Uzmanlar ve ekonomi yetkilileri, Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, Suudi Arabistan ile ABD arasında imzalanan barışçıl nükleer anlaşmanın iki ülke arasındaki stratejik ve nitelikli iş birliğinde yeni ve benzeri görülmemiş bir dönemi başlattığını belirtti. Söz konusu anlaşmanın yalnızca enerji sektöründeki teknik ve kalkınma boyutlarıyla sınırlı kalmadığını vurgulayan uzmanlar; bu adımın, Suudi Arabistan’ın uluslararası piyasalardaki güvenilirliğini sınır ötesi yatırımlar için bir cazibe merkezi olarak güçlendirdiğini, ülke ekonomisine küresel krizlere karşı daha yüksek bir direnç ve güvence sağladığını, ayrıca yerli üretimde nitelikli bir sıçrama yaratarak Vizyon 2030 hedeflerini pekiştirdiğini ifade etti.
Anlaşmanın kazanımlarını değerlendiren Şura Meclisi Üyesi Fadıl bin Saad el-Buayneyn, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, anlaşmanın büyük bir stratejik ve ekonomik önem taşıdığını belirtti. El-Buayneyn, stratejik açıdan bu adımın Riyad ile Washington arasındaki tarihi ortaklığı derinleştirmeye ve iş birliğini uzun vadeli bir çerçeveye oturtmaya katkı sağladığını, böylece kapsamlı ulusal güvenliğin hayati unsurlarını gerçekleştirdiğini kaydetti.
El-Buayneyn, anlaşmanın yalnızca doğrudan maliyet ve getiri hesaplarıyla sınırlı kalmayan panoramik bir vizyonla okunması gerektiğinin altını çizdi. Bu yaklaşımın tüm sektörlere yayılan devasa ekonomik getirileri, su güvenliğini, enerji güvenliğini ve Suudi Arabistan’ın ana merkezini oluşturduğu bölgesel istikrarı kapsadığını vurguladı.
Ulusal karışımın faydaları
El-Buayneyn, enerji ve kaynaklar sistemi üzerindeki doğrudan etkiye ilişkin olarak, barışçıl nükleer enerjinin devreye girmesinin başta elektrik ve Suudi Arabistan’daki su güvenliği için stratejik bir öncelik oluşturan su arıtma olmak üzere, ekonominin hayati sektörlerine yönelik üretim verimliliğini artıracağını belirtti.
Elektrik üretiminde nükleer enerjiye dayanmanın, halihazırda yerel santrallerde kullanılan büyük miktarlardaki petrol ve doğalgaz tasarrufu sağlayacağını ekleyen el-Buayneyn, bu durumun hükümet gelirlerini artırmak amacıyla söz konusu kaynakların dış ihracata yönlendirilmesine ve özellikle sanayi, madencilik ile ileri teknoloji sektörlerindeki giderek artan yerel talebin karşılanmasına imkân tanıyacağını ifade etti. El-Buayneyn ayrıca, Suudi Arabistan’ın uranyum rezervlerini en iyi şekilde değerlendirme, nükleer yakıtta kendi kendine yeterliliği sağlama ve enerji sektörünün egemenliğini güçlendirme amacıyla zenginleştirme süreçlerini geliştirme beklentisine dikkat çekti.
Hassas teknolojilerin yerelleştirilmesi
Anlaşmanın zaman boyutuna değinen el-Buayneyn, yaklaşık 30 yılı kapsayan bu anlaşmanın yatırımların akışını, teknoloji transferini ve gelişmiş Amerikan şirketleriyle bağların güçlendirilmesini garanti altına alan uzun vadeli bir ortaklığın temelini attığını belirtti.
El-Buayneyn, söz konusu ortaklığın nükleer sektörle bağlantılı modern teknolojilerin ve gelişmiş sanayilerin ülkeye kazandırılması ile genç milli kaynağın nitelikli hale getirilmesi için bir köprü oluşturacağını öngördüğünü ifade etti. Bu durumun ekonomik tabanın çeşitlendirilmesini destekleyeceğini, farklı üretim sektörlerinin dayanağı olacak yeni bir kalkınma sektörü yaratacağını ve bölgesel elektrik şebekeleri aracılığıyla komşu ülkelere enerji ihraç etme imkânı sunacağını kaydetti.
Yabancı yatırım çekmek
Öte yandan, Cizan’daki eş-Şuruk Ekonomik Araştırmalar Merkezi Başkanı Dr. Abdurrahman Başen, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, anlaşmanın türünün ilk örneği olan ikili iş birliği için en önemli stratejik yapı taşını oluşturduğunu, bunun da iki taraf arasındaki sanayi ve teknoloji iş birliğinin çıtasını yükselttiğini vurguladı.
Söz konusu anlaşmanın Suudi Arabistan’ın enerji verimliliğini artırma, temiz enerji sağlama, çevreyi koruma ve Vizyon 2030 taahhütleri kapsamındaki ‘net sıfır emisyona ulaşma’ hedeflerini gerçekleştirme adımlarını hızlandırdığını belirten Başen; bu ortaklığın yapay zekâ, elektronik çip ve gelişmiş mikroçip üretimi gibi stratejik sektörleri tamamlayıcı nitelikteki ileri sanayilerin ülkeye kazandırılması ve yerlileştirilmesi adına geniş ufuklar açtığını ifade etti. Başen, bu durumun Suudi ürünlerinin küresel piyasalardaki rekabet gücünü artıracağını ve sanayi sisteminin istikrarını pekiştireceğini ekledi.
Anlaşmanın en doğrudan yansımalarının yatırım kuruluşları ve küresel şirketler nezdinde Suudi ekonomisinin genel güvenilirliğini artırması olduğuna dikkat çeken Başen, bunun doğrudan yabancı yatırım iştahını canlandıracağını; ulusal ekonomiye ekonomik krizlere ve küresel dalgalanmalara karşı güçlü bir direnç kazandıran uluslararası ve bölgesel iş birliği projelerine kapı aralayacağını belirterek sözlerini tamamladı.