Londra'da lüks saat hırsızlığı... Sınır aşan çeteler ve gizli polis operasyonları

Londra'da lüks saat hırsızlığı... Sınır aşan çeteler ve gizli polis operasyonları
TT

Londra'da lüks saat hırsızlığı... Sınır aşan çeteler ve gizli polis operasyonları

Londra'da lüks saat hırsızlığı... Sınır aşan çeteler ve gizli polis operasyonları

Londra'nın lüks semtlerinden birinin merkezindeki Jermyn Street'te yavaşça yürüyen ve yoldan geçenlerin bileklerini gözleyen bir kişi, sivil kıyafetli dört polis memurunun dikkatini çekti. Polislerden biri sivil bir araçtan inerek şahsi takibe aldı. Birkaç dakika sonra şüpheli elektrikli bir bisiklete bindi, bir kişinin arkasından yaklaştı ve yaklaşık 250 bin sterlin değerindeki Richard Mille marka saati bileğinden çekip almaya çalıştı.

Polis memuru peşinden koştu ve bir vatandaşın yardımıyla şüpheliyi yakalamayı başardı. Diğer polisler de birkaç dakika içinde olay yerine ulaştı. Saat sahibine iade edildi.

Şüphelinin, 29 yaşındaki İbrahim Kaddad olduğu belirlendi. Kaddad, 7 Ağustos Cuma günü Southwark Mahkemesi tarafından hırsızlığa teşebbüs suçundan 2 yıl 4 ay hapis cezasına çarptırıldı.

Bu olaydan birkaç gün sonra Şarku’l Avsat, Londra'da lüks saat hırsızlıklarının en yoğun yaşandığı bölgelerden biri olan Knightsbridge'de İngiliz Metropolitan Polisi'ne bağlı bir devriyeye eşlik etti. Devriyeye, Kaddad hakkındaki soruşturmayı yürüten ve son yıllarını bu tür suçların faillerini takip etmeye adayan dedektif Andy Swindells de katıldı.

dfgthy
Polisin ele geçirdiği Richard Mille saat ile saati çalmaktan hüküm giyen İbrahim Kaddad'ın birlikte yer aldığı kompozit fotoğraf (Londra Polisi tarafından dağıtılan fotoğraflar)

1997'de polis teşkilatına katılan ve 23 yıl dedektif çavuş olarak görev yapan Swindells, yalnızca saat hırsızlıkları konusunda uzman bir dedektif değil, aynı zamanda saatlere ilgi duyan biri. Koleksiyoncuların ve hırsızların peşinde olduğu markaların ayrıntılarını ve fiyatlarını yakından biliyor.

Kârlı bir pazar

Swindells, lüks saat hırsızlıklarının yaygınlaşmasını, bazı modellerin ikinci el piyasasında fahiş fiyatlara ulaşmasına bağlıyor.

Swindells, Şarku’l Avsat'a yaptığı açıklamada, bir dönem 30-40 bin sterlin arasında satılan Patek Philippe Nautilus'un fiyatının, alıcıların bu saatlere normal fiyatının birkaç katını ödemeye hazır hale gelmesiyle 150 bin, hatta 200 bin sterline kadar çıktığını söyledi.

Fiyatlardaki artışın hızı gerilemiş olsa da suçlular lüks saatleri hedef almaya devam ederek, faaliyetlerini genişletti. Swindells'e göre bir saat “çalınması zor bir eşya değil”; nispeten kolay taşınıp satılabiliyor. Hırsızın saatin değerinin yalnızca küçük bir bölümünü elde etmesi bile operasyonu kârlı hale getiriyor. Zamanla bazı hırsızlar adeta “uzmanlara” dönüştü.

On yıl önce Rolex'in Submariner ve Daytona modelleri en belirgin hedefler arasındaydı. Bugün ise hırsızlar, bazılarının değeri yüz binlerce sterline ulaşabilen Patek Philippe, Richard Mille, Audemars Piguet, Vacheron Constantin ve Jacob & Co. gibi markalara yöneliyor.

Görev paylaşımı

Şarku’l Avsat'ın Knightsbridge'de eşlik ettiği devriye sırasında Swindells, çevredeki insanları bir dedektif gözüyle izliyor: Kim insanların bileklerine bakıyor? Kim ortada görünür bir neden yokken elektrikli bir bisikletin yanında duruyor? Kim lüks bir mağazadan yeni çıkan bir kişiyi takip ediyor?

Çünkü çok sayıda vakada hırsızlık doğrudan saldırıyla başlamıyor. Önce “gözcü” görevi yapan deneyimli bir kişi Mayfair, Bond Street ve Harrods çevresinde dolaşarak değerli bir hedef arıyor.

scdfgthy
Londra Polisi tarafından Ekim 2024'te Londra'nın Mayfair bölgesinde gerçekleştirilen bir hırsızlık olayına ilişkin şüphelilerin yakalanması amacıyla yayımlanan güvenlik kamerası görüntüsünden bir kare

Hedef belirlendikten sonra ekibin başka bir üyesi kurbanı takip ediyor, diğer ortakları ise birkaç metre ötede bekliyor. Bazıları iletişim kurmak için AirPods ve grup görüşmelerinden yararlanıyor. Swindells'e göre bu yöntem, polisin gözetleme operasyonlarına benziyor; ancak geleneksel telsizler yerine WhatsApp kullanılıyor.

Ardından saldırı gerçekleşiyor. Günümüzde en yaygın yöntem kap-kaç. Bu nedenle deri kayışlı veya kompozit malzemeden üretilmiş saatler metal bilezikli modellere kıyasla daha cazip hale geliyor. Dedektife göre kayış en zayıf noktasından koparılabiliyor ve saat bir veya iki saniye içinde alınabiliyor.

Londra'da giderek yaygınlaşan elektrikli bisikletler de bu operasyonlarda daha fazla kullanılıyor. Swindells, şu anda ilgilendiği saat hırsızlığı vakalarının yaklaşık yarısında elektrikli bisiklet kullanıldığını tahmin ediyor. Bisikletler ya kurbana yaklaşmak ya da saati aldıktan sonra hızla kaçmak için kullanılıyor.

Kaddad'ın birkaç gün önce mahkûm edilmesine yol açan olayda da aynı yöntem kullanılmış, ancak polis memuru kendisini yakalamayı başarmıştı.

Keskin düşüş

Sosyal medya platformlarının Londra'daki saat hırsızlığı olaylarına ilişkin çizdiği karanlık tablonun aksine polis verileri farklı bir tablo ortaya koyuyor. Veriler, bu suçlarda belirgin bir düşüş yaşandığını gösteriyor.

Şarku’l Avsat'ın incelediği verilere göre Swindells'in ekibinin sorumluluk alanında kayda geçen saat hırsızlıklarının sayısı 2026'nın ilk altı ayında 97'ye geriledi. Bu sayı 2025'in aynı döneminde 189'du. Böylece yaklaşık yüzde 50'lik bir düşüş yaşandı.

fghyjuk
Londra Polisi'nin, Ekim 2024'te Londra'nın Mayfair bölgesinde meydana gelen bir hırsızlık olayının şüphelilerini yakalamak amacıyla yayımladığı güvenlik kamerası görüntüsünden bir kare

Tarihsel olarak hırsızlıkların zirve yaptığı aylardan biri olan haziran ayındaki rakamlar da düşüşün boyutunu açıkça ortaya koyuyor. Bu yıl yalnızca 21 hırsızlık kaydedilirken, bu sayı Haziran 2025'te 52, 2024'te 75, 2023'te 74 ve 2022'de 68 olarak kaydedilmişti.

Bu rakamlar Londra polisi verileriyle de örtüşüyor. Westminster, Kensington and Chelsea ile Hammersmith and Fulham bölgelerinde saat hırsızlıkları yılın ilk yarısında yüzde 50'den fazla azaldı ve 2025'teki 213 vakadan 97 vakaya geriledi.

Londra genelinde kişilere yönelik hırsızlık suçları da yüzde 23 oranında, yani 23 binden fazla vaka azaldı. Kişilere yönelik soygunlarda ise yüzde 11'lik, yaklaşık 3 bin vakalık düşüş kaydedildi.

Ancak Swindells, bu rakamların tablonun tamamı olarak değerlendirilmemesi konusunda uyarıyor. Özellikle Londra'da yalnızca birkaç gün geçiren turistlerden bazıları polise başvurmuyor. Dedektif, polis ekiplerinin zaman zaman TikTok'ta saat hırsızlığı görüntülerine rastladığını, ardından olayın resmi olarak kayda geçirilmediğini tespit ettiklerini söylüyor.

Londra'dan Dubai ve Hong Kong'a

Polisin işi hırsızı yakalamakla bitmiyor. Londra'da bir kişinin bileğinden alınan saat, bir süre sonra binlerce kilometre uzakta ortaya çıkabiliyor.

Swindells, Las Vegas, Hong Kong ve Dubai'den saatler geri aldığını, İngiliz polisinin de başka ülkelerde çalınan saatleri yeniden ele geçirdiğini söylüyor.   Ülkeler arasındaki sınırlar, veri tabanlarının farklılığı ve hukuki sistemlerdeki ayrışmalar ise saatlerin takibini daha karmaşık hale getiriyor.

hyu7
Londra Polisi tarafından, Ekim 2024'te Londra'nın Mayfair bölgesinde gerçekleşen lüks saat hırsızlığı girişimine ilişkin yayımlanan güvenlik kamerası görüntüsünden bir kare

Şüphelilerin bazıları da İngiltere'de sürekli yaşamıyor. Dedektifler, ülkeye kısa süreliğine gelen, bu süre içinde çok sayıda hırsızlık gerçekleştiren ve ardından ülkeyi terk eden kişileri tespit etti. Bu durum özellikle Fransa, İtalya ve İspanya başta olmak üzere Avrupa'daki polis teşkilatlarıyla iş birliğini daha önemli hale getiriyor.

Swindells soruşturmalardaki sorunlardan birini basit bir karşılaştırmayla anlatıyor: Bir kilogram uyuşturucuyu havalimanından geçirmek şüphesiz denetçilerin dikkatini çeker. Buna karşılık yüz binlerce, hatta milyonlarca sterlin değerindeki bir saat bilekte taşınabilir ve herhangi bir şüphe uyandırmadan uçağa sokulabilir. Üstelik kimse saatin nereden geldiğini bilmeyebilir.

Çeteler ve sahte kimlikler

Swindells, saat hırsızlarının tek bir gruba mensup olmadığını belirtiyor. Polisin İngiltere'nin yanı sıra Avrupa'nın farklı bölgelerinden, Doğu Avrupa'dan ve Kuzey Afrika'dan gelen şüphelilerle karşılaştığını anlatıyor.

Ancak Swindells'e göre günümüzde Londra'daki lüks saat hırsızlıklarında şüphelilerin çoğu Kuzey Afrika kökenli ve İngiltere'ye çoğu zaman Fransa ve İrlanda üzerinden geliyor.

Bazıları ülkede kısa süre kalıyor, bu süre içinde hırsızlıklar gerçekleştirip ardından yeniden ayrılıyor. Bazıları ise sahte belgeler ve farklı ülkelerde farklı kimlikler kullanıyor.

gthyj
Londra Polisi tarafından, Ekim 2024'te Londra'nın Mayfair bölgesinde sivil polislerce yürütülen bir operasyon sırasında kaydedilen güvenlik kamerası görüntüsünden bir kare

Swindells, Avrupa'daki polis teşkilatlarıyla DNA verilerinin paylaşılmasının bazı vakalarda aynı kişinin farklı ülkelerde farklı isimlerle kayıtlı olduğunu ortaya çıkardığını söylüyor.

Polis ayrıca, Swindells'in aktardığına göre aynı yöntemleri kullanan organize suç grupları ve çeteler tespit etti. Birbirlerini tanımadıkları açıkça görülen kişilerin bir araya geldiği de gözlemlendi. Bu durum, söz konusu kişilerin bir araya getirilmiş olabileceğine veya aynı kaynaktan bu yöntemleri öğrenmiş olabileceklerine işaret ediyor.

Ancak Swindells, bu kişilerin bazılarının insan ticaretine maruz kalıp kalmadığını veya zorla getirildiklerini doğrulayamayacağını özellikle vurguluyor.

Gizli operasyonlar

Londra polisi bu tabloya karşı gizli operasyonlara da başvuruyor. Bunlardan biri 2025'te Soho'da, diğeri ise 2024'te Mayfair'de gerçekleştirildi. Operasyonlarda sivil polisler, hırsızları tuzağa düşürmek amacıyla lüks saatler taktı.

Düzenlenen bir operasyonda 40 kişinin gözaltına alınmasıyla sonuçlandığını belirten Swindells, “Gözaltına alınan 40 kişi de hüküm giydi” diyor.

Teknoloji de soruşturmalarda temel bir rol oynamaya başladı. Yüz tanıma programları, bazen düşük kaliteli güvenlik kamerası görüntülerinden bile bir şüphelinin belirlenmesini sağlıyor. Telefon verileri ise zanlıların hareketlerinin yeniden oluşturulmasına yardımcı oluyor.

Bir vakada polis, Harrods'da 73 bin sterlin değerinde Patek Philippe saat satın alan Orta Doğulu bir ziyaretçiyi iki saat boyunca takip eden üç erkeğin izini sürdü. Şüphelilerden birinin kimliği belirlendikten sonra telefon verileri polisi diğer iki kişiye götürdü. Soruşturma kapsamında bu kişilerin çalıntı saatleri takarken çekilmiş fotoğrafları da bulundu.

Ancak Swindells, tüm bu teknolojik araçların çok daha basit bir adımla başladığını vurguluyor: Polise ihbarda bulunmak.

Bazı mağdurlar, saatlerini geri alsalar bile şikâyette bulunmak veya adli süreci desteklemek konusunda tereddüt ediyor. Bu durum, şüphelinin yeniden sokağa çıkmasına ve başka bir kişiyi hedef almasına imkân sağlayabiliyor.



Gazze, Batı Şeria ve seçimler: Kushner Netanyahu'yu ikna edebilecek mi?

Jared Kushner, İsrail Meclisi Knesset'te konuşurken (Arşiv - Reuters)
Jared Kushner, İsrail Meclisi Knesset'te konuşurken (Arşiv - Reuters)
TT

Gazze, Batı Şeria ve seçimler: Kushner Netanyahu'yu ikna edebilecek mi?

Jared Kushner, İsrail Meclisi Knesset'te konuşurken (Arşiv - Reuters)
Jared Kushner, İsrail Meclisi Knesset'te konuşurken (Arşiv - Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump'ın damadı ve özel temsilcisi Jared Kushner'ın gelecek hafta İsrail ve Mısır'a yapacağı ziyaret, Gazze'de tıkanan planı yeniden canlandırmaya yönelik sıradan bir turdan ibaret görünmüyor. Barış Konseyi’nin üst düzey temsilcisi Nikolay Mladenov ile Konseyin yürütme kurulu üyesi ve eski İngiltere Başbakanı Tony Blair'in de yer aldığı heyet, Trump ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu arasındaki görüş ayrılıklarının derinleştiği ve 27 Ekim'de yapılması planlanan İsrail seçimlerine ilişkin hesapların bölgesel dosyaları doğrudan etkilemeye başladığı bir dönemde bölgeye geliyor.

Hamas’ın silahsızlandırılması ve İsrail güçlerinin çekilmesi konusundaki anlaşmazlığın yanı sıra, Batı Şeria'da yerleşimcilerin gerçekleştirdiği saldırılar da Netanyahu hükümetinin ve İsrail ordusunun sahayı kontrol altında tutma ve Washington'ın taleplerine yanıt verme kapasitesi açısından yeni bir sınamaya dönüşmüş durumda.

Uygulamadan önce uzlaşma

Associated Press’in bildirdiğine göre Kushner, Mladenov ve Blair pazar günü İsrail'e ulaşacak, ardından Kahire'ye geçecek. Heyet İsrail'de Netanyahu ve üst düzey yetkililerle görüşürken, Kahire'deki temaslarda Mısır, Katar ve Türkiye'den arabulucuların yanı sıra Gazze'nin yönetimini üstlenmesi planlanan teknokrat Filistinli grubun gerçekleştirdiği toplantılar da gündemde olacak.

Doğrudan hedef, Trump'ın planında bir sonraki aşamaya geçilmesini sağlayacak bir formül bulmak. Bu aşama, Hamas ve diğer grupların silahsızlandırılması, sivil ve güvenlik yönetiminin teknokratlardan oluşan bir Filistin hükümetine devredilmesi, buna paralel olarak İsrail güçlerinin kademeli şekilde çekilmesi ve güvenliğin tesis edilmesine yardımcı olmak üzere uluslararası bir gücün bölgeye konuşlandırılmasını içeriyor.

rgthyj
Trump, Steve Witkoff, Jared Kushner ve Nikolay Mladenov, Davos'ta (Arşiv - Reuters)

Reuters’a konuşan konuya yakın bir kaynak, Washington ile İsrail'in Hamas’ın silahsızlandırılması hedefi konusunda mutabık olduğunu, ancak İsrail tarafının meşru kaygıları bulunduğunu ve iki tarafın bunları gidermek için çalıştığını söyledi.

Sorun ise adımların hangi sırayla uygulanacağı konusunda yaşanan anlaşmazlığın hâlâ çözülememiş olması. Hamas planı kabul etti ancak uygulamayı, başta saldırıların durdurulması ve İsrail güçlerinin çekilmesi olmak üzere İsrail'in önce kendi yükümlülüklerini yerine getirmesi şartına bağladı. Netanyahu ise silahsızlandırma tamamlanmadan İsrail güçlerini çekmeyeceğini açıkladı ve böylece Washington'ın önerdiği kademeli uygulama formülünü fiilen reddetti.

Axios haber sitesinin ortaya koyduğuna göre kamuoyu önündeki anlaşmazlık, kapalı kapılar ardında yaşananların tamamını yansıtmıyor. Netanyahu daha önce Kushner ile yaptığı bir görüşmede plana fırsat vereceğine ve silahsızlandırma sürecinin başlaması için uygun koşulların oluşturulması amacıyla Gazze'ye yönelik saldırıları sınırlayacağına söz verdi. O tarihten bu yana hava saldırılarının temposu düştü ve İsrail ordusu, mutabakatlarda öngörülen sarı hata çekildi. Bu nedenle ABD yönetimi, Netanyahu'nun kamuoyu önündeki itirazını kısmen nihai bir karar olmaktan ziyade seçimlere yönelik bir söylem olarak değerlendiriyor.

Seçimler ayrılığı derinleştiriyor

Trump yönetimi, ekim ayında yapılacak seçimlerin Gazze dosyasını daha aylar boyunca dondurmak için bir gerekçeye dönüşmesini istemiyor. Ancak Netanyahu da İsrail güçlerinin Hamas’ın tüm silahlarını teslim etmesinden önce çekilmesini kabul etmesi halinde, özellikle kendi sağ tabanı karşısında ABD baskısı altında taviz veren bir lider görüntüsü vermek istemiyor. Netanyahu, İsrail'in geri çekilmesine ilişkin olası bir anlaşma nedeniyle hem müttefikleri hem de rakipleri tarafından sert biçimde eleştiriliyor.

fı98ş
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD Özel Temsilcisi Steve Witkoff ile Başkan'ın damadı Jared Kushner'ın arasında, Kudüs'teki İsrail hükümeti toplantısı sırasında (Arşiv - AP)

Axios’a konuşan bir ABD'li yetkili, Netanyahu'nun siyasi ihtiyaçlarını anladıklarını, ancak başta Gazze'ye yönelik saldırıların sınırlandırılması olmak üzere Washington'ın taleplerini uygulamaya devam ettiği sürece bunu dikkate alacaklarını söyledi. Bir başka ABD'li yetkili ise durumu, “Seçimler herkesi paniğe sürüklüyor” sözleriyle özetleyerek görüşmeleri çevreleyen gerilime dikkat çekti.

Netanyahu seçimlere zor bir konumda giriyor. Axios’un aktardığı kamuoyu yoklamalarına göre Netanyahu liderliğindeki ittifakın 49 ila 53 sandalye kazanması bekleniyor. Bu rakam, hükümet kurmak için gerekli 61 sandalyenin altında kalıyor. Muhalefet partilerinin ise 67 ila 70 sandalye elde edebileceği tahmin ediliyor.

Bu ortamda Trump'ın tutumu özel önem taşıyor. Trump, kendisine dört kez sorulmasına rağmen Netanyahu'ya destek açıklamaktan kaçındı. Oysa önceki dönemlerde Trump'ın Netanyahu'ya desteği neredeyse kesin kabul ediliyordu.

Bu tutum kişisel bir kopuş anlamına gelmiyor. Nitekim Trump, Netanyahu ile ilişkisinin çok iyi olduğunu vurgulamaya devam ediyor. Ancak yaklaşım, iki liderin siyasi çıkarları arasındaki ayrışmanın derinleştiğini gösteriyor. ABD Başkanı Gazze'de bir sonuç elde etmek, Lübnan ve Suriye dosyalarını ilerletmek ve normalleşme sürecini canlandırmak isterken, Netanyahu güvenlik konusunda sert bir tutum sergilemenin ve dış baskılara meydan okumanın seçim açısından daha faydalı olabileceğini düşünüyor.

Bu nedenle Kushner'ın ziyareti iki yönlü bir mesaj taşıyor: Washington açık bir çatışma istemiyor, ancak İsrail'in iç siyasi gündeminin Trump'ın bölgesel planını sekteye uğratmasına da izin vermeye hazır değil.

Batı Şeria ikinci baskı cephesi

Bu sınama, Batı Şeria'daki durumun kontrolden çıkmasıyla daha da karmaşık hale geliyor. Nablus yakınlarındaki Kusra köyünde yerleşimciler bazı Filistinlilerin evlerini kuşatarak bu evlerin su ve elektriğini kesti. Kuşatılan evlerden biri ABD vatandaşı olan bir Filistinliye ait.

İsrail ordusunun müdahale ederek yerleşimcilerin kurduğu bazı yapıları sökmesine ve bir yerleşimciyi gözaltına almasına rağmen, grubun bir kısmı saatler sonra yeniden bölgeye döndü. Bu durum, ordunun saldırıları engelleme konusunda hem kapasitesine hem de iradesine ilişkin soru işaretlerini artırdı.

gthyu
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD Özel Temsilcisi Steve Witkoff ile Başkan Donald Trump'ın damadı Jared Kushner'ın arasında, Kudüs'teki İsrail hükümeti toplantısı sırasında (Arşiv - AP)

Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığı habere göre Washington, Netanyahu'ya Kusra'daki kuşatmayı kamuoyu önünde kınaması için baskı yapıyor. Ancak İsrail Başbakanı bu konuda sessizliğini koruyor. Yerleşimlere verdiği tarihsel destekle bilinen ABD'nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee ise alışılmadık derecede sert bir dil kullanarak yaşananları terörist ve suç teşkil eden bir eylem olarak niteledi ve sorumluları İsrailli teröristler olarak tanımladı.

New York Times’ın Birleşmiş Milletler verilerine dayandırdığı bilgilere göre aşırılık yanlısı yerleşimciler, 2026'nın ilk yedi ayında 250 Filistinli yerleşim bölgesini kapsayan en az 1380 saldırı gerçekleştirdi. Saldırılarda neredeyse tam bir cezasızlık ortamının hâkim olduğu belirtiliyor. Gazete, daha önce Batı Şeria'da görev yapmış emekli İsrailli Tuğgeneral Guy Hazut'un, ordunun bölgede kontrolü kaybettiğini söylediğini aktardı.

scdfrgthy
Batı Şeria'daki Kusra beldesinde çarşamba günü taş atan yerleşimciler; görüntü bir video kaydından alınmıştır (Reuters)

Bu nedenle Kushner'ın ziyareti, Gazze'de geri çekilme ve silahsızlandırma konusunda düzenleme yapma girişiminden daha kapsamlı bir anlam taşıyor. Ziyaret, Washington'ın Netanyahu'ya seçim desteği vermeden ondan pratik iş birliği sağlayıp sağlayamayacağının ve İsrail hükümetinin hem Gazze'de hem de Batı Şeria'da aşırı sağcı müttefiklerini kontrol altına alıp alamayacağının sınanması niteliğinde.

Ortaya çıkacak sonuç, Trump'ın planının siyasi bir sürece dönüşüp dönüşemeyeceğini ya da seçim hesapları ve sahadaki kaosun kuşattığı kırılgan mutabakatlar olarak kalıp kalmayacağını belirleyecek.


Trump Netanyahu'dan vazgeçti mi?

Netanyahu, Trump'la ilişkisini sık sık seçimlerde kazandıran bir koz olarak kullandı (AFP)
Netanyahu, Trump'la ilişkisini sık sık seçimlerde kazandıran bir koz olarak kullandı (AFP)
TT

Trump Netanyahu'dan vazgeçti mi?

Netanyahu, Trump'la ilişkisini sık sık seçimlerde kazandıran bir koz olarak kullandı (AFP)
Netanyahu, Trump'la ilişkisini sık sık seçimlerde kazandıran bir koz olarak kullandı (AFP)

Ortadoğu'daki en etkili kişisel ve siyasi ilişkilerden birinde dikkat çekici bir değişim yaşanıyor. ABD Başkanı Donald Trump, gazetecilerin İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'ya yönelik tutumunu defalarca sormasına rağmen, 27 Ekim'de yapılacak seçimler öncesinde Netanyahu'ya şimdiye kadar açık bir destek vermekten kaçındı. Trump yalnızca iki ay önce Netanyahu'yu muhtemelen destekleyeceğini söylemiş, ancak önce rakiplerinin kim olacağını görmek istediğini belirtmişti.

Şarku’l Avsat’ın Axios’tan aktardığı habere göre Trump, son haftalarda Netanyahu'yu destekleyip desteklemeyeceği sorusuyla defalarca karşılaştı ancak İsrail Başbakanı'nın beklediği yanıtı vermekten kaçındı. Habere göre bu tereddüt, Netanyahu'nun zorlu bir seçim kampanyası yürüttüğü bir döneme denk geliyor. Anketler, Netanyahu'nun liderliğindeki bloğun 120 sandalyeli Knesset'te yalnızca 49 ila 53 sandalye kazanabileceğine işaret ediyor. Bu sayı, hükümet kurmak için gereken 61 sandalyenin oldukça altında. Netanyahu'nun mevcut koalisyonu ise 68 sandalyeye sahip.

Trump, geçen haziran ayında bu kadar temkinli değildi. İsrail Yayın Kurumu'na verdiği röportajda, "Kimin aday olacağını görmem gerekecek ama Bibi'yi çok seviyorum" diyen Trump, Netanyahu'yu "muhtemelen" destekleyeceğini söylemişti. Ancak bu eğilimini hiçbir zaman resmî bir desteğe dönüştürmedi. Seçimler yaklaşırken eski açıklamasından ziyade Trump'ın sessizliği önem kazandı.

thyju
Trump ve Netanyahu, 28 Temmuz 2026'da Washington'daki Beyaz Saray'ın Oval Ofisi'nde görüşmeleri öncesinde (AFP)

Axios, Netanyahu'nun iki hafta önce Beyaz Saray'daki Oval Ofis görüşmesinin ayrıntılarını da yayımladı. Buna göre Trump, İsrail Başbakanı'na kamuoyu yoklamalarındaki durumunu sordu. Netanyahu yanıt vermekte tereddüt edince danışmanlarından biri araya girerek Trump'a başbakanın seçimlerde önde olduğunu söyledi. Ancak analistler, seçim tablosunun daha karmaşık olduğuna ve anketlerin büyük bölümüne göre Netanyahu'nun koalisyonunun hâlâ yeni bir hükümet kurmak için gereken çoğunluktan uzak bulunduğuna dikkat çekiyor.

Seçim kartı mı, baskı aracı mı?

Binyamin Netanyahu, Donald Trump ile ilişkisini uzun süredir güçlü bir seçim kozu olarak kullanıyor. Netanyahu, 2019 seçimlerinde Trump ile ilişkisini kampanyasının önemli unsurlarından biri haline getirmiş, İsrail genelindeki dev seçim afişlerinde Trump'la birlikte çekilmiş fotoğraflarını kullanmıştı. Netanyahu bunu, Trump'ın İsrail toplumunun geniş kesimleri arasındaki popülaritesinden yararlanmak amacıyla yapmıştı.

Trump da Netanyahu'ya Kudüs'ü İsrail'in başkenti olarak tanıması ve ABD Büyükelçiliği'ni Kudüs'e taşıması, İsrail'in Golan Tepeleri üzerindeki egemenliğini tanıması ve ardından İbrahim Anlaşmaları gibi önemli siyasi kazanımlar sağlamıştı.

hyju
İsrail Genelkurmay eski Başkanı Gadi Eisenkot, Başbakan Binyamin Netanyahu'nun başlıca rakibi konumunda (AFP)

Bu nedenle analistler, Netanyahu'nun bu kez Trump'ın desteğini alamamasının yalnızca protokol düzeyinde bir mesele olmadığını düşünüyor. Onlara göre bu durum, Netanyahu'yu İsrailli seçmen karşısında uzun süredir kullandığı önemli bir argümandan mahrum bırakıyor: Rakiplerinin elde edemeyeceği kazanımları doğrudan Beyaz Saray'a ulaşarak sağlayabilecek lider olma iddiası.

Ancak iki lider arasındaki ilişki bugün o dönemden farklı. Trump, geçen temmuz ayında Axios’a yaptığı açıklamada Netanyahu'ya, "Başkanın kim olduğunu biliyor" demişti. Bu ifade, büyük kararların nihai çerçevesini belirleyen tarafın Tel Aviv değil Washington olduğunu vurgulama isteğinin açık bir göstergesi olarak değerlendirildi.

Gazze ayrılığı büyütüyor

İki lider arasındaki en belirgin anlaşmazlık Gazze konusunda ortaya çıktı. Netanyahu bu hafta Trump'ın, Hamas'ın silahsızlandırılmasını İsrail güçlerinin aşamalı olarak çekilmesi ve uluslararası bir istikrar gücünün oluşturulmasıyla eş zamanlı öngören 15 maddelik planını reddetti.

İsrail Başbakanı, Hamas tamamen silahsızlandırılmadan İsrail güçlerinin çekilmeyeceğinde ısrar etti.

Washington Post, seçim baskısının iki lideri zıt yönlere ittiğini belirtiyor. Trump'ın ABD'deki ara seçimler öncesinde savaşları sona erdirdiğini ve diplomatik atılımlar gerçekleştirdiğini göstermesi gerekiyor. Netanyahu ise sağ seçmeni, Hamas karşısında veya ABD'nin baskısı nedeniyle geri adım atmadığına ikna etmek zorunda.

Associated Press ise Netanyahu'nun ABD başkanlarına meydan okumasının yeni olmadığını, ancak bu kez daha riskli olduğunu belirtiyor. İsrail'in uluslararası alanda giderek daha fazla yalnızlaşması, İsrail Başbakanı'nın Beyaz Saray'a olan bağımlılığını artırırken Trump ile ilişkisini de daha öngörülemez hale getiriyor.

İran en derin anlaşmazlık noktası

Gazze'nin yanı sıra İran konusunda da daha önemli bir görüş ayrılığı bulunuyor. Trump son haftalarda askeri operasyonları genişletmekten, müzakere yoluyla çıkış aramaya ve yaptırımlar ile ekonomik baskıya daha fazla ağırlık vermeye yöneldi.

Netanyahu ise Tahran'ı müzakereler yoluyla kontrol altına almanın mümkün olup olmadığı konusunda daha kuşkucu bir tutum sergiliyor. Trump yönetiminin İran'la yeni bir girişime yönelmesinin ardından iki lider arasında gergin bir telefon görüşmesi yaşanmıştı. Trump ayrıca Netanyahu karşısındaki üstünlüğünü vurgulayan dikkat çekici ifadeler kullanmıştı.

dfgtyu7
Yair Lapid, Netanyahu'nun önde gelen siyasi rakiplerinden biri (AFP)

Lübnan dosyası da bu denklemde yer alıyor. ABD'nin eleştirilerinin ardından İsrail hükümeti, güney Lübnan'dan çekilme konusundaki tutumunu açıklamak ve bunu Hizbullah'ın silahsızlandırılmasına ilişkin düzenlemelerin uygulanmasına bağlamak zorunda kaldı. Washington ise arabuluculuk yaptığı anlaşmaya uyulması gerektiğini vurguladı.

Trump fikrini her an değiştirebilir. Ancak seçimlere yalnızca 75 gün kalmış olması nedeniyle Netanyahu açısından zaman daralıyor. Analistler, Trump'ın Netanyahu'ya seçim desteğini esirgemesini bir kopuş ilanından ziyade potansiyel bir nüfuz ve baskı aracı olarak değerlendiriyor.

Trump Netanyahu'ya karşı olduğunu söylemiyor ancak istediği siyasi ödülü de karşılıksız vermiyor. Desteği askıda tutmak, Beyaz Saray'a Gazze, İran ve Lübnan'ın yanı sıra olası diğer bölgesel düzenlemeler konusunda Netanyahu üzerinde daha fazla baskı kurma imkânı sağlıyor.

Trump Netanyahu'dan vazgeçti mi? Şimdilik yanıt hayır. Trump'ın İsrail'le stratejik ittifaktan vazgeçtiğine veya Netanyahu'yu desteklememe yönünde kesin bir karar aldığına dair herhangi bir işaret bulunmuyor. Aksine ABD Başkanı kapıyı açık bırakıyor ve Netanyahu'ya destek vermenin kendi çıkarlarına hizmet edeceğine inanması halinde seçimlerin son haftalarında devreye girebilir.

Ancak ABD'li siyasi analistlere göre yeni olan şu: Netanyahu'ya destek artık otomatik değil. 27 Ekim'de yapılacak seçimler, 7 Ekim 2023 saldırısından bu yana gerçekleştirilecek ilk seçim olacak.

Reuters, Netanyahu'nun aralarında eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot ile eski başbakanlar Naftali Bennett ve Yair Lapid'in bulunduğu önemli rakiplerle karşı karşıya olduğunu belirtiyor. Bu arada seçim ittifaklarının şekillenme süreci de devam ediyor.

ABD'deki kamuoyu araştırmaları ise İsrail'e yönelik desteğin zayıfladığına işaret ediyor. Associated Press'in NORC ile temmuz ayında gerçekleştirdiği ankette, ABD'de İsrail'in imajında geniş çaplı bir gerileme ve Cumhuriyetçiler arasında dahi görüş ayrılıklarının ortaya çıktığı görüldü.

Bu durum, Trump'ın Netanyahu ile koşulsuz biçimde özdeşleşmesinin ABD iç siyasetinde geçmişe kıyasla daha az siyasi getiri sağlamasına yol açıyor.

Buna karşılık Trump'ın kendisi de İsrail'de Netanyahu'nun geçmişte yararlandığı yüksek popülariteye artık sahip değil. Axios, Trump'ın İran konusundaki tutumu ve Washington'ın İsrail'in İran, Gazze, Suriye ve Lübnan'daki bazı hamlelerine getirdiği kısıtlamaların, Trump'ın İsrail sağındaki bazı kesimler nezdindeki konumunu zayıflattığına dikkat çekiyor.

Koşulsuz ittifaktan çıkar temelli ilişkiye

Bazı analistler, Trump'ın mevcut sessizliğinin Trump-Netanyahu ittifakının sonu anlamına gelmediğini, ancak ilişkinin niteliğinde bir değişime işaret ettiğini düşünüyor.

Onlara göre daha önce neredeyse tamamen kişisel bir ittifak olarak sunulan ilişki, artık daha çıkar odaklı ve karşılıklı pazarlığa dayalı bir niteliğe bürünüyor.

Trump, Netanyahu'nun savaşların sona erdirilmesine ve ABD Başkanı'nın Amerikan seçmenine sunabileceği diplomatik kazanımlar elde edilmesine yardımcı olmasını istiyor. Netanyahu ise İsrailli seçmene pazarlayabileceği daha geniş askeri ve siyasi hareket alanı talep ediyor.

Analistler, ABD'nin İsrail'e desteğinin sürdüğünü ancak Netanyahu'ya verilen kişisel siyasi desteğin artık açık çek olmadığını vurguluyor. Trump, destek kartını elinde tutarak ancak karşılığında ne elde edebileceğini gördüğü anda kullanmak istiyor.


Vance: İran'la savaşta öncelik nükleer program değil, petrol fiyatları

ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance (AP)
ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance (AP)
TT

Vance: İran'la savaşta öncelik nükleer program değil, petrol fiyatları

ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance (AP)
ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance (AP)

ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance, İran'la yürütülen savaşta önceliğin artık nükleer program değil, akaryakıt fiyatlarını düşürmek olduğunu söyledi. Donald Trump yönetiminin, yaklaşık altı ayını doldurmak üzere olan savaşta yeni askeri saldırılar düzenlemek yerine Tahran üzerindeki ekonomik baskıyı artırmaya yöneldiği bir dönemde Vance'in açıklaması geldi.

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent de İran'ı yeni ekonomik yaptırımlarla tehdit ederek, Washington'ın Tahran'a karşı 40 yılı aşkın süredir uyguladığı baskı politikasını daha da sertleştireceğinin sinyalini verdi.

ABD ve İsrail, 28 Şubat'ta İran'a karşı savaşı başlatırken, açıklanan hedefler arasında Tahran'ın nükleer silah geliştirmesinin engellenmesi de bulunuyordu. İran ise bölgedeki ülkelere saldırılar düzenleyerek ve enerji sevkiyatları açısından hayati önem taşıyan Hürmüz Boğazı'nı kapatarak karşılık verdi. Bu durum piyasalarda dalgalanmaya yol açarken akaryakıt fiyatlarının yükselmesine neden oldu.

Fransız Haber Ajansı AFP’nin haberine göre Vance ve Bessent'in açıklamaları, İran'ın boğazdaki deniz trafiğini stratejik bir pazarlık kozu haline getirme çabalarını yansıtırken, ABD'de ara seçimlere aylar kala akaryakıt fiyatlarının giderek artan önemine de işaret ediyor.

Trump'ın saldırıları yeniden başlatma konusunda tereddütlü göründüğü bir dönemde Cumhuriyetçiler, Amerikalılar arasında popüler olmayan savaşın ve Trump'ın politikalarının kasım ayında yapılacak seçimlerde Kongre'deki çoğunluklarını kaybetmelerine yol açmasından endişe ediyor.

Vance, Fox News kanalına yaptığı açıklamada, önceliğin petrol sevkiyatının Hürmüz Boğazı üzerinden yeniden akışını sağlamak olduğunu ve bunun nükleer meselenin önüne geçtiğini belirtti.

Vance, "Petrol fiyatlarının bugünlerde düşük olduğunu biliyorum ve çatışmanın ilk günlerinde ulaştığı yüksek seviyelerin oldukça altında. Birinci hedefimiz, ülkemizin dört bir yanındaki Amerikalılar için petrol ve doğal gaz fiyatlarını düşük tutmak. İkinci hedefin ise İran'ın hiçbir zaman nükleer silaha sahip olmamasını sağlamak" dedi..

Savaş nedeniyle petrol fiyatları sert şekilde yükselerek zaman zaman varil başına 110 doların üzerine çıktı. Bu, Rusya'nın 2022'de Ukrayna'yı işgalinden bu yana görülmeyen bir seviyeydi. Petrol şu anda 80 ila 86 dolar aralığında işlem görürken piyasalar çatışmanın gelişmelerine karşı hassasiyetini koruyor.

"Dünyanın daha önce benzerini görmediği" ekonomik izolasyon

Vance, Washington'ın zaman zaman enerji meselesine odaklandığını belirterek bunun nedenini "Amerikalıların petrol ve doğal gaz fiyatlarını karşılayabilmesini istememiz" şeklinde açıkladı. Vance, diğer zamanlarda ise "açıkça askeri boyuta ve nükleer programa" odaklandıklarını söyledi.

Çatışmanın ekonomik boyutu da belirginleşirken Hazine Bakanı Bessent, İran'ı ekonomik izolasyonla tehdit etti ve gelecek hafta yeni yaptırımlar açıklanabileceğinin sinyalini verdi.

Bessent, alınacak önlemlerin "dünyanın daha önce benzerini görmediği bir ekonomik izolasyon" karışımı olacağını söyledi. Hazine Bakanı ayrıca Hürmüz Boğazı'ndaki devam eden ablukaya işaret ederek bunun "İran limanlarına herhangi bir şeyin girmesini veya limanlardan çıkmasını engelleyeceğini" belirtti.

Bu açıklamalar, Trump'ın son dönemde tercih ettiği daha temkinli yaklaşımı ortaya koyuyor. Bu yaklaşım, İran'ı yeni saldırılarla hedef almak yerine limanlarını kuşatma ve petrol satışlarını engelleme yoluyla ekonomik baskı altına almayı öngörüyor.

İranlı yetkililer daha önce ekonomik baskıların Tahran'ın tutumunu değiştirmeyeceğini vurgulamıştı.

Vance, Trump yönetimi içinde İran'a yönelik saldırı konusunda en fazla kaygı duyan isimlerden biri olmuştu. Pakistan'ın arabuluculuğunda İran'la yürütülen müzakerelerde ABD heyetine başkanlık eden Vance'in çabaları, haziran ortasında savaşı sona erdirmeyi amaçlayan bir mutabakat zaptının ortaya çıkmasını sağlamıştı.

Hürmüz'de saldırılar

Ancak iki taraf temmuz başında çatışmaları kısa süreliğine yeniden başlattı ve bu gelişme fiilen mutabakatın çökmesine yol açtı. İran Hürmüz Boğazı'ndaki deniz trafiğini yeniden kısıtlarken Washington da İran limanlarına yönelik ablukasını yeniden uygulamaya koydu.

İngiltere Deniz Ticaret Operasyonları Kurumu (UKMTO) cuma günü yaptığı açıklamada, perşembe günü Hürmüz Boğazı'nda bir petrol tankerinin insansız hava aracı saldırısına uğradığını bildirdi. Saldırıda tankerde hafif hasar meydana gelirken yaralanan olmadı.

Saldırı, Birleşik Arap Emirlikleri'nin İran'ın Abu Dabi Ulusal Petrol Şirketi'ne (ADNOC) ait iki gemiyi Hürmüz Boğazı'ndan geçişleri sırasında hedef almasını kınamasından birkaç saat sonra gerçekleşti.

BAE Dışişleri Bakanlığı, "Birleşik Arap Emirlikleri, Hürmüz Boğazı'ndan geçişleri sırasında ADNOC'a ait iki tankeri hedef alan İran'ın saldırgan saldırısını şiddetle kınıyor ve reddediyor. Olayda herhangi bir yaralanma meydana gelmedi" açıklamasını yaptı.

Tahran ise gemilerin Hürmüz Boğazı'ndan yalnızca İran kıyılarına paralel bir güzergâhtan ve İran'la koordinasyon halinde geçmesine izin vereceğini belirtiyor. İran, boğazdaki deniz trafiğinin savaş öncesindeki haline dönmeyeceğini ve boğazın yönetimi konusunda Umman'la görüşmeler yürüttüğünü bildiriyor. Bu düzenlemenin gemilerden "hizmet bedeli" alınmasını da içerebileceği belirtiliyor.

Washington ve diğer birçok taraf ise Hürmüz'de herhangi bir ücret uygulanmasını reddediyor ve boğazda kısıtlama olmaksızın serbest seyrüsefer hakkının güvence altına alınmasını talep ediyor.

Trump, geçen hafta Tahran'a yönelik ekonomik baskının artırılacağı yönündeki açıklamalarından önce İran'a yeni ve güçlü saldırılar düzenlenebileceğinin sinyalini vermişti. Ancak Amerikan basınında çıkan haberlerde ABD'nin pahalı hava savunma füzeleri ve diğer silahlardan büyük miktarlarda stok tükettiği, bunun da mevcut aşamada Washington'ın askeri seçeneklerini sınırladığı bildirildi.

Trump Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılmasında ısrar ederken Tahran bunun için bir dizi şart ortaya koydu. İran'ın şartları arasında bölgedeki savaşın tamamen sona erdirilmesi, ABD'nin deniz ablukasını kaldırması, ekonomik yaptırımların sonlandırılması, dondurulmuş varlıkların serbest bırakılması ve savaş nedeniyle tazminat ödenmesi bulunuyor.