Körfez, uzun vadeli sermayeyi çekmek için altyapısını hazırlıyor

Asya Altyapı Yatırım Bankası’ndan bir yetkili Şarku’l Avsat’a konuştu: Bölge, devlet finansmanından daha geniş kapsamlı ortaklıklara geçiyor

Suudi Arabistan’ın kuzeyindeki el-Cuf’ta yer alan güneş enerjisi projelerinden biri (SPA)
Suudi Arabistan’ın kuzeyindeki el-Cuf’ta yer alan güneş enerjisi projelerinden biri (SPA)
TT

Körfez, uzun vadeli sermayeyi çekmek için altyapısını hazırlıyor

Suudi Arabistan’ın kuzeyindeki el-Cuf’ta yer alan güneş enerjisi projelerinden biri (SPA)
Suudi Arabistan’ın kuzeyindeki el-Cuf’ta yer alan güneş enerjisi projelerinden biri (SPA)

Suudi Arabistan ve Körfez ülkeleri; hükümetleri, kalkınma bankalarını, egemen yatırımcıları ve özel sektörü bir araya getiren daha gelişmiş ortaklıklar aracılığıyla, uzun vadeli özel ve kurumsal sermayeyi harekete geçirmeye dayalı yeni bir altyapı finansmanı aşamasına geçiyor.

Bu dönüşüm; bölgenin enerji, su ve dijitalleşme alanlarındaki ihtiyaçlarının artmasıyla birlikte büyük projelerin uzun vadeli yatırılabilir varlıklara dönüştürülmesinin önem kazanmasıyla gerçekleşiyor.

Körfez’de yaşanan bu değişimler, yalnızca altyapı harcamalarının hacmindeki artışı değil, finansman denkleminin kendisindeki daha derin bir değişimi de gösteriyor. Enerji, su, ulaşım ve dijital ekonomi projelerinin genişlemesiyle birlikte, artan yatırım ihtiyaçlarını karşılamada tek başına kamu finansmanı yetersiz kalıyor. Emeklilik fonları, sigorta şirketleri ve varlık yöneticileri ise doğaları gereği uzun yıllar boyunca istikrarlı nakit akışı sağlayan varlıklarla uyumlu, uzun vadeli sermayeye sahip bulunuyor.

Bu doğrultuda bölge; riskleri paylaşabilen, projelerin kredi değerliliğini artıran ve kamu yatırımlarını özel sermaye ile kurumsal sermayeyi çekebilecek fırsatlara dönüştüren finansman yapıları kurmaya yöneliyor.

Asya Altyapı Yatırım Bankası’nın (AIIB) Ortadoğu ve Kuzey Afrika Bölgesi Baş Yatırım Sorumlusu Suud bin Abdullah es-Seyyari, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Suudi Arabistan ve Körfez ülkelerinde ‘temellerin güçlü’ olduğunu belirtti. Es-Seyyari; nüfus artışı, kentleşme ve ekonomik dönüşüm programlarının yenilenebilir enerji, dijital altyapı, su ve sağlık hizmetleri alanlarında geniş bir fırsat yelpazesi yarattığını vurguladı.

Zorluğun artık mevcut fırsatların büyüklüğünden ziyade, risklerin nasıl yapılandırılacağı ve projelerin hayata geçirilmesi için gerekli sermayenin nasıl toplanacağıyla ilgili olduğunu belirten es-Seyyari, çok taraflı kalkınma kurumlarının projeleri daha finanse edilebilir hale getirmede, yatırımcılar için riskleri azaltmada ve kendi doğrudan katkılarının çok ötesinde sermaye akışlarını teşvik etmede kilit bir rol oynayabileceğini ifade etti.

Yenilenebilir enerji ve dijital altyapı

Es-Seyyari, önümüzdeki beş yıl içindeki en belirgin yatırım fırsatlarının ekonomik büyüme ile iklim ve sürdürülebilirlik hedeflerinin kesişim noktasında yer alacağını açıkladı. Bu kapsamda, depolama teknolojileriyle birlikte büyük ölçekli yenilenebilir enerji projelerinin bölgedeki enerji dönüşümünün temel taşını oluşturacağını belirtti.

xscdfg
Asya Altyapı Yatırım Bankası’nın (AIIB) Ortadoğu ve Kuzey Afrika Bölgesi Baş Yatırım Sorumlusu Suud bin Abdullah es-Seyyari (AIIB)

Es-Seyyari, bu tür projelere örnek olarak Umman’daki 500 megavat kapasiteli İbri II Güneş Enerjisi Santrali’nin finansman deneyimini gösterdi.

Ulusal fiber optik ağlardan akıllı lojistik hizmetlerine kadar teknoloji destekli altyapının ‘diğer tüm varlık sınıflarının değerini katladığını’ ifade eden es-Seyyari; sağlık ve eğitim başta olmak üzere sosyal altyapının da bölgedeki nüfus artışı ve kentleşmeye paralel olarak büyüyeceğini kaydetti.

Es-Seyyari ayrıca, “Disiplinli yapılandırma ile güçlü çevresel ve sosyal standartlar, bir fırsatı sürdürülebilir ve uzun vadeli bir değere dönüştüren temel unsurlardır” ifadesini kullandı.

Kalkınma kurumları, projelerin finansman edilebilirliğini destekliyor

Es-Seyyari, çok taraflı kalkınma bankalarının riskleri paylaşarak ve gerekli teknik uzmanlığı sağlayarak, hükümetlerin altyapı planlarını finanse edilebilir ve yatırılabilir projelere dönüştürmede kilit bir rol oynayabileceğini değerlendiriyor.

Bu doğrultuda, ana su arıtma tesislerinin modernizasyonunu hedefleyen ve Suudi Arabistan Su İdaresi ile gerçekleştirilen son finansman projesini örnek gösteren es-Seyyari, bu işlemin Ulusal Altyapı Fonu ve ticari borç verenlerle iş birliği içinde yapılandırıldığını belirtti. Es-Seyyari, bu ölçekteki bir projenin yatırılabilir hale gelmesinin; çok taraflı bir kalkınma kurumunun ticari kreditörlerin üstlenemeyeceği riskleri absorbe etmesi, çevresel ve sosyal özen incelemelerini yürütmesi ve anlaşmayı uluslararası standartlara göre yapılandırmak için gerekli teknik kapasiteyi sağlaması sayesinde mümkün olduğunu ifade etti.

Es-Seyyari değerlendirmesini şöyle sürdürdü: “Model tam olarak budur; çok taraflı kalkınma kurumları, disiplinli hazırlık, karma finansman ve kredi değerliliğinin artırılması yoluyla hedefleri finanse edilebilir projelere dönüştürür.”

Es-Seyyari, bankanın projelerde yer almasının ‘piyasaya güven verdiğini, algılanan riskleri azalttığını ve özel sermayeyi kendi doğrudan taahhütlerinin çok ötesinde teşvik ettiğini’ de sözlerine ekledi.

Risk dağılımı

Özel sektörün altyapı projelerine katılımının artmasının önündeki engellere değinen es-Seyyari, bu sektördeki risklerin tamamen ortadan kaldırılamayacağını, ancak taraflar arasında uygun şekilde dağıtılması gerektiğini belirtti. Es-Seyyari, düzenleyici belirsizlikler, erken aşama inşaat riskleri veya net geçmişi bulunmayan gelir modelleri gibi yatırımcıların fiyatlandırmakta zorlandığı riskleri üstlenmelerinin istendiği durumlarda zorlukların ortaya çıktığını vurguladı.

“Çok taraflı bir kalkınma bankası olarak görevimiz, bu risk dağılımını düzeltmektir” ifadesini kullanan es-Seyyari, bankanın bu doğrultuda hareket ettiğini kaydetti.

Es-Seyyari, kamu bütçeleri üzerindeki yükü hafifleten egemen olmayan finansmanın yanı sıra, garanti mekanizmaları ve ilk zarar üstlenme yapılarının kurumsal yatırımcılar için ticari dilimlerin cazibesini artırdığını, ayrıca projelerin uygulama ve işletme süreçlerine olan güveni pekiştirdiğini belirtti.

Gelecekteki projelerin yatırımcılar açısından şeffaf ve öngörülebilir olmasının önemine dikkat çeken es-Seyyari, bankanın Suudi Arabistan ile geliştirdiği yatırım programının, tekil anlaşmalara bağımlı kalmak yerine piyasaya yapılandırılmış bir dizi yatırım fırsatı konusunda daha net bir vizyon sunduğunu vurguladı.

Kurumsal yatırımcıları çekmek için 4 koşul

Es-Seyyari, emeklilik fonları ve sigorta şirketlerinin devasa miktarlarda uzun vadeli sermaye yönettiğini, bu yatırımların niteliği ile söz konusu kurumların yükümlülükleri arasındaki doğal uyuma rağmen, portföylerinin yalnızca sınırlı bir kısmının altyapıya ayrılmış durumda olduğunu ifade etti.

Altyapı yatırımlarının uzun vadeli, öngörülebilir ve genellikle enflasyona endeksli nakit akışları sunduğunu belirten es-Seyyari, bu durumun kurumsal yatırımcıların yükümlülükleriyle yüksek düzeyde uyum sağladığını vurguladı.

Bu tür yatırımların önünü daha fazla açmak için dört temel şart belirleyen es-Seyyari, bunları; net kamu-özel iş birliği düzenlemelerini de içeren istikrarlı hukuki ve düzenleyici çerçeveler, ihale belgeleri ile proje yapılarının standartlaştırılması, kredi değerliliğini artırıcı araçların sağlanması ve çevresel, sosyal ve yönetişim alanlarında güvenilir bir performans sergilenmesi şeklinde sıraladı.

“Küresel yatırımcıların birçoğu net sıfır emisyon taahhütlerine tabi durumda. Bu nedenle Paris Anlaşması hedefleriyle uyumlu varlıklar arıyorlar” diyen es-Seyyari, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bu şartlar sağlandığında, Körfez’deki altyapı projeleri kurumsal yatırımcılar için ana varlık sınıfına dönüşebilir. Sermaye de bunu takip edecektir.”

Bölgesel fonlar sermaye mobilizasyonunu güçlendiriyor

Es-Seyyari, bölgesel fonları Körfez’de ve genel olarak bölgedeki altyapı projeleri için özel sermayeyi harekete geçirmede en etkili araçlardan biri olarak nitelendirdi.

Doğrudan kredinin tek bir projeyi finanse ettiğini belirten es-Seyyari, iyi yapılandırılmış bir yatırım platformunun ise birden fazla projeden oluşan bir portföyü finanse edebileceğini, riskleri çeşitlendirebileceğini ve etrafında entegre bir yatırım ekosistemi kurabileceğini açıkladı.

AIIB’nin Körfez ülkelerindeki altyapı fonlarına yönelik taahhütlerine dikkat çeken es-Seyyari, Suudi Arabistan Kamu Yatırım Fonu (PIF) ve Umman Yatırım Otoritesi gibi yatırımcıların desteğiyle hareket eden Rakiza ile Aberdeen Standard Investcorp Infrastructure Partners gibi fonları örnek gösterdi. Es-Seyyari, bu fonların sağlık, eğitim, su, ulaşım ve dijital ağlar da dâhil olmak üzere çeşitli sektörlerdeki sürdürülebilir temel altyapıları hedeflediğini kaydetti.

AIIB’nin katılımının yalnızca sermaye sağlamakla kalmayıp aynı zamanda projelere belirli standartlar getirdiğini vurgulayan es-Seyyari, alt projelerin bankanın kriterlerine göre değerlendirildiğini, uygun olmayan faaliyetlerin kapsam dışı bırakıldığını ve yönetişim gerekliliklerinin sözleşmelere dâhil edildiğini belirtti.

Es-Seyyari, ‘ölçek, disiplin ve yerel uzmanlık’ bileşiminin, kurumsal sermayeyi bölgenin altyapı ihtiyaçlarına yönlendirmede temel unsur olduğunu ifade etti.

Mevcut varlıkların güncellenmesi

Es-Seyyari, Körfez ülkelerinin ekonomik büyüme, çevresel hedefler ve uzun vadeli finansman ihtiyaçları arasında denge kuran sürdürülebilir bir altyapı ekosistemi inşa etmede kaydettiği ilerlemeyi övdü. Sürdürülebilirliğin, net sıfır taahhütlerinden yenilenebilir enerji hedeflerine kadar bölgedeki ulusal vizyonların temel bir parçası haline geldiğini belirten es-Seyyari, özellikle dikkat çeken hususun, bölge ülkelerinin sadece yeni projeler inşa etmekle kalmayıp mevcut varlıkları modernize etmeye yönelmesi olduğunu ifade etti. Suudi Arabistan’daki su arıtma tesislerinin modernizasyonunu buna örnek gösteren es-Seyyari, termal arıtma teknolojilerinden ters ozmoz teknolojisine geçişin, üretim kapasitesini artırıp varlıkların ömrünü uzatırken enerji tüketimini ve emisyonları azaltacağını açıkladı.

“Büyüme ve çevresel performans birlikte ilerliyor” diyen es-Seyyari, bölgedeki finansman ekosisteminin de çok taraflı, ulusal ve ticari kurumları bir araya getiren finansal yapılarla hızla geliştiğini belirtti.

AIIB tarafından onaylanan her finansmanın Paris Anlaşması hedefleriyle uyumlu olduğunu vurgulayan es-Seyyari, “Bölgenin yönü net ve biz bu süreci desteklemekten gurur duyuyoruz” dedi.

Enerji, su ve yeşil hidrojen

Es-Seyyari, önümüzdeki on yıl içinde Suudi Arabistan ve Körfez ülkelerinin altyapıyla bağlantılı bir dizi alanda öne çıkacağını öngörüyor. Bu alanların başında yenilenebilir enerji ve depolama sistemleri, gelişmekte olan yeşil hidrojen ekonomisinin yanı sıra teknoloji odaklı altyapı ile iklim değişikliklerine karşı dirençli su sistemleri geliyor. Bölgenin bağlantı altyapısı, veri merkezi kapasiteleri ve dijital altyapı alanlarında halihazırda ileri düzey yatırımlara sahip olduğunu belirten es-Seyyari; su güvenliğinin ise bölgenin yapısı ve gelecekteki ihtiyaçları dikkate alındığında stratejik bir öncelik teşkil ettiğini vurguladı.

Finansman modellerinde dönüşüm

Es-Seyyari, önümüzdeki on yıldaki en belirgin gelişmenin sadece altyapı projelerinin niteliğiyle sınırlı kalmayacağını, bu projelerin finanse edilme yöntemlerine de yayılacağını değerlendiriyor. Bu süreçte, ağırlıklı olarak kamu finansmanına dayanan modellerden; hükümetleri, kalkınma kurumlarını, egemen yatırımcıları ve özel sermayeyi bir araya getiren daha gelişmiş ortaklıklara doğru kademeli bir geçiş yaşanması öngörülüyor.

frgty
Asya Altyapı Yatırım Bankası binası (AIIB)

Bu dönüşümün AIIB’nin desteklemek amacıyla kurulduğu rolün özünü oluşturduğunu belirten es-Seyyari, bankanın Doha’da ev sahipliği yapacağı 11. Yıllık Toplantısı’nın ‘Yarının Altyapısı: Etki ve İnovasyon’ teması altında önemli bir dönüm noktası olacağını ifade etti. Es-Seyyari, önümüzdeki yıllarda Suudi Arabistan ve Körfez ülkelerinin yenilenebilir enerji, dijital altyapı ve su sistemleri alanlarında bir dizi küresel trende öncülük etmesini beklediğini kaydetti.



Suudi Arabistan büyük projelerin yönetimini Suudi kadrolara açıyor

Suudi mühendisler Suudi Arabistan'daki projelerden birini incelerken (SPA)
Suudi mühendisler Suudi Arabistan'daki projelerden birini incelerken (SPA)
TT

Suudi Arabistan büyük projelerin yönetimini Suudi kadrolara açıyor

Suudi mühendisler Suudi Arabistan'daki projelerden birini incelerken (SPA)
Suudi mühendisler Suudi Arabistan'daki projelerden birini incelerken (SPA)

Suudi Arabistan, büyük projelerin yönetiminde ulusal kadroların payını artıracak yeni bir adım attı. Özel sektörde proje yönetimi mesleklerinde yerlileştirme oranının Şubat 2027'ye kadar yüzde 70'e çıkarılması, altyapıdan konuta, turizmden inşaata kadar ülkenin stratejik sektörlerinde Suudi yetkinliklerin daha fazla sorumluluk üstlenmesinin önünü açıyor.

İnsan Kaynakları ve Sosyal Kalkınma Bakanlığı tarafından Belediyeler ve Konut Bakanlığı ile iş birliği içinde alınan karar, proje yönetimi alanında yönetici, mühendis ve uzman olarak çalışan en az 3 kişiye sahip işletmeleri kapsıyor. Karar, inşaat, altyapı, konut ve turizm sektörlerinin hızlı bir şekilde büyüdüğü bir dönemde özel önem taşıyor.

Bakanlık ayrıca kararın uygulama kılavuzunu internet sitesinde yayımladı. Kılavuzda kapsam dahilindeki meslekler, uygulama mekanizmaları, yerlileştirme oranlarının hesaplanma yöntemi ve uyum kuralları yer aldı. Böylece özel sektör kuruluşlarına, karar yürürlüğe girmeden önce istihdam yapılarını yeniden düzenlemeleri ve ihtiyaç duyacakları insan kaynağını planlamaları için süre tanındı.

Uygulama öncesinde dikkat çeken rakamlar

Karar, iş gücü piyasasındaki göstergelerde kaydedilen belirgin iyileşmeyle aynı döneme denk geliyor. Suudi vatandaşları arasındaki işsizlik oranı, bu yılın ilk çeyreğinde yüzde 6,8'e geriledi.

“Qiwa” platformunun verilerine göre, ikinci çeyrekte 258 binden fazla Suudi vatandaşının iş gücü piyasasına katıldığı ve 419 binden fazla iş sözleşmesinin belgelendiği görüldü. Platform aynı çeyrekte 3 milyondan fazla hizmet sunarken, 163 binden fazla maaş belgesi ile Suudi vatandaşları için 63 binden fazla deneyim belgesi düzenledi.

Yerlileştirme konusunda ise “Qiwa”, yerlileştirme şartlarını karşılayan işletmelere 72 binden fazla uygunluk belgesi verdi. Bu uygulama, ulusal yeteneklerin iş gücüne katılımını artırma çalışmalarına yönelik uyumun takip edilmesi kapsamında gerçekleştirildi.

Nitelikli yerlileştirme sadece çalışan değişimi anlamına gelmiyor

Kararı değerlendiren Suudi İnsan Kaynakları Derneği Yönetim Kurulu Üyesi danışman Badr el-Anzi, Şarku’l Avsat'a yaptığı özel açıklamada, proje yönetimi mesleklerinde yerlileştirme oranının yüzde 70'e çıkarılmasının, özellikle Suudi Arabistan'daki büyük projelerin genişlemesi ve ulusal yetkinliklerin planlı ve kademeli istihdam politikaları kapsamında gelişmesi dikkate alındığında, önemli ve olgun bir karar olduğunu söyledi.

El-Anzi, Suudi yetkinliklerin mevcut talebi karşılayabilecek düzeyde olduğunu, ancak asıl sorunun insan kaynağının sayısından ziyade pratik deneyimin niteliğiyle ilgili olduğunu belirtti. Proje yönetiminin planlama, risk, maliyet ve zaman yönetimi gibi alanlarda saha deneyimi gerektirdiğine dikkat çekti.

Kararın, Suudi olmayan bir çalışanın yerine Suudi bir çalışanın getirilmesinden ibaret görülmemesi gerektiğini vurgulayan El-Anzi, bunun nitelikli yerlileştirme ve bilgi transferi olarak değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti. El-Anzi, ulusal yetkinliklerin büyük projeleri kendi başlarına yönetebilecek seviyeye ulaşmasına kadar sürecin sürekli takip edilmesi gerektiğini belirtti.

Ücret rekabeti

El-Anzi'ye göre en önemli zorluklar yerlileştirme kararının kendisinden ziyade, piyasanın sayısal yerlileştirmeden sürdürülebilir nitelikli yerlileştirmeye geçebilme kapasitesiyle ilgili olacak.

Suudi yetkinliklere yönelik talebin artacağını ve özellikle büyük sektör ve projelerde ücret rekabetinin kızışacağını öngören El-Anzi, şirketlerin piyasanın rekabet koşullarında istikrarlarını koruyabilmeleri için organizasyonel yapılarını ve ücret politikalarını yeniden gözden geçirmeleri gerekeceğini söyledi.

Sayısal yerlileştirme, belirli bir oranda Suudi vatandaşının istihdam edilmesini hedeflerken, “nitelikli yerlileştirme” ulusal kadroların yetkinliği, deneyimi ve görevleri fiilen yerine getirme ve işi yönetme kapasitesine odaklanıyor. Böylece yalnızca bir pozisyonun doldurulması ve belirlenen oranın tutturulmasının ötesine geçiliyor.

Piyasayı yeniden şekillendirebilir

El-Anzi, kararın gerçek başarısının kağıt üzerinde yüzde 70'lik orana ulaşılmasıyla değil, Suudi proje yöneticileri ve uzmanlarının yüzde 70'inin projeleri fiilen yönetebilecek seviyeye ulaşmasıyla ölçüleceğini belirtti.

Kararın etkisinin Suudilere sunulan iş imkanlarının sayısındaki artıştan çok daha kapsamlı olabileceğini ifade eden El-Anzi, uygulamanın proje yönetimi piyasasının tamamını yeniden şekillendirebileceğine dikkat çekti.

İnsan Kaynakları ve Sosyal Kalkınma Bakanlığı'nın daha önce de proje yönetimi mesleklerinde yerlileştirmeyi aşamalı olarak uygulamaya koyduğunu hatırlatan El-Anzi, bunun yüksek katma değer taşıyan kilit pozisyonların yerlileştirilmesine yönelik bir yönelimi yansıttığını söyledi.

Kararın uzun vadede özel sektörün verimliliğine ve nitelikli uzmanlaşmış yerlileştirmeyi benimseme kapasitesine olumlu yansımasını bekleyen El-Anzi, mühendis, yönetici ve teknisyenler dahil olmak üzere farklı meslek gruplarında proje yönetiminde çalışan Suudi vatandaşlarının oranının artacağını öngördü.

İş gücünün ötesinde ekonomik etki

Kararın ekonomik boyutuna ilişkin değerlendirmelerde bulunan finans ve ekonomi danışmanı Dr. Hüseyin el-Attas ise Şarku’l Avsat'a yaptığı özel açıklamada, kararın “istihdamdan ziyade stratejik” bir nitelik taşıdığını söyledi.

El-Attas, proje yönetiminin inşaat, altyapı, turizm, konut ve lojistik gibi sektörler üzerinden Suudi Arabistan'ın 2030 Vizyonu hedeflerinin hayata geçirilmesinin merkezinde yer aldığını belirtti.

Ekonomik etkilerin yalnızca istihdam edilen Suudi vatandaşlarının sayısındaki artışla sınırlı kalmayacağını ifade eden El-Attas, ulusal uzmanlık alanlarına yönelik talebin artacağını ve daha yüksek katma değer sağlayan nitelikli işlerin oluşacağını söyledi.

Buna karşılık, uzman yabancı iş gücüne yoğun şekilde dayanan şirketlerin kısa vadede daha yüksek istihdam maliyetleriyle karşılaşabileceğini belirten El-Attas, bunun şirketleri ekiplerini yeniden yapılandırmaya ve eğitim yatırımlarına erken aşamada başlamaya yönelteceğini kaydetti.

İnsan sermayesine yatırım

El-Attas, Şubat 2027'ye kadar uzanan geçiş süresinin şirketlere durumlarını yeniden düzenlemeleri için yeterli zaman tanıdığını belirterek, kararın yerli ve yabancı yatırımlar açısından ciddi bir engel oluşturmasını beklemediğini söyledi.

Aksine kararın, insan sermayesine, eğitim piyasasına ve mesleki sertifikasyon alanına yatırımları teşvik edebileceğini belirten El-Attas, şirketlerin önünde iki seçenek bulunacağını ifade etti: Hazır durumdaki ulusal yetkinlikleri işe almak veya kendi kadrolarını yetiştirmeye yatırım yapmak.

El-Attas, yerlileştirme kurallarının açık ve istikrarlı olmasının yabancı yatırımcı açısından oranın kendisinden daha önemli bir unsur olduğunu vurguladı.

Etkiyi artırmak için 3 aşama

El-Attas, kararın yerel ekonomik değerini artırmak için üç aşama belirledi: Ulusal yetkinliklerin istihdam edilmesi ve yetiştirilmesi, küresel şirketlerden bu kadrolara bilgi ve deneyim aktarılması ve son olarak büyük projeleri ulusal ve uluslararası ölçekte yönetebilecek bir Suudi proje yöneticileri neslinin oluşturulması.

El-Attas da El-Anzi'nin değerlendirmesine katılarak, kararın ekonomik başarısının kağıt üzerinde yüzde 70'lik yerlileştirme oranına ulaşılmasıyla değil, ulusal yetkinliklerin maliyet, zaman, kalite ve risk yönetimi açısından dünya standartlarında projeleri yönetebilme kapasitesiyle ölçülmesi gerektiğini söyledi.

El-Attas'a göre bu süreçteki temel zorluklardan biri ise akademik yeterlilik ile sahadaki pratik deneyim arasındaki boşluk olacak.


Suudi Arabistan ve Arap ülkelerinden İsrail’in Suriye’nin egemenliğini ihlaline sert kınama

İsrail'in dün düzenlediği saldırıların ardından Ebu el-Zuhur askeri üssünün görünümü (Reuters)
İsrail'in dün düzenlediği saldırıların ardından Ebu el-Zuhur askeri üssünün görünümü (Reuters)
TT

Suudi Arabistan ve Arap ülkelerinden İsrail’in Suriye’nin egemenliğini ihlaline sert kınama

İsrail'in dün düzenlediği saldırıların ardından Ebu el-Zuhur askeri üssünün görünümü (Reuters)
İsrail'in dün düzenlediği saldırıların ardından Ebu el-Zuhur askeri üssünün görünümü (Reuters)

Suudi Arabistan, İsrail işgal güçlerinin Suriye’nin İdlib ilindeki Ebu Zuhur Askeri Hava Üssü’nü hedef alan hava saldırılarını, uluslararası hukukun ve Suriye’nin egemenliğinin “açık bir ihlali” olarak nitelendirerek en sert ifadelerle kınadı.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı tarafından dün yapılan açıklamada, söz konusu saldırının kesin bir şekilde reddedildiği belirtilerek uluslararası topluma İsrail’in uluslararası hukuk ve teamülleri ihlal etmesine son vermesi çağrısı yinelendi. Açıklamada ayrıca Suriye ile dayanışma içinde olunduğu ve ülkenin egemenliğini koruyacak, toprak bütünlüğünü ve birliğini güvence altına alacak, Suriye halkının güvenlik ve istikrarını sağlayacak her türlü çabanın desteklendiği vurgulandı.

Körfez ülkelerinin yanı sıra Arap ve İslam ülkeleri de İdlib’deki Ebu Zuhur Askeri Hava Üssü’nü hedef alan İsrail saldırılarını kınadı. Saldırının Suriye’nin egemenliği ve toprak bütünlüğünün “açık bir ihlali” ve uluslararası hukuk ile Birleşmiş Milletler Şartı’nın hükümlerine aykırı olduğu ifade edildi. Açıklamalarda Suriye ile dayanışma mesajı verilirken, ülkenin egemenliğini ve toprak bütünlüğünü korumaya yönelik bütün çabaların desteklendiği belirtildi.

Körfez ve Arap ülkelerinden dayanışma

Katar Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, İsrail’in bölge ülkelerinin egemenliğini cezasız olarak ihlal etmeyi sürdürmesinin, güç kullanarak yeni fiili durum dayatmaya yönelik “tehlikeli bir yaklaşımı” ve uluslararası meşruiyeti sistematik biçimde hiçe saymayı ortaya koyduğu belirtildi.

Açıklamada, İsrail’in çevresinde yeni bir fiili durum oluşturmaya çalışması halinde, uluslararası toplumun buna kararlı bir şekilde karşılık vermesi gerektiği vurgulandı. İsrail’in, uluslararası hukukun üzerinde hareket ettiği bir ortamın oluştuğu ve uluslararası toplumun bu ihlalleri engellemekte sessiz ve yetersiz kaldığı ifade edilerek, uluslararası topluma sorumluluklarını yerine getirme çağrısı yapıldı.

Katar Dışişleri Bakanlığı ayrıca hesap verebilirlik ve caydırıcılığın olmamasının İsrail’i ihlallerini sürdürmeye teşvik ettiği, bunun ise güvenlik ve istikrarı tehdit ederek bölgeyi daha geniş bir gerilim döngüsüne sürüklediği uyarısında bulundu.

Kuveyt Dışişleri Bakanlığı da uluslararası topluma ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne, İsrail’in Suriye topraklarına yönelik tekrarlanan saldırılarını durdurma ve uluslararası hukuk ile BM Şartı’nın kurallarına uyulmasını sağlama sorumluluklarını yerine getirme çağrısında bulundu.

Mısır Dışişleri Bakanlığı da yaptığı açıklamada, İsrail’in Suriye topraklarındaki ihlallerinin sürmesini tamamen reddettiğini belirtti. Açıklamada, bu saldırıların Suriye ve bölgedeki istikrar çabalarını sekteye uğratabilecek, bölgesel güvenlik ve barışı tehdit eden “tehlikeli bir tırmanış” olduğu ifade edildi.

Mısır, uluslararası toplumun İsrail’in tekrarlanan ihlallerine son verilmesi ve güç kullanarak fiili durum dayatma politikasının durdurulması için sorumluluklarını yerine getirmesi gerektiğini vurguladı. Bunun, bölgede yaşanan peş peşe gerilim döngülerinin kontrol altına alınmasına katkı sağlayacağı belirtildi.

Ürdün Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Büyükelçi Fuad el-Mecali de Suriye’nin güvenlik ve istikrarını hedef alan tüm tekrarlanan İsrail saldırıları ve uygulamalarının durdurulması gerektiğini söyledi. Mecali, uluslararası topluma hukuki ve ahlaki sorumluluklarını yerine getirme, İsrail’i Suriye’ye yönelik yasa dışı ve provokatif saldırılarını durdurmaya ve Suriye topraklarının bir bölümündeki işgaline son vermeye zorlama çağrısında bulundu. İsrail’in uluslararası hukuk kurallarına, uluslararası meşruiyet kararlarına, devletlerin egemenliğine ve iç işlerine müdahale etmeme ilkesine uyması gerektiğini belirtti.

Körfez İşbirliği Konseyi de İsrail işgal güçlerinin düzenlediği saldırıları en sert ifadelerle kınadı. Konsey Genel Sekreteri Casim el-Budeyvi, İsrail’in Suriye topraklarını hedef almasının, ülkenin egemenliğine ve topraklarının dokunulmazlığına yönelik kabul edilemez bir saldırı olduğunu söyledi.

Budeyvi, saldırıların devletlerin egemenliğine yönelik müdahaleyi yasaklayan uluslararası kural ve teamüllere aykırı olduğunu belirterek, bu uygulamaların sürmesinin gerilimi ve tırmanmayı artırabileceği, bölgede güvenlik ve istikrarı sağlamaya yönelik bölgesel ve uluslararası çabaları baltalayabileceği uyarısında bulundu.

Konsey Genel Sekreteri uluslararası topluma sorumluluklarını yerine getirme ve bu ihlallere karşı kararlı bir tutum alma çağrısı yaparak, İsrail’in Suriye topraklarına yönelik saldırılarının durdurulmasını ve Suriye’nin güvenlik ve istikrarının korunmasını istedi. Ayrıca Körfez İşbirliği Konseyi ülkelerinin Suriye Cumhuriyeti, egemenliği ve toprak bütünlüğüyle dayanışma içinde olduğunu yineledi.

Gerilimden İsrail sorumlu tutuldu

Suriye devlet medyası daha önce Suriyeli bir askeri kaynağa dayandırdığı haberinde, “İsrail işgal güçlerine ait savaş uçaklarının dün şafak vakti İdlib’in doğu kırsalındaki Ebu Zuhur Askeri Hava Üssü pistini sekiz hava saldırısıyla hedef aldığını” bildirmişti. Saldırının can kaybına yol açmadığı, ancak hava üssünün altyapısında maddi hasar meydana geldiği belirtildi.

Suriye Dışişleri Bakanlığı da İsrail’in hava saldırılarını en sert ifadelerle kınayarak bunları “haksız bir saldırı, egemenliğin açık bir ihlali ve bölgenin güvenliğini tehdit eden tehlikeli bir gerilim” olarak nitelendirdi.

Bakanlığın açıklamasında, İsrail’in 8 Aralık 2024’ten bu yana düzenlediği saldırıların, Suriye’nin itidal politikası izlediği, istikrarı güçlendirmeye ve gerilimden kaçınmaya çalıştığı bir dönemde sürdüğüne dikkat çekildi. Açıklamada, bu durumun İsrail işgalinin söz konusu çabaları baltalama ve bölgeyi daha fazla gerilim ve istikrarsızlığa sürükleme girişimlerini bir kez daha ortaya koyduğu belirtildi.

Suriye, tırmanıştan İsrail’i sorumlu tutarak uluslararası topluma ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne saldırıyı açıkça kınama ve İsrail’in Suriye’nin egemenliğine yönelik tekrarlanan ihlallerine karşı kararlı bir tutum alma çağrısında bulundu.

Şam ayrıca, “uluslararası hukuk ve teamüller tarafından güvence altına alınan meşru yollarla haklarını ve ulusal çıkarlarını savunmayı sürdüreceğini” bildirdi.


Microsoft Arabia Başkanı, Şarku’l Avsat’a Suudi Arabistan’da yapay zekânın bir sonraki aşamasına ilişkin öncelikleri anlattı

Microsoft Arabia Başkanı Ayman AlGhamdi (Microsoft Arabia)
Microsoft Arabia Başkanı Ayman AlGhamdi (Microsoft Arabia)
TT

Microsoft Arabia Başkanı, Şarku’l Avsat’a Suudi Arabistan’da yapay zekânın bir sonraki aşamasına ilişkin öncelikleri anlattı

Microsoft Arabia Başkanı Ayman AlGhamdi (Microsoft Arabia)
Microsoft Arabia Başkanı Ayman AlGhamdi (Microsoft Arabia)

Suudi Arabistan’da yıllar süren altyapı ve düzenleyici çerçeve çalışmalarının ardından yeni hedef, yapay zekânın kurumların merkezine fiilen entegre edilmesi haline geldi. Microsoft Arabia Başkanı Ayman AlGhamdi, şirketin Krallık’taki faaliyetlerinin başına geçmesiyle birlikte bu entegrasyon açığını en önemli önceliği olarak belirledi.

Geçtiğimiz temmuz ayında göreve gelmesinden bu yana verdiği ilk medya demecinde AlGhamdi, önümüzdeki döneme ilişkin üç temel öncelik sıraladı: Güvenilir bir bulut altyapısı oluşturmak, yapay zekâyı deney aşamasından fiili kullanıma geçirmek ve yerel kapasiteyi artırmak. Bu hedefler, Krallık’ın Doğu Bölgesi’nde bir Azure bölgesinin kullanıma sunulması, yetkinlik geliştirme programlarının genişletilmesi ile bölgesel ve küresel ölçekte büyümeye uygun yerel çözümlerin geliştirilmesi süreçleriyle eş zamanlı olarak yürütülecek.

Kurumlar içindeki uygulama açığı

AlGhamdi, Suudi Arabistan’ın veri ve yapay zekâya dayalı bir ekonomiye geçiş için gerekli altyapı, veri yönetişimi, sorumlu yapay zekâ ve kapasite inşası alanlarında temel adımları büyük oranda tamamladığını belirtti.

Bu kapsamda Suudi Arabistan Veri ve Yapay Zekâ Kurumu’nun (SDAIA) kaydettiği ilerlemeye dikkat çeken AlGhamdi, mevzuat çerçevesinin veriyle ilgili 32, yapay zekâyla ilgili ise 13 düzenleyici aracı kapsadığını ifade etti. AlGhamdi buna karşın, önümüzdeki sürecin daha çok kurumların kendi iç dinamiklerinde yaşanacak gelişmelere bağlı olacağını vurguladı.

Şarku’l Avsat’a konuşan AlGhamdi, “Birtakım kurumlar yapay zekâyı temel operasyonlarına entegre etmek yerine halen bir deney alanı olarak görmeye devam ediyor” değerlendirmesinde bulundu. Söz konusu açığın kapatılması için yapay zekânın doğrudan iş performansına, hizmetlere ve müşteri deneyimine bağlanması gerektiğini belirten AlGhamdi, kullanımın ölçülebilir bir etkiye dönüşebilmesi adına uygun veri, yönetişim, nitelikli insan kaynağı ve işletim modellerinin sağlanmasının şart olduğunu kaydetti.

gjuk
Microsoft: Bulut ve yapay zekâ sağlayıcıları arasındaki rekabet, sadece modeller ve altyapı sunmaktan öteye geçerek, kurumlar içinde gerçek ve güvenli bir etki yaratma yeteneğine doğru kayacak. (Adobe)

Bu yaklaşım, AlGhamdi’nin ilk yılındaki önceliklerinin odağını oluşturuyor. AlGhamdi, hedefin yapay zekânın etkisini ‘sadece bir başlık olmaktan çıkarıp somut hale getirmek’ ve bunu kurumların çalışma yöntemlerine, sundukları hizmetlere ve elde ettikleri sonuçlara yansıtmak olduğunu ifade etti.

İlk yıl için üç öncelik

AlGhamdi ilk olarak, Krallık’ın Doğu Bölgesi’ndeki Azure bölgesinin müşteri iş yüklerine açılmasına hazırlık kapsamında, ‘güvenilir bulut altyapısı’ şeklinde adlandırdığı unsuru öne çıkardı. AlGhamdi bu adımı, yalnızca ülke içindeki işlem kapasitesini artırmakla sınırlı görmeyip kurumların hassas sistemlerini güvenli ve sorumlu bir şekilde modernize edebilme yeteneğiyle ilişkilendirdi.

İkinci öncelik ise yapay zekâ projelerini deney aşamasından pratik değere dönüştürmek. AlGhamdi, başarı kriterinin şirketlerin duyurduğu kullanım senaryolarının sayısıyla değil; verimlilik, hizmetler, operasyonlar ve müşteri deneyiminde sağlanan somut iyileşmeyle ölçüleceğini vurguladı.

Bu deneysel süreçten pratik kullanıma geçişin bir örneği olarak AlGhamdi, Obeikan Group tarafından akıllı fabrikalar için geliştirilen akıllı sistem O3ai platformunu işaret etti.

Suudi yetkinliklerinin geliştirilmesini ise üçüncü sıraya koyan AlGhamdi, Microsoft’un 2030 yılına kadar Suudi Arabistan’da 3 milyon kişinin yapay zekâ becerileri kazanmasına yardımcı olma taahhüdünü hatırlattı. Dönüşümün yerel düzeyde inşa edilmesi ve sürdürülebilir kılınmasının hedeflendiğini belirten AlGhamdi, “Dönüşümü tek başına teknoloji değil, insanlar gerçekleştirir” değerlendirmesinde bulundu.

Bulut teknolojisi... Yerel barındırmadan çok daha fazlası

AlGhamdi, Suudi Arabistan’daki bulut bölgesinin faaliyete geçmesini yalnızca bir kapasite veya veri depolama meselesi olarak sunmayıp şirketlerin ve kamu kurumlarının kritik iş yüklerini modernize etme ve yapay zekâ kullanımını yaygınlaştırma yeteneğiyle ilişkilendiriyor. Ulusal ölçekte bir genişlemenin; bulut hazırlığı, veri altyapısı, güvenlik, yönetişim, yetkinlikler ve güçlü bir ortaklık ağını içeren bütüncül unsurlara ihtiyaç duyduğuna dikkati çeken AlGhamdi, yeni bulut bölgesinin yaratacağı asıl geniş etkinin dijital değer üretiminin daha büyük bir kısmının Krallık içine taşınmasıyla görüleceğini belirtiyor. AlGhamdi, bu durumun daha fazla yerel çözüm, teknik kapasitenin derinleşmesi ve iş ortakları arasında yenilikçiliğin yaygınlaşması anlamına gelebileceğini ifade ediyor. Uzun vadede ise hem Suudi pazarında hem de bölgedeki diğer pazarlarda kullanılabilecek fikri mülkiyetlerin üretilmesinin hedeflendiğini vurguluyor.

Daha rekabetçi bir pazar

AlGhamdi, Suudi müşterilerin yerel ve küresel bulut hizmet sağlayıcıları arasında geniş bir seçenek yelpazesine sahip olmasını olumlu bir gelişme olarak değerlendirerek, bu durumun ‘güçlü ve hızla olgunlaşan’ bir pazarı yansıttığını ifade etti. Bulut kapasitesinin genişlemesi ve gelişmiş yapay zekâ modellerine erişimin kolaylaşmasıyla birlikte AlGhamdi, rekabetin yalnızca altyapıya veya modele sahip olma ekseninde kalmayacağını vurguladı.

“Fark yaratma süreci erişimden etkiye kayacak” değerlendirmesinde bulunan AlGhamdi, asıl sorunun modele kimin sahip olduğu değil; kurumların bu teknolojiyi güvenli, sorumlu ve çalışma yöntemlerini fiilen değiştirecek şekilde kullanmalarına kimin yardımcı olabileceği hususunda düğümleneceğini belirtti.

cdfgthy
Microsoft, Suudi kuruluşların önündeki en büyük zorluğun, yapay zekâ deneyimlerinden, bunu süreçlere fiilen entegre etmeye ve ölçülebilir sonuçlar elde etmeye geçiş yapmak olduğunu düşünüyor. (Adobe)

AlGhamdi bu durumu; bulut, veri, siber güvenlik, verimlilik araçları, iş uygulamaları, geliştirici araçları ve model seçeneklerinin tek bir platformda birleştirilmesi hedefiyle ilişkilendiriyor. Böylece yapay zekânın günlük iş akışlarının, kararların, operasyonların ve müşteri deneyimlerinin doğal bir parçası haline gelmesi amaçlanıyor.

Her bir kurumun kendine özgü veri, bağlam ve kurumsal bilgi birikimi üzerindeki denetimine de dikkat çeken AlGhamdi, Microsoft’un rekabette öne çıkardığı unsurları ‘güven, seçim imkanı ve kontrol’ kavramlarıyla özetlerken, bunların yanı sıra yapay zekâyı ölçeklenebilir ve ölçülebilir bir etkiye dönüştürme yeteneğinin önemini vurguladı.

Yapay zekâdan elde edilen dengesiz getiri

Üretken yapay zekâya yönelik yatırımların hız kazanmasına rağmen AlGhamdi, kurumların veri, operasyon ve yönetişim sorunlarını çözme kapasitelerinden daha hızlı bir şekilde bu teknolojilere yönelme riski bulunduğunu kabul etti.

Üretken yapay zekânın bir kurumun halihazırda yürüttüğü süreçleri hızlandırabileceğini belirten AlGhamdi, ancak bu teknolojinin ‘zayıf veri altyapısını, dağınık operasyonları veya net bir yönetişim eksikliğini telafi edemeyeceğini’ vurguladı. AlGhamdi, en güçlü sonuçları elde eden kurumların yapay zekâyı bağımsız bir teknoloji projesi olarak değil, iş dönüşümünün bir parçası olarak ele alanlar olduğunu ifade etti.

Söz konusu duruma Ma'aden şirketinin deneyimini örnek gösteren AlGhamdi, şirketteki ekiplerin Microsoft 365 Copilot, Copilot Studio ve Azure OpenAI Service kullanarak ayda 2 bin 200 saatten fazla zaman tasarrufu sağladığını kaydetti. AlGhamdi’ye göre adaptasyon hızı, üzerine kurulduğu altyapının kalitesinden bağımsız değerlendirilmemeli. Güvenlik ve yönetişimin aynı hızla ilerlemesi gerektiğini belirten AlGhamdi, bu noktada asıl sorunun kurumun çok hızlı hareket edip etmediği değil; kurumsal, veri ve güvenlik altyapısının bu hızla eş zamanlı ilerleyip ilerlemediği olduğunu vurguladı.

Teknoloji tüketiminden teknoloji üretimine

AlGhamdi, Suudi Arabistan’daki önümüzdeki dönemin yalnızca küresel platformların kullanımıyla sınırlı kalmayıp Krallık içinden geliştirilen ve ülke sınırlarını aşabilecek teknolojileri inşa etme kapasitesinin artırılmasıyla ilgili olduğunu vurguladı.

Bu doğrultuda Microsoft’un rolünün Suudi şirketlerine, girişimlere ve yazılımcılara bulut altyapısı, yapay zekâ araçları, siber güvenlik, veri platformları ve ortaklık ekosistemi desteği sunmak olduğunu belirten AlGhamdi, yerel bulut bölgesinin veri depolama ve mevzuat gereksinimlerini karşılarken ülke içinde çözümler geliştirilmesine ve barındırılmasına imkân tanıyacağını kaydetti.

Uzun vadedeki fırsatın çok sayıda Suudi kurumunun ‘teknoloji tüketiminden teknoloji üretimine’ geçiş yapması olduğunu ifade eden AlGhamdi, bunun bölgesel ve küresel ölçekte rekabet edebilecek fikri mülkiyetlerin, platformların ve yapay zekâ çözümlerinin geliştirilmesini kapsadığını belirtti.

Dijital egemenlik ve yerel kapasite

AlGhamdi, dijital egemenlik ile veri depolama, operasyonel kontrol ve teknik bağımsızlık arasındaki farklara ilişkin bir soruya yanıt verirken, yerel düzeyde çözüm geliştirme ve bunları Krallık içinde barındırma kapasitesini artırma konusuna odaklandı.

Yerel bulut altyapısının varlığının, girişimcilerin veri depolama ve mevzuat gereksinimlerini gözeterek Suudi Arabistan içinde çözümler geliştirmesine ve barındırmasına imkân tanıdığını belirten AlGhamdi, bu durumu teknolojiyi kullanmaktan üretmeye geçiş süreciyle ilişkilendirdi.

AlGhamdi; veri depolama, operasyonel kontrol ve teknik bağımsızlık kavramları arasında doğrudan bir ayrıma gitmedi. Buna karşın meseleyi; Suudi şirketlerinin, girişimlerin ve yazılımcıların teknik değerin, bilginin ve fikri mülkiyetin daha büyük bir kısmını Krallık bünyesinde tutabilme yeteneğiyle bağdaştırdı.

Altyapının ötesinde bir rol

AlGhamdi, Microsoft’un Suudi Arabistan’daki rolünü değerlendirirken, İletişim ve Bilgi Teknolojileri Bakanlığı ile bulut, yetkinlik gelişimi ve sorumlu yapay zekâ alanlarındaki iş birliği de dahil olmak üzere hükümet, kurumlar, şirketler, yazılımcılar, iş ortakları ve eğitim kurumlarıyla yürütülen 25 yılı aşkın geçmişe dikkat çekti.

Mevcut sürecin sorumluluk seviyesini yalnızca teknoloji sunmanın ötesine taşıdığını belirten AlGhamdi, bunu hizmetlerin ve verimliliğin artırılması, güvenli dijital ortamların güçlendirilmesi ve Suudi yetenekler için daha geniş fırsatlar yaratılması gibi ulusal kazanımlara dönüştürme gerekliliğini vurguladı.

xsdfrgt
Microsoft Arabia, uzun vadeli başarıyı, beceri, yetenek, çözüm ve platformların geliştirilmesi yoluyla Suudi Arabistan’ın teknoloji tüketiminden üretimine geçişiyle ilişkilendiriyor. (Adobe)

AlGhamdi, Microsoft bünyesindeki 15 yılı aşkın deneyiminin ardından bu göreve getirildi. Daha önce şirketin Suudi Arabistan’daki kamu kurumları, ulusal kuruluşlar, eğitim ve sağlık sektörlerine yönelik faaliyetlerini yöneten AlGhamdi, kamu bulut düzenlemeleri ile ulusal analiz platformuna ilişkin girişimlerde de yer aldı. AlGhamdi’nin kariyer geçmişinde ayrıca Oracle ve Google bünyesinde üstlendiği roller bulunuyor.

Önümüzdeki üç yılın sınaması

AlGhamdi, görevdeki üç yılının ardından başarısının nasıl değerlendirileceğine ilişkin soruya yanıt verirken; bunu iş hacmi ya da satılan ürün sayısıyla sınırlamadı. Başarıyı daha geniş bir çerçevede, yapay zekâ alanındaki hedeflerin somut sonuçlara dönüştürülmesiyle ilişkilendiren AlGhamdi, “Üç yıl sonra başarıyı tek bir soruyla değerlendireceğim: Suudi Arabistan’ın yapay zekâ vizyonunu insanların gözlemleyebileceği bir ilerlemeye dönüştürmesine yardımcı olabildik mi?” ifadelerini kullandı.

Bu hedef doğrultusunda AlGhamdi, güvenilir bulut altyapısının kurumlar ve kritik sektörler nezdinde yaygınlaşmasını, yapay zekânın deneysel süreçlerden sıyrılarak verimlilik, hizmetler ve müşteri deneyiminde ölçülebilir iyileşmelere dönüşmesini öncelik olarak tanımladı. AlGhamdi ayrıca, Krallık bünyesinde dijital değer üretebilecek Suudi yeteneklerin, iş ortaklarının ve yazılımcıların sayısının artırılmasını da temel kriterler arasında sıraladı.

Bu kapsamda AlGhamdi’nin çizdiği yeni dönem; teknoloji yatırımlarının benimsenme aşamasından uygulamaya geçiş gücünün test edilmesine odaklanıyor. Süreç, model ve platform kullanımının ötesine geçerek Suudi ekonomisi bünyesinde verimlilik, hizmet kalitesi, nitelikli insan kaynağı ve fikri mülkiyet alanlarında ölçülebilir sonuçlar elde edilmesini hedefliyor.