise Lula yönetimi altında gıda fiyatlarının arttığını savunurken, hükümetin onayladığı vergi reformunu eleştirdi. Yeni düzenlemelerin tüketiciler üzerindeki vergi yükünü artıracağını öne sürdü.

Yüksek Mahkeme'nin Eylül 2025'te verdiği kararla Jair Bolsonaro, 2022 seçimlerini kaybettikten sonra "demokratik düzeni ortadan kaldırmaya yönelik darbe planı kurmak suçundan" 27 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırılmıştı. Bolsonaro, sağlık sorunları nedeniyle Mart 2026'dan bu yana cezasını ev hapsinde çekiyor. Senatör Flavio ise iktidara gelmesi halinde babası hakkında af çıkarmayı vaat ediyor.

Independent Türkçe, Reuters, Wall Street Journal, Folha de S.Paulo


İsrail, Birleşik Krallık'a karşı Falkland kartını oynadı

Milei, nisanda Netanyahu'yla Kudüs'te görüşmüştü (İsrail Başbakanlık Ofisi)
Milei, nisanda Netanyahu'yla Kudüs'te görüşmüştü (İsrail Başbakanlık Ofisi)
TT

İsrail, Birleşik Krallık'a karşı Falkland kartını oynadı

Milei, nisanda Netanyahu'yla Kudüs'te görüşmüştü (İsrail Başbakanlık Ofisi)
Milei, nisanda Netanyahu'yla Kudüs'te görüşmüştü (İsrail Başbakanlık Ofisi)

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun, Arjantin'in Falkland Adaları üzerindeki hak iddiasının desteklenmesi için talimat verdiği iddia ediliyor.

Telegraph'ın aktardığına göre Netanyahu, Birleşik Krallık (BK) Dışişleri Bakanı Ed Miliband'ın geçen ay Batı Şeria'daki yerleşim yerlerine ekonomik yaptırım uygulama kararının ardından Falkland meselesiyle ilgili tutumunu değiştirmiş.

İsrail, Arjantin'in "Las Malvinas" diye adlandırdığı adalar üzerindeki hak iddiasını resmen desteklediğine dair bir açıklama yapmadı.

Ancak habere göre bu tutum değişikliği, BK'nin İsrail işgali altındaki Batı Şeria'da kurulacak yeni yerleşim bölgelerine yönelik yaptırımları genişletmesi halinde, Tel Aviv'in Buenos Aires'e destek vererek misilleme yapmasına yol açabilir.  

İsrail'in Birleşmiş Milletler (BM) Daimi Temsilcisi Danny Danon, geçen hafta BM Genel Kurulu Dördüncü Komitesi'nde yaptığı konuşmada, Falkland meselesiyle ilgili Buenos Aires ve Londra arasında doğrudan müzakereler yürütülmesi çağrısında bulunmuştu.

Temsilci, "İsrail'in Arjantin halkının bu meseleye verdiği önemi ve ülkenin uluslararası hukuk ilkeleri doğrultusunda diplomatik kanallardan yürüttüğü girişimleri gördüğünü" belirtmişti. Süreçte "tarihi, hukuki ve insani boyutların tümünün dikkate alınması gerektiğini" ifade etmişti.

Adlarının paylaşılmaması şartıyla gazeteye konuşan Londra yönetimine yakın kaynaklar, İsrail'in Arjantin'le adalar arasındaki "tarihsel bağı" tanımasının, Tel Aviv'in tutumunda önemli bir değişiklik olduğunu söylüyor.

Kaynaklardan biri, Danon'un BM oturumundaki konuşmasıyla ilgili "Bu açıklamanın metni İsrail hükümetinin en üst kademelerince onaylandı. İsrail ilk kez bu anlaşmazlığa dahil oluyor" ifadelerini kullandı.

Britanyalı yetkililere göre Milei, Arjantin'in Falkland Adaları üzerindeki hak iddiasını gündemde tutmak için ABD ve İsrail'in desteğine güveniyor.

İsrail'in Gazze'de yürüttüğü savaşa destek veren Milei, Netanyahu'yla geçen ay New York'ta düzenlenen BM 81. Genel Kurulu'nda bir araya gelmişti. İki lider de birbirinden övgüyle söz etmişti.

Diğer yandan Milei, ABD Başkanı Donald Trump'la da yakın ilişkilere sahip. Arjantin liderinin tartışmalı ekonomi politikalarını savunan Trump, ülkesinin Falkland Adaları konusundaki tutumunu "gözden geçirdiğini" söylemişti.

Arjantin, Britanya Denizaşırı Toprakları'nın parçası olan Falkland Adaları açıklarında BK'nin petrol ve doğalgaz arama faaliyetlerinin durdurulması için 13 Ekim'de Uluslararası Deniz Hukuku Mahkemesine (ITLOS) resmi başvuruda bulunulduğunu duyurmuştu.

Buenos Aires ve Londra, 1833'ten bu yana Britanya'nın yönetimindeki Falkland Adaları'nın egemenliği hakkında uzun süredir anlaşmazlık yaşıyor. 1982'de iki ülke arasında yaşanan Falkland Savaşı'nda 649 Arjantinli asker, 255 Britanyalı asker ve üç ada sakini hayatını kaybetmişti.

Independent Türkçe, Telegraph, Merco Press


ABD’de araç içindeki 1 yaşındaki bebeği vurarak öldüren polis memuru istifa etti

ABD bir polis memuru (Reuters)
ABD bir polis memuru (Reuters)
TT

ABD’de araç içindeki 1 yaşındaki bebeği vurarak öldüren polis memuru istifa etti

ABD bir polis memuru (Reuters)
ABD bir polis memuru (Reuters)

ABD’nin Mississippi eyaletindeki Senatobia kentinin Belediye Başkanı Greg Graves, bir yaşındaki bebeği araç içinde silahla vuran polis memurunun istifa ettiğini açıkladı. Şarku’l Avsat’ın AP’den aktardığına göre olayla ilgili gelişme, eyalet savcılığının memur hakkında cezai kovuşturmaya gerek olmadığına karar vermesinin ardından yaşandı.

Mississippi Başsavcılığı, bu haftanın başında yaptığı açıklamada, aylar süren soruşturmanın ardından Çavuş Hunter Foster’ın güç kullanımının haklı olduğu sonucuna varıldığını ve memurun herhangi bir cezai suç işlemediğinin belirlendiğini duyurmuştu.

Eyalet yönetimi perşembe günü, bir yaşındaki Cohen Wiley’nin vurularak öldürülmesine ilişkin görüntüleri kamuoyuyla paylaştı. Görüntüler arasında Foster’ın üniformasına takılı kamera kayıtları da yer alıyor. Olay, 14 Haziran’da Tennessee eyaletinin Memphis kentinin yaklaşık 65 kilometre güneyinde bulunan Senatobia’daki bir Walmart mağazasının otoparkında meydana gelmişti.

Foster’ın avukatı Martin Zumach, dün kendisiyle iletişime geçildiğinde konu hakkında yorum yapmayı reddetti.

Zumach daha önce yaptığı açıklamada, hareket hâlindeki aracın kendisine doğru ilerlemesi nedeniyle Foster’ın ateş etmekten başka “hiçbir seçeneği” olmadığını savunmuştu. Cohen’in annesi Felicia Wiley ise aracı kullanan arkadaşının polis memurlarının üzerine doğru sürüş yaptığı iddiasını reddetti.

Ailenin avukatı Ben Crump, yayımlanan görüntülerin ölümcül kurşunun aracın yan tarafından ateşlendiğini gösterdiğini belirterek, bunun Foster’ın yakın ve acil bir tehditle karşı karşıya olduğu iddiasını çürüttüğünü savundu. Ailenin talebi üzerine gerçekleştirilen bağımsız otopsinin de aynı sonuca ulaştığı bildirildi. Araca ait bir fotoğrafta, sağ ön yolcu camının kırılmış olduğu görülüyor.

Ailenin hukuk ekibi, olayın aydınlatılması için ABD federal hükümetine ateş açılmasıyla ilgili soruşturma başlatılması çağrısında bulundu.