Hürmüz Boğazı'nın açılması: ABD-İran anlaşması enerji piyasalarını nasıl değiştirecek?

ABD-İran anlaşması, Hürmüz ablukasını ve enerji piyasalarında aylarca süren çalkantıyı sona erdiriyor

Fotoğraf: AFP
Fotoğraf: AFP
TT

Hürmüz Boğazı'nın açılması: ABD-İran anlaşması enerji piyasalarını nasıl değiştirecek?

Fotoğraf: AFP
Fotoğraf: AFP

Rana Freifer

Hürmüz Boğazı, on yıllardır küresel ekonominin en hassas arteri olmayı sürdürdü. Küresel güçlerden hiçbiri onu sadece İran ve Umman'ı ayıran bir deniz koridoru olarak görmedi. Boğazdan her gün yaklaşık 20,9 milyon varil ham petrol ve petrol ürünü geçiyor; bu da küresel petrol tüketiminin beşte birini ve deniz yoluyla yapılan petrol ticaretinin yaklaşık dörtte birini temsil ediyor. Ayrıca, yılda 110 milyar metreküpten fazla sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) da boğazdan geçiyor; bu ise küresel LNG ticaretinin yaklaşık beşte birini temsil ediyor.

Boğaz kapalıyken deniz trafiği tıkanmıştı. Küresel ticaret ve enerji piyasası veri ve analizinde uzmanlaşmış bir şirket olan Kpler'in verilerine göre, yaklaşık 600 gemi boğazdan geçmeyi bekleyerek Arap Körfezi'nde mahsur kaldı. Yüzlerce gemi de boğazın girişinde sıraya girmiş, yeniden açılmasını ve ticaretin normale dönmesini bekliyordu.

Askeri gerilimin sürdüğü aylar boyunca, piyasalar modern enerji ticaretinde en ciddi aksamalardan birini yaşadı. Tanker trafiği keskin bir şekilde azaldı, ithalatçı ülkeleri ve şirketleri daha pahalı alternatif rotalar aramaya zorladı; bazı hükümetler ise piyasalar üzerindeki baskıyı hafifletmek için stratejik rezervlerini kullanma yoluna gitti.

Bugün, Amerika Birleşik Devletleri ve İran, Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılması için geçici bir anlaşmaya vardıklarını duyurdular; bu anlaşma, binlerce insanın hayatını kaybettiği savaşı durdurdu ve İran'ın nükleer programının geleceği ile ilgili 60 günlük müzakerelerin önünü açtı.

Her iki ülkenin yetkililerinin 19 Haziran'da İsviçre'de bir araya gelerek anlaşmayı resmen imzalaması planlanıyor; bu da anlaşmanın bazı yönlerinin henüz çözüme kavuşmadığını gösteriyor. Her iki taraf da henüz anlaşmanın metnini yayınlamadı ve önemli anlaşmazlık noktaları görüşmelerin bir sonraki aşaması için masada kaldı.

rtghy
Hürmüz Boğazı'ndan geçmek için bekleyen gemiler, 22 Mayıs 2026 (Reuters)

ABD-İran anlaşmasının duyurulmasıyla birlikte en önemli ekonomik soru yeniden gündeme geliyor: Küresel petrol akışlarının haritası nasıl geri dönecek ve değişecek?

Tedarikler rahat bir nefes aldı ama…

Analistler, Hürmüz Boğazı'ndaki ablukanın kaldırılmasının ilk aşamada küresel piyasalara günde 11 milyon varile kadar petrol arzını geri kazandıracağını, lojistik darboğazlar giderildikçe ve güvenlik riskleri azaldıkça, akışların kademeli olarak normal seviyelere döneceğini tahmin ediyor. Ablukaya rağmen bazı petrol akışları alternatif rotalar aracılığıyla boğazdan geçmeye devam etse de tam bir toparlanmanın haftalar hatta aylar sürmesi bekleniyor.

Dünyanın en önemli deniz koridorlarından birinde güvenin geri döndüğünün ilk işareti olarak, üç aydan fazla bir süredir Arap Körfezi'nde bekleyen ve sıvılaştırılmış doğal gaz taşıyan “Disha” tankeri, Hürmüz Boğazı'na doğru yola çıktı. Nakliye şirketleri, Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılmasına ilişkin ABD-İran anlaşmasının ayrıntılarını beklerken, gemi trafiği sınırlı kalmaya devam ediyor. Ancak Disha tankerinin yola çıkması, durumun ne kadar istikrara kavuştuğu ve küresel enerji ticaretinin bu hayati arterinde ticari seyrüseferin yeniden başlaması konusunda pratik bir test olabilir.

Ham petrol fiyatlarındaki düşüş devam ederse, para politikasını yönetenlerin karşı karşıya kaldığı enflasyonist riskleri hafifletebilir

Anlaşmanın küresel enerji ticareti için önemine rağmen, Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılması mutlaka hemen normale dönüş anlamına gelmeyecektir. Piyasalar, boğazın her iki tarafında mahsur kalan yüzlerce geminin yola çıkmasını beklerken, operasyonel ve güvenlik riskleri devam ediyor. Ayrıca, bazı tankerlerin konumlarını gizlemesi veya transponderlerini devre dışı bırakması nedeniyle tankerlerin izlenmesi konusunda yaşanan zorluklar, nakliye trafiğindeki toparlanma hızını değerlendirmeyi zorlaştırıyor.

Fiyatlar düşmeye başladı

Beklentiler bir yana, piyasalar gelişmelere olumlu tepki verdi. Finans piyasaları jeopolitik gerilimin azalması işaretlerini memnuniyetle karşıladı ve bu da petrolün kriz sırasında biriktirdiği risk priminin bir kısmını kaybetmesine neden oldu. Brent petrolü yüzde 4'ten fazla düşerek varil başına 83 dolara yaklaştı.

Son gelişmelerin etkisi sadece petrol piyasalarıyla sınırlı kalmadı. Avrupa doğalgaz vadeli işlemleri dün yüzde 5,8'e kadar düşerken, ABD dolarının zayıflamasıyla altın ve bakır fiyatları yükseldi. Buna karşılık, tarım emtia fiyatları düştü.

cghy
Fransız donanmasının alıkoyduğu ve sahte bir Kamerun bayrağı taşıdığından şüphelenilen Rus petrol tankeri Tagor, 31 Mayıs 2026 (AFP)

Bu arada, yatırımcı duyarlılığındaki iyileşme güçlü yükselişler kaydeden Asya borsalarının performansına da yansıdı ve Japonya'nın Nikkei endeksi şimdiye kadarki en yüksek kapanış seviyesine yaklaştı.

Ham petrol fiyatlarındaki düşüş devam ederse, bu hafta yapılacak toplantıda faiz oranlarını gözden geçirmeye hazırlanan ABD Merkez Bankası yetkilileri de dahil olmak üzere para politikasını yönetenlerin karşı karşıya kaldığı enflasyonist riskleri hafifletebilir.

Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılmasının Körfez ülkeleri için geniş ekonomik etkileri olacaktır, ancak bu etkiler tüm ülkelerde aynı olmayacaktır. Petrol ve doğalgaz ihracatında boğaza daha çok bağımlı olanlar için, yeniden açılması hayati bir gelir kaynağının yeniden kazanılması anlamına gelecektir

Ne var ki Hürmüz'ün yeniden açılmasının etkisi fiyat istikrarının ötesine geçerek petrol ticareti modellerini yeniden şekillendirecektir. Kriz sırasında, bazı ülkeler Körfez’deki risklerden daha az etkilenmek için ABD, Afrika ve Rusya'dan gelen tedariklere daha fazla güvenmeye başladılar. Şimdi ise Ortadoğu ham petrolü, Asya pazarlarındaki ve özellikle de boğazdan geçen petrole en çok bağımlı olan Çin, Hindistan, Japonya ve Güney Kore'deki geleneksel pazar payının bir kısmını geri kazanabilir.

Dahası İran’ın kendisi, özellikle Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılmasıyla birlikte petrol ihracatına yönelik bazı kısıtlamaların hafifletilmesi veya askıya alınması durumunda, anlaşmadan ekonomik olarak en büyük fayda sağlayanlardan biri olabilir. Son haberler, taslak anlaşmanın petrol yaptırımları ve İran’ın dondurulmuş mali varlıklarının serbest bırakılmasıyla ilgili düzenlemeler içerdiğine ve bunun Tahran'ın küresel pazarlara ihracatında kademeli bir artışın önünü açabileceğine işaret ediyor.

fgthy
Hürmüz Boğazı'ndaki gemi trafiği, Umman kıyıları, 12 Haziran 2026 (Reuters)

İngiltere, Fransa, Almanya ve İtalya, Tahran'ın nükleer programıyla ilgili somut ve doğrulanabilir adımlar atması koşuluyla, İran nükleer dosyasıyla ilgili yaptırımları hafifletmeye veya kaldırmaya hazır olduklarını ifade ettiler. Bu, krizi diplomatik yollarla kontrol altına almayı amaçlayan müzakere sürecini Avrupa'nın da desteklediğini gösteriyor.

Anlaşmanın Körfez ülkeleri üzerindeki etkileri

Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılmasının Körfez ülkeleri için geniş ekonomik etkileri olacaktır, ancak bu etkiler bütün ülkelerde aynı olmayacaktır. Şarku’l Avsat’ın al Majalla'dan aktardığı analize göre petrol ve doğalgaz ihracatında boğaza daha çok bağımlı olanlar için yeniden açılması hayati bir gelir kaynağının yeniden kazanılması anlamına gelirken, aynı zamanda üretim, fiyatlandırma ve yatırım hesaplarını da yeniden şekillendirecektir. İlk ve en önemli etki, kriz sırasında kesintiye uğrayan petrol ve doğalgaz ihracat akışının yeniden başlaması olacaktır. Zira Hürmüz Boğazı, Suudi Arabistan, BAE, Kuveyt, Katar, Irak, Bahreyn ve İran'dan yapılan ihracat için ana güzergahtır.

ABD Enerji Bilgi İdaresi'nin tahminlerine göre, Hürmüz Boğazı'ndaki aksamalar Irak, Suudi Arabistan, Kuveyt, BAE, Katar ve Bahreyn için mart ayında üretimde günde 7,5 milyon varil azalmaya neden olurken, nisan ayında ise bu oran günde 9,1 milyon varile yükseldi.

Yeni zorluklar nelerdir?

Bu gelişme, başta OPEC+ olmak üzere üretici ittifakları için yeni zorluklar ortaya çıkardı. Körfez ve İran arzının tam kapasiteye dönmesi, yeni bir üretim koordinasyonu ile karşılanmazsa fiyatlar üzerinde aşağı yönlü baskı oluşturabilir. Kuruluş muhtemelen fiyat istikrarını korumak ile önemli bir arz fazlasını önlemek arasında denge kurmayı amaçlayan hassas bir piyasa yönetimi aşamasına girecektir.

Normal seyrüseferin yeniden başlaması, kriz sırasında rekor seviyelere çıkan sigorta ve nakliye maliyetlerinde şirketler için bir düşüşe neden olacaktır. Nakliye şirketleri, Körfez'e giden gemilere ek risk primleri uygulamıştı, bu da nihai pazarlardaki enerji ve emtia fiyatlarına yansıdı

Benzer şekilde, normal seyrüseferin yeniden başlaması, kriz sırasında rekor seviyelere çıkan sigorta ve nakliye maliyetlerinde düşüşe yol açabilir. Zira nakliye şirketleri, Körfez'e giden gemilere ek risk primleri uygulamıştı ve bu da nihai pazarlardaki enerji ve emtia fiyatlarına yansımıştı.

fhy
ABD Başkanı Donald Trump, 20 Mayıs 2026'da Washington'da gazetecilere konuşuyor (AFP)

Pepperstone Group Araştırma Başkanı Chris Weston, Bloomberg'e verdiği bir röportajda piyasaların aşırı iyimser olabileceği konusunda uyararak şunları söyledi: “Halen anlaşmanın gerçek sonuçlarını anlamaya ihtiyacımız var. Hürmüz Boğazı’nın cuma günü yeniden açılmasına rağmen, deniz mayınlarının bulunması olasılığı ve gemiler için yüksek sigorta maliyetleri gibi güvenlik riskleri devam edebilir.”

Siyasi anlaşmanın sürdürülebilirliği, iyimserliği korumak için çok önemli

İyimserlik, siyasi anlaşmanın sürdürülebilirliğine bağlı. Zira Hürmüz Boğazı'nın yakın tarihi, oradaki istikrarın genellikle kırılgan olduğunu ve bölgesel gerilimlerden kolayca etkilendiğini gösteriyor. Nihai ateşkesin ilan edilmesiyle bile, piyasalar Hürmüz krizinin gerçekten geride kaldığını varsaymadan önce, anlaşmanın ayrıntılarını, uygulama mekanizmalarını ve tarafların buna ne ölçüde bağlı kaldığını yakından takip edecektir. İlk haberler, anlaşmanın uygulama aşamalarını ve yaptırımlar ile İran nükleer programı da dahil olmak üzere daha karmaşık konuları ele almak üzere önümüzdeki haftalarda yapılacak daha fazla müzakereyi içerdiğini gösteriyor.

Sonuç olarak, Hürmüz Boğazı'ndan petrol akışının yeniden başlamasının, küresel ekonominin en önemli güvenlik vanalarından birinin yeniden faaliyete geçmesini temsil ettiğini belirtmek gerekir. Tüketiciler fiyatlarda düşüş beklerken ve üreticiler pazar paylarını geri kazanmayı umarken, buradan çıkarılacak en önemli ders, küresel enerji güvenliğinin hâlâ jeopolitiğe bağlı olduğu ve Körfez'deki birkaç deniz milinin tüm uluslararası ekonominin seyrini değiştirebileceğidir.

*"Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir."



İslamabad Anlaşması’nın dinamikleri: Lübnan İsrail ile İran arasında ‘caydırıcılık laboratuvarına’ dönüştü

Görsel: Al Majalla
Görsel: Al Majalla
TT

İslamabad Anlaşması’nın dinamikleri: Lübnan İsrail ile İran arasında ‘caydırıcılık laboratuvarına’ dönüştü

Görsel: Al Majalla
Görsel: Al Majalla

Elie Kuseyfi

ABD Başkanı Donald Trump, pazar günü doğum gününde Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif’in İran ile ABD arasında ‘barış anlaşması’ yapıldığını ilan etmesiyle değerli bir hediye aldığını söyleyebilir. Trump gibi kendisini dünyadaki olayların merkezine koymaya çalışan bir başkan için bu küçük bir ayrıntıdan ibaret değil. Dolayısıyla Trump’ın, yaklaşık iki ay önce ‘uygarlıklarını yok etmekle’ tehdit ettiği -modern tarihte bir devlet başkanından çıkan en tuhaf açıklamalardan biri olan bu söyleminin ardından- İran’ın anlaşmayı doğum günü hediyesi olarak sunduğunu söylemesi bekleniyor.

İran’da anlaşmayı kınayan ve bunu ‘Trump'a doğum günü hediyesi’ olarak nitelendiren protesto gösterilerinin patlak vermesi de oldukça anlamlı. Daha önce göstericiler, İran Meclis Başkanı Muhammed Bakir Kalibaf ve Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi'yi Washington ile anlaşma imzalanmasını destekleyerek İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney'in kanını heba etmekle suçlamıştı. Bu durum, İran içindeki derin bölünmüşlüğün boyutlarını gözler önüne seriyor. Öyle ki yeni Dini Lider Mucteba Hamaney'in saklandığı yerden Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi'ne acil bir mesaj göndererek anlaşma yoluna girmeleri talimatı vermek üzere bizzat devreye girmesi gerekti.

Ne var ki sonuç itibarıyla Trump'ın doğum günüyle anlaşmanın ilanının çakışması, dünyanın ikinci başkanlık döneminin ilk iki yılını onunla başa çıkmaya çalışarak geçirdiği Trump için yalnızca sembolik bir kazanımdı. Halen tartışılan İran'a karşı savaş -Trump'ın bunu kendi iradesiyle mi başlattığı yoksa Binyamin Netanyahu'nun onu buna mı sürüklediği henüz netlik kazanmadı- ikinci döneminin kritik bir dönüm noktası olabilir. Zira bu dönem yarı noktasına yaklaşıyor ve Trump'ın bu süreçten güçlü mü yoksa zayıf mı çıkacağı henüz bilinmiyor. Onu bekleyen ilk sınav ise büyük olasılıkla varılması mümkün olmayacak nihai bir anlaşma olmaksızın İran ile savaşı sonlandırma aceleciliğinin ardındaki etkenlerden biri olan kasım ayındaki ara seçimler olacak.

Mevcut biçimiyle anlaşmanın krizi çözmekten değil dondurmaktan ya da yönetmekten ibaret olduğu söylenebilir.

İran'ın kendisi de mevcut döneminin en tehlikeli ve hassas dosyası olan İran meselesini Trump'ın ele alış biçiminden zarar gördüğü kadar kazanç da sağlamış olabilir. Bu tablo önümüzdeki haftalarda ve hatta aylarda netleşecek. Zira Amerikan cumhurbaşkanı ile ‘yeni’ İran rejimi önünde halen mevcut anlaşmanın sonuçlarını belirsiz bırakan yaklaşık iki yıllık ikili ilişki süreci uzanıyor.

Anlaşmanın mevcut biçimiyle krizi çözüme kavuşturmaktan değil dondurmaktan ya da yönetmekten ibaret olduğunu söylemek fazladan açıklama gerektirmiyor. İlk aşamada ‘Lübnan dahil tüm cephelerde savaşın sona erdirilmesini’ ve Hürmüz Boğazı'nda deniz trafiğinin yeniden açılmasını öngörüyor. Bu da piyasaların sakinleşmesine ve Trump'ın şu an istediği petrol fiyatlarının düşmesine zemin hazırlıyor. Öte yandan savaşın ilan edilen gerekçesini oluşturan nükleer meselenin müzakeresi ikinci aşamaya erteleniyor. Bu aşamanın uzun ve karmaşık olması ve bir anlaşmayla sonuçlanmaması kuvvetle muhtemel. Zira yaptırımların kısmen kaldırılmasından, dondurulmuş varlıklarının bir kısmının serbest bırakılmasından ve belki Hürmüz Boğazı'ndan geçen tankerlerden geçiş ücreti almaktan kazanım sağlayacağı öngörülen İran, nükleer dosyada taviz vermeye mecbur hissetmeyecek. Bu durum ise İsrail'in başlıca endişe noktasını oluşturuyor.

dcfthy
Nebatiye'de yıkılmış bir binanın önünden geçen, eşyalarla dolu bir araba, 15 Haziran 2026 (AFP)

Buna ek olarak yarı resmi haber ajansı Mehr yayımladığı İran versiyonu müzakereleri zenginleştirilmiş maddelerin ve uranyum zenginleştirmenin akıbeti, yaptırımların kaldırılması ve İran ekonomisinin yeniden imarı programıyla sınırlandırıyor. İran'ın füze programı ve ‘direniş gruplarına’ destek meselesini ise açıkça gündemin dışına itiyor. Tel Aviv'in ABD ile İran arasındaki herhangi bir müzakerenin bu iki konuyu kapsamasında ısrar ettiği biliniyor. Anlaşmanın resmi versiyonu henüz yayımlanmadığından sızdırılan İran versiyonundaki bilgilerin doğruluğunu teyit etmek mümkün değil. Bununla birlikte taraflar arasındaki ve anlaşmayla sonuçlanmayan önceki müzakere turları pratikte yalnızca nükleer dosyayla sınırlı kalmıştı. Dolayısıyla mevcut müzakere sürecinde de aynı tablonun tekrarlanabileceği ihtimali göz ardı edilemez. Ne var ki sürecin sağlam bir anlaşmayla noktalanabileceğine dair belirleyici bir işaret de bulunmuyor.

Dolayısıyla Trump'ın New York Times (NYT) gazetesine İran ile nükleer anlaşma sağlanamazsa Tahran'a askeri saldırıları yeniden başlatacağını ya da Orta Doğu'nun bölge gelirlerinin yüzde 20'si karşılığında ABD'yi ‘Orta Doğu'nun bekçisi’ yapacağını söylemesi şaşırtıcı değil. ABD Başkanı’nın öngördüğü senaryonun gerçekleşeceğini kesinlikle iddia etmek mümkün olmasa da bu açıklama, görev süresi İran'la bir nükleer anlaşma imzalamadan sona erme ihtimalinin hâlâ yüksek olmaya devam ettiğine işaret ediyor.

İran'la varılan anlaşmanın açıkça ara seçimler arifesindeki iç rekabet pazarına girdiği görülüyor. Dahası bu anlaşma yaklaşık iki yıl sonra yapılacak cumhurbaşkanlığı yarışının ipuçlarını ele veren bir göstergeye dönüştü.

Bu yüzden Washington ile Tahran arasındaki nihai anlaşma ihtimallerine dair değerlendirme önemli olmakla birlikte, mevcut anlaşmanın anlık yansımalarını ya da daha doğru bir ifadeyle başta ABD ve İsrail olmak üzere doğrudan ilgili ülkelerdeki dinamikleri -İran'ı ve tüm bu dinamiklerin kesişim ve çelişkilerinin sonuçlarıyla defalarca kez karşı karşıya kalan Lübnan'ı- göz ardı ettirmemeli.

ABD cephesine bakıldığında İran'la varılan anlaşmanın açıkça ara seçimler arifesindeki iç rekabet pazarına girdiği görülüyor. Dahası bu anlaşma, yaklaşık iki yıl sonra yapılacak cumhurbaşkanlığı yarışının ipuçlarını veren bir göstergeye dönüştü. Özellikle bu dosyada baş müzakereci olarak Başkan Yardımcısı JD Vance'ın öne çıkmasıyla tablo daha da netleşti. Vance dün İran ile varılan anlaşmanın imza törenine önümüzdeki cuma günü İsviçre'de katılmayı planladığını açıkladı. Vance'ın aynı anda önümüzdeki ara seçimlerin ardından başkanlığa aday olup olmayacağını eşiyle tartışacağını duyurması da önemli bir gelişmeydi.

fgb
Nebatiye'nin merkezinde, ağır hasar görmüş bir bölgeden geçen bir adam, 15 Haziran 2026 (AFP)

Vance'ın İran'a karşı savaşa itiraz eden ABD yönetimindeki en belirgin isimlerden biri olduğunu hatırlatmak gerekir. Bu tutum onu başkanlık yarışındaki olası rakibi Dışişleri Bakanı Marco Rubio'dan keskin biçimde ayıran bir özellik. Bu nedenle Tahran, İslamabad müzakerelerinde ABD heyetinin başına Vance'ın getirilmesini koşul olarak öne sürdü. Vance aynı zamanda ABD yönetiminden Make America Great Again (Amerikayı Yeniden Harika Yap/MAGA) hareketi içinde İsrail'i eleştiren halk tabanıyla en fazla örtüşen isim. Son günlerde İran meselesinde ABD ve İsrail’in öncelikleri arasındaki çelişkiyi dile getiren de bizzat Vance oldu. Dolayısıyla onun mevcut yönetimin eğilimlerine etkisinin ölçülmesi, özellikle ABD-İsrail çelişkisinin yansımalarını doğrudan hisseden Lübnan başta olmak üzere bölge dosyaları açısından belirleyici önem taşıyor.

İsrail cephesine gelince, ABD ile İran arasında varılan mutabakat muhtırasının siyasi ve askeri çevrelerin neredeyse tamamı tarafından reddedildiği söylenebilir. Bu muhtıra Netanyahu'nun siyasi kariyerinde belirleyici bir kavşağı oluşturan ve onu iktidardan düşürebilecek nitelikte olan, önümüzdeki ekim ayında yapılması planlanan seçimlerin başlıca gündem maddesi haline geldi.

İsrailli yetkililer daha önce Netanyahu'nun Trump'a İsrail'in kendisini İran'la varılan anlaşmanın Lübnan'a ilişkin maddesiyle bağlı saymadığını ve ‘Hizbullah'a karşı hareket serbestisini kısıtlayan hiçbir düzenlemeyi kabul etmeyeceğini’ ilettiğini açıklamıştı. Ancak ABD Başkanı'nın bu mesaja verdiği yanıt henüz kamuoyuna yansımadı. Bu tablonun gölgesinde İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz dün, İsrail'in Lübnan'da kontrolünü ele geçirdiği topraklardan çekilmeyeceğini açıkladı.

İsrail gazetesi Yedioth Ahronoth, Lübnan için iki senaryo öne sürdü. İsrail'in güney Lübnan'dan çekilmemesi ve tam hareket serbestisini koruması, buna paralel olarak Hizbullah'ın güneyden uzaklaştırılmasını, İran'ın Lübnan'daki nüfuzunun zayıflatılmasını ve Lübnan ordusunun bölgeye konuşlandırılmasını öngören siyasi bir uzlaşıya ulaşılması ‘iyimser’ olarak nitelendirilebilecek olan senaryo. Bu senaryoda herhangi bir İsrail çekilmesi kademeli ve güney Lübnan'ın tamamen silahsızlandırılması koşuluna bağlı olacak.

‘Kötümser’ senaryo ise son derece tanıdık. Bu senaryoda ateşkes ilan edilmesi, İsrail'in ele geçirdiği topraklardan hızla çekilmesi, sorumluluğun şeklen Lübnan ordusuna ve Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Görev Gücü’ne (UNIFIL) devredilmesi, ardından durumun yavaş yavaş eski haline dönmesi, İran'ın kaynak akışını yeniden başlatması ve Hizbullah'ın gücünü yeniden inşa etmesi yer alıyor.

İşgale karşı direnme adına askeri operasyonların sürdürülmesi, İsrail'in karşı saldırılarına zemin hazırlayabilir. Bu da dengeleri alt üst edebilir ve ABD-İran anlaşmasını tehlikeye atabilir.

Dolayısıyla İran-ABD anlaşmasının ardından İsrail'in ‘Lübnan cephesiyle’ nasıl başa çıkacağına dair, “Washington'ın İsrail'i ateşkese uymaya zorlama kapasitesi ne kadar ve özellikle Kasım 2024 ateşkes anlaşmasından bu yana süregelen ‘Hizbullah'a karşı hareket serbestisini’ Washington Tel Aviv'den alacak mı? Washington'ın İsrail'in Lübnan’ın güneyini işgal etmesine karşı tutumu ne olacak? ABD yönetimi, Litani Nehri'nin güneyinin Hizbullah militanlarından arındırılmasına dair güvenlik güvencesi olmaksızın dahi İsrail ordusunun güneyden çekilmesini sağlamak için baskı yapacak mı? Bu çekilme, Amerikan himayesindeki Lübnan-İsrail müzakeresi süreciyle mi yoksa Tahran'ın Hizbullah'ın askeri kanadını tasfiyeyi kabul etmesini öngören Washington ile Tahran arasındaki örtük mutabakatlar çerçevesinde mi gerçekleşecek?” şeklindeki başlıca sorular yanıt bekliyor.

cdfrgt
Beyrut'un güney banliyösünde bir kişi motosikletiyle, ortada hayatını kaybeden İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney'in ve İran’ın yeni Dini Lideri Mucteba Hamaney'in fotoğraflarının yer aldığı ve Arapça ‘Teşekkürler İran’ yazan büyük bir reklam panosunun önünden geçerken, 15 Haziran 2026 (AP)

Bu bağlamda İsrail televizyonu Kanal 12, 7 Haziran'da İran'ın Lübnan ve İsrail cepheleri arasında bağ kurulması konusundaki ısrarı sürdükçe bu bağın tek taraflı olamayacağını yazdı. Kanala göre ABD'nin, Lübnan'daki savaşı sona erdirme ve yoğun İsrail saldırılarını durdurma koşulu olarak İran'dan Hizbullah'a sağladığı ekonomik ve askeri yardımı kesmesini ve Hizbullah'ı yöneten DMO üyelerinin Lübnan'dan çekilmesini talep etmesi şart.

Şarku'l Avsat'ın Al Majalla'dan aktardığı analize göre İran cephesinde ise ‘yeni’ rejimin ABD ile anlaşma imzalanması arifesinde yaşadığı bölünmüşlüğün akıbeti konusunda “Bu kırılma kontrol altına alınabilecek mi yoksa etkileşim ve derinleşme eğilimi gösterecek mi?” sorusunu gündeme getiriyor. Özellikle DMO'nun doğrudan yönettiği ‘Lübnan cephesi’ bu bölünmüşlükten ve dönüşümünden doğrudan etkilenebilir. Bu da Hizbullah'ın yakın dönemdeki tutumunu yani agresifleşeceğini mi yoksa esneklik mi göstereceğini belirleyecek.

Öte yandan İsrail'in Lübnan güneyindeki işgalinin sürmesi, Hizbullah ve İran için kritik bir sınav oluşturmaya devam edecek. Lübnan'daki ateşkese bağlılık, genişleyen bu işgale teslimiyet ve uyum olarak yorumlanabilir. Buna karşılık işgale direniş adına askeri operasyonların sürdürülmesi İsrail'in karşı tırmanmasına zemin hazırlayabilir. Bu da dengeleri alt üst edebilir ve ABD-İran anlaşmasını tehlikeye atabilir. Özellikle Tel Aviv’in Dahiye’yi bombalaması -ki bu olasılık mevcut- İran'ın İsrail'i füzeyle hedef aldığı ‘Dahiye karşılığında İsrail’in kuzeyi’ denklemine göre İran'ın karşılık vermesini zorunlu kılabilir. İran pazar günü Hizbullah'ın Dahiye'ye saldırı yapılmasının ardından patlayıcı yüklü üç insansız hava aracı (İHA) ile saldırmasının ardından dahi İsrail'i vurmaktan kaçınarak bu denklemi görmezden geldi. Tahran bunu ABD’nin tavizler ve vaatler karşılığında verilen bir imtiyaz olarak gerekçelendirdi.

Müzakere sürecinin uzun ve karmaşık bir süreci olabilir. Trump'ın ikinci döneminin kalan süresini ve hatta altı yıllık görev süresinin ikinci yılına giren Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn'ın dönemini aşabilir.

Hizbullah’ın ABD ile İran arasındaki anlaşmayı memnuniyetle karşılayan bir bildiriyle ‘2 Mart öncesine’, yani İsrail'in ‘hareket serbestisine’ dönüşün söz konusu olmadığını ilan ettiğini belirtmek gerekir. Aynı bildiriyle ‘tam İsrail çekilmesi, yerinden edilmiş kişilerin köylerine dönüşü ve esirleri tahliyesi sağlanana kadar toprağı ve egemenliği savunma hakkına’ da sahip çıktı. Hizbullah'tan bir yetkili daha önce Reuters'a ‘ateşkese yaklaşımımızın İsrail'in buna uymasına bağlı olduğunu’ açıklamıştı.

Öte yandan İsrailli bir yetkili pazartesi akşamı Kanal 13'e Lübnan'daki her askeri operasyonun bundan böyle gözden geçirileceğini belirtti; bu ifade İsrail'in Lübnan'daki askeri hareketine kısıtlama getirildiğine ancak bunun mutlak bir dondurma anlamına gelmediğine işaret ediyor.

Tüm bunlar Lübnan'ı bölgedeki yeni caydırıcılık denklemlerinin -özellikle İsrail ile İran arasındakilerin- ölçüldüğü başlıca saha haline getiriyor. Bu durum Lübnan'ı, ABD-İran çatışmasından bir ölçüde bağımsız seyredebilecek ve ABD'nin dikkatini başka önceliklere -belki Kuzey Amerika'ya- kaydırırken kendine özgü bölgesel dinamiğini koruyabilecek bu uzun soluklu çatışmanın yansımalarına açık bırakıyor.

Washington ile Tahran arasında anlaşmaya varıldığının duyurulmasından saatler sonra bu satırların yazıldığı sırada İsrail'in tırmanmasında belirgin bir düşüş yaşandığı dikkat çekiyordu. Sanki Tel Aviv'in son iki günde İsrail medyasına sızdırdığı ve Washington ile müzakerelerinde dayatmaya çalıştığı denklem; tansiyonun düşürülmesini ve Lübnan topraklarına ilerlemenin durdurulmasını kabul etmek ve karşılığında Hizbullah'ı Litani Nehri'nin güneyinden çıkaracak ikili bir anlaşma çerçevesi oluşturulmadan Lübnan'dan çekilmemek üzerine kurulu. Bu, Trump'ın ikinci döneminin kalan süresini ve hatta altı yıllık görev süresinin ikinci yılına giren Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn'ın dönemini aşabilecek uzun ve karmaşık bir süreç. Bu arada Lübnan’ın güneyi, İran ile İsrail arasındaki caydırıcılığın başlıca laboratuvarı olmayı sürdürecek. Yerinden edilmiş kişilerin -özellikle sınır köyleri ya da İsrail'in ‘sarı hat’ dediği köylerin sakinlerinin- dönüşü de yeniden inşayla birlikte süresiz ertelenecek.

Tüm bunlar, öncekilerden çok daha zorlu ve İran-ABD müzakerelerinin seyrinden çok daha fazla etkilenecek olan önümüzdeki Lübnan-İsrail müzakere turlarının karşı karşıya kalacağı acil yanıt bekleyen sorular olmaya devam ediyor. Hizbullah'ın bu müzakereleri kesin olarak reddettiği sürece net bir çözüm de ufukta görünmüyor.


G7 Zirvesi… Trump ile uzlaşmaya yönelik yeni bir girişim

Dünyanın yedi büyük ekonomisinin temsilcileri dün Fransa’nın Evian kasabasında bir araya geldi. (DPA)
Dünyanın yedi büyük ekonomisinin temsilcileri dün Fransa’nın Evian kasabasında bir araya geldi. (DPA)
TT

G7 Zirvesi… Trump ile uzlaşmaya yönelik yeni bir girişim

Dünyanın yedi büyük ekonomisinin temsilcileri dün Fransa’nın Evian kasabasında bir araya geldi. (DPA)
Dünyanın yedi büyük ekonomisinin temsilcileri dün Fransa’nın Evian kasabasında bir araya geldi. (DPA)

Dünyanın yedi büyük ekonomisinin temsilcileri dün Fransa’da başlayan ve çarşamba gününe kadar sürecek zirvede bir araya geldi. Zirve, ABD Başkanı Donald Trump’ın gümrük tarifeleri uygulama tehditleri ve Washington’ın küresel düzene bağlılığına ilişkin soru işaretleri nedeniyle müttefikler arasında artan endişelerin gölgesinde gerçekleştiriliyor.

ABD ile İran’ın aralarındaki savaşı sona erdirmeye yönelik ön anlaşmaya vardıklarını açıklamalarının ardından, İran konusunda atılacak sonraki adımlar da Evian’da düzenlenen zirvede dünya liderlerinin ele alacağı başlıca gündem maddeleri arasında yer alacak.

Liderlerin ayrıca Ukrayna’daki savaş konusunda ortak bir zemin bulmaya, küresel ekonomik dengesizlikleri gidermeye ve kritik minerallerin başlıca tedarikçisi olan Çin’e alternatif kaynaklar oluşturulmasına yönelik konuları da görüşmesi bekleniyor.

csdcsc
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, dün Evian’da düzenlenen G7 Zirvesi’nin yapıldığı otele gelirken (AP)

Trump, geçtiğimiz yıl Kanada’da düzenlenen G7 Zirvesi’nden erken ayrılmasının ardından bu yılki toplantılara katılma taahhüdünde bulunmuş olsa da, dünya liderlerinin ABD’ye yönelik temkinli yaklaşımı giderek artıyor. Fransız yetkililer ise Trump’ın katılım sözü vermesinden memnuniyet duyduklarını ifade etti.

Trump, zirveye hareket etmeden önce New York Post gazetesine verdiği röportajda, Paris yönetiminin ABD’li teknoloji devlerine uyguladığı dijital hizmet vergilerini kaldırmaması halinde Washington’ın Fransız şaraplarına yüzde 100 gümrük vergisi uygulamaktan başka seçeneği kalmayacağı uyarısında bulundu.

G7 liderlerinin birçoğu, Trump’ın küresel arenadaki dalgalı politikalarının doğrudan etkilerini hissediyor. Söz konusu politikalar Ortadoğu’da, uluslararası ticarette ve diplomatik ilişkilerde sarsıntılara yol açarken, ABD’nin kurulmasına katkı sağladığı uluslararası düzene bağlılığı konusunda da soru işaretlerini beraberinde getirdi.

Trump’ın zirve kapsamında Ortadoğulu liderlerle görüşmesi ve Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy ile düzenlenecek çalışma oturumuna katılması planlanıyor.

Bugün yapılacak Trump-Zelenskiy görüşmesi, Rusya’nın Ukrayna’daki ilerleyişinin yavaşladığı, Kiev yönetiminin müttefiklerinden daha fazla askerî destek ve finansman talep ettiği ve Ukrayna başkentine yönelik bir dizi saldırının ardından gerçekleşecek. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron X platformundaki paylaşımında, “Bu saldırı, Rusya’nın ısrarla reddettiği ateşkesi sağlamak ve ardından barışı tesis etmek amacıyla müttefiklerimiz ve ortaklarımızla birlikte elimizden gelen her şeyi yapma kararlılığımızı daha da güçlendiriyor. Bu konu üzerinde G7 Zirvesi’nde çalışacağız” ifadelerini kullandı.

sxdcsd
Evian Gölü’ne bakan ve G7 Zirvesi’ne ev sahipliği yapan Royal Evian Otel (EPA)

Avrupalı liderler ve Kanada, komşu ülkeye yönelik işgalin başlamasından dört yılı aşkın süre sonra, Trump’a Rusya üzerinde baskıyı sürdürmenin ve Moskova’yı Ukrayna’nın şartları doğrultusunda barışı kabul etmeye teşvik etmenin önemini hatırlatmayı hedefliyor.

Zelenskiy ise pazar günü yaptığı açıklamada, Trump ile ‘barışın sağlanmasına ve hayatların korunmasına yardımcı olabilecek iyi fikirleri’ görüşmek üzere bir araya geleceğini söyledi.

Zirve, Macron açısından gelecek yıl sona erecek olan ikinci ve son cumhurbaşkanlığı döneminin önemli diplomatik kilometre taşlarından biri olarak görülüyor. Macron, Fransa’nın G7 Dönem Başkanlığı’nı, küresel makroekonomik dengesizliklerle mücadele konusunda adımlar atılması yönünde baskı oluşturmak için değerlendirmeyi amaçlıyor. Bu konu, ABD’nin uzun süredir gündeminde yer alırken, Washington’ın bu yıl G20’nin, gelecek yıl ise G7’nin dönem başkanlığını üstlenecek olması nedeniyle ayrı bir önem taşıyor.

Macron’un zirvede, küresel ekonomik dalgalanmaların sınırlandırılmasından dijital alandaki denetim mekanizmalarının güçlendirilmesine kadar uzanan geniş kapsamlı ve hassas başlıklardan oluşan bir gündem sunması bekleniyor. Bu çerçevede özellikle yapay zekâ alanındaki düzenleme ve denetim konularının ön plana çıkacağı belirtiliyor.

Katılımcıların kapsamını genişletmek

Fransa, G7’nin mevcut üyeleri olan Kanada, Fransa, Almanya, İtalya, Japonya, Birleşik Krallık ve ABD’nin ötesine geçerek grubun etki alanını daha geniş bir ülke yelpazesini kapsayacak şekilde genişletmeye çalışıyor.

Zirveye, İran dosyasını ele almak üzere Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi, Katar Emiri Şeyh Temim bin Hamad Al Sani ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) Devlet Başkanı Şeyh Muhammed bin Zayid Al Nahyan’ın da aralarında bulunduğu Arap liderler katılacak. Ayrıca Brezilya, Hindistan, Kenya ve Güney Kore liderlerinin de zirvede yer alması ve küresel gündemdeki çeşitli siyasi ve ekonomik meselelerin görüşülmesine katkı sunması bekleniyor.

sdde
Fransa’nın Evian kasabasında düzenlenen G7 Zirvesi çerçevesinde alınan güvenlik önlemleri kapsamında bir Fransız helikopteri ve Cenevre polisine ait bir zırhlı araç (AFP)

Siyasi gündemin yanı sıra, yarın düzenlenecek ve dijital alanda çocukların korunması konusuna ayrılan çalışma yemeğine, yapay zekâ sektörünün önde gelen isimleri de katılacak. Programda, OpenAI CEO’su Sam Altman, Anthropic CEO’su Dario Amodei ve Avrupa merkezli rakip şirket Mistral AI’nin kurucularından Arthur Mensch yer alacak.

Zirve kapsamında, binlerce polis ve askerî personelin görevlendirildiği geniş çaplı güvenlik önlemleri devreye sokuldu. Güvenlik operasyonunun, gölün karşı kıyısındaki komşu ülke İsviçre’yi de kapsayacak şekilde yürütüldüğü belirtildi.

Öte yandan, pazar günü İsviçre’nin Cenevre kentinde G7 Zirvesi karşıtı göstericiler ile polis arasında çatışmalar yaşandı. Göstericiler, Birleşmiş Milletler (BM) binası yakınlarında polise doğru şişe, taş, beton parçaları ve havai fişekler atarken, güvenlik güçleri buna göz yaşartıcı gaz ve tazyikli suyla karşılık verdi.


Trump’ın İran’la vardığı mutabakat, nükleer mesele ve yaptırımlar konusunda zorlu sorularla karşı karşıya

ABD Başkanı Donald Trump dün G7 Zirvesi için Fransa’ya gitmek üzere Maryland eyaletindeki Andrews Hava Üssü’nden Air Force One uçağına binerken el sallıyor. (EPA)
ABD Başkanı Donald Trump dün G7 Zirvesi için Fransa’ya gitmek üzere Maryland eyaletindeki Andrews Hava Üssü’nden Air Force One uçağına binerken el sallıyor. (EPA)
TT

Trump’ın İran’la vardığı mutabakat, nükleer mesele ve yaptırımlar konusunda zorlu sorularla karşı karşıya

ABD Başkanı Donald Trump dün G7 Zirvesi için Fransa’ya gitmek üzere Maryland eyaletindeki Andrews Hava Üssü’nden Air Force One uçağına binerken el sallıyor. (EPA)
ABD Başkanı Donald Trump dün G7 Zirvesi için Fransa’ya gitmek üzere Maryland eyaletindeki Andrews Hava Üssü’nden Air Force One uçağına binerken el sallıyor. (EPA)

ABD Başkanı Donald Trump’ın İran ile bir mutabakat zaptına varıldığını açıklamasına yönelik tepkiler, temkinli bir memnuniyetten anlaşmanın ayrıntıları ve uygulanma mekanizmalarına ilişkin kaygılara kadar geniş bir yelpazede şekillendi.

Cenevre’de cuma günü resmen imzalanması öngörülen mutabakat zaptı, çatışmaların durdurulmasını ve Hürmüz Boğazı’nın yeniden ulaşıma açılmasını hedefliyor. Anlaşma ayrıca, İran’ın nükleer programı, yaptırımların kaldırılması ve dondurulmuş İran varlıklarının serbest bırakılmasına ilişkin sonraki müzakereler için zemin hazırlamayı amaçlıyor.

Analistler ve uzmanlar, söz konusu uzlaşının 2015 tarihli nükleer anlaşmaya benzer kapsamlı bir mutabakat değil, geçici bir çerçeve niteliği taşıdığı değerlendirmesinde bulundu. ABD tarafının açıklamalarına göre anlaşma, Hürmüz Boğazı’nın derhal ve herhangi bir ücret uygulanmaksızın açılmasını; buna karşılık Washington’ın deniz ablukasını kaldırmasını ve 30 gün içinde mayın temizleme çalışmalarını tamamlamasını öngörüyor.

Bununla birlikte uzmanlar, tarafların açıklamaları arasında belirgin farklılıklar bulunduğuna dikkat çekti. Tahran yönetimi boğazdaki ‘İran düzenlemeleri’ ve olası tedbirlerden söz ederken, Trump petrolün küresel piyasalara ‘serbest akışının’ sağlanacağını vurguluyor.

Mutabakat zaptı ayrıca, uygulama mekanizmaları, takvimlendirme süreci ve dondurulmuş İran fonlarından 25 milyar doların serbest bırakılmasına ilişkin ayrıntılar konusunda da birçok soruyu yanıtsız bırakıyor.

Övgü ve temkinli karşılama

Trump’ın İran ile savaşı sona erdirmeye yönelik bir anlaşmaya varıldığını açıklaması, destekçileri tarafından kendisi adına stratejik bir zafer olarak sunulurken, yönetimi içinden ve Cumhuriyetçi müttefiklerinden peş peşe övgü mesajları geldi. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, anlaşma duyurusunu Trump’ın 80’inci doğum günüyle ilişkilendirerek X platformunda yaptığı paylaşımda, “ABD; olağanüstü cesarete, sıra dışı bir güce, eşsiz bir mizah anlayışına ve benzersiz bir vatan sevgisine sahip bir lidere sahip olduğu için şanslı” ifadesini kullandı.

sdcds
ABD Başkanı Donald Trump, İran’a karşı savaşın başlamasından dört gün önce, 24 Şubat’ta Kongre’de yaptığı Birliğin Durumu konuşmasında (AFP)

Cumhuriyetçi siyasetçilerden birçoğu da sosyal medya üzerinden Trump’a övgüler yağdırarak onu ‘nihai anlaşma ustası’ olarak nitelendirdi. Cumhuriyetçi Temsilciler Meclisi üyesi Robert Aderholt, İran ile yapılması beklenen anlaşmanın, Tahran’ın nükleer programına 2015 tarihli Kapsamlı Ortak Eylem Planı’ndan (KOEP) daha sıkı kısıtlamalar getireceğini savundu. Aderholt, X platformundaki paylaşımında, “Obama yönetimi döneminde yapılan anlaşmanın aksine, bu anlaşma İran’ın uranyum zenginleştirmeyi sürdürmesine ve nükleer silah üretimi için gerekli bileşenleri stoklamasına izin vermeyecek” ifadesini kullandı.

Trump’ın yakın müttefiklerinden Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham da İran ile imzalanması planlanan mutabakat zaptını, özellikle Hürmüz Boğazı’nın açık kalmasının güvence altına alınması yönüyle memnuniyetle karşıladı. Graham, İran’ın nükleer programına ilişkin sonraki müzakere sürecini yakından takip edeceğini belirtti. Ancak Graham, desteğini dile getirmekle birlikte, X platformunda yaptığı paylaşımda İran’ın anlaşmaya ilişkin yaklaşımının, ABD müzakere heyetinin açıkladığı çerçeveden farklı göründüğünü belirterek endişelerini de dile getirdi.

Graham ayrıca, ABD yasalarına göre İran ile yapılacak herhangi bir nükleer anlaşmanın incelenmesi ve oylanması için Kongre’ye sunulması gerektiğini vurgulayarak, anlaşmanın nihai metnini görmeyi beklediğini ifade etti.

Demokratlardan gelen eleştiriler

Anlaşmaya yönelik Demokratlar cephesinden gelen eleştiriler, resmi duyurudan önce başladı. ABD Senatosu Silahlı Hizmetler Komisyonu Kıdemli Demokrat Üyesi Jack Reed, Fox News’e yaptığı açıklamada, söz konusu anlaşma kapsamında ABD’nin, 2015 yılında Obama yönetimi tarafından İran’ın nükleer programını yaptırımların hafifletilmesi karşılığında sınırlandıran anlaşmayla elde edilenden daha az kazanım elde edeceğini savundu.

Reed, Trump’ın başlattığı savaşın milyarlarca dolara mal olduğunu, 14 Amerikan askerinin hayatını kaybetmesine ve yüzlercesinin yaralanmasına yol açtığını, ayrıca küresel ekonomide ciddi dalgalanmalara neden olduğunu belirtti. “Fiilen, Trump’ın çekildiği nükleer anlaşmada elde edilmesi mümkün olan kazanımlardan daha azını elde ediyoruz” diyen Reed, ABD Başkanı’nın 80’inci yaş gününe denk gelen bu anlaşmayla kendisine bir ‘doğum günü hediyesi’ vermek istediğini öne sürdü.

Öte yandan ABD Temsilciler Meclisi Demokrat Üyesi Seth Moulton da anlaşmanın kamuoyuna yansıyan maddelerini sert sözlerle eleştirerek, bunları Trump’ın ‘teslimiyet belgesi’ olarak nitelendirdi.

Moulton gazetecilere yaptığı açıklamada, “Trump yönetimi bu savaş için şimdiden vergi mükelleflerinin 100 milyar dolarını harcadı. 14 Amerikalı hayatını kaybetti. Sonuçta elde ettiğimiz şey ise, savaş başlamadan önce zaten açık olan boğazın yeniden açılmasını öngören bir anlaşma. Bu nasıl bir zafer olarak sunulabilir?” ifadelerini kullandı.

fsvfd
Umman’ın Musandam vilayetinden görülen Hürmüz Boğazı’ndaki gemiler (Reuters)

Temsilciler Meclisi’ndeki Demokrat azınlığın lideri Hakeem Jeffries, NBC’ye yaptığı açıklamada, anlaşmanın nihai olarak sonuçlanması halinde metnini görmek istediğini belirtti. Ancak Jeffries, savaşın kendisini ‘pervasız’ ve ‘felaket niteliğinde’ olarak nitelendirerek sert eleştiriler yöneltti. Trump’ın İran nükleer anlaşmasından çekilmesinin Tahran’ı daha güçlü hale getirdiğini savunan Jeffries, buna karşılık Amerikalıların Trump’ın liderliği döneminde ‘daha az güvende’ olduğunu söyledi.

Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi’nin kıdemli Demokrat üyesi Gregory Meeks ise Trump’ın yürüttüğü ve ‘tercihe dayalı savaş’ olarak tanımladığı çatışmanın ABD’nin çıkarlarına zarar verdiğini ve yanlış bir karar olduğunu ifade etti. Bununla birlikte Meeks, diplomatik sürece geri dönülmesini memnuniyetle karşıladığını, ancak olası bir anlaşmaya ilişkin daha fazla açıklık ve şeffaflık gerektiğini vurguladı.

Meeks yayımladığı açıklamada, “Amerikan halkı muğlak duyurulardan veya siyasi manevralardan daha fazlasını hak ediyor. Halk; güvenlik, net cevaplar ve bu yönetimin bizi bu maliyetli ve yetkisiz savaşa sürükleyen hataları tekrarlamayacağına dair güvenceyi hak ediyor” ifadelerini kullandı.

Öte yandan, Biden yönetiminde İran dosyası üzerinde çalışan ABD’nin eski İsrail Büyükelçisi Dan Shapiro, Tahran’ın müzakereleri uzatma ve aşamalı tavizler koparma konusunda deneyimli olduğunu söyledi. Shapiro, X platformundaki paylaşımında, nihai bir anlaşmaya ulaşılamama ihtimalinin bulunduğunu belirterek, böyle bir anlaşma sağlansa bile bunun ‘savaş başlamadan önce diplomasi yoluyla elde edilebilecek sonuçlardan daha kötü olacağını’ savundu.

Shapiro ayrıca, Hürmüz Boğazı’nın açık kalmasının anlaşmanın en önemli çıktılarından biri olduğunu kabul etmekle birlikte, İran’ın boğazı ‘gerçek ve güçlü bir baskı aracına’ dönüştürmeyi başardığını ifade etti.