Yolsuzlukla mücadelede Afrika: Ertelenen kalkınma savaşı

Ekonomik istikrarı, yönetişim kalitesini, vatandaş güvenini, yatırım çekiciliğini ve 2063 gündeminin uygulanmasının hızlandırılmasını doğrudan etkileyen bir kalkınma ve siyasi sınav

Afrika Birliği (AfB) Komisyonu Başkanı Mahmud Ali Yusuf (AFP)
Afrika Birliği (AfB) Komisyonu Başkanı Mahmud Ali Yusuf (AFP)
TT

Yolsuzlukla mücadelede Afrika: Ertelenen kalkınma savaşı

Afrika Birliği (AfB) Komisyonu Başkanı Mahmud Ali Yusuf (AFP)
Afrika Birliği (AfB) Komisyonu Başkanı Mahmud Ali Yusuf (AFP)

Haşim Ali Hamid Muhammed

Geri kalmışlıktan ve savaşlar döngüsünden çıkmak, Afrikalı elitlerin ve başında Afrika Birliği'nin (AfB) bulunduğu bölgesel kuruluşların ortak ilgi alanlarından birini oluşturuyor. Ancak yolsuzluk sorunu, Afrika toplumlarına devletlerin işleyişini aksatarak, istikrarlarını, ulusal bileşenlerinin uyumunu ve kararlarının bağımsızlığını olumsuz etkileyerek yansıyan en büyük engellerden biri olmaya devam ediyor. Peki yolsuzluk, Afrika ülkelerini ne ölçüde engelliyor ve Afrika ile bağımsızlığının ardından meşru bir hedef olan kalkınma arasında ne kadar mesafe bulunuyor?

Yolsuzluk ve şeffaflık, Afrika ülkelerinin gidişatını şekillendiren iki zıt kutbu temsil ediyor. Yolsuzluk oranları geriledikçe ve şeffaflık güçlendikçe, istikrar ve büyüme fırsatları artıyor. Ancak yolsuzluğun yaygınlaşması, devlet kurumlarının zayıflamasına, çatışmaların uzamasına, kaynakların tükenmesine ve halkların yaşadığı sıkıntıların artmasına yol açıyor. Afrika kıtası, modern tarihinde sömürgecilik dönemlerinden ve zorlu mücadele süreçlerinden geçerek, sonunda elde edilen bağımsızlık dönemine ulaştı. Bunu, bazıları kendi ülkelerinde istikrarlı bir gerçeklik yaratmayı başaran, buna karşın birçok diğer Afrika ülkesinin ise iktidar mücadeleleri sonucu siyasi ve toplumsal istikrarsızlık ve toplumsal adaleti sağlamaya yönelik şeffaf siyasi sistemler ile etkin yasaların bulunmaması nedeniyle yaygınlaşan yolsuzluk koşullarına hapsolduğu ulusal hükümetler dönemi izledi.

2026 yılı Afrika Yolsuzlukla Mücadele Günü vesilesiyle Afrika Birliği Komisyonu Başkanı, Komisyonun dürüstlüğü güçlendirmeye yönelik istikrarlı bağlılığını teyit ederek, "yolsuzlukla mücadelenin Afrika Birliği için stratejik bir öncelik olmaya devam ettiğini" vurguladı.

Dürüstlüğün güçlendirilmesi

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre Afrikalı liderlerin peşinde koştukları hedefler arasında, kalkınmanın, istikrarın ve Afrika halklarının kalkınmasının önündeki bir engel olarak yolsuzluğun ortadan kaldırılması ve şeffaflığın sağlanması yer alıyor. AfB, bu yılki gündemi doğrultusunda, AfB Komisyonu ve bu alanda uzmanlaşmış komiteler aracılığıyla yolsuzlukla mücadeleye yönelik birçok plan benimsedi.

2026 yılı Afrika Yolsuzlukla Mücadele Günü vesilesiyle AfB Komisyonu Başkanı Mahmud Ali Yusuf, Komisyonun dürüstlüğü güçlendirmeye yönelik istikrarlı bağlılığını teyit ederek, ‘yolsuzlukla mücadelenin AfB için stratejik bir öncelik olmaya devam ettiğini’ vurguladı. Yusuf, AfB Danışma Konseyi ile Yolsuzlukla Mücadele Komitesi'nin çalışmalarına sürekli destek sözü vererek, hükümetleri, kurumları, sivil toplumu, özel sektörü ve vatandaşları dürüstlüğü güçlendirme ve yolsuzlukla mücadele çalışmalarında kolektif bir şekilde hareket etmeye çağırdı.

Afrika Yolsuzlukla Mücadele Günü, her yıl 11 Temmuz'da Afrika düzeyinde kutlanan bir etkinlik niteliği taşıyor. Bu özel gün,  şeffaflığı güçlendirmeyi, dürüstlüğü pekiştirmeyi, benimsenen politikaları değerlendirmeyi ve AfB'nin yolsuzluğu önleme sözleşmesinin uygulanmasına yönelik kıta çapındaki ve uluslararası bağlılığı yenilemeyi amaçlıyor.

Yusuf, 2026 yılı yolsuzlukla mücadele temasının, ‘Afrika genelinde dürüstlüğün ve yolsuzlukla mücadele çalışmalarının güçlendirilmesinin kapsamının genişletilmesi’ sloganıyla belirlendiğini ve bunun AfB’nin ortak değerler üzerine kurulu demokratik yönetişim vizyonunu yansıttığını belirtti. Yusuf, kıta çapında entegrasyonun üye devletler arasında güven gerektirdiğini, bu güvenin ise ancak dürüstlük, şeffaflık ve güçlü hesap verebilirlik sistemleri aracılığıyla korunabileceğini vurguladı.

Yusuf, AfB Yolsuzlukla Mücadele Danışma Konseyi'ni, AfB'nin yolsuzluğu önleme ve mücadele sözleşmesinin uygulanmasını güçlendirmedeki sürekli liderliğinden dolayı takdir ederek, yasal ve kurumsal çerçevelerin tek başına yeterli olmadığını belirtti. Yusuf, Afrika toplumlarında ahlak, dürüstlük ve hesap verebilirlik değerlerini kök salacak daha geniş kapsamlı bir kültürel dönüşüm çağrısında bulunarak, AfB Komisyonu'nun üye devletlerin ulusal dürüstlük ve ahlak stratejilerini benimsemesi ve uygulaması için verdiği desteği teyit etti. Bunun yanı sıra varlıkların geri kazanılmasını hızlandırmak ve kıta genelinde yolsuzlukla mücadele çabalarını birleştirmek amacıyla çok taraflı iş birliğinin güçlendirilmesi çağrısında bulundu.

Afrika ve küresel şeffaflık ortalaması

Bazı uluslararası ve bölgesel kuruluşlar bu vesileyle açıklamalar yayımladı. Bunlar arasında Afrika Birliği'nin açıklaması, üye devletlerin AB’nin yolsuzluğu önleme ve mücadele sözleşmesini uygulama konusundaki bağlılıklarının boyutuna odaklandı ve birkaç önemli sonuca dikkati çekti. Bazı Afrika ülkelerinin yasa çıkarma ve yolsuzlukla mücadeleye özgü kurumlar oluşturma konusunda ilerleme kaydettiği belirtildi. Raporda, mevzuat ile bunların sahada uygulanması arasında hâlâ belirgin bir uçurum bulunduğu vurgulandı.

Raporda, kamu ihalelerindeki yolsuzluk, doğal kaynak yönetimi ve vergi kaçakçılığının en önemli zorluklar arasında yer aldığı belirtilirken, yargının ve denetim kurumlarının bağımsızlığının zayıf olmasının, bazı ülkelerde yolsuzlukla mücadelenin etkinliğini sınırladığına dikkat çekildi. Rapor, şeffaflığın güçlendirilmesi, yolsuzluk ihbarında bulunanların korunması ve çalınan malların geri kazanılması için ülkeler arası iş birliğinin genişletilmesi çağrısında bulundu.

Öte yandan Birleşmiş Milletler Afrika Ekonomik Komisyonu (UNECA) tarafından yapılan açıklamada yolsuzluk ile ekonomik kalkınma arasında bağlantı kurdu. Açıklamada, yolsuzluğun rüşvetle sınırlı olmadığı, aynı zamanda kıtanın kaynaklarını tüketen yasa dışı mali akışları da kapsadığı belirtildi. Açıklamada, kıtanın her yıl para kaçakçılığı, yolsuzluk ve vergi kaçakçılığı nedeniyle milyarlarca dolar kaybettiği, bunun da eğitime, sağlığa ve altyapıya yönlendirilebilecek kaynaklardan kıtayı mahrum bıraktığı vurgulandı. Komisyon, yönetişim ve şeffaflığın iyileştirilmesinin, sürdürülebilir kalkınmanın sağlanması ve yatırımların çekilmesi için temel şartlar olduğunu teyit etti.

dfvbfg
Yolsuzluk, Afrika kıtasındaki onur ve gelişme ruhunu yok etti (AFP)

Komisyon, raporunun sonunda, devlet hizmetlerinde dijitalleşmenin güçlendirilmesi, denetim kurumlarının güçlendirilmesi, çalınan varlıkların geri kazanılması ve mali suçlarla mücadelede uluslararası iş birliğinin iyileştirilmesi tavsiyelerinde bulundu.

Uluslararası Şeffaflık Örgütü'nün Yolsuzluk Algı Endeksi (CPI) raporunun ortaya koyduğu en önemli sonuç ise, yolsuzluğun Afrika'da kalkınma ve istikrarın önündeki en büyük engellerden biri olmaya devam ettiği yönünde. Zira kıtadaki ülkelerin büyük çoğunluğu, küresel şeffaflık ortalamasının altında puanlar kaydetti. Rapor, Botsvana, Yeşil Burun Adaları ve Seyşeller gibi bazı Afrika ülkelerinin, kurumlarının gücü ve hukukun üstünlüğü sayesinde daha iyi sonuçlar elde ettiğine dikkati çekti.

Buna karşın Güney Sudan, Somali ve Libya gibi çatışma veya kurumsal kırılganlık yaşayan ülkeler en düşük puanları alıyor. CPI raporu, yolsuzluğun devlet kurumlarına duyulan güveni zayıflattığını, kamu hizmetlerini kötüleştirdiğini ve yatırım ile ekonomik büyümeyi engellediğini vurguladı. Rapor ayrıca, yolsuzlukla mücadelenin, yargı bağımsızlığı, basın özgürlüğü, yolsuzluk ihbarında bulunanların korunması ve kamu malı yönetiminde şeffaflık ile hesap verebilirliğin güçlendirilmesini gerektirdiğini değerlendirdi.

Başka bir düzeyde, Mo İbrahim Vakfı'nın Afrika Yolsuzlukla Mücadele Günü vesilesiyle yayımladığı Afrika Yönetişim Endeksi (IIAG) raporu, kıtadaki yolsuzlukla mücadele çabalarının, 2018-2020 yılları arasında yaşanan belirgin gerilemenin ardından son yıllarda ivmesinin bir kısmını yeniden kazandığını ortaya koydu. Ancak reformların yavaşlığı ve siyasi söylem ile gerçeklik arasındaki uçurumun sürmesi nedeniyle genel bilanço hâlâ beklentilerin altında kalıyor.

Rapora göre kıta genelinde yolsuzlukla mücadelede kaydedilen ilerleme oranı 2016 yılından bu yana 0,5 puanı aşmadı. Bu durum, birçok Afrika ülkesinde çok sayıda girişim ve hükümet taahhüdüne rağmen, açıklanan kamu politikalarının etkisinin sınırlı kaldığını yansıtıyor. Rapor, Fas'ı 2021 yılından bu yana yolsuzlukla mücadele endeksinde iyileşme kaydeden ülkeler listesinde, Senegal, Fildişi Sahili, Mali, Gabon ve Malavi ile birlikte sıralarken ilerleme kaydeden ülkelerin büyük çoğunluğunun Batı ve Kuzey Afrika'ya ait olduğuna dikkati çekti.

Kalkınma ve siyasi bir sınav

Üç uluslararası ve bölgesel kuruluşun görüşleri, Afrika'daki yolsuzluğun yalnızca ahlaki veya hukuki bir mesele olmadığı, aksine ekonomik istikrarı, yönetişim kalitesini, vatandaş güvenini, yatırım çekiciliğini ve Afrika 2063 gündeminin uygulanmasının hızlandırılmasını doğrudan etkileyen bir kalkınma ve siyasi sınav olduğu, kurumsal dürüstlüğün iyileştirilmesinin sürdürülebilir kalkınmanın sağlanması için temel bir şart olduğu noktasında birleşti.

AfB'nin, Afrika için uzun vadeli stratejik kalkınma yol haritası olarak başlattığı 2063 gündemine ilişkin olarak Mahmud Ali Yusuf, AfB Komisyonu’nun, Afrika gündeminin gerçekleştirilmesi için vazgeçilmez temel dayanaklar olan dürüstlük, şeffaflık ve hesap verebilirliği güçlendirmeye yönelik istikrarlı bağlılığını’ teyit etti ve eski BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın ‘yolsuzluk bir hastalıksa, dürüstlük ve şeffaflık kıtamızın yeniden doğuşu için temel tedavilerdir’ sözlerine atıfta bulundu.

AfB’nin 2013 yılında ‘İstediğimiz Afrika’ sloganıyla kıtanın kalkınması için bir yol haritası olarak ortaya koyduğu 2063 gündemi, 1963 yılında kurulan ve daha sonra AfB'ye dönüşen Afrika Birliği Örgütü’nün kuruluşunun 50. yıl dönümünü kutlamak amacıyla hazırlandı.

Yüz milyarlarca dolarlık kayıplar

Afrika Boynuzu meseleleri uzmanı ve akademisyen Abdurrahman Ahmed, yolsuzluğu ‘başta yolsuzluğun büyük ölçüde görüldüğü Afrika ülkeleri olmak üzere dünyadaki tüm ülkeler için büyük bir sınav’ olarak nitelendirdi ve bunun devlet kurumları için büyük bir zorluk oluşturduğunu belirtti. Ahmed, ‘AfB'nin yolsuzlukla mücadele eden komiteler ve kurumlar oluşturduğunu, ancak temel sorunun, bu kurumların yolsuzluktan mustarip ülkeleri bu alanda kurumsallaşma ve yönetişimi güçlendirmeye zorlayamaması olduğunu’ kaydetti.

Ahmed sözlerine şöyle devam etti:

“Yolsuzluğun neden olduğu kayıplar son derece büyük ve Afrika'nın ekonomik, siyasi ve toplumsal olmak üzere tüm alanlarda yaşadığı büyük geri kalmışlığın nedeni bu. Aynı şekilde Afrika'daki kurumların yaşadığı belirgin geri kalmışlığın temel ve ana nedeni de yolsuzluktur. Büyük ulusal projeler bulunsa bile gerek kamu sektöründe gerekse kendisi de devasa bir yolsuzluktan mustarip olan özel sektörde, devlet kurumlarındaki yolsuzluk nedeniyle bu projeler kısa sürede başarısızlığa uğruyor.

Yolsuzluk tüm ülkelerde yaygın, ancak Afrika'daki yaygınlığı daha büyük. Örneğin, üzerinden 20 veya 30 yılı aşan süreler geçmesine rağmen başarıya ulaşamayan ve kendilerine tekrar tekrar bütçe ayrılmasına rağmen hiçbir fayda sağlanmayan projeler var. Bu durum devleti yönetimlerini, denetim komitelerini veya hatta ilgili bakanı değiştirmeye itiyor. Kamu ve özel şirketlerin birçoğu, proje görevlerini yerine getirmeden veya herhangi bir başarı elde etmeden devasa bütçeler tüketiyor. Bu nedenle birçok ülkede tüm projeler yolsuzluk nedeniyle durma noktasına geldi.

Yolsuzluğun Afrika kıtasındaki gayret ve gelişim ruhunu öldürdüğünü söyleyebiliriz ve hükümetlerin bu tehlikeli olguyla mücadelede çok büyük sorumlulukları var. Bazı bilgiler, Afrika ülkelerinde yolsuzluk nedeniyle israf edilen paranın toplamının yılda 200 milyar doları aştığına işaret ediyor. Bu devasa miktarların projeleri şeffaf bir şekilde uygulansaydı, Afrika kıtasının çehresini değiştirebilirdi.

Ancak, yolsuzluk denen bu korkutucu hayalete rağmen, Afrika kıtasında örneğin Ruanda gibi önemli başarılar elde eden ülkeler var; ayrıca Yeşil Burun Adaları ve Mauritius da bu ülkeler arasında yer alıyor. Diğer bazı ülkeler de bu tehlikeli olguyla mücadelede yollarını bulmaya başladı.”

100 üzerinden 50'nin altında

AfB Siyasi İşler Dairesi Barış ve Güvenlik Yapısı Sekretaryası Başkanı ve Baş İnsan Hakları Sorumlusu Büyükelçi Salah Hammad, ‘yolsuzluğun birçok Afrika ülkesinde kalkınmayı ve istikrarı engelleyen en büyük sınavlardan biri olduğunu, rüşvet, kamu malının zimmete geçirilmesi, kayırmacılık, nüfuz istismarı, kara para aklama ve kamu ihalelerinde usulsüzlük gibi çok sayıda biçimde ortaya çıktığını’ söyledi. Hammad, uluslararası şeffaflık göstergelerinin, Sahra Altı Afrika'nın yolsuzlukla mücadelede en zayıf performans gösteren bölgelerden biri olduğunu, bölgesel ortalamanın düşük seyrettiğini ve çok sayıda ülkenin 100 üzerinden 50 puanın altında kaldığını teyit ettiğini de sözlerine ekledi.

Hammad sözlerine şöyle sürdürdü:

“Afrika'da yolsuzluğun etkileri, kamu kaynaklarının israf edilmesi ve eğitim, sağlık ve altyapıdan uzaklaştırılması şeklinde ortaya çıkıyor; devlet kurumlarının, yargının ve idarenin zayıflığına, yoksulluk ve işsizliğin artmasına, toplumsal eşitsizliklerin genişlemesine, vatandaşların hükümetlere duyduğu güvenin gerilemesine ve yerli ile yabancı yatırımın engellenmesine yansıyor. Bazı durumlarda ise yolsuzluk, siyasi istikrarsızlık ve çatışmalarla ilişkilendiriliyor."

Mücadele çabalarının karşılaştığı en önemli zorlukların, mevcut metin ve anlaşmalara rağmen yasaların uygulanmasındaki zayıflık olduğunu, ayrıca yargı ve denetim kurumlarının bağımsızlığını sınırlayan siyasi müdahalelerin bulunduğunu belirten Hammad’a göre bunun yanı sıra denetim kurumları için kaynak ve finansman yetersizliği, ihbarcılar ve tanıkların korunmasındaki zayıflığı, sınır ötesi yolsuzluk ve para kaçakçılığı, zaman zaman sivil alanın daralmasının basının ve sivil toplumun rolünü zayıflatıyor.

Hammad, AfB'nin yolsuzluğa ilişkin vizyonuna dair son olarak şunları söyledi:

“AfB, yolsuzluğu iyi yönetişimin, kalkınmanın ve Afrikalı vatandaşın onurunun önündeki bir engel olarak görüyor. Vizyonu, yalnızca faillerini cezalandırmak değil, yolsuzluğu önlemek üzerine kurulu; dürüstlük, şeffaflık ve hesap verebilirliği güçlendirmeyi, hukukun üstünlüğünü ve yargı bağımsızlığını pekiştirmeyi, sivil toplumu ve medyayı sürece dahil etmeyi, Afrika ülkeleri arasında önleme, kovuşturma ve varlıkların geri kazanılması konularında iş birliğini güçlendirmeyi amaçlıyor.”



Trump: Yıl sonundan itibaren İsrail'e mali yardımı durduracağız

ABD Başkanı Donald Trump (sağda), Beyaz Saray'da İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile görüşürken (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump (sağda), Beyaz Saray'da İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile görüşürken (Reuters)
TT

Trump: Yıl sonundan itibaren İsrail'e mali yardımı durduracağız

ABD Başkanı Donald Trump (sağda), Beyaz Saray'da İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile görüşürken (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump (sağda), Beyaz Saray'da İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile görüşürken (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump, Washington yönetiminin İsrail'e yönelik 10 yıllık güvenlik yardımı anlaşmasını sona erdireceğini açıkladı. Söz konusu anlaşma kapsamında İsrail'in 2028 yılına kadar yıllık 3,8 milyar dolar yardım alması öngörülüyordu.

Trump, salı günü yaptığı açıklamada, ilk başkanlık döneminde 2019'da yürürlüğe giren ve temeli selefi Barack Obama döneminde, 2016 yılında atılan yardım anlaşmasının sona erdirileceğini belirtti.

İsrail'in de bu yardımın kesilmesine karşı olmadığını söyleyen Trump, “İsrail'in buna ihtiyacı olursa kendisine yardım edeceğiz” dedi. Yardımın azaltılması kararının kendisi ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu arasında varılan mutabakat doğrultusunda alındığını kaydetti.

ABD ile İsrail arasındaki ilişkilerin önemine dikkat çeken Trump, İsrail'in ülkesi açısından öncelikli konumda olduğunu belirterek şunları söyledi:

“İsrail bizim için ilk sırada geliyor. Ona diğer bütün taraflardan daha fazla yardım sağlıyoruz ancak artık bu yardıma ihtiyacı kalmadı. Eğer ihtiyacı olsaydı, yardımın sürdürülmesi gerektiğini söylerdim.”

Anlaşma kapsamında İsrail, silah alımlarında kullanılmak üzere ABD'den yıllık yaklaşık 3,8 milyar dolar tutarında mali yardım alıyor.

Şarku’l Avsat’ın Dış İlişkiler Konseyi'nden  (CFR) aktardığı verilere göre İsrail, 1948'de kuruluşundan bu yana ABD'den bugünkü dolar değeriyle 300 milyar doların üzerinde ekonomik ve askeri yardım aldı.

Bu miktar, 1946'dan bu yana herhangi bir ülkeye sağlanan ABD yardımını geride bırakıyor. İsrail Başbakanı Netanyahu da daha önce ülkesinin ABD yardımına bağımlılığını sona erdirmek istediğini dile getirmişti.

Netanyahu, haziran ayında yaptığı açıklamada İsrail'in askeri bağımsızlığının güçlendirilmesi ve Washington'a olan bağımlılığının azaltılması çağrısında bulunmuştu.

Netanyahu, ocak ayında The Economist dergisine verdiği röportajda ise bu hedefe 10 yıl içinde ulaşmayı umduğunu söylemişti.

Trump, salı günkü açıklamasında kararının gerekçelerinden birinin de Demokratların Senato adayı Abdul (Abdurrahman) Seyyid'in yönelttiği eleştiriler olduğunu belirtti. Seyyid, ABD'de kamuoyunda giderek artan hoşnutsuzluktan ve İsrail karşıtı tepkilerden yararlanan isimler arasında gösteriliyor.

Trump, Fox News'e yaptığı açıklamada, “İsrailliler artık bu yardıma ihtiyaç duymuyorken neden Abdul Seyyid gibi aşırılık yanlısı kişilerin saldırılarına ve eleştirilerine katlanalım?” ifadelerini kullandı.


Trump karşıtlığı Demokratları sandıkta buluşturuyor, peki seçim sonrasında ne olacak?

3 Kasım'da Nevada eyaletinin Las Vegas kentinde oy kullanan seçmenler (Reuters)
3 Kasım'da Nevada eyaletinin Las Vegas kentinde oy kullanan seçmenler (Reuters)
TT

Trump karşıtlığı Demokratları sandıkta buluşturuyor, peki seçim sonrasında ne olacak?

3 Kasım'da Nevada eyaletinin Las Vegas kentinde oy kullanan seçmenler (Reuters)
3 Kasım'da Nevada eyaletinin Las Vegas kentinde oy kullanan seçmenler (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump, Cumhuriyetçilerin zaferini garantilemek için seçmenlere sandık başına gitmeleri ve oylarını “sanki kendi adı da oy pusulasında yer alıyormuş gibi” kullanmaları çağrısında bulundu. Bu çağrı, Cumhuriyetçi taban nezdinde partisine yarar sağlayabilecek olsa da diğer seçmen kesimleri üzerinde ters etki yaratabilir.

Zira Amerikalıların bu seçimlerde oy kullanması, mutlaka bir adayı destekledikleri anlamına gelmiyor. Aksine bu tercih, ABD Başkanı'nın iç ve dış politikalarına yönelik bir tepkinin ifadesi olarak öne çıkıyor. Birçok kamuoyu araştırmasının sonuçları da Trump karşıtlığının geniş bir seçmen kitlesi için temel bir seçim motivasyonuna dönüştüğünü ortaya koyuyor.

Şarku’l Avsat’ın Pew Araştırma Merkezi'nden aktardığı ankete göre kayıtlı seçmenlerin yüzde 44'ü oylarını Trump'a karşı kullanacağını belirtiyor. CBS televizyonunun araştırmasında ise Demokrat seçmenlerin yüzde 70'inden fazlası, oy tercihlerinin başkana yönelik muhalefetin bir ifadesi olduğunu dile getiriyor.

Bu veriler, Trump'ın Demokrat tabanı harekete geçiren başlıca unsura dönüştüğünü ve birçok seçmen açısından kendisine karşı çıkmanın adayların seçim programlarından daha öncelikli hale geldiğini gösteriyor.

Muhalefet stratejisi

Demokratlar bu tablodan yararlanıyor ve seçim kampanyalarını Trump'ı ve siyasi gündemini hedef alan bir söylem üzerine kuruyor. Bu strateji, Kongre'de önemli kazanımlar elde etmelerine, hatta Temsilciler Meclisi veya Senato'da ya da her iki kanatta birden çoğunluğu ele geçirmelerine yardımcı olabilir.

Ancak bu tür bir stratejinin temel sorunu, Demokratların seçimleri kazanmasını sağlayabilse de seçim sonrasında seçmenlerin desteğini korumalarını garanti etmemesi. Trump'a karşı olmak, seçmenin Demokratlara güvendiği anlamına gelmiyor.

defrgt
2 Kasım 2026'da Iowa eyaletinde oy kullanmak için sıraya giren seçmenler (AFP)

CBS'nin anketi, Demokrat Parti destekçilerinin önemli bir bölümünün açık ve belirgin bir Demokrat gündemi desteklemekten ziyade Trump ve Cumhuriyetçilerin politikalarına karşı koyma motivasyonuyla hareket ettiğini ortaya koydu. Parti destekçilerinin yaklaşık yüzde 40'ı, Demokratların Kongre'de çoğunluğu elde etmesi durumunda “açık bir plana sahip olmadığını” düşünüyor.

Nitekim Demokratların, seçimleri kazanmaları halinde önümüzdeki dönemde hangi konulara öncelik vereceklerine ilişkin henüz ortak ve net bir programı bulunmuyor. Demokratların Temsilciler Meclisi'ndeki azınlık lideri Hakeem Jeffries ise partisinin gündeminin ana hatlarını belirlemeye çalıştı.

Jeffries kısa süre önce, Demokratların iktidara gelmeleri halinde ilk 100 günde hayata geçirmeyi planladıkları bir program açıkladı. Plan; yaşam maliyetlerinin düşürülmesini, sağlık sisteminde reform yapılmasını, Trump'ın gümrük tarifelerine karşı çıkılmasını ve İran'la yürütülen savaşın ele alınmasını içeriyor. Parti ayrıca yönetimin uygulamalarına yönelik kapsamlı soruşturmalar başlatmaya hazırlanıyor.

Ancak böyle bir gündemin açıklanmış olması, Demokratların bu başlıkların nasıl hayata geçirileceği veya hangilerine öncelik verileceği konusunda uzlaştığı anlamına gelmiyor. Özellikle partinin ilerici ve ılımlı kanatları arasındaki görüş ayrılıkları ve Trump'ın Beyaz Saray'daki görevini sürdürmesinin getireceği kısıtlamalar, ortak bir yol haritası oluşturulmasını zorlaştırıyor.

vfbghyju
Demokratların Temsilciler Meclisi'ndeki azınlık lideri Hakeem Jeffries, 31 Ekim 2026'da Virginia'da (AFP)

Demokratların bir bölümü sağlık sisteminde reformun öncelikli gündem maddesi olması gerektiğini savunurken, bazıları Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Dairesi'nin (ICE) reforme edilmesini istiyor. Diğerleri ise ekonomiyi canlandırmaya yönelik projelerin yasalaştırılmasına öncelik verilmesi çağrısında bulunuyor.

Buna karşılık birçok Demokrat, yönetimin uygulamalarını denetleme ve hesap vermesini sağlama yetkilerini yeniden etkin biçimde kullanmayı bekliyor. Bu kapsamda Trump'ın veya yönetimindeki bazı yetkililerin görevden alınmasına yönelik girişimlerin de gündeme gelebileceği belirtiliyor.

Demokratların öncelikleri

Ancak Trump'a yönelik muhalefeti seçim kazanımlarına dönüştürmek başka, bu muhalefeti seçmenlerin beklentilerini karşılayacak bir yasama programına çevirmek başka bir mesele. Demokrat Parti içinde gündeme getirilen konuların çeşitliliği ve öncelikler konusundaki görüş ayrılıkları, temel bir soruyu gündeme getiriyor: Seçmenler, yeni Kongre'den gerçekte ne bekliyor?

cfvgthd
3 Kasım'da Washington'daki bir seçim merkezinde oy kullanan kadın seçmen (AP)

Trump'a karşı oy kullanmak, ilk bakışta Demokratlara başkanı denetleme ve yönetimine karşı koyma yetkisi verilmesi anlamına gelebilir. Ancak kamuoyu araştırmaları, tablonun bundan daha karmaşık olduğunu gösteriyor.

Şarku’l Avsat’ın Associated Press'ten aktardığı ankete göre seçmenlerin yaklaşık yüzde 80'i Kongre'nin yaşam maliyetlerini düşürmeye öncelik vermesini istiyor. İran'la savaşın sona erdirilmesini öncelikli görenlerin oranı yaklaşık yüzde 70'e ulaşırken, Trump yönetiminin uygulamalarına yönelik soruşturmaların öncelik haline getirilmesini isteyenlerin oranı ise yaklaşık yüzde 40'ta kalıyor.

 bgnm
2 Kasım 2026'da New Hampshire eyaletinde bulunan Demokrat bir kadın seçmen (Reuters)

Çelişki de tam bu noktada ortaya çıkıyor: Bir seçmen Trump'a karşı oy kullanabilir ancak yeni Kongre'nin, günlük yaşamını doğrudan etkileyen sorunları bir kenara bırakarak başkanla siyasi mücadeleye odaklanmasını istemeyebilir.

Demokratlar çoğunluğu elde etmeleri halinde seçmenlerin beklentilerini karşılamayı başarabilecek mi? Yoksa parti içindeki görüş ayrılıkları, önümüzdeki dönemi somut sonuçların elde edilemediği siyasi çekişmeler ve güç mücadeleleriyle mi geçirmelerine yol açacak?


ABD, gelecek hafta Abu Dabi'de yapılacak Rusya ve Ukrayna arasındaki barış görüşmelerine arabuluculuk yapacak.

ABD Özel Temsilcisi Steve Witkoff (AP)
ABD Özel Temsilcisi Steve Witkoff (AP)
TT

ABD, gelecek hafta Abu Dabi'de yapılacak Rusya ve Ukrayna arasındaki barış görüşmelerine arabuluculuk yapacak.

ABD Özel Temsilcisi Steve Witkoff (AP)
ABD Özel Temsilcisi Steve Witkoff (AP)

ABD Başkanı Donald Trump'ın Özel Temsilcisi Steve Witkoff dün yaptığı açıklamada, Ukrayna, Rusya ve ABD'li yetkililerin barış müzakerelerini ilerletmek amacıyla gelecek hafta Abu Dabi'de üçlü bir toplantı gerçekleştireceğini bildirdi.

Rusya, ekim ayının sonlarında, yılın başından bu yana çıkmaza giren barış görüşmelerini yeniden başlatmaya hazır olduğunu açıklamıştı.

Şarku’l Avsat'ın AFP’den aktardığına göre Rusya, Ukrayna ve ABD heyetleri arasındaki son üçlü görüşme şubat ayının ortasında İsviçre'nin Cenevre kentinde gerçekleştirilmiş, ancak tarafların kendi şartlarında ısrar etmesi nedeniyle herhangi bir uzlaşmaya varılamamıştı.

Witkoff, X hesabından yaptığı açıklamada, “ABD, 10-11 Kasım tarihlerinde Abu Dabi'de, Ukrayna ve Rusya arasındaki müzakerelere arabuluculuk yapacak. Görüşmelerde savaş sonrası güvaenlik düzenlemeleri, gerilimin azaltılması, insani çabalar ve barışa yönelik adımlar ele alınacak” ifadelerini kullandı.

Öte yandan Witkoff, ABD'li müzakerecilerin bu hafta Brüksel'e giderek Fransa, Almanya, İngiltere, Avrupa Birliği ve NATO temsilcileriyle bir araya geleceğini belirtti.

Görüşmelerde Ukrayna'ya yönelik güvenlik garantilerinin ele alınacağını kaydetti.